Hacettepe Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Tarih Anabilim Dalı BİRİNCİ DÜNYA HARBİ FİLİSTİN CEPHESİ’NDE VE İSTİKLÂL HARBİ BATI CEPHESİ’NDE HAVA FOTOĞRAFÇILIĞI ve KEŞFİNİN ETKİNLİĞİ Sehernaz GÜVENBAŞ Yüksek Lisans Tezi Ankara, 2019 BİRİNCİ DÜNYA HARBİ FİLİSTİN CEPHESİ’NDE VE İSTİKLÂL HARBİ BATI CEPHESİ’NDE HAVA FOTOĞRAFÇILIĞI ve KEŞFİNİN ETKİNLİĞİ Sehernaz GÜVENBAŞ Hacettepe Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Tarih Anabilim Dalı Yüksek Lisans Tezi Ankara, 2019 iv TEŞEKKÜR Tüm bilim ve anabilim dallarında yapılan Yüksek Lisans ve Doktora tezi gibi akademik çalışmalarda ortaya konan eserin sahibi her ne kadar bir kişi gibi görünse de çalışmaya katkı veren birçok kişi bulunmaktadır. En başta saygıdeğer hocam ve tez danışmanım Prof. Dr. Ramazan Acun, hem bilim ve teknolojiyi ön planda tutan eğitim ve öğretim anlayışıyla hem de kişisel olarak beni yüreklendirerek bu alana bir nebze olsun katkı sağlamama vesile oldu. Kendisi Türk Hava Kuvvetlerinden emekli Albay değerli hocam Dr. Emin KURT ise havacılık altyapısıyla her daim fikir ve tecrübesiyle bu çalışmaya ışık tutmuştur. ATASE Daire Başkanlığındaki çalışma arkadaşlarım Güzin ÇAYKIRAN ve Eyüp DEMİR, aynı kaderi paylaştığımız için verdikleri manevi destekle samimi ve huzurlu bir çalışma ortamı sağladılar. ATASE Kütüphanesinde görevli Gamze ATAK ve Ayşe BEDİR de bu koşuşturmalarım sırasında kaynakları edinmede yardımcı oldular. Erdal ERİKLİ nin de desteklerini unutamam. Yine değerli bir ATASE çalışanı olan Serdar DEMİRTAŞ ve yüksek lisans arkadaşım Cem ATILGAN İngilizce, Gülşen KAYA YILMAZ’a ise Almanca çevirilerimde ne zaman başım sıkışsa her zaman kapıları açıktı. Bu süreçte hayat arkadaşım Mesut GÜVENBAŞ, oğlum Cem GÜVENBAŞ, kızım Ece GÜVENBAŞ ve yeğenim Esma SEVÜK’ün zamanından çalarak yaptığım bu tezde, gerektiğinde birçok fedakârlık yaptılar. Onlara ne kadar teşekkür etsem azdır. Ayrıca beni yetiştiren rahmetli annem Hatice OKUR, yine üniversiteyi kazandığımda gayet aydın bir tavırla kız çocuğu demeden beni Ankara’ya göndererek okumama vesile olan ve beni yüreklendiren rahmetli babam Şahap OKUR’u da anmadan geçmek istemedim. Fakat şunu da eklemek isterim ki bu tez de yapılan tüm hatalar ve görülen eksiklikler bana aittir. Sehernaz GÜVENBAŞ Mayıs, 2019 v ÖZET Sehernaz, GÜVENBAŞ. Birinci Dünya Harbi Filistin Cephesi’nde ve İstiklâl Harbi Batı Cephesi’nde Hava Fotoğrafçılığı ve Keşfinin Etkinliği, Yüksek Lisans Tezi, Ankara 2019. Disiplinler arası çalışmayı içeren bu tezin amacı, Türk askeri havacılığının gelişimi, hava fotoğrafçılığı ve hava keşfinin etkinliği ile ilgili genel bilgiler vererek bilim ve teknolojinin harp tarihi üzerindeki etkisini ortaya koymaktır. Ayrıca hava fotoğrafçılığıyla ilgili literatürdeki boşluğun kapatılması temel amaçlardan birisidir. Ancak çalışmanın en önemli yönü, 20’nci yüzyıl savaşlarında hava fotoğrafçılığı teknolojisinin harplerin seyri üzerindeki etkisi ve sonucu nasıl etkilediğidir. Bu çalışma BDH Filistin Cephesi ve İSH Batı Cephesi ile sınırlandırılmıştır. Birinci Dünya Harbi’nde Filistin Cephesi’nde hem şiddetli muharebeler yaşanmış, hem de toprak değişimi ve hava faaliyeti yoğun olarak gerçekleşmiştir. İstiklal Harbi’nde tayyare keşif faaliyeti de ağırlıklı olarak Batı Cephesi’nde gerçekleştirilmiştir. Bu anlamda çalışmada bu iki cephe üzerinden konunun sınırlandırılmasıyla anafikir anlatılmaya çalışılmıştır. Sonuç olarak, Türk askerî havacılığı ve onun ülkemizdeki gelişimi sırasında askeri keşifte olmazsa olmaz bir teknoloji haline gelen hava fotoğrafçılığının özellikle iki cephede harplerin seyrine nasıl etki ettiği, daha önce az bilinen Osmanlıca kitap ve belgeler ile İngilizce kaynaklardan yararlanılarak ortaya çıkarılmıştır. Böylece Birinci Dünya Harbi Filistin Cephesi’nde ve İstiklal Harbi Batı Cephesi’nde hava fotoğrafçılığı ve keşfinin etkinliği karşılaştırılmaya çalışılmıştır. Anahtar Sözcükler: Türk Askerî Havacılığı, Hava Fotoğrafçılığı, Hava Keşfi, Bilim ve Teknoloji, Birinci Dünya Harbi’nde Filistin Cephesi, İstiklâl Harbi’nde Batı Cephesi vi ABSTRACT Sehernaz GÜVENBAŞ, The Effectiveness of the Aerial Photography and Aerial Reconnaissance on the Palestine Front during the First World War and the Western Front during the Turkish National War of Independence. Master of Arts Thesis, Ankara, 2019. The purpose of this interdisciplinary thesis study is to put the effects of science and technology on the history of war as well as on the development of the Turkish Military Aviation through a general evaluation of