T.C. HACETTEPE ÜNİVERSİTESİ SAĞLIK BİLİMLERİ ENSTİTÜSÜ TRT ÇOCUK KANALINDA YAYINLANAN ÇİZGİ DİZİLERİN İLETİŞİM ENGELLERİ AÇISINDAN İNCELENMESİ İbrahim GÜNGÖR Çocuk Gelişimi Programı YÜKSEK LİSANS TEZİ ANKARA 2017 T.C. HACETTEPE ÜNİVERSİTESİ SAĞLIK BİLİMLERİ ENSTİTÜSÜ TRT ÇOCUK KANALINDA YAYINLANAN ÇİZGİ DİZİLERİN İLETİŞİM ENGELLERİ AÇISINDAN İNCELENMESİ İbrahim GÜNGÖR Çocuk Gelişimi Programı YÜKSEK LİSANS TEZİ TEZ DANIŞMANI Prof. Dr. İsmihan ARTAN ANKARA 2017 vi TEŞEKKÜR Araştırmanın her aşamasında bilgi ve deneyimi ile araştırmayı yönlendiren, yardım ve desteğini esirgemeyen her zaman yanımda olduğunu bana hissettiren danışmanım Sayın Prof. Dr. İsmihan ARTAN’a Araştırmamın planlanmasında değerli bilgileriyle katkı sağlayan Sayın Doç. Dr. İlknur YÜKSEL KAPTANOĞLU’na Tez çalışmam boyunca sorduğum her soruyu sabırla cevaplayan, verilerin analiz kısmında beni yönlendiren Sayın Yrd. Doç. Dr. Haktan DEMİRCİOĞLU’na Tez çalışmam boyunca desteklerini benden esirgemeyen, her zaman yanımda hissettiğim ve beraber çalışmaktan mutlu olduğum, Sayın Araş. Gör. Aslı İZOĞLU’na, Sayın Arş. Gör. Çiğdem KAYMAZ’a, Sayın Araş. Gör. Şuheda BOZKURT YÜKÇÜ’ye, Sayın Araş. Gör. Ayşe Elif IŞIK USLU’ya, Sayın Araş. Gör. Ezgi TAŞTEKİN’e, Sayın Araş. Gör. Sevda POLAT’a, Sayın Araş. Gör. Şule ÜNAL’a, tüm çalışma arkadaşlarıma, Tez çalışmam boyunca yanımda olan güler yüzleri ile beni motive eden arkadaşlarım Sayın Abdullah KOÇAL’a, Sayın Aziz KÜÇÜKKELEPÇE’ye, Sayın Yakup GÖRGEÇ’e, Ve tüm eğitim hayatımda bana olan güvenlerini, maddi ve manevi desteklerini esirgemeyen, sevgili abim Veysel KIRANİ GÜNGÖR’e, babam Memet GÜNGÖR, kardeşlerim ve yeğenlerime, Sonsuz teşekkürlerimi sunuyorum. vii ÖZET Güngör, İ., TRT Çocuk Kanalında Yayınlanan Çizgi Dizilerin İletişim Engelleri Açısından İncelenmesi, Hacettepe Üniversitesi, Sağlık Bilimleri Enstitüsü, Çocuk Gelişimi ve Eğitimi Programı, Yüksek Lisans Tezi, Ankara, 2017. Bu çalışma, TRT Çocuk kanalında okul çağı çocuklara yönelik yayınlanan çizgi dizilerin iletişim engelleri açısından incelenmesini amaçlamıştır. Araştırmanın veri kaynağını TRT Çocuk kanalında 2016 yılında okul çağı çocuklara yönelik yayınlanan 33 çizgi dizi içerisinden 5 çizgi dizinin ortalama 60 dakikalık yayınları oluşturmuştur. Araştırma nitel araştırma yönteminin durum çalışması deseniyle yürütülmüştür. Araştırma kapsamında veriler, içerik analizi yöntemiyle çözümlenmiştir. İncelenen çizgi dizilerde iletişim engellerinin kullanımına 9-12 yaş grubuna yönelik çizgi dizilerde 6-9 yaş grubuna yönelik çizgi dizilere göre daha fazla yer verildiği görülmüştür. Çizgi dizilerde sırasıyla iletişim engellerine göre en çok çocuktan-çocuğa, yetişkinden- çocuğa, yetişkinden-yetişkine ve çocuktan-yetişkine iletişimde iletişim engeli iletilerine yer verildiği görülmüştür. 6-9 yaş grubu çizgi dizilerde en çok yetişkinden- çocuğa, 9-12 yaş grubu çizgi dizilerde ise çocuktan-çocuğa olan iletişimde iletişim engeli içeren iletilerin olduğu görülmüştür. Çizgi dizilerde iletişim engeli kategorilerine göre sırasıyla en çok bastırıcı, çözüm ve dolaylı iletilere yer verildiği görülmüştür. Çizgi dizilerde İletişim engeli iletilerine göre ise sırasıyla en çok “Yargılamak, Eleştirmek, Suçlamak”, “Emir Vermek, Yönetmek, Talep Etmek”, “Uyarmak, Tehdit Etmek”, “Güven Vermek, Duygularını Paylaşmak”, “Yorumlamak, Tahlil Yapmak”, “İğnelemek, Takılmak, Utandırmak”, “İsim Takmak, Alay Etmek”, “Sorguya çekmek, İrdelemek”, “Öğretme, Nutuk Çekme, Gerekçeleri Anlatma”, “Konuyu Saptırmak, Dikkati Dağıtmak”, “Akıl Vermek, Öneri ya da Çözüm Sunmak”, “Ahlak Dersi Vermek, Öğüt Vermek”, “Övmek, Pohpohlamak” iletilerine yer verildiği görülmüştür. Anahtar Kelime: İletişim, İletişim Engelleri, Çizgi Dizi, Televizyon viii ABSTRACT Güngör, İ. Examining the cartoons broadcasting in the channel of TRT Çocuk in terms of Communication Barriers. Hacettepe University Institute of Health Sciences Ms.A. Thesis in Child Development and Education, Ankara 2017. In this research, it is aimed to examine the cartoons broadcasting periodically in the channel namely TRT for school age children in terms of communication barriers. The date source of the research consited of average sixty minutes boradcasting of five cartoons watched on the channel of TRT Child selected from thirty-three cartoons which are for school age children. The research was conducted with the case study design of the qualitative research method. The data of the research was analyzed by content analysis method. It was observed that the use of communication barriers was determined more in the cartoons examined in the research for children between 9 and 12 years old than 6 and 9 years old. It has been seen that there are mostly in the sequence of child-to- child, adult to child, adult to adult and child to adults communication barriers in communication. In the cartoons for children between 6 and 9 years old, there are more messages including communication barriers in the communication of adult to child. In the cartoons for children between 9 and 12 years old, there are more mesages including communication barriers in the communication of child to child. In the cartoons, it has been seen that it has been given place for repressive, solution and indirect messages respectively according to communication barriers categories. According to communication barriers mesaages, there has more given place for “Judging, Criticizing, Disagreeing, Blaming”, “Ordering, Direction or Demanding”, “Warning or Threatening” “Reassuring, Sympathizing, Consoling”, “İnterpreting, Analyzing”, “Shaming, Ridiculing, Labeling, Name Calling”, “Questioning, Probing“, “Withdrawing, Distracting, Humoring, Changing The Subject “, “Giving Advice, Making Suggestions, Providing Solutions”, “Moralizing, Preaching, Telling Them Their Duty”, Agreeing, Approving, Praising” respectively in the cartoons, Keywords: Communication, Communication Barriers, Cartoons, Television ix İÇİNDEKİLER ONAY SAYFASI iii YAYIMLAMA VE FİKRİ MÜLKİYET HAKLARI BEYANI iv ETİK BEYAN v TEŞEKKÜR vi ÖZET vii ABSTRACT viii İÇİNDEKİLER ix SİMGELER ve KISALTMALAR xii ŞEKİLLER xiii TABLOLAR xiv 1.GİRİŞ 1 1.1.Kapsam 1 1.2. Amaç 2 1.3. Varsayımlar 3 1.4. Sınırlılıklar 3 2. GENEL BİLGİLER 4 2.1. İletişim 4 2.1.1. İletişimin Tanımı 4 2.2. İletişimin öğeleri ve süreçleri 7 2.2.1. İletişimin öğeleri 7 2.2.2. İletişimin Süreçleri 8 2.2.3. İletişim Sürecinin İşleyişi 9 2.3. İletişim Modelleri 9 2.3.1 Tek Yönlü (Çizgisel) İletim Odaklı Modeller 10 2.3.2. Karşılıklı İletim Odaklı Modeller 11 2.3.3 Etkileşim Odaklı Modeller 11 2.4. İletişimin Sınıflandırılması 12 2.4.1. Etkilerine Göre İletişim 12 2.4.2. İlişki Sistemlerine Göre İletişim 13 2.4.3. Yönüne (yapısına) Göre İletişim 13 2.4.4. Yönüne ve ya kullanılan araçlara göre iletişim 14 x 2.4.5. Kullanılan Kodlara Göre İletişim 14 2.4.6. Zaman ve Mekân Boyutuna Göre İletişim 14 2.5. İletişim ve Çocuk 14 2.6. İletişim Becerileri 16 2.6.1. Empati 17 2.6.2. Etkin Dinleme 17 2.6.3. Saygı 18 2.6.4. Maske Takmamak 18 2.6.5. Ben Dili 18 2.6.6. Kendini Açma 19 2.7. İletişim Engelleri 19 2.7.1. Çözüm İletileri 20 2.7.2. Bastırıcı/Engelleyici İletiler 21 2.7.3. Dolaylı İletiler 22 2.8. Televizyon 23 2.9. Televizyonun İşlevleri 24 2.10. Televizyonun İletişim Süreci 24 2.11. Televizyon ve Çocuk 27 2.12. Televizyonun Çocuk Üzerindeki Etkileri 30 2.13. Türkiye’de Televizyon Yayıncılığının Gelişimi ve TRT 33 2.14. TRT’ de Çocuk Yayınları 35 3. GEREÇ ve YÖNTEM 37 3.1. Araştırmanın Amacı 38 3.2. Araştırmanın Evreni: 39 3.3. Araştırmanın Veri Kaynağı (Örneklemi): 39 3.4. Veri Toplama İşlemi 41 3.5. Verilerin Analizi 41 4. BULGULAR 43 5. TARTIŞMA 111 6. SONUÇ ve ÖNERİLER 120 7. KAYNAKLAR 124 8. EKLER xi Ek 1. İletişim Engelleri Kontrol Listesi 9. ÖZGEÇMİŞ xii SİMGELER ve KISALTMALAR RTÜK : Radyo ve Televizyon Üst Kurulu TRT : Türkiye Radyo Televizyon Kurumu xiii ŞEKİLLER Şekil Sayfa 2.1. Etkileşimsel iletişim modeli (38). 7 2.2. İletişim sürecinin öğelerini gösteren Lasswell formülü (35). 10 2.3. Osgood ve Schramm’ın dairesel modeli (35). 11 2.4. Dance’ın sarmal iletişim modeli (38). 12 2.5. Televizyon izleme şekli ve süreci (11). 26 2.6. Yaşa göre televizyon izleme durumu (65, 66). 28 4.1. Çizgi dizilere göre yetişkinden-yetişkine iletişim engeli içeren iletiler. 46 4.2. İzleyici kitlesine göre yetişkinden-yetişkine iletişim engeli içeren iletiler. 47 4.3. Çizgi dizilere göre yetişkinden-çocuğa iletişim engeli içeren iletiler. 56 4.4. İzleyici kitlesine göre yetişkinden-çocuğa iletişim engeli içeren iletiler. 57 4.5. Çizgi dizilere göre çocuktan-yetişkine iletişim engeli içeren iletiler. 80 4.6. İzleyici kitlesine göre çocuktan-yetişkine iletişim engeli içeren iletiler. 81 4.7. Çizgi dizilere göre çocuktan-çocuğa iletişim engeli içeren iletiler. 83 4.8. İzleyici kitlesine göre çocuktan-çocuğa iletişim engeli içeren iletiler. 84 xiv TABLOLAR Tablo Sayfa 3.1. İletişim engeli kategorileri ve iletileri (48, 53, 56). 38 4.1. İzleyici kitlesi ve çizgi dizi isimleri. 43 4.2. İletişim engellerinin izleyici grubu ve çizgi dizilere göre dağılımı. 44 4.3. İzleyici kitlesi yaşına göre iletişim engeli kategorilerinin yer alma durumu. 45 1 1.GİRİŞ Bu bölümde araştırmanın kapsamı amacı alt problemleri varsayımları ve sınırlılıkları ele alınmıştır. 1.1. Kapsam İletişim, canlı olma özelliğini gösteren bütün varlıkların ortak özelliklerindendir. Bu özellik insanoğlunun bugün içinde bulunduğu koşulların belirleyicisi olması yönünden önemli bir olgudur (1). İletişim günlük hayatımızın ayrılmaz bir parçası olduğu için tam ve etkili bir iletişim yeteneği kişinin her yönü için temel oluşturur (2). İletişim kurma biçimlerini ise insanlar yaşantılar yoluyla öğrenmektedir. Bu öğrenme sürecinde iletişimi zenginleştiren ve geliştiren yollar kadar zayıflatan yollarda öğrenilmektedir (3). Doğumdan itibaren başlayan bu öğrenme geleneksel olarak aile, arkadaşlar ve okuldan gelen gözlemlerle sınırlıydı. Ancak toplumun geleceği olarak yetişmelerine özen gösterdiğimiz çocukların gelişmesi ve sosyalleşmesinde artık aile, arkadaş ve okulun yanı sıra televizyonun da etkin bir rolü vardır (4-6). Televizyonun en büyük tüketici kitlesi olan günümüz çocukları, günlük yaşamları içerisinde çok uzun süre televizyona bağlı kalmaktadırlar. Onlar, en iyimser olasılıkla 3-4 yaşından başlayarak 12 yaşına kadar günde ortalama en az 2 saat televizyon izlemektedirler. Televizyon en yıkıcı etkisini, etkiye en fazla açık durumda olan çocuklar üzerinde göstermekte ve bu etkiler onların davranışlarına, sözlerine ve oyunlarına yansımaktadır (4, 7-10). Televizyon ile ilgili bu etkiler konusunda kamuoyunun ve ailelerin en büyük endişelerinin; korku, şiddet, başarı düşüklüğü, yabancı kültürlerin etkisi, dil bozuklukları, davranış bozuklukları ve iletişim problemleri olduğu birçok araştırmada belirtilmiştir (10-15). Televizyon programları içerisinde ise çocukların en çok tercih ettikleri ve sevdikleri programlar çizgi dizilerdir. Bu yüzden de iyi hazırlanmış çizgi diziler çocuğun olumlu davranışlar ve iletişim becerileri kazanabilmesine katkıda bulunabileceği gibi pedagojik açıdan önemi olmayan çizgi diziler de çocuğun gelişimini olumsuz etkileyebilir. Çocukların çizgi dizilerde gördüğü olaylar duygularını dile getirmede bir aracı konumundadır. Bu olaylar çocukları çizgi dizi karakterleri ile özdeşleşmeye, günlük yaşantısında model almaya ve onlar gibi davranmaya yöneltmektedir (5, 8, 10, 16). 