Hacettepe Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Tarih Anabilim Dalı İSYAN İKLİMİNDE BİR ASİ VE DEVLET ADAMI: KATIRCIOĞLU MEHMED PAŞA Ayşenur GÜNGÖR Yüksek Lisans Tezi Ankara, 2021 İSYAN İKLİMİNDE BİR ASİ VE DEVLET ADAMI: KATIRCIOĞLU MEHMED PAŞA Ayşenur GÜNGÖR Hacettepe Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Tarih Anabilim Dalı Yüksek Lisans Tezi Ankara, 2021 K ABUL VE ONAY YAYI MLAMA VE FİKRİ MÜLKİYET HAKLARI BEYANI ETİK BEYAN iv TEŞEKKÜR Bu araştırmanın devam ettiği süreçteki desteklerinin ve katkılarının yanı sıra mesleğine olan saygısı, disiplini, öğrencilerine olan hoşgörüsü, vizyonu ve misyonuyla, lisans öğrenciliğimden beri bana çok şey katan değerli danışmanım Sayın Prof. Dr. Mehmet Öz başta olmak üzere; tez savunma jürimde yer alan değerli hocalarım Prof. Dr. Emine Erdoğan Özünlü ve Doç. Dr. Sıddık Çalık’a; bana her zaman güvenip, desteklerini hiçbir zaman esirgemeyen ve bu günlere gelmemi sağlayan kıymetli babam Prof. Dr. Ali İsra Güngör ve kıymetli annem Fatma Güngör’e; bana abla olmanın en güzel halini yaşatan kız kardeşlerim Kübra Güngör ve Feyza Güngör’e; ilme verdiği değer ile beni bu yolda her zaman destekleyen dedem Halil Güngör’e ve eğer yaşasaydı benimle ne kadar gurur duyacağını bildiğim ve kendisinden hayata dair çok şey öğrendiğim merhum dedem Muhittin Cantürk’e; yaptığım her işte moral ve motivasyonumun en yüksek seviyede olmasını sağlayan dostlarıma ve lisans öğrenciliğimden yüksek lisans öğrenciliğime kadar kendilerinden pek çok şey öğrendiğim Hacettepe Üniversitesi Tarih Bölümü hocalarına bir teşekkürü borç bilirim. v ÖZET GÜNGÖR, Ayşenur. İsyan İkliminde Bir Asi ve Devlet Adamı: Katırcıoğlu Mehmed Paşa, Yüksek Lisans Tezi, Ankara, 2021. XVI. yüzyılda ortaya çıkıp, XVII. yüzyılda karakter değiştirerek idareye karşı bir hareket halini alan Celali isyanları, Osmanlı Devleti’ni siyasî, sosyal ve ekonomik açıdan önemli derecede etkilemiştir. XVI. yüzyılda yaşanan nüfus artışı, uzun süreli savaşların yarattığı mali sıkıntılar, Amerikan gümüşünün sebep olduğu enflasyon ve devalüasyon, Avrupa’daki “Askeri Devrim”, ücretli asker sayısının arttırılması, Osmanlı idaresindeki sarsıntılar vb. gibi bazı olaylar, isyanları büyük bir sorun haline getiren temel dinamiklerdir. 1596’da büyük bir krize dönüşerek etkisini arttıran Celali karışıklıkları, 1603’te “Büyük Kaçgun” dönemi ile yeni bir boyut kazanmıştır. Asi sayılarındaki artışın yanı sıra hükümetin Celali liderlerine görev verme siyaseti olayları daha da karışık hale getirmiştir. Fakat Osmanlı Devleti’nin bu siyaseti, eşkıyaların bölgesel bir güç elde etmesini önleme amacı taşımıştır. Bu amacın yanı sıra devletin, göreve getirdiği bazı eşkıyaların yeteneklerinden yararlandığı da görülmektedir. Osmanlı Devleti’nin bu amaçla 1649 yılında affederek devlet görevine getirdiği Katırcıoğlu Mehmed Paşa, bir eşkıya iken devlet adamı olan asilerden biridir. Katırcıoğlu Mehmed, eşkıya iken önce Haydaroğlu Mehmed ile beraber çeşitli eşkıyalık faaliyetlerinde bulunmuş ve daha sonra Gürcü Abdünnebi isyanına dâhil olmuşsa da devlet adamlığı sürecinde önemli hizmetlerde bulunmuştur. Bir dönem Abaza Hasan isyanı üzerine ordu kumandanı olarak görevlendirilen Katırcıoğlu Mehmed Paşa, 19 yıllık devlet hizmetinin çoğunu Girit mücadelelerinde geçirmiştir. 17 Aralık 1668’de Kandiye muhasarası esnasında Anadolu Beylerbeyi iken vefat eden Katırcıoğlu Mehmed Paşa’nın Venediklilerle olan mücadelelerdeki başarıları dönem kaynaklarına yansımıştır. Katırcıoğlu Mehmed Paşa’nın soyuna ilişkin çeşitli iddialar bulunmaktadır. Araştırmamızın amacı, Katırcıoğlu Mehmed Paşa’nın hayatı çerçevesinde hem dönemin sosyo-ekonomik, idari ve siyasî yapısını incelemek hem de eşkıyanın devlete, devletin de eşkıyaya bakışına bir örnek sunmaktır. vi Anahtar Sözcükler İsyan, Celali, eşkıya, devlet adamı, Katırcıoğlu Mehmed, Katırcıoğlu Mehmed Paşa, XVII. yüzyıl. vii ABSTRACT GÜNGÖR, Ayşenur. Rebel and Statesman in the Climate of Rebellion: Katırcıoğlu Mehmed Paşa, Master’s Thesis, Ankara, 2021. The Jalali Revolts or Celali rebellions, which emerged in the 16th century and in time changed its character to become a movement against the administration in the 17th century, significantly affected the Ottoman Empire in political, social and economic terms. The population growth in the 16th century, the financial difficulties caused by the long lasting wars, the price increase caused by the American silver, the military revolution in Europe, the increase in the number of salaried soldiers, the adversities in the Ottoman administration are fundamental dynamics that made riots a big problem. Celali disturbances, which increased its effect by turning into a big crisis in 1596, gained a new dimension with the Büyük Kaçgun (Great Escape) period in 1603. In addition to the increase in the number of rebels, the government's policy of assigning duties to Celali leaders made the events even more complicated. However, this policy of the Ottoman State aimed to prevent the bandits from gaining regional powers. In addition to this aim, it is seen that the state also benefited from the abilities of some of the bandits it appointed. Katırcıoğlu Mehmed Pasha, who was pardoned by the Ottoman Empire for this purpose in 1649 and brought to the state duty, is one of the rebels who became a statesman while he was a bandit. While Katırcıoğlu Mehmed was a bandit, he first carried out various banditry activities with Haydaroğlu Mehmed and later, although he was involved in the Gürcü Abdünnebi rebellion, he performed important services during the statesman period. Katırcıoğlu Mehmed Pasha, who was appointed as the army commander to suppress the Abaza Hasan uprising for a while, spent most of his 19 years of state during the Ottomans’ struggle against Venice fort he conquest of Crete. The success in this struggle against the Venetians carried out by Katırcıoğlu Mehmed Pasha, who died on December 17, 1668 during the siege of Heraklion when he was the Anatolian Beylerbeyi (Grand Seignior) was reflected in the sources of the period. Also in the sources there are various claims regarding the ancestry of him. The purpose of this research is to examine both the socio- economic, administrative and political structure of the period considering the life of viii Katırcıoğlu Mehmed Pasha and to present an example of the viewpoint of the bandits for the state and the state’s standpoint to the bandits. Keywords Rebellion, Celali, bandit, statesman, Katırcıoğlu Mehmed, Katırcıoğlu Mehmed Pasha, 17th century. ix İÇİNDEKİLER KABUL VE ONAY .......................................................................................................... i YAYIMLAMA VE FİKRİ MÜLKİYET HAKLARI BEYANI.................................. ii ETİK BEYAN ................................................................................................................. iii TEŞEKKÜR ................................................................................................................... iv ÖZET ................................................................................................................................ v ABSTRACT ................................................................................................................... vii İÇİNDEKİLER .............................................................................................................. ix KISALTMALAR DİZİNİ ............................................................................................. xi GİRİŞ ............................................................................................................................... 1 1. BÖLÜM: XVII. YÜZYILDA CELALİ İSYANLARININ DEVLET VE TOPLUM HAYATINA ETKİSİ .................................................................................... 4 1.1. KAVRAM OLARAK “EŞKIYALIK” ........................................................... 4 1.2. CELALİ İSYANLARININ ARKA PLANINDAKİ TEMEL DİNAMİKLER VE OSMANLI TOPLUMU ............................................................ 7 1.3. XVII. YÜZYILDA EŞKIYALAR VE DEVLETİN ALDIĞI TEDBİRLER ............................................................................................................. 19 2. BÖLÜM: KATIRCIOĞLU MEHMED’İN KÖKENİ, YETİŞMESİ VE İSYAN YILLARI ........................................................................................................................ 34 2.1. KATIRCIOĞLU MEHMED’İN KÖKENİ VE YETİŞMESİ .................... 34 2.2. ASİ VE ŞAKİ OLARAK KATIRCIOĞLU MEHMED ............................. 40 2.2.1. Katırcıoğlu Mehmed’in Haydaroğlu Mehmed ile Beraber Faaliyetleri . 40 2.2.2. Katırcıoğlu Mehmed’in Gürcü Abdünnebi İsyanına Katılması ............. 50 2.3. KATIRCIOĞLU MEHMED’İN AFFI ......................................................... 57 3. BÖLÜM: DEVLET HİZMETİNDE KATIRCIOĞLU MEHMED PAŞA ...... 59 x 3.1. KATIRCIOĞLU MEHMED PAŞA’NIN SANCAKBEYLİK VE BEYLERBEYLİK GÖREVLERİ ............................................................................ 59 3.2. KATIRCIOĞLU MEHMED PAŞA’NIN ABAZA HASAN AĞA ÜZERİNE GÖNDERİLMESİ ..................................................................................................... 68 3.3. KATIRCIOĞLU MEHMED PAŞA’NIN GİRİT’E GÖNDERİLMESİ ... 74 3.4. SADRAZAM KÖPRÜLÜ FAZIL AHMED PAŞA DÖNEMİNDE KANDİYE MUHASARALARI VE KATIRCIOĞLU MEHMED PAŞA’NIN ŞEHADETİ ................................................................................................................ 80 3.5. KATIRCIOĞLU MEHMED PAŞA VE ŞECERESİ .................................. 87 SONUÇ ........................................................................................................................... 96 KAYNAKÇA ................................................................................................................. 99 EKLER ......................................................................................................................... 113 Ek 1: Karaman Eyaleti’nin Katırcıoğlu Mehmed Bey’e Verilmesine Dair Belge ............................................................................................................................... 113 Ek 2: Mora Sancağı’nın Katırcıoğlu Mehmed Paşa’ya Verilmesine Dair Belge ............................................................................................................................... 114 Ek 3: Hamid Sancağı’nın Katırcıoğlu Mehmed Paşa’ya Verilmesine Dair Belge ............................................................................................................................... 115 Ek 4: Katırcıoğlu Mehmed Olduğu Tahmin Edilen Resim ............................. 116 Ek 5: Orijinallik Raporu ..................................................................................... 117 Ek 6: Etik Kurul İzni Muafiyet Formu ............................................................. 119 xi KISALTMALAR DİZİNİ AE.SMMD.IV : Ali Emiri Mehmed IV AE.SSLM.III : Ali Emiri Selim III A. DVNSMHM.d. : Divân-ı Hümâyûn Sicilleri Mühimme Defterleri A.DVN.ŞKT.d. : Atik Şikâyet Defterleri a.g.e. : Adı geçen eser a.g.m. : Adı geçen makale a.g.t. : Adı geçen tez A.RSK.d. : Rüus Kalemi Defterleri A.Ş.S. : Ankara Şer’iyye Sicili Bkz. : Bakınız BOA : Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanlığı Devlet Arşivleri Başkanlığı Osmanlı Arşivi C. : Cilt C.AS. : Cevdet Askeriye Çev. : Çeviren Ed. : Editör H. : Hicri Haz. : Hazırlayan İE.DH. : İbnülemin Dahiliye İE.ML. : İbnülemin Maliye İE.