the aerial photography and aerial reconnaissance. Moreover, one of the aims of the present study is also to fill the information gap in the literature pertaining to aerial photography. However, the most crucial aspect of the study is to reveal the fact that how aerial photography technology affected the course of wars in the 20th Century and changed their ends. This study is limited to First World War (FWW) Palestine Front and the Western front during the Turkish National War of Independence (TNWI). Harsh battles engaged on the Palestine Front during the FWW witnessed considerable land exchange and intense aerial activity. Aerial reconnaissance activities were carried out during the TNWI on the Western Front. In this context the subject is tried to be limited to these two fronts in its general concept. In conclusion, the Turkish Military Aviation and aerial reconnaissance’s becoming an indispensible part of the development Turkish Military and how it changed the course of the battles engaged in the mentioned fronts is put forward through rarely studied books and documents written both in Ottoman Turkish and English. Hence, the effectiveness of the aerial photography and reconnaissance during the First World War and Turkish National War of Independence is tried to be compared. Key words: Turkish Military Aviation, Aerial Photography, Aerial Reconnaissance, Science and Technology, Palestine Front During the First World War, Western Front in the Turkish National War of Independence. vii İÇİNDEKİLER KABUL VE ONAY……………………………………………………………………. i YAYIMLAMA VE FİKRİ MÜLKİYET HAKLARI BEYANI……………………. ii ETİK BEYAN………………………………………………………………………… iii TEŞEKKÜR………………………………………………………………………….. iv ÖZET…………………………………………………………………………………... v ABSTRACT………………………………………………………………………….. vi İÇİNDEKİLER………………………………………………………………………. vii KISALTMALAR DİZİNİ……………………………………………………………. ix ŞEKİLLER DİZİNİ………………………………………………………………….…x GİRİŞ .......................................................................................................................... 1 1. BÖLÜM: HAVA FOTOĞRAFÇILIĞI VE KEŞİF FAALİYETLERİNİN GELİŞİMİ ................................................................................................................... 8 1.1. ASKERİ HAVACILIK TARİHİNE GENEL BİR BAKIŞ ....................... 8 1.2. BİRİNCİ DÜNYA HARBİ ÖNCESİ HAVA FOTOĞRAFÇILIĞI VE KEŞİF FAALİYETLERİNİN GELİŞİMİ ...................................................... 29 1.3. BİRİNCİ DÜNYA HARBİ SIRASINDA TARAFLARIN HAVA FOTOĞRAFÇILIĞI VE KEŞİF FAALİYETLERİ ...................................... 42 2. BÖLÜM: HAVA FOTOĞRAFÇILIĞI VE HAVA KEŞFİ EĞİTİMİ İLE HAVA FOTOĞRAFÇILIĞININ KULLANIM ALANLARI.............................................. 71 2.1. HAVA FOTOĞRAFI VE HAVA KEŞFİ GÖREVİNİ YAPANLAR VE EĞİTİMLERİ .................................................................................................. 71 2.2. HAVA OKULU EĞİTİMİNDE HAVA FOTOĞRAFÇILIĞI DERSİ ... 79 2.3. HAVA FOTOĞRAFÇILIĞININ KULLANIM ALANLARI ................. 81 3. BÖLÜM: BİRİNCİ DÜNYA HARBİ FİLİSTİN CEPHESİ’NDE HAVA FOTOĞRAFÇILIĞI VE KEŞİF FAALİYETİ ....................................................... 89 3.1. OSMANLI ORDUSUNUN SEFERBERLİĞİ .......................................... 89 3.2. BİRİNCİ KANAL SEFERİ (2-3 ŞUBAT 1915) ....................................... 94 3.3. İKİNCİ KANAL SEFERİ (4-5 AĞUSTOS 1916) .................................. 103 3.4. BİRİNCİ GAZZE MUHAREBESİ (26-27 MART 1917)....................... 127 3.5. İKİNCİ GAZZE MUHAREBESİ (17-20 NİSAN 1917) ........................ 137 viii 3.6. ÜÇÜNCÜ GAZZE MUHAREBESİ (31 EKİM-7 KASIM 1917) .......... 144 3.7. NABLUS MEYDAN MUHAREBESİ VE MÜTAREKE (19-21 EYLÜL 1918) ............................................................................................................... 155 4. BÖLÜM: İSTİKLÂL HARBİ BATI CEPHESİ’NDE HAVA FOTOĞRAFÇILIĞI VE KEŞİF FAALİYETİ ..................................................... 159 4.1. MONDROS MÜTAREKESİNİN UYGULANIŞI VE HAVA TEŞKİLATINDAKİ DEĞİŞİKLİKLER ...................................................... 159 4.2. YUNAN İLERİ HAREKÂTININ BAŞLAMASI (22-23 HAZİRAN 1920) ............................................................................................................... 164 4.3. BİRİNCİ İNÖNÜ MUHAREBESİ (6-11 OCAK 1921) ......................... 171 4.4. İKİNCİ İNÖNÜ MUHAREBESİ (23 MART- 4 NİSAN 1921).............. 179 4.5. ASLIHANLAR VE DUMLUPINAR MUHAREBELERİ (8-15 NİSAN 1921) ............................................................................................................... 