2 Son yıllarda, çeşitli yollarla izlenebilen kanal sayılarında ve program sayılarında hızlı bir artış gözlenmiştir. Bu kadar etkin bir hale gelen televizyonun çocuklar üzerindeki etkileri, üzerinde durulan ve durulması gereken önemli bir konudur. Çizgi dizi/filmler ile ilgili yapılan çalışmalar incelendiğinde daha çok çizgi dizi/filmlerdeki fiziksel şiddet ile ilgili çalışmaların (17-19) olduğu görülmekle beraber iletiler ile ilgili çalışmaların olduğu da görülmüştür. Ancak iletiler ile ilgili olan bu çalışmaların sadece argo, küfür ya da isim takmak ile ilgili iletileri kapsamakta (7, 14, 20) olduğu görülmüştür. Bu yüzden de çocuğun/bireyin her yönüne temel oluşturan iletişimin çocuk/bireyi en çok etkisi altına alan televizyondaki karakterlerin iletişimde bulunurken kullandığı iletilerin daha kapsamlı ve detaylı incelenmesine gerek vardır. Televizyon yayınları içerisinde ise çizgi dizilerin çocuklara daha fazla hitap ettiği düşünüldüğünde çizgi dizilerin içerikleri ve içerdikleri olumlu ve olumsuz iletişim şekilleri önem arz etmektedir. Bu doğrultuda hangi durumlarda hangi iletilerin kullanıldığını, bu iletilerin bireylerde ne gibi duygular yarattığı ve bireyleri karşısındakine karşı nasıl bir iletişim şekline yönlendirdiğinin ayrıntılı incelenmesi içinde nitel araştırmaya gerek vardır. Çalışmanın veri kaynağı olarak TRT Çocuk kanalının seçilmesinin nedeni hem ulusal kanal olma niteliği taşıması hem de yayın içeriklerinde iletişim engellerine yönelik unsurların yer almamasına yönelik maddelerin yer almasıdır. Türkiye Radyo Televizyon Kurumu Çocuk kanalında okul çağı çocuklara yönelik çizgi dizilerin seçilmesinin nedeni 6-12 yaşındaki çocukların televizyondaki karakterlerden etkilenmeleri açısından kritik dönem olmasıdır (21). 1.2. Amaç Televizyonun çocukların hayatı ve davranışları üzerinde olumlu ya da olumsuz önemli etkileri olduğu kanıtlanmıştır. Televizyon yayınları içerisinde ise çizgi dizilerin çocuklara daha fazla hitap ettiği düşünüldüğünde çizgi dizilerin içerdikleri olumlu ve olumsuz iletişim şekilleri önem kazanmaktadır. Bu bağlamda İletişim engelleri açısından çizgi dizilerin ne gibi iletişim engelleri içerdiğinin incelenip saptanması, yorumlanması ve gerekli durumlarda önerilerde bulunulması amacıyla bu çalışma yapılmıştır. Bu amaç doğrultusunda aşağıdaki sorulara cevap aranmıştır: 3 - İletişim engelleri daha çok “yetişkin-yetişkin”, “yetişkin-çocuk”, “çocuk- yetişkin”, “çocuk-çocuk” arasında mı görülmektedir? - 6-9 yaş ve 9-12 yaş grubuna yönelik çizgi dizilerde iletişim engelleri bakımından fark var mıdır? - İletişim engellerinden hangisi ne sıklıkta çizgi dizilerde yer almaktadır? 1.3. Varsayımlar Örnekleme alınan çizgi dizilerin 6-12 yaş grubu çocuklara yönelik hazırlandığı ve bu yaş grubu çizgi dizileri temsil ettiği varsayılmıştır. 1.4. Sınırlılıklar Bu çalışma, - TRT Çocuk kanalında yer alan 6-9 ve 9-12 yaş grubu çocuklara yönelik eğlence kategorisinde yer alan, - TRT tarafından Türk yapım şirketlerine TRT adına hazırlatılan, - Diyalog içeren, - En az 10 bölümden oluşan, - Amaçlı örnekleme yöntemi ile seçilen 5 çizgi dizi ve 60’ar dakikaya denk gelen yayınlar, - RTÜK verilerine göre çocukların en çok televizyon izlediği saat dilimlerindeki çizgi diziler, - İletişim engelleri bakımından incelenmiş olması, - Nitel araştırmanın doğası gereği sübjektif veriler sunulması sınırlılıklar arasında yer almaktadır. Sonuç olarak çalışmada okul çağı yaş grubu çocuklara yönelik çizgi dizlerde yer alan karakterler arasındaki iletişim engeli türleri ve bu iletişim engeli türlerinin içine giren iletilerin çizgi dizilerde yer alma durumu incelenmiş, yorumlanmış ve gerekli önerilerde bulunulmuştur. 4 2. GENEL BİLGİLER 2.1. İletişim İletişim insanın var olması ile birlikte ortaya çıkmış olan bir olgudur. İletişim, grupsal ve toplumsal süreçte temel olarak alınan olgulardan biridir. İletişim aracılığı ile insan, kişisel varlığını, diğer bireylerle ve toplumsal ilişkilerini sürdürür. İletişim simgelerini ve eylemlerini kullanma yeteneği olmayan bireyin toplumun dışına itilmesi, yalnız kalması kaçınılmazdır. İletişim olmaksızın insanın kendi ve toplumsal varlığını sürdürmesi olanaksızdır. İnsan kendini ve toplumunu üretebilmek için giriştiği etkinliklerde hem doğal hem de kendi yarattığı teknolojik araçları kullanır. Gelişen teknoloji bir yandan iletişimi kolaylaştırırken, diğer yandan karmaşıklaştırdığı dünyada iletişimi giderek zorlaştırmaktadır. Bu kullanımın olması, örgütlenmesi, yürütülmesi, tutulması, geliştirilmesi ve gerektiğinde değiştirilmesi ancak iletişimle gerçekleşebilir. Bu nedenle günümüzde iletişim, bir insanın teknik olarak bilmesi ve becerilerini geliştirmesi gereken bir araç olmuştur. İletişimin, insanın var oluşunu anlamlı kılan, kuşatan ve toplumsal/kültürel düzenin "olmazsa olmaz" bir unsuru olduğu üzerine düşünürler arasında yaygın bir uzlaşı söz konusudur. Ancak bu uzlaşı "İletişim nedir?" sorusuna yönelik herkesi tatmin edebilecek bir tanımda söz konusu değildir. Yazılı kaynakların taranması yöntemiyle yapılan bir araştırmada sözcüğün 4560 kullanımı derlenmiştir (22-26). 2.1.1. İletişimin Tanımı İletişimin net bir tanımı yapılmamakla beraber; İletişim, belirli araçlar kullanılarak, bilgi, düşünce ve tutumların karşılıklı aktarılmasıdır (24). Aziz (24)’in belirttiğine göre Berelson ve Steiner iletişimi bilginin, fikirlerin, duyguların, becerilerin vb.nin simgeler kullanılarak iletilmesi şeklinde tanımlar. İletişim, iki birim arasında birbiriyle ilişkili mesaj alış verişidir (27). İletişim, iletilerin (mesajların) vericilerini ve alıcılarını, zaman ve mekan içinde birleştiren bir etkinliktir, ancak sadece bir süreçten ibaret değildir (28). İletişim, yüz yüze konuşmadır, televizyondur, enformasyon yaymadır… kısacası iletiler aracılığıyla etkileşimdir (29). 5 İletişim, bilgi üretme, aktarma ve anlamlandırma sürecidir (30). Hargie (31)’e göre Hamilton iletişimi, insanların düşünce, fikir ve duygularını birbirleriyle anlaşılır yollarla paylaştığı süreç olarak tanımlar. Bulgu (20)’nun belirttiğine göre Oskay iletişimi, genel bir ileti ilişkisi olarak tanımlar. Bu ilişki sürecinde etkileşimden söz eder. Bu çift yönlü ileti akımının sonucu bireyler arasında ortak bir anlamın yaratıldığı ve bu ortak anlamında iletişime katılmayı ve paylaşmayı içerdiğini söyler. Bu yüzden de iletişimin tek yönlü bir etkinlikten çok çift yönlü bir nitelik olduğunu belirtir. Mutlu (32)’nun belirttiğine göre Garbner iletişimi, mesajlar aracılığı ile gerçekleşen toplumsal etkileşimler olarak tanımlar. Mesajları ise; bir kültürde paylaşılan bir anlama sahip biçimsel olarak kodlanmış, simgesel veya temsili olayların anlam yaratma amacı olduğunu belirtir. İletişim, ilişkinin kendisi değildir fakat ilişkinin var oluşunu belirleyen koşuldur yani; iletişim, ilişkinin ve anlamın ancak kendi bağlamı içinde var olur (23). Hartley İletişimi, eşlerin hareketlerini uyumlaştırmak zorunda oldukları ve nereye gidecekleri konusunda karşılıklı bir anlayış geliştirdikleri dans benzetmesi ile açıklar (33). Shahzad ve ark. (34)’ına göre Terry ve Franklin iletişimi, ortak anlayışı yazılı ve sözlü olarak aktaran çok önemli bir beceri ve her alanda başarı için önemli bir yetenek olarak tanımlamışlardır. İletişim, en doğru şekilde bilgi gönderme ve alma, iki tarafın da mesajı tam olarak anlaması ve bilgi alışverişini tamamlamasıdır. Shahzad ve ark. (34)’ın göre Johnson ve Johnson iletişimin, tüm insanların etkileşiminin temelini oluşturduğunu belirtmiştir. Tüm ortak hareketlerin etkili iletişim üzerine kurulu olduğunu ancak kişiler arası iletişimin kelime alışverişinden daha fazlasını içerdiğini, tüm davranışların başkaları tarafından bir iletişim şekli olarak algılanıp mesaja dönüştüğünü ve iki kişi arasındaki iletişim devam ettikçe de onların birbirleri üzerindeki algıları ve beklentilerinin etkilenmeye devam ettiğini belirtir. En genel anlamıyla iletişim bir gönderen, bir kanal, bir gönderi, bir alıcı, gönderen ile alıcı arasındaki ilişki, etki, iletişimin meydana geldiği ortam ve “gönderilerin” değindiği bir dizi şeyleri belirtir. Diğerlerine yönelik bir eylem, diğerleri ile etkileşim ve diğerlerine tepkidir (35). 6 İletişim ile ilgili yapılan tanımlamalar genel olarak değerlendirildiğinde “bir aktarımda bulunmak”, “anlamak” ve “anlaşılmak” olmak üzere üç temel öğe üzerinden tanımlandığını gözlemlemek mümkündür. İçeriği ne olursa olsun, her durumda var olan bir sorunu çözmek için insanların düşünce alışverişinde bulunmaları yani iletişim kurmaları gerekir. Uygarca konuşma ve tartışma becerisinin geliştirilmemiş olduğu bir toplumda, bir sorunu çözmek amacıyla başlatılan etkileşim, kısa sürede sürtüşme ve çatışmaya dönüşür. Böylece var olan problem çözülemeyeceği gibi soruna yenileri eklenir. Dünyanın birçok ülkesinde görülen kanlı çatışmaların kökeninde, bilinçsiz koşullar altında yaratılan sosyal ortamdaki iletişim düzensizliği yatar (27). Bireylerin çevreleriyle sağlıklı iletişim kurmaları ise temel iletişim becerilerine sahip olmalarına bağlıdır. İletişim becerileri, yardım etmeye özgü özel beceriler olmayıp günlük yaşantımızdaki ilişkilerimizde ihtiyaç duyduğumuz değişik becerilerin uzantılarıdır. Çevresindeki kişiler ile etkili iletişim kuramayan bireyler, çevresindekileri anlamakta ve onların problemlerine çözüm bulmalarına yardımcı olmada yeterli olamazlar (36). Bireyler çevreleriyle etkileşime girmek ve sağlıklı bir iletişim kurmak için temel iletişim becerilerini öğrenip kullanmalıdır. Birey bu temel iletişim becerilerini ve ihtiyaç duyduğu diğer iletişim yollarını da yaşamının ilk yılları olan çocukluktan itibaren, sosyal çevresinde görsel ve işitsel olarak algılayıp taklit yoluyla öğrenir (5, 33, 36). Aile çocuğun ilk sosyal deneyimlerini ve ilk eğitimini edindiği yerdir. Çocuğa yöneltilen davranış ve ona karşı takınılan tavır, bu ilk yaşantıların örülmesinde büyük önem taşır. Bu dönemde çocuk, sosyal bir birey olmayı öğrenirken, aynı zamanda en küçük ayrıntısına kadar kopya edeceği bir modele gereksinim duyar. Günümüzde ise çocuk, dünyaya geldiği andan itibaren, anne ve babasının yanı sıra televizyonla da iletişime girmektedir. Kitle iletişim araçlarının temel işlevi, bir yandan eğlendirirken öte yandan gerçeğe dayalı sorunlara çözümler getirebilmek, eğitmek ve toplumda belli değerlerin yerleşmesine yardımcı olmaktır. Yapılan araştırmalar sonucu, pek çok çocuğun TV başında geçirdikleri zamanın, sınıfta bulundukları süreye yaklaştığı saptanmıştır. Ancak bu iletişim tek yönlü olup, mesajlar televizyondan çocuğa doğru yönelmektedir. Böylelikle medya, özellikle gördüklerini taklit yoluyla öğrenen 7 çocuklar için, etkili bir öğretmen ve model rolü oynar. Televizyon, görsel ve işitsel özellikleri sayesinde birden çok duyu organına hitap ederek etkili bir öğrenme ve model oluş sağlayabilir (5, 37). 2.2. İletişimin öğeleri ve süreçleri 2.2.1. İletişimin öğeleri İletişim sürecinin 4 temel öğesi vardır. Bunlar: Kaynak (gönderici), hedef (alıcı), mesaj-ileti ve kanaldır (25, 28, 38). Aşağıda kişilerarası iletişim süreci ve bu iletişim sürecinin belirtilen öğeleri ve öğeler arasındaki ilişki etkileşimsel iletişim modeli ile şu şekilde açıklanmaktadır. Şekil 2.1 Etkileşimsel iletişim modeli (38). Kaynak ve Hedef: Kaynak; algılama, seçme, düşünme, yorumlama süreçlerinde ürettiği anlamlı iletileri simgeler aracılığı ile gönderir. Gönderilen bu mesaj karşıdaki kişiye yönelir ve karşıdaki kişi bu mesajı aldığı zaman hedef duruma geçer. Ancak hedef, kaynaktan gelen bu mesajı aldıktan sonra mesajı açar, yorumlar ve kendisi de bir mesaj üretir. Üretilen bu mesaj daha önce mesajı gönderen kaynağa gönderilir. İşte bu anda iletişim sürecinin başında kaynak olan kişi şimdi hedef olmuştur. İletişim devam ettikçe bu kaynak-hedef döngüsü sürer gider (25, 38). Mesaj-İleti: İletişim sürecinde hedefe iletilmek istenen her şey mesajdır. Mesaj, iletişim sürecinde kaynak ve hedef arasında gidip gelen anlamlardır. Kaynak tarafından oluşturulan kanal ile hedefe aktırılacak olan her türlü içeriğin (bilgi, duygu, düşünce) kodlanmış halidir (38, 39). Mesaj, kişilerin paylaşmak istediği her şeyi 8 somutlaştıran iletişim içeriği olarak düşünülebilir. Kısaca mesaj, kaynak birimdeki içeriğin, bir seçim sürecinden geçirilmiş ifadesidir (27, 31). Kanal: Kaynak ve hedef birimler arasında yer alan ve işaret haline dönüşmüş mesajın iletilmesine olanak sağlayan yola, geçide, kanal adı verilir (27). Fiske (29), Bu yolları kişilerarası iletişim için “Sunumsal Araçlar: Ses, yüz, beden; Temsili Araçlar: Yazılar, resimler, fotoğraflar vb; Mekanik Araçlar: Telefon, televizyon, radyo” şeklinde üçe ayırır. Ancak bu kategorilerin iç içe geçebileceğini de belirtir. 