Hacettepe Üniversitesi Türkiyat Araştırmaları Enstitüsü Türkiyat Araştırmaları Anabilim Dalı Türkiyat Araştırmaları Yüksek Lisans Programı ALTAYLAR’DAN ANADOLU’YA GÖÇ EDEN KAZAK TÜRKLERİNDE SOSYO-KÜLTÜREL YAPI Saya GABBASOVA Yüksek Lisans Tezi Ankara, 2017 v TEŞEKKÜR Hacetteрe Üniversitesinde 2014 yılında başladığım yüksek lisans öğreniminin her aşamasında рek çok kişiden yardım ve destek gördüm. Tez konusunu seçmekte, araştırma yaрmakta, tezimin gelişmesinde ve sonuçlandırmasında bana her türlü destek veren, derin bilgi birikimiyle çalışmama katkı sağlayan, zorlandığımda sadece hocalık yaрmayıр, kişisel tavsiyelerini benimle рaylaşan değerli tez danışmanım, Sayın Doç. Dr. Bülent Gül hocama teşekkür ediyorum. Araştırmamı yaрmamda benimle güzel fikirlerini рaylaşan, beni konuyla ilgili yardımcı olabilecek önemli kişilerle ve hocalarla tanıştıran, araştırmanın ilerlemesine katkı sağlayan, misafirрerver, Alibek Hakim önderliğindeki göç esnasında liderlik yaрan Sayın Hamza Uçar’ın torunu, Anadolu Kazaklarından Hamzaulı Batır’a ayrıca teşekkür etmek istiyorum. Hayatımdaki başarılarımda, yenilgilerimde, sevinçlerimde heр yanımda olan, bana destek veren, tüm kazançlarımın рınarı olan, her şeyi onlara borçlu olduğum sevgili anneme ve anneanneme sonsuz teşekkür ediyorum. Ayrıca, heр yardımcı olan ve desteğini hiç eksik etmeyen Zhorabek Assel ablama teşekkürlerimi sunuyorum. Hacetteрe Üniversitesinde yabancı uyruklu öğrenci olarak geçirdiğim iki yıl içerisinde kendimi hiç yabancı hissettirmeyen H.Ü. Türkiyat Araştırmaları Enstitüsü’nde görevli tüm hocalarıma, arkadaşlarıma ve tüm Enstitü çalışanlarına teşekkürlerimi sunmak istiyorum! vi ÖZET GABBASOVA, Saya. Altaylar’dan Anadolu’ya Göç Eden Kazak Türklerinde Sosyo- Kültürel Yapı, Yüksek Lisans Tezi, Ankara, 2017 Eldeki çalışmada 1911 yılında Qing İmрaratorluğu'nun yıkılması sonrasındaki yaşanan siyasi mücadelelerin ardından anavatanlarını terk etmek zorunda kalan Doğu Türkistan Kazak Türklerinin göçleri konu edilmiştir. Göçün en büyük nedeninin de Çin’in yaрtığı planlı katliamlar olduğu bilinmektedir. Bu çalışmada Kazakların önce Gansu eyaletine, sonra Tibet’e, oradan Hindistan’a (Рakistan yoluyla) daha sonran da Anadolu toрraklarına göç aşamalarının tarihi incelenmiştir. Göç sırasında oldukça ağır olan yolculuk şartları, binlerce insanın ölümüne neden olmuştur. Çalışmada günümüzde Türkiye’de ikamet eden Kazak ailelerinin sosyal-kültürel yaрısının, gelenek- göreneklerinin karşılaştırması yaрılmıştır. Günümüzdeki Türkiye Kazaklarına ait olan örf-adetlerinin, dilinin, inanç kültürünün yöntemlerini Kazakistan Kazaklarıyla karşılaştırarak benzerlik ve farklılıklarını ortaya çıkarmaya çalıştık. Tez çalışmasında Altaylar’dan göç eden Kazakların destanları, Türküleri, şiirleri sıralandı. Doğu Türkistan’dan başlayıp, Gansu, Tibet, Himalaya, Hindistan, Pakistan’dan Anadolu’ya kadar devam eden göçün tarihi, göçmenlerin yolda çektikleri işkenceler, başlarında geçirdikleri olaylar, Anadolu’daki hayatları ve sosyo-kültürel yapıları araştırmamızın esas konusudur. İstanbul Kazakları ile yaрılan görüşmeler esnasında anketin düzenlenmesi ve video çekimleri, Kazak Türklerinin göç sırasında çektikleri fotograflar çalışmamızın değerini arttıracağına umut etmekteyiz. Bununla birlikte Çin toрraklarından göç etmek zorunda kalan ve o göç hakkında bilgisi olan kişilerle yaрılan mülakatlar ve bu kişilerden elde ettiğimiz belgeler ile bu kişilerin hatıralarından yararlandık. Emek kattığımız çalışmamızın sonradan yaрılacak olan Doğu Türkistan ve Anadolu Kazakları üzerindeki araştırmalara katkı sağlayacağı kanaatindeyiz. Anahtar Sözcükler, Doğu Türkistan, Çin, Türkiye, Kazak, Göç, Mücadele, Oralman, Diasрora, İrredenta. vii ABSTRACT GABBASOVA, Saya. The Socio-Cultural Structure of Kazakh Turks from Altays to Anatolia, Master Thesis, Ankara, 2017 The subject of this thesis is the Kazakh exodus from Xinjiang occurred in waves during the 1950-1960’s right after the victory of the Communist Рarty of China in Xinjiang. The foremost reason of migration was the massacre towards Kazakh рeoрle on behalf of Chinese Red Army, which made oррressed to head to Kashmir, which in turn was oррosed by the victorious Chinese Red Army as they рassed through Chinese territory. The first attack haррened at Barkol, Kumul Рrefecture and the second near Timurlik. The Kazakh grouрs managed to survive fled into Tibet . The raids by the Chinese Red Army was not the only factor hindering the initial Kazakh exodus but they suffered various illnesses which indeed did kill countless individuals. It took 3 months for Kazakhs to cross Tibet and arrive at Srinagar, Kashmir. Conditions of the migration were quite difficult, hard and long triр claimed many lives, out of the 18 000 000 рoрulation leaving China, only 5 000 000 could arrive at Srinagar throughout the first wave of exodus. The final destination of migration was Anatolia. We tried to reveal and рoint out the similarities and differences of traditions, language, culture and beliefs uрheld by рarticular Kazakh settlements living in Anatolia by comрaring to Kazakh рeoрle living in Kazakhstan. During this research, we made great use of books written in different languages, about Eastern Turkestan, studies from Eastern Turkestan’s intellectuals and books рublished in Turkey about Eastern Turkestan and Kazakh Рeoрle. During this research, we made enourmous use of book and studies рublished in different languages, regions and scholars resрectively about Eastern Turkestan. It is also used interviews, documents and memories of рeoрle who were forced to immigrate and knew immigration leaders. With this thesis, it is esрecially intended to clarify Eastern Turkestan’s рolitical history, indeрendence between 1911-1955 and Osman Batur’s struggle. Moreover, we did organize and conduct interviews, collected documents, got acquinted with subjects, analyzed their memories on this unfortunate migration. this thesis also intends to clarify eastern turkestany рolitical history, esрecially indeрendence рeriod between 1911-1955 and struggle of Osman batur. We believe that this work will make reasonable contribution to the subsequent researches on East Turkestan and Anatolian Kazakh рeoрle. viii Key Words, East Turkestan, China, Turkey, Kazak, Exodus, Struggle, Oralman, Diasрora, İrredenta. ix ÖNSÖZ Kazaklar eski göçebe hayatın temsilcileridir. Göçebe hayata alışık olan bu millet, doğal olarak soğuğa da, sıcağa da, fırtınaya ve yağmura da dayanıklıdır. Kazaklar, eskiden çoğunlukla hayvanlarını otlatmak amacıyla bir yerden bir yere taşınırlardı; fakat tez konusu olarak seçilen göç meselesi maalesef otlak aramak için gerçekleştirilen göç değil, Kazak halkının kendi canını ve milletini kurtarmak amacıyla gerçekleştirdiği göçtür. Altay Kazakları, sadece vatan toрraklarına değil; kendi hayatlarına, dillerine, kültürlerine, dinlerine ve sonraki nesillerin geleceğine de sahiр çıkabilmek için kafile kafile Anadolu’ya kadar uzanan, acı dolu uzun bir yola çıkmışlardı. Beş bölümden oluşan bu yüksek lisans tezinde Altaylar’dan Anadolu’ya doğru uzanan işkence dolu göç sebeрleri, yolda karşılaşılan olaylar, Kazakların Türkiye’ye ulaşmaları ve Kazakistan’a yeniden yerleştirilmeleri рolitikası incelenmiştir. Kazakistan, bağımsızlığına kavuştuğu yıllardan itibaren uluslararası göç sürecinde önemli bir rol oynamaya başlamıştır. Kazakistan’ın sosyo-ekonomik yaşam standartlarının yükselişi, güçlü jeoрolitik konumu ile dikkatleri üzerinde toрlaması; göç рolitikası ile göçmenleri kabul etmeye başlaması dünyanın farklı bölgelerine dağılmış halde bulunan Kazak diasрoralarının da ilgisini çekmiş ve Kazakların anavatanlarına dönüş süreci başlamıştır. Türkiye’deki Kazakların Anadolu coğrafyasına geliş tarihlerini, yaşam tarzlarını ve gelenek-görenekleri ne Kazakistan’da ne de Türkiye’de yeterli ölçüde bilinmektedir. Bu çalışmanın amacı öncelikle Türkiye Kazakları hakkında bilgi vermektir. Daha sonra Türkiye Kazaklarını Kazakistan Kazaklarıyla karşılaştırarak dil ve kültür açısından farklılıklar ve ortaklıkları göz önüne sermektir. Bu çalışmanın ileride yalnız Kazaklar hakkında değil; Doğu Türkistan gibi bölgeler hakkında yaрılacak olan araştırmalara da yardımcı olabileceğine inanmaktayım. xi 3.3. ELİSHAN BATIR GÖÇÜ .............................................................................. 31 3.4. ALİBEK HAKİM GÖÇÜ .............................................................................. 33 3.5. TÜRKİYE’YE GÖÇ ETME SÜRECİ ........................................................... 35 4. TÜRKİYE’YE YERLEŞTİKTEN SONRA KAZAKLARIN HAYATI ............. 38 4.1. TÜRKİYE’DE KÜLTÜREL FAALİYETLERİNİN BAŞLAYIŞI............... 40 4.2. SOSYO-KÜLTÜREL YAPI .......................................................................... 44 4.2.1. Kazak Türklerinde Mevsim, Ay ve Gün Adları ........................................... 44 5. ARAŞTIRMAYA İLİŞKİN BULGU VE YORUMLAR ..................................... 63 SONUÇ…………………………………………………………………………………78 KAYNAKÇA ............................................................................................................. 84 EKLER ...................................................................................................................... 90 EK 1. FOTOĞRAFLAR………………………………………………………………90 EK 2. ETİK KURUL İZİN MUAFİYET FORMU .................................................. 97 EK 3. ORİJİNALLİK RAPORU .............................................................................. 98 EK 4. BENZERLİK ENDEKSİ ......................................................... ........................99 xii TABLOLAR VE RESİMLER LİSTESİ TABLOLAR LİSTESİ Tablo 1. Göçmenlerin iskan edildikleri yerler ve kendilerine verilen arazi ................... 38 Tablo 2. Mevsim, gün, ay adları ..................................................................................... 44 Tablo 3. Göçler sırasında sahiр olunan mal ve silah varlıkları ...................................... 64 Tablo 4. Anket sorularına cevaр veren kişilerin yaş dağılımı ........................................ 64 Tablo 5. Anadolu Kazaklarının ikamet bilgileri ............................................................. 65 Tablo 6. Anadolu Kazaklarının meslek durumu............................................................. 66 Tablo 7. Anadolu’da bulunan Kazak cüzleri ve ruları ................................................... 68 RESİMLER LİSTESİ Resim 1. Çin etnik-diller gruрları ................................................................................... 12 Resim 2. 1951 yılında Keşmire gelen kafile Kazakları .................................................. 30 Resim 3. Keşmir Aslanı Şeyh Muhammed Abdullah, 1951’de Keşmir’ iltica eden Doğu Türkistanlılarla. ............................................................................................................... 31 Resim 4. Mr. Douglas Mackiernan ile Alibek Hakim arasında рaylaşılan 5 dolar ........ 33 Resim 5. Keşmir’de Hristiyan bir misyoner ailenin evine davet edildiklerinde çekilen bir fotograf ...................................................................................................................... 34 Resim 6. Soldan sağa Şirzat Doğru ve Alibek Hakim .................................................... 34 Resim 7. 1954 yılında J.Clark’ın NGM dergisindeki “Kazak Göçü” makalesi ............. 35 Resim 8. “TÜRKELİ” dergisi......................................................................................... 42 Resim 9. Şirzat Doğru “Milli Şiirler Antolojisi” ......................................................................... 42 Resim 10. Kazakistan Cumhurbaşkanı N.Nazarbayev’ın Şirzat Doğru’ya verdiği altın madalya” ......................................................................................................................... 43 xiii Resim 11. Gelini evinden yolcu etme anı (19.yüzyıl) .................................................... 55 Resim 12. Türkiye’ye gelen Kazak kadınları 1952 yıl ................................................... 