195 4.6. KÜTAHYA- ESKİŞEHİR MUHAREBELERİ (8-21 TEMMUZ 1921) 199 4.7. SAKARYA MEYDAN MUHAREBESİ (23 AĞUSTOS-13 EYLÜL 1921) ............................................................................................................... 214 4.8. BÜYÜK TAARRUZ VE BAŞKUMANDANLIK MEYDAN MUHAREBESİ (26-30 AĞUSTOS 1922) ..................................................... 231 SONUÇ .................................................................................................................... 251 KAYNAKÇA ........................................................................................................... 265 EKLER .................................................................................................................... 290 ix KISALTMALAR DİZİNİ a.g.d: Adı geçen dergi a.g.e: Adı geçen eser a.g.m: Adı geçen makale a.g.t:: Adı geçen tez ATASE: Askeri Tarih ve Stratejik Etüt Bkz: Bakınız BDH: Birinci Dünya Harbi BLH: Balkan Harbi Bs. Baskı C. : Cilt Çev. : Çeviren Derl. : Derleyen Haz. : Hazırlayan İSH: İstiklâl Harbi Kg : Kilogram Km : Kilometre OİH: Osmanlı-İtalyan Harbi Yay. Haz. : Yayına Hazırlayan “y.y”: Yayın Yeri Yok “yay.y”: Yayınlayan Yok Yzb.: Yüzbaşı x ŞEKİLLER DİZİNİ Şekil 1: Ayatefanos Tayyare Mektebinin Konuşu Şekil 2: Tayyare İle Muharebe İstikşâfâtının Nasıl Olacağını Gösterir Fotoğraf Şekil 3: Piyade Asâkiri Üstünde Tayyare ile Uçuş Fotoğrafı Şekil 4: Tayyare Mektebi Planı-1 Şekil 5: Tayyare Mektebi Krokisi (Seferberlik Zamanında) Şekil 6: Nieuport Uçağının Arka Koltuğunda Elle Tutulmak Suretiyle Kullanılan Kamera Şekil 7: Kaptan. Albert W. Stevens, 24. Hava Filosundan Bir Salmson'a Monte Edilmiş De Ram Kamera İle Şekil 8: Port Said'in Havadan Görünüşü (Hava Fotoğrafı) Şekil 9: 8’inci Kolordunun Taarruz Planı 1’nci ve 2’nci Taarruz Kademelerinin Durumunu Gösterir Kroki Şekil 10: 2/3 Şubat 1915 Gecesi Kanala Taarruzu Gösterir Kroki Şekil 11: Sina Çölü'nde Bir İngiliz Demiryolu ve Treninin Havadan Görünümü Şekil 12,13,14: Avustralya Hava Birliğinin Kantara Havaalanına Ait Hava Fotoğrafları (1914-1918) Şekil 15: 4’üncü Ordunun Çöl’de Cebri Keşif Harekâtı / Katya Taarruzunu (19-23 Nisan 1916) Gösterir Kroki Şekil 16: İkinci Kanal Harekâtı Romani Muharebesini (4-5 Ağustos 1916) Gösterir Kroki Şekil 17: Kanal’daki Avustralya Hava Birliği 1 Filosu Tarafından Bir Alman Havaalanına (Birüssebi) Yapılan İlk Baskının Havadan Görünümü. (Ekim 1916) Şekil 18: Avustralya Hava Kolordusu Fotoğraf Bölümünün Personeli Baskı İşleminde (Mecdel, Yafa, Remle,1917) Şekil 19: Gazze'nin Kasaba ve Sahil Şeridinin Havadan Görünüşü (1917) Şekil 20: Birinci Gazze Muharebesinin Cereyanı İki Tarafın Harekât ve Muharebeleri ile Akşam Durumlarını (26 Mart 1917) Gösterir Kroki Şekil 21: Birinci Gazze (27 Mart 1917) Muharebesini Gösterir Kroki Şekil 22: Gazze’nin Havadan Görünümü (1917) xi Şekil 23: İkinci Gazze Muharebesi 16 Nisan Akşamı Tarafların Durumu, 17-18 Nisan 1917 Muharebelerini Gösterir Kroki Şekil 24: Türk ve İngiliz Birliklerinin 19 Nisan 1917 Akşamı ve 20 Nisan 1917’deki Durumunu Gösterir Kroki Şekil 25: Gazze'deki Türk Savunma Mevzilerinin Hava Fotoğrafı (1917) Şekil 26: Üçüncü Gazze Muharebesinde İki Taraf Kuvvetlerinin Durumu ve Toplanma Bölgelerine Yaklaşma Yürüyüşünü Gösterir Kroki Şekil 27: Nablus Meydan Muharebesi (19 -21 Eylül) Harekâtını Gösterir Kroki Şekil 28: Birinci İnönü Muharebesi (10 Ocak 1921 Saat 06.30’dan Öğleye Kadar Yapılan Harekâtı Gösterir Kroki Şekil 29: Bursa’nın 2 Km Kadar Kuzey Batısı ve Mudanya Yolu Üzerini Gösterir Hava Fotoğrafı Şekil 30: Bursa’nın 2 Km Kadar Kuzey Batısı ve Mudanya Yolu Üzerini Gösterir Hava Fotoğrafına Ait Açıklama Şekil 31: İkinci İnönü Muharebesinden Önce Tarafların Durumunu Gösterir Kroki Şekil 32: Oluşturulan Heyet Tarafından Tayyare Meydanı Olarak Seçilen İlk Yeri Gösterir Kroki Şekil 33: Kütahya-Eskişehir Muharebeleri Öncesinde 19 Haziran 1921 Hava Keşfini Gösterir Kroki Şekil 34: Afyon Güney Doğusunu Gösteren Hava Fotoğrafı Şekil 35: Sakarya Muharebesinde Hava Keşiflerine Göre Yunanların Durumu 30 Ağustos 1921 Şekil 36: Sakarya Muharebesinde Hava Keşfine Göre Tarafların Durumu (7 Eylül 1921) Şekil 37: Hava Keşfine Göre Yunanların Durumu 15-19 Eylül 1921 1 GİRİŞ Bu çalışmada, her biri kendi başına bilim ve teknoloji ürünü olan fotoğraf ve tayyarenin askeri alanda biraraya gelerek bu teknolojilere sahip devletlerin hizmetinde harplerde nasıl kullanıldığı ortaya konmaya çalışılmıştır. Bu kapsamda ilk olarak Türk askeri