2.2.2. İletişimin Süreçleri İletişimin yukardaki dört temel öğesi arasındaki ilişkiyi sağlayan “Kod ve Kodlama, Kod Açma ve Yorumlama, Geribildirim-Dönüt ve Gürültü” olmak üzere dört temel süreci vardır. Kod ve Kodlama: Kod, bir kültür ya da alt kültürün üyelerinin paylaştığı bir anlam sistemidir. Mesajın işaret haline dönüşmesinde kullanılan simgeler ve bunlar arasındaki ilişkileri düzenleyen kurallardır. Belirli bir kültürel uzlaşıya dayanan bir anlam sistemi olan kodlar, insanların anlamlı bilgileri ya da mesajları almasını ve göndermesini sağlar (29, 31, 39). Kodlama ise mesajın içeriğinin kod simgelerine dönüştürülmesidir. Bir mesaj sözel işaretlere dönüştürülebileceği gibi davranışsal işaretlere de dönüştürülebilir (38). Kod Açma ve Yorumlama: Kaynak mesajı gönderirken nasıl daha önce edindiği bilgileri kullanıyor, bunları kendi amaçlarına, değer yargılarına ve inançlarına göre yorumluyorsa, hedef de aynı şekilde bir davranış gösterir. Kod açımı gelen mesajın alınması iken yorumlama mesajın içeriğinden öte, kişinin mesajı gönderen ile olan ilişkisi ve ona ilişkin algılarına bağlı olarak kendi fenomenolojik alanında üretmiş olduğu bir anlamdır (38, 40). Geribildirim-Dönüt: Geribildirim veya dönüt iletişim sürecinin son aşamasıdır. Kaynağın gönderdiği mesaja karşılık hedef kitlenin verdiği cevap olarak tanımlanabilir (39). Kaynağın hedefe gönderdiği mesajların alınıp alınmadığını, alındıysa anlaşılıp anlaşılmadığını ya da ne kadar anlaşıldığını gösterir (40). Bu şekilde kaynak istenen etkiyi elde edip etmediğini görür, sonraki mesajlarını ona göre uyarlayıp düzenleyebilir. Dolayısıyla geribildirim, başarılı sosyal sonuçlar için hayati öneme sahiptir (31). 9 Gürültü: İletişimde “Gürültü” kavramı, iletişimsel eylemin başarıya müdahalesi anlamına gelir. Gürültü kavramıyla sadece fiziksel gürültü akla gelmemelidir (31, 40). Kaynak tarafından aktarılmadığı halde alınan tüm iletileri ya da niyet edilen iletinin doğru biçimde yeniden kodlanmasını güçleştiren her şeydir (29). 2.2.3. İletişim Sürecinin İşleyişi Her birey ya da grubun sahip olduğu farklı düşünceler vardır. Onlar bu düşüncelerini diğer bireylere ya da gruplara iletme gereksinimi duyarlar. Birey ve gruplar bunu ise ancak iletişim kurarak yapabilirler. İletişimin kurulabilmesi için de yukarıda değinildiği gibi bazı öğeler ve bu öğeler arasındaki ilişkiyi kuran süreçler vardır. Bu öğe ve süreçler dikkate alınarak iletişim süreci şu şekilde özetlenebilir: Belli bir kültür içinde, kendilerine özgü kişisel yaşam alanları olan iki insandan biri (kaynak) bir mesajı belirli bir işaretler sistemi ile kodlar ve kodlanan mesajı belirli bir yol/araç (kanal) ile karşısındaki kişiye gönderir. Karşıdaki kişi (alıcı) duyu organları yolu ile gelen mesajı alır ve kodlanmış olan mesajın çözümünü yapar (kod açma). Ardından psikolojik yaşanmışlıklarına göre bunu yorumlayarak bir anlam oluşturur. Ardından kendisi bir mesaj oluşturur ve oluşturmuş olduğu mesajı kaynağa geri gönderir. Gönderilen bu mesaj aynı zamanda kaynak için bir geribildirimdir. Kaynak kişi bu durumda alıcı konumundadır. Kişilerden mesaj gönderildikçe kaynak ve hedef rolü değişir. Kişiler arasında oluşan bu iletişim süreci karşılıklı evirilerek sürer (38, 40). İletişim sürecini özetleyecek olursak, en az iki kişinin bulunduğu, devamlı ve dinamik bir olay dizisiyle karşılıklı kararlılık sistemi içinde kişilerin birbirini etkilemesi ve birbirinden etkilenmesidir. Her biri aynı zamanda süreç içinde birbirini algılar, neler olup bittiğini anlar, tepki verme kararı alır ve ona göre tepki verir (22, 31). 2.3. İletişim Modelleri Her bilim dalı, incelemiş olduğu gerçekliği herkesin anlayabileceği şekilde basitçe açıklamak için çeşitli model ve modellemelere başvurur. Model, gerçekliğin grafik ile basitleştirilen bir tanımlamasıdır. Bir model herhangi bir yapı ve sürecin temel öğelerini ve bu öğeler arasındaki ilişkiyi ve süreçleri gösterir (38). 10 İletişim alanında araştırma yapma arzusunun temelinde eğitim, propaganda, telekomünikasyon, reklam, kamu ve halkla ilişkiler alanlarının verimliliğini, etkilerini arttırma ve sınama isteği yatar. İletişim alanındaki araştırma çalışmaları pratik kaygılarla başlamış, psikoloji ve sosyolojideki gelişmelerle beslenmiştir. II. Dünya savaşı sonrasına kadar iletişim alanında önemli bir gelişme olmamıştır. 1950’ler model oluşturma çalışmalarının verimli olduğu, geliştirilen modellerle iletişim çalışmalarında birlik sağlama ve büyüme arayışının görüldüğü yıllardır (35, 41). Kişilerarası iletişime olan yönelimin ise 1960’lardan sonra başladığı ve ilgili kuram ve modellerin çoğunun kitle iletişim modellerini temel alarak oluşturulduğu söylenebilir. Kişilerarası iletişim kavramını açıklamaya çalışan modeller içerdikleri yaklaşımlar yönünden üç ana başlık altında özetlenebilir: - Tek yönlü (çizgisel) iletim odaklı modeller, - Karşılıklı iletim odaklı modeller - Etkileşim odaklı modeller (42). Bu başlıklar altındaki bütün modelleri burada açıklamak mümkün görünmemektedir. Yukarıdaki sınıflamalar baz alınarak her bir model sınıflamasından birer örnek aşağıda verilmiştir. 2.3.1 Tek Yönlü (Çizgisel) İletim Odaklı Modeller Bu gruba Lasswell Modeli örnek verilebilir. Amerikalı siyaset bilimci Harold D. Lasswell yazdığı bir makaleye iletişim araştırmasının belki de en bilinen tümcesiyle başladı: “Kim?-Ne söyler?-Hangi kanal ile?-Kime?-Ne gibi bir etki ile”. Bu tümce o günden beri Lasswell formülü olarak bilinmekte ve anılmaktadır. Modele dönüştürüldüğünde aşağıdaki gibi bir model ortaya çıkar. Şekil 2.2. İletişim sürecinin öğelerini gösteren Lasswell formülü (35). Lasswell Formülü ilk dönem iletişim modellerinin tipik bir özelliğini göstermektedir. Buna göre iletişim, iletilerin aktarımıdır. Anlam yerine “etki” Kim? Alıcı Ne Söyler? Gönderi Hangi kanal ile? Araç Kime? Alıcı Ne gibi bir etki ile Etki 11 sorununu gündeme getirir. Öğelerin birinin değişmesi etkiyi değiştirir. Kaynağın hedefi etkilemek amacında olduğu kabul edilir ve iletişimin ikna etmeye yönelik bir süreç olduğu sonucuna varılır (29, 35). 2.3.2. Karşılıklı İletim Odaklı Modeller Bu gruba Osgood ve Schram’ın dairesel modeli örnek verilebilir. Yukarıda da belirtildiği gibi, bir iletinin kaynak tarafından formüle edilip ve alıcıya gönderildiği temelde doğrusal bir süreç olan önceki iletişim modeli, dinamik etkileşim sürecin değişen ve gelişen doğasını vurgulayan daha işlemsel bir kavramlaştırmaya yerini bırakmıştır. İletişimde bulunanlar, karşılıklı etki sisteminde sürekli olarak birbirlerini etkiliyor ve birbirlerinden etkileniyor (43). Şekil 2.3. Osgood ve Schramm’ın dairesel modeli (35). Bu modelde alıcı ve kaynak sabit değildir. Roller sürekli değişmekte, bir kişi mesajı kodlayarak göndermekte, alıcı bunu açımlamakta ve yorumlamakta, kendisi de bir mesaj oluşturarak kaynağa göndermektedir. İletişim bir tek yönlü olmayıp bir yerde bitmemekte, dairesel olarak devam etmektedir (35, 38). 2.3.3 Etkileşim Odaklı Modeller Dairesel Model’in kimi yetersizliklerini tartışan Dance (1967), iletişimin başladığı noktaya tam bir daire oluşturarak geri dönemeyeceğini ileri sürerek, sürekli genişleyen ortak iletişimin alanını ve iletişimin devingenliğini gösteren sarmal model’i geliştirir (42). Gönderi Açımlayıcı Yorumlayıcı Kodlayıcı Gönderi Kodlayıcı Yorumlayıcı Açımlayıcı 12 Şekil 2.4. Dance’ın sarmal iletişim modeli (38). Etkileşim odaklı modellerin öncüsü sayılan bu modele göre, iletişim süreci tüm toplumsal süreçler gibi değişime uğrayan öğeler, ilişkiler ve çevreleri içermektedir. Bu yüzden iletişimin asla başladığı yere dairesel olarak geri gelemeyeceğini söyler, iletişimin ileriye dönük ve dinamik bir süreç olduğunu belirtir (38, 42). Kişilerarası iletişim kavramı da bu çerçevede güncel bir yaklaşım da, “kişilerin karşılıklı olarak anlam yaratmaları, bu anlamları paylaşmaları, birbirleriyle ilgili bilgi edinmeleri ve ilişki kurmalar süreci..” olarak yeniden tanımlanabilir (42). 2.4. İletişimin Sınıflandırılması İletişim, nitelikleri bakımından birçok etkene göre sınıflandırılabilir. Yapılan sınıflandırmalar bazen sınıflandırmayı yapanın amacına göre değişse de genel hatları ile iletişimin sınıflandırması aşağıdaki gibidir (25, 38, 40). 2.4.1. Etkilerine Göre İletişim Olumlu İletişim: İletişimde bulunmuş kişilerde olumlu etkiler bırakma amacını taşır. İletişimin sonunda katılımcılar gereksinimlerini karşılamış, değer verildikleri, anlaşıldıkları ve takdir edildikleri hislerini yaşamışlarsa bu iletişimin olumlu bir iletişim olduğu söylenebilir. Olumsuz İletişim: İletişimde bulunanlar üzerinde olumsuz etkileri olan ve olumlu duygular yaşamadıkları bir iletişimdir. 13 2.4.2. İlişki Sistemlerine Göre İletişim Kişi-içi İletişim: Kaynak ve hedefin aynı kişi olduğu durumdur. Kişinin kendisiyle kurduğu çoğunlukla zihinsel bir süreçtir. Bu süreçte insanlar kendilerini sorgular, sorular sorar ve cevaplar verirler. Bu iletişim sayesinde insanlar diğer bireylerle kuracağı iletişimin alt yapısını oluşturur. İnsan, kişi içi iletişimle kendi iç dünyasına yönelmeyi, kendini tanımayı ve anlamayı gerçekleştirir. Kişiler Arası İletişim: İki veya daha fazla kişi arasında gerçekleşen iletişimdir. Kişiler arasındaki bilgi, duygu, düşünce ve yaşantıların paylaşım sürecini kapsar. Grup-içi İletişim: İki veya daha fazla kişinin birbirlerinden etkilendikleri ve birbirlerini etkiledikleri bir sistemdir. Bu sistemin içerisinde gruplar kişilerin ortak bazı temel sosyal ve psikolojik gereksinimlerini karşılar. Ortak gereksinimler aynı zamanda bu gereksinimlerin karşılanması için benzer davranış örüntülerinin sergilenmesini gerekli kılar. Kitle İletişimi: Belirli bir kaynaktan birtakım bilgilerin bazı amaçlar doğrultusunda televizyon, gazete, sinema… gibi iletişim araçları ile toplumun hepsine olmasa bile büyük bir çoğunluğuna tek yönlü iletimi olarak düşünülebilir. Kitle iletişiminin haber ve bilgi sağlama, kişilerin toplumsallaşmasına katkıda bulunma, toplumu belirli amaçlar güdüleme, eğitime ve kültürün gelişimine katkıda bulunma, eğlendirme ve bireyler/gruplar arasında toplumsal bütünleşmeye katkıda bulunma gibi fonksiyonları vardır. 2.4.3. Yönüne (yapısına) Göre İletişim Yatay İletişim: Benzer pozisyon ve düzeylerdeki kişiler arası iletişim şeklidir. Öğretmen-öğretmen, çocuk-çocuk veya bir işyerindeki işçilerin kendi aralarındaki iletişimleri örnek olarak gösterilebilir. Dikey İletişim: Daha çok resmi gruplarda ast-üst iletişimi olarak bilinir. Aşağıdan-yukarıya veya yukarıdan aşağıya doğru bir iletimi ifade eder. 14 2.4.4. Yönüne ve ya Kullanılan Araçlara Göre İletişim Tek Yönlü İletişim ( Görsel-işitsel, kitle iletişimi…): Bu iletişimde belirli bir kaynaktan hedefe doğru bir ileti akışı vardır. Hedef sadece bu iletileri alır. Kendisi iletilere yanıt olarak bir ileti üretemez ve gönderemez. Dolayısıyla sürece katılamaz. Çift Yönlü İletişim (Dokunma, telekomünikasyon…): En az iki kişi arasındaki bilgi, duygu ve düşünce alışverişidir. Karşılıklıdır ve katılanların tümü aktif olarak sürece dâhil olur. 2.4.5. Kullanılan Kodlara Göre İletişim Sözlü İletişim: Sözlü iletişimde mesajlar, üzerinde anlaşılmış bir semboller sistemi olan dil ve o dile özgü sesler ve sözcüklerle kodlanmıştır. Sözlü iletişim sese, konuşmaya ve dinlemeye dayalı bir iletişimdir. Yazılı İletişim: Yazılı iletişim de sözlü iletişim gibi mesajlar ve sözcüklerle kodlanmıştır. Ancak yazılı iletişim ses ve konuşma formatında değil de yazma formatında sunulmaktadır. Sözsüz iletişim: Bu iletişim türünde mesajlar işaret, resim, hareket vb. olabilir. Beden ve çeşitli bedensel yapılar ve bu bedensel yapılara organlar ve bunların hareketleri sözsüz iletişimin kod sistemleridir. 2.4.6. Zaman ve Mekân Boyutuna Göre İletişim Yüz Yüze İletişim: İletişimde bulunan bireylerin aynı mekânı paylaştıkları, iletişim kurmak için araya başka herhangi bir araç koymadıkları iletişimdir. Uzaktan İletişim: Aynı fiziksel mekânı paylaşmayan bireylerin, çeşitli araç- gereçler aracılığıyla kurmuş oldukları iletişimdir. 