ŞKRT. : İbnülemin Şükr ü Şikayet İE.TCT. : İbnülemin Tevcihat xii Kay. Ş.S. : Kayseri Şer’iyye Sicili KK.d. : Kamil Kepeci Tasnifi Defterleri Kon. Ş.S. : Konya Şer’iyye Sicili M. : Miladi ML.EEM. : Maliye Nezareti Emlak-i Emiriyye Müdüriyeti s. : sayfa ss. : sayfadan sayfaya TDVİA : Türkiye Diyanet Vakfı İslâm Ansiklopedisi TSMA.e. : Topkapı Sarayı Müzesi Arşivi Evrakı vb. : ve benzeri Yay. Haz. : Yayına Hazırlayan 1 GİRİŞ Araştırma konumuz bir asi iken devlet adamı olan Katırcıoğlu Mehmed Paşa’dır. Araştırmamızın amacı, Katırcıoğlu Mehmed Paşa’nın hayatı çerçevesinde hem dönemin sosyo-ekonomik, idari ve siyasî yapısını incelemek hem de eşkıyanın devlete, devletin de eşkıyaya bakışını ortaya koymaktır. Bununla ilgili olarak Osmanlı Devleti’nin XVII. yüzyılda merkezi otoriteyi sağlama girişimleri ve süreç içerisinde hangi siyasi ve sosyal dinamiklerin etkili olduklarına dair örnekleri ele almaktır. Araştırma konumuzun önemi, Osmanlı sosyal, ekonomik, idari ve siyasî yapısına etki eden Celali isyanlarının niteliği, sebepleri ve sonuçları üzerine yapılan değerlendirmeler için yeni veriler sağlama potansiyelinden kaynaklanmaktadır. XVI. yüzyılda sosyo-ekonomik ve dinî-sosyal sebeplerle ortaya çıkmış olan Celali isyanları, XVII. yüzyılda karakter değiştirerek tamamen idareye karşı bir hareket halini almıştır. Asilerin isyan sebepleri de çeşitlidir. Dolayısıyla ele aldığımız konu, bu isyanların XVII. yüzyıldaki karakter değişimi ve asilerin isyan sebeplerinin çeşitliliği de göz önünde bulundurulduğunda, önceleri dağ eşkıyası karakterinde bir asinin değişime uğramasının bir örneğidir. Nitekim Katırcıoğlu Mehmed af dilemiş ve devlet tarafından affedilerek görevlendirilmiştir. Bu bağlamda XVII. yüzyılda Celali isyanlarının Osmanlı devlet ve toplum hayatına etkisi, Katırcıoğlu Mehmed’in kökeni, yetişmesi ve isyan yılları ve Katırcıoğlu’nun devlet hizmetleri, araştırmamızın çerçevesini belirlemektedir. Araştırmamızın birinci bölümünde, XVII. yüzyılda Celali isyanlarının Osmanlı devlet ve toplum hayatına etkisi bağlamında kavram olarak eşkıyalık, Celali isyanlarının arka planındaki temel dinamikler ve Osmanlı toplumu ele alınmış, XVII. yüzyılın önemli eşkıyaları ve devletin bu eşkıyalara yönelik aldığı tedbirler üzerinde durulmuştur. XVI. yüzyılda artan nüfus, uzun süreli savaşların getirdiği mali sıkıntılar, Amerikan gümüşünün yarattığı enflasyon ve devalüasyon, Avrupa’daki “Askeri Devrim”, ücretli asker sayısının arttırılması, köy toplumunun sarsılması, iklim değişikliği, ticaret yollarının değişimi ve Osmanlı idaresindeki sarsıntılar, XVII. yüzyılda bu isyanları büyük bir sorun haline getiren temel dinamikler olup, Celali karışıklıkları ve “Büyük Kaçgun” olarak adlandırılan dönemde halkın toprağını terk etmesi ise söz konusu dinamiklerin sonuçları olmuştur. Asilerin çoğunun temel amacının Osmanlı sistemi içerisinde yer 2 almak olmasından dolayı, isyanları, merkezi hükümeti parçalamaya yönelik değil, mevcut sosyal ve ekonomik düzenin değişmesine yönelik olmuştur. Bunun farkında olan ve aldığı tedbirlerle geçici çözümler üreterek dış siyasete ağırlık veren Osmanlı Devleti hem maddi hem de manevi zararlara uğramıştır. Araştırmamızın ikinci bölümünde Katırcıoğlu Mehmed’in kökeni, yetişmesi ve isyan yılları bağlamında hayatı, eşkıyalığı sürecinde Haydaroğlu Mehmed ve Gürcü Abdünnebi ile birlikte faaliyetleri ve Katırcıoğlu Mehmed’in affı incelenmiştir. Araştırmamızın üçüncü ve son bölümünde Katırcıoğlu Mehmed Paşa’nın devlet hizmetleri bağlamında sancakbeylik ve beylerbeylik görevleri, Abaza Hasan Ağa isyanının bastırılması görevi, Girit savaşları sürecinde Girit’e gönderilmesi ve buradaki başarıları, Sadrazam Fazıl Ahmed Paşa dönemindeki Kandiye muhasaralarında mücadelesi ve bu mücadeleler sonucunda şehit oluşu ele alınmış ve son olarak şeceresi hakkında bilgi verilmiştir. Katırcıoğlu’nun hem eşkıyalık yaptığı dönem ve hem de devlet hizmetlerinde bulunduğu dönem bağlamında siyasal ve toplumsal olayları sorun odaklı, neden-sonuç ilişkisine dayalı, kronolojik bir temelde ve birincil kaynaklara dayanarak incelemeye çalıştık. Bu çerçevede konuyla ilgili arşiv kaynaklarına ve kroniklere ulaşarak döneme ilişkin gerekli bilgileri topladık. Bu bilgileri belirli bir kronoloji çerçevesinde tasnif ederek ve kaynak kritiği yaparak elde ettiğimiz verileri değerlendirdik. Araştırma konumuza ilişkin kaynakların başında mühimme defterleri, şer’iyye sicilleri, rüus kalemi defterleri, Topkapı Sarayı Müzesi Arşivi belgeleri ve konuya ilişkin çeşitli arşiv belgeleri gibi birincil kaynaklar gelmektedir. Arşiv kaynaklarının yanı sıra, Tarih-i Sefer ve Feth-i Kandiye, Abdurrahman Abdi Paşa Vekâyi’-nâmesi, Tarih-i Gılmani, Zübde-i Vekaiyat, Evliya Çelebi Seyahatnamesi, Veli Baba Menakıbnamesi ve diğer bazı birinci el kaynaklara başvurduk. Bunların dışında, Katip Çelebi’nin Fezleke ve Düstûrü’l- Amel adlı eserlerini, Koçi Bey Risalesi’ni, Selaniki Tarihi, Peçevi Tarihi, Solakzade Tarihi, Naima Tarihi ve Raşid Tarihi gibi tarihleri ve Netayicü’l-Vukuat’ı inceledik. Ansiklopedi maddeleri bağlamında, Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi, Encylopedia of Islam, Türk Ansiklopedisi, Türkler Ansiklopedisi ve Dünden Bugüne İstanbul Ansiklopedisi’nden yararlandık. Bunlara ilaveten Sicill-i Osmani, Mufassal Osmanlı Tarihi, Joseph von Hammer-Purgstall’ın Büyük Osmanlı Tarihi, J. Wilhelm Zinkeisen’in Osmanlı İmparatorluğu Tarihi, İsmail Hakkı Uzunçarşılı’nın Osmanlı 3 Tarihi, İsmail Hami Danişmend’in İzahlı Osmanlı Tarihi Kronolojisi, Halil İnalcık’ın Devlet-i ‘Aliyye adlı eserinin II. ve III. ciltleri, Çağatay Uluçay’ın eşkıyalık konusundaki çalışmaları ve Celali isyanlarına ilişkin ilk önemli çalışmaları başlatmış olan Mustafa Akdağ’ın Celali isyanlarına ilişkin eserleri kaynaklarımız arasında yer almıştır. Araştırmamızın konusunu oluşturan Katırcıoğlu Mehmed Paşa hakkında ayrıntılı bilgileri veren ilk araştırmalar Hikmet Turhan Dağlıoğlu, Nuri Katırcıoğlu ve Fehmi Aksu’nun Ün Isparta Halkevi Mecmuası’nda yayınladıkları makaleler ve neşrettikleri belgelerdir. Ayrıca Hafize Tuncer’in 1961 yılında yazmış olduğu Katırcı Oğlu Mehmed adında bir mezuniyet tezi bulunmaktadır. Bunun dışında Katırcıoğlu Mehmed’in hayatı tarihi hikâyeye de konu olmuştur. Bu tarihi hikâye, Enis Avni Akagündüz’ün Katırcıoğlu: Avcı Sultan Mehmed Devrinde 1508-1509 [1058-1059]1 başlıklı eseridir. Katırcıoğlu ile ilgili başka eserler de vardır. Bunlardan biri Ziya Şakir’in Anadolu Kahramanlarından Katırcıoğlu2 adlı kitabıdır. Diğeri de Katırcıoğlu’nun soyuna ilişkin bir sözlü tarih araştırması sonucu yazılan, Ramazan Velieceoğlu’na ait Katırcıoğlu Mehmet Paşa Tarihi (D. 1624 – Ö. 1668) adlı kitabıdır. Araştırma sürecinde, T.C. Cumhurbaşkanlığı Devlet Arşivleri Başkanlığı Osmanlı Arşivi, İstanbul Üniversitesi Nadir Eserler Kütüphanesi, Türk Tarih Kurumu Kütüphanesi, Hacettepe Üniversitesi Kütüphanesi, Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Kütüphanesi ve İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Kütüphanesi’nden yararlandık. Katırcıoğlu Mehmed Paşa’nın hayatı hakkında çeşitli araştırmalar ve ansiklopedi maddeleri bulunsa da tezimiz, Katırcıoğlu Mehmed Paşa üzerine yapılmış ilk akademik çalışma niteliğini taşımaktadır. 1 Eserin adında geçen 1508-1509 tarihi sehven yazılmıştır. Fakat doğrusu 1058-1059 olmalıdır. Bkz. Aka Gündüz, Katırcıoğlu: Avcı Sultan Mehmed Devrinde 1508-1509, Sadayı Millet Matbaası, İstanbul 1332 (1913). 2 Bkz. Ziya Şakir, Anadolu Kahramanlarından Katırcıoğlu, Akıl Fikir Yayınları, İstanbul 2020. 4 1. BÖLÜM: XVII. YÜZYILDA CELALİ İSYANLARININ DEVLET VE TOPLUM HAYATINA ETKİSİ XVI. ve XVII. yüzyıllarda Osmanlı Devleti için büyük bir problem haline gelen Celali isyanları, devleti askeri, siyasî, idari, sosyal ve ekonomik açıdan mühim derecede etkilemiştir3. Bu isyanların arka planındaki dinamikler çeşitlidir. Bu konuyu layıkıyla kavramak açısından bu bölümde amacımız, kavramsal açıdan eşkıyalığın tanımını vermek ve Osmanlı Devleti gözünden eşkıyalığı değerlendirmek, XVI. ve XVII. yüzyıllarda Osmanlı Devleti’nde büyük yankı uyandırmış olan bu isyanlara ve arka planındaki iç ve dış dinamiklere değinerek, özellikle isyanların XVII. yüzyılda devlete ve toplum hayatına olan etkilerini değerlendirmek, eşkıyaları ve devletin eşkıyalara yönelik siyasetini gözler önüne sunmaktır. 1.1. KAVRAM OLARAK “EŞKIYALIK” “Bedbaht, talihsiz, günahkar, asi” gibi anlamlara gelen eşkıya, şaki kelimesinin çoğul halidir4. İslam tarihindeki “yol kesen” anlamına gelen “harrabe” ve “kutta’u’t-tarik” kavramlarından çok Osmanlılar, “eşkıya” kavramını kullanmışlardır. Osmanlı kaynaklarında bu kavram, “Celali, eşirra, harami, haramzade, türedi, haydut ve uğru” gibi kelimelerin karşılığı olarak kullanılmıştır. Eşkıyalık bazı dönemlerde merkezi otoriteye karşı halkın çıkarlarının korunması gibi bir anlama gelmiş olup devlet görevlilerinin baskılarına tepki olarak görülmüş ve bazı eşkıya liderleri halk arasında büyük ün kazanmışlardır5. Eric Hobsbawm’ın, “Kanuna göre şiddet kullanarak başkalarına saldıran ve onları soyan bir gruba ait olan (ve şehirde bir sokak köşesinde maaş paralarını çalanlardan, resmen tanınmaları söz konusu olmayan örgütlü asilere ya da gerillalara kadar) herkes, eşkıyadır6” 3 Mücteba İlgürel, “Celâlî İsyanları”, Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi, C. 7, İstanbul 1993, s. 252. 4 Ali Bardakoğlu, “Eşkıya”, Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi, C. 11, İstanbul 1995, s. 463. 5 Mücteba İlgürel, “Eşkıya (Osmanlılar’da Eşkıyalık Hareketleri)”, Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi, C. 11, İstanbul 1995, s. 467. 6 Eric J. Hobsbawm, Eşkıyalar, Çev. Osman Akınhay, Agora Kitaplığı, İstanbul 2011, s. 25. 5 tanımı ise, asilerin niteliklerinin tek bir kalıba sokulamayacağını ifade etmektedir. Hobsbawm’ın üzerinde çokça durduğu sosyal eşkıya tipi, haksızlıkları düzelten, sınıflar arası eşitsizliklere karşı genel bir adalet ölçüsü benimseyen, devrimci değil de reformcu çizgide hareket eden bir tiptir7. Bu tip, XVII. yüzyılda Celali isyanları döneminde türeyen eşkıya tipiyle benzerlik göstermemektedir8. Tezimizin ana konusunu oluşturan Katırcıoğlu Mehmed de Celali isyanları sürecinin bir parçası olmakla birlikte isyana başlamadan önceki döneminde Isparta müteselliminin halka yaptığı haksızlıklara karşı duruşu ve Isparta halkı tarafından sevilmesi yönüyle diğer asilerden ayrılabilir9. Bununla birlikte Katırcıoğlu Mehmed ile ilgili bu bilgilerin aile hikâyelerine dayanıyor olması da göz önünde bulundurulmalıdır. Bu konuyla ilgili detaylar tezimizin ikinci bölümünde ayrıntılı olarak ele alınacaktır. İslam dininin temelinde kamu düzenine ve güvenliğine yönelik olarak insanların mal ve canlarının korunması gibi durumların var olmasından dolayı eşkıyalık dinen büyük bir günah, hukuken de büyük bir suç sayılmıştır. Eşkıyalığın, “bağy”dan10 farkı ise siyasi otoriteye yönelik bir isyan amacını taşımamasıdır. İslam hukukçularının çoğu, eşkıyalığın bir suç teşkil etmesi için, suçun açık bir şekilde ve şiddet kullanılarak işlenmesi gerektiği görüşündedirler11. İslam hukukçularının, pişman olup tövbe etmenin önemini öne sürmelerindeki amaç ise, eşkıyanın teslim olması sağlanarak bir an önce kamu düzeninin ve huzurunun sağlanması, daha fazla can kaybının ve mal yağmalanmasının önlenmesidir12. İslam ve Osmanlı hukuku açısından şekavet ile isyan, şaki ile asi arasında ayrım yapıldığı bilinmektedir. İsyan ve bağy, haddi aşmak, zulmetmek ve halktan ayrılmak gibi anlamlara gelirken; eşkıyalık, siyaseten katl cezası ile cezalandırılan suçlar 7 Hobsbawm, a.g.e., s. 39. 8 Efkan Uzun, XVII. Yüzyıl Anadolu İsyanlarının Şehirlere Yayılması; Sosyal ve Ekonomik Hayata Etkisi (1630-1655), Yayımlanmamış Doktora Tezi, Ankara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Ankara 2008, ss. 24-25. 9 Mücteba İlgürel, “Katırcıoğlu Mehmed Paşa”, Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi, C. 25, Ankara 2002, s. 35; Hikmet Turhan Dağlıoğlu, Nuri Katırcıoğlu, “Katırcıoğlu Kimdir? II”, Ün Isparta Halkevi Mecmuası, C. 3, Sayı: 25, Isparta 1936, s. 357; Hikmet Turhan Dağlıoğlu, Nuri Katırcıoğlu, “Katırcı Oğlu III”, Ün Isparta Halkevi Mecmuası, C. 3, Sayı: 26-27, Isparta 1936, s. 370. 