T.C. HACETTEPE ÜNİVERSİTESİ SAĞLIK BİLİMLERİ ENSTİTÜSÜ ORTAOKULA DEVAM EDEN ÖĞRENCİLERDE AKRAN ZORBALIĞINA NEDEN OLAN ETKENLERİN İNCELENMESİ Aslı COŞKUN Çocuk Gelişimi ve Eğitimi Programı YÜKSEK LİSANS TEZİ ANKARA 2018 T.C. HACETTEPE ÜNİVERSİTESİ SAĞLIK BİLİMLERİ ENSTİTÜSÜ ORTAOKULA DEVAM EDEN ÖĞRENCİLERDE AKRAN ZORBALIĞINA NEDEN OLAN ETKENLERİN İNCELENMESİ Aslı COŞKUN Çocuk Gelişimi ve Eğitimi Programı YÜKSEK LİSANS TEZİ TEZ DANIŞMANI Prof. Dr. Nilgün Baysal METİN ANKARA 2018 ONAY SAYFASI YAYIMLAMA VE FİKRİ MÜLKİYET HAKLARI BEYANI ETİK BEYAN TEŞEKKÜR Bu çalışmanın gerçekleştirilmesinde bilgi ve tecrübelerini benimle paylaşan, naif üslubuyla ufkumu açan değerli danışman hocam Prof. Dr. Nilgün Baysal METİN’e, yıllar sonra tez aşamasında bırakmak durumunda kaldığım yüksek lisans eğitimimi tamamlamak adına beni yüreklendiren sevgili hocam Prof. Dr. Sibel GÜNEYSU’ya, çekinerek çıktığım bu yolda beni başarabileceğime inandıran ve değerli olduğumu hissettiren sevgili hocam Prof. Dr. İsmihan ARTAN’a, yıllar önce yüksek lisans eğitimime başladığımda danışman hocam olan ve akran zorbalığı konusunda çalışmam için beni yönlendiren Prof. Dr. Duyan MAĞDEN’e, akran zorbalığı konusunda yaptığı akademik çalışmaları benimle paylaşan ve hazırlamış oldukları ölçeği kullanmama izin veren Prof. Dr. Metin PİŞKİN’e teşekkürü bir borç bilirim. Tüm eğitim hayatım boyunca benden maddi manevi desteklerini esirgemeyen biricik anne ve babama; ayrıca beni bu süreçte yalnız bırakmayan sevgili eşim ve çocuklarıma çok teşekkür ederim. ÖZET Coşkun, A., Ortaokula devam eden öğrencilerde akran zorbalığına neden olan etkenlerin incelenmesi, Hacettepe Üniversitesi, Sağlık Bilimleri Enstitüsü Çocuk Gelişimi ve Eğitimi Programı Yüksek Lisans Tezi, Ankara, 2018. Bu araştırma nicel verilere dayalı genel tarama modelinde tasarlanmıştır. Araştırmanın evreni Ankara ilinde bulunan, ortaöğretime devam eden 5, 6, 7 ve 8. Sınıf öğrencilerden oluşmaktadır. Ankara genelinde2018 yılında toplam 448 okul ve 250 bin öğrenci bulunmaktadır. Çalışma grubundaki öğrencilere akran zorbalığı ölçeği uygulanmıştır. Veri toplama aracı olarak birinci bölümde araştırmacı tarafından araştırmanın amacı doğrultusunda kaynak taraması yapılarak oluşturulan ve katılımcı öğrencilerin demografik özelliklerine ilişkin toplam 16 soru içeren Genel Bilgi Formu kullanılmıştır. İkinci bölümünde ise fiziksel, sözel, dışlama, söylenti yayma ve eşyalara zarar verme olarak 5 alt boyuttan ve 41 maddeden oluşan Akran Zorbalığı Ölçeği kullanılmıştır. Akran zorbalığı geçerlik ve güvenirliğinin yenilenmesi için açımlayıcı ve doğrulayıcı faktör analizleri yapılmıştır. Ölçüm değişkenlerinin normal dağılıp dağılmadığını incelemek için Kolmogrov-Smirnow normallik testi yapılmıştır. Normal dağılan verilerde Bağımsız Örneklem t testi ve ANOVA, normal dağılım göstermeyen verilerde ise Mann-Whitney U ve Kruskal-Wallis H testleri yapılmıştır. Araştırmanın bulgularına göre fiziksel zorbalık ile cinsiyet arasında anlamlı bir farklılık bulunmaktadır. Erkek öğrenciler kız öğrencilere göre daha fazla fiziksel zorbalık mağdurudur ve fiziksel zorbalık davranışında bulunmaktadır. Öğrencilerin sınıf kademesi ile zorbalık davranışları arasında anlamlı bir ilişki bulunmaktadır. Genel olarak bakıldığında zorbalık davranışının zorbalık mağduriyetinden daha fazla olduğu görülmektedir. Bunun yanı sıra zorbalık davranışı yine zorbalık davranışını doğurmaktadır. Anahtar Kelimeler: Akran, zorba, mağdur, ortaokul, fiziksel, sözel ABSTRACT Coşkun A., Analysing the Factors That Lead Peer Victimisation Among Mid-School Students, Hacettepe University, Children Development and Education Program, Master Thesis, Ankara, 2018. This research was conductedby using general survey modelwith quantitative data. The population of survey was composed of students who are in 5th, 6th, 7th and 8th grades. In the centre of Ankara there are 448 schools and 250 thousands students in 2018 in total. To the population, peer victimisation scale was applied. In data collection process, a survey was carried out on the population which is conducted by scanning the existing literature in the line with the research topic and includes 16 questions regarding the demographic specialities of the students. In the second part, peer victimisation scale is used with 5 sub-dimensions and 41 articles which include verbal and physical exclusion, rumour spreading and inflicting damage to property. Explanatory and confirmatory factor analysis was used to examine the validity and reliability of the research. In order to analyse whether the variables of measurement are distributed normally or not, Kolmogrov-Smirnow normality test was applied. For normally distributed data, independent sample test and ANOVA; for non-normally distributed data Mann-Whitney and Kruskal-Wallis H tests were exerted. According to results of the research, there is a significant difference between genders in terms of physical victimisation. Male students are more victims of physical bullying than females and are in physical bullying behaviours. There is a strong relationship between the class grades of students and bullying behaviours. In general, bullying behaviours are more likely than bullying victimisations. In addition to this, bullying behaviour creates much more bullying behaviours. Keywords: Peer, bully, victim, mid-school, physical, verbal İÇİNDEKİLER ONAY SAYFASI iii YAYIMLAMA VE FİKRİ MÜLKİYET HAKLARI BEYANI iii ETİK BEYAN v TEŞEKKÜR vi ÖZET vii ABSTRACT viii İÇİNDEKİLER ix SİMGELER VE KISALTMALAR xi ŞEKİLLER xii TABLOLAR xiii 1. GİRİŞ 1 1.1. Araştırmanın Amacı 2 1.2. Araştırmanın Önemi 2 1.3. Temel Problem 2 1.4. Alt Problemler 3 1.5. Araştırmanın Sınırlılıkları 3 1.6. Araştırma Varsayımları 4 2. GENEL BİLGİLER 5 2.1. Akran Tanımı 5 2.1. Zorbalığın Tanımı 5 2.3. Akran Zorbalığının Tanımı 7 2.3.1. Akran Zorbalığının Türleri 9 2.3.2. Akran Zorbalığının Nedenleri 11 2.3.3. Mağdurun Özellikleri 15 2.3.4. Zorbanın Özellikleri 17 2.3.5. Zorbalık ve Demografik Değişkenler Arasındaki İlişki 19 2.3.6. Akran Zorbalığının Sonuçları 22 2.4. Bir Kavram Olarak Şiddet 25 2.4.1. Şiddetin Nedenleri 26 2.4.2. Şiddetin Türleri 29 2.4.3. Okulda Şiddet 31 2.4.4. Okulda Şiddetin Boyutları 33 2.4.5. Okulda Şiddetin Nedenleri 37 2.5. Akran Zorbalığı ve Saldırganlık Arasındaki İlişki 38 2.6. Akran Zorbalığını Önlemek İçin Yapılmış Çalışmalar 40 3. GEREÇ VE YÖNTEM 45 3.1. Araştırmanın Amacı 45 3.2. Araştırmanın Yöntemi 45 3.3. Evren ve Örneklem 45 3.4. Veri Toplama Araçları 53 3.3.1. Akran Zorbalığı Ölçeği Geçerlik Güvenirlik Analizi 54 3.5. Verilerin Toplanması 65 3.6. Verilerin Analizi 65 4.1. Akran Zorbalığı Ölçeği Zorba ve Mağdur Alt Boyutları Arasındaki İlişkinin İncelenmesi 68 4.2. Akran Zorbalığı Ölçeği Düzeylerinin Demografik Değişkenlere Göre Farklılık Gösterip Göstermediğinin İncelenmesi 70 5. TARTIŞMA 96 6. SONUÇ VE ÖNERİLER 103 7. KAYNAKLAR 107 8. EKLER EK-1. Genel Bilgi Formu ve Akran Zorbalığı Ölçeği EK-2. Geçerlik ve Güvenirlik Tabloları EK-3. İzin Belgesi EK-4. Etik Kurul Onayı 9. ÖZGEÇMİŞ SİMGELER VE KISALTMALAR ABD Amerika Birleşik Devletleri AGFI Düzeltilmiş Uyum İyiliği Endeksi AMOS Analysis of Moment Structures CFI Karşılaştırmalı Uyum İndeksi DFA Doğrulayıcı Faktör Analizi GFI Uyum İyiliği İndeksi MEB Milli Eğitim Bakanlığı NFI Normlaştırılmış Uyum İndeksi RFI ve IFI Artırmalı Uyum İndeksi RMSEA Kestirim Hatası Kareler Ortalamasının Karekökü TDK Türk Dil Kurumu WHO Dünya Sağlık Örgütü YEM Yapısal Eşitlik Modeli ŞEKİLLER Şekil Sayfa 2.1. Ekolojik model döngüsü 28 2.2. Saldırganlık, şiddet ve zorbalık arasındaki ilişki 39 2.3. Saldırganlıkta sosyal öğrenme modeli 40 3.1. Akran zorbalığı mağdur (bana yapıldı) ölçeğinin doğrusal faktör analizi modeli 62 3.2. Akran zorbalığı zorba (ben yaptım) ölçeğinin Doğrusal Faktör Analizi modeli 64 TABLOLAR Tablo Sayfa 2.1. Okullardaki zorbalık türleri. 10 2.2. Zorbalığa uğrama sebepleri. 13 2.3. Şiddet ve saldırganlık boyutları. 33 3.1. Örneklem I’in demografik özelliklerine göre dağılımı sonuçları. 46 3.2. Örneklem I grubundaki katılımcıların ailelerinin demografik özelliklerine göre dağılımı sonuçları. 48 3.3. Örneklem I grubunun demografik özelliklerin dağılımı sonuçları. 49 3.4. Örneklem II grubundaki öğrencilerin demografik özelliklerine göre dağılımı sonuçları. 50 3.5. Örneklem II grubundaki öğrencilerin anne babasına ilişkin demografik özelliklerin dağılımları. 51 3.6. Örneklem II grubundaki öğrencilerin demografik özelliklerin dağılımları sonuçları. 52 3.7. Akran zorbalığı mağdur (bana yapıldı) ölçeğine ilişkin KMO-Bartlett testi sonuçları. 56 3.8. Akran zorbalığı zorba (ben yaptım) ölçeğine ilişkin KMO-Bartlett testi sonuçları. 56 3.9. Akran zorbalığı mağdur (bana yapıldı) ölçeği için açımlayıcı faktör analizi sonuçları. 57 3.10. Akran zorbalığı zorba (ben yaptım) ölçeği için açımlayıcı faktör analizi sonuçları. 59 3.11. Akran zorbalığı mağdur (bana yapıldı) ölçeği için Doğrulayıcı Faktör Analizi sonucu elde edilen uyum iyiliği indeksleri sonuçları. 61 3.12. Akran zorbalığı zorba (ben yaptım) ölçeği için Doğrulayıcı Faktör Analizi sonucu elde dilen uyum iyiliği indeksleri sonuçları. 63 3.13. Akran zorbalığı ölçeği alt boyutlarına ilişkin Kolmogorov Smirnov testi sonuçları. 67 4.1. Akran zorbalığı ölçeği zorba ve mağdur alt boyutları arasında anlamlı bir ilişki olup olmadığının tespiti amacıyla yapılan Spearman Korelasyon Analizi sonuçları. 68 4.2. Öğrencilerin akran zorbalık (zorba ve mağdur) düzeylerinin tanımlayıcı istatistikleri sonuçları. 70 4.3. Akran zorbalığı ölçeği düzeylerinin cinsiyete göre anlamlı bir farklılık gösterip göstermediğinin tespiti için yapılan Mann-Whitney U testi sonuçları. 71 4.4. Akran zorbalığı ölçeği düzeylerinin öğrencilerin sınıf düzeyine göre anlamlı bir farklılık gösterip göstermediğinin tespiti için yapılan Kruskal Wallis H testi sonuçları. 74 4.5. Akran zorbalığı ölçeği düzeylerinin kardeş sayısına göre anlamlı bir farklılık gösterip göstermediğinin tespiti için yapılan Kruskal Wallis H testi sonuçları. 75 4.6. Akran zorbalığı ölçeği düzeylerinin doğuş sırasına göre anlamlı bir farklılık gösterip göstermediğinin tespiti için yapılan Kruskal Wallis H testi sonuçları. 77 4.7. Akran zorbalığı ölçeği düzeylerinin ailenin ekonomik durumuna göre anlamlı bir farklılık gösterip göstermediğinin tespiti için yapılan Kruskal Wallis H testi sonuçları. 79 4.8. Akran zorbalığı ölçeği düzeylerinin anne babanın birliktelik durumuna göre anlamlı bir farklılık gösterip göstermediğinin tespiti için yapılan Mann-Whitney U testi sonuçları. 81 4.9. Akran zorbalığı ölçeği düzeylerinin öğrencinin annesinin tutumunu algılamasına göre anlamlı bir farklılık gösterip göstermediğinin tespiti için yapılan Kruskal Wallis H testi sonuçları. 82 4.10. Akran zorbalığı ölçeği düzeylerinin öğrencinin babasının tutumunu algılamasına göre anlamlı bir farklılık gösterip göstermediğinin tespiti için yapılan Kruskal Wallis H testi sonuçları. 84 4.11. Akran zorbalığı ölçeği düzeylerinin anne eğitim durumuna göre anlamlı bir farklılık gösterip göstermediğinin tespiti için yapılan Kruskal Wallis H testi sonuçları. 86 4.12. Akran zorbalığı ölçeği düzeylerinin baba eğitim durumuna göre anlamlı bir farklılık gösterip göstermediğinin tespiti için yapılan Kruskal Wallis H testi sonuçları. 88 4.13. Akran zorbalığı ölçeği düzeylerinin annenin mesleğine göre anlamlı bir farklılık gösterip göstermediğinin tespiti için yapılan Kruskal Wallis H testi sonuçları. 90 4.14. Akran zorbalığı ölçeği düzeylerinin babanın mesleğine göre anlamlı bir farklılık gösterip göstermediğinin tespiti için yapılan Kruskal Wallis H testi sonuçları. 