2.5. İletişim ve Çocuk İletişim, doğumla birlikte, hatta onun da öncesinde başlayan kaçınılmaz bir olgudur. Bu nedenle çevremizde gördüğümüz, görebildiğimiz, duyduğumuz ve duyabildiğimiz hemen her şey, “çocuk ve iletişim” olgusunu devindirmektedir. Doğuştan her dili kullanabilecek, hemen her dildeki tüm sesleri çıkarabilecek şekilde zengin bir dil edinme yetisi ile dünyaya gelen çocuk, daha sonra yalnızca içinde 15 bulunduğu toplumun çıkardığı seslere yönelir (44). Çocuğun ilk yıllarda işittiği sözcükleri tekrarlamayı, hece ve sesleri taklit etmeyi sevdiği bilinir (45). Aynı zamanda çocuk, gördüklerinden ve duyduklarından çıkardığı anlamları değerlendirerek bunları modellemeye çalışır, bunlardan edindiği bilgileri de oyun durumuna getirir ve yaşamına geçirir (44-45). 7-8 yaşlarına kadar işbirliği yapma ihtiyacı belirir ve çocuklar arasında geçen gerçek diyaloglar başlar (45). Yaş büyüdükçe çocuk çevresini ve anlayışını iletişimle genişletmeye çalışır. Büyüyen yaş ve gelişen dil becerileri ile 12 yaşına kadar içinde bulunduğu ortamda konuşulan dili edinip yaşamına katar. Sözsüz dil yapısı içinde ise çocuk, yüz ifadelerini ve belli bedensel ifade biçimlerini de çevresinde gördüğü gibi edinip uygular. Çocuk kısa sürede, duyduklarından ve gördüklerinden zihninde kalan olumlu ya da olumsuz etkilenmeler ile oluşmuş bir dünya kurar (44). Çocuklar edindiği olumlu ya da olumsuz etkilenmeler sonucu ihtiyaçlarını karşılamak için değişik iletişim şekilleri kullanır ve ona göre davranış örüntülerini oluşturur. Şöyle ki bazı çocuklar çevreleriyle ilişkilerinde ihtiyaçlarını karşılamak için saldırma, daha açık deyimle başkalarını kırma, küçük görme ve dikkate almama eğilimi gösterirken bazıları ise çok çekingen davranırlar. Çekingenler amaçlarına ulaşamayıp, ihtiyaçlarını karşılamakta güçlük çekerler. Bu nedenle de çoğu kez ya eksiklik kaygısına kapılır ya da etrafındakilere öfke ve kin duyma eğiliminde olurlar (22). Her toplumda iletişim becerileri yetersiz olan çocuklara/bireylere rastlamak mümkündür. İnsanların bazıları aşırı derecede çekingen, bazıları ise aşırı derecede saldırgan eğilim içinde bulunmaktadır. İnsanların aşırı derecede çekingen ve saldırgan olmalarının temelinde, nerede nasıl bir iletişim kuracaklarını bilememelerinin olduğu söylenmektedir (22). Çocuğun dış dünyayı algılamak için kullanabileceği en gelişmiş duyu organları gözleri ve kulaklardır. Dış dünyadaki olayları daha çok görme ve işitme duyusu ile algılamaktadırlar. Bu nedenle çocuklar daha çok gördükleri ve duyduklarını taklit ederek öğrenir. Televizyon ise görüntülü iletilerle hem görme hem de işitme duyu organlarına hitap eder (46). Günümüzün yetişkin ve çocukları için en etkili iletişim araçlarından biri televizyondur. Televizyon ise bu gücünü, sözeli görüntü ile desteklemesinden, 16 düşünceden önce duygulara hitap etmesinden elde etmektedir. “Gün içinde çocuk/birey yaklaşık 3-4 saatini bu tarz bir mesaj bombardımanına ayırınca doğal olarak çocuğun/bireyin nasıl davranacağına, neyi seçeceğine etki eden bir otorite olma hakkı televizyona verilmiş olur (46). Hem içinde bulunulan iletişim ortamları hem de bireysel ve toplumsal iletişim biçimleri açısından, çocukların bir yandan iletişimin dinamiklerini etkileyen ve giderek yönlendiren bir konuma oturtulduğunu, diğer yandan ise çevrelerine duvarlar ören iletişim kalıplarıyla giderek edilgenleştirilmeye çalışıldığını görmekteyiz (44). 2.6. İletişim Becerileri Günümüzde bireylerin deneyimlediği kişilerarası ilişkiler en yaygın sorunlardandır. Kişilerarası ilişkilerde karşılaşılan sorunlar bireyleri oldukça derinden etkilemekte ve bunlar hayatlarının en önemli konularından biri olarak karşımıza çıkmaktadır (47). Bütün kişilerarası ilişkiler iletişime dayalı olarak gerçekleştiği gibi kişilerarası sorunların çoğu da iletişime dayanmaktadır (3). İletişimin kalitesi, kişilerarası ilişkilerin kalitesini doğrudan etkilemektedir. Kişilerarası ilişkilerin kalitesini ise çoğunlukla kişilerin kendilerini nasıl hissettikleri belirler. İletişimin kaliteli olması, kişiler için ilişkilerin derin, anlamlı ve doyurucu olmasını sağlarken iletişimin kalitesiz olması ise anlaşılamama duygusu veya istenmeyen yalnızlıktan başlayarak, çok daha derin sorunlara kadar gidebilen bir sıkıntı kaynağı olmaktadır. İnsanlar kendilerini ifade etme, anlaşılma ve başkalarını anlama gibi gereksinimlerini farklı iletişim kurma yollarına başvurarak doyurmaya çalışırlar. Kullanılan bu iletişim kurma yolları ise kişilerarası ilişkilerin etkinliğini arttırıcı veya azaltıcı olabilmektedir (3). İletişimin daha kaliteli olmasını sağlayan becerileri Gordon “kabul tepkileri, basit kapı aralayıcıları, etkin dinleme, pasif dinleme, empatik dinleme, konuşmaya çağrı, ben dilini kullanma” olarak adlandırmakta ve bu becerilerin iletişimi kolaylaştırdığını belirtmektedir (48). Rogers iletişimi kaliteli kılan temel iletişim becerilerini “empati, saygı, etkin dinleme, maske takmamak” olarak belirtir (49). Hartley kişilerarası iletişimi arttırıcı ve doyurucu iletişim becerilerini “sözlü olmayan iletişim, destekleme, soru sorma, yansıtma, açılış ve kapanış, açıklama, dinleme ve kendini açma” şeklinde belirtir (33). En geniş şekli ile iletişim becerileri; “kendini 17 açma”, “sosyal maskelerle iletişime girmeme”, “etkili dinleme”, “sözel olmayan iletişimi etkili bir biçimde kullanma” , “içeriği yansıtma”, “duyguları yansıtma”, “empatiyi, saygıyı, somutluğu ve saydamlığı etkili bir biçimde kullanabilme”, “iletişimde ‘ben dili’ni kullanarak kişiye ait olan duygu, düşünce ya da davranışların sorumluluğunu alıp, başkasına o sorumluluğu vermeme bilincine sahip olabilme” , “atılgan bir biçimde davranarak başkalarını küçük görmeden, onların haklarını yadsımadan kişinin kendi haklarını koruyabilme”, “etkili bir biçimde soru sorabilme”, “mesajını açık ve tam olarak iletebilme” şeklinde ifade edilebilir (50). Bu sınıflandırmalara göre en temel iletişim becerileri olarak düşünülen empati, etkin dinleme, saygı, maske takmamak, ben dili, kendini açma becerileri aşağıda açıklanmıştır. 2.6.1. Empati Bir iletişim becerisi olarak empati, kişinin kendisini karşısındaki kişinin yerine koyarak, onun fenomenolojik dünyasına girerek, olaylara onun bakış açısıyla bakması, o kişinin duygularını ve düşüncelerini doğru olarak anlaması, hissetmesi ve bu durumu ona iletmesi sürecidir (49). Kendisini karşısındaki kişinin yerine koyarak düşünmeye çalışma, onu anlama, duygularını hissetme olarak tanımlanan empati iletişimin daha nitelikli gerçekleşmesine yardımcı olur (51). Bir kişinin empati kurmuş sayılması için, karşısındaki kişinin duygularını ve düşüncelerini doğru olarak anlaması gerekir. Karşısındakinin yalnızca duygularını ya da yalnızca düşüncelerini anlamış olması empati kurmuş sayılması için yeterli değildir (30). Empati becerisi gelişmiş olan bir kişi, kendisini diğerlerinin yerine daha rahat koyabilir, onların duygularını daha rahat hissedebilir ve anlayabilir. Böylece kişi benmerkezcilikten uzaklaşır, insanlara yardım etme isteği gelişir ve bundan dolayı da çevresindekilere yönelik olumsuz davranışlar sergilemek yerine, onlarla daha işbirlikçi ve dostça ilişkiler içinde olur. Empatik davranış, bireyin çevresine karşı saldırgan, kırıcı, fiziksel güç kullanıcı, alay edici, küçük düşürücü, onur kırıcı, dışlayıcı davranışlardan uzak olmasını sağlar (52). 2.6.2. Etkin Dinleme Etkin dinleme sırasında alıcı gönderenin duygularını veya gönderdiği mesajla ne anlatmaya çalıştığını anlamaya çalışır. Daha sonra mesajdan ne anlamışsa tekrar 18 ifade eder. Böylece konuşan, dinleyenin ne anladığını öğrenir ve karşısındaki kişi ile bir diyaloğa girerek anlamlı bir iletişim kurar. Etkin dinleme kişilerin tam olarak ne hissettiklerini anlamalarına yardımcı olur. Duygularını ifade ettikten sonra da canını sıkan duygu ve hislerden kurtulur. Anlaşılma ve anlamanın verdiği tatmin edici duygu ile kişiler arasında yakınlık, ilgi ve sevginin gelişmesini sağlar (36, 53). 2.6.3. Saygı Etkili ve anlamlı bir iletişim kurabilmek için kişinin hem kendisine hem de karşısındakine saygı duyması gerekir. Kişinin kendisine saygı duyması, olumlu ve olumsuz özelliklerini daha iyi görebilmesini, kendini kabul edebilmesini, daha az savunucu olmasını sağlarken karşısındakine saygı duyması ise karşısındaki insanı daha kolay kabul edebilmesini sağlar (38). 2.6.4. Maske Takmamak Başkaları ile ilişki kurarken dikkatli olmaya ve kendini korumaya herkes ihtiyaç duyar. Ancak bazı insanlar her zaman maske takarken bazı insanlar buna daha az ihtiyaç duyar. Özgüveni olan insanlar genelde daha az maske takarlar (36). İnsanların sosyal maskeler takarak iletişim kurmalarının en önemli sebebi başkaları tarafından kabul edilme isteğidir. Kabul görme isteği nedeniyle maske takan bir kişi kendisi ile hiç ilgisi olamayan davranışlar gösterebilir. Bu durum kişilerin birbirlerini yanlış tanımalarına sebep olur. Bu da hem kişinin kendisini hem de karşısındakileri mutsuz eder. Zamanla da sorun ve çatışmalar yaşanacağı için iletişim bozulur. Ancak maske takmadan, saydam bir biçimde davranmak karşıdaki kişiler tarafından daha kolay, çabuk ve doğru anlaşılmayı sağlar (38). 2.6.5. Ben Dili Ben dili, kişinin düşünce, his veya bireysel olarak yaşadığı diğer deneyimlerini tanımlayan ifadelerdir. Ben dili öznel reaksiyonları, fikirleri, beklentileri, umutları, inançları ve benzeri şeyleri tanımlamak için kullanılabilir. Ben dili ile yapılan iletişimde duygular veya tepkiler konuşmayı yapan bireyin kendisine ait olur. Böylece açıklama yapan kişi içindeki duygu ve endişeleri fark eder. Bu sayede kişi duygu, düşünce ve reaksiyonlarını doğru bir şekilde ifade ederken aynı zamanda ben dili, 19 kişiler arası ilişkilerde bir "sorunu” ortaya çıkarmayı sağlar. Ben dili sen dilinden farklıdır. Sen dili, bir düşüncenin, duygunun ve problemin karşısındakinden kaynaklı olduğunu tanımlayan ifadelerden oluşurken ben dili ifadelerinde ise kişi kendisi ile ilgili etkiyi ifade eder. Ben dili ifadeleri sen dili ifadelerine göre daha az direniş, isyan ve kışkırtma yaratan, daha az tehditkar ifadelerdir. Ben dili kişilerin kendi davranışları için sorumluluk almayı öğrenmelerine yardımcı olur ve kişileri benzer mesajlar göndermeye yönlendirir. Ayrıca ben dili ifadeleri kişiden ziyade problem odaklıdır (54). 2.6.6. Kendini Açma Kendini açma, insanın sözlü olarak kendini başkalarına tanıtma süreci olarak tanımlanabilir. Kendini açma, ilişkileri başlatmak için kullanılır ve tüm ilişkilerin ayrılmaz bir parçasını oluşturur. Bireyler için kişisel olarak kendilerini açıklamak ve birilerine anlatmak önemlidir. Bu yüzden insan ilişkileri her zaman açık değildir. İlk etkileşimde, insanlar isimleri, memleketleri, hobileri vb. özelliklerini açığa çıkarır. Kendini açma daha çok samimi ilişkilerin belirleyici özelliklerinden biridir. Birbirleriyle kişisel, nispeten gizli bilgi paylaşmayan iki insanın birbiriyle samimi olduğu söylenemez. Kendini açma, ilişkinin ilerlemesinde önemli bir işleve sahiptir. Kendini açma olmadan bir ilişkiyi başlatamaz, geliştiremez veya sürdüremeyiz. Kendini açma, kişinin kendisi ile ilgili bilgileri ortaya koyması, başkalarıyla olan ilişkilerini başlatmaya ve geliştirmeye çalışırken kişiye yardımcı olur. Ancak bazı durumlarda kendini açma, bireyler ve ilişkiler için problem yaratabilir. Başkalarına tam olarak ne hissettiğimizi söylediğimizde bize karşı bunu kullanıp acımasız davranabilir ve aramızdaki güven bağını kırabilirler. Bazen kendini açmaya çalışmak, benlik konusunda damgalayacak bilgilerin ortaya çıkması gibi ciddi sonuçları doğurabilir. Bu nedenle bireylerin açıklamalarını nerede, ne zaman ve nasıl düzenleyeceğini bilmesi önemlidir (55). 