10 “Bağy, meşrû devlet başkanına silâhla karşı koyma, isyan etme anlamında bir fıkıh terimi”. Bkz. Ali Şafak, “Bağy”, Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi, C. 4, İstanbul 1991, ss. 451-452. 11 Bardakoğlu, a.g.m., TDVİA, C. 11, ss. 463-464. 12 Bardakoğlu, a.g.m.,TDVİA, C. 11, s. 466. 6 arasında gösterilir13. Eşkıyalık, içinde birden fazla suçu barındırmaktadır. Eşkıyalık suçu, adam öldürüp mal yağmalama, adam öldürme, yağmalama, kamu düzenini ve yol güvenliğini bozma şeklinde dörde ayrılır14. Bu suçların içerisine yol kesme anlamındaki kat’ü’t-tarik ve adam yaralama gibi suçlar da dâhil edilmiş ve bu suçların hadd cezası ile karşılanarak yol kesme ile ilgili hükümlerin uygulanabileceği, Kur’an hükümleri doğrultusunda belirtilmiştir. Dolayısıyla eşkıyalığın hadd cezası ile cezalandırılması söz konusu olduğundan siyaseten katl ile cezalandırılamayacağı sonucu ortaya çıksa da, Osmanlı Devleti, eşkıyalık hareketlerinin yoğunlaşması ve önünün alınamayacak hale gelmesinden dolayı bu eşkıyaları asi saymış ve siyaseten katl ile cezalandırmıştır. Asilerin yol kesme suçuna yönelik cezalandırılmaları için gerekli şartlar, muhafaza altında olan malın gizlice alınması ve suçun gece işlenmemesi gibi şartlardı. Dolayısıyla devlet, olayları durdurmak adına eşkıyaları “isyancı” saymıştır15. İslam hukukuna göre adam öldürme suçu gerçekleşmeden eşkıyalığın cezası siyaseten katl olamaz ve öncelikle şakileri eşkıyalık hareketlerinden döndürmeye çalışmak gerekir. Fakat Osmanlı Devleti, eşkıyaların çatışma ve zulüm hazırlığı içerisinde olmalarını siyaseten katlin gerçekleştirilebileceğine sebep olarak göstermiştir16. Osmanlı Devleti’nin eşkıyalara verdiği idam cezasından ayrı olarak, işlenen suçun boyutuna göre hapis cezası, kürek cezası, kal’abendlik, cezirebendlik, kısas ve sürgün gibi cezalar da vardı17. Bu cezaların, işlenen suçun boyutuna göre değişkenlik göstermesi, devletin eşkıyalık hareketlerine yönelik izlediği siyaset hakkında net fikirler vermektedir. Osmanlı Devleti’nin eşkıyalığa yönelik siyaseti ve aldığı tedbirler ise bölüm içerisinde, “XVII. Yüzyılda Eşkıyalar ve Devletin Aldığı Tedbirler” başlığı adı altında örneklerle birlikte değerlendirilecektir. 13 Mehmet Öz, “Modernleşme Öncesinde Osmanlı Toplumunda Eşkıyalık Hareketlerinin Niteliği ve Özellikleri”, Osmanlı’dan Günümüze Eşkıyalık ve Terör, Ed. Osman Köse, Samsun İlkadım Belediyesi Kültür Yayınları, 2. Baskı, Samsun 2017, s. 13; Ayrıca bkz. Ahmet Mumcu, Osmanlı Devleti’nde Siyaseten Katl, Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Yayınları, Ankara 1963, ss. 52-53. 14 Bardakoğlu, a.g.m., TDVİA, C. 11, s. 465. 15 Mumcu, a.g.e., s. 133; Öz, a.g.m., s. 13. 16 Mumcu, a.g.e., s. 134. 17 Süleyman Demirci, Hasan Arslan, Osmanlı Türkiyesi’nde Eşkıya, Devlet ve Siyaset: Maraş Eyâleti Örneği (1590-1750), Yalın Yayıncılık, İstanbul 2012, s. 122. 7 1.2. CELALİ İSYANLARININ ARKA PLANINDAKİ TEMEL DİNAMİKLER VE OSMANLI TOPLUMU XVI. yüzyılda sosyo-ekonomik ve dinî-sosyal nedenlere dayalı olarak ortaya çıktığını bildiğimiz Celali isyanları, XVII. yüzyılın ilk yarısından itibaren temelinde sosyo- ekonomik nedenleri barındırmakla birlikte tamamen idareye karşı bir hareket olma özelliğine evrilmiştir. Fatih Sultan Mehmet’in imparatorlukta oluşturmaya çalıştığı merkeziyetçi idare, topraklar genişledikçe hâkimiyetin devamlılığını zorlaştırmıştır. Kanuni Sultan Süleyman döneminde art arda gerçekleşen seferlerden dolayı devletin tüm imknlarının sefer masraflarında kullanılmaya başlanmasıyla da devlet, Anadolu’ya karşı ilgisiz kalmıştır18. XVI. yüzyılın ilk yarısında Anadolu’da sayıca az bazı asi gruplar vardı19. Fakat bu dönemdeki asilerin faaliyetleri Şii meyilli faaliyetlerdi. Celali adı ise Yavuz Sultan Selim döneminde Bozoklu Celal’in mehdi olduğu iddiasını öne sürerek etrafına topladığı 20.000 kişi ile isyan etmesinden gelmektedir. Kızılbaş Bozoklu Celal’in öldürülmesiyle biten isyandan sonraki bu tür hareketlerin hepsi Celali adıyla anılmaya başlamıştır20. Kanuni Sultan Süleyman’ın oğulları Şehzade Bayezid ve Selim arasındaki mücadele, ilerleyen zamanlardaki karışıklıkların temel nedenlerinden biri olmuştur21. Bu dönemden sonra otorite boşluğu dolayısıyla Anadolu’da ve Rumeli’de güvenlik ve asayiş sorunları artmıştır22. İsyanların etkisini gösterdiği XVI. yüzyılda artan nüfus, batıda Avusturya, doğuda İran ile yapılan uzun süreli savaşların getirdiği mali sıkıntılar, Amerikan gümüşünün yarattığı enflasyon ve devalüasyon gibi birtakım durumlar, Avrupa’daki “Askeri Devrim”, ücretli asker sayısının arttırılması, köy toplumunun sarsılması, iklimin bozulması, ticaret yollarının değişimi ve Osmanlı idaresindeki sarsıntılar, XVII. yüzyılda bu isyanları büyük bir sorun haline getiren temel dinamiklerdir. Halil İnalcık, Celali karışıklıklarının, “Büyük Kaçgun” döneminin, uzun yıpratıcı savaşların ve çoğu kalp para 18 İlgürel, “Celali İsyanları”, TDVİA, C. 7, s. 255. 19 İlgürel, “Eşkıya (Osmanlılar’da Eşkıyalık Hareketleri)”, TDVİA, C. 11, s. 467. 20 Mübahat S. Kütükoğlu, Osmanlı’nın Sosyo-Kültürel ve İktisâdî Yapısı, Türk Tarih Kurumu Yayınları, Ankara 2018, s. 90. 21 İlgürel, “Eşkıya (Osmanlılar’da Eşkıyalık Hareketleri)”, TDVİA, C. 11, s. 467. 22 Mustafa Akdağ, “Celâli İsyanları’nın Başlaması”, Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Dergisi, C. 4, Sayı: 1, Ankara 1946, s. 33. 8 olan Avrupa gümüş paralarının Osmanlı pazarına olan etkisinin; siyasî, askeri, sosyal, ekonomik ve malî alanda yaşanan olumsuz durumların sebep ve sonuçları olduğunu ifade etmiştir23. 1585 devalüasyonu Osmanlı Devleti’nde XVII. yüzyılın ortasına kadar süren mali bir kriz yaratmış ve bu durum da siyasi, ekonomik ve sosyal alanda olumsuz etkiler yapmıştır24. XVI. yüzyılın sonlarından itibaren uzun süren savaşlar paraya olan ihtiyacı arttırmış, bu da akçenin ayarının bozulmasına yol açmıştır. Paranın kıymetten düşmesi, esnafın fiyatları artırmasına yol açıyor fakat ücretler değişmiyordu. Bu durum yeniçeri isyanlarının temel sebebini oluşturmuştur25. Savaş masraflarının ciddi bir bütçe açığı ortaya çıkarmasının yanı sıra fiyat artışının yaşanması, akçenin gümüş ayarını düşürme yani tağşiş politikasının uygulanmasına neden olmuştur. 1585’ten itibaren gümüş akçe değer kaybetmiş, kalp paraların kullanımı yaygınlaşmıştır26. Osmanlı ekonomisi, iç pazarda mal bolluğu ve ucuzluğunu ön planda tutan ve gümrük vergisini en aza indiren bir ticaret politikasına dayanıyordu. Avrupalı tüccarlar ise gümüş getirip, altın götürüyorlardı. Avrupa gümüş paralarının bu dönemde Osmanlı pazarını olumsuz etkilemesi de bundan dolayıdır27. XVII. yüzyıldan itibaren Osmanlı Devleti’nin sanayide, madenlerde ve tekstilde, Avrupa karşısında geride kalması bir yönden fiyat hareketleriyle de ilişkilidir28. Gıda maddelerine verilen fiyatların yüksekliği, Anadolu’da gıda sıkıntısına neden olmuştur. Ticaret yollarının değişimi, Osmanlı Devleti’nin dış ticaretini olumsuz etkileyerek ekonomik açıdan büyük sıkıntılar yaratmıştır. XVI. yüzyılda Anadolu şehirleri pazar alanına 23 Halil İnalcık, Devlet-i ‘Aliyye: Osmanlı İmparatorluğu Üzerine Araştırmalar-III Köprülüler Devri, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, 7. Baskı, İstanbul 2020, s. 6. 24 İnalcık, Devlet-i ‘Aliyye, C. III, ss. 8-9; Ayrıca bkz. Fernand Braudel, Akdeniz ve Akdeniz Dünyası, C. 2, Çev. Mehmet Ali Kılıçbay, Eren Yayıncılık, İstanbul 1990, ss. 367-368; Ömer Barkan, “XVI. Asrın İkinci Yarısında Türkiye’de Fiyat Hareketleri”, Belleten, C. XXXIV, Sayı: 136, Ekim 1970, ss. 574-576. 25 İnalcık, Devlet-i ‘Aliyye, C. III, s. 10. 26 Halil İnalcık, Devlet-i ‘Aliyye: Osmanlı İmparatorluğu Üzerine Araştırmalar-II Tagayyür ve Fesad (1603-1656): Bozuluş ve Kargaşa Dönemi, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, İstanbul 2014, ss. 3-4. 27 İnalcık, Devlet-i ‘Aliyye, C. III, s. 13. 28 İnalcık, Devlet-i ‘Aliyye, C. III, s. 14. 9 dönüşmüş, ticari faaliyetler batı limanlarından Avrupa’ya hammadde ve gıda ürünlerinin satılmasına yönelik olarak yoğunlaşmıştır29. Avusturya ile gerçekleşen 1593-1606 “Uzun Savaş” dönemi, Osmanlı Devleti’nde olumsuz sonuçlar yaratmıştır. Avrupa’daki “Askeri Devrim” ile Avusturya-Alman orduları, savaşlarda daha etkili silahlar kullanmaya başlamışlardır. Ok-yay, mızrak ve kılıç kullanan Osmanlı tımarlı sipahisi karşısında, uzun menzilli yivli tüfek yani “rifle” kullanan Avusturya-Alman ordularının oluşu savaşın uzamasına sebep olmuş ve daha da önemlisi tımar sisteminin bozulmasına yol açan temel etmenlerden biri olmuştur30. Devlet, buna yönelik olarak yeniçerilerin sayılarını arttırma yoluna gitmiş ve dolayısıyla yeniçerilere zamanında ulufe dağıtabilmek devlet hazinesinin temel kaygısı olmuştur. Bu durum ise yeniçerilerin ayaklanmalarıyla sonuçlanmıştır. Osmanlı Devleti, bu tür ayaklanmaların önüne geçebilmek için ise halk arasından tüfekli asker yazma yoluna gitmiştir. Böylece işsiz gençlerin arasından sekban-sarıca bölüğü oluşturulmuştur. Sekbanlar, sefere gitmedikleri zamanlarda maaş alamadıkları için halkı soyarak “celalilik” faaliyetlerinde bulunmuşlardır. Çoğu Avusturya savaş cephesine gitmek yerine eşkıyalık hareketlerinde bulunmuştur31. Dolayısıyla askeri ve mali sistemdeki değişimin arka planında, Amerikan gümüşünün de etkisiyle birlikte devletin ateşli silah kullanmayı bilen ücretli askerlere duyduğu ihtiyaç vardır32. 29 Akdağ, “Celâli İsyanları’nın Başlaması”, ss. 27-28; Suraiya Faroqhi, Osmanlı ekonomisinin kendine özgü potansiyeli olduğuna değinmekle birlikte, Osmanlı tüccarlarının kendi ticaret ağlarını kurmalarının ve 18. yüzyılın ilk yarısında, ithal edilen malların yerel üretimlerle boy ölçüşememesinin, Osmanlı Devleti’ni ekonomide dışa bağımlı hale gelmekten koruduğunu ifade etmiştir. Bkz. Suraiya Faroqhi, “Ticaret: Bölgesel, Bölgelerarası ve Uluslararası”, Osmanlı İmparatorluğu’nun Ekonomik ve Sosyal Tarihi, Ed. Halil İnalcık, Donald Quataert, C. 2, Eren Yayıncılık, İstanbul 2004, ss. 601-655. 30 İnalcık, Devlet-i ‘Aliyye, C. II, s. 5; Ayrıca bkz. Halil İnalcık, “The Socio-Political Effects of the Diffusion of Fire-arms in the Middle East”, War, Technology and Society in the Middle East, Ed. V. J. Parry, M. E. Yapp, Oxford University Press, London 1975, ss. 199-201; Konuya ilişkin çeşitli görüşler için bkz. Gabor Agoston, Osmanlı’da Ateşli Silahlar ve Askeri Devrim Tartışmaları, Çev. Kahraman Şakul, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, İstanbul 2017; Rhoads Murphey, Osmanlı’da Ordu ve Savaş 1500-1700, Çev. M. Tanju Akad, Homer Kitabevi ve Yayıncılık, İstanbul 2007. 31 İnalcık, Devlet-i ‘Aliyye, C. II, s. 6; Sekbanlar kökenine göre iki gruba ayrılıyorlardı. Bunlardan biri kapıkulunun yeniçeri kısmına dâhil olan 65. ortadaki kimseler, diğeri ise özellikle XVII. yüzyılda rastlanan kapıkulu ile alakası bulunmayan sekbanlardır. Bkz. Mustafa Cezar, Osmanlı Tarihinde Levendler, İstanbul Güzel Sanatlar Akademisi Yayınları No: 28, Çelikcilt Matbaası, İstanbul 1965, s. 19. 32 Halil İnalcık, “Military and Fiscal Transformation in the Ottoman Empire 1600-1700”, Archivum Ottomanicum, VI, 1980, s. 287; Mehmet Öz, Kanun-ı Kadimin Peşinde: Osmanlı’da Çözülme ve Gelenekçi Yorumcuları (XVI. Yüzyıldan XVIII. Yüzyıl Başlarına), Dergah Yayınları, 8. Baskı, İstanbul 2019, ss. 43- 44. 