93 1 xi 1. GİRİŞ Akran zorbalığı, okullarda sıklıkla karşılaşılan ve süreklilik arz eden bir durumdur. Akran zorbalığı genel olarak saldırganlığın bir alt boyutu olarak ele alınmaktadır (1). Öğrenciler, birbirlerine ve çevresindeki bireylere sözel ya da fiziksel olarak şiddet barındıran davranışlarda bulunmaktadır ve buna paralel olarak akran zorbalığının boyutları giderek değişmektedir. Bir bireyin en temel ihtiyaçlarından biri olan güvenlik gereksinimin sağlanması da okullarda birincil boyut olarak ele alınması gerekmektedir (2). Ortaokul dönemindeki çocukların bedensel gelişim özelliklerine bakıldığında, bedenin ağırlıkça artması ve boyca uzadıkları görülmüştür. Bunun yanı sıra bedeni meydana getiren bütün alt sistemler büyümekte ve olgunlaşmaktadır. Bir bireyin sağlıklı olması, bu dönemlerdeki sağlıklı gelişimleri ile mümkün olmaktadır (3). Bu dönemdeki çocuklar uzama ve ağırlaşma eğilimleri gösterse de bu önceki dönemlere göre oldukça azalmıştır. Bu dönemde kızlar erkeklere göre daha hızlı gelişim göstermeye başlamaktadır. Bu dönemde çocukların görme duyusu da gelişmektedir. Buna bağlı olarak çocuklar yorgunluk belirtisi göstermeden uzun süreler okuyabilmektedirler ve buna bağlı olarak dikkatleri gelişmektedir (3). Ortaokul çağındaki çocukların davranışları üzerinde birçok etken etkili olmaktadır. Bunların en başında da aile ile arkadaş çevresi gelmektedir. Bunun yanı sıra sınıf düzeyi, cinsiyet, ekonomik durum gibi etkenler de etkili olmaktadır. Elbette ki ergenlik dönemi de önemli bir faktördür. Ortaokul öğrencilerinin ergenliğe geçiş döneminin başlangıcı içerisinde oldukları düşünülürse, onların davranışlarını bu ruh hali içerisinde değerlendirmek daha mantıklı olacaktır (4). Bu dönemdeki çocukların soyut düşünme becerileri giderek gelişmektedir. Çocuklar somut bir dönüşümü zihinsel olarak tersine çevirebilmektedir. Durumları çok boyutlu ele alabilme imkanına sahip olurlar. Çocuklar varsayımlar kurabilirler, mantıksal sonuçlar çıkarabilirler. 11-12 yaş aralığında başlayan bu durum 14-15 yaş aralığında iyice oturmuş olmaktadır (5). Bu özelliklerin yanı sıra çocuklar bu dönemde işbirliği içerisine girerler. Yaşanan işbirlikleri törensel tutum ve davranışlarla şekillenmektedir ve anlayış ile yardımlaşmayı barındırdığı gibi olumsuz davranışları da içinde barındırabilmektedir. Davranışların olumsuz olması halinde akran zorbalığı başlamaktadır. Yaşadıkları bedensel ve zihinsel gelişimler sonucunda öğrenciler farklı davranışsal değerler üzerine eğilmekte olurlar. Karmaşık zihin yapısı, ergenliğe geçiş çocuklar üzerinde sorunların meydana gelmesine enden olmaktadır. Bu dönemdeki çocukların pek çoğunda otoriteye karşı bağımsız isteği olmaktadır. Okullarda arkadaş grupları tarafından dışlanma ise başka bir sorun olarak görülmektedir (4) Yaşanan tüm bu durumlar akran zorbalığını meydana getirmektedir çünkü bu dönemdeki çocukların henüz eşitlik, adalet, dürüstlük ve güven algılarının tam olarak oturmadığı görülmektedir. Bu durumun iyileştirilmesi için hem aileye hem de okullara çok büyük bir sorumluluk düşmektedir. 1.1. Araştırmanın Amacı Akran zorbalığı özellikle okul ortamında oldukça sık görülmektedir. Akran zorbalığı ile çocuklar birbirlerine psikolojik ve fiziksel zararlar verebilmektedirler. Akran zorbalığının önüne geçilebilmesi için buna neden olan faktörlerin öncelikli olarak tespit edilmesi ve ona göre önlemlerin alınması gerekmektedir. Bu çalışma, ortaokula giden öğrencilerde akran zorbalığına neden olan etkenlerin incelenmesi amacıyla yapılmıştır. 1.2. Araştırmanın Önemi Akran zorbalığı çocuklarımızı etkileyen önemli bir olgu olmak yolunda hızla ilerlemektedir. Zorba ya da kurban rolleri yanı sıra hiçbir sınıfa girmeyen diğer çocuklar hatta eğitimciler bile yaşanan olayların mağduru haline gelebilmektedir. Bu nedenledir ki etkenlerinin incelenmesi, teker teker irdelenmesi akran zorbalığına nelerin yol açtığının bilinmesi ve çözüm yolları bulunması açısından önemlidir. Bu çalışmada gerek alınan demografik bilgiler gerekse de uygulanan akran zorbalığı ölçeği aracılığıyla çocuklara okullarda yaşadıkları durumlara ilişkin detaylı sorular sorulmuştur. Sorulara verdikleri cevaplar üzerinden yapılan istatistiksel değerlendirmeler çözüm yolları üretmek yolunda eğitimcilere kaynak oluşturacaktır. 1.3. Temel Problem Ortaokula giden öğrencilerde akran zorbalığına neden olan etkenler nelerdir? 1.4. Alt Problemler 1. Akran Zorbalığı Ölçeği zorba ve mağdur alt boyutları arasında anlamlı bir ilişki var mıdır? 2. Akran Zorbalığı Ölçeği düzeyleri cinsiyete göre anlamlı bir farklılık göstermekte midir? 3. Akran Zorbalığı Ölçeği düzeyleri öğrencinin sınıf düzeyine göre anlamlı bir farklılık göstermekte midir? 4. Akran Zorbalığı Ölçeği düzeyleri kardeş sayısına göre anlamlı bir farklılık göstermekte midir? 5. Akran Zorbalığı Ölçeği düzeyleri doğuş sırasına göre anlamlı bir farklılık göstermekte midir? 6. Akran Zorbalığı Ölçeği düzeyleri ailenin ekonomik durumuna göre anlamlı bir farklılık göstermekte midir? 7. Akran Zorbalığı Ölçeği düzeyleri anne babanın birliktelik durumuna göre anlamlı bir farklılık göstermekte midir? 8. Akran Zorbalığı Ölçeği düzeyleri öğrencinin annesinin tutumunu algılamasına göre anlamlı bir farklılık göstermekte midir? 9. Akran Zorbalığı Ölçeği düzeyleri öğrencinin babasının tutumunu algılamasına göre anlamlı bir farklılık göstermekte midir? 10. Akran Zorbalığı Ölçeği düzeyleri anne eğitim durumuna göre anlamlı bir farklılık göstermekte midir? 11. Akran Zorbalığı Ölçeği düzeyleri baba eğitim durumuna göre anlamlı bir farklılık göstermekte midir? 12. Akran Zorbalığı Ölçeği düzeyleri annenin mesleğine göre anlamlı bir farklılık göstermekte midir? 13. Akran Zorbalığı Ölçeği düzeyleri babanın mesleğine göre anlamlı bir farklılık göstermekte midir? 1.5. Araştırmanın Sınırlılıkları Araştırmanın Ankara geneli ile sınırlı tutulması, bu bölgedeki ortaokula giden öğrencilerin üzerinde yapılması, öğrencilerde akran zorbalığına neden olan etkenleri incelemek için “Akran Zorbalığı Ölçeği”nin yer aldığı bir anket formu kullanılarak ölçülmesi ve araştırma sonuçlarının sadece akademik amaçlar ile kullanılması araştırmanın sınırlılıklarını oluşturmaktadır. 1.6. Araştırma Varsayımları Araştırmaya katılan öğrencilerin kendilerine yöneltilen ifadeleri doğru anladıkları ve sorulara samimi yanıtlar verdikleri, kullanılan ölçeğin araştırmanın amacı doğrultusunda istenen kavramları ölçmede yeterli olduğu, örneklemin evreni temsil ettiği, araştırmanın varsayımları içindedir. 2. GENEL BİLGİLER 2.1. Akran Tanımı En genel hali ile akran yaş grubu arkadaşları ile bağlantılı olan çocuk veya ergenlerde aynı yaş gruplarını ifade eden bir kavram olarak nitelendirilmektedir. TDK’ya göre akran “yaş, meslek, toplumsal durum vb. bakımından birbirine eşit olanlardan her biri, boydaş, böğür, taydaş, öğür” şekline tanımlanmıştır (6). Doğdukları andan itibaren çocuklar sosyal etkileşim içerisinde girerler. Bu etkileşim en başta onların bakımını sağlayan birey, anne veya baba; ardından akrabalar olarak genişlemektedir. Bir çocuk okul çağına geldiğinde yaşam alanıyla beraber ilişkiye girdiği çevrede genişlemeye başlamaktadır. Eskiden anne, baba veya bakım veren birey ile olan ilişkileri yerini akranlar ile olan ilişkilere bırakmaktadır (7). Çocukların akranları ile kurmuş oldukları iletişim güçlü bir şekilde olması çocukların gelecekteki olacak yaşamlarından başarıları ile eşgüdümlü olmaktadır. Akranlarla kurulan ilişkilerde paylaşmak, sorun çözmek, baş edebilmek ve farklı düşünme ile alakalı olarak farkında olmadan gelişme yaşamaktadırlar. Genellikle akranlarla kurulan ilişkiler eşit düzeyli olmaktadır. Karşılıklı olarak akran olan bireyler birbirlerinden aynı ölçüde yararlanırlar ve katkıda bulunurlar. Taraflar arasında olan genel güç dengesi çocuğun gelişimi için olumlu olabilecekken, var olan dengenin bozulması tam tersi olumsuz durumlara sebep olabilecektir. 2.1. Zorbalığın Tanımı Saldırganlık ile ilgili yapılan çalışmalar literatürde oldukça eski tarihlere kadar gitmektedir. Ancak buna rağmen zorbalık konusu, özellikle okullarda yaşanan akran zorbalığı ve onu ilgilendiren konular, ancak ve anca son 25-30 senedir türlü araştırmalara konu olmuştur. Akran zorbalığı, okullarda özellikle de eğitimcilerin son derece aşina olduğu bir konu olmasına rağmen, araştırmacıların bu konu ile sistematik olarak ilgilenmeleri Dan Olweus’un araştırmaları ile başlamıştır (8). 1978 yılında yapmış olduğu tanımla Olweus zorbalığı “bir kişinin veya kişilerin başka bir kişiyi ya da kişileri kasıtlı, tekrarlı ve en azından bir süre devam eden olumsuz davranışlara maruz bırakması” şeklinde tanımlamıştır. 1991 yılında ise Olweus kendi tanımına “fiziksel ya da sözel şeklinde değişik türlerde görülmesi, bilinçli olarak zarar verme amacı taşıması, zorba ile mağdur arasında psikolojik veya fiziksel güç dengesizliğinin olması” gibi nitelikler de eklemiştir (9). Pek çok bireyin zihninde zorbalık denildiğinde şiddet içeren bir davranış uyanmaktadır. Çünkü bu kavram genel olarak günlük yaşamdaki diyaloglar içinde yoğun bir şekilde fiziksek güç kullanmayı çağrıştırmaktadır. Olweus da ilk çalışmalarında zorbalığı ağırlıklı olarak fiziksel zorbalık ile ilişkilendirmiştir (8). 1999 yolunda ise tanımı daha da üst noktaya taşımıştır. Ona göre zorbalığın 3 önemli noktası bulunmaktadır. Bunlar, zorbalığın kasıtlı bir şekilde ve zarar verme amacı ile yapılması (1), davranışın tekrar ediyor olması (2) ve güç dengesizliği (3) olarak tanımlanmıştır (10). Olweus’un dışında başka bilim insanları da zorbalığın tanımları üzerinde türlü araştırmalar yapmıştır. Smith (1999) de bu bilim insanlarında biridir. Smith zorbalık terimini saldırganlığı içinde barındıran ve bilinçli yapılan bir tanım olarak nitelendirmiştir. Bunun yanı sıra Smith’e göre mağdur (kurban) zorbalık nedeniyle korkmaktadır ve acı çekmektedir (11). Besag ise (1989) zorbalık tanımı yaparken içine haz alma, çıkar elde etme ile üzücü ve acı verici kelimeleri de tanım içerisine eklemiştir. Besag’a (1989) göre zorbalık, güçlü olan bireylerin, haz almak veya çıkar sağlamak için zorbalığa karşı koyamayacak durumda olanlara karşı yaptıkları sosyal, fiziksel, psikolojik veya sözlü olarak yapmış oldukları acı veren ve üzücü davranış eylemleridir. Rigby (2002) buna benzer bir şekilde zorbalığı, zorbalık yapanın haz aldığı ama buna karşın mağdur bireyin acı duyduğu davranışların tümü olarak nitelendirmiştir (12). Buradan da anlaşılacağı gibi hemen hemen tüm tanımlarda Olweus’un ortaya koymuş olduğu süreklilik, kasıt, güç dengesizliği niteliklerine vurgu yapılmıştır. Zorbalığı iyi bir şekilde anlayabilmek için saldırganlık ile zorbalık arasındaki ayrımın iyi bir biçimde yapılması gerekmektedir. Saldırganlık ve şiddet içeren hareketler birbirlerine denk çocukların arasında görülmekte iken, zorbalık kurbanın korkmasına ve acı çekmesine sebep olmaktadır. Zorbalık durumunda güçler arasında bir dengesizlik görülmektedir. Mağdur tarafından bir kışkırtma söz konulu olmamaktadır ve güçlü olan güçsüz olana bir baskı uygulamaktadır. Saldırılar fiziksel, sözel veya psikolojik olabilir. Genel olarak literatürde 5 farklı zorbalık türü bulunmaktadır (11): 1. Fiziksel Zorbalık: Dürtme, vurma, saç çekme, boğazlama gibi fiillerden meydana gelmektedir. 2. Sözel Zorbalık: Alay etme, üzücü isimler takma, dedikodu yapma gibi eylemleri içermektedir. 3. Duygusal Zorbalık: Adını çıkarma, şantaj, dil, din, ırk gibi niteliklerden hor görme, dışlanma, aşağılama gibi eylemleri içermektedir. 4. Cinsel Zorbalık: Röntgencilik, teşhir etme, cinsel saldırı, taciz ve istismar gibi eylemleri içermektedir. 5. Siber Zorbalık: Twitter, Skype, Facebook gibi sosyal medya ağlarının yaygın olması ile başlayan internet aracılığı ve mesajlar ile rahatsız etmek, dedikodu yağmak ve aşağılamak gibi eylemleri içermektedir. Pek çok yapılan farklı tanımlara bakıldığında zorbalık, bir bireyin ya da bireylerin güç dengesi açısından kendilerinden daha az güçle olan birey ya da bireylere karşı çıkar sağlamak ya da zevk almak amacı ile bilinçli olarak yöneltmiş oldukları eylemler bütünü olarak tanımlanabilir. 2.3. Akran Zorbalığının Tanımı Yapılan araştırmalar sonucunda akran zorbalığı, pek çok araştırmacı tarafından içeriği ve oluşumu bakımından açıklanmaya çalışılmıştır. La Fontaine (1991) çocuklar için zorbalığın ne olduğu ile ilgili araştırmalar yapmıştır. Yapmış olduğu araştırmalarında genel olarak çocukların sahip olduğu fiziksel zarar verme, korkutma, kendini güçsüz hissetme gibi zorbalık sebeplerinin bazılarının kendilerinden kaynaklandığını, bazı durumlarda da karşıdan kaynaklandığını belirtmiştir. Bunun yanı sıra çocukların nerede zorbalık gördüğünü, zorbalığa maruz kalma sürelerini, zorbalık sebeplerini ve sonuçları ile birlikte bir değerlendirme içine alarak öğrencilerin yaşamına ait bir zorbalık tanımı meydana getirmeye çalışmıştır. Ona göre küfür, kavga etme, hakaret ve tehdit içeren söz saldırılar, okula karşı oluşan olumsuz algı, gruptan dışlanmışlık ve sürekli olarak uygulama ile maruz kalma durumlarını da içeren bir tanım akran zorbalığını anlatmaktadır (13). 