havacılığının gelişimi ele alınacaktır. Dünyada hava fotoğrafçılığı konusunda öncü olduğu düşünülen devletlerin serüveni ile Türkiye’de bu konuda neler yapıldığına dair bilgiler verilecektir. Ayrıca rasıt ve tayyareci eğitimleri ile hava fotoğrafçılığının kullanım alanları konusu aydınlatılacaktır. Hava fotoğrafçılığı ve keşif faaliyetlerinin etkinliği ele alınırken Birinci Dünya Harbi Filistin Cephesi ve İstiklâl Harbi Batı Cephesi’ndeki muharebeler kara ve hava işbirliğini yansıtacak şekilde anlatılmaya çalışılacaktır. İlk çağlarda İnsanoğlu, zorunlu ihtiyaçları olan barınma, giyinme, yiyecek sağlama ile ilgili sorunlarına farklı coğrafyalarda farklı çözümler bulmuşlardır. Bu arada birbirleriyle anlaşabilmek ve kendilerini ifade etmek için resimler yapmışlar, zamanla objeleri basit simgelerle yaparak bu resimleri yazıya dönüştürmüşlerdir. Yüzyılları bulan bu süreç, resim yapmayla başlamış, yazının bulunmasıyla devam etmiş ve yazı insanoğlunun en büyük iletişim ve ifade aracı durumuna gelmiştir. Bundan sonra insanoğlunun ortaya koyduğu faaliyetler doğrultusunda sanatsal ve kültürel ürünler meydana getirilmiştir. Bu ilk ürünler, insanoğlunun doğayı anlama adına ortaya koyduğu tüm buluşlar gibi bilim tarihinin konusu olmuş ve aynı zamanda bilim ve teknolojiye temel olmuştur. Bu anlamda bilim ve teknoloji arasında döngüsel bir ilişki olduğunu söylemek yanlış olmayacaktır. Çünkü bilimsel çalışmalar bir yandan uygulamaya elverişli bilgi üreterek teknolojik gelişmelere vesile olurken teknolojik gelişmeler de bilimsel araştırmaların uygun koşullarda yapılmasını sağlayarak bilimsel gelişmeyi hızlandırmaktadır.1 1 Ramazan Acun, “Bilim, Bilgi Teknolojisi ve Türkiye”, Milli Kültürler ve Küreselleşme, Konya, 1998, s.83. 2 Bilim tarihinin geneline bakıldığında bilimsel ilerleme süreci bir bayrak yarışına benzetilebilir. İnsanlık hayatı kolaylaştırmak için ürettiği bilgi ve teknolojiyi birçok millet ve onların meydana getirdiği medeniyetlere teslim ederek yola devam etmiştir. Bu şekilde bilim, evrenselleşerek bir bilgi ve teknoloji üretimi haline gelmiş ve tüm insanlığa mal olmuştur. Hatta bir toplumun modernleşme ölçütü olarak da bilim ve teknolojiyi ne kadar ve hangi alanlarda kullandığına bakılır hale gelmiştir. Bilim ve teknolojiyle eşdeğer görülen modernleşme, aslında bir toplumun kendinde olmayan gelişim faktörlerini, diğer bir toplumdan örnek alarak ileriye gitme, geride kalmama ve yok olmama çabası olarak adlandırılabilir. Herhangi bir devletin tarih sahnesinde kendini gösterdiği andan itibaren refleks olarak ortaya çıkmış olan bu yeniyi arama ve kendinde olmayana ulaşma çabası, yine farklı toplumlarda farklı anlarda gelişen ihtiyaçlar çerçevesinde ortaya çıkmıştır. Osmanlı Devleti’ndeki modernleşme hareketi de bu çabadan doğmuş ve nasıl başladığına dair genelde aynı sebepler sıralanmıştır. Osmanlı Devleti gelişen dünya ve özellikle Batı karşısında ilk olarak askeri alanda ortaya çıkan eksikliklerini “modernleşme” adı altında kapatmaya çalışmış, sonrasında bu yenilikler diğer alanları da kapsamaya başlamıştır. Bu çalışmada ele alınan fotoğrafçılık, bilim tarihi içerisinde yüzyılları bulan akıl yürütme ve deneyler sonucu safha safha gelişmiş ve birçok alanda kullanılmaya başlanmıştır. Fotoğrafçılık tarihi, İnsanoğlunun doğada gördüğü ışık, gölge, yansıma gibi olayları gözlemleyerek bir görüntü nasıl elde edilir, sabitlenerek nasıl kalıcı hale getirilir gibi sorulara cevap bulmak için birçok deneme ve uğraşları içeren uzun bir yolculuktur. Fotoğrafa giden yolda yapılan bu yolculuk, Camera Obscura’nın bulunmasıyla ve onun içinde görüntüler elde etmekle başlamış ve sonrasında bazı kimyasallar kullanarak bu görüntülerin sabitlenmesi ve daha iyi görüntü kalitesi elde edilene kadar da devam etmiştir. Fotoğrafın bulunana kadarki ve bulunduktan sonraki sürecinde teknik, sanatsal ve toplumsal yansımaları olmuş ve kendine o günün koşullarında kullanım alanı bulmuştur. Bu kullanım alanları fotoğrafın teknolojik olarak gelişmesinden her zaman etkilendiği 3 gibi fotoğraf da teknolojiden etkilenerek kendini hep yenilemiştir. Fotoğraf tarihi aslında bu bileşenlerin hepsini kapsamaktadır. Çünkü Fotoğraf bulunduktan sonra evrensel her buluş gibi mekânları zorlamış ve modernleşmeye çalışan ülkelerde kendine yer edinmiştir. Bu bakımdan fotoğraf ve fotoğrafçılığın Osmanlı Devleti’ne girmeden önceki hikâyesine ve bu hikâyede kimlerin öncü olduğuna kısaca değinmek faydalı olacaktır. Fotoğrafın temelinde yer alan ışık, yüzey ve nesne üçlüsünü kullanarak bir resmin ya da görüntünün kalıcı hale getirilmesi işi, eski çağlarda akıl yürüten ve sorgulayan birçok filozof veya bilim insanının kafasını karıştırmış, meraklarını cezbetmiş ve onlara bu konuda uğraşma azmi vermiştir. Nitekim bu gerçeğe ulaşma çabası, tüm bilimlerde olduğu gibi fotoğrafın da doğumuna kadar sürmüştür. Görme, ışık, gölge, görüntü elde etme ve sabitleme işiyle uğraşıldığına dair ilk veriler M.