10 Osmanlı Devleti’nde ayaklanmaya hazır topluluklar neredeyse her dönemde var olmuştur. Kızılbaş-Alevi Türkmenler, tımarını veya zeametini kaybetmiş sipahiler, bir şeyh etrafında toplanmış ve isyana hazır olan dervişler, başıboş levendler, sefer zamanları haricinde maaşsız kalan ve asi paşalar etrafında toplanan sekban-sarıca bölükleri bu topluluklara örnektir. Kaynaklarda levend kelimesi, denizcilikte korsanı ifade ederken, karada ise çift bozan reaya, işsiz güçsüz, başıboş insan, eşkıya gibi anlamlarda kullanılmakta ve çoğunlukla “levendat” olarak geçmektedir33. Levendliğin yaygınlaşmasında, devletin ücretli asker toplamasının önemli bir etkisi vardır. Kapıkullarının aldığı ulufeler ve sahip oldukları birtakım ayrıcalıkların bu sınıf dışındaki bazı kişilerde kıskançlık oluşturduğu da bilinmektedir34. Dönemin layiha yazarları, klasik dönem devlet ve toplum anlayışı doğrultusunda XVII. yüzyılda meydana gelen bozulmalara ve değişimlere yönelik uyarı niteliğinde layihalar kaleme almışlardır35. Koçi bey, ulufeli kulların artmasıyla fitne ve bozgunculuğun ortaya çıktığına işaret etmiştir36. Ayrıca Koçi Bey, ücretli askerlerin devlete bir faydasının olmadığı, aksine savaşın olmadığı zamanlarda isyana kalkıştıklarına dikkat çekmiştir37. Ulufeli kul sayısı çoğaldıkça masraflar çoğalmış, dolayısıyla halktan alınan vergiler çoğalmıştır38. 1593-1606 Avusturya ile “Uzun Savaş” dönemi, devletin askeri ve toplumsal yapısında yeni bir dönemi beraberinde getirmiştir. Yukarıda değindiğimiz Askeri Devrim, köylü reayaya, devletin askeri arasında yer alma fırsatı yaratmış; köylü askerler tımarlı sipahilerin yerini almaya başlamıştır. Bir taraftan ise asi paşalar, levendler arasından yazılan sekbanlarla hükümete karşı hareket etmeye başlamışlardır. Tımar sistemindeki değişim, köylü reayanın yaşamında da büyük bir değişime yol açmıştır. Akçenin değer kaybedişi tımar gelirlerini olumsuz yönde etkilemiş, sipahi fakirleşerek çoğu seferden kaçmayı tercih etmiştir. Avrupa’nın savaş teknolojisindeki köklü değişim, Osmanlı’daki atlı askerlerin etki ve değerinin azalmasına yol açmıştır39. Tımarlı sipahi sayısı azaldıkça kapıkulu askerlerinin sayısı çoğalmış fakat bu da kapıkulu askerlerinin disiplini ve 33 Cezar, Osmanlı Tarihinde Levendler, s. 16. 34 Cezar, Osmanlı Tarihinde Levendler, s. 31. 35 Öz, a.g.e., s. 60. 36 Koçi Bey, Koçi Bey Risâlesi (Günümüz Türkçesi ile)-(Çeviriyazı)-(Eski Harfli Metin), Haz. Yılmaz Kurt, Akçağ Yayınları, 3. Baskı, Ankara 2011, s. 57. 37 Koçi Bey Risâlesi, s. 67. 38 Koçi Bey Risâlesi, s. 78. 39 İnalcık, Devlet-i ‘Aliyye, C. II., ss. 8-9. 11 maaşlarının karşılanması hususunda sıkıntılar yaratmıştır40. Tımar sistemindeki değişim, bozulma olarak değil de yeni koşulların bir zorlaması olarak değerlendirilir41. Savaşların getirdiği mali sıkıntılar en çok reayayı etkilemiştir. Artan hazine açıklarıyla mücadelede atılan ilk adım, olağanüstü vergiler olan avarız-ı divaniye’nin devlet gelirlerinin düzenli kaynaklarına dönüştürülmesidir. Bir diğer tedbir olarak ise XVII. yüzyıl sonlarında imdadiyye adında bir vergi türü getirilmiştir42. Fakat çeşitli devlet görevlilerinin ve vergi toplamakla yükümlü devlet memurlarının, tekâlif-i şakka denilen ve halka ağır gelen vergileri almaları dönemin büyük problemlerinden birisini oluşturur43. Osmanlı vergi sistemi akçenin değer değişimine uymamış, vergi kanunları değiştirilmemiştir44. Anadolu’nun hemen her bölgesinde ağır vergilere karşı halk, toplu bir şekilde ayaklanmıştır. Buna yönelik olarak Mustafa Akdağ, büyük Celali gruplarının bazı memurların köylüleri itaat altına almak için kalabalık şekilde sekban toplamalarıyla oluştuğuna dikkat çekmiştir45. XVI. yüzyıl sonlarında beylerin çoğunun seferde olması, Anadolu’nun kapıkullarından oluşan memurların idaresinde olmasına yol açmıştır46. Devletin idari geleneği ve kanunlarında yaşanmaya başlanan bozulmalar kadılık müessesesinin zayıflamasına, kadıların görevlerini ihmal etmelerine ve naiblerinin yolsuzluk yapmalarına yol açmıştır47. Celali kargaşasının büyük bir krize dönüşmesi, 1596’da Eğri Seferi sırasında gerçekleşmiştir. Askerlerin ve beylerin çoğunun seferde olması sonucu, bazı asi devlet memurlarının fırsat bularak toplu halde gezen bölüklerden rahatsız olan halka karşı harekete geçmeleri Celali kargaşalarının başlangıcını oluşturur. Eğri Seferi için kanunsuz vergiler toplanması halk üzerinde olumsuz etki yaratmıştır. Özellikle Karaman’da bu duruma karşılık olarak büyük bir isyan gerçekleşmiş, halkın suhtelerle ve sekbanlarla 40 Cezar, Osmanlı Tarihinde Levendler, s. 151. 41 Mehmet Öz, “II. Viyana Seferine Kadar XVII. Yüzyıl”, Türkler Ansiklopedisi, Ed. Hasan Celal Güzel, Kemal Çiçek, Salim Koca, C. 9, Yeni Türkiye Yayınları, Ankara 2002, s. 713. 42 İnalcık, “Military and Fiscal Transformation in the Ottoman Empire 1600-1700”, s. 313. 43 Halil İnalcık, “Adâletnâmeler” makalesinde bu konuya ayrıntılı olarak değinir. Bkz. Halil İnalcık, “Adâletnâmeler”, Belgeler, Türk Tarih Belgeleri Dergisi, C. II, Sayı: 3-4, Ankara 1965, ss. 49-142. 44 Mustafa Akdağ, “Celâlî Fetreti”, Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Dergisi, C. 16, Sayı: 1-2, Ankara 1958, s. 55. 45 Akdağ, “Celâlî Fetreti”, s. 57. 46 Akdağ, “Celâlî Fetreti”, s. 59. 47 Akdağ, “Celâlî Fetreti”, s. 60. 12 birleşmesiyle hareket genişlemiştir48. Cağalazade Sinan Paşa’nın savaş sonrasında yaptırdığı asker yoklaması sonucu birçok asker idam edilmiş, yaklaşık otuz bin kişinin dirliği kesilmiş ve Anadolu’nun her tarafına hükümler yollanarak seferden kaçanların mal ve mülkleri müsadere ettirilmiştir. Bu durum ise şekavetin büyük bir sorun haline gelmesine yol açmıştır49. William Griswold’a göre, Osmanlı Devleti’nin Haçova Muharebesi’nden sonra yaptığı en büyük hata, Anadolu’da yaşanan çaresizliğin ve ruhsal bunalımın boyutunu ve yaşanan maddi sıkıntının etkilerini doğru yorumlayamamış olmasıdır50. Anadolu’nun birçok yerinde yeniçeriler ve Altı Bölük halkı veya kendilerini kapıkulu gibi gösteren bazı kimseler bölükler halinde dolaşarak halka ait hayvanları sefere hazırlık bahanesiyle zorla alıyorlardı. Halkın kendi isteği ile oluşturulan il erleri51nin başındaki yiğitbaşılar da Celalilik hareketlerine katılıyorlardı. Dolayısıyla il erlerine olan güven hem halkın hem de devletin gözünde azalmıştı52. Akdağ, Eğri Seferi’nden kaçan sipahilerin Anadolu’ya geçerek Celalileri oluşturduğuna dair iddianın yanlış olduğunu belirterek sipahi kaçaklarının 1596’dan önceki dönemde de gerçekleştiğini belirtmiştir. Ayrıca İran ve Avusturya savaşlarında sadece tımarlı sipahilerin değil, kapıkullarının da seferden kaçtığına değinmiştir53. Akdağ, “Celali Fetreti” olarak adlandırdığı karışıklık dönemindeki asi grupların sadece sipahiler veya tımar erbabı arasından değil çok farklı sınıflar arasından da oluştuğuna dikkat çekmiştir54. Celali isyanları döneminde halkın Altı Bölük yoluyla beyliğe kadar yükselme imkânını bulabilmesi durumu, Osmanlı Devleti’nin, idarecilerin Enderun Mektebi’nden yetişmesi geleneğine zarar vermiş olup, devlet ve köylü reaya ilişkisi açısından büyük bir önem taşımaktadır55. 48 Akdağ, “Celâlî Fetreti”, s. 61. 49 İsmail Hakkı Uzunçarşılı, Osmanlı Tarihi: II. Selim’in Tahta Çıkışından 1699 Karlofça Andlaşmasına Kadar, C. III/1, Türk Tarih Kurumu Yayınları, 7. Baskı, Ankara 2009, ss. 79-80. 50 William J. Griswold, Anadolu’da Büyük İsyan (1591-1611), Çev. Ülkün Tansel, Kırmızı Yayınları, İstanbul 2011, s. 41. 51 “Osmanlılar’da özellikle iç karışıklıklar sırasında asayişi sağlamak için oluşturulan mahallî milis kuvvetleri.” Bkz. Mücteba İlgürel, “İl Erleri”, Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi, C. 22, İstanbul 2000, ss. 59-61. 52 Akdağ, “Celâlî Fetreti”, s. 62. 53 Akdağ, “Celâlî Fetreti”, s. 63. 54 Akdağ, “Celâlî Fetreti”, s. 67. 55 Akdağ, “Celâlî Fetreti”, s. 70. 13 Osmanlı Devleti’nde ekonomik kriz doğal olarak köyleri ve köylüleri derinden etkilemiştir. Kanunların değişmemesine rağmen vergilerin 8-10 kat fazla olması, köylünün ihtiyacı olan eşyaların fiyatlarının 7-8 kat artması gibi durumlar köylünün ziraat işlerinden vazgeçmesine ve dolayısıyla çiftbozan olmasına yol açmıştır56. Celali karışıklıklarında çiftliklerin yağmalanıp, hayvanların zorla alınması ve ekinlere zarar verilmesi köy yaşamını zorlaştırmıştır. Bu durum halkın silahlanıp köyü terk etmesine ve bir sekban bölüğüne yazılmasına sebep olmuştur. Zengin olan kesim ise şehirlere ve kalesi olan yerlere göçmeye başlayınca, daha kalabalık Celali grupları oluşmuştur57. Akdağ’a göre, Celali isyanları, asilerin çoğunun levendlerden oluşmasından dolayı köylü isyanı gibi görünse de, asilerin amaçları göz önünde bulundurulduğunda köylü isyanı sayılamaz58. Karen Barkey bu konuya ilişkin olarak, taşradaki sınıfsal yapının, güçlü himaye ilişkilerini ve toplumsal ittifakları desteklemediğini ve dolayısıyla köylü isyanı çıkmadığını ifade etmiştir59. Celali karışıklıkları döneminde dikkat çekmemiz gereken bir diğer önemli husus, köylü reayanın sekbanlara yem ve yiyecekten fazla bir şey verememelerinin, asilerin şehir ve kasabalara yönelmelerine yol açmasıdır. Şehir halkının yaşam tarzının ekonomik ve sosyal açıdan köylü reayaya göre daha iyi olması da asilerin hareket yönünü değiştirmiştir60. Devletin köylü reayadan olması gerekenden fazla vergiler toplaması, köylüler arasından çıkan levendlerin yani sekbanların, devletin izlediği siyaset sonucunda oluşmasına neden olmuştur. XVI. yüzyılın ikinci yarısından itibaren toplumsal düzen bozulmaya başlamış, ilk Celali bölüklerinin oluşmasının yanı sıra medreseli isyanlarının da meydana çıkması, Anadolu’yu daha büyük bir kargaşaya sürüklemiştir61. Bu kargaşa ortamı içerisinde zenginler kasabalara ve şehirlere kaçarken, ekonomik sıkıntı çeken halk sekbanlara katılmış, sekbanlara da medrese öğrencileri yani suhteler katılmıştır62. Çiftbozanlığın artmasına yol açan sekban hareketinin toplumu ve devlet düzenini temelinden sarsması, 56 Akdağ, “Celâlî Fetreti”, s. 71; Ayrıca bkz. Emine Erdoğan Özünlü, Osman Gümüşçü, “Osmanlı İmparatorluğu’nda İç Göç Aktörleri Olarak Çift Bozanlar”, Amme İdaresi Dergisi, C. 49, Sayı:1, Mart 2016, ss. 29-56. 57 Akdağ, “Celâlî Fetreti”, ss. 75-76. 58 Akdağ, “Celâlî Fetreti”, s. 87. 59 Karen Barkey, Eşkıyalar ve Devlet (Osmanlı Tarzı Devlet Merkezileşmesi), Çev. Zeynep Altok, Tarih Vakfı Yurt Yayınları, İstanbul 1999, s. 13. 60 Akdağ, “Celâlî Fetreti”, s. 88. 61 Akdağ, “Celâlî Fetreti”, s 57. 62 Akdağ, “Celâlî Fetreti”, s. 91. 14 XVI. yüzyılda bütün siyasal, toplumsal ve ekonomik kurumların bu ortamdan etkilendiği gibi medreseleri de etkilemiştir63. Öğrencilerin iyi bir iş bulabilmek için yıllarını medreselerde geçirmeleri ve sonuçta işsiz kalmaları isyan hareketlerine dâhil olmalarına sebep olmuştur64. Suhteler, levendlerden farklı olarak, kendi bölgelerinde faaliyette bulunmuşlardır65. Suhtelerin faaliyet bölgelerine bakıldığında, öğrenci toplayabilecek medrese şehir ve kasabalarının birbirine yakın olması, suhtelerin birbirleriyle rahat bir iletişim kurmalarını sağlamıştır66. Akdağ’a göre suhte isyanlarının en önemli tarafı, bu hareketlerin Türk medreselerinde ve yalnızca Türk öğrenciler arasında yaşandığından ötürü “milli bir karakter” taşımasıdır67. Suhtelerin oluşturduğu bölüklerin, Celali bölüklerinin yanında zayıf kalması, devletin suhtelere yönelik siyasetini geri plana atmıştır. Hatta Karayazıcı isyanıyla başlayan süreçten itibaren suhtelerin şehirlerin korunmasına yönelik olarak eşkıyalara karşı silahlandırıldıkları da bilinmektedir68. Yine Akdağ, Celali karışıklıkları döneminde üretici sınıfın köylerini terk ederek Celalilere katılmasının, üretimin azalmasına ve dolayısıyla kıtlığa sebep olduğunu ileri sürmüştür69. Öte yandan Sam White, Osmanlı tarihçilerinin şiddetin yaygınlaşmasında iç sosyal ve siyasal etkenlere odaklanma eğiliminde olduklarını ifade etmiş, esasında kuraklığın, kıtlığın ve dikkatlerin savaşa yoğunlaşmasının, meydana gelmiş ve gelecek en kötü karışıklıkları açıklayabileceğini dile getirmiştir70. Düzensiz iklim şartları ve dolayısıyla sert geçen kış, tarımı olumsuz etkilemiştir71. Askeri ihtiyaçlar, Osmanlı kaynaklarının sınırlarını zorlamış, nüfus baskısı ve doğal afetlerin yarattığı olumsuz durumlar sıkıntıların şiddetini arttırmıştır72. Celali karışıklıklarının 63 Mustafa Akdağ, Türk Halkının Dirlik ve Düzenlik Kavgası “Celali İsyanları”, Yapı Kredi Yayınları, 2. Baskı, İstanbul 2013, s. 145. 