2.7. İletişim Engelleri İnsanın iletişimi yalnızca anlaşma sağlayan değil, bazen sorunlar yaratan daha doğrusu insanlar arası ilişkilerde var olan sorunları pekiştiren bir olgu da olabilir (25). İletişim kurma biçimleri yaşantılar yoluyla öğrenilmektedir. Bu öğrenme sürecinde 20 iletişimi zenginleştiren ve geliştiren yollar kadar zayıflatan ve zehirleyen yollar da öğrenilebilmektedir (3). Bunun için de iletişim engellerinin neler olduğunu ve ne zaman engel olduğunu tanımlamak/bilmek gerekir. Thomas Gordon’un da belirttiği gibi iletişim engelleri her zaman için (herhangi bir sorun yokken) iletişim engeli olmayabilir. Ancak çocuk/birey bir sorun yaşadığında, yani başı dertte olduğunda, kendisini hayal kırıklığına uğramış, korkmuş, kafası karışık, mutsuz ya da isteği yerine getirilmemiş hissettiğinde anne-babanın ya da iletişimde olduğu bireyin verdiği tipik sözlü yanıtlar, iletişim engeli olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu tür zamanlarda gerçeklerden bahsetmek ya da bilgi vermek iletişimin devamlılığını engelleyebilir, direnç yaratabilir ve çocuğun/bireyin sorunu çözme sürecini sekteye uğratabilir (48). Gordon’a göre iletişim engelleri şu 3 ana başlık altında toplanabilir; 2.7.1. Çözüm İletileri Çözüm iletileri, bireylere tam olarak davranışlarını nasıl değiştireceklerini, ne yapmaları gerektiğini, ne yaparlarsa daha iyi olacağını ya da ne yapabileceklerini gösterir (56). Yani bu tarz tepkiler karşınızdaki kişiye sizin çözümünüzü iletir. Onun ne yapacağına siz karar verirsiniz, denetim sizdedir. Onu işin dışında tutarsınız (48). Çoğu kişi çözüm iletilerini, kendi gereksinimlerini kısa yoldan gidermek için kullanır. Ancak çözüm iletileri genel olarak değişim yolunda istekten ziyade direnç oluşturur. Çözüm iletileri, bireyin, karşısındaki ile ilgili o anki düşüncelerini iletmez. Fakat çözüm iletilerini alan kişiler çözüm iletisi gönderene karşı çok olumsuz düşünceler oluşur (48, 53, 56). Bu tarz iletilerin 5 değişik türü vardır. 1. Emir vermek, yönetmek, talep etmek: “Eğer sen benim oğlumsan okulu bırakmayacaksın, buna izin vermeyeceğim.” Bu iletiler kişinin duygularının önemsiz olduğu mesajını verir. Kişi diğer kişinin istediğini yapma zorunluluğunu hisseder. 2. Uyarmak, tehdit etmek: “Okulu bırakırsan benden beş kuruş bekleme.” Bu iletiler de emir verme ve yönlendirmeye benzer; oldukları gibi kabul edilmediklerini hissettirir aynı zamanda çocuğu korkak ve uysal yapabilir. 3. Ahlak dersi vermek, öğüt vermek: “Öğrenmek, insanın elde edebileceği en büyük nimettir.” Bu tür ilişkilerde otoritenin ve zorunlulukların gücü kişiye karşı kullanılır. “Yapmalısın, etmelisin” mesajlarını iletir ve bireyi karşı koymaya zorlar. 21 4. Akıl vermek ve öneri ya da çözüm sunmak: “Neden ödevini yapmak için kendine bir program hazırlamıyorsun.” Kendi sorunlarını çözmelerinde güvenilmediklerini hissettirir ve çocuğa aşağılık duygusu yaşatabilir. 5. Öğretme, nutuk çekme, gerekçeleri anlatma: “Bir üniversite mezunu, bir lise mezunundan yüzde 50 daha fazla kazanıyor.” Mantıklı düşünceler önerme kişinin mantıksız ve bilgisiz olduğuna dair mesaj iletir. 2.7.2. Bastırıcı/Engelleyici İletiler Olumsuz iletilerin en kötü ve zarar verici olan iletilerdendir. Bu iletiler çocuğu/bireyi küçümser, kişiliğini sorgular, öz imgesini zedeler. Bu tarz iletiler suçlama, yargılama, eleştirme, utandırma, değerlendirme ve alaycılık taşır. Bu iletilerde çocukta/bireyde sorun yaratma isteği doğurur. Bastırıcı iletilerde çocuk/birey şu gizli mesajı duyar gibidir: “sende bir sorun var, yoksa bu olayı yaratmazdın.” Böyle bir ileti ile çocuk/birey, bu iletiyi gönderene karşı saldırı gibi davranışlara iter (48, 56). Temel mesaj istenmeyen davranışa değil çocuğun/bireyin kişiliğine-benlik saygısına yöneliktir (57). 1. Yargılamak, eleştirmek, suçlamak: “İleriyi göremiyorsun ve düşüncelerin henüz yeterince olgunlaşmamış.” Bu iletiler kişi üzerinde diğerlerinden daha fazla olumsuz etki yapar. Bu değerlendirmeler kişinin kendisini yetersiz ve değersiz hissetmesine sebep olur. Çocuğun benlik kavramı ebeveyninin yargı ve değerlendirmesi ile şekillenir. 2. Övmek, pohpohlamak: “Sen hep umut vadeden, iyi bir öğrenci oldun.” Kişinin öz imgesine uymayan değerlendirmelerin yapılması alınganlık ve öfke yaratır. 3. İsim takmak, alay etmek: “Tıpkı bir "hippi" gibi konuşuyorsun.” Çocuğun benlik imajı üzerinde yıkıcı etkisi olabilir. Kişiye olduğu gibi kabul edilmediğini hissettirir ve kendisini kötü hissetmesine sebep olur. 4. Yorumlamak, tahlil yapmak: “Okulu sevmiyorsun çünkü herhangi bir çaba harcamıyorsun.” Bu durum kişinin kendi duygularını ifade etmesini engeller. 5. Güven vermek, duygularını paylaşmak: “Hislerini anlayabiliyorum, ama eminim ikinci senende okul daha iyi olacak.” Anne babalar çocuklarının duygularını tam olarak anlamadıklarında ortaya çıkar. 22 6. Sorguya çekmek, irdelemek: “Eğitimin olmadan ne yapabilirsin ki?, hayatını nasıl kazanacaksın?” Çocuk sorgulanıyor hissine kapıldığında bu durum onda güvensizlik, kuşku oluşturur. 2.7.3. Dolaylı İletiler Bu tarz iletiler alay etmeyi, iğnelemeyi, takılmayı, utandırmayı içerir. Bireyler, dolaylı iletileri bastırıcı iletilere ve çözüm iletilerine nazaran daha az yıpratıcı ve incitici olarak gördükleri için kullanırlar. Ancak çok iyi gizlenmiş olmalarına karşın çocukların/bireylerin bu iletilerin özünü anlayabileceklerini umarlar. Ancak bu iletiler binde bir işe yararlar. Çünkü genellikle anlaşılmazlar. Anlaşıldıklarında ise iletiyi gönderenin açık ve dolaysız davranmadığını sinsi ve dolaylı davrandığını düşünürler (56, 57). 1. Konuyu saptırmak, dikkati dağıtmak: “Yemek masasında sorun istemiyorum!, Basketbol nasıl gidiyor?” Çocuk onunla ilgilenmediğinizi, ona saygı duymadığınızı ya da onu reddettiğinizi hissedebilir. 2. İğnelemek, takılmak: “Daha önce maymunlar sınıfında hiç öğretmenlik yapmamıştım!, Seni ne zaman bizim okulun müdürü yaptılar?” Çocuk onunla açık olmadığınızı ve ona karşı gerçek yüzünüzü göstermediğinizi düşünür. Karşısındakine karşı güveni sarsılabilir. İletişim engeli olarak nitelendirilen bu tepkiler genellikle iletişimi koparırlar. Çocuk/bireyin çevresiyle olduğu kadar, çocuğun/bireyin kendine duyduğu saygıda da bazı yıkıcı etkiler yaratır. Bu iletişim engelleri, şu olası etkilerin birine ya da daha fazlasına neden olma riski taşır: Konuşmalarına engel olur, savunmacı yanlarını ortaya çıkarır, tartışmalarına, karşı atağa geçmelerine neden olur, kendilerini yetersiz, değersiz, kötü, suçlu, oldukları gibi kabul edilmediklerini, sorunlarını çözmede güvenilmediklerini, anlaşılmadıklarını, duygularının haklı görülmediğini, dinlenilmediklerini, sorgulanıldığını ve ebeveynlerinin/çevresindekilerin ilgili olmadığını hissettirir, alınganlık, öfke yaratır ve hayal kırıklığı yaşatır (53). Aile içi ve sosyal çevre ile iletişimin sağlıklı olabilmesi için iletişim engellerinin farkına varıp kullanmayı azaltmak ve olumlu iletişim becerilerini her fırsatta kullanmaya çalışmak gerekmektedir. Günümüzde ise çocuklar doğdukları ilk zamandan itibaren anne ve babasının yanı sıra televizyonla da iletişime girmektedir. 23 Televizyonda ise çocuklar en çok çizgi dizilerle iletişime girmektedir. Ancak bu iletişim tek yönlü olup, mesajlar televizyondan çocuğa direkt gelmektedir. Böylece özellikle gördüklerini taklit yoluyla öğrenen çocuklar için etkili bir öğretmen ve rol model olur (5, 37). Bu nedenle de televizyonda ve çizgi dizilerde geçen iletişim hem aile hem de çocuklar için önemlidir. 2.8. Televizyon Tarih boyunca insanlık, anında kitlelerle iletişim sağlama yollarını aramıştır. Örneğin; İlkel resimlerle, çizgilerle insanın mesajını aktarması, Kızılderililerin duman yolu ile iletişimde bulunma yöntemleri, sonrasında Eski Atina’da bir konuşmacının, bir platformda durarak aynı yerdeki tüm insanlara seslenmesi, insanlığın kitleler arasında anında iletişim kurma ve toplumsallaşma çabalarını göstermektedir (24). Toplumsallaşma süreci içinde toplumlar, bireylere ortak değerler aktarırlar. Böylece birey aktarılan bu değerler ile yaşamını sürdürür. Bu süreç ailede başlarken çevrede devam eder ve kitle iletişim araçları, toplumun bireye aktardığı bu kuralları, değerleri, inançları taşıyan önemli kanallar olarak devreye girer. Bu araçların öteki aktarma mekanizmalarından farkı, etkilerini ömür boyu sürdürmeleridir. Kitle iletişim araçları içerisinde ise bu iklimin yaratılmasında en etkili araç olarak televizyon kabul edilmektedir. Haber verme işlevinin yanı sıra eğitme ve eğlendirme gibi işlevleri de yerine getirmesi televizyonu insanlar/izleyiciler açısından vazgeçilmez kılmaktadır. Bunun nedeni ise televizyonun hem görsel hem de işitsel bir araç olmasıdır (58-60). Televizyon, gündem oluşturma, saptama ve yönlendirme yönündeki etkileriyle tüm ulusu aynı anda harekete geçirebilecek güçtedir. Özellikle de halkın kültür seviyesini yükseltmek, mevcut dili korumak ve geliştirmek gibi var olan görevini tam anlamıyla yerine getirmesi durumunda, her yaştan ve kültürden insan için ortak, doğru ve etkili bir dil yaratabilir (61). Bunun yanı sıra izleyici kitlesine özel yayın yapan tematik kanalların artması, televizyonun artık özele yayın yapmaya başladığının kanıtı olmuştur. Bu tematik kanalların bazıları haber, spor, belgesel müzik, sinema gibi alanlara yönelirken bazıları ise sadece çocuklara yönelik yayın yapmaya başlamışlardır (58). İnsanlara rahatlıkla ulaşabilen televizyonun bu özellikleri ile toplum ve bireyler için kültürel, sosyal, duygusal, düşünsel, davranışsal değerler, inançlar ve kurallar 24 üzerinde değişiklikler yaratma ve bunları aktarabilme özelliğinden dolayı ne kadar önemli olduğu görülmektedir. 2.9. Televizyonun İşlevleri Radyo ve televizyon araçlarının toplumlarda kitle iletişim aracı olarak kullanılmaya başlanmasından günümüze kadar geçen süre içerisinde bu araçların kimin tarafından, nasıl kullanılacağına dair farklı ülkelerde, farklı işlevlerle ilgili muhtelif yaklaşımlar görülmüştür. Bu yaklaşımlar ışığında genelde kitle iletişim araçlarının, özellikle radyo ve televizyonun toplumdaki hizmet işlevlerinin neler olacağı/olması gerektiği hususları önem kazanmaktadır. Scharmm’e göre kitle iletişim araçları bilgiyi veren ve yayan geniş bir “ bilgi endüstrisinin” parçasıdır. Bu araçların görevi bilgiyi hazır, hızlı ve geniş bir şekilde vermektedir. Bunu yaparken de toplumda var olan bilgiler arasından seçme yapar seçtiklerini işler ve izleyiciye iletir. McQuail 1983’e göre bilgi ve olayların anlamı hakkında açıklama ve yorum yapma, yerleşmiş kurallar ve egemenlik için destek sağlama, toplumsallaşma, farklı etkinlikleri ayarlama, fikir veya oybirliği sağlama, öncelikler sırasını saptama ve bağımlı toplumsal duruma işaret etme olarak betimler (23, 24). Televizyonun işlevleri ile ilgilenen farklı toplum bilimciler birbirlerinden çok az farklarla ayrılırlar. Ancak sonunda televizyonun işlevleri ile ilgili şu ortak hususlarda birleşirler:  Haber verme, aydınlatma  Eğitme, kültürleştirme  Eğlendirme, dinlendirme  Mal ve hizmetlerin tanıtılması  Etkileme, inandırma ve harekete geçirme Bu işlevlerin uygulanması ülkeden ülkeye değişmektedir. Ancak genel olarak az ya da çok tüm ülkelerde bu işlevler uygulanır (24). 2.10. Televizyonun İletişim Süreci Kitle iletişimi, uzmanlaşmış grupların geniş, heterojen ve farklılaşmış izleyicilere sembolik içerik yaymak üzere teknolojik aygıtları (televizyon, radyo v.s.) hizmete soktuğu kurum ve tekniklerden meydana gelir (35). 25 Gould ve Kolb görsel ve/veya sesli mesajları direkt olarak izleyenlere aktaran tüm kişisel olmayan iletişim araçlarını kitle iletişimi olarak tanımlar. Bu araçlar televizyonu, radyoyu, filmleri, gazeteleri, dergileri, kitapları ve billboardları içerir (32). Her iletişim aracının kendine özgü bir dili, işleyiş biçimi ve ekonomisi vardır. İletişim araçlarının etkisi; okuyucu, dinleyici ya da izleyici ile kurduğu ilişki, değişiklik gösterir. Gazete ile okuyucu arasında nasıl bir düşünsel ilişki kuruluyorsa, televizyonla da izleyici zihinsel, algısal ilişki kurar. Fakat aralarındaki en önemli özellik araçların anlatım dili ve içeriğin hangi amaçla gönderildiğidir (62). Kitle iletişimi, ister ticari ister kamu kurumu biçiminde örgütlensin, haber denen dedikodusuyla, eğlencesiyle, müziğiyle ve belgeseliyle merkezileşmiş öykü sistemidir (23). Televizyonun iletişim sürecinde alıcı birim, izleyici olarak nitelendirilir ve iletişim tek yönlüdür. Televizyon iletisi, televizyonda yayınlanan programın niteliğine göre verilen içerik olarak düşünülür. Bu iletişim sürecini ise insanın doğal özellikleri olan görme ve duymanın birer uzantısı şeklinde yapar. Bu süreçte alıcı edilgin durumda olur. Televizyon dikkat çekme özelliği ile insanın doğal iletişim yapısını sınırlandırmaktadır. Diğer kitle iletişim araçlarında olduğu gibi televizyonun bireysel ya da kitlesel kullanıma olanak tanıması görecelidir (46). Televizyon izlemek; çocuk, televizyon ve izlenilen çevre aktif bir etkileşim durumu içerir. Etkileşimli televizyon izleme aktif ve pasif bilişsel faaliyetlerin ortasıdır. Çocuklar sistematik olarak televizyon izlemeye 1,5-2 yaş civarında başlar. Çünkü o zaman çocuklar sunulan ses ve görüntünün dinamik akışını anlamlandıracak bilişsel düzeye sahip olurlar (11). Çocuk/yetişkinin televizyon izleme süreci ve şekli ile ilgili şema aşağıda verilmiştir. 