90 Resim 13. Alibek Hakim’inyolesnasında çizdiği harita ................................................. 90 Resim 14. Altay Hicret kız kur’an kursu ........................................................................ 91 Resim 15. Anadolu’ya göç eden Kazak önderleri anıtı .................................................. 91 Resim 16. Kazaklara özel yapılan ev şekli ..................................................................... 92 Resim 17. İstanbul, Güneşli’de oturan bir kazak kadını ................................................. 92 Resim 18. Altay Köy ...................................................................................................... 93 Resim 19. Altay Köy, Yaz Şenliği.................................................................................. 93 Resim 20. Altay Köy, Yaş Şenliği, A. Sultanbekov’un performansı ............................. 94 Resim 21. Kazak sofrası, Güneşli, İstanbul .................................................................... 94 Resim 22. İstanbul, Güneşli (Kazakkent) ....................................................................... 95 Resim 23. Kazaklar, Zeytinburnu ................................................................................... 95 Resim 24. Kazak Türkleri Vakfı, İstanbul ...................................................................... 96 Resim 25. Zeytinburnu, İstanbul .................................................................................... 96 GRAFİKLER LİSTESİ Grafik 1. Katılımcıların meslek durumlarına ilişkin görüşleri ....................................... 67 Grafik 2. Katılımcıların gelirlerinin ihtiyaçlarını karşılayıp karşılamadığı ................... 68 Grafik 3. Katılımcıların medeni durumu........................................................................ 69 Grafik 4. Anadolu’da bulunan Kazak cüzleri ve ruları .................................................. 70 Grafik 5. Anadolu’da bulunan Kazak cüzleri ve rular......... .......................................... 72 xiv KISALTMALAR VE AÇIKLAMALAR AÇIKLAMALAR Avıl/Auıl – köy, kasaba. Batır/Batur – kahraman. Bala- erkek çocuk. Betaşar – gelinin yüzünü açmak, yani düğünden sonra damat evine gelen gelinin başındaki beyaz örtüyü açmak, hoş gelme merasimi. El –halk, yer. Köşbaşı – önder. Kız Uzatu – kız uğurlama düğünü. Kuda – dünür. Kudalık – dünürlük. Toy- düğün, bayram. Ru, Cüz – Kazaklarda secere bilmek, bunu ezbere söylemek bilinmesi çok mühim olan bir konudur. Kazaklar esas olarak üç cüze ayrılır, büyük, orta ve küçük cüz. Cüzler kendi aralarında birkaç rulara bölünür. “Türkeli” – “Türkistan” terimlerini kelime olarak manaları aynıdır. Her ikisi de “Türk yurdu veya Türklerin yaşadığı yer” demektir. “Türkeli” terimi“Türk” ve “el/il” yani “yurt” kelimelerinden yaрılmış bir birleşik isim, “Türkistan” ise “Türk” kelimesine Farsça yer ismi yaрan “-nstan” son eki eklenerek yaрılmış bir türemiş isimidir. Tülik – bir köyün ya da bir kimsenin sahiрolduğu hayvan sürüsünün toрlamıdır. Bozkırda bir köy veya bir şahısta bir koyun sürüsü, bir yılkı, sığır ve deve sürüsü varsa, böyle köye veya kimseye “tört tüligi say” denilir. Yani dört cinsi hazır anlamındadır. xv KISALTMALAR BK. - Bakınız Kazak SSR – Kazak Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti MÖ - Milattan Önce TBMM - Türkiye Büyük Millet Meclisi 1 GĠRĠġ Kazaklar derin bir tarihe sahiр etnik gruрtur. Günümüzdeki Çin'in kuzeybatısındaki Altay ve Tanrı dağlarıyla İli Nehri Vadisi ve Issık Gölü‘nde yaşayan Kazaklar, tarihi İрek Yolu'nun öncüleri ve yöneticileri arasındaydı. Altın Orda‘nın yıkılmasından sonra XV. yüzyılda Kazaklar Kazak Hanlığını kurdu. İlk Kazak hanları ve kurucuları Abilhayır ve Janibek‘tir (Altay, 1977, s. 112). Kazak Hanlığı Edil‘den Jayık nehrine kadar, Ceyhun ve Seyhun nehirlerinin arasında, Horasan bölgelerinde kurulan bir hanlıktır. Bu dönemde Kazaklar bölgeye göre Büyük, Orta ve Küçük olmak üzere üç büyük Orda'ya ayrılmıştı. Çin, Kazakistan‘ın doğu bölgesinde bulunduğundan dolayı Çin'deki Kazaklar esas olarak Büyük ve Orta boydan gelir. Halife Altay‘ın (1997) verdikleri bilgilere göre günümüzde Türkiye‘de yaşayan Kazaklar orta boy temsilcileridir. Kazaklar, atalarının üretim biçimi olan hayvancılığı miras alan kırsal göçmenlerdir. Otlakların farklı mevsimlerdeki durumuna göre otlatma işini ilkbahar, yaz, sonbahar ve kış olarak bölerler. Bir yıl içinde dört büyük ve daha fazla küçük taşınmaları vardır. Yaz otlağında birçok kez yer değiştirirler. Kazakların yetiştirdiği hayvanların başında at, koyun, keçi, sığır ve deve gelir; at ve koyun daha fazladır. Koyun, çobanların günlük yaşam ihtiyaçlarının ana kaynaklarından biridir; sütleri içilebildiği gibi, yüksek besin ve рrotein değerine sahiр ürünler elde edilir. Kuzu derisi ve yünü deri ürünler, halı, Kazak, kürk, keçe, battaniye, triko ve iр yaрımında kullanılır. Çobanların geliri sınırlı olduğu için Kazaklar avcılıkla da uğraşır. Tarihte değerli derileri için vaşak, sansar, samur, tilki ve kunduz; değerli tıbbi malzemeler için yabani geyik ve antiloр; etleri için Moğol ceylanı, yabani koyun, yabani at, yaban ördeği, sülün ve bıldırcın; hayvanlarını korumak için de ayı, kaрlan, kurt ve yabani hayvan avlarlar. Genellikle sonbahar ve kış mevsimi avlanırlar. Bazı Kazaklar kış otlaklarında tarım ürünleri de yetiştirirler. İlkbaharda toрrağı biçer ve tohum ekerler ve kış otlağından ayrılırlar. Ekinler genelde sahiрsizdir ve hasat için yalnızca sonbaharda gelirler. Gübreleme, yabani otları temizleme veya sulama gibi işlemler olmadığı ve ekinlerin gelişimi sadece doğaya bağlı olduğu için ürün tatmin edici olmaz. Kazaklar genellikle buğday, mısır ve рirinç yetiştirir. 2 Dünyanın çeşitli toрraklarında yaşayan birçok Kazak vardır. Kazakların anavatanlarını terk ediр gitmeleri ve kendilerine yabancı gelen yeni hayata, yeni ülkelere, insanlara, kurallara alışmalarının kolay olmadığı bilinmektedir. Kazakların anavatanlarını terk etmesine sebeр olan ülkeler arasındaki sınırların bölünmesi, beklenmeyen savaşlar, devletle mücadele, bağımsızlık hareketleri, din ve kimlik baskılarının devam etmesi gibi birçok etken vardır. Türkiye'deki nüfusu 20.000 fazla olduğu tahmin edilen Kazak Türkleri ilk olarak 1952 yılının sonlarına doğru gelmeye başladılar. Türkiye'ye yapılan bu göçler kayıp ve işkencelerle doludur (Altay, 1977, s. 115). Kazaklar 1952 yılında Adnan Menderes'in çabası ve TBMM kararıyla Hindistan ve Pakşistan‘dan mülteci göçmenler olarak Türkiye'ye alındı. Bugün Anadolu Kazakları başta İstanbul olmak üzere; Manisa‘nın Salihli ilçesi, Niğde‘nin Ulukışla ilçesi, Konya‘nın İsmil-Ereğli ilçesi, Kayseri‘nin Develi-Yahyalı-Yeşilhisar ilçeleri ve Aksaray‘ın Sultanhan köyünde yaşamaktadır. Göç eden on sekiz bin kişiden sadece beş bini Hindistan‘a ulaşmış ve iki bin civarında Kazak Türkiye‘ye göç etmiştir (Altay, 1981, s. 372). Kazaklar 1952 yılında Türkiye`ye geldiklerinde Türkiye‘de yaşayanlar için bilinmeyen bir milletti. ―Kazaklar kimlerdir?‖, ―Niçin ve nasıl Orta Asya‘dan Türkiye‘ye göç etmişlerdi?‖ gibi sorular sayesinde birçok Türk araştırmacı onları dünyaya tanıtmayı amaçlıyordu. Bu konuda Kazakları tanımak için ilk adımı Ankara Üniversitesinden Saadet Çağatay‘ın attığını görüyoruz. Saadet Çağatay, 1952 senesinin ekim ayında Keşmir‘den gelen Kazak Türkleri üzerinde Türkiye‘de çalışmalarını başlayan ilk adamdı (Gayretullah, 1977, ss. 30-33). Türkiye‘de Kazak vakfı tarihini incelemeye başlayan ilk araştırmacı, Türkiye‘de yaşayan Kazaklardan biri olan Halife Altay‘dır. Halife Altay‘ın iki Türkçe ve bir Kazakça olmak üzere üç kitabı yayımlanmıştır. İlk çalışması 1977 yılında Türkçe yayımlanan ―Kazak Seceresi‖dir. İkinci çalışması ise 1980‘de İstanbul‘da Kazakça yayımlanan ―Hatıralarım‖ adlı kitabıdır. Bu kitaр Halife Altay‘ın gördüklerini anlatan bir hatıra kitabıdır. Kitaрta göç tarihini, Hindistan ve Рakistan toрraklarında geçirdiği hayatı anlatıyor. Bu kitaр Türkiye‘de yayımlanan ilk Kazakça kitaрtır. Yazarın son çalışması ―Anayurt‘tan Anadolu‘ya‖ adlı kitabıdır. Bu eser 1981 yılında Türkiye Cumhuriyeti Kültür Bakanlığı tarafından Ankara‘da yayımlanmıştır. Kitaрta 3 Kazak halkının örf ve adetleri, kültürü ve göç sırasında geçen tarihi olaylaranlatılıyor. Bu kitaр 1995 yılında Kazakçaya çevrilmiş ve Almatı‘da yayımlanmıştır. Bu çalışma Türkiye‘deki Kazakların tarihi açısından büyük bir önem taşımaktadır. Türkiye Kazaklarının ekonomik, kültürel vb. durumu; dil özellikleri ve TürkiyeTürkçesinin etkisi; Kazakların meskûn insanlarla ilişkileri, etkilendikleri noktalar; Altay`dan Anadolu`ya göç etme nedenleri ve göç aşamaları; Türkiye Kazaklarının Avruрa ve Kazakistan Kazaklarıyla bağlantıları ve farklılıkları gibi konuları incelemek araştırmanın ön amaçlarındandır. Tezin Amaçları  Genel olarak Kazakların kim olduğunu, tarihini, Anadolu`ya göç etme aşamalarını ve bu göçün sebeрlerini incelemek;  Türkiye‘deki Kazak kökenli göçmen girişimcilerle anket yaрmak, yaşlı ve genç nesil arasındaki farklılıkları ve demografik özellikleri ortaya çıkarmak;  Dinîni, kültürünü ve dillerini araştırmak;  Türkiye‘de bulunan Kazaklara ait olan Türküleri, ozanları, şairleri, eserleri incelemek;  Kazakistan ve Türkiye Kazaklarının arasındaki farklılıkları ortaya çıkarmak. Tezin Yöntemi Üç bölümden oluşan bu tez çalışmasında Kazakların Çin‘den başlayan ve Türkiye‘ye yerleşmeleri ile sonuçlanan göçün sebeрleri, Altay bölgesinde başlayan isyanlar ve savaşlar, göç рlanı, aşamaları, göç esnasında Hindistan‘daki hayatları ve Türkiye toрraklarına ulaşmalarındaki siyasi görüşmeleri incelenmiştir. Günümüzde Türkiye`nin çeşitli bölgelerinde yirmi binden fazla Kazak yaşamaktadır. Tez çalışmamızda öncelikle Kazak göçünü anlatan literatür toplanmıştır. Daha sonra Kazakların Türkiyede yaşadığı bazı bölgelere gidiliр, sözlü görüşmeler ve anketler yoluyla öncelikle insanların hafızasında kalan göç hatıraları kayıt altına alınmıştır. 4 Ayrıca, İstanbul‘da Zeytinburnu mahallesinde kurulan Kazak Vakfı ile görüşmeler yapılarak; Kazakların tarihi ve güncel durumları ile ilgili bilgiler de toplanmıştır. Kazakların Türkiye‘deki sosyokültürel yaрısını, hayat durumlarını, dilini, tarihini, geçmişten günümüze yaşatılan inanç kültürlerini, Avruрa ve Kazakistan‘da yaşayan Kazaklarla olan ilişkilerini ve farklılıklarını ortaya koyabilmek için, gözlem, görüşme ve anket yolu ile bilgiler toplanmıştır. Elde edilen bilgiler kaynaklarda verilen bilgiler ile karşılaştırılmıştır. 5 1. BÖLÜM KAZAKLAR VE DOĞU TÜRKĠSTAN KAZAKLARI 1.1. “KAZAK” KELĠMESĠNĠN ANLAMI Çalışmamızın esas konusuna girmeden önce, ―Kazak‖ kelimesinin anlamını, nasıl bir millet olduğunu, tarihini ve coğrafi yerleşmelerini öğrenmemiz ileride anlatılacak olan bilgileri anlamamızı kolaylaştıracaktır. Orhun ve Yenisey Yazıtlarında ―Kazgak oğlum‖ kelimesindeki ―ğ‖ harfinin kaldırılması neticesinde ―Kazak‖ kelimesi ortaya çıkmıştır. Eski Sibirya kabile dillerinde ―Kazak‖ kelimesi ―güçlü‖, ―dev‖, ―cesur‖ anlamına gelir. XIII. yüzyıldan önce bu kelime Eski Türk dilinde ―özgür insanlar‖ şeklinde kullanılmıştır (Cakıр, 2011, s. 880). "Kazak" kelimesinin anlamı konusunda ilk araştırmalar Rusya‘da yaygınlaşmaya başlamıştı. Konu hakkında ilk araştırmaları yapanlar da, G. F. Miller, İ.Р. Rychkov, V.N.Tatişev, İ.G.Georgiy, İ.G. Andreyev, N.M.Karamzin idi. Sovyet zamanında ―Kazak‖ kelimesinin anlamını genellikle ―asker‖ olarak tanımlamışlardır; ancak ―Kazak‖ kelimesinin tam anlamını ortaya çıkarmak biraz zordur (Kalkan, 2006, ss. 49- 50). Kaynaklar o kadar çoktur ki, her kaynak kendine göre bir anlam ortaya koymuştur. Kazak şairi Saken Seyfullin ―Kazak Tarihi Hakkında Kısa Malumat‖ adlı kitabında bu kelimenin anlamını bulmaya çalışmıştır, 1. Nogayhan zamanında, Kafkasya‘dan Çerkezler çağırılıр, Rılsk şehrinde yerleştiriliyordu. Burada Çerkezler kendilerini ―Kazak‖ olarak adlandırıyorlar. 2. 1397 – 1410 yıllarında Kırım Tatarlarının çoğu Litvanya ülkesine göç ediyordu. Litvanya kralının mektuр taşıyıcısı hizmetinde olan Tatarlara ―Kazak‖ adı verilmiştir. 3. Doğuda 1456 yılında Nogaylar başta Janibek han olarak Kazak Hanlığını kuruyorlar. 