64 Suraiya Faroqhi, Devletle Başa Çıkmak (Osmanlı İmparatorluğu’nda Siyasal Çatışmalar ve Suç 1550- 1720), Çev. Hamide Koyukan Bejsovec, Alfa Yayınları, İstanbul 2016, s. 106. 65 Kütükoğlu, a.g.e., s. 87. 66 Cezar, Osmanlı Tarihinde Levendler, C. IV, s. 201. 67 Mustafa Akdağ, “Medreseli İsyanları”, İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi Mecmuası, I-IV, İstanbul 1949, s. 361. 68 Akdağ, a.g.e., s. 264. 69 Akdağ, “Celâlî Fetreti”, s. 99. 70 Sam White, Osmanlı’da İsyan İklimi: Erken Modern Dönemde Celâli İsyanları, Çev. Nurettin Elhüseyni, Alfa Yayınları, İstanbul 2013, s. 210. 71 White, a.g.e., s. 122. 72 White, a.g.e., s. 146. 15 köylü reayayı levendliğe yöneltmesi, üretimin azalmasına yol açarak kıtlığı ortaya çıkarmıştır73. Dolayısıyla Celali karışıklıkları; kıtlıkların, salgınların ve kötü hava koşullarının yansımaları olmuş, toplumun toparlanma süreci uzamıştır denilebilir. Karışıklıkların artması hububat ekimini azaltmış ve kıtlığın devamlı hale gelmesine yol açmıştır. Maddi sıkıntı çeken halk ellerindeki toprakları ucuz bir fiyata varlıklı kişilere devretmiş, dolayısıyla devletin miri toprak kuralları sarsılmıştır. Tarlaların otlak hale getirilmesi ise buğday ve arpa üretimini kısıtlamıştır. Kısacası köylü reayanın çiftbozanlığı kıtlığa, kıtlık da iç göçlere neden olmuştur74. Celali isyanlarının Sadrazam Kuyucu Murad Paşa tarafından büyük ölçüde bastırıldığı sürece kadar genel tablo bu şekildedir75. Celali karışıklıkları, 1603’teki “Büyük Kaçgun” dönemi ile yeni bir boyut kazanmıştır76. Celaliler, köylülerden topladıkları para ve yiyecek dışında onların hayvanlarını alıp ucuza satıyorlardı77. Köylünün toprağını terk etmesi ve dolayısıyla çiftbozanlığın artışı, levendlerin artmasına yol açarak köy toplumunda sosyal, ekonomik ve siyasi açıdan büyük yaralar açmıştır78. Köylerini bırakıp kaçan reayanın borçları meselesi de dikkate şayan hususlardan biridir. Yeniçeriler, kadı, müderris, naib gibi görevlilerden bazıları köylünün maddi sıkıntısından faizcilik yaparak faydalanmışlardır. Bir diğer önemli husus ise Osmanlı miri düzeninin aksine reayanın topraklarını ucuza ele geçiren askerilerin ve bazı nüfuzlu kişilerin çiftlik kurmalarıdır. Angarya ve çiftçinin ürünlerine hayvan sürülerinin verdiği zarar, köylüyü tedirgin eden durumlardan sadece birkaçıdır79. Büyük Kaçgun sürecinde, kaçan reayanın; palankaların ve şehirlerle kasabalardaki kalelerin içine, dağlık yerlere ve uzak sancaklara sığındıkları bilinmektedir. Bu dönemde halk, korunmak amacıyla eski kaleleri onarıp surlarla çevirmek ve yeni kurulmuş kasabaları palanka içine almak gibi işlerle uğraşmıştır80. Dolayısıyla pek çok köy, nüfusunun 73 Mustafa Akdağ, “Celâli İsyanlarından Büyük Kaçgunluk 1603-1606”, Tarih Araştırmaları Dergisi, C. 2, Sayı: 2, Ankara 1664, ss. 1-2. 74 Akdağ, “Celali İsyanlarından Büyük Kaçgunluk”, s. 4. 75 Akdağ, “Celali İsyanlarından Büyük Kaçgunluk”, s. 5. 76 Akdağ, “Celali İsyanlarından Büyük Kaçgunluk”, s. 17. 77 Akdağ, “Celali İsyanlarından Büyük Kaçgunluk”, s. 23. 78 Akdağ, “Celali İsyanlarından Büyük Kaçgunluk”, s. 36. 79 Akdağ, “Celali İsyanlarından Büyük Kaçgunluk”, ss. 38-39. 80 Akdağ, “Celali İsyanlarından Büyük Kaçgunluk”, s. 42. 16 2/3’sini kaybetmiştir81. 1603’ten itibaren Celaliliğin yeni bir karakter alması ve eşkıyaların şiddetini artırması, onların şekavetini, köylerden sonra şehir ve kasabalara da yöneltmelerine neden olmuştur. Anadolu’nun çeşitli bölgelerindeki şehirler ve kasabalardaki evler, hanlar, dükkanlar hatta cami ve medreseler de Celalilerin çıkardıkları yangınlarla harap olmuşlardır. Bu yangınların yanı sıra var olan açlık ve hastalık gibi olaylar şehirlerde ve kasabalarda felakete yol açmıştır82. Değinmemiz gereken bir diğer önemli husus, padişahın mutlak otorite imgesinin zarar görmüş olmasıdır. Osmanlı padişahı ülkenin, devletin tek sahibi yani “malikü’l-mülk”tür. Veziriazam ise padişah adına mutlak otorite sahibi yani “vekil-i saltanat”tır. 1566’da Kanuni Sultan Süleyman’ın ölümünden sonra 1603’e kadarki dönemde mutlak padişah otoritesini temsil edemeyen padişahların başa geçmesi, Osmanlı Devleti’nin bu döneminde merkezi otoritede bir sorumsuzluk dönemi başlamasına neden olmuştur83. XVII. yüzyılda geleneksel yapıdaki değişiklikler içerisinde; şehzadelerin sancağa gönderilme usulünün kalkıp yerine kafes usulünün gelmesi ve III. Murad’dan itibaren haremin başındaki valide sultanların ve darüssaade ağalarının idarede ağırlıklı rol üstlenmeye başlamaları bu bağlamda önemlidir. Bu durum, dönem kaynaklarında “kadınlar saltanatı” yani “tagallüb-i nisvan” olarak da geçmektedir. Kafes usulünün gelmesiyle kudretli Osmanlı padişahı imgesi zarar görmüştür84. III. Murad zayıf iradeli, kendi başına emir vermekten aciz ve çeşitli etkiler altında hareket eden bir padişahtı. Dolayısıyla idaresine, valide ve haseki sultanlar ile bazı paşalar ve saray ağaları müdahale edebilmiştir85. Halil İnalcık döneme ilişkin olarak, sarayda padişahın yakınındaki görevlilerin idare başında padişah adına otoriteyi kullanma gibi bir düzenin ortaya çıktığını vurgulamış86; siyasi güçler dengesinde harem, veziriazam, ulema, yeniçeri ocağı ve sipahi bölüklerinin önemli rolleri olduğuna değinmiştir87. 1579-1617 yılları arasında on dokuz veziriazam değişmiştir. III. Murad zamanından itibaren liyakate gereken önem verilmeden beylerbeylik ve vezirlik verilmeye başlanmış; valiler tayinlerinin 81 Akdağ, “Celali İsyanlarından Büyük Kaçgunluk”, s. 47. 82 Akdağ, “Celali İsyanlarından Büyük Kaçgunluk”, ss. 48-49. 83 İnalcık, Devlet-i ‘Aliyye, C. II, ss. 43-44. 84 İnalcık, Devlet-i ‘Aliyye, C. II, s. 47. 85 Uzunçarşılı, Osmanlı Tarihi, C. III/1, s. 114. 86 İnalcık, Devlet-i ‘Aliyye, C. II, s. 55. 87 İnalcık, Devlet-i ‘Aliyye, C. II. s. 57. 17 gerçekleşmesi için, valide sultan, veziriazam veya padişah üzerinde etkili olanlara rüşvet vermeye başlamıştır88. XVI. yüzyılın ikinci yarısından sonra ve XVII. yüzyılın başlarında padişah olan III. Murad, III. Mehmed ve I. Ahmed dönemlerinde idare, valide ve haseki sultanlarla, kapı ağaları ve birtakım nüfuzlu kişilerin müdahalelerine maruz kalmıştır89. Saray adamları zaman içerisinde devlet işlerine karışmaya başlamış, eski tımar ve zeametler paşmaklık ve arpalık olarak dağıtılır olmuş ve rüşvetle beylik tayini gerçekleşmiştir90. Bu gelişmelerin yanı sıra XVII. yüzyılda IV. Murad gibi bir padişah veya Kuyucu Murad Paşa, Köprülü Mehmet Paşa gibi ıslahata girişip idamlardan çekinmeyen sahibü’s-seyf91 tipinde ıslahatçı veziriazamlar da ortaya çıkmıştır92. XVI. yüzyılın sonu ve XVII. yüzyılın ilk yarısı, yeniçeri ocağı ve altı bölük sipahileri arasında süren rekabet ile geçmiştir93. Daha önce de değindiğimiz, 1584-1585 yıllarında gümüş akçenin değer kaybına uğraması, yeniçeri maaşlarına yansımıştır. Esnafın değeri düşük akçeyi kabul etmemesi, yeniçerilerin ayaklanmalarına neden olmuştur. Altı bölük yani kapıkulu sipahi bölükleri, padişahın kapısındaki seçkin atlı ordusuydu. Altı bölük sipahilerinin ilk iki bölüğü Enderun’da hizmet görmüş iç oğlanların arasından geliyor, yüksek maaş alıyor, cizye ve evkaf gelirlerini tahsil hizmetinden dolayı devletin başlıca nakit gelirlerini kontrol altına geçirmiş bulunuyorlardı94. Siyasiler ise kendi gayeleri için yeniçeri-sipahi rekabetinden faydalanıyorlardı. İnalcık, XVII. yüzyılda Osmanlı Devleti’ndeki gelişmeleri anlamak açısından bu yapısal durumun göz ardı edilmemesi gerektiğini söyler95. I. Ahmed’in ölümünden sonra 1617-1623 döneminde saltanat veraseti sorunları ve iktidarın kontrol altına alınmaya çalışılması gibi durumlar da 88 Uzunçarşılı, Osmanlı Tarihi, C. III/1, s. 118; Bu dönemdeki değişimi başka bir bakış açısıyla Metin Kunt incelemiştir. Bkz. İ. Metin Kunt, Sancaktan Eyalete: 1550-1650 Arasında Osmanlı Ümerası ve İl İdaresi, Boğaziçi Üniversitesi Yayınları, İstanbul 1978. 89 Uzunçarşılı, Osmanlı Tarihi, C. III/1, s. 119. Ayrıca bkz. Leslie P. Peirce, Harem-i Hümayun: Osmanlı İmparatorluğu’nda Hükümranlık ve Kadınlar, Çev. Ayşe Berktay, Tarih Vakfı Yurt Yayınları, İstanbul 1996, ss. 321-329. 90 Koçi Bey Risâlesi, s. 57. 91 Katip Çelebi, halka boyun eğdiren bir kılıç sahibinin yani sahibü’s-seyf’in olması gerektiğine dikkat çeker. Bkz. Katîb Çelebi, Siyaset Nazariyesi: Düstûru’l-amel li Islâhi’l-halel Karşılaştırmalı Özgün Metin, Haz. Ensar Köse, Büyüyenay Yayınları, 2. Baskı, İstanbul 2020, ss. 147-148. 92 İnalcık, Devlet-i ‘Aliyye, C. II, s. 154. 93 İnalcık, Devlet-i ‘Aliyye, C. II, s. 123. 94 Bu konuda geniş bilgi için bkz. İsmail Hakkı Uzunçarşılı, Osmanlı Devleti Teşkilâtından Kapıkulu Ocakları, C. II, Türk Tarih Kurumu Yayınları, 2. Baskı, Ankara 1984, ss. 137-254. 95 İnalcık, Devlet-i ‘Aliyye, C. II, s. 124. 18 dönemin olayları arasındadır96. Yeniçerilerin XVI. yüzyıl sonlarından başlayarak özellikle XVII. yüzyılda ulufe yüzünden sık sık ayaklanarak birtakım sıkıntılara neden olduklarından yukarıda bahsetmiştik. 1648-1651 döneminde ise siyasi kontrolü ele geçiren yeniçeri ocağı ve eski ocak ağaları “Ocak Ağaları” adı altında güçlenmişlerdir97. Bu dönem ile birlikte sipahilere karşı yeniçeriler ağır basmış ve olayların gelişiminde başlıca rol oynamışlardır98. Devlet yöneticileri ise, sipahilerin elinden devlet gelirlerinin tahsili görevini almak için yeniçeri ocağını ve ağalarını koruma siyaseti izlemişlerdir99. Tezimizin ana konusunu oluşturan Katırcıoğlu Mehmed’in, ocak ağalarıyla olan teması sayesinde beylerbeylik görevine getirilmesi, bu hususun açıklanmasına ilişkin önemli bir örnek teşkil eder100. Tımar sahibi olabilmenin belli şartları varken, XVII. yüzyılda reayadan herhangi birinin paşa kapısında hizmete girerek tımar sahibi olabilmesinin önünün açılması, dönemin “kargaşa dönemi” olarak adlandırılmasındaki temel dinamiklerden biri olmuştur101. Koçi Bey, reayanın bey kapılarında hizmet etmeye başlamasının, vergi ödemelerinde aksaklık yaratacağına ve eşkıyalar arasına katılmalarına yol açacağına dikkat çekmiştir102. Ayrıca buna ilişkin olarak, geleneksel daire-i adliye kavramını yani “Yüce saltanatın heybet ve kuvveti asker ile; askerin bekası hazine iledir; hazinenin toplanması reaya sayesindedir; reayanın bekası ise adalet ve doğruluk iledir103” ifadelerini kullanmış; tımar ve zeametler sahiplerine verilmezse ve sefer sırasında her biri bayrağı altında mevcut bulunmazsa, düşmanlardan intikam alınamayacağını ve eşkıya kontrolünün sağlanamayacağını belirtmiştir104. Ayrıca Koçi Bey, reaya ve beraya ile yakından ilgilenmenin gereğine dikkat çekmiş, nizam-ı alem için eski sultanların kanunlarına sadık kalmanın önemini vurgulamıştır105. 96 İnalcık, Devlet-i ‘Aliyye, C. II, s. 125. 97 Ocak ağalarının tagallübü hakkında ayrıntılı bir anlatım için bkz. Mustafa Cezar, Mufassal Osmanlı Tarihi Resimli-Haritalı, C. IV, Türk Tarih Kurumu Yayınları, Ankara 2011, ss. 2008-2020. 98 İnalcık, Devlet-i ‘Aliyye, C. II, s. 130. 99 İnalcık, Devlet-i ‘Aliyye, C. II, s. 131. 100 İlgürel, “Katırcıoğlu Mehmed Paşa”, TDVİA, C. 25, s. 36. 101 İnalcık, Devlet-i ‘Aliyye, C. II, s. 154. 102 Koçi Bey Risâlesi, s. 43. 103 Koçi Bey Risâlesi, s. 82. 104 Koçi Bey Risâlesi, s. 85. 105 Koçi Bey Risâlesi, s. 40. 