26 Şekil 2.5. Televizyon izleme şekli ve süreci (11). Televizyonun izleme şekli ve süreci tablosu incelendiğinde yaş ile birlikte izleme süresinin artışının, artan dikkat süresi ve kavrayıp anlama düzeyinin artması ile ilişkili olduğu görülmektedir. Bu bilgiler doğrultusunda bakıldığında yaş büyüdükçe anlaşılırlığın ve uzun süreli dikkatin artması ile uzun süre izleme durumunun ortaya çıkması ve bununla birlikte televizyonla iletişim süresinin artacağı, bu nedenle televizyondan daha çok etkilenilebileceği düşünülebilir. Türkoğlu bireylerin iletişim ediminde bulunurken kullandıkları ya da farkında olmadan, bir ortak dil gibi referansta bulundukları gazete, dergi, radyo, televizyon, sinema vb. araçların kitlesel mesaj dolaşımını sağladığını belirtir. Kitle iletişiminde etkilenme ve iletişim süreci ise şu şekilde bir örnek ile açıklanabilir: Telefonda konuşurken bir elektronik araç olan telefonu kullanırız. Başı ve sonu belli olan bir süreç içinde, bir iletişim etkinliği içinde bulunuruz. Ancak konuşma iki kişi arasında 27 gerçekleştiği için kişiler arası iletişimdir. Bu telefon konuşmasında dikkat edeceğimiz toplumsal kurallar, nezaket kuralları vb. bizim toplumsal iletişim kuralları içerisinde davrandığımızı gösterir. Telefon konuşmasını bitirirken “hoşça kal” demek yerine, farkında olarak ya da olmayarak, televizyon dizilerinde sıkça kullanıldığı için kulağımıza yerleşmiş olan bir bitirme sözcüğünü kullanır ve “okey, hadi bayyyy!” dersek, kitle iletişiminden etkilenen bir kişiler arası iletişim yapmış oluruz (28). Kitle iletişim araçlarında yer alan iletişim özelliklerinden ve iletilerden en çok yararlananlar çocuklardır. Çünkü çocuklar en iyi tüketicilerdir. Çocuğun bu özelliğinden, tüm kitle iletişim araçları olumlu ya da olumsuz yararlanmak istemektedir. Bu durum günümüzde büyük boyutlara ulaşmıştır. Kitle iletişim araçları ile gönderilen iletiler, kültür ve kişilik çatışması biçimine dönüşmüştür (46). 2.11. Televizyon ve Çocuk Geleneksel olarak çocuklar; ailelerinden, arkadaşlarından ve okuldan gelen gözlemler ve deneyimlerle öğreniyorlardı. Ancak toplumun geleceği olarak yetişmelerine özen gösterdiğimiz çocukların gelişmesi ve sosyalleşmesinde artık aile, okul ve arkadaş gruplarının yanı sıra kitle iletişim araçlarının da etkin bir rolü vardır. Kitle iletişim araçları içerisinde ise çocuğun ilk tanıştığı araç televizyondur. Televizyon aracılığıyla çocuklar, kendi ailelerindeki veya çevrelerindeki kişiler gibi olabilecekleri veya olmayabilecekleri kişileri görebilirler. Böylelikle televizyon tüm hayatımızı etkileyen bazen de onu şekillendiren bir araç haline gelmiştir (4, 6). Televizyonun çocukla ilişkisi; televizyonun teknik altyapısının gelişmesi, ekonomik alım gücünün artması, televizyon yayınlarının yaygınlaşması, endüstrileşme ile birlikte babalarla beraber annelerin de çalışma hayatına girmesi ile çok yakından ilgilidir. Ancak asıl televizyon çocuk ilişkisinin kanalların çoğalması, giderek evdeki televizyon sayısının artması ve kumandanın çocukların eline geçmesiyle bağlantılı olduğunu belirtmek gerekir. Televizyon yayınlarının gitgide 24 saate yayılması, yayınların renklenmesi, özel yayın yapan tematik kanalların artması ile birlikte sadece çocuklara yönelik kanalların ortaya çıkmasıyla çocuğun televizyona ilgisinin daha da arttığı söylenebilir. Türkiye‘de çocuk televizyonculuğu dünya ile kıyaslandığında çok yeni bir kavramdır. Dünyada çocuk televizyonları 1970‘li yıllarda, Türkiye‘de ise 2000‘li yılların başlarında yayın hayatlarına başlamışlardır. Ancak pek çok açıdan 28 televizyonda yayınlanan programların yinelenmesi ya da çocukların ilgisini çekecek derecede cazipleşmesi çocuğun televizyonu bir arkadaş, bir bilgi kaynağı hatta bir dil edinim ve öğrenim aracı olarak görmesine neden olmuştur (44, 58, 63). RTÜK tarafından okul çağında 1719 çocuk ile yapılan bir çalışmaya göre çocukların hafta içi %46’sının 3 saat ve üzerinde, hafta sonu ise %62,5’sinin 3 saat ve üzerinde televizyon izlediği belirtilmiştir (8). 3-6 yaş grubundaki çocukların ise %48’inin 2 saatten fazla televizyon izledikleri belirtilmiştir (9). Bazı araştırmalarda; tatillerde televizyon izleme süresinin daha da arttığı belirtilmiştir (10). Brown ve Pardun, ABD’de yaptıkları araştırmaya göre erkeklerin ve kızların günlük olarak televizyon izlemek için harcadıkları süre bakımından aralarında çok az fark olmasına rağmen onlarında günde 3-4 saat televizyon izlediklerini belirtmişlerdir (4). Bir başka araştırmaya göre ortalama çocuk ve / veya ergen günlük ortalama yaklaşık 3 saat televizyon seyrediyor (64). Şekil 2.6. Yaşa göre televizyon izleme durumu (65, 66). Yapılan birçok araştırmada; çocukların sistematik bir şekilde televizyon izlemeye 2 yaş civarında başladığı ve 12 yaşına kadar çocukların yaşları arttıkça televizyon izleme sürelerinin de arttığı, 12 yaşında televizyon izleme süresinde zirveye ulaşıldığı ve ergenlikle beraber televizyon izleme sürelerinde azalma olduğu belirlenmiştir (11, 65-69). Bu süreçte televizyon, çocukların yaşamında önemli bir yer edinmekte ve çocuklar televizyon seyretmeye diğer aktivitelerden daha fazla zaman ayırmaktadır (10, 68, 70). 14 37 65 82 91 94 95 96 0 10 20 30 40 50 60 70 80 90 100 2 3 4 5 6 7 8 9 Te le vi zy o n iz le m e o ra n ı Yaş 29 Çocukların televizyon izleme sürelerinin ve nedenlerinin yetişkinlerden farklı olmadığı, çocuklar ve yetişkinler için televizyonun boş zamanları değerlendiren en önemli araç olduğu belirtilmiştir. Yetişkinler televizyonu eğlenmek amacıyla izlerken çocukların televizyonu eğlendirici bulmakla beraber stresle başa çıkmak, dünyayı tanımak ve anlamak için de izledikleri belirtilmektedir (12, 67, 68, 71). Medyayı (televizyon, ticari veya kendi kaydedilmiş video, film, video oyunları, baskı, radyo, kaydedilmiş müzik, bilgisayar ve internet) kullanarak 2-18 yaş arasındaki Amerikan çocukları, ortalama 6 saat 32 dakika harcıyor. Bu durum gösteriyor ki uyku haricinde başka herhangi bir etkinlikten daha çok medyaya zaman ayrılmaktadır (17). Birçok araştırmada çocukların en çok izlemeyi tercih ettikleri ve izledikleri program türünün çizgi filmler olduğu belirtilmiştir. Doğan ve Göker 3, 4, 5 ve 6. sınıfları kapsayan öğrencilerin, çocuk kanallarından program türüne göre beklentilerinin en çok çizgi filmlerin yayınlanmasına yönelik olduğunu ve aynı zamanda çocukların en çok izledikleri program türünün de çizgi filmler olduğu belirtmişlerdir (72). 6-18 yaş aralığında çocuklarla yapılan bir çalışmaya göre de en çok izledikleri program türünün çizgi filmler olduğu belirtilmiştir (16). Aynı şekilde başka çalışmalarda da çocukların en çok izledikleri program türünün çizgi filmler olduğu belirlenmiştir (8-10, 70). RTÜK (70) kamuoyu araştırmasına göre kitle iletişim araçları arasında çocukların en çok kullandıkları aracın televizyon olduğunu belirtmekle beraber, onların en çok da televizyondan olumsuz şekilde etkilendiklerini belirtmiştir. Çizgi filmler toplumu, doğayı, kişiler arası ilişkiler ve etkileşimi tanıtıcı özellikte içeriği barındırır. Bu yönüyle, kendi davranış örüntülerini çevrelerini gözlemleyerek, taklit ederek ve yaparak geliştiren çocukların toplumu ve hayatı anlamlandırmasında olumlu ya da olumsuz yönde katkıları olmaktadır. Çünkü eğlence medyasının onlara sunduğu durum, tutum ve davranışlara hemen uyum sağlarlar (72, 73). Çünkü çocuklar, algı ve davranışlarını etkileyen televizyon yoluyla iletilen iletilere karşı özellikle savunmasızdır (64). Çizgi filmler çocukların en çok sevdikleri ve seyrederken de çok eğlendikleri yayınlardır. İyi hazırlanmış çizgi filmler çocuğun sosyalleşmesine ve olumlu davranışlar kazanabilmesine katkıda bulunacağı gibi çocuğun gelişimi açısından pek değeri olmayan çizgi filmler de çocuğun gelişimini olumsuz etkileyebilir. Çizgi 30 filmlerdeki olaylar çocukların iç dünyalarını, değişik duygularını ve bazen de çelişkilerini dile getirmede bir aracı konumundadır. Bu olaylardaki karakterlerin davranışları gözlemlenerek, taklit edilerek ve bunları kendine uyarlayarak çocuklar çizgi film karakterleri ile özdeşleşmeye, günlük yaşam içerisinde onları taklit etmeye ve onlar gibi davranmaya yönelmektedir (6, 17). Öğrenme alan yazının da davranış, tutum ve değerler açısından anlamlı insan figürlerinin model olarak alınıp, taklit edilmeye çalışılması anlamına gelen “model alma”, konuyla ilgili en temel kavramlardandır. “Özdeşim” olarak adlandırılan olgu ise, çocukluk çağında çok yoğun ve temel olmak koşuluyla, yaşantımızın hemen her döneminde etkin olan, öykünülen ve benzemek istenen kişilerin özelliklerinin alınıp benimsenmesi ve kendimize mal edilmesi sürecidir (21). Televizyonun çocukları bu denli etkisi altına almasında tek etken, çocukların televizyon programlarına düşkünlüğü değildir. Bununla beraber sürekli çalışmak zorunda olan anne-babanın ilgisizliği ve zamansızlığı nedeniyle çocuğu televizyonun karşısında unutması, televizyonun çocuğu bir tüketim aracı olarak görmesi, çocuklara yönelik yayınların arttırılması ve etkinleştirilmesi, insanların büyük çoğunluğunun televizyonu fiziksel anlamda kolayca elde edebiliyor oluşları ve televizyonun maliyetinin birey başına çok az oluşu da büyük önem taşımaktadır. Çocukların bolca televizyon izlemeleri durumunda da onların kimlikleri ve kişilikleri, dünyaya bakış açıları, bir anlamda izlediklerinden aldıkları iletilere göre biçimlenmektedir (32, 44). 2.12. Televizyonun Çocuk Üzerindeki Etkileri Kitle iletişiminin, başlangıçtan günümüze değin kitle iletişim araçlarıyla iletilen mesajların insanların hayatı üzerinde, özellikle de çocukların hayatı üzerinde yarattığı etkiler tartışılmıştır. Bu iletilerin çocuklar üzerine etkileri konusunda ise kitle iletişiminin olumlu ve olumsuz etkilerinin oluşuna yönelik farklı görüşler vardır. 1990 yılında yayınlanan Çocuk Televizyon Kanunu’na göre eğitimsel ve bilgilendirici programlamayı, "çocuğun bilişsel/entelektüel ya da duygusal/sosyal ihtiyaçları da dahil olmak üzere her bakımdan çocuğun olumlu gelişimini" sağlayacak bir içerik olarak tanımlar. Ancak birçok program yanlışlıkla eğitimsel olarak görülebilir ve bunlar bir müfredat tarafından onaylanmayan mesajları öğretebilir (ör. şiddeti yüceltmek). Bunlar "eğitimsel" sayılmamalıdır. Örneğin, Tom ve Jerry gibi 31 eğlence programları çocuklara belirli bilgiler öğretebilir, ancak bunlar eğlence dışında herhangi bir amaçla geliştirilmemişlerdir. Bununla birlikte çocukların bir eğlence programını izlerken, öğrenmek için özel talimatlar olmadan gerçekleri ve diğer bilgileri kendiliğinden öğrendikleri bilinmektedir (15). Eğitsel medyadan doğrudan doğruya gerçek öğrenme kesinlikle faydalı olmakla birlikte, çoğu eğitim girişiminin bir amacı, çocuklara öğrendiklerini gerçek hayata uygulamak için fırsat vermektir. Hall, Esty ve Fisch 8 ile 12 yaşları hedef alan matematik müfredatına sahip bir televizyon programı ile deneysel bir çalışma yapmışlardır. Hafta içi her gün 30 dakikalık bölümleri altı hafta boyunca izleyen beşinci sınıf öğrencilerini programı izlemeyen akranları ile karşılaştırmışlardır. İki grubun ön test puanları arasında anlamlı bir fark yokken deney grubundaki kişilerin altı haftalık dönemin sonunda her seviyede daha iyi performans gösterdikleri belirtilmiştir. Araştırmacılar özellikle, "yeni" problem çözme stratejilerinin, deney grubundaki kişiler tarafından kullanımı ile kontrol grubundakilerin kullanımı arasında anlamlı bir fark bulmuşlardır. Bu bilgiler ışığında televizyonun çocukların davranışlarına ve problem çözmelerine etki edebileceği düşünülebilir (15). RTÜK verilerine göre toplumu oluşturan bireylerin sağlam bir dil kullanımına sahip olmalarında iyi bir eğitim almalarının ve okulun yanı sıra radyo ve televizyonların da çok önemli bir yeri vardır. Araştırmacılar sürekli olarak hayatımızın içinde bulunmaları sebebiyle radyo ve televizyonların, dilde iyi veya kötü alışkanlıklar oluşturmada okuldan daha da önemli rol oynadıklarını ileri sürer (74). Bu etkilenmenin ise genellikle farkında olmadan amaçsız bir şekilde gerçekleştiği ve daha çok eğitim amacı olmayan yayınları izleyen çocuklarda görüldüğü belirtilmiştir. Bu etkilenmenin daha çok olumsuz bir etkilenme olduğu söylenir (61). Yörükoğlu’na göre televizyon çocuğun dil gelişimini hızlandırır, söz dağarcığını arttırır. Sözle görüntüyü birleştirdiği için çocuğu kolay etkiler, çocuk üzerinde kalıcı iz bırakır, çocukların bilgisini arttırır, hayal gücünü genişletir. Yörükoğlu çocuğun tıpkı oynarken öğrendiği gibi televizyonun başında da eğlenirken öğrendiğini, görüp duyduklarını yutarcasına içine aldığını söyler (14). İlk çocukluk dönemlerinden itibaren çocuklar, kendilerine model olarak seçtikleri TV’deki çizgi dizi kahramanlarının özelliklerini, kullandıkları sloganları ve kurdukları cümleleri günlük yaşamlarına ve oyunlarına yansıtırlar (5). 