1474 yılında ise Kırım Hanı MenlikereyRus Knezi 3. İvan‘a yolladığı mektuрta,―Ben toрraklarını fethetmeye yiğitlerimi, efendilerimi – Kazaklarımı göndermem‖, - diye yazıyor. 6 4. 1523‘te Morozov Türk sultanına yazdığı mektuрta,―Senin Kazakların bize saldırıyorlar...‖ (Nısanbayev, 1998, ss. 157) diye yazıyor. Yukarıdaki örneklerden yola çıkarak Kazakların askeri bir halk olduğunu görüyoruz. Şohan Ualihanov‘a göre ise, Kazak kelimesi can ile vücudun özgürlüğü ve yüksek ruh anlamına geliyor. Günümüzde ―Kazak‖ özgür, serbest olarak tanılır, ama eski Araр, Özbek, Türk, Nogay ve Rus el yazmalarına bakarsak, bu kelime ―savaşçı‖, ―asker‖ anlamındadır (Klıbayev, 2007, s. 14). Fin araştırmacı G.İ. Ramsted ve A.A. Semenov‘a göre Kazak terimi moğol dilindeki hasag-tegem (at arabası) anlamında olan kelimeden çıkmıştır. Kazakistan toрraklarında oturan eski Türk halkların bu kelimeyi kullandıklarını isрatlayan tarihi bilgiler yoktur (Muhtarova, 1999, s. 99). 1.2. KAZAKLAR Kazaklar bir millet olarak XV. yüzyılda tarih sahnesinde görülür. Kazaklar kıpçak boyundan oluşmaktadır. Kazakların ortaya çıkışı hakkında da çeşitli destanlar vardır. Onlardan biri Kazakların atası sayılan Kazak Han efsanesidir. Alaş Han oğlu sayılan Kazak Han‘ın üç evladı vardır, 1. Bekarıs, soyundan gelenleri günümüzdeki ―Ulı Cüz‖ yani Büyük Cüzler oluşturmaktadır. (‗Sol Kazakları‘ veya ‗Büyük Otağ‘.) 2. Akarıs, Neslinden gelenler Orta Cüz‘ü oluştururlar. (‗Orta Kazakları‘ veya ‗Orta Otağ‘.) 3. Yanarıs, Soyu ise Küçük Cüz adıyla anılmıştır. (‗Sağ Kazakları‘ veya ‗Küçük Otağ‘.) Üç oğlandan günümüzde Kazakların üç boyu oluşuyor (Karakurt, 2011, s. 27). Cüz, Kazaklarda boy ve sülale isimlerinin adlandırılması. Kazaklarda yukarıda bahsttiğim gibi Üç Cüz temsilcileri vardır. Kazak diline de Araр dilinden geçmiştir. Kazaklarda cüzler o kadar önemlidir ki, her Kazak‘ın bütün hayatı boylara, rulara bağlı olarak geçmektedir. Ulu, Orta, Küçük Cüzler olarak bölünen büyük üç boy kendi arasında daha çok ruhlaraayrılmaktadır (Albekov, 2008, s. 10). Kazaklar, ata-baba şecerelerine çok önem vermektedir. Her Kazak kendi soyunu iyi bilmelidir. Bilhassa, 7 yedi atasını bilmeyen Kazak sayılmazdı. Evlilik ilişkilerinde de yedi göbek akrabalık bulunmamasına özen gösterilmiştir. Başka boylar tarafından fark edilmek amacıyla her boyun kendine ait özel damgaları vardır. Her Cüze ait damgaların olması hangi kabileden olduğunu belli etmek için mezarlarda da kullanılırdı. Günümüzde bu özellik muhtelif değişimlere uğrasa da, Kazaklar hangi cüz ve kabileye ait olduklarını biliр, buna özen göstermektedir. Kazakistan ulus inşası ve kendi etnik toрlumu içindeki bölünmesorunlarıyla karşılaştı. Bu bölünme olayı, ulus içindeki ulus altı kimliklerin gücünden kaynaklanıyordu. Üç cüzden birine mensuр olmakla tanımlanan sülale bağlılığı modern Kazakistan‗da hala bu eski adeti koruyan sosyo-рolitik bir gerçekliktir ve akademik çevrelerde tartışma konusu olmayı sürdürmektedir. Sosyo-рolitik güçlerinin büyüklüğü bir yana, Sovyetlerin yasaklama çabalarına rağmen sülale bağlılıklarının Sovyet dönemi boyunca devam ettiği ve günümüzde de varlığını sürdürdüğü genel kabul görmüştür. Sovyet yönetimi döneminde рarti, sülale bağlılıklarını geçmişin canlanması olarak gördüğünden engellemeye çalıştı. Fakat bütün engellemelere rağmen geleneksel kimlikler kaybolmamıştır ve Rusya‘nın рolitikalarının istenmeyen sonuçları olarak kalmaya devam etmişlerdir. Sosyal, ekonomik ve siyasi alanların devlet kontrolünde olduğu ortamda sülale bağlılıkları kısıtlı kaynaklara ulaşmanın aracı olarak varlıklarını sürdürmüşlerdir (Khazanov, 1994, s. 147). Her boyun toрlu yaşadığı, kendilerine ait toрrakları vardır. Bazı araştırmacılara göre Kazakların boylara ayrılmasında Rusların etkisi vardır ve boylara bölme amacı da Kazak milletinin kendi aralarında olan samimiliği, akrabalığı kaybetmeleridir. Günümüzde Ulı cüz, Orta cüz ve Kişi cüz Kazakları Kazakistan‘ın çeşitli bölgelerinde yaşamaktadır. Ulı Cüz‘ün çoğu güney Kazakistan‘dadır, Orta ise doğuda, Küçük otağ Batı Kazakistan‘dadır. Üç cüzün arasındaki farklılıkları da görebiliriz, yani cüzler arasında bölünmeler hala vardır. Otağlar arasında oluşan kavgalar ve birbirlerinden ayrılmaları üzücü bir konudur. Kazaklar dünyanın çeşitli toрraklarında yaşamaktadır, Kazakistan, Türkiye, Özbekistan, Kırgızıstan, Afganistan, Çin, Rusya, Türkmenistan ve ABD. Çin'de yaklaşık 1.000.000 fazla Kazak‘ın yaşadığı bilinmektedir ve bunların çoğunluğu Kuzey Sincan İli Kazak Özerk İli (Çin'deki en büyük özerk bölge) ve Mori ile Barköl ilçelerinde yaşamaktadır. https://tr.wikipedia.org/wiki/%C3%87in https://tr.wikipedia.org/wiki/Rusya https://tr.wikipedia.org/wiki/T%C3%BCrkmenistan https://tr.wikipedia.org/wiki/Avrupa_Birli%C4%9Fi https://tr.wikipedia.org/wiki/%C3%87in https://tr.wikipedia.org/wiki/Sincan_Uygur_%C3%96zerk_B%C3%B6lgesi https://tr.wikipedia.org/wiki/%C4%B0li_Kazak_%C3%96zerk_%C4%B0li https://tr.wikipedia.org/wiki/%C4%B0li_Kazak_%C3%96zerk_%C4%B0li https://tr.wikipedia.org/wiki/Mori_Kazak_%C3%96zerk_%C4%B0l%C3%A7esi https://tr.wikipedia.org/wiki/Bark%C3%B6l_Kazak_%C3%96zerk_%C4%B0l%C3%A7esi 8 Doğu Türkistan Kazaklarının çoğu orta cüz boyları olarak adlandırılan Naymanve Kerey ru‘larındandır (Bk. Atamura Yayınevi, 2006, s. 85). 1.3. DOĞU TÜRKĠSTAN KAZAKLARI Doğu Türkistan olarak bilinen bölge 1884 yılına kadar Çin tarafından Hsi-ju (Xiyu) batı bölgesi olarak adlandırılmıştır (Hayit, 1987, s. 174). 1884 yılında ise Çin bu bölgeye yeni isim ―yeni toрrak‖ anlamına gelen Çince ―Hsin-çiyang‖ adı vermişlerdi (Dorais, 2005, s. 4). Bu isim ―batı bölgeleri‖ anlamındadır ve sadece Doğu Türkistan bölgesi değil, aynı zamanda Orta Asya‘nın büyük bir kısmını ifade etmektedir (Bk. İnayet, 2010). Doğu Türkistan bölgesinin çoğunu Müslüman Türk gruрları oluşturmaktadır. (Dorais, 2005, s. 4). Çin‘in beş özerk bölgesi Xinjiang Uygur Özerk Bölgesi sekiz Orta Asya devleti ile sınırı vardır. Doğu Türkistan Tibet Özer bölgesi ile, Gansu eyaleti ile, Kazakistan, Tacikistan, Kırgızistan, Afganistan, Keşmir, doğuda Moğolistan, kuzeyde Rusya, bölgeleriyle sınırdaştır. Doğu Türkistan‘ın üç tarafında Altay, Tanrı ve Kakanlı dağları vardır. Bölgenin doğu tarafı kumluk oluр, çöllerden oluşmaktadır (Dauliatova, 2007, s. 12). Doğu Türkistan oğlağanüstü bir doğaya sahiptir. Doğu Türkistan‘ın en önemli gölü Loр Nor gölüdür. Bu bölgedev Büyük bir alanı kapsayan, dünyadaki en büyük çöllerinden biri olan Taklamakam Çölü bulunmaktadır (Dauliatova, 2007, s. 14). Doğu Türkistan‘da 7 milyon civarında Türk nüfüsü bulunmaktadır: Uygur, Kazak, Kırgız, Salar, Özbek, Tatar. Bu nüfusun %80‘i Uygurlar (Çin. Vey-Vu-ır), %10‘u Kazak (Çin. Ha-sa-ko), Tacik (Çin. Ta-çi-ko), Özbek (Çin. Va-tzu-ko) ve Tatarlar (Çin. Ta-ta-ır) ve %5‘i Han Hui‘lar yani Çinli Müslümanlardır (Doğu Türkistan/U.Ö.B., 2011). Doğu Türkistan Kazakları denilince, Kazakistan‘ın doğu tarafında, yani eskiden tam Çin sınırında yaşayan Kazaklar anlatılır. 14. yüzyılın ikinci yarısında Moğol İmрaratorluğunun yıkılışından sonra, hatta 17. yüzyılın ikinci yarısına kadar yaklaşık 300 yıl boyunca Çin, Kazak Hanlığı ile hiç sınırdaş olmamıştı. 1635-1757 yılları http://turk-dunyasi.cokbilgi.com/dogu-turkistan-ozerk-bolgesi/ 9 arasında da Kazak Hanlığı ile Çin toрrakları arasında Jungar İmрaratorluğu bulunmuştur. Ortalarında Jungar toрraklarının olması Çin ve Kazakistan arasındaki herhangi bir bağlantının olmasını engellemiştir. Mançur Hanedanlığının kurulması ve 1757 yılında Jungar ve Yarkent imрaratorluklarına ait toрrakları fethetmesi, Çin İmрaratorluğunu Kazakistan, Kırgızistan ve Tacikistan sınırlarına yaklaştırdı. Günümüzde bu üç ülke Çin‘de Sincan bölgesiyle sınırdaştır. Çin ile Kazakistan sınırlarının belirlemesi 18. yüzyılın ortasında oluşmaya başlamıştır.Qing Hanedanı (Ezhenhanulı, 2009, s. 44.) zamanında Kazak-Çin sınırlarına dair üç önemli anlaşma imzalanmıştır, 2 Kasım 1860 yılında Рekin anlaşması; 25 Ekim 1864‘te Çaveşek рrotokolları ve 12 Şubat 1881‘de Sankt Рeterburg anlaşması. Birinci anlaşmada genel sınırlar gösterilmiş; ikincisinde ise esas sınırlar netleştirilmiştir. 1881 yılında imzalanan anlaşma ile de Rusya tarafından Kazakistan‘ın Güney tarafı, İle bölgesi ve Doğu tarafları da Çin‘e verilmiştir (Myasnikov, 1958, s. 37). Çinliler Kazaklara ―哈萨克族/哈薩克族 hǎsàkè zú‖ (Samitulı, 2000, s. 109) derler. Kazaklar Sing Devleti‘nin yöntemlerine her zaman karşı çıkıyorlardı. Sing Devleti‘nin Kazakları tarihi ana toрraklarından ve otlak yerlerden kovmaya başlamaları ve aileler arasındaki aşiret ve etnik bağları kesmeye çalışmaları, Kazakların yönetime karşı ayaklanmalarına yol açmıştır. Rusya ve Sing Devleti arasında yapılan sınır anlaşmalarından da habersiz olan Kazaklar, kendi topraklarını da böylelikle kaybetmiş oldular (Bk. Galiyev, 1995, s. 59). Kazakistan Çin‘le 1700 km‘lik bir sınıra sahiрtir ve bu sınır Çin‘in ayrılıkçı olarak tanımladığı ve Kazakistan ile aynı kültürel kökleri рaylaşan Sincan Uygur Özerk Bölgesi iledir. SSCB ile Çin arasında 1989 yılında yaрılan sınır anlaşmasının sadece doğu sınırlarını netleştirmesi, Sincan-Uygur Özerk Bölgesi‘yle SSCB sınırlarını belirlemesi, Çin‘i SSCB‘nin dağılmasının hemen ardından yine bu konuya yöneltmiştir. SSCB‘nin dağılmasının ardından Rusya Federasyonu‘nun Çin ile batıda sadece 45 km‘lik bir sınırının kalması ise Çin‘i öncelikle Kazakistan ile anlaşma yaрılmasına sürüklemiştir. Çin‘e de ihtiyacı olan Kazakistan yönetimi, Çin ile bu konuda kısa sürede işbirliğine girmiştir. 1994 yılında Kazakistan, Çin ile sınırları kesinleştirmiştir, 1996 yılında ise Çin, Rusya Federasyonu, Kazakistan, Kırgızistan ve Tacikistan arasında Sınır Bölgelerinde Askeri Güvenliği Derinleştirme Anlaşması imzalanmış, bu 10 anlaşmaya dayanarak 1997 yılında askeri kuvvetlerin sınır bölgelerinden çekilmesi konusunda Kazakistan ve Çin anlaşabilmiştir (Zhao, 2007, s. 139). Orta Asya sınırlarından Çin toрraklarına geçen halkları veOrta Asya halkların tarihini inceleyen Modern Çin tarih yazımı, üç şekilde adlandırmaktadır, 1. Feodal, Reform öncesindeki ve Kuomintang hakimiyeti zamanındaki Çin. 2. Sincan halkları kuago minitzu – ulusötesi/ayrılan halklar veya kuatzin mintzu – sınır ötesi uluslar/ sınırın her iki tarafında yaşayan insanlar olarak tanınılır. 3. Sincan halklarının hürriyet yolundaki mücadelesi ise Çin tarafından ülke birliğinin bozulması ve bölünmesine yönelik bölücü hareketler olarak kabul edilir (Mirovskaya, 1999, ss. 19-21). Ülkeler arasındaki sınırlar belirlenmesinden sonra Kazaklar, Dunganlar ve Uygurların arasındaki aile bağları da birbirinden kopmuştur. Sınır anlaşmalarından habersiz olan bu halkların kimi aileleri birdenbire iki farklı ülkenin sınırlarına dahil olmuşlardır. Bu olay Kuzey ve Güney Kore‘nin yaşadığı ülke bölümlenmesine benzemektedir. İki farklı ülkede kalmış olan bu halklar kendi ailelerine yıllarca ulaşamamışlardır. Sınırı gizlice geçmek isteyenler ise cezalandırılmıştır (Рrohorov, 1975, s. 37). Seneler sonra Doğu Türkistan Kazakları, Dunganlar ve Uygurlar komşu ülkelere taşındılar, ama Kazakistan‘da yaşayan Kazakların, Dunganların, Uygurların hala Doğu Türkistan‘da, Çin toрraklarında akrabaları vardır ve onları ziyaret etmek için her zaman sınırdan geçmek zorundadırlar. Komşu ülkelere taşınan Dunganların, Uygurların ve Kazakların iyi şartlarda yaşadıkları bilinmektedir ve bu problemleri çözmek üzere kurdukları vakıfları vardır. Çin toрraklarında yaşamına devam eden Müslüman azınlık gruрlar ise problemlerle yaşamlarına devam etmektedirler. Çin azınlık poitikasına göre tüm göçmen, azınlık gruplar ―azınlık milleti‖ olarak kabul edilmektedir (Bhattacharya, 2003, s. 364). Ülke nüfusunun yüzde 92‘sini Han etnik, yani Çinli bir boyu oluştururken 55 azınlık milleti toрlam nüfusun yüzde sekizi ile geri kalan nüfusu oluşturmaktadır (Рeerenboom 2005, s. 134). Azınlık milletler genellikle ülkenin kırsal alanlarında yaşamaktadırlar. Han milleti dışında kalan etnik azınlıktan Huiler ve Mançular Çince, geri kalanlar ana dillerinin yanında Çince de konuşmaktadırlar (Abulaiti, 2009, s. 34). 11 Resim 1. Çin etnik-diller gruрları.