19 Katip Çelebi ise, Düsturu’l-amel li Islahi’l-halel adlı eserinde dört unsurdan (erkân-ı erbaa) oluşan toplumun sınıf yapısını, antik tıp anlayışında insan bedeninde bulunan dört temel sıvıyı ifade eden ahlat-ı erbaa kavramı ile açıklar. Buna göre ulemayı kana, askeri balgama, tüccarı safraya ve halkı sevdaya benzetir. İnsan vücudunun sağlığı nasıl bu dört unsur ile dengeleniyorsa, toplum düzeninin dengelenmesinin de bu dört sınıfın bir arada bulunmasıyla mümkün olabileceğini açıklar ve Celaliler arttıkça vergilerin de arttığını, dolayısıyla köylü reayanın ekonomik sıkıntılarının da arttığını ifade eder. Katip Çelebi’nin dikkat çektiği noktalardan biri de görevlerin ehline verilmesi gerekirken, rüşvetle devlet görevlendirmelerinin gerçekleştiğidir106. Ayrıca Katip Çelebi, ücretli asker sayısının artmasına ilişkin olarak ise askerlerin sayısının artmasından ziyade maaşlarının kanun-i kadim’e uygun şekilde azaltılması gerektiği konusu üzerinde durur107. Kısacası Celali isyanlarını oluşturan temel dinamikler ve bu dinamiklerin Osmanlı toplumuna yansıttığı olumsuz etkiler konusunda, incelediğimiz birkaç layiha örneği üzerinden bile o dönemde yaşamış olan yazarların önemli tespitlerde bulunduklarını görebilmekteyiz. XVII. yüzyılda eyaletlerde bazı paşalar da kendi kapılarına tüfekli sekban sarıca bölüklerini almaya başlamış, azledildikten sonra Celaliler gibi hükümete karşı isyan etmekten çekinmemişlerdir108. Kısacası gerek iç gerekse dış faktörlerin etkisiyle siyasî, sosyal ve ekonomik hayatta yaşanan değişim ve çalkantılar düzende bozulma ve karışıklık olarak algılanmış ve buna karşı çareler aranmıştır. Bugünden bakıldığında Osmanlı klasik düzenindeki değişimin, etkileri aynı olmasa bile hem iç hem de dış dinamiklerinden kaynaklandığı açıktır109. 1.3. XVII. YÜZYILDA EŞKIYALAR VE DEVLETİN ALDIĞI TEDBİRLER Osmanlı Devleti’nin uzun ve yorucu savaşlarla uğraşması, Anadolu’daki Celali kargaşasına yönelik siyasetini sınırlamıştır. Bu durum geleneksel yapının bozulmasına sebebiyet veren temel unsurlardan biridir. Osmanlı Devleti, dış siyasette olduğu kadar iç siyasette de çeşitli tedbirler almıştır. Bu tedbirlerin “geçici” çözümler sağlaması bile 106 Siyaset Nazariyesi: Düstûru’l-amel li Islâhi’l-halel, ss. 136-140; Öz, a.g.e., s. 94. 107 Siyaset Nazariyesi: Düstûru’l-amel li Islâhi’l-halel, ss. 143; Öz, a.g.e., s. 95. 108 İnalcık, Devlet-i ‘Aliyye, C. II, s. 158. 109 Öz, a.g.e., ss. 50-51. 20 esasında bir devlet stratejisidir. Uzun süren Avusturya savaşları sırasında ilk büyük Celali isyanını Karayazıcı Abdülhalim başlatmıştır110. Griswold’un, “Anadolu’nun asi ama deneyimli sekbanlarının, olağanüstü etkili bir ordu düzeni içinde nasıl örgütlenebileceğini gösteren ilk eğitimli Osmanlı askeri” olarak tanımladığı Karayazıcı111, Urfa’daki Kılıçlı aşiretine mensuptur. Karayazıcı lakabı sekban yazıcılığı yapmış olmasından gelmektedir. Karayazıcı, Osmanlı-Avusturya savaşlarından dolayı Anadolu’da huzurun bozulmasıyla altı bölük sınıfına yazılmış, bu görevi esnasında Şam veya başka bir sınır kalesine muhafız olarak gönderilmiştir. Daha sonra ise Malatya taraflarına gelerek il erleri teşkilatının başına yiğitbaşı olmuştur112. Karayazıcı Abdülhalim, Sivas sancaklarının birinde bir sancakbeyinin vekili yani kaymakamı iken, sancakbeyinin ve vekilinin değişmesini kabul etmemiş, gelen yeni beyi öldürerek isyana başlamış ve çevredeki bütün eşkıya ve levendleri etrafında toplamıştır113. Akdağ, Karayazıcı’nın etrafında toplanan Celali liderlerinin çoğunun altı bölük sipahileri arasındaki zorbalardan olduğuna dikkat çekmiş ve bu hususa ilişkin üç ihtimal öne sürmüştür. Bunlardan biri, Karayazıcı’nın kendi etrafına topladığı bütün sipahi zorbaları tarafından tanındığıdır. Bir diğeri, kaymakamlığı sırasında Karaman’da çıkan suhte ve levend isyanına görevlendirildiği sırada kendisini tanıtarak şöhret kazanmış olması ve son ihtimal de 1598’de çıkan ferman ile sekban başlarının sığınacak yer arayarak doğuya gidip Karayazıcı’ya katılmalarıdır114. Eski beylerbeyi Hüseyin Paşa ise, etrafına binlerce sekban toplamış, salgun yoluyla para toplayarak halka zulmetmiştir. Bunun üzerine 1599’da Sinan Paşazade Mehmed Paşa, asiler üzerine serdar olarak görevlendirilmiştir115. Karayazıcı bir devlet memuru olduğu için önceleri hükümetin dikkatini çekmemiştir. Çünkü bu dönem içerisinde hükümetin, memurların bu hareketlerine yönelik olarak siyasi 110 İlgürel, “Celali İsyanları”, TDVİA, C. 7, s. 254. 111 Griswold, a.g.e., s. 44. 112 Mücteba İlgürel, “Karayazıcı Abdülhalim”, Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi, C. 24, İstanbul 2001, s. 482; Ayrıca bkz. Akdağ, “Celâlî Fetreti”, s. 78. 113 Peçevi İbrahim Efendi, Peçevi Tarihi, Haz. Bekir Sıtkı Baykal, C. II, Kültür Bakanlığı Yayınları, Ankara 1992, s. 237. 114 Akdağ, a.g.e., s. 355. 115 Akdağ, “Celâlî Fetreti”, s. 78; Ayrıca bkz. Selânikî Mustafa Efendi, Tarih-i Selânikî (1003-1008/ 1595- 1600), Haz. Mehmet İpşirli, C. II, Türk Tarih Kurumu Yayınları, 2. Baskı, Ankara 1999, ss. 816-819. 21 bir kaygısı olmamıştır. Eski beylerbeyi Hüseyin Paşa’nın isyanı ise bir beylerbeyinin Celali oluşunun ilk örneği olması bakımından önemlidir. Hüseyin Paşa, celali serdarı olan Sinan Paşazade Mehmet Paşa’nın hareketi üzerine Karayazıcı’yla birlikte Urfa’da harekete geçmiştir. Fakat Celaliler Hüseyin Paşa’yı kabullenemedikleri için Karayazıcı, paşayı hükümete teslim etmiş116 ve bunun üzerine Antep sancakbeyliğine tayin edilmiştir117. Karayazıcı’nın asi hareketlerine devam etmesi sonucunda ise bu hareketlerini sonlandırması için hükümet, Karayazıcı’yı önce Amasya sancakbeyliğine118, daha sonra ise Çorum sancakbeyliğine atamıştır119. İşte tam bu noktada devletin, Celalilerin hareketlerini onlara bir görev vererek durdurabildiği görülmektedir. Fakat devletin bu siyaseti her zaman başarılı olamamıştır. Çünkü Karayazıcı ve bazı celali liderleri de asiliklerine devam etmişlerdir. Akdağ’a göre Karayazıcı, celalilik hareketlerinde fazla ileri gitmemiş, şehir ve kasabaları yakıp yıkmak yerine halktan para toplamayı tercih etmiştir120. Ayrıca Akdağ, Karayazıcı’nın diğer Celali liderleri gibi yüzlerce insan katline sebep olduğuna dair bulguların olmadığını ifade etmiştir121. Eşkıyaların saldırılarını durdurmak üzere toplanmış gönüllülere ağa olarak görevlendirildiği bir zamanda Karayazıcı’nın verilen bu göreve uymayarak bizzat kendisinin halka zulmettiği, etrafındakilerle birlikte pek çok insanı katlettiği, mallarını yağmaladığı ve hayvanlarını aldığına dair bir belge bulunsa da yukarıda bahsettiğimiz Karayazıcı ile aynı şahıs olup olmadığı belli değildir122. Eski Halep beylerbeyi Hacı İbrahim Paşa, Karayazıcı’nın 20.000 kişilik ordusu karşısında yenilmiştir123. Bunun üzerine eski Bağdad beylerbeyi Sokulluzade Hasan Paşa, Karayazıcı ve kardeşi Deli Hasan’ın üzerine yürüyerek onlara karşı zafer kazanmış, Karayazıcı ve beraberindeki Celaliler büyük bir yenilgiye uğramış, gücünü kaybederek hastalık sebebiyle 1602’de 116 Akdağ, “Celâlî Fetreti”, s. 80. 117 Akdağ, “Celâlî Fetreti”, s. 92. Ayrıca bkz. Tarih-i Selânikî, C. II, s. 842. 118 Griswold, a.g.e., s. 52. 119 Griswold, a.g.e., s. 54. 120 Akdağ, “Celâlî Fetreti”, s. 94. 121 Akdağ, “Celâlî Fetreti”, s. 95. 122 BOA. A.{DVNSMHM.d. 75; 572; Ayrıca bkz. Adem Keleş, 75 Numaralı Mühimme Defteri’nin Transkripsiyonu ve Değerlendirmesi (s.172-331), Yayımlanmamış Yüksek Lisans Tezi, Atatürk Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Erzurum 2011, s. 197; Akdağ, “Celâlî Fetreti”, s. 77. 123 İlgürel, “Karayazıcı Abdülhalim”, TDVİA, C. 24, s. 483. 22 vefat etmiştir124. Peçevi, bu hususa ilişkin olarak Hasan Paşa’nın Karayazıcı’yı bozguna uğratmasıyla Canik dağlarına kaçtığını ve orada öldüğünü yazmıştır125. Selânikî, Karayazıcı’nın tuğra çekmesi ve Hüseyin Paşa’yı veziriazamı yapmasıyla kendisini hükümdar ilan ettiğini ve dolayısıyla devlete karşı siyasi bir amaç güttüğünü yazsa da126 Akdağ, Karayazıcı’nın mektup ve tezkereler yazmasının, onun hükümdar olarak hareket ettiği anlamına gelmediğini ifade etmiştir. Ayrıca Akdağ, asilerin istedikleri gibi hareket edebilmeleri için sahte fermanlar düzenlediklerine dikkat çekmiştir127. Dolayısıyla Karayazıcı ve diğer bazı Celali liderlerinin asiliklerinin amacının devlet sistemi içerisinde yer almak istemeleri olduğu söylenebilir128. Osmanlı Devleti, bazı eşkıyaları devlet sistemi içerisine dâhil etmiş, baş edemediği eşkıyalara yönelik denetimini pazarlık yoluyla sağlayarak esasında devletin daha da merkezileşmesini hedeflemiştir. Bu yönüyle bakıldığında eşkıyalık hareketleri her ne kadar toplum içerisinde kargaşa yaratmış olsa da, asilere devletin içerisine dâhil olmanın daha mantıklı olduğu düşüncesinin aşılanması önemli bir stratejidir. Barkey, bazı tarihçilerin bu dönemi Osmanlı Devleti’nin dış düşmanlarıyla savaşmak zorunda oldukları için bu tarz bir siyaset izlemek zorunda oldukları görüşüne katılmamış, aksine devletin merkezi denetimi güçlü kılmak adına toplum şartlarına ayak uydurarak ve asilere geçici görevler vererek daha yumuşak bir siyaset izlemesini güçlü bir devlet stratejisi olarak değerlendirmiştir129. Neslioğlu, Kınalıoğlu, Zülfikar Paşa, Tekeli Mehmed Paşa gibi kişilere Enderun’dan tayin edilmemiş olmalarına rağmen Celalilikten vazgeçmeleri için görevler verilmesi, Akdağ’a göre, Osmanlı Devleti’nde Enderun’dan çıkıp bey olarak görevlendirilme geleneğinin bozulmasına birer örnektir130. Celali liderleri genellikle, sancakbeyi olarak kendi memleketlerinde, beylerbeyi olarak ise uzak eyaletlerde görevlendirilmişlerdir. Neslioğlu’nun Hamid’de, Kınalıoğlu’nun Afyonkarahisar’da sancakbeyi; Tavil 124 Griswold, a.g.e., ss. 56-57. 125 Peçevi Tarihi, C. II, s. 238. 126 Tarih-i Selânikî, C. II, s. 834. 127 Akdağ, “Celâlî Fetreti”, s. 86; Uzunçarşılı, Karayazıcı’nın Urfa’yı zapt etmesiyle hükümdarlığını ilan ettiğini ve “Halim Şah Muzaffer Bâdâ” ibareli tuğra çekip Hasan Paşa’yı veziriazamı yaptığını yazar. Bkz. Uzunçarşılı, Osmanlı Tarihi, C. III/1, s. 101. 128 Akdağ, “Celâlî Fetreti”, s. 87. 129 Barkey, a.g.e., s. 248. 130 Akdağ, “Celâlî Fetreti”, s. 95. 23 Mehmed’in Şehrizol’de ve Karakaş Ahmed’in Çıldır’da beylerbeyi olarak görevlendirilmeleri buna örnek olarak verilebilir131. Celali karışıklıkları, Karayazıcı’nın 1602’de ölümüyle yeni bir karakter kazanmıştır132. Karayazıcı’nın ölümünden sonra yerine kardeşi Deli Hasan geçmiştir133. Peçevi, etrafına toplanan Celali sayısının 20-30 bini aştığını söylemiştir134. Deli Hasan 1602’de Tokat’a varmış ve beraberindeki Celalilerle ortalığı yakıp yıkmışlardır135. Celalilerin, Hasan Paşa’yı öldürmeleriyle136 yerine geçen Hüsrev Paşa da asiler karşısında başarılı olamamıştır. Bu olaylar büyüdükçe Anadolu korkunç bir kargaşa içerisine sürüklenmiştir137. Deli Hasan beraberindeki kuvvetlerle, Ankara üzerinden Kütahya’ya hareket etmiş ve orayı ateşe verip Afyonkarahisar taraflarına gitmiştir. Deli Hasan’ın başında bulunduğu Celalilik hareketi, kasabalar ve şehirler açısından da felaket sonuçlar doğurmuştur. Deli Hasan’ın yanında Şahverdi, Yularkaptı, Tavil138, Karakaş gibi Celali liderleri de bulunmaktaydı. Burada dikkat çekmemiz gereken husus, hükümetin, Deli Hasan ve kuvvetlerine karşı, zaten devlet için büyük bir problem yaratan medreseli öğrencilerinin yani suhtelerin silahlanmalarına ilk kez izin vermesidir139. Fakat bir süre sonra hükümet ile yakınlaşmaya karar vererek bir görev talep etmesi üzerine Deli Hasan, Hasan Paşa adını alarak Bosna beylerbeyliği görevine getirilmiştir. Beraberindeki kişilere de Rumeli taraflarında sancakbeyliği görevi verilmiştir. Hükümet bu sükûnet ortamından faydalanarak asiler için genel bir af çıkarmıştır. Deli Hasan’ın yanındaki Tavil ve Karakaş gibi birçok celali liderinin de devlet görevine getirildiği bilinmektedir140. 1603’te Deli Hasan Paşa ve beraberindeki Celali birlikleri Habsburgların üzerine yürümüştür. Griswold, eski Celali birliklerinin düşman birliklere karşı savaşa sürülmesi hususuna ilişkin olarak Osmanlıların çözüm üretmede başarılı olduğunu ifade eder141. 131 Akdağ, a.g.e., s. 449. 132 Akdağ, “Celâlî Fetreti”, s. 98. 133 Peçevi Tarihi, C. II, s. 238. 134 Peçevi Tarihi, C. II, s. 254. 135 Griswold, a.g.e., s. 59. 136 Griswold, a.g.e., s. 60. 137 Griswold, a.g.e., s. 61. 138 Uzunçarşılı, Osmanlı Tarihi, C. III/1, s. 102. 139 Akdağ, “Celâlî Fetreti”, s. 99. 140 Akdağ, “Celâlî Fetreti”, s. 100. 141 Griswold, a.g.e., s. 65. 