32 Andre Gunder televizyon alıcısının, aile üyelerini bir araya toplayan eskinin orta masasının tersine, ailenin aynı mekanda yaşarken bile iletişimsiz kalmalarının simgesi olduğunu söyler. Böylece aile ortamında bile başkalarıyla konuşması azalan, konuşmayan, dinleyen, konuşmadığı için dinlemeye alıştırılmış bir insana dönüştürülen modern toplumların insanının, dil yeteneğini, bu yetenekle yakından bağlantılı olan hayal gücü zenginliğini de yitirmeye başladığını belirtir (14). Televizyonun çocuklara etkisiyle ilgili kamuoyunun ve uzmanların endişeleri çocukların şiddet içeren televizyon içeriklerine doğru kayıyor olmalarıdır. Bu endişenin, çocukların çok fazla televizyon izlemeleri ve televizyonun muhtemel olumsuz etkileri ile ilgili kamuoyundaki gündelik yorumlarda kendisini ifade etmektedir (11). Uzmanlar, programın çocukları entelektüel olarak pasif hale getireceğinden, çocukların günlük hayatta kullanacağı argümanlara ulaşma becerilerini azaltacağından, eğitimin televizyon kadar eğlenceli olması arzusunun artacağından, dil ve okuma ile ilgili becerilerin azalmasından ve dikkat sürelerinin kısalmasından korkmaktadır (13). Ailelerin ve öğretmenlerin televizyonla ilişkili olarak çocuklar için ifade ettikleri bazı olumsuzluklar; korku, şiddet, başarı düşüklüğü, yabancı kültürlerin etkisi, dil bozuklukları, davranış bozuklukları ve iletişim problemleri olarak belirtilmiştir (10). Okul çağı çocukları için eğitsel içeriği olmayan eğlence programları eğitsel programlara göre daha fazladır. Eğlence programlarını izlerken çocukların özel talimatlar almadan gerçekleri ve diğer bilgileri kendiliğinden öğrendikleri ve bu programlardan etkilendikleri bilinmektedir. Ancak bu öğrenim ve etkilenmenin daha çok olumsuz yönde olduğu birçok araştırmada belirtilmiştir (21, 61, 74). Bu araştırma bulguları da bize eğlence programlarının içeriğinin çocukların olumlu gelişimi ile ilgili ne kadar önemli olduğunu göstermektedir. Televizyon izleme ile akademik başarı arasında genel bir ilişki vardır. Bu ilişki durumu bazı araştırmalarda olumlu, bazı araştırmalarda ise olumsuz olarak belirtilmiştir. Ancak alandaki çalışmaların hemen hepsinde de belirtildiği gibi çocuğun ne tür programları, ne kadar süreyle, kimlerle ve nasıl izlediği gibi etkenler bu ilişki durumunu belirlemektedir. Yapılan araştırmalardan bazıları haftada 10 saate kadar izleme artıkça akademik başarının arttığı 10 saatten fazla televizyon izlenmesiyle akademik başarının düştüğü belirtilmiştir (13, 68). American Academy of Pediatrics, 33 çocukların (televizyon, video, bilgisayar ve video oyunları da dahil olmak üzere) kitle iletişim araçları ile günde harcamaları gereken süreyi 1- 2 saat olarak önermektedir (17). Ancak son araştırmaların okul çağındaki çocukların 1 saat ila 2 saat arasında bile olsa televizyon izlemelerinin akademik performans, özellikle de okuma üzerinde önemli derecede zararlı bir etkiye neden olduğunu göstermektedir (18). Çocukların TV izleme süresi ile bedensel ve ruhsal sağlığı arasında negatif bir ilişki olduğu birçok çalışmada belirtilmiştir. Bu sağlık sorunlarının bedensel olanları; yeme bozuklukları, yakından izlemenin neden olacağı göz bozuklukları ve obezitedir. Ruhsal olanlar ise; okul başarısında düşme, öğrenme güçlüğü, toplum dışı davranışlar, cinsel davranış sorunları, saldırgan davranışlar, şiddete duyarsızlaşma, gece korkuları, anksiyete, depresyon, travma sonrası stres bozukluğu, uyku düzensizlikleri ve kendine zarar olarak ifade edilmektedir (73, 12). Televizyonun çocuk üzerindeki etkileme derecesi ve düzeyini belirlemek çok zor bir iştir. Çocuğun izlediği program türü ve içeriği, ne kadar izlediği, nasıl izlediği, ne kadar özümseyip içselleştirdiği, kiminle izlediği ve beraber izlediği kişinin eğitim durumu, mesleği gibi değişkenler etkinin hem yönüne hem de düzeyine direkt tesir eder. Bu direk tesir ile beraber televizyonun olumlu etkilerini savunanlar da olumsuz etkisinin olduğunu savunanlar da var. 2.13. Türkiye’de Televizyon Yayıncılığının Gelişimi ve TRT İstanbul Teknik Üniversitesi’nin (İTÜ) bir laboratuvar çalışması olarak 1952’de başlattığı ilk deneme yayınları televizyon yayıncılığının Türkiye’deki başlama tarihi olarak kabul edilir. İTÜ’nün başlattığı bu yayınlar 1970 yılına kadar yani TRT yayınlarının başladığı 1968 yılından iki yıl sonrasına kadar sürmüştür. 1968 olaylarının bir sonucu olarak yaşanan birtakım olaylardan dolayı İTÜ, televizyon teknik donanımını TRT’ye devretmiştir. TRT ilk yayınlarını bu teknik donanımla yapmıştır (75). TRT 1972 yılında anayasadaki değişikliklerle TRT “tarafsız” bir kamu iktisadi kuruluş olarak tanımlandı (76). 1972 yılına kadar haftada üç gün akşamları 4 saat süre ile Ankara ve İstanbul televizyonlarında yayınlar yapmıştır. Bir süre sonra TRT’nin radyo yayınlarının olduğu illerde (İzmir, Mersin, Antalya, Erzurum) “paket program” şeklinde yayınlara başlanmıştır. Bu sistemde programlar Ankara ve İstanbul stüdyolarında hazırlanıyor, televizyon vericisi bulunan bu illere gönderilerek 34 yayınlanıyordu. “Paket program yayınları”, karasal vericiler arası bağlantılar kuruluncaya kadar sürdü (24). 1980’li yıllar, Türkiye’de televizyon yayıncılığının teknolojik olarak gelişme gösterdiği bir dönemdir. TRT, 1 Temmuz 1984 tarihinde renkli televizyon yayınlarına başlamıştır (24). 1986 yılında TRT 2, 1989 yılında TV 3 ve GAP televizyonu, 1990 yılında TV 4 ve TRT-INT yayınlara başlamıştır. Bu yayınların formatı daha çok haber, eğitim ve kültür olarak planlandı. TRT-INT kanalı da yurt dışına yönelik yayın yapmak amacıyla faaliyete başlamıştır. TRT’nin televizyon yayınlarında içerik çözümlemesi yapıldığında göze ilk çarpan konu, toplumu oluşturan her bireye seslenme zorunda olan televizyon yayınlarında yaş, cinsiyet, eğitim, kültür, programın hazırlandığı yer gibi kriterler esas alınarak programlar belirli gruplara ayrılmıştır. Bunlar: A. Kültür-Eğitim-Öğretim Programları: 1. Örgün Eğitim 2. Yetişkin Eğitimi 3. Kadın ve Aile Programları 4. Bilim Programları 5. Sanat Programları 6. Yarışmalar 7. Belgesel Filmler/Programlar (tanıtıcı, bilgi verici) B. Çocuk Programları C. Aktüalite Spor-Magazin Programları: 1. Yurt Sorunlarına Yönelik 2. Dünya Sorunlarına Sönelik 3. Magazin-aktüalite 4. Spor D. Televizyon Tiyatrosu (Oyun): 1. Televizyon Oyunu 2. Televizyonda Tiyatro E. Film (Öykülü-Sinema): 1. Uzun Metrajlı 2. Kısa Metrajlı F. Müzik-eğlence Programları: 1. BSM 2. HBM 3. Caz 4. THM 5. TSM 6. Show Programları 7. Diğer Programlar G. Hava Raporu H. Haberler (24, 59, 60). Ancak izleyicilerin televizyondan beklentilerinin TRT tarafından yeterince karşılanamadığı açıktı. Türkiye'nin ilk özel (ticari) televizyonu Magic Box-Star 1990 yılında, yasal olmamakla birlikte, Türkiye sınırları dışından, uydu teknolojisi sayesinde yayına başladı. Yayın konusunda ülkede mevcut hukuksal yapıya tabi olmayan bu yeni kanal, sunduğu farklı program seçenekleriyle kısa zamanda ilgi odağı oldu. 1990’ların başında ise peş peşe kanalların açılmasıyla Türk toplumu, TRT’nin beş kanalının yanında, farklı türde yayın yapan özel televizyon kanalları ile 15’i ulusal olmak üzere 300’den fazla televizyon kanalı izleme olanağına sahip olmuştur. 35 Günümüz televizyon yayınlarını değerlendirecek olursak gerek kanal sayısı, gerek tematik kanalları ve gerekse programların zenginliği, çeşitliliği açılarından Türkiye’nin “televizyonda altın çağ”ını yaşadığını söyleyebiliriz (24, 77). Ulusal ve Özel televizyon kanalların peş peşe açılmasıyla beraber yayın yapan kuruluşların artması çocuklara yönelik program ve yayınlarda da artış başlatmıştır. Türkiye’nin ilk çizgi film ve çocuk kanalı 1997 yılında kurulan Maxi TV’dir. Daha sonra aynı tarihte JOJO TV, 2006 yılında D Çocuk, 2007 yılında Yumurcak TV, Cartoon Network (Türkiye), 24 Ekim 2008 tarihinde ise TRT Çocuk kurulmuştur (72). 2.14. TRT’de Çocuk Yayınları 1968 yılında TRT televizyonunun yayına başlamasıyla beraber çocuklara yönelik programlar da üretilmeye başlanmıştır. Çocuk yayınları arasında zenginleştirici, bilgilendirici nitelikteki programlar ise dış yapımlı kaynakların da desteklenmesi ile başlangıçtan beri, değişen oranlarda sürdürülmüştür. 1978 yılında TRT, yabancı yapım çizgi filmlerin yanında Türk kültürü, gelenekleri, örf ve adetlerini özellikle çocuklara anlatmak amacıyla yerli yapım çizgi filmler yaptırmaya karar vermiştir. Okul öncesi çocuklara seslenen programlar, zaman zaman olmakla birlikte 1979 yılından itibaren süreklilik göstererek “Uykudan Önce” adı ile eğitici bilgiler ve çizgi film karışımı olarak hafta içi günlerde 10 dakika olarak yayınlanmıştır (78, 79). 1980’lere geldiğimizde TRT desteği ile çizgi filmlerin üretimi artmıştır. TRT yayınlarında Türk çizgi filmlerine yer vermeye başlamıştır. Derviş Pasin ve Ateş Benice’nin kurduğu “Pasin-Benice Film Stüdyosu” uzun süre TRT için çeşitli çizgi filmler hazırlamıştır (80). 1981 yılında yayınlanan iki eğitici program adı verilebilir. Bunlar yerli yapım olan “Gökkuşağı” ile dış kaynaklı yapım olan “Mavi Bilye”dir (79). 1990’lara gelindiğinde ise TRT ve Kültür Bakanlığının verdikleri destekleri kesmeleri ile beraber çizgi film üretimi de azalır (80). 2008 yılında ise TRT Çocuk Kanalı’nın kurulmasıyla bilgisayar teknolojisi ile üretilen 3D sisteminin ağırlıklı olduğu çizgi filmler üretilmeye başlanır. Geleneksel hikâyelerden uyarlanan filmler dışında özgün dizi filmlerin de gösterime girdiği kanal, çizgi film üretiminin yeniden artmasını sağlamıştır (78). Türkiye’nin tüm çocuklarına ulaşmayı hedefleyen TRT Çocuk’un öncelikli amacı, 3-12 yaş grubu çocuklara ve ebeveynlere kaliteli, yenilikçi, evrensel pedagojik 36 normlarda bir yayın sunmak olmuştur. Bunların yanı sıra sosyal sorumluluk sahibi, çevreye duyarlı, insan ilişkileri güçlü bir nesil yetiştirmek hedeflenmiştir. TRT Çocuk‘un yayınları drama, belgesel, tarih, doğa, hobi, müzik, bilgi, bilim, kültür-sanat ve haber programlarından oluşmaktadır. Milli kültürden, tarihten, sanat ile edebiyat geçmişinden gelen kahramanlardan ve hikâyelerden esinlenen TRT Çocuk, bu sayede zengin bir yerel içerik üreterek yayınlarını büyük oranda yerli hâle getirmiştir. Kanal, yayın politikasıyla da eğitimde fırsat eşitliğinden yeterince faydalanamayan çocukların duygusal ve zihinsel gelişimlerine katkıda bulunmayı amaçlamaktadır (76). TRT Çocuk kanalı, kurulduğu günden bu yana yerli yayıncılığa önem vermektedir. %70 yerli yapım hedefi ile kurulan TRT Çocuk, zamanla yayınlarını yabancı yapımlardan arındırarak çocukların kendi anadillerini, kültürlerini ve yaşantılarını yansıtan yerli yapımların sayısını arttırmıştır. Şu anda ise TRT Çocuk %75 oranında yerli yapım yayın yayınlamaktadır (76). Tematik çocuk kanalı yayıncılığı ile beraber sadece çocuklara yönelik olarak program yapmaya başlayan televizyon etkisi-çocuk denkleminin çocuk aleyhine bozulacağını öne süren Özertem ne ülkemizde, ne de diğer ülkelerde tematik çocuk kanallarının genç kuşaklar için uzun vadede somut bir yararı olacağına inanmadığını söyler. Bizim gibi televizyon izleme bilincinin yerleşmediği bir ülkede çocuklara yapılacak en büyük kötülük, onları ekran karşısına saatlerce bağlamaktır. Program içeriklerinin düzeyli ve yararlı olması da bu kanaatimi değiştirmez. Çünkü çocukların günlük hayat içinde televizyon izlemek dışında yapmaları gereken birçok işleri (oyun oynamak, kardeşleri, arkadaşları ve anne-babaları ile sohbet etmek, uyumak vb.) var. Oysa böyle kanallar, biri bitip anında bir diğeri başlayan iştah açıcı programlarıyla çocuğa ekran başından kalkma fırsatı tanımadıkları için çocukların hem sağlığına hem de kişiliğine zarar vermektedir (72). 