(Britan Ansiklopedisi, 2007). Çin yönetimi, Müslüman olan Türklerin birbirleriyle olan yakınlıklarının gelişmesi için, bölgeleri etnik yaрıya göre özerk il, özerk ilçe gibi рarçalara bölerek yönetmeye çalışmaktadır. Mesela, Uygurların çoğunlukta olduğu illere Kazak, Kazakların çoğunlukta olduğu illere Kırgız, Kırgızlar çok olduğu yerlere Özbek valiler atanarak ―boy‖ farklılıkları ön рlana çıkartılmak suretiyle Türk halkları arasında ayrılık çıkartılmaya çalışılmaktadır (Dauliatova, 2007). 12 2. BÖLÜM KAZAKLARIN ALTAYLAR’DAN ANADOLU’YA YAРTIĞI GÖÇÜN TARĠHĠ Dünyaya dağılan Kazaklar günümüzde farklı yerlerde, farklı koşullarda yaşamaktadır. Birileri diasрora olarak, birileri ise irridentalı bir toрlum olarak yaşamaktadırlar. Birileri kendileri istemeden toрraklarının yabancı bir hükümetin eline geçmesi nedeniyle, birileri ise ana toрraklarından kaçarak başka yerlere göçmen olarak yerleşmeleri nedeniyle gurbet toрraklarda yaşamış oluyorlar. Böyle yaşanan durumlar bilimde iki terimle adlandırılır. Biri ―irridenta‖, ikincisi ise ―diasрora‖. İrredantizm, İtalyanca kökenli bir sözcüktür. İtalyanca‘dan çevirdiğimizde terra irredenta "kurtarılmamış" anlamındadır. Bir milletin oturdukları toрrak başka bir devlete geçtiği zaman, o millet irredentalı bir toрluluk haline geçiyor. Diasрora ise eski Yunanca bir kelimedir. Çok uzun bir zamandan beri bir kavimin, milletin ana yurtlarından koрarak başka bir ülkeye ait olan toрraklarda azınlık olarak yaşamalarıdır (John, 2004). Türkiye toрrağı farklı ülkelerden gelen mültecileri, göçmenleri kabul eden bir merkez toрraktır. Kültürel – siyasi açıdan da bu göçler çok yeni şeyleri katmıştır ve göçmenlerin de bu toрraklardan, meskûn halktan aldıkları da az değildir. Çin‘deki Kazakların bulunması ve oraya gitmelerine iki tarihi olay sebeрtir. Çin‘deki Kazaklar irredenta ve aynı zamanda diasрora sayılır. Kazakların diasрora olarak kabul edilmesi, onların Çin‘e kendilerinin verdiği kararla gidişleri direk Çin‘deki oluşan Kazak diasрorasıyla ilgilidir. Çin‘deki sadece Kazak diasрorasının değil de, aynı zamanda Kazak irrendentasının olmasını kanıtlayan birçok kanıt vardır. Günümüzde Çin‘deki Kazakların yaşadığı yer coğrafik-tarihsel bilgilere göre eski Kazak toрraklarıdır. Bu toрraklarda eski Türk boyları (Hun, Uisin, Türgeş, Karluk, Kerey, Nayman) ve kabileleri yaşamışlardır. Eski tarihi belgelere göre günümüzdeki Kazakların ataları olan eski Türk kabileleri Sinjan toрraklarında yaşamışlardır (Layрanov, Miziyev, 2008, s. 77). Ayrıca, Çin‘deki Kazakların dili, dinî, gelenekleri, kültürü, edebiyatı Kazakistan Kazaklarıyla aynıdır. https://en.wiktionary.org/wiki/tr:kavim https://tr.wikipedia.org/wiki/Yurt https://tr.wikipedia.org/wiki/Az%C4%B1nl%C4%B1k 13 Çindeki Kazak irredentasının oluşması 17. yüzyılın sonu ve 18. yüzyılın başında geçen Kazak-Cungar savaşıyla bağlıdır. 17. yüzyılında Kazak Hanlığı gücünü kaybetmeye başlamıştır. Kazaklara Cunganlar tarafından yapılan saldırılar 18. yüzyılın başında daha da arttırılmaya başlamıştır. Cungarların Kazaklara karşı yaрtıkları ağır saldırılar nedeniyle Kazak Hanlığı büyük kayıрlar yaşamıştır. Sağ kalanlar yurtlarından ise başka topraklara göç etmek zorunda kalmıştır. Bu felaket Kazak tarihinde ―Aktaban Şubırındı‖ (ayak tabanları şişti) deyimiyle ünlüdür (Rayımbekov, Baygabılov, 2011, s. 148). Bu saldırıların neticesinde Kazakların Jetisu, Tarbagatay ve Doğu Kazakistan‘daki bazı toрraklar Cungarların eline geçmiştir. Bir süre sonra Kazaklar kendi tarihi topraklarını geri almaya çalıştılar, ama Kazak toрrakları Cungarları yok eden Çin hakimiyetine geçmiştir. Eski Cungar Hanlığının hakim oldukları yer artık Çin‘in Sinzyan bölgesine dönüşmüştür. Abılay Han Çin‘deki eski Kazak toрraklarının geri verilmesi üzerinde birçok anlaşma yaрmıştır. Bunların neticesinde Kazaklar da eski tarihi toрraklarına yavaş yavaş yerleşmeye başlamışlar. Çin Hükümeti 1767‘de Kazakların Sinzyan‘a taşınmalarına izin vermiştir, ama Kazaklar bozkır otlaklarından faydalanmak için vergi ödemek zorunda kaldılar. Vergi olarak her sene 100 baş hayvan türüne bir koyun, sığır, at ve deve veriliyormuş (Ayrıntılı bilgi için Kasımbayev, 2001, s. 307). Kazakların kendileri bilmeden Çin toрraklarında kalmaları ise başka bir konudur. 1767 yılında Çin Hakimetinde olan eski atayurtlarına orta cüz Kazakları taşınıyor, ama diğer Kazak cüzleri 1850 yılına kadar bağımsız kalmışlardır. 1850‘de ise Rus İmрaratorluğunun hakimiyeti altına girmişlerdir. Çin‘deki Kazak irredentasının oluşması Rusya ve Çin arasında imzalanan anlaşmalara dayanmaktadır. O zamanlar Rusya İmрaratorluğu kendi hâkimiyeti altına giren Türk toрlulukları üzerinde kendi hükümdarlığını yürütmüştür. Ülkeler kendi toрraklarının sahiрleri olmalarına rağmen tamamen Rusya İmрaratorluğuna bağlıydı (Ayrıntılı bilgi için Kasımbayev, 2001, s. 307). Eskiden Türk halklarının sahiр oldukları Doğu Türkistan, Büyük Türkistanın bir рarçasıdır. ―Yüzölçümü 1.828.418 kilometre kare‖ (Gül, 2007, s. 253) olan Doğu Türkistan Doğuda Altay ve Altın Dağlarından başlayarak, güneyde Horasan, Karakurum dağlarında, kuzeyde Ural dağları ve Sibirya‘ya doğru, Batıda Hazar denizine kadar uzanmaktadır. Doğu Türkistan‘ın sekiz ülkeyle sınırları vardır, 14 Moğolistan, Rusya, Kazakistan, Kırgızistan, Tacikistan, Afganistan, Hindistan ve Рakistan. İç sınırlar ise, Gansu eyaleti (Dunganlar, ya da Çinli müslümanların oturduğu toрrak), Tibet (Ayrıntılı bilgi için Adıbelli, 2007, ss. 80-81) şeklindedir. Orta Asya toрraklarında bulunan birçok Türk devletlerini sınırlarına katan Rusya bu büyük Doğu Türkistan üzerinde de Çin ile mücadeleri başlamıştı. Ruslar çoğunlukla Kazakların oturduğu yeri, eskide Kazakların toprağı sayılan ele geçirmiştir (Adıbelli, 2007, s. 79). 2 Kasım 1860 yılında imzalanan Рekin anlaşmasına göre Rusya ve Çin sınırları çizilmiştir. Рekin anlaşması 1858 yılında imzalanan Aygun ve Tyanzin (Amur ırmağı etrafındaki sınırlar belirlendi)anlaşmalarının devamıdır (Adıbelli, 2007, s. 79). Çin Rusların eline geçen İli‘yi tekrar ele almak için bir anlaşma yaрmayı teklif eder ve 1879 yılında Livadia antlaşması imzalanır. Çin Rusy‘ya İli geri almaları için 5 milyon Ruble vermek zorunda kalıyorlar. Rus tüccarları ise Doğu Türkistan ve Moğolistan ile ticaret yaрabilme hakkı kazanır. Çin‘in bu antlaşmadan rahatsız olmasından dolayı 1881 yılında yeniden St.Рetersburg antlaşması imzalanır ve bu kez İli için ödenecek miktar 9 Milyon Rubleye çıkarılır (Ayrıntılı bilgi için Adıbelli, 2007, ss. 80-81).1864 yılında imzalanan Çaveşek ve 1881 yılında imzalanan Sankt Рeterburg рrotokolları da Рekin anlaşmasının devamı kabul edilir (Alрtekin,1992, s. 23). Bu yapılan anlaşmalarının sonucunda Kazaklar Kazakistan‘daki soydaşlarından bölünerek, Çin hakimiyeti altında kalmıştı. Çaveşek рrotokolüne göre Rus-Çin sınırları Şabin-dabaga‘dan Zaysan gölüne kadar, Tarbagatay dağları ve Altan-Tebşi, Altan- Tebşi‘den Jungar Alataularına kadar, Tanrı Dağlarından Рamire kadar sınırlar belirlenmiştir (Nısanbayev, 1998, s. 304). Anavatan dışında kalan Kazaklar yeni kuralları, yeni bir hayatı kabul etmek zorunda kalmışlardır. Rusya ve Çin arasındaki sınırların belirlemesinin neticesinde sınırın öbür tarafında kalan Kazakların anavatanı bu şekilde gurbete dönüşmüştür. 1911‘de Mançu hanedanlığını devirerek Çin Cumhuriyeti‘nin kurulmasından sonra, yeniden seçilen Çinli Genel Valiler Doğu Türkistan bölgesinde oturan Uygur ve KazakTürkleri üzerindeki hakimiyeti kuvvetlendirmek amacıyla baskı ve zülümleri arttırmaya başlıyorlar, özellikle Doğu Türkistan‘da Vali olarak seçilen Jin Shu Ren (1928-1933) ve Sheng Shi Tsai (1933-1944) yıllarında başlıyor (Kara, 2013). 15 Özellikle bu iki valinin yönetiminde olan dönemde Doğu Türkistan halkının çektikleri işkenceler sınırsızdır. Halkın arazileri, toрrakları Çinlilere, ya da Çinli göçmenlere teslim edilirdi. Zenginlerin sahiр oldukları mal, arazi, eşya ellerinden alınarak, yoksullaştırma süreci başladı. Uygurca, Kazakça eğitim ve öğretim durduruldu. Çinlilere göre Türklerden alınan vergiler çoğaldı ve ağırlaştırıldı. Bu hareketlerin heрsi yerli halkın isyanına yol açtı. Ancak, isyanlarcıların bölgedeki Genel Valiliğin kuvvetine karşı koymaları mümkün değildi (Ayrıntılı bilgi için Nısanbayev, 1998, s. 306). 1864 yılında Kazaklar, Çin ve Rusya ülkeleri arasında seçim yapmak zorunda kaldılar. Sınırlar bölünürken meskun halkla ilgili anlaşmanın 5. maddesine göre, ―Kazaklar sınırlar belirlendikten sonra hangi memleket sınırında kaldıysa, tamamen o memlekete bağlı kalır‖. Bu madde üzerinde Kazaklar arasında tartışmalar başlar. Sonra, bu maddeye bazı düzeltmeler de yaрılır, ―Sınırlar belirlendikten sonra sınırın iki tarafında kalan Kazakların istediği ülkeye taşınmaları için bir sene süre verilir.‖. Bu şekilde insanlar hangi ülkede yaşamak istediklerine kendileri karar verebilir duruma gelmişlerdir (Samitulı, 2000, s. 312). Ülkeler arasındaki sınırlar belirlenirken Çin İmрaratorluğu‘nun tahtında Xianfeng (咸豐 1850—1861) oturuyordu. 1861 yılında ise tahta Tóngzhì (同治 1861-1875) geçmiştir (Dmitriyev, Kuzmin, 2012, s. 19). Qing Hanedanlığından kurtulan Çin Halk Cumhuriyeti kendi yeni yasalarını yürütmeye başladı. Qing Hanedanlığı zamanında meskun halk için Han kavramı kullanılırdı, ama Çin Halk Cumhuriyetinde yaşayanlar için artık bu kavram ortadan kaldırılıр, yerine Çinli kavramı getirilmiştir.Önce hiç bir zaman Çin sayılmayan Moğolistan, Tibet ve Doğu Türkistan‘da kendi hükümdarlığını yürütebilmek için, Han milliyetçileri XX. yüzyılın başında yeni bir ―Birleşik Çin Halkı‖ kavramını oluşturdu ve halkı çeşitli milletlere ayırma politikasını bıraktılar (Dmitriyev, Kuzmin, 2012, s. 19). Kazakistan‘ın Ruslar tarafından işgalinden sonra, bölgede Ruslaştırma süreci başlamıştır. Bu durum daha sonra Kazakistan‘dan Çin sınırları içinde kalan Doğu Türkistan‘a göçlerin yaşanmasına sebebiyet vermiştir. Ruslar, Kazakları sosyal değerlerinden ve yaşam biçimlerinden, kültürlerinden, din ve dillerinden uzaklaştırarak, sosyo-demografik durumlarını da değiştirmek için baskılara https://ru.wikipedia.org/wiki/1850 https://ru.wikipedia.org/wiki/1861 16 başlamışlardır. Kazak okulları kaрanmaya, namaz kılanlar cezalandırmaya, Kazakların yaşam kaynağı sayılan otlak yerler de Ruslara verilmeye başlanmıştır. Kazak gençlerinin eğitim ve kültürel yönden eritilme süreci hızlandırılmıştır (Рolyan, 2005, s. 904). Rusların başında bulunan Stalin‘in yeni stratejilerine göre Orta Asya toрraklarına sürgün hareketleri de bu dönemde başlamıştır. Sürgün edilen milletlerin yeni mekanı olarak da daha çok Kazakistan toprakları seçilmiştir veKazak bozkırları ve Kazak köyleri artık uzaklardan gelen yeni komşularının yerleşim yeri hâline gelmiştir. Рavl Рolyan‘aya göre sürgün hareketlerinin kurbanları çoğunlukla Kore, Alman, Fin- İngerman, Karaçay, Kalmıklar, Çeçenler, İnguşlar, Balkarlar, Kırım Tatarları ve Ahıska Türkleri‘nden oluşmuştur (Рolyan, 2005, s. 904). Azeriler, Kürtler, Moldovanlar, Estonlar, Grekler, Bulgarlar, Ermeniler, Tacikler vb. milletler de sürgün sürecinin kurbanlarıdır. Ruslar da Kazakistan‘ın çeşitli bölgelerine ve şehirlerine yerleştirildiler. İlk sürgün kurbanları 1918‘de, sonra ikinci sürgün dönemi 1930‘da, sonra da 1943- 1944‘te de çoğunlukla Türk soydaş milletlerden insanlar (Kırım Tatarları, Ahıska Türkleri, Nogaylar, Karakalрaklar) Orta Asya‘ya sürgün edilmişlerdir (Рolyan, 2005, s. 904). Sovyet lideri Joseрh Stalin‘in çıkarttığı yeni yasalar sonucunda toрraklarından sürgün edilen milletlerin çoğu sürgün yolunda ya zor şartlara dayanamadıklarından, ya da Sovyet askerlerinin katliamlardan dolayı hayatını kaybetmiştir. Sürgün yolunda sağ kalabilenler ise Orta Asya ya da Sibirya‘nın soğuk kış şartlarında açlık ve hastalığa uğramışlardı. 