1995 yılında Olweus, akran zorbalığını zorbalıktan ayırmıştır. Ona göre akran zorbalığı, savunmasız bir çocuğa bir grup öğrencinin kasıtlı olarak saldırgan davranışlarda bulunmasına denmektedir (14). Bosworth ve Espelage’ye (1999) göre ise akran zorbalığı, bir veya birden çok öğrencinin, daha korunmasız olan bir öğrenci ya da birçok öğrenciye yönelik kasıtlı, devamlı rahatsız etmesi ve o öğrenci veya öğrencilerde sosyal, psikolojik veya fiziksel zarar verme ile neticelenen saldırganlık türüdür (15). Pişkin’e (2007) göre ise akran zorbalığı kurban olan öğrenci ile bir veya daha fazla öğrencinin kızdırma, çalma, vurma, tehdit etme gibi direkt olarak yapılan davranışlara ek olarak öğrenciyi belli arkadaş grubunda istememe, etkinliklere seçmeme gibi dolaylı bir biçimde de olabilmektedir. Kepenkçi (2002), akran zorbalığını bir çocuk veya daha fazla çocuktan oluşan grupların, bir ya da birden çok çocuğa vurma, tekme atma, alay etme, sosyal faaliyetlerden dışlama gibi olumsuz davranışlar eylemi olarak tanımlamıştır (16). Yine Olweus (1995)’a göre bir öğrencinin zorbalığa maruz kalması veya kurban olması demek bir veya daha fazla öğrenci tarafından uzun süreli, tekrarlanan olumsuz eylemler ile karşılaşması demektir. Bu olumsuz eylem ve davranışlar çirkin jestler, alay etme, kötü kelimeler kullanma, dışlama, bilerek grup dışında bırakma şeklinde olabilir. Buradaki en önemli şey öğrenciler arasında var olan güç eşitsizliği veya dengesizliğidir. Yani tarafların arasında “asimetrik güç” vardır. Olumlu hareketlere maruz kalan kurban öğrenci, kendini savunmaktan aciz bir durumdadır. Yani akran zorbalığının ne kadar farklı tanımı olursa olsun, bu eylem kurban olan öğrenciye sosyal, fiziksel, psikolojik ve akademik zarar veren ve kesinlikle istenilmeyen bir davranıştır. Zorbalık, çocukların güvenli bir alan içinde okuma haklarını elinden alan bir durumdur. Her çocuğun rahatsız edilmeden, korkmadan, aşağılanmadan, tacize uğramadan, onuru kırılmadan güvenli bir şekilde okula gitmesi demokrasinin bir parçasıdır ve olması gerekendir. Hiçbir anne-baba, çocuğunu okula yolladığında çocuğunun kötü durumda olacağından endişe etmemelidir. Bir çocuk başka bir çocuğun zorbalığına maruz kaldığında yaşadığı istismarın etkileri çok uzun süre devam edebilmektedir. Ne yazık ki bu ve buna benzer istismarlar her zaman görülmüştür; ancak göz ardı edilmiştir. Okul yaşamının her zaman bir parçası olan zorbalık maalesef neredeyse 1980’li yıllara kadar doğru düzgün incelenmemiştir. Halbuki zorbalık hem kurban hem de zorba açısından önemli sosyal ve psikolojik neticeleri doğurmaktadır ve her iki tarafta da depresyona, düşük özsaygıya ve problemleri davranışlara neden olabilmektedir (17). 2.3.1. Akran Zorbalığının Türleri Zorbalık ile karşılaşan çocuklar her zaman zorbalığa maruz kaldığının farkında değildir. Kimi zorbalık türleri açık bir şekilde zarar veren tutum ve hareketlerin dışında örtük ve gizli olarak meydana gelmektedir. Zorbalığa maruz kalan çocukların hissedemediği ya da anlam veremediği bu örtük eylemler dolaylı olarak yapılan hareketleri içermektedir. Başka bir deyişle zorbalık dolaylı veya dolaysız olarak 2 ayrı şekilde meydana gelmektedir (14). Doğrudan zorbalık alay etme, isim takma, sataşma, haksızlık etme, tehdit, haksız bir biçimde eleştirme, tehdit edici bakışlar, müstehcen hareketler, tekmeleme, vurma, eşya çalma, yaralayıcı aletler ile zarar verme gibi hareketleri içermektedir. Dolaylı zorbalık isi isim takma, alay etme ve dalga geçme için başkalarını etkileme, dedikodu çıkarma ve yayma, bilinçli bir şekilde gruptan dışlama, birini dövmesi için başka birilerini kışkırtma, birilerinin sırlarını ortaya dökme gibi örtük eylemleri içermektedir. Crick ve Bigbee (1998), akran zorbalığını açık ve ilişkisel olarak ikiye ayırmıştır. İlişkisel akran zorbalığında hedef olan bireylerin akran ilişkilerine ve arkadaşlarına zarar verme vardır. Açık akran zorbalığında ise fiziksel olarak zarar verme veya tehdit gibi eylemler vardır (18). Mynard ve Joseph (2000) ise daha farklı şekilde türlere ayırmışlardır. Akran zorbalığı onlara göre sözel, fiziksel, sosyal manipülasyon ve kişisel eşyalara saldırı olarak 4 gruba ayrılmaktadır. Bir bireyin başka bir bireye zarar vermek veya incitmek için, kişinin sosyal çevresini manipüle etmek için çeşitli davranışlarda bulunması sosyal manipülasyondur. Hedef çocuğun arkadaşlık ilişkilerini bozma gibi eylemleri içerdiğinden dolayı sosyal manipülasyon, akran zorbalığı ile paralel görülmektedir (18). Elliot (1997) zorbalık türlerini sözel, fiziksel, duygusal ve cinsel olarak dört grup altında toplamıştır. Fiziksel zorbalıkta tokat atma, itme, bıçak çekme, bedene yönelik şakalar gibi davranışlar vardır. Sözel zorbalıkta ise alay etme, isim takma, laf atma, küfür, hakaret, dedikodu yapma gibi eylemleri içermektedir. Duygusal zorbalıkta, gruptan dışlama, herhangi bir ayrıma maruz bırakma, küçük düşürme, bir eşyaya zarar verme gibi eylemler vardır. Cinsel zorbalıkta ise elle yapılan sarkıntılıklar, taciz gibi davranışlar vardır (19). Okullarda yaşanan zorbalık ise davranışı ortaya çıkaran nedenler arasındaki içsel münasebetler sebebi ile farklı biçimlerde ele alınabilmektedir. Okulda yaşanan zorbalık genel olarak fiziksel, sözel ve duygusal olarak 3 ayrı grupta incelenebilmektedir. Bu özellikler ve açılamalarına Tablo 2.1.’de yer verilmiştir. Tablo 2.1. Okullardaki zorbalık türleri. Kaynak: Pekel, N. Akran Zorbalığı Grupları Arasında Sosyometrik Statü, Yalnızlık ve Akademik Başarı Durumlarının İncelenmesi. [Yüksek Lisans Tezi], Ankara: Hacettepe Üniversitesi; 2004 2.3.2. Akran Zorbalığının Nedenleri Zorbalığın pek çok nedeni olduğu, bireysel niteliklerin yanı sıra aile ile sosyal çevrenin de zorbalık davranışlarının gelişiminde etkili olduğundan bahsedilmektedir (20). Bu açıdan aşağıda belirtilen değişkenler genel olarak zorbalığa neden olmaktadır (21): · Medyanın şiddet tasvirleri · Cinsiyet rolleri ile sosyal öğrenme yaşantıları gibi sosyal faktörler · Zengin-fakir ayrımı · Toplumsa çözülme gibi toplumsal faktörler · Kurallar, beklentiler ve disiplin biçimi gibi okul kültürü ile alakalı faktörler · Aile içinde yaşanan şiddet, istismar ve ihmalkarlık gibi ailesel faktörler · Öğretmenler, öğrenciler, ebeveynler ve akran topluluklarına üyelik gibi ilişkisel faktörler, · Sosyal problem çözebilme kabiliyeti, genel ve gelişimsel nitelikler gibi kişisel faktörler Cinsiyet, yaş, mizaç, benlik saygısı gibi niteliklerin zorbalık eylemlerine etkisine dair pek çok araştırma vardır. Pellegrini ve Long (2002) tarafından ergenler üzerinde yapılan geniş ölçekli araştırma sonuçlarına göre genç erkeklerde zorbalık hareketlerinin daha fazla olduğu ve akranlarının arasında sosyal statü meydana getirmek için baskın davranışlarda bulundukları görülmektedir (22). Yapılan araştırmalar ergen bireylerin bir davranışı ortaya koymadan önce olası neticelerini de düşündüklerini söylemektedir. Yani ergenler, zorba hareketin yarar ve zararlarını değerlendirerek bu harekete karşı bir ihtiyaç önsezisi geliştirmektedirler (23). Okuldaki öğrenci, “zorbalığı gerçekleştirirsem güçlü olurum, akranlarım arasında popüler olabilirim bu sebeple de bu davranışı yapmalıyım” ya da “arkadaşlarımdan zorbaca hareketler görmek beni mutsuz etmektedir, bu sebeple de kimseye böyle davranışlarda bulunmamalıyım” gibi bazı düşünce şekilleri geliştirerek kendi davranışını belirler (24). Oldukça yaygın olan akran zorbalığının nedenlerini araştırmak elbette ki araştırmaların temelinde yatmaktadır. Daha önce de bahsedildiği gibi akran zorbalığının nedenleri pek çok farklı etkene dayanmaktadır. Aile içinde şiddetle karşılaşan ve istismara uğrayan çocukların yaşamış oldukları dışsallaştırma problemleri davranış bozukluklarına sebep olmaktadır. Bu çocuklar hem zorbalık yapmakta hem de zorbalığa maruz kalmaktadır. Özellikle de eşlerin arasındaki şiddete maruz kalan kız öğrenciler erkeklere göre bu eylemlerden çok daha fazla olumsuz etkilenmektedir, okullarda daha çok zorbalık davranışı sergilemekte ve zorbalığa uğramaktadır. Bu düşünceye göre, üye sayısı arttıkça aile içinde, ebeveynlerin çocuğa göstereceği alaka ve kişi başına düşen gelirde bir azalmakta olmaktadır; bunun sonucu olarak da çocuğun gelişiminde olumsuz sonuçlar meydana gelmektedir (21). Koç’a (2007) göre ise okulda yapılan zorbalığın sebepleri, oldukça geniş bir alana yayılmıştır ve çok kompleks bir yapıya sahiptir. Okuldaki zorbalığa sebep olan etkenleri 2 başlık altında toplamak mümkündür. Bunlardan ilki öğrencinin kendisinden kaynaklanan psikolojik ve fiziksel sebepler (özsaygı seviyesinin yüksek veya düşük olması, kişilik özellikleri, genel veya devamlı olan öfke ya da anti sosyal bir kişilik yapısı, cinsiyet, evde veya okulda kurallara uymama ve kuralları çiğneme); ikincisi ise çocuğun aile okul ve çevresinden kaynaklanan (hatalı anne, baba ya da öğretmen hareketleri, kitle iletişim araçlarının olumsuz etkileri) sebeplerdir (25). 2.3.2.1. Çocuğun kişisel özelliklerine bağlı nedenler Yapılan araştırmalar daha önce de bahsedildiği gibi erkek çocuklarda saldırgan davranış gösterme eğiliminin kız çocuklarına göre daha fazla olduğu belirtilmektedir. Bunun yanı sıra bilimsel bir kanıt olarak Y kromozomunun fazla olması sebebi ile erkeklerde saldırgan davranışların daha fazla olduğu bulunmuştur. Ayrıca testosteron seviyesinin de saldırganlık ile doğru bir orantı içinde olduğu düşünülmektedir. Aşırı duygusal ve hassas bireyler daha fazla dışlanmaya maruz kalan ve zorbalığa uğrayan bireylerdir. Genel olarak kızlar ile erkeklerin zorbalığa uğrama sebepleri Tablo 2.2’de verilmiştir (26). Tablo 2.2. Zorbalığa uğrama sebepleri. Kaynak: Çayırdağ, N. İlköğretim 7. ve 8. Sınıf Öğrencilerinin Okul Kültürünü Algılayışları ile Zorbalık Eğilimleri ve Zorbalıkla Baş Etme Düzeyleri Arasındaki İlişkinin İncelenmesi, [Yüksek Lisans Tezi], İstanbul: İstanbul Üniversitesi; 2006. Bunların yanı sıra çocuklarda yaşanan düzensiz beslenme ve uykunun düzenli olmaması gibi durumlar da kötücül duygu durumlarını meydana getirmektedir. Kötücül duygu durumuna sahip çocuklar yeni olan durumlara karşı uyum problemi ile karşılaşmaktadırlar ve bu sebeple de saldırganlık düzeyleri artabilmektedir. Çocuklarda zorba hareketlere neden olabilecek birbiri ile bağlantılı olan 3 güdü belirlenmiştir (27): 1. Aile ortamı neticesinde çevreye karşı beslenen düşmanlık 2. Güç ve baskı kurma arzusu 3. Kazanç arzusu Bahsi geçen çocuklar genellikle iletişim kurmada başarılı olurlar. Zor durumlardan kolaylıkla sıyrılabilirler. Genel olarak kaygı seviyeleri düşüktür ve benlik algıları güç merkezli çalışmaktadır. Olumsuz durumlarla baş edebilirler; ancak baş etme şekilleri toplum tarafından kabul görmemektedir. Anti-sosyal bir davranış kalıbı olan zorbalık hareketlerini gösteren ergenlerin ileri yıllarında adam yaralama, hırsızlık, alkolizm gibi riskli hareketlerde bulunma oranlarının daha yüksek olduğu görülmüştür. 