37 3. GEREÇ ve YÖNTEM TRT Çocuk kanalının 2016 yılında yayınladığı 6-9 ve 9-12 yaş grubu çocuklarına yönelik Türk yapımı ve TRT Çocuk için hazırlanmış olan çizgi dizilerdeki iletişim engellerinin incelenmesi amacıyla yapılan araştırmanın bu bölümünde araştırmanın deseni, evreni, veri kaynağı, veri toplama işlemi ve verilerin analizinden bahsedilmiştir. Araştırmada Nitel Araştırma yöntemi kullanılmıştır. Araştırma deseni olarak Durum Çalışması, verileri toplama yöntemi olarak Doküman İncelemesi ve verilerin analizi, tanımlanması ve verilerin içinde saklı olabilecek gerçekleri ortaya çıkarmak için de İçerik Analizi yöntemi kullanılmıştır. Nitel araştırma: Gözlem, görüşme ve doküman analizi gibi nitel veri toplama yöntemlerinin kullanıldığı, algıların ve olayların doğal ortamda gerçekçi ve bütüncül bir biçimde ortaya konmasına yönelik nitel bir sürecin izlendiği araştırma yöntemidir (81, 82). Araştırma kapsamında araştırma deseni olarak durum çalışması kullanılmıştır. Durum Çalışması: Güncel bir olguyu kendi gerçek yaşam çerçevesi içinde çalışan, olgu ve içinde bulunduğu içerik arasındaki sınırların kesin hatlarıyla belirgin olmadığı ve birden fazla kanıt veya veri kaynağının mevcut olduğu durumlarda kullanılan görgül bir araştırma yöntemidir. Durum çalışmasının en temel özelliği bir ya da birkaç durumun derinliğine araştırılmasıdır. Yani bir duruma ilişkin etkenler bütüncül bir yaklaşımla araştırılır ve ilgili durumu nasıl etkiledikleri ve ilgili durumdan nasıl etkilendikleri üzerine odaklanır (81). Araştırma kapsamında veri toplama yöntemi olarak doküman incelemesi yöntemi kullanılmıştır. Doküman İncelemesi: Araştırılması hedeflenen olgu veya olgular hakkında bilgi içeren yazılı ve görsel materyal ve malzemelerin analizini kapsar (81). Araştırma kapsamında toplanan veriler İçerik Analizi yöntemi ile analiz edilmiştir. İçerik analizi, genellikle gözleme dayalı alan notlarından çok metin (mülakat, günlükler ve dokümanlar) analizini ifade eder. Metni tekrar eden kelimeler veya temalar açısından analiz etme yöntemidir. Yani; içerik analizinin temelinde yapılan işlem, birbirine benzeyen verileri belirli kavramlar veya temalar çerçevesinde bir araya getirmek ve bunları okuyucunun anlayabileceği bir biçimde düzenleyip yorumlamaktır (81, 82). 38 3.1. Araştırmanın Amacı Bu araştırmanın amacı, TRT Çocuk kanalında yayınlanan, Türk yapımı olan ve TRT Çocuk için hazırlanmış olan 6-9 ve 9-12 yaş grubu çocuklara yönelik çizgi dizilerin iletişim engelleri açısından durumunu belirlemek, yorumlamak ve gerekli durumlarda önerilerde bulunmaktır. Araştırmada TRT Çocuk’un çizgi dizileri ayırdığı yaş gruplarına bağlı kalınarak yaş grupları ele alınmıştır. Araştırmada Thomas Gordon’un iletişim engelleri temel alınmıştır. Ele alınan iletişim engelleri şu şekildedir. Tablo 3.1. İletişim engeli kategorileri ve iletileri (48, 53, 56). İletişim Engelleri Çözüm İletileri Emir Vermek, Yönetmek, Talep Etmek Uyarmak, Tehdit Etmek Ahlak Dersi Vermek, Öğüt Vermek Akıl Vermek, Öneri ya da Çözüm Sunmak Öğretme, Nutuk Çekme, Gerekçeleri Anlatma Bastırıcı İletiler Yargılamak, Eleştirmek, Suçlamak Övmek, Pohpohlamak İsim takmak, Alay Etmek Yorumlamak, Tahlil Yapmak Güven Vermek, Duygularını Paylaşmak Sorguya Çekmek, İrdelemek Dolaylı İletiler Konuyu Saptırmak, Dikkati Dağıtmak İğnelemek, Takılmak, Utandırmak Hipotezler; TRT Çocuk kanalında yayınlanan çizgi dizilerde - İletişim engelleri daha çok “yetişkin-yetişkin”, “yetişkin-çocuk”, “çocuk- yetişkin”, “çocuk-çocuk” arasında mı görülmektedir? - 6-9 yaş ve 9-12 yaş grubuna yönelik çizgi dizilerde iletişim engelleri bakımından çizgi diziler arasında fark var mıdır? 39 - İletişim engellerinden hangi iletişim engeli ne sıklıkta çizgi dizilerde yer almaktadır? 3.2. Araştırmanın Evreni: Araştırmanın evrenini 2016 yılında TRT Çocuk kanalında yayınlanan 6-9 ve 9-12 yaş grubu çocuklara yönelik, RTÜK (70) verilerine göre çocukların en çok TV izlediği hafta içi (15:00-24:00) ve hafta sonu (09:00-12:00/18:00-24:00) saat diliminde yayınlanan 33 çizgi dizi oluşturmaktadır. 3.3. Araştırmanın Veri Kaynağı: Araştırmanın veri kaynağını TRT Çocuk kanalında 2016 yılında, RTÜK (70) verilerine göre çocukların en çok TV izlediği hafta içi (15:00-24:00) ve hafta sonu (09:00-12:00/18:00-24:00) saat dilimlerindeki 6-9 ve 9-12 yaş grubu çocuklara yönelik olan 33 çizgi dizi TRT tarafından araştırmacıya gönderilen 2016 yılı Eylül ayına kadar yayınlanmış olan çizgi dizi listesinden belirlenmiştir. TRT Çocuk’un çizgi dizileri ayırdığı yaş gruplarına bağlı kalınarak yaş gruplarına ayrılmıştır. TRT Çocuk kanalından alınan bilgilere göre bu 33 çizgi dizi arasından eğlence kategorisinde olan, yerli yapım olan, TRT Çocuk tarafından yerli yapım şirketlerine hazırlatılan, diyalog içeren (anlatım/dış ses olmayan), yapım şirketi belli olan ve en az 10 bölümden oluşan 5 çizgi dizi amaçlı örnekleme yöntemi ile seçilmiştir. Seçilen çizgi dizilerin tüm bölümleri izlenmiş ve en çok iletişim engeli içerdiği düşünülen bölümleri seçilip izlenmiştir. Bu 5 çizgi dizinin bölüm süreleri eşit olmadığı için her birinin 60 dakikaya denk gelecek sayıda izlenmiş olan bölümleri araştırmanın veri kaynağını oluşturmuştur. Araştırmanın veri kaynağını oluşturup izlenen çizgi dizilerle ilgili bilgiler aşağıda verilmiştir. Çatlak Yumurtalar: Türk yapımı bir çizgi dizidir. TRT Çocuk kanalı tarafından “Mart” ajansa yaptırılmıştır. İzleyici kitlesi olarak 6-9 yaş grubu çocukları hedefleyen çizgi dizide komşu olan Zeytin ve Limon’un genellikle Limonun anne ve babası ile günlük yaşamda geçirdikleri maceraları anlatılmaktadır. Toplamda 28 bölümden oluşmaktadır ve her bir bölümü ortalama olarak 5-7 dakika süren çizgi diziden 10 bölüm izlenmiştir (83). 40 Karınca Ailesi: Türk yapımı bir çizgi dizidir. TRT tarafından Pasin-Benice stüdyolarına yaptırılmıştır. İzleyici kitlesi olarak 6-9 yaş grubu arasındaki çocukları hedefleyen Karınca Ailesi, Anneka’nın ailesini çok düşündüğü, Babaka’nın ailesi için çok çalıştığı, Dedeka ve Nineka’nın bazen tartıştıkları, Kızka ve Oka’nın yaramazlık ve kıskançlıklarıyla dolu aile olma bilinci, sevgi ve günlük yaşantının ön plana çıktığı bir çizgidir. Toplam 75 bölümden oluşan ve her bir bölümü 6-8 dakika süren çizgi dizinin 9 bölümü izlenmiştir (84) Cille: Türk yapımı bir çizgi dizidir. TRT Çocuk kanalı tarafından Cordoba Animasyon Ekibine hazırlattırılmıştır. İzleyici kitlesi olarak 9-12 yaş arasındaki çocukları hedefleyen çizgi dizide, Kadu isminde bir kral, "İnsanlar ve Ezakiler" arasındaki ezelden beri süregelen savaşı durdurmak için Hava, Su, Toprak ve Ateşten yapılmış tam 12 Cille yapmıştır. Günlerden bir gün Kayra ve arkadaşları özel güçlere sahip bu Cillelerden bir kaçını bulur ve heyecan dolu bir serüvene atılırlar. Kahramanlarımız, bir yandan Cillelerin sırlarını ve isimlerini bulmaya çalışırken, diğer yandan ise rakiplerine karşı savaşmaya devam ederler ve bu savaşın tek bir galibi olacaktır. Çizgi dizinin şu anda 4.sezonu yayınlanmaktadır. Toplamda 52 bölümden oluşmaktadır ve her bir bölümü 20-25 dakika süren çizgi diziden 3 bölüm izlenmiştir (85). Rüya'nın Günlüğü: Türk yapımı bir çizgi dizidir. TRT Çocuk kanalı tarafından Grafi2000 prodüksiyona hazırlattırılmıştır. İzleyici kitlesi olarak 9-12 yaş arasındaki çocukları hedefleyen çizgi dizide Neslihan ve Engin Çavlı çifti, birbirinden sevimli ve ilginç karakterlere sahip dört çocuklarıyla birlikte güzel bir hayat sürmektedirler. Engin'in işlerinin iyi gitmemesi nedeniyle yeni bir mahalleye taşınan Çavlı ailesini büyük sürprizler beklemektedir! Sıra dışı maceralarla hayatın farklı yönlerini keşfediyorlar. Toplam 20 bölümden oluşan ve her bir bölümü 15 dakika süren çizgi diziden 4 bölüm izlenmiştir (86). Rafadan Tayfa:1 Aralık 2014'te TRT Çocuk'ta yayınlamaya başlayan Türk yapımı animasyondur. TRT Çocuk kanalı tarafından ISF Studios şirketine hazırlatılmıştır. Yapımcılığını ve yönetmenliğini İsmail Fidan'ın üstlendiği animasyon Ankara'da yapılmaktadır. Türk yapımı bir çizgi dizidir. İzleyici kitlesi olarak 9-12 yaş grubu arasındaki çocukları hedefleyen bu çizgi dizide aynı mahalleden olan "Rafadan Tayfa" adındaki arkadaş grubunun yaşadığı maceralardan oluşur. https://tr.wikipedia.org/wiki/TRT_%C3%87ocuk 41 Arkadaş grubunun ismi ise bir bölümünde Hayri'nin gruplarına bir isim bulurlarken Kafadan Tayfa yerine açlıktan Rafadan Tayfa demesinden ve onun çarpıcı bir isim olduğu için kabul edilmesiyle gelir. Toplamda 51 bölümden oluşmaktadır ve her bir bölümü 13-16 dakika süren çizgi diziden 4 bölüm izlenmiştir (87). 3.4. Veri Toplama İşlemi Bu çalışmada Thomas Gordon tarafından oluşturulmuş ebeveyn ve öğretmenler ile yapılan çalışmalarda kullanılmış olan iletişim engelleri baz alınarak Thomas Gordon’un kendi kitaplarında belirttiği kriterlere göre her bir iletinin nasıl değerlendirileceği belirlenerek araştırmacı tarafından “İletişim Engelleri Kontrol Listesi” oluşturulmuştur. Bu kontrol listesi oluşturulurken Thomas Gordon’un iletişim engelleri ile tutarlı olarak “Çözüm İletileri”, “Bastırıcı İletiler” ve “Dolaylı iletiler” olmak üzere üç alt kategoriye ayrılmıştır. Her alt kategori kendi içinde barındırdığı iletişim engelleri bakımından değerlendirilmiştir. Bu araç yardımıyla veriler toplanmıştır (Bkz. Ek1). Toplanan veriler Thomas Gordon’un da belirttiği gibi kişiler arasında bir sorun olduğu, kişilerin iletişimlerinin ve duygularının olumsuz bir şekilde etkilendiği durumlar, iletişim engeli olarak kabul edilip değerlendirilmiştir. Her iki birey için de sorunun olmadığı, iletişimlerinin ve duygularının zarar görmediği durumlardaki iletişim sırasında kullanılan iletiler iletişim engeli kapsamında değerlendirilmemiştir. İlgili değerlere ilişkin veriler frekans ve yüzde değerleriyle belirtilmiştir. Çizgi dizilerin iletişim engelleri bakımından incelendiği bu araştırmada veri kaynağı olarak alınan TRT Çocuk’un 2016 yılındaki yayın akışına giren 6-9 ve 9-12 okul çağı yaş grubu çocuklara yönelik 5 çizgi diziden her birinin ortalama 60 dakikalık yayınları izlenerek transkripsiyonları yapılmıştır. Bilgisayara aktarılan 5 çizgi diziye ait transkripsiyonlardan (kelimelerin telaffuz edildikleri şekilde yazıya geçirilmesi) yaklaşık 130 sayfalık bir veri seti oluşturulmuştur. Transkripsiyonda sözel içeriklerle birlikte görsel içerikler için de hatırlatıcı notlara yer verilmiştir. 3.5. Verilerin Analizi Araştırma kapsamında toplanan ve transkripsiyonu yapılan çizgi diziler içerik analizi yöntemiyle incelenmiştir. İçerik analizi, birbirine benzeyen verileri belirli 42 kavramlar ve temalar çerçevesinde bir araya toplamak ve toplanan bu verileri içine girdikleri kavram ve kategoriler çerçevesinde düzenleyerek yorumlamaktır (81, 82). Araştırma kapsamında Thomas Gordon’un iletişim engelleri kod olarak alınmıştır. Bu kodlar üç ayrı kategoride ve on üç farklı kodla transkripsiyonu yapılan çizgi diziler incelenmiştir. Önce iletişim engeli olabilecek cümlelerin kimler arasında olduğu ve iletişim engeli kapsamında değerlendirilecek cümleler işaretlenmiştir ve yanlarına küçük hatırlatıcı notlar bırakılmıştır. Daha sonra nitel veri analiz programı olan Maxqda11 programına transkripsiyonlar yüklenerek veriler kodlara ve kategorilere ayrılmıştır. Verilerin kodlanması sırasında hem sözel hem de görsel öğeler dikkate alınmıştır. İletişim engeli kapsamında yer alan kısımların bir sorun durumunda ortaya çıkmış olmaları dikkate alın