Ö 4. yüzyıla kadar dayandığı görülmektedir. İçine ışık girmeyen bir odanın bir duvarına açılan delikten dışarıdaki manzara, ışık aracılığıyla odanın iç karşı duvarına ters olarak yansır. M.Ö 4. yüzyıldan beri “Camera Obscura” diye adlandırılan bu sistemden yararlanarak ressamlar odanın içine girip doğru perspektifli resim çizimi yapabilmekteydiler. Daha sonra karanlık odalar küçüldü ve bir sandık boyutundaki bu aygıtın üzerinden çizim yapma olanağı elde edildi. Camera Obscura ileriki yıllarda yeni bir buluşun temel aygıtı olacaktı.2 Camera Obscura’nın serüveni kendini geliştirerek devam etmiş, Rönesans ve sonrasında bilimsel amaçlı çalışmalarda ve astronomide kullanılmıştır. Bu aygıt aynı dönemlerde ressamların da dikkatini çekmiştir. Mesela Leonardo da Vinci (1452-1519), bu aygıtın çizim yapmak için kullanılabileceğini belirten notlar almıştır. XVI. yüzyılın ortalarında ise karanlık kutuya birtakım teknik eklemeler yapılmıştır.3 Karanlık kutu (Camera Obscura) topluma üç farklı alandan yayılmıştır. Birincisi; Resim sanatçıları tarafından resim çalışmalarında, İkincisi; bilimsel çalışmalar, eğitim ve eğlence amaçlı gösteriler, Üçüncüsü ise; yüzey üzerindeki hayali görüntünün kalıcı 2 Engin Özendes, Osmanlı İmparatorluğu’nda Fotoğrafçılık 1839-1923, (YEM’de 1. bs.), İstanbul: Yapı Endüstri Merkezi Yayınları, 2013. s.13. 3 Levend Kılıç, Fotoğraf ve Sinemanın Toplumsal Tarihi, Ankara: Dost Kitabevi Yayınları, 2008, s. 56-57. 4 olmasını sağlamaya yönelik çalışmalar olup bu çabaların sonunda da fotoğraf bulunmuştur.4 Camera Obscura kendini teknik anlamda geliştirirken, diğer yanda insanlığın genelini ilgilendiren gelişmeler olmaktaydı. Üstelik bu gelişmeler, sadece fotoğraf alanında değil sınai, mali, fikri, teknik, kültürel ve toplumsal her alanda birbiriyle ilişkili ve birbirini etkileyen şekilde göze çarpmaktaydı. Çünkü insanlık yeni bir değişim dönemine girmekteydi. Adından da anlaşılacağı üzere sanayi yani ekonomik bir dönüşümdü bu değişim. 18. yüzyılda İngiltere’de başlayan Sanayi devrimi bütün Avrupa ülkelerini etkilemişti ve Batı Avrupa’da meydana gelen bilimsel ve teknik birikimin birbirine zincirleme olan etkileri, yeni teknolojilerin doğmasını sağlamıştı. Ardından gelen 19. yüzyıl hiçbir yüzyılda görülmediği kadar bu birikimlerin sonuçlandığı ve art arda keşiflerin ortaya çıktığı bir dönem olmuştu.5 Sanayi devrimi, tarıma ve insan gücüne dayalı olan ekonomik yapıdan, makine ve seri üretimin hâkim olduğu bir ekonomik yapıya geçiş demekti. Ayrıca sanayi devrimi (1760- 1840) yılları arasında İngiltere’de yaşanan ekonomik dönüşüm dönemiydi. İşte fotoğrafın ortaya çıktığı bu dönemdeki dönüşüm, pamuk ve dokuma tezgâhlarıyla başlamış, kömür, demir, buharlı makineler, demiryolları ve telgrafın yaygınlaşmasıyla hız kazanmıştı.6 Bu dönemde Joseph Nicéphore Niépce (1765-1833) Fransa’da heliography tekniği ile uğraşmaktaydı.7 Niépce, 1816’da ilk Helyograf’ı (Heliography) buldu. Bu fotoğrafın icadı konusunda atılan önemli bir adımdı.8 Joseph Nicéphore Niépce, Temmuz 1833’de öldüğünde iki önemli olayı gerçekleştirmişti. Birincisi, yüzey üzerine kaydettiği görüntü olup bu buluş ilk fotoğraf olarak kabul edilen helyograf levhaydı. İkincisi ise; yaptığı deneyler sonunda elde ettiği 4 A.g.e, s. 61-62. 5 Özendes, a.g.e., s.13. 6 Kılıç, a.g.e., s.16-18. 7 Özendes, a.g.e., s.13; Kılıç, a.g.e., s. 69. 8 Zeki Ceyhan, Temel Fotoğrafçılık Bilgileri, Eskişehir: Anadolu Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Yayınları, 2003, s. 25; Kılıç, a.g.e., s.70. 