2.3.2.1. Çevresel faktörlere bağlı olan nedenler Okul çevresel faktörlerden biridir. Bir öğretmenin moralinin kötü olması, sık sık değişen öğretmenler, davranışlarla ilgili beklentilerin örtük olması, tutarsız disiplin uygulamaları, çocukların kimlik gelişimlerine yeterli özen ve önemin verilmemesi gibi neden zorbalığı pekiştirmektedir. Olweus’a (1995) göre öğretmenlerin genel olarak hem kendi aralarında hem de öğrencilerine karşı paylaşımcı, destekleyici ve kabul edici olmaları gerekmektedir ve sorunlarını çözmek için kesinlikle şiddete başvurmamaları gerekmektedir. İkinci çevresel faktör olarak medya vardır. Televizyon ve gazete gibi yayın organları ile çocuklar sıklıkla saldırganca davranışları görmektedir. Aynı şekilde filmlerde ve dizilerde olduğu kadar çizgi filmlerinde de saldırganlık sahneleri vardır. Çocukların gördükleri bu görüntüler gerçek hayatta saldırganlığa olan duyarlılıklarını azaltmaktadır. Üçüncü ve en önemli etken olarak aile gelmektedir. Sevecen, mutlu, çatışma ile bunalımdan uzak, yapıcı bireylerin yetişmesi dengeli ve sağlıklı ailelerde kurulan başarılı ilişkiler ile mümkün olmaktadır (26). Sevgi ve şefkat ile yetişen bir çocuk, kırılgan ve bağımlı olmamayı öğrenir, hata yapmanın insan olmanın bir parçası olduğunu bilir. Ancak maalesef aileler içinde bazı çocuklar yatağını ıslatmak, belirlenen saatlerde aç olmamak, üstüne çay dökmek, düşmek, bir yerini yaralamak gibi ellerinde olmayan sebeplerden dolayı ceza almaktadırlar. Kimi yetişkinler çocuklardan neredeyse imkansızı beklemektedir. Çocuklar böyle ortamlarda bağımlı ve kırılabilir olmanın hata olduğunu düşünürler. Güçlü olmak ve güçlü olabilmek için başkalarını ezmek kabul edilebilir davranış kalıpları içindedir – hatta bazen çocuğun bildiği tek yok bu olmaktadır. Bu şekilde büyüyen bir çocuk kendinde var olan ve son derece insani olan kırılganlığı reddeder, istemez ve o yanlarından nefret eder. Böylesi bir nefret ile büyüyen çocuk başka çocukların zayıfladığını gördüğü an saldıracaktır. Aslında çocuk gerçekte başkasına değil, kendine saldırmaktadır. Kendinden nefret etme çocukta zorbalığı doğurmaktadır. Zorba olan çocuk inatla ona yardım edilmesini reddeder (28). Saldırganlıkla alakalı olan aile ilişkileri genel olarak şöyle sıralanabilir (26): · Babanın olmaması · Anne veya babadan birinin boşanma nedeni ile görülememesi · Annenin depresyonda olması · Çocukları ile iyi geçinemeyen anne-babalar · Evlilikte yaşanan huzursuzluklar · Ailede fazla bireyin bulunması · Anne-babaların tutumlarındaki hatalar · Düşük sosyo-ekonomik düzey Aile içi ilişkilerin zayıf olduğu, aile içinde bireylerin sorumluluklarını yerine getirmedikleri ortamlarda çocukların saldırganlık ile suç eğilimlerinin fazla olması kaçınılmaz bir durumdur. Bunun yanı sıra parçalanmış ailelerin çocuklarında da bu tarz eğilimler daha fazla görülmektedir (27). Hayatının ilk dönemlerinde sıcaklıktan yoksun olan, sevgisizliğe maruz kalan, temel ihtiyaçları giderilmeyen çocuklar, ileriki senelerinde zorba olmaya aday olan çocuklardır. Çocuğun baskı ortamında büyümesinin yanı sıra kuralsız ya da aşırı hoşgörülü ortamda büyümesi de çok iyi olmayacaktır. Ayrıca ailesinden şiddet görerek yetişen bir çocuk gücü yettiğinde bunu arkadaşlarına uygulayacaktır. Çünkü durumu normalleştirmiş ve içselleştirmiştir. Her yaptığı hoş bir şekilde karşılanan çocuk ise davranışlarının sınırlarını bilmeyecektir ve ilerde herkesin ona böyle şapka çıkarmasını isteyecektir. 2.3.3. Mağdurun Özellikleri Okul çağında olan çocuk ile ergenlerin yaklaşık olarak % 7 - % 10’luk kısmı zorbalık ile karşılaşmaktadır. Kurbanlar için okul korkulacak bir yerdir, kurbanlar okulda güvensiz ve mutsuz olurlar (29). Kurban olan öğrenciler zorba öğrencilerin aksine daha çekingen, hassas ve pasiflerdir (30). Bu kişilerin benlik algısı düşüktür, kendilerini aptal ve hatalı olarak görmektedirler. Dake, Price ve Telljohann’a (2003) göre genel olarak mağdurların özellikleri şöyle sıralanabilir (15): · Depresyon durumu içindedirler. · İntiharı düşünebilirler. · Yalnızlık çekerler. · Düşük özsaygıları vardır. · Kaygılıdırlar. · Psikiyatrik ve psikolojik sorunlar yaşarlar. · Yemek bozuklukları olabilir. · Diğer çocuklar arasında popülariteleri azdır. · Zamanlarının çoğunu tek başlarına geçirirler. · Ebeveynleri sosyal durumlarını kontrol etmeleri için onlara çok az fırsat sunmaktadır. · Genelde ebeveynleri daha az sorumluluk sahibi bireylerdir ve onları daha az destekler. · Genelde kötü ve acımasız ev ortamlarından gelirler. · İstismar problemleri yaşarlar. Besag’a göre kurbanların anne ve babaları aşırı koruyucu özellik gösterirler. Bu durumdan dolayı çocuklar ailelerine aşırı bir bağımlılık gösterir, aile içinde yaşanan ilişkiler sıcak ve samimidir; ancak kurbanlar ailelerin beklentilerini asla karşılayacaklarına inanmazlar (16). Literatür incelendiğinde mağdurların kışkırtıcı mağdurlar, pasif mağdurlar, kronik mağdurlar, gönüllü mağdurlar, zorba mağdurlar ve sahte mağdurlar olarak 6 ayrı grupta toplandığı gözlemlenmiştir. Pasif mağdurlar okul ortamında izole özellik gösteren öğrencilerdir. Bu mağdurlar genellikle sosyal becerileri az olan, önceki hayatlarında istismara uğramış ve travmalar yaşamış ve güvensiz bireylerdir (31). Kışkırtıcı mağdurlar genelde okul ortamında yalnız ve arkadaşları tarafından dışlanmaya maruz kalan bireylerdir. Bu grubun içindeki öğrenciler sinirli, güvensiz ve fiziksel olarak zayıflardır. Bu sebeple zorbalığa karşı koymakta yetersiz olurlar. Zorbalıkla karşılaştıklarında hemen ağlama eylemini gerçekleştirirler. Kışkırtıcı mağdurlar genellikle arkadaşları ile olan iletişimde onlarla anlaşamazlar ve kavga çıkarırlar. Bunun yanı sıra bahsi geçen bu mağdurlar öğrenme güçlüğü yaşamaktadır. Bu mağdurlarda en sık görülen davranışlar titizlik, huzursuz olma, çabuk sinirlenen, hep rahatsız olma durumu, ters ve tahrik edici hareketlerde bulunma olarak belirlenmiştir. Yaşanan anlaşmazlıkta sürekli olarak çatışmayı devam ettirme eğilimi içine girerler. Eğer anlaşmazlıkları kavgaya dönüşürse etkisiz saldırgan olurlar (31). Gönüllü mağdur grubunda olan çocuklar arkadaşları tarafından sevilebilmek ve kabul görebilmek için bu rolü üstlenirler. Şaklaban rolünü okulda onlar üstlenirler ve grup içerisinde bulunabilmek için rahatsız edici hareketlerde bulunabilirler. Grup içinde dışarıda kalmamak için gerçek olan akademik yeteneklerini saklarlar (32). Kronik mağdurlar nereye giderlerse gitsinler gittikleri her okulda devamlı olarak zorbalığa maruz kalırlar. Sürekli olarak hayata mağdur bakış açısı ile bakarlar ve neredeyse zorbalığa uğramak için aranırlar. Bahsi geçen çocuklar aynı gönüllü mağdurlar gibi ne yaşanırsa yaşansın iyi ya da kötü sürekli ilgiyi üzerlerinde isterler. Hatalarından ders almazlar, iyi durumda olduklarında üzülürler. Kendi başarılarını kendileri sabote ederler, kimsenin onları sevmediğinden bahsederler. Aşırı derecede hassas yapıda olan bu mağdurların mizah anlayışı oldukça yetersizdir, çok kolay ağlarlar ve sosyal becerileri yok denecek kadar azdır. Bir zorbadan almış oldukları bir hakaret veya yumruk sonucunda zorbalığı hak ettiklerine dair inançlarını pekiştirirler. Bahsi geçen bu çocukların okullarını değiştirmek işe yaramaz, davranışlarından dolayı gittikleri yerde de kısa sürede aynı konumda olacaklardır (28). Sahte mağdurlar ise arkadaşlarından gereksiz yere şikayet eden bireylerdir. Zor bir durum içine girdiklerine yardım için ağlamaya başlarlar veya başka yöntemlerle dikkat çekmeye çalışırlar (27). Zorba mağdurlar bazen zorba bazen ise mağdur statüsünde bulunurlar. Genellikle zorbalığa maruz kalan çocukların % 6’sı; bazen zorbalığa maruz kalan çocukların ise % 18’i zorbalık eylemini göstermektedir. Bunun yanı sıra evde baskıya maruz kalan çocuklar da bu grup içinde yer edinmektedir (32). Yapılan araştırmalara göre mağdur olan çocuk ile ergenlerde türlü psiko-sosyal uyum sorunları yaşanmaktadır. Mağdur olan çocuklar genellikle yalnızlık, depresyon, sosyal geri çekilme, düşük benlik algısı, akranları tarafından reddedilme korkusu, kaygı, alt ıslatma, niteliksiz uyku, mide baş ağrısı gibi sorunlarla boğuşmaktadır. 2.3.4. Zorbanın Özellikleri Zorbaca davranışlar içinde olan öğrenciler akranlarına göre daha agresif özellikler gösterirler. Şiddet barındıran davranışlara karşı daha yatkınlardır ve daha çok severler. Zorba hareketlerde bulunan bireylerin davranışlarındaki amaç fiziksel güç ya da güçlü bir sosyal statü elde etmedir. Bahsi geçen bu öğrenciler sahip oldukları fiziksel, duygusal ve sosyal güçleri diğer öğrencilerin üzerine uygulama arzusunu bünyelerinde barındırırlar (33) Diğer bireyler tarafından kabul görme ihtiyacı içinde olan zorbalar davranışlarının çoğunu dikkat çekmek için yaparlar. Okul zorbaları saldırgan tavırları ve fiziksel güçleri ile akranlarını baskı altında tutabilirler. Ancak bahsi geçen bu çocuklar liderlik niteliklerine sahip değildir (17). Zorba öğrencilerin özellikleri şöyle sıralanmıştır (34): · Yalan söylerler · Pişman olmazlar · Kötü niyetlilerdir · Bencillerdir · İnkar ederler · Teşekkür etmezler · Esnek değillerdir · Güce eğilimleri vardır · Kimseye güvenmezler · Çekicilerdir · Hiçbir şeye aldırış etmezler · Olgun özellikler göstermezler Satan (2006)’a göre zorba olan çocuklar diğer çocuklara göre daha düşük benlik saygısına sahip çocuklar değildir. Bahsi geçen çocuklar diğer çocuklara acı verme konusunda hünerlidir; ancak kendilerinden zorba olarak bahsedilmesini istemezler. Akran zorbalığının pek çoğu çocukları ileri yaşlarında meydana gelir. Bu nedenle de ortaokul seviyesinde daha fazla görülmektedir (31). Hoover ve Hazler (1992) zorba olan öğrencilerin dedikodu yapan ve yeni fikirlere kapalı olan bir grup içinde etkin bir izleyici olmadıklarını söylemişlerdir. Genellikle zorba ergenlerin davranışlarının temelinde para, sigara vb. şeyleri elde etme isteği bulunmaktadır (35). Zorba öğrenciler genellikle kendilerinden daha başarılı ve daha popüler olan öğrencilere karşı kıskançlık duyarlar, bu durumdan aşırı derecede rahatsız olurlar. Bu sebeple de kendilerini güçlü hissetmek için başkalarına karşı güç kullanırlar, paylaşmak istemezler, hiçbir yere aitlik duygusu beslemezler ve kaybetmeye kesinlikle katlanamazlar (21). Bir çocuğun zorba niteliklerine sahip olmasındaki en önemli nedenlerden biri ailesi olmaktadır. Çocuk zorbalığı aile bireyleri içinde öğrenebilmektedir. Banks’a (1997) göre zorbaların aile içindeki sevgi ihtiyaçları karşılanmamaktadır. Bu sebeple güvensiz ve yetersiz hissederler. Eğer ailede disiplin anlayışı olarak fiziksel ceza varsa, çocuğa düşmanca tutumlar sergileniyorsa, en ufak tahrikte bile zarar verme öğretiliyorsa zaten bu bireylerin sağlıklı olması beklenemez (35). Zorba olan çocuklar ve ergenler ebeveynleri ile çatışma yaşamaktadır; bunun yanı sıra anne-baba arasındaki çatışmasının arasında kalarak şiddet görebilirler. Saldırgan ergene karşı ailenin anlayışlı ve ölçülü bir tavır sergilemesi ise zorbalığın yok olmasına veya azalmasına neden olabilir (17). 2.3.5. Zorbalık ve Demografik Değişkenler Arasındaki İlişki 1999 yılında Olweus’un 713 ilköğretim okulu üzerinde yapmış olduğu çok geniş örneklem grubu sonuçlarına göre, zorbaca eylemlerle karşılaşma sıklığında yaşa bağlı olarak bir azalma meydana gelmiştir. Ancak zorba yapma sıklığında bir değişiklik bulunamamıştır. Boulton ve Underwood (1992)’un ortaokul öğrencileri üzerinde yapmış oldukları çalışmada, Olweus’un bulgularına benzer sonuçlar vardır. Yaşla birlikte kurban (mağdur) oranları azalmaktadır; ancak zorba oranları artmaktadır (34). Kapcı (2004)’ya göre akran zorbalığı ile karşılaşmasının yüzdesi 5. sınıflarda 2. sınıflara göre daha yüksektir. Sınıflar ve yaş ilerledikçe öğrencilerin bir arada olduğu yıl sayısı artmaktadır ve doğal olarak yaşanmışlık da artmaktadır. Bu sebeple akran zorbalığı şikayetleri de artmaktadır (36). Pateraki (2001)’nin yılında Yunanistan’daki ilkokul öğrencileri üzerinde yapmış olduğu çalışmada da yaşın artması ile zorba oranında yükselmeye rastlanırken mağdurlarda düşüş gözlemlenmiştir. Yine bahsi geçen çalışmada özellikle dövme, vurma, tekme atma şeklinde olan doğrudan zorbalıklara küçük yaşta öğrenciler maruz kalırken; isim takma, dalga geçme ya da alay etme şeklinde zorbalıklara ise genellikle büyük sınıf öğrencileri maruz kalmaktadır (34). İngiliz ortaokul ile lise öğrencileri (2002) üzerinde yapılan başka bir karşılaştırmalı çalışmada, diğer bulguların aksine yaşın ilerlemesine bağlı olarak kurban olma oranlarında düşüş olmamıştır. Ancak yine diğer bulguları destekler nitelikte zorba oranları artmıştır. İtalyan öğrenciler üzerinde yapılan başka bir araştırmada ise hem kurban hem de zorba sayılarında bir azalmaya rastlanmıştır. Genel olarak toparlamak gerekirse yaşın artması ile zorbalık eylemleri artmaktadır; ancak kurban olma sıklığı azalmaktadır. Bunun yanı sıra yaşla birlikte zorbalık şekli değişmektedir. Araştırmaların sonuçlarına göre fiziksel zorbalığa daha çok küçük sınıflardaki öğrenciler arasında rastlanırken, psikolojik veya sözel zorbalığa ise daha çok büyük sınıflarda rastlanmaktadır (29). Cinsiyet değişkeni ile ilişkili çalışmalara bakıldığında ise bazı araştırmalar erkeklerin kızlara göre daha fazla zorbalık sistemi içinde bulunduğu söylerken, farklı çalışmalar cinsiyetin anlamlı bir farklılığının olmadığını söylemektedir. Başka çalışmalara göre zorbalık sistemi içinde yer alan cinsiyetin farklılık göstermesinin sebebi cinsiyetin niceliksel değil niteliksel olmasından kaynaklanmaktadır (37). Zorbalık ve cinsiyet arasındaki ilişkiyi inceleyen kimi araştırmacılar erkeklerin kızlara oranla daha fazla zorbalığa oluştuğu sonucuna varmıştır. Yapılan bazı araştırmalar ise bunun aksine zorbalığa uğramada kız ile erkek çocuklar arasında bir farkın olmadığı sonucuna ulaşmıştır (25). Pişkin (2002)’e göre ise bu durum araştırmadan araştırmaya farklılık göstermektedir. Erkek öğrenciler itme, vurma şeklinde olan fiziksel zorbalık davranışları ile karşılaşırken; kız öğrenciler bundan ziyade söylentiye maruz kalma, alay edilme, lakap takma gibi sözel zorbalıklara maruz kalmaktadır (29). Yapılan bir araştırmada akran zorbalığının ortaokulda yaygın bir şekilde olduğunu, lisede ise sözel ve fiziksel zorbalığı azaldığı bulgusuna varılmıştır. Erkek öğrenciler ortaokulda kız öğrencilere göre daha fazla fiziksel zorbalığa maruz kalmaktadırlar (38). Her ne kadar cinsiyet konusunda literatür farklı şeyler söylese de bu görüş hakkındaki genel yargı erkeklerin kızlara göre daha fazla kurban ve zorba olduğu yönündedir. 