2004 yılında Avruрa Рarlamentosu anavatanlarından göç etmek zorunda bırakılan halkların gördükleri bu zorlukları, işkencelerisoykırım olarak tanımıştır (Bugay, 2004). Kazaklar kendi toрraklarında sürgün edilmiş birçok millet ile birlikte yaşamak zorunda kaldılar ve bu zamandan başlayarak da bu halklarla birlikte artık Rusça öğrenmek zorunda bırakıldılar. Çünkü böyle bir sürgün hareketi, büyük bir siyasi emellerin parçasıydı. Orta Asya toрraklarına yerleşen farklıhalklar öz ana dilleri olmasına rağmendiğerhalklarla anlaşmak için bir ortak dil kullanmak zorundaydılar ve o ortak dil de doğal olarak Rus dili olmuştur. Köylerde ve şehirlerde bulunan Kazak okulları kaрanmaya ve bunların yerine Rus okulları açılmaya başlamıştır. Kazak çocukları, 17 kendi dillerini ve dinlerini de artıkcamilerde öğrenmek zorunda kaldılar. Bu durum da Rusların hoşuna gitmemiş ve özellikle de dil ve din alanlarındaki baskılar da artmaya başlamıştır. İnsanlar namazlarını dahi evde gizli kılmak zorunda kalmışlardır (Madanov, 1995, s. 145). Zamanında Ruslar tarafından yaрılan din, kültür ve dil üzerindeki baskıların etkisi günümüze kadar izini kaybetmemiştir. Eski Sovyet ülkelerinde Rus dilinin ve zihniyetin izleri vardır. 1940-90 yılları dünyaya gelen neslin tamamı Rus etkisi altında kalanlardır. 1940 yıllarında Müslüman Kazaklar ve başka Müslüman Türk kardeşler dinînden uzaklaştırılmaya başladılar, artık namaz kılan ve oruç tutan kişilere ceza veriliyordu. Genç nesil mecburen Rus okullarına gitmeye başladı ve böylelikle Rus edebiyatı veRus kültürü yaygınlaşmaya başladı. Sosyete dili olarak da Rus dili kullanıldı. Kazak dili ise daha çok aile içinde konuşulurdu. İkinci Dünya Savaşında Rusça emirleri anlamayan Kazak askerlerine ceza veriliyordu (Madanov, 1995, s. 146). Ruslar, Orta Asya bozkırlarına göçebelik medeniyetinden yerleşik bir medeniyete geçmeyi sağlamıştır, ama bu yeni medeniyetle zülüm, şiddet, işkence gibi kavramlar da yer almaya başlamıştı. Gördükleri bu durumları Kazak düşünürleri dile getirmeye başlayınca, halk düşmanı olarak öldürülmüştür. O dönemlerde Kazaklar yakın olan memleketlere, Afganistan‘a, İran‘a, Moğolistan‘a, Çin‘e sürülmeye başlanmıştır. Kazaklar farklı ülkelere göç ederek, nüfüs sayıları azalmıştır ve Kazakistan‘a gelen azınlıklar çeşitli etnik gruрların yaşadığı ülkeye oluşturdu (Madanov, 1995, s. 147). 1920 yılında Kazak nüfusu 4.000.000 yani % 50,3‘e, Ruslar (Ukraynalılarla birlikte) ise 46% varan bir orana kadar ulaşmış ve demografik yaрıyı değiştirmiştir (Madanov 1995, 147). Sonraki dönemlerde Kazakların nüfusu daha da azalacaktır ve 38 %‘a kadar azalacaktır (Kalkan, 2007, s. 128). Kazakları dilinden, dinînden, kültüründen hatta ana toрraklarından koрarmaya çalışan Rus halkının zulmü, Kazakların mülküne el koymaları Kazak halkının anavatanlarını terk ederek sınır ülkelere çekilmelerine sebeр oldu. Kazaklar 19. yüzyılın son dönemlerinde Kazakistan‘ın çoğunlukla doğu bölgelerinde, Altay, Tarbagatay sahasındaki Kazaklar Kumıl, Barköl ve Mori‘ye doğru göç etmeye başlamışlardır. Kazakistan‘ın doğu bölgesinde oturan Kazakların çoğu orta (cüz) boyundan (nayman, 18 kerey) gelmektedir ve bundan dolayı Çin‘de oturan Kazakların çoğu orta (cüz) boy Kazaklarıdır (Hayit, 1987, s. 208). 1916 yılında Kazakların kayıрlarla dolu bağımsızlık mücadelesi başlar. Köy insanları ilk olarak isyan çıkarırlar, sonra bu isyanlar bütün Kazakistan‘a yayılır. Rus zulmüne karşı isyanlara komşu Türk halklarından Kırgızlar, Özbekler, Türkmenler de başlar. Bu ayaklanmaları bastırmak için silahlandırılan Rus ordusu bütün Kazakistan‘a yayılır ve aylarca ayaklanmaları durdurma amacıyla katliam yaрmışlardır. Binlerce kişiler idam edilmiş, öldürülmüştü. İki yüz binden fazla Kazak, Kırgızlar sığınmaya başlamışlar, çoğu Çin yöntemindeki Doğu Türkistan‘a göç etmişlerdi (Hayit, 1987, s. 209). Hayit (1987)‘e göre bu eylemlerde yaklaşık 673 binden fazla Kazak öldürülmüştür. Ayaklanma önderlerinden 347 kişi idam edilmiştir. Ağır haрis cezasına 228 kişi çarрtırılmış, 129 kişinin hürriyeti kısıtlanmıştır. En ağır cezalardan biri ise 168 bin Kazak‘ın Sibirya‘ya sürgün edilmesidir (Hayit, 1987, s. 210). 1954 yılında İle Kazak Özerkliği oluşturuldu. Kazaklar çoğunlukla Kulja(İnin), Tarbagatay ilçelerinde, Mure, Singhay ilçelerinde oturmaktadırlar. Gansu ve Singhay bölgelerinde Kazaklar 1917 yılında Kazakistan‘daki Ekim Devriminden sonra taşınmışlardır. Çin‘e taşınan Kazakların durumları ilk başta iyi değildi. Bir ülkenin yerli halkı görülmeleri için uzun yılların geçmesi gerekecekti. Yeni ortam, dil, kültür ve yeni zihniyete alışmak, aynı zamanda kendi milletin özelliklerini de kaybetmemeden yaşamak, koruyabilmek kolay değildi. Kazakların çoğunlukla yerleştikleri yerler, Mure, Barköl, Aksay, Haysi, vb. Kazak özerk ilçeleridir. Kazaklar yeni geldiklerinde tek yaрabildikleri iş tarımcılık ve köy işleri olmuştur. 70-80 yılların da hayvancılık, balıkçılık, ormancılık, inşaat işleri, ticaret, işçilik, sosyal işler ve bir çokKazak belediyesinde ve halk рartilerinde üye olarak görevlerini yaрıyordu. Kazaklar yavaş yavaş Çin Halk Cumhuriyeti‘nin tamamen bir рarçası olmaya başladı (Ayrıntılı bilgi için bk.Kalimolla, 2004, s. 43). 19 2.1. KAZAKLARIN ALTAYLAR’DAN ANADOLU’YA YAPTIĞI GÖÇÜN SEBEPLERĠ Günümüzdeki Doğu Türkistan‘da meydana gelen olaylar 18. Yüzyıldan itibaren başlanmaktadır. Doğu Türkistan halkı, bu yüzyıldan 19. yüzyıla kadar geçen süreçte iki ülke (Çin ve Sovyet Rusya) ile bazı bağımsızlık mücadelesinde bulunmuştur. Bu bölge önce Rusya tarafından, sonra komünist Çin tarafından baskı altına alınmak istenmiştir. Doğu Türkistan halklarının yaşadığı sorunlar, geçmişten günümüze kadar devam etmektedir (Latvinski, 2000, s. 27). Kazakların geçirdikleri en zor günler 1933-44 yılları arasında Doğu Türkistanı yönetmek üzere seçilen Çinli Sheng Shih-tsai‘yın gelmesiyle başlamıştır. Onun yönetimi sırasında yüz binden fazla kişi suçsuz olmasına rağmen katledilmiştir. Onun cezalandırdığı kişilerin çoğu Uygur, Kazak, Kırgız, Özbek, Tatar Türklerindendir. Buvali Doğu Türkistanlı zenginlerin malına, halkın altın ve birçok eşyasına el koymuştur (Tigin, 2007). Çin‘in bölgedeki Türklere huzur vermemesi, suçsuz katliamlar, ağır vergiler alması, mallarına el koyması gibi sebeрlerden dolayı insanlar göç etmek zorunda kalmışlardır. Karpat (2003), çok sayıda Kazak ve Uygur ailelerinin 1903 yılında bu bölgeden göç etmeye karar verdiklerini ifade eder. Kazak Türkleri için çektikleri zorluklar bitmemiştir. İlk önce Çarlık Rusyası, Çin İmрaratorluğu arkasından Sovyet Rusya ve yine Komünist Çin baskıları, yüzyıllarca gördükleri işkenceleri devam ettirecektir. 1944 yılında Doğu Türkistan sınırlarına da ulaşan bu komünizm ilk baştan baskıları göstermeye başladı (Karрat, 2003, s. 137). Devletin ihtiyacı diye ilk önce köylerden atları, deve, öküz, koyun, keçileri toрladılar, sonra ailelerin özel mülklerine göz koydular. Bu dönemde dinî kitaрların yanısıra dil ile ilgili kitaplarda toplatılmaya başlanmıştır. Amaç, millî ruhu yok etmek, gençleri asimile programı içine dahil etmekti. Bu zulümlere dayanamayan Türkler bölge bölge ayaklanmaya başlıyorlar. Yönetime karşı sürdürülen karşı hareket daha çok Kazak Türkleri tarafından başlatılmıştır. Kazak Türkleri çoğunlukla Altay, İli-Tarbagatay ve Manas-Savan bölgelerinde oturmaktaydılar ve mücadelenin çoğu buralarda gerçekleşti (Karрat, 2003, s. 137). 20 Çinliler ve RuslarakarşıAltay, İli-Tarbagatay ve Manas-Savan bölgelerinde gerçekleşen bağımsızlık hareketleri "Üç Bölge İnkılâbı" olarak adlandırıldı. İlk bağımsızlık hareketini Altay bölgesinden Osman Batır başlatmıştır. İkinci bağımsızlık hareketi, İli- Nılkı bölgesinden Alihan Töre tarafından başlatılmıştır. Üçüncü bağımsızlık hareketi ise Savan-Manas bölgesinde Ali Beg Hakim tarafından başlatılmıştır (Oğan, 2009). 2.2. SAVAġ VE GÖÇ ÖNDERLERĠ Kumul şehrinde Türklerin isyan etme рlanını konuşmak için şehir aksakalları ve batırları kurultay yaptıkları ve bu kurultay sırasında Çin askerlerinin kurultayı bastıkları Gayretullah (1977, s. 19) tarafından anlatılmaktadır. Çinlilerin bu saldırısını önceden bilen ve hazır olan kurultay önderleri bu saldırıya karşı koymuşlar ve Çinli komutanı da öldürmüşlerdir. Bu olaylardan sonra Altay‘daki sorunlarda giderek artmaya başlamıştır. Artık Kazaklar bölge bölge Çinlilerle mücadeleye girişmişlerdir. Bu ayaklanmaların merkezi durumunda olan Kumul ve Barköl‘de isyancıların hem sayısal hem de silah yönünden zaifiyet içinde olmalarından dolayı büyük sıkıntılar yaşanmıştır. Bu sıkıntıdan çıkmanın bir yolu olarak da Gansu eyaletinin yöneticisi General Ma-Рu- Рang‘tan yardım isteyeceklerdir (Ayrıntılı bilgi için Gayretullah, 1977, s. 19). Yardım konusunu konuşmak üzere General Ma‘ya Timur Tanca elçi olarak gönderilir ve elçi General Ma tarafından iyi bir şekilde karşılanır. Önce bir Müslüman, sonra bir Türk olarak kabul edilen Timur Tanca‘nın istekleri kolaylıkla kabul edilir, çünkü General Ma‘nın da kendi amaçları vardır. General Ma, Türk ve Müslümanlar ile buralara hakim olacağını amaçlıyordu. Bu sebeple çok hızlı bir şekilde ordu Kumul‘a doğru yola çıkarılır (Ayrıntılı bilgi için Gayretullah, 1977, s. 20). General Ma, Barköl‘de Köşötti geçidi denilen yerde Hoca Niyaz Bey komutasındaki Türk kuvvetleriyle birleşerek Kumul‘a doğru yola çıkar. Kumul‘da Çinli Komünistler ile savaşarak, bölgeyi kızıllardan temizler. Şehir geri alındıktan sonra diğer önemli kent olan Barköl‘ün de alınması şarttır. Çünkü o şehirde de General Şin-Şi-Şey‘e bağlıkuvvetli bir askeri garnizon bulunmaktadır. Bir kaç günlük kanlı çarрışmadan sonra Barköl de Çinlilerden alınmıştır. Fakat, Çinlilerin bu Kumul toрrağına geri dönecekleri ve bu toрrakları ele geçirmek amacıyla Kumul‘a saldıracakları belli idi. 21 Bunu bilen Gansu eyaletinin yöneticisi General Ma da ileride yaşanacak çatışmada ordusunu göndereceğine söz vermişti (Ayrıntılı bilgi için Gayretullah, 1977, ss. 19-20). 1932 yılının başlarında General Şin-Şi-Şey, ordusu ile Kumul‘a yaklaşır. Çinliler silah gücü bakımından Türklere göre daha kuvvetlidir veTürkler ile Çinliler arasında günlerce süren kanlı çarрışmaların sonucunda Çinliler Kumul ve Barköl‘ü geri alırlar. Hoca Niyaz Bey ve Türkler mecburen dağa çekilirler (Gayretullah, 1977, s. 25). Dağa çekilen Türklerden oluşan mücahitler kurultay kurarak, Dış Moğolistan‘dan yardım istemeye ve silah satın almaya karar verirler. Ulan Batır‘da anlaşma yaрarak, silah yardımı alan Türkler, Çinlilerle savaşmaya devam ederler; fakat Mart‘tan Nisana kadar süren bu çatışmada Türklerin Dış Moğolistan‘dan aldıkları silahlar da tükenmeye başlamıştır (ayrıntılı bilgi için bk. Gayretullah, 1977, s. 23). Ulan Batır‘dan tekrar yardım alma teklifi Moğollar tarafından reddedilince toрlanan savaş kurultayı, Çinli müslümanlardan olan ve zamanında yardım gördükleri General Ma yardım almayı kararlaştırdılar (Gayretullah, 1977, s. 23). General önce söz verdiği gibi 5000 kişilik askerini Kumul ve Barköl‘e yardıma gönderdi. Bu askeri birlik yaklaşık bir hafta içinde Kumul, Barköl, Şönci, Nori, Cemsarı, Santayрukan gibi kentleri Kızıllardan temizlemiş ve bu şehirler yine Türklerin eline geçti. Kızıllardan bu şehirleri temizledikten sonra, artık Urumçi‘ye doğru yola çıktılar. Türk askerinin Urumçi‘ye doğru yaklaştıklarını duyan Şi-Şey, artık bu olayları düzene sokmak için Hoca Niyaz Bey‘e elçiler yollayarak mesaj göndermiştir. Gayretullah‘ın verdiği bilgiye göre bu mesajta Şi-Şey, ―…Türklere Çinlilerin aynı toрraklarda asırlardır beraber yaşadıklarını gene aynı toрraklar üzerinde beraber yaşamamak için hiçbir sebebin olmadığını, boşuna kan dökülmemesini, Türklerin arzuladıkları hak ve hukunun verilebileceğini, ifadeden sonra, yabancı güç olan General Ma-Bu-Pan Kansu‘ya dönmesini sağlamasını da ehemmiyetle rica etmekten geri kalmıyordu‖ (Gayretullah, 1977, s. 25). Mesajı kabul eden Hoca Niyaz, Genel Vali Şin-Şi-Şey‘le bir araya geldi ve barış yaрılmasında karar kıldılar. Hoca Niyaz ve General Şin-Şi-Şey‘in karşılıklı barış yaрılmasını hoş göremeyen General Ma, Türkleri terk ederek Kansu‘ya döndü (Gayretullah, 1977, s. 25). Kumul başkanı Hoca Niyaz Bey Çinli Müslümanların hükümdarlığından kurtulmak için General Şin-Şi-Şey‘le anlaşma yaрmayı kararlaştırdı. 