5 bilgileri kendinden sonra devam ettirecek olan kişiyi bulmasıydı. Bu kişi, Jacques Mandé Daguerre’ydi (1787-1851). Daguerre, Panorama ressamı Pierre Prévost’un (1766-1823) yardımcılığını yapmıştı. Panorama, resim kullanılarak yapılan bir yanılsama gösterisi olup izleyiciye üçüncü boyut etkisi yaratıyordu.9 Yani Daguerre, Fotoğraf sürecini incelemeden önce, Paris'te Diyorama (Diorama) denen bir eğlence gösterisi kurdu.10 Daguerre ile ressam Charles Marie Bouton (1781-1853), panorama üzerinde çalışarak bu tekniği geliştirmişler ve adına Diyorama (Diorama) demişlerdi. Diyorama tiyatro sahnesinde yapılan gösteriydi. Bu ikili doğal görünüşlü yanılsamaların gösterildiği Diyorama gösterileri yapmışlardı. Daguerre ilk diyorama gösterisi yapılan binayı 11 Temmuz 1822’de Paris’te açmıştı. İşte Niépce, Daguerre’nin diyorama gösterilerini Paris’te izlemiş ve bundan etkilenmişti. Sonrasında Daguerre, Niépce ile Parisli optikçi Charles Chevalier vasıtasıyla tanışmış ve karanlık kutuyu kullanarak yüzey üzerinde kalıcı görüntü elde etme çalışmalarına başlamıştı.11 Niépce’in daha sonra ortak olduğu Paris’te tiyatro dekoratörü olarak çalışan Louis Jacques Mandé Daguerre (1787-1851), Niépce’in ölümünden sonra bu temel üzerine çalışmalarını sürdürdü. Fransız Bilimler Akademisi’nden François Arago (1786-1853), 19 Ağustos 1839’da12 Daguerre buluşunu dünyaya açıkladı. Yeni buluşun adı Daguerreotype’ti 13 Sonuçta fotoğraf ilminin gelişmesi Niépce ve Daguerre tarafından olup bu ilim iki yöntemde bulunmuştu. Daguerre tarafından bulunan yönteme Daguerretype denmişti.14 Daguerre’nin kullandığı bu yöntem kendisine mahsus olup 1839 tarihinde ilan edildi.15 Fransız devleti, 19 Ağustos 1839’da Daguerre’nin görüntüsünün üretim sırlarının açıklanmasıyla, mucidinden satın aldığı yöntemi insanlığa armağan etti. Böylece artık hakları serbest kalan yöntem, hem Fransa’ya hem de dış ülkelere hiçbir kısıtlamaya 9 Kılıç, a.g.e., s. 69-76. 10 John H. Hammond, The Camera Obscura A Chronicle , Bristol: Adam Hilger Ltd., 1981, s.54 11 Kılıç, a.g.e., s.77-79. 12 A.g.e., s. 82’de bu tarih 7 Ocak 1839 olarak geçmektedir. 13 Özendes, a.g.e., s.14. 14 Ali Sami, Mebadi-i Usul-i Fotoğrafya, İstanbul: Stephan Matbaası, 1309, s.8-9. 15 Sadullah İzzet, Ameli Fotoğrafya Rehberi, Matbaa-i Ebuzziya, 1339, s. 3. 6 uğramadan yerleşebilecekti. Fakat tek istisnası, Daguerre’in aldığı patentle16 yönteminin haklarını koruduğu İngiltere’ydi.17 Dagerreyotip (Daguerreotype), ışığa duyarlı yüzey üzerine optik aracılığıyla görüntüleri kaydederek sabitleme yöntemiydi. Fakat uzun ve karmaşık bir süreci vardı. Daguerreotype teknolojisi kullanılarak çekilen fotoğrafın özelliklerinden biri tek olması diğeri ise pozitif olmasıydı. Ayrıca Daguerreotype’i kullanırken başka aygıtlara da ihtiyaç vardı ki hem bu yönüyle hem de karmaşık ve uzun bir süreç olmasından dolayı eleştiri alıyordu. 1840 yılında Daguerreotype hızla yayılmaya başlamıştı. Louis Jacques Mandé Daguerre 10 Temmuz 1851’de vefat etmişti. Daguerreotype ise nitelikli objektifler ve yeni fotoğraf makinelerinin üretimi sonucu gelişti ve resim, mimari ile portre çekimlerinde çok yaygınlaştı.18 Fotoğrafın icadı bağımsız olarak ve neredeyse eşzamanlı olarak 1839'da bir Fransız sanatçısı olan Louis J. M. Daguerre ve İngiliz arazi sahibi ve bilim adamı olan W.H. Fox Talbot tarafından yapıldı 19 Daguerre’in Niépce’yle tanışarak ondan devraldığı bilgiler doğrultusunda çalışmalar yaptığı sıralarda İngiltere’de William Henri Fox Talbot (1800-1877) adındaki bilim adamı da ışığa duyarlı maddeler üzerinde çalışıyor ve nesnelerin görüntüsünü kalıcı kılmaya yönelik deneyler yapıyordu.20 Kimyacı, dilbilimci ve arkeolog olan Talbot, günümüzde yaygın olarak kullanılan negatiften pozitife aktarma yönteminin ilk örnekleri üzerinde çalışıyordu. 21 Talbot karanlık kutunun tersi olan aydınlık kutuyu (Camera Lucida) kullanmıştı. İlk kez karanlık kutunun verdiği görüntüyü kâğıt üzerinde sabitlemeye yönelmişti. Talbot siyah zemin üzerinde beyaz silüet şeklindeki nesnenin negatif görüntüsünü elde etti. Bu negatif silüet görüntülere “fotojenik çizim” adını verdi. Bu onun fotoğraf alanındaki ilk 16 Buluşun patent haklarının 14 Haziran 1839’da Fransız Hükûmeti tarafından satın alındığı belirtilmektedir, Bkz. Camera Ottomana, Osmanlı İmparatorluğu’nda Fotoğraf ve Modernite 1840-1914, Zeynep Çelik, Edhem Eldem (Derl.), İstanbul: Koç Üniversitesi Yayınları, 2015, s. 68. Dolayısıyla buluşun 19 Ağustos 1839’dan önce patentinin alındığı söylenebilir. 17 Quentin Bajac, Karanlık Odanın Sırları, Fotoğrafın İcadı, 3. Baskı, İstanbul: Yapı Kredi Kültür Yayınları, 2012, s. 24. 18 Kılıç, a.g.e., s. 81-86. 19 Hammond, a.g.e., s.104. 20 Kılıç, a.g.e., s. 91. 21 Ceyhan, a.g.e., s. 29. 