2230 ergen ile yapılan boylamsal bir çalışmanın verilerine göre erkeklerin kızlara göre hem kurban hem zorba oranları 2.5 kat daha fazla çıkmıştır. Ancak bunun aksine yapılan bazı araştırmalarda cinsiyet bir farklılığa sebep olmaktadır (39). Erkeklerin kızlara göre daha fazla zorbalık yaptığı düşünülse de bu konuda kız öğrencilerin de çok fazla eylemi bulunmaktadır. Aslında bu algıya sebep olan durum kız öğrencilerin zorbalık eylemlerin erkeklerin ki kadar çok göz önünde olmayan zorbalık türlerinden kaynaklanmaktadır. Kız öğrenciler yalan dedikodu çıkarma, iftira atma veya arkadaş ilişkilerine negatif yönde müdahale etme gibi gözle görülmeyen, gizliden gizliye yapılan zorbalık eylemlerinde bulunmaktadırlar. Erkekler genellikle doğrudan zorbalık pratiklerine yönelirken, kızlar genelde dolaylı zorbalık pratiklerine eğim göstermektedirler (25). Yunanistan’da (2001) ilkokul öğrencileri üzerinde yapılan bir araştırmada da erkeklerin kızlara göre daha fazla zorbalığa maruz kaldıklarına rastlanmıştır. Bahsi geçen araştırma sonuçlarına göre erkeklere kızlardan çok daha fazla tekme atılmaktadır ve sıklıkla erkeklerden para istenmektedir. Yine İngiltere’de (2002) yapılan başka bir araştırmada ise zorbalığa maruz kalmada kız ve erkeklerin oranı eşit çıkarken, zorba erkeklerin oranı zorba olan kızlara oranının 2 katı olarak bulunmuştur. Benzer bir şekilde Türkiye’de 1995 yılında yapılan bir araştırmada da mağdur olma konusunda kız ve erkek öğrenciler arasında bir fark bulunmazken zorba erkeklerin oranı kızların yaklaşık 2 katı olarak bulunmuştur (34). Yapılan araştırmalarına göre erkekler kızlara göre daha fazla zorbalığa uğramaktadır; ancak kızlar erkeklere göre bu davranışlardan daha fazla etkilenmektedir. İtalya’da (1999) yapılan bir çalışmaya göre kız öğrenciler zorbalığa maruz kaldıklarında erkeklerden çok daha fazla etkilenmektedir. Buna benzer şekilde ABD’de (2001) yapılan başka bir araştırmada zorbaca davranışlar ile karşılaşan erken kızlar yaşamlarının ileriki yıllarında duygusal olarak olumsuz durumlar içerisinde bulunmuştur; ancak aynı sonuca erkekler için rastlanmamıştır (34). Akran zorbalığı ile sosyo-ekonomik durum arasında da bir ilişki bulunmaktadır. Yine cinsiyette olduğu gibi yapılan araştırmalar farklı farklı sonuçlara varmıştır. Kimi çalışmalar ise akran zorbalığı ile sosyo-ekonomik düzey arasında bir ilişki olmadığı sonuca varmıştır. Akran zorbalığı ve psikolojik faktörlerin arasındaki ilişkinin incelendiği bir çalışmada zorba olan öğrenciler gelir düzeylerine göre bir karşılaştırmaya sokulduklarında, yüksek gelirli öğrencilerin fakir ve orta gelirli öğrencilere göre daha fazla zorbalık gösterdiği sonucuna varılmıştır. Yani orta ve düşük gelirli öğrenciler yüksek gelirli öğrencilere göre daha çok akran zorbalığına maruz kalmaktadırlar (40). Due ve arkadaşlarının 2009 yılında yapmış oldukları çalışmada da sosyo-ekonomik düzey açısından dezavantajlı durumda olan ergenlerin zorbalığa maruz kalmada riskli grubu meydana getirdiği sonucuna varılmıştır. Araştırma sonuçlarına göre akran zorbalığına maruz kalmada düşük düzey ekonomiye sahip bir ülke yaşam ve yoksul bir okula gitme arasında hiçbir ilişki bulunmamıştır. Genel olarak ekonomik eşitsizliğin meydana geldiği yerlerde görülmektedir. Yine araştırma sonuçlarına göre düşük sosyo-ekonomik düzeye sahip olan çocukların akranlarına uyguladığı zorbalık fiziksel olurken, yüksek sosyo-ekonomik düzeydeki çocukların uyguladıkları zorbalık türü psikolojik olmaktadır (41). Başka bir çalışmada ise düşük ekonomik düzeyi düşük olan öğrencilerin açık bir şekilde zorbalık yaptığı, yüksek ekonomik düzeye sahip olan öğrencilerin ise daha çok örtük ve ilişkisel zorbalık uyguladıkları sonucuna varılmıştır. Pişkin (2003)’in Türkiye’de yaptığı çalışmada ise sosyo-ekonomik düzeyinin daha yüksek olduğu öğrencilerin zorbalık yapma oranları daha fazladır ve mağdurlar da genelde sosyo-ekonomik düzeyi düşük olan gruptan gelmektedir (38). 2.3.6. Akran Zorbalığının Sonuçları Zorbalığa maruz kalan çocukların zorbalığın meydana geldiği çevrede endişe ve korku duymaları benlenen bir tepkidir. Mağdurlar bahsi geçen rahatsız edici eylemlerden dolayı okulu sevmezler, zorbalığı meydana geldiği yerlerden kaçmak isterler. Mağdur öğrenciler kızgınlık, kaygı ve çaresizlik duyguları yaşarlar. Hatta kimi kronik hastalıklar onlarda baş gösterir ve bu durum onları intihara kadar sürükleyebilir. Bu tür davranışlar sebebi ile öğrencilerin devamsızlıkları artar, özsaygıları olumsuz bir şekilde etkilenir hatta ve hatta çocukluk senelerinde maruz kaldıkları zorbalık sebebi ile yetişkinlik dönemlerinde zor durumlar yaşayabilirler (29). Kapcı (2004)’nın yapmış olduğu çalışmanın sonuçlarına göre duygusal, bedensel, sözel ve cinsel zorbalık ile karşılaşan öğrencilerin benlik saygısı düşüktür, depresyon durumları yüksektir ve yüksek kaygı yaşarlar (36). Akran zorbalığının sonuçlarına odaklanan çalışmaların çoğu mağdur olan bireylerin fiziksel ve ruhsal durumları ile alakadar olmuşlardır. Bireylerin olumsuz sağlık durumları 4 grup altında toplanmıştır (31). 1. Düşük psikolojik iyi olma hali: Bu durumda genel mutsuzluk hali, düşük benlik saygısı, sinirlilik hali ve üzüntü gibi acı verici özellikler taşımayan ancak hoş olmayan düşünce ve biçimleri barındırmaktadır. 2. Düşük Sosyal Uyum: Bu durumda birey sosyal çevresine karşı bir isteksizlik duygusuna kapılır, dışlanmışlık, yalnızlık, okula devamsızlık ve okulu sevmeme halleri yaşanmaktadır. 3. Psikolojik Acı: Yüksek kaygı davranışları ve depresyon ile başlar ve intihara kadar gidebilir. 4. Fiziksel İyi Olmama Durumu: Fiziksel rahatsızlıklar sonucunda tanısı konulmuş olan hastalıklara neden olan bir durumdur. Burada birey fiziksel olarak zarar görmüştür ve sağlığına kavuşabilmesi için tedaviye ihtiyaç duymaktadır. Daha ayrıntılı bir şekilde mağdur olan öğrenciler şöyle özellikler göstermektedir (42): · Çekingen davranışlarda bulunmak · Akademik başarıda yaşanan düşüş · Kendine güveni yitirme · Evden kaçma, zorbayı öldürme arzusu ve intihara niyetlenme · Öğrenmeye karşı bir arzu duymama ve dikkat dağınıklığı · Psikolojik ve fiziksel stres belirtileri · Yetişkinlikte depresyon · Çok fazla korku, suçluluk, çaresizlik, kaygı ve utanma hissetme · Korkuları eve taşıyarak aile ilişkilerini bozma Zorbalık sadece mağdur için değil zorba içinde çeşitli sonuçlar doğurmaktadır. Bunlar şöyle sıralanabilir (43): · Eğer zorba olan çocuklara yardım edilmezse ilerleyen yıllarda güçlerini kötüye kullanmaya devam ederler ve toplum için bir tehdit oluşturabilirler. · Yalnız kalabilirler ve toplumdan soyutlanabilirler. · Başka bireylerle işbirliğini meydana getirdiği manevi tatmin, mutluluk gibi olumlu duygulardan yoksun kalabilirler. Bunun üçüncü bir boyut arasındaki grup ise mağdur ve zorba arasında kalan çocuklardır. Bunlara şahit olan çocukların özellikleri de şöyle sıralanabilir (43): · Kendilerini güvende hissetmezler · Kendilerini sürekli savunmak durumuna alırlar · Etraflarında var olan şiddet hareketlerinden dolayı üzüntü, mutluluk, umutsuzluk, korku gibi olumsuz duygulara sahip olabilirler. Bunun yanı sıra zorbalıkla karşılaşmış çocukların, zorbalığa maruz kalmayan çocuklara göre çok daha fazla duygusal sorunlar yaşadığından da bahsedilmektedir (44). Mağdur olan çocuklara zorba çocuklara karşı öfke ve kin duyguları beslerken kendilerine acımaktadır. Bu alanda yapılan pek çok çalışma mağdur olmanın sosyal, psikolojik ve akademik sorunlara neden olduğunu açıkça ortaya koymaktadır. Zorbalığın olumsuz etkileri sadece okul zamanı ile sınırlı kalmamaktadır. Okul yıllarında zorbalık yapan da mağdur olan da ileriki yıllarında bu durumdan negatif bir biçimde etkilenmektedir. Devam eden senelerde de bireyler bunların etkilerini hissederler (17). Psikolojik problemlerin ortaya çıkmasında akran zorbalığı çok etkilidir. Okul yıllarında zorba veya mağdur olan bireylerin psikolojik yardım talep etme oranları çok daha yüksektir. Zorbaların aksine mağdurlara göre okul güvensizliğin hüküm sürdüğü, korkunun hissedildiği ve mutsuz olunan bir yerdir. ABD’de yapılan bir araştırmanın sonuçlarına göre öğrencilerin hemen hemen % 7’si ayda en az bir kere mağdur oldukları için okula gitmemektedir. Avustralya’da 13 ve 14 yaşlarındaki öğrencilerin üzerinde yapılan bir çalışmada kurbanların depresyon ve kaygı sergileme oranlarının diğer çocuklara göre çok daha fazla olduğu gözlemlenmiştir (29). Mağdur olan öğrenciler genellikle grup dışına itilmektedirler ve dışlanırlar. Diğer öğrenciler de mağdur olan öğrencilerle arkadaşlık kurmak istemezler. Çünkü güçlü olan kesimin kendilerini güçsüz olarak ilişkilendirmesini istemezler, konumlarını kaybetmeyi engelleme veya kendilerinin de mağdur olmasını engelleme gibi amaçları vardır. 2.4. Bir Kavram Olarak Şiddet Şiddet kavramı geçmişten bugüne kadar sürekli tartışılan, psikolojik ve fiziksel neticeleri ile her geçen gün giderek büyüyen, doğudan batıya büyün toplumların en büyük ve ortak sorunlarından biridir. Çocuk istismarından okulda ve iş yerinde zor kullanmaya, kadına karşı güç kullanımına, tecavüz, taciz ve intihara kadar pek çok farklı şekli bulunan şiddeti ele alan alanlar kendi içinde farklılıklar gösterdiği için tanımlamalarında da farklılık vardır. Varlığı, insanlık tarihi kadar eski olan şiddet maalesef toplumsal bir sorun olarak yeni yeni ele alınmaya başlanmıştır. On dokuzuncu yüzyıla kadar şiddet kavramı tek başına inceleme konusu olmamıştır. Yapılan ilk şiddet araştırması ilk olarak çocuklar üzerinde yapılmıştır. 1970’li yıllardan itibaren ise kadınlar ve yaşlılara yönelik yapılan şiddetin varlığı literatüre girmiştir (45). WHO (2002) şiddeti “Kasıtlı olarak; tehdit veya fiilen kendine, diğer bireye veya bir grup ya da topluluğa karşı yaralama, ölüm, psikolojik zarar verme, engelleme veya yoksun bırakma ile sonuçlanan fiziksel güç kullanılması” olarak tanımlamaktadır (46). Şiddet kelimesi Türkçe’ye Arapça’dan geçmiştir. Cumhuriyet’e yakın ilk yazıtlardan olan Kamus-ı Türki’de şiddet “sertlik, sert ve katı davranış, kaba kuvvet kullanma” (47), güncel sözlük olan TDK’da (2018) ise “bir hareketin, bir gücün derecesi, yeğinlik, sertlik (1), hız (2), bir hareketten doğan güç (3), karşıt görüşte olanlara kaba kuvvet kullanma (4), kaba güç (5) ve duygu veya davranışta aşırılık (6)” şeklinde tanımlanmıştır (48). Çok kolay bir tanımı varmış gibi görünen; ancak aslında oldukça zor bir tanımı olan şiddeti Ergil (2001) birey ya da topluluğun kültürel değerlerine, bütün olmasına, mülkiyetine karşı bir birey ya da grup tarafınca verilen zarar ve acı şeklinde nitelendirmiştir (49). Zorbalık ile ilgili oldukça geniş çalışmalar yapan Olweus (2005) ise şiddeti bir bireyin kendisine ve/veya başkasına, belirli bir topluluğa ya da gruba yönelik yapmış olduğu fiziksel hasar, yaralama, ölüm ya da gelişim bozukluklarına neden olan tehdit ya da fiziksel zor kullanma olarak tanımlamıştır (27). Şiddet kavramına bakıldığında araştırmacıların çoğunun fiziksel şiddeti ön plana çıkarırken geri kalan şiddet türlerini göz ardı ettiği gözle görülür bir durumdur. Şiddet genellikle ya içgüdüseldir ve bu sebeple de toplumsallaşma süreci içinde çok az değişmektedir ya da yalnızca çevre faktörlerinden kaynaklanan bir davranış olarak görülmektedir. Psikiyatristler, şiddete sebep olan faktörleri incelemek istediklerinde ilk olarak bireyin kişilik yapısını mercek altına alma eğilimi gösterirler. Bunun destekler nitelikte olan Winnigott’a göre de şiddete eğilim bir bireyde onu bu davranışa götüren önemli faktörler yetersiz olan aile ilişkileri, aile şefkatindeki yoksulluk ve nesilden nesile aktarılmış olan şiddet davranışlarından kaynaklanmaktadır (50). Şiddet coğrafi anlamda sınır tanımaz, ekonomik olarak olan gelişmişlik düzeyine ve eğitim seviyelerine aldırış etmez ve tüm dünya ülkelerinde ve kültürlerinde görülen olumsuz bir davranıştır. Şiddetle ilişkilendirilen devlet politikaları yeniden yapılandırılmaya başlamaktadır ve konuya ait verilen hizmetler ile alakalı iyileştirme çalışmaları yapılmaktadır (51). Şiddetin tanımını yaparken dar ve geniş anlamlı olarak ayrımlar yapılmıştır. Dar anlamı ile şiddet fiziksel şiddet olarak, insanların bedensel bütünlüğüne karşı dışarıdan yönetilmiş olan sert ve acı verici bir eylemdir. Bu açıdan bakıldığında cana, mala, bedensel bütünlüğüne, bireyin özgürlüğüne karşı bir tehdit olarak ele alınmaktadır. Burada bahsi geçen şiddeti birey başkasına yöneltmenin yanı sıra kendisine de yöneltebilir (52). Geniş anlamlı olarak ise şiddet, bir birey üzerindeki fiziksel ve ruhsal etkileri direkt olarak ölçülmeyen, dolaylı ve somut bir şekilde hissedilen baskı olarak tanımlanmaktadır. Buna örnek olarak medya terörü, ekonomik şiddet, işsizlik, enflasyon, doğanın ve tarihsel alanın tahribi, işsizlik ve sağlıksız kentleşme örnek verilebilir (52). 