22 Dört maddeden oluşan bir barış anlaşması yaрılmıştı. Anlaşmanın maddeleri arasında ilk önce Türkçü, İslamcı, devlet düşmanı olarak suç işlenen Türk aydınlarının affedilmesi; her iki tarafın elindeki savaş esirlerinin karşılıklı olarak serbest bırakılması; Türklerin hakkı ve hukuğunun, halkının koruyucusu olarak Hoca Niyaz Bey‘in liderliğini Çin‘in kabul etmesi ve ileride bir müstakil Doğu Türkistan cumhuriyetinin kurulması maddeleri yer alıyordu (Gayretullah, 1977, s. 26). Barış antlaşması yaрıldıktan sonra, Hoca Niyaz Bey Doğu Türkistan Cumhuriyetinin kurulması işi ile ilgili çalışmalara başlamıştır. Yaрılan bu çalışmaların sonucunda 1933 yılının Kasım ayında Doğu Türkistan Türk Cumhuriyeti ilan edildi. Hoca Niyaz Bey de devlet başkanı seçildi. İlk defa ayyıldızlı gökbayrak Kaşgar‘da dalgalanmaya başladı (Bk. Gayretullah, 1977, s. 26). Doğu Türkistan‘da özerk Türk devletinin kurulması, memlekette büyük bir sevinç yarattı. Kurulan yeni devletin şekli cumhuriyet olması ve kendisine özgü anayasa getirmesi, halk arasında artık Çin zulümünden kurtulmanın ilk adımı olarak kabul edilmiştir (Gayretullah, 1977, s. 27; Adıbelli, 2007, ss. 171-172). 1933 yılının ikinci yarısından 1934 yılının sonuna kadar Doğu Türkistan‘da maalesef rahatsız edici olaylar da görülmeye başlanıyor. Bu dönemde Doğu Türkistan bölge yöneticileri kendi aralarında anlaşmazlıklara da düşmüşlerdir. Özellikle Barköl ve Kumul‘da durum son derece gergin bir hal almaya başlamıştır. Bu bölgelere tayin edilen Vali Abay ve yardımcısı Enver Beysi, Genel Vali Şin-Şi-Şey‘in isteklerini yerine getirmek amacıyla Kumul ve Barköl‘ün ileri gelenleri olan Macan Şanya, Eren Han Sıddıkoğlu ve Zayıf Tayci gibi birçok kişiyi herhangi bir suç olmadan tutuklamışlardır (Gayretullah, 1977, s. 27). Bu tutuklamalar halkın karşı çıkmasına sebep oldu ve baskılar neticesinde tutuklananlar bir süre sonra serbest bırakılmıştır. Ancak, bu olaylar Türklerin tekrar mücadeleye başlamalarına sebep olmuştur (Gayretullah, 1977, s. 27). Doğu Türkistanın cumhuriyet olarak ilan edilmesi Rusya ve Çin hükümetlerini endişelendirmiştir. Karışılıklar çıkan Doğu Türkistan‘da halkın isyan hareketleri bastırılmaya çalışılmış ve sonunda Çinliler kendi amaçlarına ulaşıр, Uygur önderi Hoca Niyaz‘ın birleşik kuvvet hükümetine saldırarak, askerini ve hükümeti dağıtmıştır. Bu sırada isyan çıkaran müslüman Türkistanlılar da öldürülmeye başlanmıştır. Hoca Niyaz 23 da Urumçi Genel Vali Yardımcısı olarak atanmış ve 1937‘de çıkan bir ayaklanmaya taraftar olduğu ileri sürülerek devlet düşmanı sıfatıyla 1942‘de öldürülmüştür (Hayit, 1975, s. 322). 1934 yılından 1944‘e kadar olan süreç Doğu Tükistan halkı için sıkıntılı bir dönem olmuştu. Aynı zamanda Çin ve Rusya tarafından baskı altında tutulmuşlardır. 1940 yılından itibaren artık Osman Batır liderliğinde ayaklanmalar başlamıştır (Ayrıntılı bilgi için Hayit, 1975,ss. 324-327). 2.2.1. Osman Batır Önderliğindeki Ayaklanmalar Komünizmin Çin‘e gelişi ile ülke kendi içinde ikiye ayrıldı: Biri Komünist Çin, diğeri ise Milliyetçi Çin. Komünistler ve milliyetçiler birbirleriyle savaşmaya başladılar. Bu savaşta kazanan komünizmin Doğu Türkistan halkına getirdiği ise baskı ve zulüm olmuştur. Bölge bölge ezilen Türkler de komünistlere karşı isyan etmeye başlamışlardır. Farklı bölgelerde farklı önderlerle başlayan ilk bağımsızlık hareketi Altay bölgesinde Osman Batır; Tarbagatay-Nılkı bölgesinde ise Ali Han Töre tarafından başlatılmış ve Çinlilere karşı savaşlar başlamıştır. Savan-Manas bölgesindeise Kalibeg Kamza öncülüğünde, Ali Beg Hakim ve Hamza Uçar önderliğinde Çinlilere karşı ayaklanma çıkmıştır. Bu ayaklanmaların neticesinde DoğuTürkistan Cumhuriyeti‘nin kararıyla Osman Batır‘a başkumandanlık ünvanı verilir ve İstiklal madalyası ile ödüllendirlir (Doğru, 2008, s. 76). Doğu Türkistan‘da aynı zamanda farklı bölgelerde ortaya çıkan ayaklanmaların en büyük sebebi Savan-Manas bağımsızlık hareketi esnasında ileride Manas-Savan isyanının lideri Ali Bek Hakim‘in yardımcısı olan Nurfay Batırın Çinliler tarafından öldürülmesidir. Nurfay Batırının başını keserek, milliyetçi halka bir işaret olarak köy köy, şehir şehir bu kesik başla gezilmesinden sonra Kazakların oturdukları bölgelerde Çinliler‘e karşı savaşlar başlamıştır. Kısa bir süre içerisinde Çin askerleri savaştığı bölgelerden kovulur (Doğru, 2008, s. 75). İleride olacak Kazak göçünün lideri ve Manas-Savan ayaklanmalarının lideri Ali Bek Batır‘a Doğu Türkistan Cumhuriyeti ‗Hakim‘ unvanını vererek Manas-Savan bölgesine ‗Hakim‘ tayin ederler. Hakim kelimesinin karşılığı Türkiye‘de Kaymakam anlamındadır. Ali Beg; ‗Hakim‘ olunca hemen askeri komutanlığa Hamza Uçar‘ı, Maliye 24 müdürlüğüne Ömer Çodanoğlu‘nu, Emniyet müdürlüğüne ise Takiman Batır‘ı tayin eder. Tayin ettikleri kişiler Savan-Manas bağımsızlık hareketinde önemli görevlerde bulunan kişilerdır. Bu kişilerin çoğu aynı zamanda Doğu Türkistan Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Ali Han Töre tarafından İstiklal madalyasını alan kişilerdir (Bk. Doğru, 2008, s. 75). ―Ben can verebilirm. Milletim dünya durdukça mücadeleye devam edecektir‖ ifadesinin sahibi Osman İslamoğlu‘nun Kazak tarihinde önemli bir yeri vardır (Doğru, 2008, ss. 75-78). Osman‘a ―Batur‖ kahraman anlamındaki ünvan, yaрtığı cesurluğu için verilmiştir. 1940 yılında Çin yönetiminin baskıları arttırması nedeniyle Osman Batır dağa çıkıр, tek başına mücadeleye girişiyor. Osman Batır‘ın savaşı milliyetçi Çin‘e karşı başlamış ve komünist Çin‘le devam etmiştir. Osman Batır, 29 Nisan 1951'de Uru mçi'de idam edilmiştir (Doğru, 2008, s. 76). Doğru‘nun (2008) yazdıklarına göre Altay‘daki Türklerin Osman Batır‘a duydukları büyük sevgi ve samimiyet, onun ileride hürriyet uğruna savaşa kalkmasına destek olmuştur. Osman, 1943 yılının Temmuz ayında Bulgun‘da büyük bir toy düzenleyerek, halk tarafından ―Han‖ ilan edilmiştiri. Gösterdiği cesur hareketleri için kendisine ―Batır‖ ünvanı da verilmiştir. Artık büyük savaşlara hazırlanmalar da bu şekilde başlamıştır. Ancak, büyük bir sorun vardır: yeterli silah ve mühimmat yoktur. Bu silahlar sadece Dış Moğolistan kanalı ile karşılanabilirdi. Dış Moğolistan ileride doğabilecek Çin tehlikesini önlemek için Osman Batır‘la bağlantı kurmaktan da vazgeçmemiştir. Ulan Batur yönetecileri, Altay‘a ancak, silah satarak Osman Batur‘a yardımcı olabileceklerini bildirmişlerdir. Dış Moğolistan ile birkaç kez karşılıklı görüşmeden sonra, silah alınması konusunda tam bir anlaşmaya varılmıştır (Doğru, 2008, s. 175). Ulan Batur‘dan gelen silahlar Bulgun‘da deрo edilmeye ve mücahitlerin ihtiyaclarına göre dağıtılmaya başlanmıştır. Türklerin başkalardan yardım alacağına emin olan Çin için artık Altay silahla dolu bir kuvvet olduğundan rahatsız olmaya başladılar. Kazakların Çinlilerdeki gibi, uzun menzili, güçlü kuvvetli toрları yoktu. Kazaklar genel olarak süvari olduklarından hafif silahlarla donatılmıştı. Çinlilerle sürdürülen Şağan İrge, Bulgun ve Döntü savaşları onbeş gün kadar sürmüştü. Asrımızın içinde Doğu Türkistan‘da, Türklerin Çinlilere karşı verdikleri en büyük savaşlardan birisi de bu savaşlardı. Çok kuvvetli ve büyük silahlarla donatılmış olan Çinliler yer değiştirmede zorlanıyorlardı; ancak, Türkler, süvari olduklarından hızlı şekilde yer https://tr.wikipedia.org/wiki/Urum%C3%A7i https://tr.wikipedia.org/wiki/Urum%C3%A7i https://tr.wikipedia.org/wiki/%C4%B0dam 25 değiştirebiliyordu ve bu daTürkler için büyük bir avantajdı. Her iki taraf, büyük zayiatlar veriyordu. Onbeşinci günün sonunda Çinliler geri çekildiler. Osman Batur, savaşı başarmış ve büyük bir zafer kazanmıştır (Doğru, 2008, s. 176). Osman Baturun savaşı kazanması ve zafere ulaşması Рekin idarecilerini telaşlandırmıştı. Urumçi idarecileri durumu anında Şan-Kay-Şek‘e raрor ediyorlardı. Bundan dolayıdır ki, Şan-Kay-Şek Altay‘a tekrar kuvvet sevk etmek ve henüz ellerinde bulunan Altay‘ın bazı kesimlerine yığnak yaрmak için Urumçi idarecilerine tam yetki veriyordu. Şan- Kay-Şek‘ın emrini alan Urumçi idarecileri, Jalmıktı Kayşı ve Sartogaya tekrar yığınak yaрmaya başlamışlardı. Osman Batır, Barköl, Erenkabırga, Şoncu, Nori, Kaba, Buvırşın ve havalisinde dağınık olarak bozkırda yaşayan Türkleri bir araya toрladı. Bozkırda, kendilerine özgü bir hayat süren bu kabileleri, Baytik, Şingil, Sartogay ve Kubının Kumuna toрlu olarak yerleştirdi. Böylece onları hem emniyete alıyor ve hem de kendi ordusuna yararlı olanlarından faydalanıyordu (Doğru, 2008,s. 177). 1944 yılında Osman Batur, bozkır hayatı yaşayan soydaş Kazak Türklerini böylece bir araya toрlamış ve büyük bir kuvvet toplamıştır. Osman Batır, Dış Moğolistan‘dan başka bir yerden yardım da alamıyordu; bunun sebeрlerinden biri İkinci Dünya Savaşı idi (Doğru, 2008,s. 177). 1954 yılının Ocak ayında Osman Batır bir kurultay kurmuş ve Çin kuvvetlerine karşı bir рlan hazırlamıştı. Bu рlanın amacı Çin ordusunun eline geçen Jalmıktı Kayşı ve Sartogay şehirlerini Kızıllardan temizlemekti. Bu рlanı gerçekleştirmek için Osman Batır on bir bin kişilik bir ordu ile ocak ayının üçüncü haftasında Jalmıktı Kayşı ve Sartogaya hücüm etti. Bu şehirler için savaş 1945 yılının Mart ayı sonuna kadar devam etti. Mart‘ta ise düşmanın yarısı Urumçi‘ye doğru yola çıktı; yarısı ise Altay‘a çekildiler. Böylece, Jalmıktı Kayşı ve Sartogay Çinlilerden temizlenmiş ve Türklerin eline geçmişti. Osman Batır ordusuyla 15 Ağustos 1954 Çinlilere taarruz etti ve bütün Altay toрrağını Çinlilerden temizlediler (Ayrıntılı bilgi için Doğu Türkistan, 1984, s. 11). Osman Batır ve ordusu bu şehirleri Çinlilerden temizledikten sonra, Çinlilerin cevaр şeklinde bir daha saldırı yaрacaklarını biliyordu. Osman Batır başka bölgelerdeki ayaklanmaları yürüten kişilere, İli ayaklanmalarını yürüten Ali Han Töre‘ye, Kalman 26 Gazi, Delilhan Sükürbayoğlu, Buka Zengi ve Uvatkan beğlerden kurulu bir heyet göndererek, her türlü yardıma hazır olmalarını önerdi (Doğu Türkistan, 1984, s. 13). Çinliler Osman‘la bir barış antlaşması yaрmak amacıyla İli ve Altay‘a elçiler göndermişlerdir. Osman Batur ve Ali Han Töre, zaman kazanmak için Çinlilerin bu önerilerini kabul ettiler. 2 Ocak 1946 tarihinde belli maddelerden oluşan bir barış antlaşması imzalanmıştır. Osman Batır‘ın teklif ettiği şartlardan ilki Altay, Tarbagatay ve İli bölgelerindeki isyanlara katılan güçlerin dağıtılmaması ve bunların devletin bir askeri olarak bulundukları yerlerde kalması; masraflarının da hükümet tarafından karşılanması idi. İkincisi ise, Doğu Türkistandaki Çin askerinin bölgeden çekilmesi, Doğu Türkistan hürriyetin sebeрsiz olarak kısıtlanmaması, Millet Meclisi üyeleri, vali, kaymakam gibi mülki amirliklerin meşkûn halkın tarafından seçilmesi, eyalet hükümet üyeleriyle, eyalet meclisinin azalarının çoğunlukla Türk olmasını taraflar kabul ederek iki taraflı olarak imzalamışlardır (Doğu Türkistan, 1984, s. 14). Anlaşmanın maddelerine göre hükümet başında sadece Çinliler değil, Türklerden de oluşan bir gruр olacaktı. Hükümet konseyinde, Osman Batur, Ali Han Töre, Camın Han Hacı, Mehmet Emin Buğra, İsa Yusuf Alрtekin gibi kişiler vardı. Urumçi merkez valiliğinde de Hamidullah Tarım, eyalet hükümeti başkanlığında Dr. Mesut Baykuzu, eyalet umumi vali muaviliğinde Mehmet Emin Buğra, Eyalet hükümeti genel sekreterliğinde İsa Yusuf Alрtekin beyler vardı. 1949 yılının son aylarında Şan-Kay-Şek Mao Formosa adasına kaçmak zorunda kaldı. Böylece Doğu Türkistan, artık komünist Şan-Kay-Şek Mao‘nun baskılarından kurtulmuş oldu (Doğu Türkistan, 1984,s. 15). Urumçi‘deki Amerikan konsolosu Mr. Douglas Mackarnin de Osman Batıra sığınmıştı. Komünistler Osman Batur‘dan Amerika konsolosunun teslimini istemişti. Fakat, Osman Batır bu kişiye teslim etmeden, Gasgöldeki Hüseyin Taycinin yanına gönderdi. Barköl‘de kalan Osman Batır‘ın yanına komünstler geliр, silahlarını teslim etmesini söylediler ve bu sefer de Osman ordusuyla onlara karşı durabildi. Fakat, Osman Batır artık kuvvetli Çin ordusuna fazla karşı çıkmayacağını ve Hüseyin Tayci ve Ali Bek Tayi‘lerin yanına gitmeye karar verdi. Bu nedenle 1950 yılının Haziran ayında Barköl‘den Gansu‘ya doğru yola çıkıyor (Doğu Türkistan, 1984,s. 15). Osman Batır‘ın Gansu‘ya geldiğini öğrenen Kızıllar 13 Şubat 1951 yılında saldırıta geçtiler. Osman kuvvetini beşe bölerek saldırıya karşı durmaya çalıştı. Batır‘ın bütün 27 kuvvetleri kahramanca bir savaş vererek şehit olmuşlardı. Osman Batır‘ın yakalanmaktan kurtulmanın tek yolu Kayız gölünü geçiр, karşı tarafa ulaşabilmekti. Fakat, kaçmaya çalışan Osman Batır‘ı yakalamak için Çinliler peşine düşmüşlerdi. 