7 buluşuydu. Ardından Talbot, hem fotojenik çizim’den hem de Daguerreotype yönteminden farklı olan Kalotip (Calotype) adlı ikinci buluşunu gerçekleştirdi. Bu yöntemle ışığa karşı duyarlı yüzeye gallic asidi ekleyerek pozlama sırasında gizli görüntüyü oluşturdu. Bu görüntü negatifti. Gizli görüntüyü gerçek görüntüye dönüştürürken de bu maddeyi kullandı. Talbot’un Calotype buluşunun temel ögeleri; optik vasıtasıyla elde edilen görüntü ve bunun ışığa duyarlı yüzey üzerine kaydedilmesi, ardından kimyasal süreçle bu görüntünün gerçek görüntüye dönüşmesi ve Calotype negatifinin çoğaltılabilir olmasıydı. Böylece Talbot’la birlikte resmetme ve mekanik çoğaltma tekniğinin temel ögeleri belirlenmiş oldu. Niépce, Daguerre ve Talbot, çağdaş fotoğrafçılığın temel ögelerini belirlemiş ve fotoğrafik resmetme tekniğinin ortaya çıkış serüveni Talbot’la noktalanmıştı.22 Fotoğrafçılığın ilk yılları dev boyuttaki Camera Obscura’ların dönemiydi. Bu dönemde fotoğraf makinaları oldukça büyük olduğu için taşınması zordu. Hareketi sağlamak için özel döşenmiş raylar kullanılıyor ya da bu makinaların taşınması için yardıma ihtiyaç duyuluyordu. Bu yüzden hem fotoğraf meraklıları hem de gezgin fotoğrafçılar için birtakım sorunlar söz konusuydu. Amerikalı sanayici ve işadamı olan George Eastman Kodak (1854-1932), fotoğraf teknolojisiyle ilgili birçok yeni teknoloji ve yatırım kolları üzerine projeler üretti. 1880’de Kodak şirketini kurarak 1888’de Kutu Kamera’yı üretip piyasaya sürdü. Bundan sonra fotoğraf ve onun çekimine dair gerekli makine ve gereçler farklı bilim adamları tarafından teknik olarak geliştirildi ve yeni fotoğraf makinaları tasarlandı.23 Görüldüğü üzere fotoğrafın doğumu ve gelişimi tüm dünyayı domino taşı misali etkileyen Sanayi devriminin yaşandığı dönemde olmuştur. Bu dönem bilimsel bilgi birikiminin had safhaya vardığı ve bu birikimin patlayarak üretime geçtiği bir zaman dilimidir. Zaten fotoğraf da başlı başına bilimsel ve teknolojik bir buluş olması sebebiyle dönemin teknolojik dönüşümüne paralel olarak gelişimini sürdürmüştür. Tabi bunda zaman ve mekânları aşan bilim insanlarının etkisi de önemli bir faktördür. Dolayısıyla fotoğrafın icadı bilim ve teknoloji tarihinde önemli bir yere sahiptir. “Bilim tarihi, doğanın yapısı ve işleyişini araştırmaya ve anlamaya çalışan insanların tarihidir. Bilimler ise insanların doğayı incelemek için 22 Kılıç, a.g.e., s. 91-101. 23 Ceyhan, a.g.e., s. 37-40. 8 geliştirdikleri düşünce, teknik ve pratiklerle yarattıkları cihazlarla, buldukları teorem ve yasalarla, tasarladıkları yöntemlerle birlikte oluşmuştur. Aynı zamanda bilimleri farklı ideolojik, felsefi, estetik ve siyasal düşüncelere, farklı sosyal yaklaşımlara sahip insanlar birlikte oluşturmuştur. Bilim tarihi, nitelikleri 13.yüzyılda şekillenmeye başlayan ve 19. yüzyılın ortalarından itibaren bilim adıyla tanımlanan sosyal ve kültürel bir olgunun tarihidir.” 24 Bu bakımdan fotoğraf da bilim tarihi içerisinde onu ortaya çıkaran bilim insanlarının ortak çabasını yansıtmış ve icadından sonra girdiği ülkeleri sanatsal, toplumsal ve kültürel anlamda etkilemiştir. Hatta kendini modernleştirmeye çalışan memleketlere kadar ulaşmıştır. İşte Osmanlı Devleti de modernleşme sürecinde olan ülkelerden biri olarak fotoğrafla tanışmıştı. Fotoğraf, Osmanlı Devleti’ne girdiği yıllarda sanat, eğlence ve iletişimde kullanıldığı gibi özellikle askeri havacılıkta da etkin bir şekilde kullanılarak muharebelerin seyrinde etkin bir rol oynamıştır. 1. BÖLÜM: HAVA FOTOĞRAFÇILIĞI VE KEŞİF FAALİYETLERİNİN GELİŞİMİ 1.1. ASKERİ HAVACILIK TARİHİNE GENEL BİR BAKIŞ Çalışmanın bu bölümünde, dünyada belli başlı havacılık faaliyetlerine kısaca değinildikten sonra Türk askeri havacılığının doğuşu, hava araç ve gereçlerinin harplerde keşif ve istihbarat amaçlı kullanımı ele alınacaktır. Askeri havacılığın Tayyare Mektebi (Hava Okulu) kurulana kadarki en önemli safhalarından olan Osmanlı-İtalyan Harbindeki durum tespit edilecek ve Balkan harbindeki sıkıntılara yer verilecektir. Hava araç ve gereçlerinin keşif ve istihbarat dışında tam bir muharip güç olarak kullanımının yaygınlaştığı Birinci Dünya ve İstiklâl Harbi’ndeki askeri havacılık konusu ise sonraki bölümlerde hava fotoğrafçılığı ve keşif faaliyeti ile birlikte ele alınacaktır. İnsanoğlunun uçmaya duyduğu merak ve onun sonucu olarak ortaya çıkan Havacılık da bu süreç içerisinde diğer bilim dalları gibi kendine ayrı bir yer edinmiştir. Havacılık tarihi, tüm bilimlerde olduğu gibi insanlığın ortak birikimleri sonucu gelişerek ortaya çıkmıştır. 24 Hostas Gavroğlu, Bilimlerin Geçmişinden Tarih Üretmek, (Ari Çokona, Yunancadan Çev.), İstanbul: İletişim Yayınları, 2006. s. 26-27. 