2.4.1. Şiddetin Nedenleri Şiddete neden olan süreçler ile ilgili araştırmacılar pek çok sınıflandırma yapmıştır. Kılıç’ın (2007) yapmış olduğu sınıflandırmada bunlardan biridir. Bu sınıflandırma şöyle sıralanabilir (53): 1. Psikososyal ve Fiziksel Gelişim: Buna göre şiddet davranışı öğrenilen bir davranış türüdür. Her birey içerisinde şiddet potansiyelini barındırır; ancak kimi bireyler amaçlarını yapabilmek için şiddete başvurmaktadır. Bir çocuğun şiddete başvurmasında gelişimlerinin önemi oldukça büyüktür. Hayatta karşı karşıya kaldıkları problemleri çözebilmeleri için rol modeli olmayan çocuklar şiddete saygı kazanma, statü elde etme için başvururlar. 2. Aile: Bireyin içinde olduğu ailenin ortamında şiddet varsa veya çocuk şiddete maruz kalıyorsa, aile bağları yeterince güçlü değilse, aile yeterince kontrollü değilse, birey şiddete yönelik bir beklenti ve tutum geliştirir ve bireyin şiddete başvurması muhtemel olur. 3. Medya: Pek çok insan için şiddet öğrenilen bir davranıştır. Bireylerin davranışları gözlemleyip öğrendiği alanlardan biri de medyadır. Bireyin şiddet içeren programlara tanık olması, şiddet eyleminde bulunma olasılığını arttıran bir etkendir. 4. Sosyal Çevre: Bir bireyin şiddeti gözlemlemesi ve öğrenebilmesi için en uygun ortamlardan biri sosyal çevredir. Bir çocuğun ya da gencin çevresinde çeşitli çetelerin bulunması, zararlı alışkanlıkları bünyesinde barındıran bireylerin olması çocuktaki şiddet davranışını pekiştirmektedir. 5. Okul ve Arkadaş Ortamı: Okul ve arkadaş çevresi bir bireyin şiddet eylemlerinde bulunmasında en etkili olan dinamiklerden biridir. Okulda ve arkadaş ortamında birbirine uyum göstermek oldukça önemlidir. Çocuk eğer okulda şiddet eylemi varsa ortama ayak uydurmak için şiddete başvuracaktır. Okul ile arkadaş ortamında bir denetimin bulunmaması çocukta istenmeyen davranış artışına sebep olacaktır. 6. Beceri ve Akademik Başarı Düzeyi: Çeşitli becerileri olan ve akademik başarı alanında belli bir başarı gösteren çocuklar arkadaş ortamında kabul görürler. Bu alanda yetersiz olan çocuklar ise arkadaşları tarafından dışlanmakta ve hor görülmektedirler. Bu durum öğrencilerde yabancılaşma ve öfke duygularına sebep olur. Bu duygular da şiddet beslemektedir. 7. Alkol ve Madde Bağımlılığı: Yapılan çeşitli araştırmalara göre şiddet ile madde bağımlılığı arasında ciddi bir ilişki vardır. Madde bağımlısı olan bireylerin şiddete başvurma oranı madde bağımlısı olmayan bireylere göre çok daha fazladır. Şiddetin nedenleri açıklanırken küresel dünya düzeninde kullanılan en yaygın model “ekolojik model” olarak geçmektedir. Bahsi geçen model şiddete neden olan etkenleri kişisel, duruma ilişkin ve sosyo-kültürel açıdan değerlendirmektedir. Modele göre bireye yöneltilen şiddet, sosyal çevrenin farklı seviyelerdeki faktörlerinin birbiri ile olan etkileşimi sebep olmaktadır. Kaynak: World Health Organization. World Report On Violence and Health, 2002. Şekil 2.1. Ekolojik model döngüsü. Şekil 2.1’de görüldüğü gibi WHO (2002)4 daireden oluşan bu modelin en içteki dairesinde herkesin ilişkileri içindeki davranışlarına taşıdığı kişisel ve biyolojik geçmiş temsil edilmektedir. 2. daire genellikle aile ve diğer tanıdıkları içinde barındıran istismarın meydana geldiği ortamdır. 3. daire ise yaşanılan çevre, işyeri, sosyal ağlar ve arkadaş grupları gibi iletişim örüntüleri içinde bulunan hem formel olan hem de formel olmayan kurumlar ile sosyal yapıları göstermektedir. 4. dairede ise kültürel kurallar vardır (54). Açıkgöz (2017) şiddetin nedenleri şöyle anlatmıştır (27): · Bireysel ve kişilik eğilimleri · Silahlara kolaylıkla ulaşabilme imkanının varlığı · Aile yapısı ve aile ilişkileri · Okul çevresi · Alkol ve uyuşturucu kullanımı · Toplum ve yerleşim alanının özellikleri Yavuz (2009) ise şiddetin nedenlerini şöyle sıralamıştır (27): · Gruplaşmanın yaşanması, bir grubun içinde kendini güçlü hissetme durumu, delikanlılık duyguları, · Televizyondaki dizilerden etkilenme · Meslek liselerindeki yetersizlikler, okullardaki disiplinsizlikler · Olumsuz yönetim ile öğretmen tutumları · Sosyal ve kültürel etkinliklerin yeterli olmaması, rehberlerin, tanıtım ve yönlendirmenin azlığı · Eğitimsizlik ve cehalet 2.4.2. Şiddetin Türleri Şiddet olgusu ile türleri incelenirken, şiddetin tek bir boyutta ele alınamayan kadar kompleks bir olgu olduğu sonucuna varılmıştır. Bu sebeple de şiddetin türleri incelenirken, şiddetin psikolojik, biyolojik ve antropolojik bakış açıları ile çok boyutlu bir biçimde ele alınması gerekmektedir. Toplumsal etkileşimin yanı sıra özellikle insan doğasının şiddetle alakası şiddette temel faktör görevi görmektedir. İnsan doğasında var olan şiddet dürtüsü ve buna algılayabilmek için incelenmesi gereken bir nörofizyolojik boyut, psikolojik ögeler vardır. Bu dinamikler de şiddet türleri ile değerlendirilmektedir (56). Genel olarak şiddet türleri dörde ayrılmıştır (27): 1. Duygusal ya da Psikolojik Şiddet: Bireylerin hisleri ile psikolojik durumlarına zarar veren bağırmak, alay etmek, hakaret etmek, aşağılayıcı sözler söylemek, küçük düşürmek, ihmal etmek gibi eylemleri içermektedir. 2. Fiziksel Şiddet: Psikolojik şiddetin tersine fiziksel olan temasın fazla olduğu, hırpalamak, tekme atmak, saçını çekmek, dövmek gibi bir bireyin bedenine zarar veren eylemleri içermektedir. 3. Cinsel Şiddet: Bir bireyin kendi rızası olmadan ve zorla cinsel ilişkiye zorlamak, bir kadını doğurmaya zorlamak, bir bireyin bedenini taciz etmek, bir bireyin cinselliğini kendi istediği gibi kullanmasını engellemek gibi eylemleri içermektedir. Bu şiddet türü özellikle yetişkin olmayan bireylerde çok büyük travmalara neden olmaktadır. 4. Ekonomik Şiddet: Bireyin ekonomik özgürlüğünü engellemeye yönelik olan malına el koymak, parasını çalmak, hak ettiği mirası almasını engellemek veya başkasına vermesini zorlamak gibi eylemleri içermektedir. Fromm (1994) ise şiddet türlerini çok daha geniş çağlı ele almıştır. Ona göre şiddetin değişik türleri arasında meydana gelen ayrım, değişik bilinçsiz dürtülerden doğmaktadır. Çünkü bir davranışın kendisi, kökeni ve izleyici yolu ile yüklendiği enerjiyi açıklayabilmek için o davranışın altında var olan bilinçaltı dinamiklerini bilmek gerekmektedir. Ona göre şiddet türleri 7’ye ayrılmaktadır (57): 1. Oyunda Ortaya Çıkan Şiddet: Şiddetin en normal ve hastalıksız olan şeklidir. Bahsi geçen şiddet yıkıcılık ya da nefretten doğmaz, yıkıcı amaç taşıyan marifet gösterilerinde ortaya çıkar. İlk kabilelerin savaş oyunlarında bu tarz şiddete sıklıkla rastlanabilmektedir. Bu oyunlarda amaç öldürmek değildir, eğer sonucunda ölüm olursa bu rakibin yanlış yerde olmasından kaynaklamaktadır. Bu şiddette temel amaç yok etmek değildir; becerileri göstermektir. 2. Tepkisel Şiddet: Bu şiddette birey kendini veya başkasının yaşamını, onurunu, özgürlüğünü ve malını korumaya çalışmaktadır. Korkudan doğar, bu sebeple de en sık rastlanılan şiddet türüdür. Bu korku kimi zaman evhamdan kimi zaman da gerçeklikten doğar. Bu şiddet türünde ölüm amir değildir; yaşama hizmet edilir. Yıkmak amacı ile yapılmaz, korumak amacı ile yapılır. Bu şiddette kişinin aklı düzgün çalışır, akla uygun hesaplar yapılır. Amaç ile arasındaki dengeyi doğurmaktadır. 3. Engellemelerden Doğan Gerginlikle Ortaya Çıkan Şiddet: Tepkisel şiddetin bir türü olan bu şiddette herhangi bir gereksinim veya istek engellendiğinde çocuklar, hayvanlar ve erginlerde saldırgan davranışlar yaşanabilir. Bahsi geçen saldırgan davranışlar amaca ulaşmak için yapılmasına karşın genel olarak sonuç alınamaz. 4. Gıpta ve Kıskançlıktan Doğan Düşmanlık: Bu şiddet türünde hem gıpta hem de kıskançlık bir tür gerginlik meydana getirmektedir. Bunun nedeni bir bireyin sahip olduğu bir nesneye başka bir bireyin sahip olması veya bir bireyin özlediği kişinin başka bir bireyi sevmesi olabilir. Birey, kendisinin istediği ama elde edemediği şeye bir başkası elde edince o kişiye karşı bir düşmanlık beslemektedir. 5. Öç Alıcı Şiddet: Bu şiddet bireysel de olabilir toplumsal da olabilir. Bir bireyin güçlülüğü ve yaratıcılığı ile öç olma duygusu ters orantılı olarak işlemektedir. Sakat, güçsüz, zarar görerek yıkılan birey ile toplumların kendi saygılarını geri kazanmak için “göze göze diş diş” mantığı ile hareket etmek ellerinde kalan tek şey olmaktadır. Özellikle de kültürel, ekonomik veya duygusal olarak en geri olan topluluklarda çok yaygın olarak görülmektedir. 6. İnancın Yıkılmasından Doğan Yıkıcılık: Öç alıcı şiddet ile yakın ilişkili olan bu şiddet türünde, birey çok küçük yaşlarda ailesine ve sevdiklerine karşı inancını yitirebilir. Bu sebeple bir bunalım hali yaşanır ve birey buna karşı bir tepki geliştirir. Bazı bireyler inancının yıkıldığı ortamdan uzaklaşır. Hayatındaki eksikliği ise dünyasal amaçların peşinde koşarak kapatmaya çalışır. 7. Ödünleyici şiddet: Bir birey kendini yöneten toplumsal ve doğal yönlendirmelere göre şekillenmiş olsa da sadece bu koşulların etkisinde olmamaktadır. Sınırlı bir şekilde de olsa elinde dünyayı dönüştürebilecek ve değiştirebilecek yetenek, istek ve özgürlük mevcuttur. Önemli olan isteğin boyutu değildir, insanın mutlak bir edilgenlik içinde olamamasıdır. İnsan sadece kendini dönüştürmez ve değiştirmez, dünyayı da kendi istediği gibi değiştirmek istemektedir. Bunun için de başvurduğu yol bazen ödünleyici bir şiddet olabilir. Bir bireyin kendi güçlerini bu amaç için kullanabilme imkanı ona göre güçlülük olmaktadır. Bunun aksi bir durumda o birey zayıflık, yetersizlik ve zayıflık duyguları altında acı çekmektedir. Böyle bir durumda yapılacak eylemlerden biri güçlü bir bireye veya topluluğa boyun eğmek, baskı kurmak ya da özdeşleşmek olmaktadır. 2.4.3. Okulda Şiddet Okulda yaşanan şiddet durumlarında ağırlıklı olarak merkezde öğrenci vardır. Bu sebeple de öğrenci hem şiddet uygulayıcısı hem de kurbanı olmaktadır (58). Şiddet ile okul arasındaki ilişkinin anlaşılması için okul ile ilintili olan dinamikleri incelemek önemlidir. Bu dinamikler şöyle sıralanabilir (59): · Düşük düzeyde olan akademik başarı · Okula olan bağlılığının yeterli seviyede olmaması · Okul şartları ve okulun iklimi · Bir çeteye katılma Özellikle son yıllarda oldukça gündemde olan şiddet tüm dünyanın dikkatini çeken bir dinamiktir. Hem dünyada hem de Türkiye’de giderek artış gösteren şiddet vakaları eğitim kurumlarında da ciddi boyutlarda görülmektedir. Okullarda meydana gelen şiddet olayları, okul yöneticiler ve öğretmenlerin son zamanlarda yaşadıkları en önemli sorunlardan birini meydana getirmektedir. Hem okul yöneticileri hem de öğretmenlerde okullardaki şiddeti önleyebilmek için müthiş çaba göstermektedirler. Probleme genel olarak bakıldığında, okullar toplumun temel taşlarından biri olarak görülmektedir. Okullar, çocuk ve ergenlerin hem fiziksel hem de psikolojik olarak iyi halde bulunmalarına katkı sağlayan alanlardır. Okul atmosferi ve okulun sahip olduğu politikalar, okuldaki öğrenci yaşantılarında öğrenci ile öğretmen ilişkilerinde büyük önem arz etmektedir (60). Bütün okullar günümüzde son derece ciddi disiplin sorunları ile karşı karşıya gelmektedir. Eğitim ile alakalı olan disiplin problemleri giderek daha karmaşık olmaktadır ve şiddeti barındıran bir görüntü sergilemektedir. Eskiden okullardaki sorunlar sakız çiğnemek, derste konuşmak, sırasız konuşmak, koridorda koşmak ve ödev yapmamak gibi daha masum eylemlerken; şimdiki sorunlar küfürleşme, kabalık, bıçaklama, hırsızlık, ilaç kullanımı, taciz ve hatta cinayete kadar gitmektedir (61). Okul ortamında meydana gelen şiddet en çok sınıflarda, tuvaletlerde