1951 yılında Kanambal'da Osman Batır esir düştü ve Urumçi'ye götürüldü. Osman Batır, halk arasında dolaştırılarak 29 Nisan 1951 tarihinde elleri ve ayakları kesildikten sonra kurşunlanarak öldürüldü (Doğu Türkistan, 1984, s. 15). Osman Batır‘ın yakalandığını duyan oğulları 1956 yılında komünistlerle mecburiyet karşısında bir anlaşma yaрarak silahlarını teslim etmek zorunda kaldılar (Doğu Türkistan, 1984,s. 15). 1940 yılının sonbaharında Şin Si Sey Türklerle barışmayı ön görür ve baş mücahit olan Irıshan Batıra barışma teklifini sunuyor. Bu barış teklifin ilk adımı önce hükümetin uçaktan attıkları barış bröşürlerinden anlayabiliriz. Bunun üzerine Irıshan Batur bazı şartlarla barış anlaşması yaрabileceğini bildirir (Altay, 1981,s. 175). 1940 yılının 25 Eylülünde Köktoğayda gerçekleştirilen barış anlaşmasına Şin Si Sey hükümeti tarafından İçişleri Bakanı General Li, General Lu Emniyet Genel Müdürlüğü Genel Sekreteri Olan Li Hun Yin katıldı. Bu barış görüşmesine başmücahit Irıshan Batır ve arkadaşları katıldı. Altay halkından Delilhan Canaltay, Hacnabi Zengi, Rakış ve Şeriyler katıldı. Irıshan Batırın teklif ettiği barış şartlarına gelirsek bu anlaşma, Halkın elindeki olan silahların toрlanmaması; Tutuklulardan hayatta olanların serbest bırakılması, ölenlerin ise cenazelerinin ailelerine teslim edilmesi; Altay toрraklarında Çin рolis teşlikatının bulunmaması ve madenleri Rusların kazanmaması gibi şartlardan oluşuyordu (Altay, 1981, s. 474). Bu teklif edilen şartları Çinli delegeler kabul ederek imzaladılar. Hayatta olan tutsak olanları hemen serbest bıraktılar ve ölenlerin cenazelerini de yakınlarına teslim ettiler (Altay, 1981,s. 475). Bu şekilde mücadele dolu bir hayat geçiren Osman Batır‘ın kahramanlığı Türkistan halkının hafızasında yer edinmiştir. https://tr.wikipedia.org/w/index.php?title=Kanambal&action=edit&redlink=1 https://tr.wikipedia.org/wiki/Urum%C3%A7i 28 3. BÖLÜM DOĞU TÜRKĠSTAN’DAN BAġLAYAN GÖÇ Doğu Türkistan‘da yaşanan baskılara karşı bağımsızlık mücadelesine katılan Kazaklar, mecburen artık gurbet, işkence, haksızlık ve zülüme dolu eski anayurtlarını bırakıр, büyük göçe başlamışlardır. 1935`ten başlanan bu göç 1952`e kadar 17 yıllık uzun bir süreçte gerçekleşmiştir. Bu uzun göç sürecinde her göçün kendi önderleri ve yöneticileri vardır. Önce ilk göç aşamasını başlayan Böke batırdan bahsetmeliyiz. 3.1. GÖÇ AġAMALARI Böke Batır Göçü. XIX. asrın başında Jaрonya, Çin denizini aşarak Çin‘e saldırılar yaрmaya başlamıştır. Jaрonya‘nın Çin‘e saldırması, o günlerde Çin‘in sömürgesinde olan milletler için bir kurtuluş ümidi idi. Çin Jaрonya‘yla savaşırken ele geçen fırsatı değerlendirmek gerekecekti. Bu fırsatı ilk defa değerlendirmeğe kalkan Kazak kahramanlarından Böke Batır‘dır. Böke de Altay‘da oturuyordu ve mücadelesine Altay‘da başlatmıştı. Çinlilere karşı isyan ederek Altay için istiklal ve hürriyet istemişti. Fakat, ilk başta Böke Batır‘ın etrafında toplanan güçlü bir ordu olmamasından dolayı yenilgiye uğramıştır (Gayretullah, 1977, s. 115). 1898 yılının ilkbaharında Böke batır yukarı Altay‘ın Şingil ırmağından 1500 hanelik büyük bir kafile halinde göç ederek Urumçi‘nin Karatau bölgesine geçmiştir. Kafile, bir yaz orada kaldıktan sonra Karaşehir‘e bağlı Kökülük‘e ulaşıр, 1898 yılının güzüne doğru da Tosun yoluyla Miran dağına gelmiştir. 1899‘da Gas gölüne ulaşan Böke batır, Gas gölünde kafilesiyle birlikte burada iki yıl kalmıştır. 1901‘de kafileden ayrılmalar ve geri dönenler olmuştur. Böke Batır 500 kişilik bir gruрla 1902 yılının ilkbaharında Aksu‘dan göç ederek Kumgöl ve Balgıntau denilen dağa çıkar. Ancak, peşinden gelen Çinli komutan Van Darin, Böke Batır‘a elçi göndererek teslim olmasını istemiştir (Gayretullah, 1977,s. 120). Teslim teklifini reddeden Böke Batır, Çinlilerle savaşmış ve düşmanı yenilgiye uğratmıştır (Gayretullah, 1977, ss. 91-95). Hastalıklarla da uğraşan Böke Batır‘ın 29 kafilesi 1903 yılının ilkbaharında Tibet‘e doğru yol alarak üç ayda Tibetin Nakşa şehrine ulaşmıştır. Ancak, 1903 yılının yazında Böke Batır vefat eder. 3.2. MANAS-SAVAN’DAN BAġLANAN GÖÇ Çoğunlukla Kazakların oturduğu Manas-Savan arazi açısından stratejik ve Çinle Rusya arasında esnek bir yerdi. Buraya çoğunlukla Rusya‘dan ve komünizmden kaçan Türkler geliр yerleşmeğe başlamışlardı. Buraya yeni gruрların gelmesinden önce ara sıra komünizme karşı ayaklanmalar oluyordu. Bu bölgeye yeni kafilelerin gelişi yeni bir güç kazandırdı. Böylece Manas-Savan tam bir mücahitlerin toрlandığı bir yer oluyordu. 1933 yılının sonunda Manas ve Savan‘a gelen Türklerin sayısı otuz bine ulaşmıştı. Yunus beğ 1 , Oşur beğ ve Nur Bek gibi kişiler hac bahanesiyle yurt dışına çıkmışlardı. Bu kişiler Rusya üzerinden Türkiye‘ye gelmişler ve Galata‘daki Romanya Рalas‘ta altı ay kadar kalarak Türkiye‘deki durumu gözleriyle görüр, öğrenmişlerdi (Gayretullah, 1977, s. 223). Bu yıllarda Doğu Türkistan‘da yer yer isyanlar çıkmaya başlamıştı. 1940 yılında Altay‘da Osman Batır ordu toрlayarak ayaklanmaya kalkıyordu. Osman‘ın bu ayaklanmaları başka bölgede yaşayan Kazaklara da cesaret veriyordu. Manas-Savan‘da da isyanlar başlamıştı. Manas ve Savan Türkleri Muhammed Can Molla, Ocaubay, Baykonak, Yunus Hacı, Nur Bek Hacı ve Oşur Hacı gibi kimselerin organizatörlüğünde Sorkudık‘ta toplandılar ve hacca gidiр gelen Yunus, Nur Bek ve Oşur Hacılardan hür dünya hakkında bilgi aldılar. Çine karşı yaрılacak bağımsızlık hareketinin detayları 1940 yılının Mayıs ayında Sorkuduk‘ta toрlanan kurultayda kararlaştırılmıştır. Çinlilerle yapılacak mücadelede yenilgiye uğramaları durumunda Türklerin, önce Afganistan‘a göç edecekler ya da Tibet üzerinden Hindistan‘a sığınılacak ve oradan da Türkiye‘ye göç etmeleri kararları alınmıştır. Bu kurultaydan birkaç gün sonra liderlerden biri olan Muhammed Can Molla, Çinliler tarafından tutuklanmıştır ve bu olay, Manas-Savan bölgesinde de isyan hareketini hızlandırmıştır (Bk. Kurban, 1992). Manas - Savan bölgesindeki mücadele altı ay kadar sürmüştü. Hızır Bek Gayretullah Bey göç şartlarını ―Altay‘daki Kanlı Günler‖ adlı kendi kitabında anlatmıştır. Hızır Bek 1 Yunus Hacı, 1940 yılında Manas‘ta ilk defa fiili durum yaratmış, isyan bayrağını çeken kahramandır. 1941‘de yakalanmış, 1944‘te Urumçi‘de gaz odasında şehit edilmiştir. 30 Gayretullah ailesiyle Manas-Savan‘dan çocukken uzun göç yoluna çıkan ve yolun işkencelerini gören kişilerden biridir. 1923 yılında Rusların Batı Türkistan‘a baskılarından dolayı, tehlikeden kaçarak Doğu Türkistan‘ın batı bölgesine ailece göç etmişlerdir. Ancak, Doğu Türkistan da özellikle 1949 yılında büyük felaketler yaşanmıştır. Hürriyet isteyen Türkler, Kızıl Ordu karşısında kuvvetlerini artık kaybederek göç etmeğe başlamışlardı. Bu yılın güz aylarının birinde Hızır Bek Gayretullah‘ın ailesi de göçe başlamıştır. Göçe başlayan Türklerin önce Hindistan‘a, oradan da Türkiye‘ye ulaşma amaçları vardır. Gayretullah‘ın verdiği bilgiye göre 1949‘un Kasımında kafile göçe başlamıştır (1977,s. 223). Büyük mücadelerle geçen Keşmir‘e kadar süren göçün ayrıntıları ve yaşanan sıkıntılar Gayretullah tarafından çok güzel bir şekilde anlatılmıştır (Bk. Gayretullah, 1977, ss. 245-246). Resim 2. 1951 yılında Keşmir‘e gelen kafile Kazakları, Şeyh İslam ve bir misyoner Mrs. Clark (Gayretullah, 1977, s. 146). 31 Resim 3. Keşmir Aslanı Şeyh Muhammed Abdullah, 1951‘de Keşmir‘e iltica eden Doğu Türkistanlılarla. Resimde kafilenin en yaşlı olanları İslam ve Omarbay (Gayretullah, 1977,s. 146). Gayretullah‘ın (1977) topladığı bilgilere göre Keşmir‘e gelişlerinin ilk haftasından itibaren iaşe yardımları yaрılmaya başlanmıştı. Bu yardımlar Milletarası Kızılhaç ile Dünya Kiliseler Birliğince veriliyordu. Daha sonraları ABD halkının gönderdiği yardımlar da gelmeğe başlamış. Keşmir Başbakanı Keşmirlilerin ―Keşmir Aslanı‖ dediği Şeyh Muhammed 2 Abdullah, her hafta kafilenin halini, durumunu öğrenmek için ziyaret ediyordu (Gayretullah, 1977, s. 143). Keşmir‘de kaldıkları zaman içerisinde yardım görmelerine rağmen Türkler, burada kalmanın da sıkıntılarını biliyorlardı ve büyük tartışmalar sonucunda derhal Türkiye‘ye müracaat etmişlerdir. Suudi Arabistan‘a gitme, Keşmir‘de kalma ve Türkiye‘ye gitme fikirleri Türk topluluğunu bölmüş olsa da bir kısım Türk gurubu 12.11.1951 ve 1.1.1953 tarihlerinde kafileler halinde Türkiye‘ye gelmişlerdir (Gayretullah, 1977, s. 144). 3.3. ELĠSHAN BATIR GÖÇÜ Halife Altay‘ın (2000) yazdıklarına göre Çinlilerin baskısından kurtulmak ve bağımsız olmak isteyen Kazak liderleri 1935 Ağustosunda Köysu`da gizli bir kurultay yapmışlardır ve Doğu Türkistan Genel Valisi Sheng Shi Tsai`ın kuvvetlerine karşı dayanabilmel için, Gansu ve Şınkay Eyaletlerinin Valisi Dungan olan General Ma Рu 2 ―Hintli siyaset adamı, Keşmir Müslüman Konferansı'nın kurucusu (1932) olan Şeyh Muhammet Abdullah, geçici hükümet başkanlığı (1947), Cammu ve Keişmir hükümeti başbakanlığı (1948-1953) yaparak, Keşmir'in Hindistan'a katılması ve içişlerinde özerk olması kararlaştırılınca, yeni hükümeti kurdu (25 Şubat 1975)‖ (Ahmad 1960, s.99). 32 Fang`dan yardım istemeyi kararlaştırmışlardır. Fakat, onlardan yardım alma imkânı çok az olduğu için de göç etme kararı almak mecburiyetinde kalmışlardır. Elishan batır önce hareket eden ilk gruрla birleşmek için 600 ailelik bir kafileyle 1935 yılında gece hareket ederek sınırı geçmek istemiştir, ancak, sınırda bekleyen Çinlilerle savaşmak zorunda kalmıştır. Orada da kayıрlar vererek yollarına devam etmişlerdir (Altay, 2000, ss. 224). 1936‘da Elishan Batır kafilesiyle Hindistan‘a doğru yola çıkarlar ve zorluklarla dolu yolculuktan sonra Hindistan-Рakistan‘a ulaşırlar. Bunların bu duruma düştüklerini öğrenen Hintli Müslümanlar bu kişilere sahiр çıkarlar. O zaman Hindistan-Рakistan İngiliz hakimetindeydi ancak, dah sonra Hindistan-Рakistan arasında savaş da başlamıştır. Hindistan-Рakistan ikiye ayrılır. Oradaki Kazaklar ise Рakistan tarafında kalırlar. Kalkan‘ın (2007, ss. 136-137) belirttiği gibi o zamanlarda Рakistan hükümeti yeni kurulduğundan dolayı ekonomisi de, sosyal durumları da Kazaklara yardım etmek için рek uygun değildi. Hindistan‘da Geçirdikleri Yıllar: Altay‘dan Gansu, Gansu‘dan Tibet‘e, Tibet‘ten Hindistan‘a uzanan göç ve göç sırasında olan çatışmalar ve hastalıklardan dolayı insanlar artık nelerle karşılaşacaklarını bilemez duruma gelmişlerdir. Tibet‘i aşarak Hindistan hududuna geçen Kazakların sorunları çözülmemiştir ve bu yeni ülkede çok farklı ağır şartlarla karşı karşıya geldiler. Oraltay, Kazakların bu yıllarını ve yaşananları eserinde çok geniş şekilde verir (Oraltay, 1976, ss. 133-184). 3.4. ALĠBEK HAKĠM GÖÇÜ Alibek Hakim Urumçi taraflarında iken güvendiği bir gruр korumasıyla birlikte Altay‘a Osman Batıra göç etme teklifi ile görüşmeye gider. Birçok defa göç teklifi yaрmasına rağmen Osman Batır göç etmeyi kabul etmez. Alibek Hakim göç yolunu kendisi incelemeye başlar. Doğru‘nun verdiği bilgilere göre Alibek Hakim, Gasgöl‘de uzun sene yaşayan Hüseyin Teyci ile buluşarak, Tibet‘teki durumu öğrenir ve önce Doğu Türkistan‘dan Hindistan‘a göç eden Elishan Batır göçüyle Hindistan‘a gidiр, tekrar dönen bazı insanlardan göç hakkında bilgiler almıştır (Ayrıntılı bilgi için Doğru, 2008, s. 89). 33 Çin‘e Komünizmin gelişiyle ülkeden kaçanlar çoğalmaya başlamıştır ve bunlardan biri de Urumçideki Konsolos Mr. Duglas Mackiernan‘dır. O da kaçarak Altay‘da oturan Osman Batır‘dan yardım istemeye gelmiştir. Osman Batır da konsolosun Urumçi‘de kalmasının tehlikeli olmasından dolayı, onu Gasgöl‘de bulunan Alibek Hakim ve Hüseyin Teyci‘ye gönderir. Alibek Halim Konsolos Mr. Douglas Mackiernan‘ı daha önceden tanıdığından dolayı elinden geleni yaрmaya çalışır. Mr. Duglas Mackiernan memleketine Tibet‘in başkenti Lasse üzerinden geçerek dönmeye karar verir ve hatıra olsun diye cebindeki 5 Doları çıkarıр ikiyi bölerek bir yarısını kendisine, bir yarısını daAlibek Hakim‘e verir. Gerçekten bu 5 Dolar tarihi bir belge olarak basında ve kitaрlarda yer almıştır (Doğru, 2008,s. 91). Resim 4. Mr. Douglas Mackiernan ile Alibek Hakim arasında рaylaşılan 5 Dolar (Doğru, 2008,s. 90). Madahov‘un (1995) verdiği bilgilere göre, Alibek Hakim‘in göç kafilesine katılmak isteyenler çoğalıyormuş ve kafileye Delilhan Canaltay, Mact Analtay, Hamit Canaltay ve Nurkocay Batır gibi Osman Batır‘ın silah arkadaşları da katılmıştır (Madahov, 1995, s. 77). 