24 Peçevi, Deli Hasan’ın Gelibolu’da çıkardığı kargaşadan bahsederek ayaklanmadan geri duramadığından söz eder142. Bu olayın üzerine bağışlanıp Tamışvar valiliğine tayin edilse de, Deli Hasan, asi hareketlerinden vazgeçmemiş, 1605’te Belgrad’a kaçmıştır143. Bunun üzerine Deli Hasan ve kardeşi Küçük Bey, Şeyhülislam Sunullah Efendi’nin fetvasına dayanarak öldürülmüşlerdir. Peçevi ayrıca, Deli Hasan’ın, Bosna’dan Venedik’e, Papa’ya ve İspanya’ya mektuplar gönderdiğinden de bahseder144. Osmanlı Devleti’nin celali birliklerini Balkanlar’a yönlendirme siyaseti isyancıların Anadolu’daki etkilerini azaltmamıştır145. Osmanlı padişahları halkı korumak adına adaletnameler146 çıkarmışlardır. Buradaki amaç, köylünün toprağını terk etmesini önlemek ve dolayısıyla devlet hazinesinin gelir kaynaklarının aksamamasıdır147. Celali kargaşası sürecinde adalet fermanlarına göre kendilerini korumaya alan halk ve il erlerinin başına getirilen yiğitbaşılar, sekban bölüklerinin toplu şekilde gezmelerine yönelik birtakım engeller çıkarmış olsa da, kendilerine bağlı olan sekbanları beslemek zorunda olan memurlar hareketlerine devam etmişlerdir148. Adaletnamelerde padişahlar; köylü reayaya, toplu halde gezen sekbanlara karşı kendilerini koruma hakkı tanımıştır. Bunun dışında devlet, %10-15 arasında resmi bir faiz koymuş, buna uymayanlara ceza verilmiştir. Halkın, faizciliği bir kazanç yolu haline getirerek zenginleşen kişileri şikayetiyle devlet, bu kişilere karşı çeşitli uygulamalarda bulunmuştur149. Köylü reayanın ehl-i örfün zulmünden kurtarılmasına yönelik bir adaletname olan 1609 tarihli adaletname, devletin olaylara bakışının anlaşılması açısından önemlidir150. Toplu halde gezmek yasak olduğu halde buna uymayan beylerin ve adamlarının Celali olmaları dikkat çekicidir151. Devletin, hem halkın güvenliği hem de devlet otoritesinin sağlamlaştırılması adına eşkıyalarla mücadelede aldığı tedbirlerden biri asiler üzerine bir serdar 142 Peçevi Tarihi, C. II, s. 254. 143 Peçevi Tarihi, C. II, s. 261; Griswold, a.g.e, ss. 65-66. 144 Peçevi Tarihi, C. II, s. 262. 145 Griswold, a.g.e., s. 66. 146 “Adâletnâme, devlet otoritesini temsil edenlerin, reâyâya karşı bu otoriteyi kötüye kullanmalarını, kanun, hak ve adâlete aykırı tutumlarını olağanüstü tedbirlerle yasaklayan beyânname şeklinde bir Pâdişah hükmüdür”. Bkz. İnalcık, “Adâletnâmeler”, s. 49. 147 İnalcık, Devlet-i ‘Aliyye, C. II, s. 74. 148 Akdağ, “Celâlî Fetreti”, s. 60. 149 Akdağ, “Celâlî Fetreti”, s. 73. 150 İnalcık, “Adâletnâmeler”, ss. 123-133. 151 Akdağ, “Celâlî Fetreti”, s. 74. 25 görevlendirmek olmuştur. Bu görev için daha çok, güvenilir ve devlete yararlı hizmetlerde bulunmuş beyler ve paşalar görevlendirilmiştir. Görevini kötüye kullananlar ise devlet tarafından uyarılmışlardır152. İlk Celali seferi olan Sinan Paşazade Mehmed Paşa’nın seferi, Anadolu’dan kaçan halkın baskısına, devletin asilere yönelik verdiği somut tepkilerden biri olması bakımından önemlidir153. Ayrıca devletin, Celalilere karşı sekbanlıkla ilgisi bulunmayan kişilerden faydalandığı da bilinmektedir154. Devlet ve toplum hayatına büyük zararlar veren Celali kargaşası bir yandan sürerken, “Büyük Kaçgun” adı verilen dönemin başlaması, Anadolu’yu sosyal ve ekonomik açıdan ciddi bir kargaşa dönemine sürüklemiştir. Devlet, eşkıyalar denetimden tam anlamıyla çıkmadıkları sürece meydana gelen karışıklıklarla fazla ilgilenmemiştir155. Bununla birlikte “Büyük Kaçgun” döneminde halkın eşkıyalardan kendilerini korumaları adına silahlanmalarına izin veren devlet, ilerleyen zamanlarda, halkın eşkıyalar arasına dâhil olmasının önüne geçmek amacıyla ateşli silahların toplatılmasına karar vermiştir156. Osmanlı Devleti’nin gerektiği durumlarda düşmanla savaşa Celali birliklerini dâhil etme siyaseti ise, Celalilerin faaliyetlerini önlememiş; aksine maddi kazanç sağlama uğruna birçok Celaliyi bir araya getirmiştir157. Akdağ, Anadolu’yu yakıp yıkan asilerin, düşmana karşı gerçekleşen savaşlarda ölümüne savaşması çelişkisinin Anadolu’daki ekonomik sıkıntılarla açıklanabileceğini ifade etmiştir158. Devletin Celali liderlerine görev verme siyaseti, isyanların artmasını önleyememiştir. Karayazıcı ve Deli Hasan’dan sonra onlara bağlı tüm asilerin şekavetlerini arttırdıkları ve sayılarının giderek çoğaldığı bilinmektedir. Devletin Celali liderlerini göreve getirerek asi hareketlerini durdurma siyasetinin bir örneği de Tavil Halil örneğidir. Celali çetelerini bozguna uğratmak için görevlendirilen Nasuh Paşa’yı yenilgiye uğratan Tavil Halil, 152 Demirci; Arslan, a.g.e., ss. 88-89. 153 Akdağ, “Celâlî Fetreti”, s. 103. 154 Akdağ, “Celâlî Fetreti”, s. 105. 155 Griswold, a.g.e., s. 67. 156 Demirci; Arslan, a.g.e., ss. 108-109. 157 Griswold, a.g.e., s. 68. 158 Akdağ, a.g.e., s. 377. 26 Karayazıcı’ya bağlı Celaliler arasındaydı159. Tavil Halil, Deli Hasan’ın yanından ayrıldıktan sonra Orta Anadolu’da büyük bir şöhret kazanmıştır160. Tavil Halil 1605’te Nasuh Paşa’yı Bolvadin’de yenilgiye uğratarak161, kasabayı tahrip etmiştir162. Fakat bunlara rağmen, Sultan I. Ahmed’in, Celali liderleriyle uzlaşma siyaseti izlediği ve Tavil Halil’in Bağdat Beylerbeyi olduğu bilinmektedir163. Osmanlı Devleti’nin Celali liderlerine yönelik bu siyaseti, bazı asileri Osmanlı askeri sınıfı içerisine dâhil etmiş fakat isyan hareketleri tamamen son bulmamıştır. Tavil Halil’in yanındaki Karakaş Ahmed ve Tekeli Zülfikar’ın isyanları Osmanlı Devleti için büyük bir sorun olmaya devam etmiştir164. Anadolu’nun çeşitli yerlerinde artan eşkıyalık hareketlerinin başındaki diğer Celali liderlerine örnek olarak Kara Sait, Kalenderoğlu, Gurguroğlu, Derviş Nazır, Hayalioğlu, Kınalıoğlu Mustafa, Tavil Mehmed, Topuzubüyük, Ağaçtan Piri165 verilebilir. Örnekler daha da çoğaltılabilir. Mühimme kayıtları arasında Derviş Nazır’ın Karayazıcı ve Karakaş’ın yanından ayrılan asiler dâhil birkaç bin eşkıyayı toplayarak Teke, Hamid ve Karahisar-ı Sahib sancaklarında halka zulmettiğine ve dolayısıyla il erlerinin de yardımıyla yakalanmasına ilişkin Anadolu beylerbeyine yazılan hüküm166 ve bu eşkıyanın zulmünün arttığı ve yakalanması için yine il erlerinden faydalanılmasına dair Teke ve Hamid sancakları mütesellimlerine yazılan hüküm bulunmaktadır167. Kınalıoğlu ve yanındaki eşkıyaların yakalanmalarına dair hükümlerde ise bu eşkıyaların yakalanması için asker toplanmasına168 ve bu görevde suhtelerle birlikte hareket edilmesine ilişkin bilgiler vardır169. 159 Griswold, a.g.e., s. 72; İsmail Hakkı Uzunçarşılı, Tavil Halil’den “Tavil Ahmed” diye bahseder. Bkz. Uzunçarşılı, Osmanlı Tarihi, III/1, s. 103. 160 Akdağ, “Celâlî İsyanlarından Büyük Kaçgunluk”, s. 18. 161 Peçevi Tarihi, C. II, s. 293. 162 Griswold, a.g.e., s. 73. 163 Griswold, a.g.e., s. 75. 164 Griswold, a.g.e, s. 76. 165 Akdağ, “Celâlî İsyanlarından Büyük Kaçgunluk”, ss. 19-22. 166 BOA, A.{DVNSMHM.d. 75; 653; Bkz. Keleş, a.g.t., ss. 251-252. 167 BOA, A.{DVNSMHM.d. 75; 654; Bkz. Keleş, a.g.t., s. 253. 168 BOA, A.{DVNSMHM.d. 75; 691; Bkz. Keleş, a.g.t., s. 279. 169 BOA, A.{DVNSMHM,d. 75; 692; Bkz. Keleş, a.g.t., s. 280. 27 Bazı asiler bir taraftan eşkıyalık hareketlerine devam ederken, bir taraftan da merkezi hükümete Osmanlı sistemi içerisinde yer alma isteklerini bildiriyorlardı. Çünkü Celalilerin, ayrı bir devlet kurmak ya da dini bir amaç çerçevesinde isyana kalkışmak gibi bir amaçları yoktu170. İncelediğimiz eşkıyaların çoğunun isyan etmesinin amacı esasında görev elde etmek olmuştur. Fakat Cağalazade Sinan Paşa’nın, Kuzey Suriye’deki önemli ailelerden birinin başı olan Kilisli Canbolatoğlu Hüseyin Paşa’yı idam ettirmesinin sonuçları, diğer celali hareketlerinden daha tehlikeli olmuştur. Çünkü ayaklanmanın amacı Osmanlı Devleti ile anlaşmak değil, aksine başkenti Halep olan bağımsız bir devlet kurmaktır171. Canbolatoğlu Hüseyin Paşa’nın yeğeni Canbolatoğlu Ali, Kilis ve çevresinde isyan ederek bölgeye hâkim olmuştur. Osmanlı Devleti, Canbolatoğlu Ali’nin hareketlerini önlemek için kendisine Halep beylerbeyliği görevi vermiştir. Fakat Canbolatoğlu, kendi adına hutbe okutup para bastırarak bağımsızlığını ilan etmiş ve Avrupa devletleriyle iletişim kurmuştur172. Diğer taraftan Kuyucu Murat Paşa, küçük asi çeteleri ile Kalenderoğlu Mehmed, Tavil Halil, Kara Said gibi büyük Celali liderleri arasındaki bağlantıyı kopararak Celali hareketlerini zayıflatmayı amaçlamış, kimisini devlet sistemi içerisinde görevlendirerek Canbolatoğlu ile birleşmelerini engellemeye çalışmıştır173. Canbolatoğlu Ali’nin Suriye’de başlattığı isyan merkezi hazine gelirlerini azaltmıştır174. Osmanlı ordusunun komutanı Ferhad Paşa’nın doğu seferi, Celalilere karşı yapılacak seferde hükümetten askeri ve maddi destek alamamış olması sebebiyle başarısızlıkla sonuçlanmıştır. Fakat 1606’daki bu doğu seferi, Celalilere yönelik ciddi bir hareketin başlatılmasının önemini ortaya koymuştur175. Anadolu’daki kargaşa yüzünden sık sık beylerbeyi ve sancakbeyi değişikliğine gidilmesi, eşkıyaların uzaklaştırılmasını zorlaştırmıştır176. Karen Barkey, devletin bu hareketiyle, taşradaki görevlileriyle reaya arasında himaye ilişkilerinin kurulmasını önleme amacı olduğunu vurgular. Barkey ayrıca, devletin izlediği siyasetin, yalnızca Avusturya ve İran 170 Griswold, a.g.e., ss. 76-77. 171 Griswold, a.g.e., s. 79. 172 İlgürel, “Celali İsyanları”, TDVİA, C. 7, s. 254. 173 Griswold, a.g.e., s. 186. 174 Griswold, a.g.e., s. 188. 175 Griswold, a.g.e., ss. 196-197. 176 M. Çağatay Uluçay, XVII. Asırda Saruhan’da Eşkiyalık ve Halk Hareketleri, Resimli Ay Matbaası, İstanbul 1944, s. 14. 28 savaşlarına karşı yeni askerler kazandırmak değil, eşkıyaların kendi haline bırakılarak bölgesel bir güç elde etmelerini önlemek olduğuna değinir177. Dönemin en güçlü celalilerinden Kalenderoğlu Mehmed’in amacı da Osmanlı Devleti içerisinde yer almaktır178. Kalenderoğlu’nun ilk isyan hareketi, 1605’te Saruhan’da Anadolu Beylerbeyi’ni yenilgiye uğratmasıdır. Tavil Halil’in 1605’te Batı Anadolu’dan ayrılmasıyla Kalenderoğlu, en önemli celali lideri olmuştur. Osmanlı ordusuna karşı ilk saldırısını ise Konya’da Ferhad Paşa askerleri üzerine gerçekleştirmiştir. 1606’da Sultan I. Ahmed, Kuyucu Murad Paşa’yı veziriazamlığa getirmiştir179. Kalenderoğlu, Manisa’da kalıcı bir üs kurmuş, Manisa kentinin ileri gelenleriyle iyi ilişkiler kurarak planlı bir şekilde haraç toplamıştır. Griswold, Kalenderoğlu’nun iyi örgütlenmiş bir askeri gücü yönettiğini ifade etmiştir180. Kara Sait ve Ağaçtan Piri gibi ünlü Celali liderleri de Kalenderoğlu’na katılmışlardır181. Fakat sert kış koşulları ve erzak sıkıntısı, Celalilerin bir araya gelmesini zorlaştırmıştır182. Kuyucu Murat Paşa, 1607’de Cemşid adındaki bir başka Celaliye ve Canbolatoğlu Ali’ye karşı harekete geçmeden önce Kalenderoğlu ve Kara Said ile iletişim kurarak olası bir başka tehlikeyi önlemiştir183. Böylece Kuyucu Murat Paşa, Kalenderoğlu’nu Ankara sancakbeyliğine getirmiştir184. Kadı Vildanzade Mevlana Ahmed Efendi ise Kalenderoğlu’nun Ankara’ya girmesini engellemiştir. Bunun üzerine Kalenderoğlu Ankara’yı kuşatmış fakat Tekeli Mehmed Paşa’nın kumandasında Murad Paşa ordusundan kuvvet geleceğini duyup geri çekilmiştir185. Canbolatoğlu, Sadrazam Kuyucu Murat Paşa’ya gönderdiği mektupta İran’a karşı beraber hareket etmeyi teklif ettiyse de Kuyucu Murat Paşa buna itibar etmemiştir186. Canbolatoğlu Ali ise 1607’de Oruç Ovası’nda Kuyucu Murat Paşa’ya yenilmiştir. Bunun üzerine Canbolatoğlu Ali, önce 177 Barkey, a.g.e., s. 248. 178 Griswold, a.g.e., s. 197. 179 Griswold, a.g.e., ss. 198-199. 180 Griswold, a.g.e., s. 201. 181 İlgürel, “Celali İsyanları”, TDVİA, C. 7, s. 254. 182 Griswold, a.g.e., ss. 202-203. 183 Griswold, a.g.e., ss. 203-204. 184 Uzunçarşılı, Osmanlı Tarihi, C. III/1, s. 105. 185 Uzunçarşılı, Osmanlı Tarihi, C. III/1, s. 107. 186 Peçevi Tarihi, C. II, s. 310. 