ve koridorlarda yaşanmaktadır. Başka bir ifade ile şiddet okul sınırları içinde ama yetişkin kontrolünün az olduğu yer ve zaman dilimlerinde meydana gelmektedir. Yetişkinlerin olmadığı yerde öğrenciler kendilerini ve birbirlerini kontrol etmeye başlamaktadırlar (62). Şiddetin yoğun yaşandığı yerlerden birinin de sınıf olması öğretmenlerin yeterli denetimi sağlamadığı anlamına gelmektedir. Bir araştırmanın bulgularına okulda zorbalık en fazla sınıf içinde meydana gelmektedir (63). Kişiler arası çatışmalar da en fazla kalabalık sınıflar içinde yaşanmaktadır. Amaçlar, istekler ve eylemler çatışında problemler meydana gelmektedir. Bunun yanı sıra okulun fazla kalabalık olması da öğretmenler problemli davranışlarla yeterince ilgilenememektedir. Ortaöğretim kurumlarındaki öğrencilerin öğretmek, okul ve ders ile ilgili en çok göze parçan sorunları okullarındaki spor alanları ile etkinliklerin yeterli olmamasından kaynaklanmaktadır. Bunun yanı sıra çok kalabalık ve gürültülü sınıflar da problem teşkil etmektedir (64). Okulların fiziksel şartları, sınıfların kalabalık olması, ısınma, gürültü, sınıfların temizliği gibi durumlar öğrencilerde strese neden olmaktadır ve öğrencilerin performansları bu koşulların olumsuz olması durumunda düşmektedir. Pek çok araştırma bu kanıyı destekler niteliktedir (65). Durmuş ve Gürgan’ın (2003) yapmış olduğu çalışmanın sonuçlarına göre öğrenciler tarafından en çok yapılan şiddet olayları şöyle sıralanmıştır (66): 1. Okulun masa ile sandalyelerini bilerek kıran, bunların üzerini çizen ya da kazıyan, tekme atarak duvarların boya ile badanası kirleten öğrencilerin yapmış olduğu eylemler 2. Okul sınırlarının dışında meydana gelen ve kimi öğrencilerin yaralanması ile sonuçlanan kavgalar 3. Okullardaki türlü öğrenci grupları arasında meydana gelen toplu kavga olayları 4. Kimi öğrencilerin okulda paralarının çalınması ya da özel eşyalarının kaybolması 2.4.4. Okulda Şiddetin Boyutları Pek çok araştırmacı okuldaki şiddeti daha iyi anlamlandırmak için okuldaki şiddeti boyutlara ayırmıştır. Okulda şiddet en genel hali ile 3 boyuta ayrılmaktadır. Bu boyutların kısa bir özetine Tablo 2.3’te verilmektedir (67). Tablo 2.3. Şiddet ve saldırganlık boyutları. DAVRANIŞ BİÇİMLERİ Davranış Kategorileri Endişelenilmesi Gereken Davranışlar Ciddiyetle Endişelenilmesi Gereken Davranışılar: Fiziksel Saldırganlık · İtme · Dürtme · Tekmeleme · Tükürme · Vurma · Silahla TehditEtme · Mala ZaraVerme · Hırsızlık Sözel Saldırganlık · Alayetme · İsim takma · Kötübakma · Sataşma · Telefonla korkutma · Haraç alma · Baskı kurma · Başkasını tehlikeli işlere cesaretlendirme · Mala karşı sözel tehdit oluşturma · Sözel olarak şiddet tehditi oluşturmak · · Öfke Şiddeti · Dedikodu yapma · Utandırma · Gruptan dışlama · Diğer öğrencilerin ona aptalmış gibi bakmasını sağlama · Hakkında söylenti yayma · Kine kışkırtmak · Irkçı, seksist veya homofobik yalıtım · Diğerlerinin suçlamasını sağlamak · Toplum önünde küçük düşürme · Kötü niyetli söylentiler yayma Kaynak: Ayık, İ. Ortaokullarda Şiddet ve Okul İklimi Arasındaki İlişki (Konya İli Örneği) [Yüksek Lisans Tezi], Konya: Mevlana Üniversitesi, 2014. 2.4.4.1. Sözel Şiddet Bireyin karşısındaki bireye sistemli bir şekilde yaptığı, mağdur olan bireyin benliğini, sosyal gelişimini ve psikolojik gelişimi, ruhsal bütünlüğünü negatif olarak etkileyen olumsuz yargılar, sözel davranışlar ve atıflardan meydana gelmektedir. Bireylerin bedensel ya da kişisel özelliklerini kullanarak, duyguları ile oynayarak, baskı kurarak istenmeye durumlara sokulması halidir (68). Sözel şiddetin içeriğinde kötü söz veya küfür, hakaret, tahrik, lakap takma, intiharla tehdit etme gibi eylemler bulunmaktadır (60). Yapılan kimi araştırmalar okullarda en çok görülenin fiziksel şiddet olduğunu söylerken, başka araştırmalar ise en çok görülen şiddet türünün sözel şiddet olduğunu ifade etmektedir. Pişkin’in 2002 yılında Ankara’da bin yüz elli dört ilköğretim öğrenci üzerinde yapmış olduğu çalışmada öğrencilerin en fazla söze şiddete maruz kaldığı sonucuna varılmıştır. 2011 yılında Kılıç ve Atli’nin çalışmasında da buna benzer olarak ilköğretimlerde sözel şiddetin olduğunu; ortaöğretimlerde ise bıçakla, satırla yaralama gibi olayların varlığından bahsetmişlerdir (69). Yapılan bir araştırmada ilköğretim okul yöneticilerinin belirttiğine göre öğrenciler arasında en fazla sözel şiddete rastlanmaktadır (58). Başka bir araştırmaya göre ise okullarda alay etme, isim takma gibi sözel zorbalık ve sözel kurbanlık çeşitleri diğer türlere göre çok daha yaygındır (70). 1996 yılında Başbakanlık Aile Araştırma Kurumu’nca yapılan “Türk Ailesinde Adolesanların Sorunu” adlı çalışmanın bulgularına göre ergenlerin yarısından fazlası öfkelendiklerinde kızıp bağırarak tepkilerini ortaya koymaktadır. Genel olarak bakıldığında şiddetin eğitim ortamlarındaki boyutlarının sıralaması yapılırsa sözel şiddet başta gelmektedir (67). Sözel şiddetin başka dinamiklerle de ilişkisi vardır. Gündoğdu’nun (2010) yapmış olduğu çalışmada maddi durum ile sözel şiddet arasında anlamlı bir ilişkinin olduğunu sonucuna varılmıştır. 2008 yılında Helvacı’nın öğrenci görüşlerine bakarak şiddetinin sebeplerini belirlemeye yönelik ortaöğretimlerde yapılan çalışmada sözel şiddetin en önemli nedenlerinin ailedeki ilgi eksikliği ile ailelerin çocuklarını eğitme konusunda yetersiz olmasından kaynaklandığı bulgusuna varılmıştır (69). 2.4.4.2. Fiziksel Şiddet Bu şiddet türünde öğrenci öğretmenleri veya akranları tarafından dövme, itme, saç çekme, kulak çekme, tokat atma veya herhangi bir kesici alet ile yaralama gibi davranışlarla karşılaştığı şiddet türüdür (71). Eyleme dönüşen bir güç olarak değerlendirilebilecek fiziksel şiddet, gücün gösterilmesinin en kolay yoludur. Bu sebeple de fiziksel şiddete başvurarak öğrenciler sindirme, iktidar sağlama, üstünlük kurma amacı ile kullanılmaktadır (72). Fiziksel şiddet öğrencilerde yaralanmalara yol açabilir, öğretmenler tarafından çocuğun hatalı davranışlarını kontrol etmek için uygulanabilir. Genel olarak araştırmalar da okullardaki şiddet boyutunu incelerken duygusal boyuttan daha çok cinsel ve fiziksel boyutlara yönelmektedir. Çocukların aile üyeleri, akranları ve öğretmenlerinden gördükleri şiddet onların hem duygusal hem de fiziksel sağlıklarına zarar vermektedir. Boylamsal çalışmaları değerlendiren bir çalışmada, bedensel ve şaplak uygulaması ile uzun vadede öğrencilerde iç yönelim problemleri, dışa yönelim problemlerine ve düşük bilişsel performans sorunlarına rastlanmıştır. Öğrenciler sadece akranlarından fiziksel şiddet uygulaması almazlar. Öğretmenler de öğrencilere karşı saldırgan davranışlarda bulunabilir. Öğretmenlerin saldırgan hareketlerini sosyal etkileme ve çatışma çözümü için meşru yollar olarak gören öğrenciler, bunları birer “sosyal öğrenme” olarak algılayabilip, içsel hale getirebilirler. Öğretmenler ve okul yöneticilerinin çocuğun psikolojik gelişimi ile sosyal becerilerinin gelişimi üzerindeki katkıları büyüktür ve çok önemlidir. Empati kurma, çatışma çözme becerileri ve başkalarına saygı gibi niteliklerin kazanılmasında öğretmenler ve akranlar bir öğrenci için model olmaktadır. Öğretmenleri yaptıkları kötü muamele öğretmen ile öğrenci ilişkilerini etkilemektedir. Öğrenci öğretmenine saygı duymak yerine ondan korkmaya başlar, bu durumda onun kişilik yapısını etkileyecektir. Kendilerini korumaları, desteklemeleri ve yardım etmeleri gereken görevlilerin şiddetine tanık olma ve maruz kalma çocuklarda öfke, saldırganlık, korku, güvensizlik, düşük benlik saygısı ve anksiyete gibi ruhsal sorunlara neden olabilmektedir. Öğrencilere yönelik öğretmenlerin yaptığı şiddet üzerinde dünya genelinde çok fazla araştırma yapılmıştır. Öğrencilerin maruz kalmış olduğu fiziksel ve duygusal şiddetin yaygın olması ve şiddet riskinin yüksek olduğu grupların saptanabilmesi şiddeti önlemeye yönelik olan politikalar içi çok önemlidir. Türkiye’de gündemde olan şiddet türünün en yaygını fiziksel şiddettir (73). 2.4.4.3. Öfke Şiddeti Öfke şiddetini anlatmadan önce öfkenin genel tanımını ve özelliklerini vermek gerekmektedir. Genel olarak öfkenin nitelikleri şöyle sıralanabilir (74): · Öfke bir insan için son derece normal olan ve bireyin yaşamını devam ettirebilmesi için gerekli olan bir duygudur. · Öfke, duygusal bir tepkidir. · Öfke, uyarıcı bir işaret olma niteliği taşımaktadır. · Kişiyi tehditlere karşı uyaran öfke kişinin kendisini korumasını sağlamaktadır. · Yeni öğrenmeler için bir motivasyon kaynağıdır. · Sınırlandırabildiği sürece öfke son derece sağlıklıdır ve işe yaramaktadır. · Öfke kontrol edilemediği zaman bireyin kendisi ve çevresi için zararlı olabilir. · Sağlıklı ve işe yarar bir öfke için öfkenin inkar edilmemesi, kabul edilmesi, bastırılmaması ve tanınması gerekmektedir. · Genel olarak öfke bir problem çözme aracı değildir. · Öfke bir öç alma yolu değildir. · Öfke başkalarını suçlama şekli değildir. · Öfke şiddet göstermek ya da suç işlemek için bir gerekçe değildir. · Öfke haklılığı meşrulaştıran bir yol değildir. · Öfke başkalarını kontrol etme aracı değildir. Öfke duygusu ile öfke duygusunun eşlik ettiği istenmeye hareketler önemli problemlere neden olmaktadır. Bu sorun da başta öğretmenler olmak üzere okul yöneticileri ile aileleri derinden tasalandırmaktadır. Çünkü öfke duygusunun eşlik ettiği olumsuz hareketler okuldaki düzenli ortamı tehdit eder niteliktedir. Okul atmosferi içinde bulunan bireylerin öfke duygusunun eşlik ettiğin olumsuz hareketlerin sonucunda yaşanan çatışmalar sebebi ile verimliliğin düştüğü bilinen bir gerçektir (75). Öfke, düşmanlığa sebep olmaktadır. Aslında düşmanlık besleyen kişi öncelikle kendinden şüphe etmektedir. Kendisini güvende hissetmeyen öğrenci sürekli çevresinden şüphe ettiği için düşmanlık besler ve sürekli olarak bir öfkeyi içinde barındırır. Öfke, çekememezlik ve kıskançlık gibi duygularla pekişmektedir (4). 2.4.5. Okulda Şiddetin Nedenleri Okullarda gerçekleşen pek çok istenmeye davranışın sebebi genel olarak, bilgi, aile ve iletişim teknolojileri, sınıfın yapısı ile ortamı, okul, eğitim programları ve öğretim yöntemleri, öğrenci ile öğretmen gibi unsurlar olarak düşünülmektedir (76). Çocuk ile ailenin psiko-sosyal ve ekonomik karakteristikleri, okul çevresi ile akran grubunun etkileri, erken yaşta girilen çalışma yaşamı, yetersiz boş zaman imkanları, ülkede var olan sosyal ve ekonomik politikaların yetersiz olması, toplumun kültürel yapısının sürekli değişmesi, göç sebebi ile meydana gelen yoksulluk, kentleşmedeki eksiklikler, bütünleşememe ve medyanın şiddet içeren yayınları yayınlaması gibi durumların da etkileri oldukça büyüktür (67). Okullarda yaşanan akran zorbalığı da yukarıda bahsi geçen sebepler çevresine şekillenmektedir. Genellikle zorbalığa maruz kalan öğrenciler başka bir yerde mağdur olduklarını söylemekten çekinirler. Bu sebeple de zorbalık durumu sürekli hale gelmektedir. Mağdur, en çok zorbanın kendisini şikayet ettiğini duyup zorbalık eylemini arttırmasından korkmaktadır. Bu çekimserlikten dolayı okullarda özellikle ilişkisel ve sözel zorbalık çok zor fark edilir. Kimi zaman da öğrenci zorbalığı sadece “fiziksel” olarak algıladığı için başka zorbalıklara maruz kaldığında zorbalığa maruz kaldığını fark etmez. Çünkü dalga geçme gibi eylemler “şaka” olarak algılanmaktadır (26). Okulda zorbalığın en büyük nedeni elbette ki çocukların öfke duymasıdır. Aslında öfkeyi tanıma ile fark edebilme, kontrol edebilme, doğru kullanmayı öğrenme durumları sadece tek bir gruba değil toplumun hemen hemen her kesimine, değişik alanlarda bulunan/çalışan tüm insanlara öğretilmelidir (77). Çocukların öfkeli olmasının sebebi okul dışındaki hayatlarında öfkeye maruz kalmalarından kaynaklanıyor olabilir. Erken yaştan itibaren şiddetin içinde bulunan çocuklar sonraki yaşlarda diğer çocuklara göre daha çok şiddet ve suç ortamları içinde bulunmaktadırlar. Bunun yanı sıra küçük yaşlarda zorbalık eylemleri de küçük olurken, yaşın ilerlemesi ile birlikte bu eylemler ciddi suçlara sebep olabilmektedir. Bu tarz ortamlar içinde olan öğrencilerin okullarda zorbalığının bilinen en başlıca nedenleri şöyle sıralanabilir (77): · İletişim becerilerinin olmaması, · Kendilerini ifade edebilmek için okullarda yeterli sosyal etkinlikten yararlanamamaları · Sorun çözme kabiliyetlerinin olmaması · Ailelerin ilgisizliği Öğrencileri suça iten başlıca etmenler ise şöyle sıralanabilir (78): · Ailenin sert ve tutarsız disiplin uygulamalarının olması · Aile içinde şiddet ve istismarın olması · Çocuklar üzerinde aile içinde kullanılan maddelerin fiziksel ve ruhsal yaraları Yapılan araştırmalar açıkça göstermektedir ki şiddetle karşılaşan çocuklar şiddet davranışlarını arttırmaktadır, şiddete pozitif ve iyimser bakmaktadır ve şiddet eğilimlerini arttırmaktadır. Bir insan yaşamının evreleri arasında ergenlik, bireyin yaşamı içinde bireyin en ciddi duygusal karmaşa içinde olduğu bir dönemdir. Ergenlik dönemin birey hissettiği her duyguyu çok fazla önemsemektedir ve davranışsal olarak da bu duygu ile hareket etmektedir. Ergenlik içinde birey sürekli duygularının kurbanı olur ve en küçük olumsuzluğu bile çok yoğun yaşar. Bu sebeple akran ilişkileri de çok zor olmaktadır. Çünkü hepsi aynı duygular içindedir. Yaşam kalitesi yüksek olan ergenlerde çalışmalara göre, zorbalık davranışı oldukça düşüktür (67). Bu sebeple önemli olan her ergenin genel olarak iyi bir yaşam içerisinde olmasını sağlamaktır. 