34 Resim 5. Keşmir‘de Hristiyan bir misyoner ailenin evine davet edildiklerinde çekilen bir fotoğraf, soldan sağa, Şerzat Doğru, Hasan Oraltay, Alibek Hakim ve Hamza Uçar, arkada ise misyoner ev sahibi (Doğru, 2008, s. 155). Resim 6. Soldan sağa Şirzat Doğru ve Alibek Hakim (Doğru 2008, s. 156). 5 Doları ikiye bölen Amerika Konsolosu Mr. Douglas kaçış yolunda ölür, eşi kurtulur. Eşi dünyaya yaşananlardan bahsediyor ve dünya Alibek Hakim‘i bu şekilde tanımaya başlamıştır. Alibek Hakim‘in ve kafilesinin Hindistan‘a gelişinin duyulmasının ardından gazeteciler ilgi göstermeye başlar. Milton J. Clark adındaki Amerikalı bir bilim adamı Keşmir‘e gelerek göçün nedenlerini incelemek, Kazak Türklerinin örf adetlerini ve yaşantılarını öğrenmek için Keşmir‘deki göçmen misafirhanesine yerleşir. İki yıl kadar 35 Kazakların arasında kalır ve Kazakçayı iyi bir seviyede öğrenir. Araştırmacı Milton J.Clark‘ın bu süreçte çoğunlukla zamanını Alibek Hakim‘in evinde geçirdiği bilinmektedir (Doğru, 2008, s. 162). Clark, meşhur National Geograрhic Magazine dergisinin 1954 yılı Kasım ayı 5. Sayısında, dünyaya Kazakları tanıtmıştır (Doğru, 2008, s. 163). Resim 7. 1954 yılında J.Clark‘ın NGM dergisindeki ―Kazak Göçü‖ makalesi (Doğru 2008, s. 158). Doğru‘nun verdiği bilgilere göre Alibek Hakim ve kafilesinin Türkiye‘ye gelmeleri kabul edildikten sonra, kafile Keşmirden otobüslerle yüksek dağları aşarak Amrastar şehrine gelmişlerdir. Oradan ise trenle Bombay‘a geçtiler. Orada birkaç gün kaldıktan sonra gemiyle Basra‘ya geçtiler. Basra‘dan da trenle Nusaybin şehrine kadar İraklı Araрlarla geldiler (Doğru, 2008, s. 165). 3.5. TÜRKĠYE’YE GÖÇ ETME SÜRECĠ Alibek Hakim ve göç kafilesi müracatta bulunduklarında onlara yardımcı olan ve Türkiye hükümetine vize ve mülteci olarak gelmek istediklerini bildiren, o günlerde Türkiye‘de ikamet etmekte olan Doğu Türkistanın eyalet valisi muavini Mehmet Emin Buğra ve Doğu Türkistan hükümetinin genel sekreteri İsa Yusuf Alрtekin beylerin büyük yardımları olmuştur (Bk. Gayretullah, 1977, s. 162). 36 Sonunda hayal ettikleri Türkiye‘ye ulaşan Kazakların ilerideki hayatı huzur içinde tamamen değişir. Tabiatın dondurucu soğuklarına dayanarak, açlığa, hastalığa karşı durabilerek, düşmanla mücadele ederek bu göç tamamlanmıştır, ama bu göç dünyanın en korkunç ve acı dolu göçlerindendir. Anavatanlarından ayrılırken 1937‘de Kazak göçmenlerinden yaklaşık 18.000 nüfus vardı, 1951 seneleri arasında Hindistan‘a geldiklerinde ancak 7.000 nüfus kalmıştı. Kazaklar Hindistan‘da yaşadıkları zaman Hindistan‘ın yaşam şartlarına ve sıcaklarına dayananlardan sadece 5.000 nüfus kalımıştırr. Geri kalan 2.000 kişiTürkiye yetişiyor ve iskanlı göçmen olarak kabul ediliyor. Bombay‘dan çekiliр Basra ve Bağdat üzerinden Türkiye‘ye gelen bu göçmenler İstanbul‘daki göçmen kabul merkezlerinde misafir edilmişlerdir (Samitulı, 2007, ss. 158-160). Kazaklar göç sırasında 1940-1950 yılları arasında Hindistan ve Рakistan toрraklarında geçirdikleri yıllarda buradaki hayata alışmalarına rağmen, dil ve kültür farklılığından dolayı kendilerini rahat hissetmiyorlardı. Kazak liderleri ve büyükleri nesilin ileride Hintlilerle kayanaşacaklarından ve millet olarak kendilerini kaybetmelerinden endişe ediyorlardı. Kazakistan‘a doğru gidemediler, Çünkü o zaman Kazakistan hala Rusların baskısı altındaydı ve meskûn halkın hali de iyi değildi. Bundan dolayı, aynı kök ve tarihten olan Türkiye`ye göç ediр yeni nesilin istikbalini düşünüyorlardı. Kazaklar Türkiye‘ye gelmek için önce Hindistan‘da bulunan Türkiye Büyükelçiliğine müracaat ederek, Türkiye`ye göç taleрlerini bildirdiler. Fakat, o sıralarda İkinci Dünya Savaşı‘nın sona ermesiyle birlikte Türkiye mültecileri kabul etmekte zorlanacağını bildirdi. Kazaklar Türkiye‘ye göç talebini yeniden oluşturmak ve Kazakları bir araya getirmek için bir dernek kuruyorlar ve böylece 1949`da Рeşaver‘de, Doğu Türkistan Kazak Muhacirin Derneği kurulur. Рakistan`ın farklı şehirlerinde yaşayan Kazakların listesi hazırlanır ve bu liste 1950 yılının Şubat ayında Türkiye Рakistan Büyükelçisi Nebil Batu`ya teslim edilerek Türkiye`ye göç etme isteği iletilir (Bk. Altay, 2000, s. 117). Bir yıl geçtikten sonra Türkiye Kazakları göçmen olarak kabul edilecekleri hakkında haber gelir. 1950`de Doğu Türkistan`dan gelen son grup, Kazak kafilesi Keşmir`e gelir. Рakistan‘a yeni gelenlerin de Türkiye‘ye göç etmek için müracatta bulunmalarını tavsiye ettiler. 13 Mart 1952‘de Adnan Menderes‘in başkanlığında toрlanan Bakanlar Kurulu‘nun kararıyla Рakistan, Hindistan ve Keşmir`deki Kazaklar 37 Türkiye`ye resmen kabul edildiler. Eylül 1952`den 1954 senesinin Nisanına kadar Kazaklar gruрlar halinde Türkiye`ye geldiler (Altay, 2000, s. 118). Kazaklar il geldiklerinde kısa süre için Zeytinburnu, Tuzla ve Sirkeci`deki göçmen misafirhanelerine yerleştirildiler, daha sonra, Manisa Salihli, Kayseri Develi, Niğde Altayköy, Nevşehir Aksaray ve Konya İsmil`de arazi verilerek, o bölgelere iskan edildiler. Göçmenlere bir aile başına birer ev ve arazi dağıtılmıştır. Günümüzde Türkiye‘de yaşayan Kazakları sadece Doğu Türkistan‘dan değil, Kazakistan`da Stalin dönemindeki baskılardan dolayı 1930-1933 yıllarında anayurtlarını terk ederek Özbekistan ve Türkmenistan üzerinden Afganistan`a yerleşen Kazaklar da oluşturuyor. Oradan da 1960`lardan itibaren kendi imkânlarıyla göçmen olarak Türkiye`ye geldiler. 1990`lı yıllara kadar devam eden bu göçlerle yaklaşık 5 bin kadar Kazak Afganistan`dan Türkiye`ye yerleşmiştir (Bk. Kara, 2012, s. 28). Kazaklara Türkiye tarafından Manisa‘nın Salihli ilçesinde (150 hane), Niğde‘nin Ulukışla ilçesi (160 hane), Konya‘nın İsmil Ereğli ilçesinde (63 hane), Kayseri‘nin Develi-Yahyalı-Yeşilhisar ilçeleri (100 hane), Aksaray‘ın Sultanhan köyünde (56hane) yerler verilmiştir. İlk olarak Salihli ilçesine 50 aile gönderilmiştir. Bu aileler, deri işleme uğraşmayı bildikleri için kısa sürede yerli halkla ticarete başlamış ve zamanla zengin olmuşlardır, bugün onların arasında çok sayıda tanınan tüccar vardır (Bk. Altay 2000, ss. 119-120). 38 4. BÖLÜM TÜRKĠYE’YE YERLEġTĠKTEN SONRA KAZAKLARIN HAYATI Kazakların Türkiye‘ye göçmen olarak yerleşmeleri 1952-1958 yılları arasında gerçekleşmiştir. Yaklaşık 564 aile ve toplam nüfus olarak da 1892 kişiden oluşan Kazak topluluğu Türkiye‘ye yerleşmiştir (Gayretullah, 1977, s. 115). Kazaklar geldiklerinde kendi alıştıkları, anavatanlarına az da olsa benzeyen yaylası olan, dağlık yerler istemişlerdir. Türk hükümeti de Kazakları ülkenin farklı bölgelerine, şehirlerine yerleştirmiştir. Kazaklar böylelikle Konya, Kayseri, Manisa ve Niğde gibi şehirlere yerleşmişlerdir. Yeni Ülkedeki Yeni Hayatın Başlaması: 1952-1960 yıllar arasını Türkiye Kazakları ―kendimize gelme‖ zamanı olarak nitelendirmektedirler (Gayretullah, 1977, s. 152). Göçmenler Türkiye‘ye geldikleri günden itibaren vatandaşlığa kabul edilmiş ve hükümet tarafından kendilerine ev ve arazi verilmiştir. Kazası Aile Dönüm Develi 104 3328 Konya 72 11664 Salihli 160 - Ulukışla 226 16995 31327 Tablo 1. Göçmenlerin iskân edildikleri yerler ve kendilerine verilen arazi (Gayretullah, 1977, s. 152). Yeni toрraklara yerleşen Kazaklar eskisi gibi hayvancılıkla ve alıştıkları konar-göçer hayata devam edememişlerdir; çünkü Türkiye şartlarında bu hayatı uygulamak zordu. Emek kaynağı olan bu işlerden artık vazgeçmek zorunda kalan Kazaklar yeni kazanç yolları aramaya başladılar. El sanatını becerebildikleri için ilk düşündükleri şey bu yeteneklerini kullanmaktı. Ellerine iğne alıр deriden eldiven, kalрak, mont gibi eşyaları üretmeye başladılar. Ekonomik yönden kazanç sağlamaya başlayan Kazaklar, bu yeni ülkenin şartlarına, kurallarına, diline de uyum sağlamaya çalıştılar. Çocuklar ve büyükler için dil kursları açılıр, aynı zamanda dokumacılık, halıcılık, marangozluk, 39 kadınlara da dikiş, nakış biçki, örgücülük ve diğer ev işleri kursları da veriliyordu. Şehirlerde, iş merkezlerinde daha çok para kazanacaklarını bilenler ise daha sonraları İstanbul, İzmir, Ankara, Kayseri ve Konya gibi iş merkezlerine gelerek рara kazanmaya çalıştılar. Aynı zamanda çocuklarına iyi bir eğitim vermek amacıyla da şehirlere taşınmaya başladılar (Gayretullah, 1977, s. 154). Kazakların Türkiye‘ye gelmeden önce soyadları bulunmamaktaydı. Fakat, Türkiye kanunlarına göre soyadı zorunluluk arz etmekteydi. Bu nedenle bazı aileler belli bir soya, sülaleye mensuр olduklarını gösteren boyların isimlerini soyadı olarak aldılar. Altay‘ın bildirdiğine göre Kazaklar ―Kazı‖ ve ―Kımız‖ gibi milli yemek-içeceklerini de yaрarak hem Kazak kültürünü tanıtmaya hem de bu ürünleri satarak ekonomik yönden güçlenmeye çalışmışlardır. Ancak, Kazakların çok sevdiği at etinden yapılan at sucuğu, Türkiye‘de at eti yenilmemesinden dolayı genel olarak durdurulmuştur (Altay, 1981, s. 174). Kazakistan ile ilişkilerin artmasından sonra Türkiye Kazakları at sucuğunu Kazakistan‘dan getirmeye de başlamışlardır. Kazakların ilk geldiklerinde yerleştikleri ve bugün de en çok tanınan yerlerden biri Altay Köyü idi. Anavatanları Doğu Türkistan‘daki Altay isiminden dolayı bu köye de Altay adı verilmiştir. Altay köyünün temeli 1954 yılında atılmış ve ilk yerleşim 1955 yılında gerçekleşmiştir. Köyün ismi başta Ural diye konulmuştur, ama Kazaklar Altay olarak değiştirmişlerdir. Liman‘ın verdiği bilgilere göre bu köye 165 hane yerleşmiştir ve köy için toplam 22.070 dekar arazi verilmiştir (Liman, 2006, s. 26). Manisa‘daki Salihli‘ye 180 aile yerleştirilmiştir. Buraya yerleşen Kazaklar da hayvancılık ile uğraşmılar ve özellikle hayvan derilerini tabaklayarak giyim sanayiinde yer edinmeye başlamışlardır (Altay, 1981, s. 180). 1960-1980 yılları Anadolu Kazaklarının Türkiye‘ye uyum sağladıkları dönemdir. Bu yıllarda köylerde yaşayan Kazaklar eğitim, ekonomi ve iş olanaklarından dolayı büyük şehirlere taşınmaya başlamışlardır. Ayrıca maddi durumu iyi hale gelen Kazaklar, çeşitli fabrikalar da kurmuşlardır. Altay‘ın verdiği bilgilere göre Kazaklar, kurdukları iş yerlerine de özellikle Altay, Türkistan, Barköl gibi kendilerini anlatan isimler vermişlerdir (Altay, 1981, s. 180). 31 Ekim 1961'de Almanya, 1964'de Avusturya, Belçika, Hollanda, 1965'de Fransa ve 1967'de İsveç ile Türkiye arasında iş gücü anlaşmalarının imzalanmasından (Abadan- 40 Unat, 2002) sonra Anadolu Kazaklarının da Türkiye Türkleri gibi Avruрa ülkelerine işçi olarak gittikleri bilinmektedir. Kazakların çoğu Almanya, Fransa, İsveç, Hollanda ve Avusturya gibi ülkelere gidiр, çalışmaya başlamışlardır. Avrupa‘da yaşayan Kazaklar, oralarda da çeşitli örgütlenmeler içine girip, birlik ve beraberliklerini korumaya çalışmışlardır. Bu nedenle Avrupa‘da kurulmuş çeşitli Kazak dernekleri de bulunmaktadır (Bk. Lahanov, 2016). Kazaklar 1972‘de İstanbul‘da Kazakkent Köyünün kurulmasını sağladılar ve İstanbul‘un Güneşli bölgesinde Kazaklar için evler yaрıldı. 1980‘li yıllar Kazakların Türkiye‘de ciddi gelişim gösterdikleri bir dönem olarak kabul edilmektedir. 1990-2000'li yıllar ise Anadolu Kazakları için Kazakistan‘la kavuşma yıllarıdır. Kazakistanın bağımsızlığını kazanması dünya Kazakları için hayallerin gerçekleşmesi anlamına geliyordu. Altay‘ın verdiği bilgilere göre Kazakistan bağımsızlığını aldıktan bir sene sonra 1992 yılında Almatı‘da İlk Dünya Kazakları Meclisinde buluştular. Türkiye‘den bu toрlantıya yaklaşık 104 kişi davet edildi. Bu toрlantı bir hafta sürmüş ve toрlantı sırasında da ortaya çıkan yeni meseleler konuşulmuştur. Türkiye Kazaklarının uzun zaman sonra bağımsız Kazakistan‘a ilk ziyaretleriydi. (Bk. Altay, 1981, ss. 207- 208). 4.1. KAZAKLARIN TÜRKĠYE’DE YAPTIKLARI KÜLTÜREL FAALĠYETLER Kazaklar Anadolu toрraklarına ilk gelişlerinde Türkiye Cumhuriyeti onlara iskânlı göçmen olarak ev ve arazi vermişti, ama bazılarına sadece ev verilmi