29 Kilis’e oradan da Halep’e kaçmış ve şehri yağmalamıştır. Daha sonra Halep’te barınamayarak Anadolu’ya geçmiştir. Kalenderoğlu kendisine katılmayı teklif etse de Canbolatoğlu Ali bu teklifi kabul etmemiştir. Bunun üzerine Sultan I. Ahmed, Canbolatoğlu’na Tımışvar beylerbeyliğini verdiyse de yeniçerilerle ve halkla geçinemediği için Belgrad’a kaçmış ve Kuyucu Murad Paşa’nın emriyle 1611’de idam edilmiştir187. Canbolatoğlu ile ilgili hükümler arasında Canbolatoğlu’nun yandaşlarından biriyken affedilen bir asinin önceki suçu yüzünden rencide edilmemesine yönelik hüküm188 bulunması, devletin pişman olan asilere yönelik bakış açısını göstermesi bakımından önemlidir. Osmanlı Devleti, eşkıyalığın önlenmesi adına pişmanlık duyan bazı asileri affederek çeşitli görevler vermiş, bazı durumlarda ise kefil tayin ederek eşkıyalıktan uzaklaştırılmalarını sağlamaya çalışmıştır189. Bir yandan Kalenderoğlu’nun hareketi ise İstanbul halkını endişelendirmiştir. Celaliler, Bursa üzerinden giderek Üsküdar’ı alma hedefleri olduğunu duyurmuşlardır190. Hükümet ise bu durum karşısında kapıcıbaşına ve kadıya araştırma takımları kurma yetkisi vermiş, vatandaşlar şüphe duyulan her yabancının yetkililere bildirilmesi konusunda uyarılmışlardır. Celaliler süreç devam ederken Bursa çevresinde hareketlerini arttırmışlar, Meymun, Kınalıoğlu191 ve Tavil Halil gibi asiler de Kalenderoğlu’na katılmışlardır. Osmanlı hükümeti bu durum karşısında, il erlerinin toplanmasını emretmiş192, Rumeli’den askerler göndermiş193 ve İstanbul içerisinde bir seferberlik çağrısı yapmıştır. Sert kış koşulları ve Kalenderoğlu’nun Osmanlı hükümetiyle arasındaki ilişkileri tamamen koparmak istemeyişi, onun geri çekilmesine neden olmuştur194. Kuyucu Murat Paşa Celali liderlerine görev vererek onları dizginleme siyasetine devam ederek, Tavil Halil’i Bodrum sancakbeyliğine195, Silifkeli Muslu Çavuş’u ise İçel 187 Mücteba İlgürel, “Canbolatoğulları”, Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi, C. 7, İstanbul 1993, ss. 144-145. Ayrıca bkz. Peçevi Tarihi, C. II, ss. 312-313. 188 BOA, A.{DVNSMHM.d. 79; 388. 189 Demirci; Arslan, a.g.e., ss. 105-106. 190 Griswold, a.g.e., s. 208. 191 Griswold, a.g.e., s. 210. 192 Griswold, a.g.e., s. 211. 193 Griswold, a.g.e., s. 213. 194 Griswold, a.g.e., s. 214. 195 Griswold, a.g.e., s. 222. 30 sancakbeyliğine getirmiştir196. Mühimme kayıtlarında devletin, Muslu Çavuş’un eşkıyalığı sırasında yakalanmasına dair verdiği bazı hükümlerde, Muslu Çavuş’un ve yanındaki eşkıyaların bahar mevsimi gelip ekinler yetişmeden önce ve sefere çıkılmadan önce yakalanmaları emredilmiştir197. Bu durum devletin eşkıyaların hareketlerini kısıtlamada önemli stratejiler geliştirdiğinin göstergelerinden biridir. Kuyucu Murat Paşa, Halep’ten İstanbul’a gönderdiği hazinenin yağmalanacağını duyunca harekete geçmiştir198. Kalenderoğlu ve Kara Sait ise 1608’de, Göksun Yaylası’nda, Kuyucu Murat Paşa’ya yenilmişlerdir199. Kalenderoğlu, Kuyucu Murat Paşa karşısında duramayarak İran’a kaçmıştır200. Anadolu’nun çeşitli yerlerine yeni görevliler tayin edilmiş, hainlik yapan görevliler ise görevden alınmıştır. Kalenderoğlu Mehmed 1610 yılında İran’dayken, yakalandığı hastalıklardan dolayı vefat etmiştir201. Kalenderoğlu’nun üzerine asker gönderilmesine ve yakalanmasına ilişkin olarak Silistre Sancağı mutasarrıfına202, Tarhala, Nevahi, Ilıca, Gördük, Gelembe kadılarına203, Edirne kadısına204, Bolu Sancakbeyine205, Aydın muhassılı Yusuf Paşa’ya206 ve daha birçok yere hüküm gönderilmesi, Kalenderoğlu isyanının geniş bir alana yayıldığını göstermektedir. Bu süreç içerisinde bir yandan süren İran savaşı, Osmanlı Devleti’nin Celalilerle mücadelesini arka plana itmiştir. Kuyucu Murad Paşa’nın Celalilere yönelik başarısı, onlara karşı mücadeleyi ön plana almasının ve öngörüsünün kuvvetli olmasıyla gerçekleştiği söylenebilir. Ayrıca sadrazamın, Osmanlı eyaletlerinde yaşanan problemlerin istatistiki verilerinin ortaya çıkmasını sağlayan çalışmalar yaptırması dikkate değerdir207. 196 Uzunçarşılı, Osmanlı Tarihi, C. III/1, s. 109. 197 BOA, A.{DVNSMHM.d. 78; 700, 701. 198 Mücteba İlgürel, “Kalenderoğlu Mehmed”, Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi, C. 24, İstanbul 2001, ss. 256-257. 199 Griswold, a.g.e., s. 228; Peçevi, asilerin sayısının otuz bini aştığını ifade eder. Bkz. Peçevi Tarihi, C. II, s. 314. 200 İlgürel, “Celali İsyanları”, TDVİA, C. 7, s. 254. 201 Griswold, a.g.e., s. 237. 202 BOA, A.{DVNSMHM.d. 76; 13. 203 BOA, A.{DVNSMHM.d. 76; 15,16. 204 BOA, A.{DVNSMHM.d. 76; 35. 205 BOA, A.{DVNSMHM.d. 76; 31. 206 BOA, A.{DVNSMHM.d. 76; 90. 207 Griswold, a.g.e., s. 240. 31 Anadolu’daki eşkıyalık hareketleri büyük ölçüde bittikten sonra devlet, suhteleri düzene sokmak için uğraşmıştır208. 1610’dan sonra Anadolu 10 yıl kadar sükunet dönemine girmiş, bu zaman içerisinde büyük bir isyan çıkmamıştır. Kalenderoğlu’nun ölümü ve büyük Celali liderlerinin öldürülmeleri, geride kalan Celalilerin büyük ayaklanmalar çıkarmalarını engellemiştir. Kuyucu Murat Paşa’nın 1611’de ölümüyle yerine geçen Nasuh Paşa, İranlılar ile arası iyi olan Celalilerle uzlaşma siyaseti izlemiştir. Dolayısıyla Osmanlı-İran arasındaki gerginlik azalmış, 1612’de İstanbul’da barış antlaşması yapılmış ve 10 yıl boyunca İran ile savaş gerçekleşmemiştir. Bu antlaşma koşulları 1555’teki Amasya Barış Antlaşması koşullarıyla benzerlik göstermektedir209. Devletin eşkıyalık hareketlerine yönelik önlemlerinden bir diğeri de kervanlar için tehlike oluşturan yerlere bazı grupları ve aşiretleri yerleştirmesi ve dolayısıyla derbent ve geçitleri kontrol altına almasıdır210. Sadrazam Nasuh Paşa, Kuyucu Murat Paşa dönemindeki Anadolu’daki dağ geçitleri ve boğazları koruma altına alarak kervanların güvenliğini sağlama gibi birtakım icraatlarını devam ettirmiş fakat paşanın zorbalık yöntemiyle hareket etmesi 1614’te idam edilmesine yol açmıştır. Sadrazamlığa getirilen Öküz Mehmed Paşa ise İran’a saldırarak yapılan antlaşmayı bozmuştur. Bu süreç içerisinde bazı küçük Celali gruplarının köylere yönelik yağmalama faaliyetlerinin devam ettiği de bilinmektedir211. Yer yer değindiğimiz, eşkıyalığa yönelik olarak alınan tedbirlerde devlet halkın desteğini istemiş, halk da gönüllü olarak yardım etmiştir212. Devletin, eşkıyaların tahrip ettikleri kalelerin onarımı ve palankaların inşası için halka izin vermesi, asilerin hareketlerine yönelik alınan tedbirlerden biri olmuştur. Bu gibi tedbirlerin, eşkıyalığın oluşumunu sağlayan temel nedenlere değil de, eşkıyaları ortadan kaldırmaya ve ehl-i örfü uyarmaya yönelik olması, bu hareketlerin sonlanmasına ilişkin olarak geçici çözümler sağlamıştır213. Anadolu’yu sarsan isyanlar çıkaran asilerin temel amacının Osmanlı sistemi içerisinde yer almak olduğu, verdiğimiz bazı örneklerden de anlaşılmaktadır. Asilerin ayaklanmaları merkezi hükümeti parçalamaya yönelik değil, mevcut sosyal ve ekonomik düzenin değişmesine yönelik olmuştur. Osmanlı Devleti bu durumun 208 Uluçay, XVII. Asırda Saruhan’da…, s. 28. 209 Griswold, a.g.e., s. 238. 210 Demirci; Arslan, a.g.e., s. 99. 211 Griswold, a.g.e., ss. 241-242. 212 Demirci; Arslan, a.g.e., s. 102. 213 Demirci; Arslan, a.g.e., s. 87. 32 farkındalığıyla iç siyasetten daha çok dış siyasete yönelmiştir. Fakat bu durumun yarattığı sonuçlar Osmanlı Devleti açısından hem maddi hem de manevi zararlara yol açmıştır. Kuyucu Murat Paşa’nın başarılı siyasetinin sonucunda oluşan sükûnet ortamı, XVII. yüzyıl isyancılarından biri olan Abaza Mehmed Paşa tarafından bozulmuştur214. Önceleri Canbolatoğlu’nun yanındayken daha sonra affedilerek derya beyliği215, Halep ve Erzurum beylerbeylikleri görevlerinde bulunmuş, yeniçerilerle anlaşamaması üzerine Sivas’ta görevlendirilmiştir. Buna karşı çıkan Abaza Mehmed Paşa, II. Osman’ın yeniçeriler tarafından katledilmesiyle harekete geçmiş fakat başarısız olmuştur. Bunun üzerine yeniçerilerle arasındaki anlaşmazlığı bitirmesi şartıyla 1624’te tekrar Erzurum Beylerbeyi olarak görevlendirilmiştir216. Fakat isyan hareketlerinden vazgeçmeyişi, 1634’te idam edilmesine neden olmuştur217. IV. Murad ve Sultan İbrahim’in padişahlığı dönemleri, asilerin şekavetlerini arttırdıkları döneme göre daha sakin geçmiştir. Önemli bir devlet adamıyken 1647’de isyan eden Sivas valisi Varvar Ali Paşa da padişahın bir takım uygunsuz taleplerine karşı etrafındaki sekbanları toplayarak ayaklanmıştır218. Kara Haydar adındaki eşkıya ise Isparta ve Uluborlu taraflarında yol kesip kervanlara saldıran bir Celali lideriydi219. Sultan İbrahim’in padişahlığının son yılları ile IV. Mehmed’in ilk yılları yani Köprülü Mehmed Paşa’nın sadrazamlığına kadarki süre içerisinde isyanlar giderek şiddetlenmiş ve Anadolu’nun güvenliği tehlike altına girmiştir220. Akdağ, 1608’den sonraki Anadolu isyanlarının yeni bir karaktere bürünmesi sebebiyle, bu isyanların Celali olarak adlandırılmasının doğru olmadığını savunsa da221 eşkıyalık hareketlerinin niteliği değerlendirildiğinde bu dönemdeki isyanlar için de “celali” sıfatının kullanılabileceğini düşünüyoruz. Çünkü Celali adının ilk ortaya çıkışındaki isyan, dinî nedenlere dayanması 214 İlgürel, “Celali İsyanları”, TDVİA, C. 7, s. 254. 215 “Kaptanpaşa eyaletine bağlı sancakların beyleri için kullanılan bir tabir”. Ayrıntılı bilgi için bkz. İdris Bostan, “Derya Beyi”, Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi, C. 9, İstanbul 1994, ss. 200-201. 216 Kütükoğlu, a.g.e., s. 95. 217 İlgürel, “Abaza Paşa”, Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi, C. 1, İstanbul 1988, s. 12. 218 İlgürel, “Celali İsyanları”, TDVİA, C. 7, s. 254; Varvar Ali Paşa isyanına ilişkin olarak bkz. Ahmet Önal, “Varvar Ali Paşa”, Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi, C. 42, İstanbul 2012, ss. 530-531. 219 İlgürel, “Celali İsyanları”, TDVİA, C. 7, s. 254. 220 Uzunçarşılı, Osmanlı Tarihi, C. III/1, s. 310. 221 Akdağ, “Celâli İsyanlarından Büyük Kaçgunluk”, s. 1. 33 bakımından ilerleyen zamanlardaki Celali karışıklıklarından ve “Büyük Kaçgun” dönemindeki isyanlardan da farklı bir karakter taşır. Dönemin en tehlikeli Celali liderlerinden biri olan Haydaroğlu Mehmed’in şekavete başlamasıyla ilgili olarak ise kaynaklarda iki farklı neden yazmaktadır. Bu nedenlerden biri, babası Kara Haydar’ın öldürülmesinin intikamını almak amacıyla şekavete başlamasıdır222. Diğer neden ise Sadrazam Hezarpare Ahmed Paşa’nın bir sancakbeyliği verme vaadiyle Haydaroğlu’ndan otuz bin kuruş alması fakat bu vaadi yerine getirmemesidir223. Haydaroğlu Mehmed 1647’de Söğüt Dağı’nı merkez edinerek o dönemdeki pek çok asiyi etrafında toplamıştır224. Bu asiler arasında en meşhuru tezimizin ana konusunu oluşturan Katırcıoğlu Mehmed’dir. Haydaroğlu Mehmed’in isyanı ve Katırcıoğlu Mehmed’in bu isyana dâhil oluşuyla birlikte eşkıyalık hareketlerinin günden güne artması ve daha sonra affedilerek devlet hizmetinde bulunması, tezimizin ikinci ve üçüncü bölümlerinde ayrıntılı olarak ele alınacaktır. Celali isyanlarının başından itibaren karakter değiştirdiği dönem de dâhil olmak üzere asilerin çoğu zaman devlet görevlileri arasından ortaya çıktığı ya da bir devlet görevi karşılığında isyan hareketlerinden vazgeçerek devletin sadık hizmetkârları haline geldikleri görülmüştür225. Devletin affına sığınarak devletin sadık bir hizmetkârı haline gelen asilerden biri de Katırcıoğlu Mehmed’dir. 222 Uzunçarşılı, Osmanlı Tarihi, C. III/1, s. 311. 223 Uluçay, XVII. Asırda Saruhan’da…, s. 51. 224 Halil İnalcık, “Haydaroğlu Mehmed”, Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi, C. 17, İstanbul 1998, s. 36. 225 Fatma Acun, “Celâlî İsyanları (1591-1611)”, Türkler Ansiklopedisi, Ed. Hasan Celâl, Kemal Çiçek, Salim Koca, C. 9, Yeni Türkiye Yayınları, Ankara 2002, s. 697. 34 2. BÖLÜM: KATIRCIOĞLU MEHMED’İN KÖKENİ, YETİŞMESİ VE İSYAN YILLARI Anadolu isyanları sürecinin uzamasının sosyal, ekonomik, idari, siyasî vb. çeşitli sebepleri vardı. İdari açıdan temel sebeplerden biri sadrazamların ve yüksek devlet memurlarının sık sık değişmesi ve rüşvetle makam satın almanın çoğalmasıdır. Bu durum hem idarede hem de toplumda büyük sıkıntılara yol açmıştır. IV. Mehmed döneminde, daha önce de görüldüğü gibi, yüksek devlet memurlarının isyanları devam e