2.5. Akran Zorbalığı ve Saldırganlık Arasındaki İlişki Zorbalık kavramı araştırırken literatürde şiddet ve saldırganlık kavramlarına da sık sık rastlanmaktadır. Şiddet tanımı çalışmanın önceki bölümlerinde yapıldığı için, kavram karmaşasının yaşanmaması amacı ile bu bölümde zorbalık ile saldırganlık arasındaki ilişki incelenecektir. Her ne kadar bu 3 kavram birbirlerinin yerine kullanılsa da zorbalığı şiddet ile saldırganlıktan ayıran çok belirgin özellikler mevcuttur. Zorbalığı asıl amacı mağdura düşünsel manada bir zarar verebilmektedir. Saldırganlık ise eşit bireyler arasında yaşanan çatışma biçimidir. Halbuki zorba olan kişinin davranışında kendini koruma amacı yoktur, mağdura zarar verme amacı vardır (17). Zorbalık konusunda en çok bilinen araştırmacı Olweus da buna benzer bir şekilde zorbalık şeklinde isimlendirilen eylemlerin zorbalık sınıfı içerisinde olabilmesi için bu durumun eşit olmayan bireyler arasında kasıtlı ve devamlı yapılıyor olması gerektiğinden bahsetmektedir. Kaynak: Gökler, R. Okullarda akran zorbalığı. Uluslararası İnsan Bilimleri Dergisi, 2009; 6(2): 511-537. Şekil 2.2. Saldırganlık, şiddet ve zorbalık arasındaki ilişki. Şekil 2.2’ye bakıldığında, saldırganlığın hem zorbalık hareketlerini hem de şiddeti kapsadığı görülmektedir. Yani saldırganlık adeta bir şemsiye gibidir. Zorbalık ile şiddetin örtüştüğü alanlar olduğu gibi farklılaştığı yerler de vardır. Fiziksel boyutta zorbalığın ortaya çıktığı durumlar (vurma, dövme, tekme atma gibi) zorbalık olmalarının yanı sıra birer şiddettir. Ancak zorbalık yalnızca fiziksel olarak ortaya çıkmamaktadır. Eski literatürdeki şiddet tanımının sadece fiziksel olması onu şiddetten de farklılaştırmaktadır. Ayrıca pek çok şiddet eylemi zorbalık olarak da nitelendirilmektedir. Buna örnek vermek gerekirse, güçleri birbirine denk ya da eşit olan öğrencilerin arasında zaman zaman kavgalar olabilir. Bu durumda öğrencilerin birbirlerine zarar vermesi şiddet eylemidir; ancak zorbalık değildir. Evrensel olan saldırganlık, şiddet ve zorbalık kavramları bütün kültürlerde yaygın olarak görülen kavramlardır. Okullarda yaşanan zorbalık türü ise literatürde okul zorbalığı ya da akran zorbalığı olarak geçmektedir. Kaynak: Haskaya, S. Ortaokul Öğrencilerinde Akran Zorbalığı ile Okula Yabancılaşma Arasındaki İlişkinin İncelenmesi, [Yüksek Lisans Tezi], Mersin: Çağ Üniversitesi, 2006. Şekil 2.3. Saldırganlıkta sosyal öğrenme modeli. Diğer 2 kavramı da kapsayan saldırganlık öğrenilmektedir. Bu konuda literatürde ortaya koyulan model sosyal öğrenme modelidir. Şekil 2.3’te de görüldüğü gibi Budak (2005) şiddeti düşmanlık ve öfke hislerinin kişilere ya da nesnelere yönelik eylemsel yıkıcı ve fiziksel zorlama yolu ile dillendirmesidir. Bu şekilde her türlü çatışma ilişkisi içinde olan şiddet ve saldırganlık özgürlüğü anlayışı bir insanın iradesini hiç sayan en aşırı boyut olarak görülmektedir (17). 2.6. Akran Zorbalığını Önlemek İçin Yapılmış Çalışmalar Zorbalık ile ilgili çalışmalar öncelikle İskandinav ülkelerinde yapılmıştır. Bu zamanlarda ise zorbalık sorununu en çok araştıran ülke ABD’dir. Türkiye’ye bakıldığında ise öğrencilerden sözel zorbalıkla karşılaşanların oranı % 42 civarlarında, fiziksel olarak zorbalık görenler % 23’e yakın bir oran bulunmuştur. Yapılan çeşitli araştırmalar zorbalık göstermektedir ki Türkiye’de öğrenciler en çok sözel zorbalıktan yana dertlidir (79). Daha önce de bahsedildiği gibi Olweus (2005) bu alanda çalışma yapan ilk bilim insanlarından biri olmuştur. O’nun araştırmalarına göre 7-16 yaş aralığındaki 130.000 öğrencinin incelenmesi sonucu öğrencilerin %5-9’unun zorbalığa maruz kaldığını söylemiştir (63). Avustralya’da, Rigby ve Slee’nin (1993) yapmış olduğu başka bir çalışmada ise Avustralya’da bulunan 6-16 yaş arası 685 çocuk ve 32 öğretmen ile görüşülmüştür. Buna göre yaklaşık her on çocuktan biri akran zorbalığına maruz kalmaktadır. ABD’de (2000) yapılan bir çalışmaya göre okulu bırakan çocukların % 10’un okulu bırakma sebebi zorbalığa maruz kalmalarıdır. ABD’de lise öğrencilerinin % 20’si akran zorbalığından korkmaktadır ve bunun dışında da 2 milyona yakın çocuk zarar verici aletler taşımaktadır (25). Gültekin, 2003 yılında yapmış olduğu çalışmada, Türk örneklemi için akran zorbalığı kurbanlarını belirleyebilmek için bir ölçek geliştirmiştir. Geliştirdiği ölçeği psikometrik açıdan sınamıştır. Bunun sonucunda da terör, açık saldırı, alay, ilişkisel saldırı ve kişisel eşyalara saldırı olarak 5 farklı boyut belirlemiştir. 2004 yılında ise Kapcı yapmış olduğu bir çalışmada okullardaki çocukların % 40 oranında sözel, beden, duygusal ve cinsel zorbalıkla karşılaştığı bulgusuna ulaşmıştır. Zorbalık demografi dinamiklerden çok psikolojik dinamiklerden etkilenmektedir (9). Şirvanlı 2006 yılında özel okullarda yaptığı çalışmada algılanan çocuk yetiştirme şekilleri, yaş ve benlik imgesinin erkekler ve kızların okulda zorbalığa maruz kalmalarında etkili olduğunu görmüştür. Yine aynı yıl Sarıtaş, ilköğretim öğrencileri üzerine bir çalışma yapmıştır. Sarıtaş, yapmış olduğu çalışmada ilköğretim öğrencilerinde görülen zorbalık hareketlerinin ailesel değişkenler ile yakından alakalı olduğunun bulgusuna varmıştır. Bunun tekrar eden süreçte Koç (2006), yine ilköğretim öğrencileri üzerine çalışmıştır ve bulgularına göre zorbalık türü olayların genellikle öğrencilerin cinsiyetlerine göre okulun hangi bölgelerinde ve ne sıklıkta meydana geldiğini saptamıştır. Buna göre öğrencilerin zorba kişilik, kendine güven ile zorbalıktan kaçınma seviyeleri cinsiyet, algılanan akademik başarı, ailenin algılanan gelir durumu, hatalı davranışın tekrarlanma sıklığı, özsaygı, yetişkin faktörleri, öfkeyi dışa vurma, sürekli olan bir öfke, öfkeyi kontrol etmede başarısızlık ve içte tutma ile alakalıdır. Cinsiyet değişkeni temel olarak alındığında ise zorbalığın olduğu bölgeler ve sıklığı erkekler öğrencilerin kızlara göre daha fazla çıkmıştır (9). Yurtal ve Cenkseven (2006), 10 ile 14 yaş arasında olan 212 kız ile 221 erkek öğrenci arasında yaptıkları bir araştırmada zor davranışa maruz kalmada cinsiyet değişkeninde erkeklerin lehine bir anlamlı bir ilişkide bulunmuşlardır. Yani zorbalıkta bulunanlar daha çok erkeklerdir. Zorbalığa maruz kalan çocuklar ise bunu genelde yakın arkadaşlarına söylemişlerdir, yardım istemişlerdir veya öğretmenlerine söylemişlerdir. 2009 yılında Çetinkaya ve arkadaşları Sivas il merkezinde değişik sosyo-ekonomik durumu göz önüne alarak 3 farklı okul üzerinde çalışma yapmıştır. Bu 3 okulda öğrenim gören 5-8. sınıf arası 521 öğrenciye uygulanan anket çalışması sonucunda çocukların zorbalığa maruz kalma oranı % 43 olarak bulunmuştur. Sosyo-ekonomik durumu düşük olan okuldaki çocukların her türlü sözel, bedensel ve duygusal zorbalığa anlamlı olarak daha fazla maruz kaldıkları da elde edilen sonuçar arasındadır (63). Uludağ ve Uçanok, 5. ile 6. sınıfa giden 701 öğrenci ile yapmış olduğu çalışmada mağdur, zorba ve mağdur/zorba rollerinde akran zorbalığına karışan çocukların oranını % 23 olarak bulmuştur. Bunun yanı sıra hem mağdur hem de zorba olan çocukların akademik başarı oranları da diğer çocuklardan daha düşüktür ve arkadaşları tarafından reddedilmektedirler (42). Tor ile Sargın, ilköğretim okullarının 2. kademesinde öğrenim gören 206 öğrencinin şiddetle ilgili görüşlerini belirmek istemişlerdir. Öğrencilerin birbirlerine şiddet gösterme durumları incelendiğinde, kız öğrencilerin % 11’i, erkek öğrencilerin ise % 13’ü sık sık birbirlerine şiddet uyguladıklarını belirmiştir. Bunun yanı sıra bazen şiddet uygulayan kızların oranı % 25, erkek öğrencilerin oranı ise % 31’dir. Birbirlerine hiç şiddet uygulamayan kız öğrencilerin oranı % 9 çıkarken erkek öğrencilerin oranı % 10 çıkmıştır. Toplam olarak öğrencilerin % 24’ü birbirlerine sık sık, % 56’sı bazen şiddet uygularken, % 19’u hiç şiddet eyleminde bulunmamaktadır. Taşğın’ın Karaman’da yaptığı bir çalışmada 6., 7. ve 8. sınıf öğrencilerinden 585 çocuğa anket uygulanmıştır. Amaç akran zorbalığı türlerini belirleyebilmek ve sıklığını incelemektir. Sonuçlara göre öğrencileri % 28’i yılda 1 yada 2 kez, % 17’si haftada bir kez, % 12’si ise hemen hemen tüm okul günlerinde zorbalık eylemleri ile karşılaşmaktadırlar. Çalışmada hem erkek hem de kız çocuklarının en sık yapmış olduğu davranış birbirlerine lakap takma olarak bulunmuştur. Kız öğrenciler kişisel eşyalara zarar verirken, erkek öğrenciler daha çok itme, dövme vb. hareketlerde bulunmaktadır. Kızların % 31’, erkeklerin ise % 21’i zorbalık gördüğünü öğretmenine bildirmiştir (25). Güney Kore’de Schwartz, Chang ve Farmer (2002), 122 çocukla görüştükleri bir çalışma yapmıştır. Elde edilen verilere göre zorbalık hareketi ile çekingenlik, düşük performans, yalnızlık durumları yakından ve pozitif yönlü bir ilişkiye sahiptir. Araştırmanın başka bir sonucu ile Güney Kore ile Batı kültürlerinin karşılaştırıldığında zorbalık olaylarının paralel bir durumda olmasıdır. Aynı araştırmayı daha sonra Çin’de 296 çocuk ile yapmışlardır ve elde edilen sonuçlar Güney Kore ile hemen hemen aynı çıkmıştır. Gofin, Palti ve Gordon (2002), Kudüs’te olan 11 okulda 8. ve 10. sınıf öğrencileri ile bir araştırma yapmıştır. 518 erkek ve 523 kız ile yapmış oldukları araştırmada amaçlanan durum öğrenciler arasındaki zorbalığın yaygınlığını ve zorba kurban öğrencileri belirleyebilmek olmuştur. Değişken olarak okul düzeyi, ailenin ekonomik düzeyi ve cinsiyet ele alınmıştır. Araştırmada alt boyut olarak öğrencilerin sorunlar karşısında başa çıkabilme durumları, akademik başarının öğretmence değerlendirilme baskısı, öğretmenlerin vermiş olduğu destek, okulun imajı, etkinlik, yüksek başarı beklentisi ve dışlanma alınmıştır. WHO’nun düzenlemiş olduğu “Okul Çağı Çocuklarının Sağlık Tutumu” ölçeği araştırmada kullanılmıştır. Bulgular şöyle olmuştur: Erkek öğrencilerin yaklaşık 4’te 1’i kız öğrencilerin ise yarısı zorbalık olayları içinde bulunmaktadır. Erkek öğrencilerin 3’te 1’i ve kız öğrencilerin 7’de 1’i ise mağdur konumundadır. Zorbalık en çok 8. sınıf öğrencilerinde görülmektedir. Scheithauer, Hayer, Petermann ve Jugert (2006) ise kendilerine Olweus’u örnek almışlardır ve onun anketini yeniden düzenlemiştlerdir. Araştırmanın örneklemi Almanya’dan 2 farklı eyalet içinde toplamda 2086 5. sınıf öğrencisinden oluşmaktadır. Değişken olarak sınıf ve cinsiyeti kullanmışlardır ve elde ettikleri sonuçlara göre öğrencilerin onda biri zorba ve aynı şekilde onda biri kurbandır. Cinsiyet değişkenine bakıldığında ise erkeklerin kızlara göre daha fazla zorbalık eyleminde bulunulduğu gözlemlenmiştir. Mağduriyet durumu ile cinsiyet arasında bir ilişki bulunamazken, fiziksel şiddet boyutunda erkekler yine ön plana geçmiştir. Başka bir deyişle erkekler fiziksek zorbalığa kızlara göre daha fazla maruz kalmaktadır (27). Anderson’un bir araştırmasında akran zorbalığının öğrencilerin fiziksel, duygusal, entelektüel, yaratıcı ve sosyal benlik algısı üzerindeki etkisi incelenmiştir. Araştırmanın sonuçlarına göre, kız öğrencilerin benlik algısı fiziksel zorbalıktan etkilenmemiştir; ancak erkekler öğrencilerin yaratıcı ve fiziksel benlik algısı fiziksel zorbalıktan negatif yönde etkilenmektedir. Kız öğrencilerin benlik algısı sosyal zorbalıktan etkilenirken, aynı şekilde erkek öğrencilerinde duygusal, davranışsal ve yaratıcı benlik algısı sosyal zorbalıktan negatif yönde etkilenmektedir. Hem kız öğrencilerin hem de erkek öğrencilerin benlik algısı sözel zorbalıktan et