9 Tarihin ilk dönemlerinden itibaren insanın uçma teşebbüslerinde bulunduğu bilinmektedir. Bilimsel anlamda Fransa’da Montgolfier kardeşlerin uçuş denemeleri (1783) ilk göze çarpanlardandır. Joseph ve Etienne ısıtılmış hava ile doldurdukları balonu uçurmayı başarmışlar ve bu başarıdan sonra balonla uçma tekniği gelişme göstermiştir. Balonlar 18. yüzyıl sonlarından itibaren ve 19. yüzyıl harplerinde keşif ve taşıma işlerinde kullanılmıştı.25 1901’den itibaren kabil-i sevk26 balonlar çoğaldı ve mükemmelleşti. Çeşitli şahıslar tarafından çeşitli seyahatler yapıldı. Sonunda Almanlar Kont Zeplin’in planlarına göre büyük zeplinleri yaptılar. Bu suretle havadan hafif vasıtalarla uçma keyfiyeti halledilmiş oldu. Havadan ağır cisimlerle uçma işini de tayyareler sağladı. Wright kardeşler bir tayyare yaparak uçmayı başardılar.27 17 Aralık 1903’de Amerika’da Wilbur ve Orville Wright kardeşlerin ilk motorlu tayyareyi sembolik de olsa uçurmalarıyla havacılığın başladığı ve kısa zaman içinde gelişme gösterdiği görülmektedir.28 Tayyarenin ve havacılığın gelişmesinde görülen baş döndürücü sürat, askerliğin gösterdiği ihtiyaçtan doğmuştu. Bir insan da göz ne ise orduda da tayyare o demekti. Tayyareler ilk icat edildikleri zaman, bu aletlerin yalnızca havadan yere bakarak düşmanı keşfetmeye yarayacakları zan edilmişti. Hâlbuki zamanla çok gelişen tayyareler ordu için yalnızca göz olmamışlar, bundan başka bombalar, torpiller, makineli tüfekler, zehirli gazlar gibi hizmetlerle ordunun kıymetli bir parçası durumuna gelmişlerdir. Sonuçta askeri havacılık zamanla sadece keşif değil aynı zamanda bombardıman ve avcı havacılığı kısımlarından da oluşmaya başlamıştır.29 Askeri havacılığın Osmanlı Devleti’ndeki gelişiminde de başlangıçta düşmanın keşif ve gözetlenmesi esas alındığı söylenebilir. Türk askeri havacılığının kurulmasını gerektiren ilk sebepler Osmanlı-İtalyan Harbi sırasında kendisini göstermiştir. Ayrıca Osmanlı Devleti’nin yaşadığı bunalımlar, onu etrafını keşif ve gözetlemeye sevk etmişti. Üstelik 25 Fethi Kural, Kuruluş Yıllarında Türk Askeri Havacılığı (1909-1913), Ankara: Hv. Bas. ve Neş. Md. lüğü, 1974, s.1; Ajun Kurter, Türk Hava Kuvvetleri Tarihi Cilt-I (1910-1914), (3. bs.), Ankara: Türk Hava Kuvvetleri Komutanlığı, 2009, s.17-18. 26 Güdümlü (yönlendirilebilen). 27 “Tayyarecilik Tarihi”, Türk Hava Mecmuası, 20, 21, 1927. 28 “Harb Tayyareleri”, Türk Hava Mecmuası, 17, 12, 1927; Mazlum Keyüsk, Türk Havacılık Tarihi 1912-1914 Cilt I, Birinci Kitap, Eskişehir: Uçuş Okulları Basımevi, 1950, s. 10; Hava Kuvvetlerinin Yüzüncü Yılında Hava Harp Okulu, İstanbul: Hava Harp Okulu Yayınları, 2011, s.2; Kurter, a.g.e., Cilt-I, s. 21-23.; Kural, a.g.e., s.1. 29 Tayyareciliğin Elif Besi, Ankara: Türk Tayyare Cemiyeti, 1927, s. 24. 10 Avrupa’daki büyük devletler bilim ve teknolojilerindeki ilerlemeler sayesinde durmadan ileri gitmekte, Osmanlı Devleti’nin ise onları takip etmesi gerekmekteydi. 20’nci yüzyılın başlarında ilk motorlu tayyarenin uçtuğu sıralarda Osmanlı Devleti, büyük devletlerin kendisini paylaşmak amacıyla ortaya çıkardığı “Doğu Sorunu” ile uğraşmaktaydı.30 Aslında daha 20’nci yüzyıla girmeden Osmanlı ordusunun modernizasyonu ve reorganizasyonu çalışmaları başlamış, bu kapsamda kara ordusunda Almanlar, donanmada ise İngilizler çalışmaya başlamışlardı. Üstelik yeni açılan harp okullarından yetişen yenilikçi subaylar, Avrupa ordularındaki gelişmeleri takip etmeye başlamışlardı. Kara ordusunun modernizasyon çalışmaları kapsamında ilk defa Osmanlı Ordusuna sabit balon tedariki ve bir bağlı balon birliği kurulması konusuna değinilmişti. Öncelikle Edirne Kalesi’ne bir sabit balon alınması gündeme getirilmişti. Çünkü 1909 yılında Osmanlı Devleti Balkanlar’da bunalımlı günler geçirmekteydi.31 Türk ordusunda Batı’da olduğu gibi hava araç ve gereçlerine karşı 1909 senesinden başlayarak olumlu bir ilgi göze çarpmaktaydı. Berlin Ataşemiliteri Enver Bey’in 26 Eylül 1909 tarihli balon ve balon topları hakkındaki raporu, Erkân-ı Harbiye-i Umumiye Riyasetince uygun bulunarak bu hava araç ve gereçlerini elde etme çalışmaları başlatılmıştı.32 1909 yılı içerisinde Avrupa’da üretilen hava araçları ile tayyarelerin tanıtılması ve pazarlanması amacıyla çeşitli ülkelerde başlayan hava gösterilerinden İstanbul’da da yapılmaya başlanmıştı.33 Bu gösterilerden biri de Manş’ı tayyaresiyle ilk kez geçen Fransız tayyareci Louis Blériot’un hava gösterisiydi. Bu gösteriyi izlemek üzere Erkân-ı Harbiye-i Umumiye Riyaseti ve Kıtaat-ı Fenniye Müfettişliğinden dört subaydan oluşan bir heyet görevlendirilmiş ve bunların yazdığı rapor, tayyarenin kısımları ve uçuşun teknik olarak açıklamasını içermektedir.34 Bu heyetin Louis Blériot’un hava gösterisini 30 Rıfat Uçarol, Tarihi Gelişim İçinde Hava Harp Okulu (1951-1987), “y.y”: “yay.y”, 1988, s. 21. 31 Kurter, a.g.e., Cilt-I, s. 41. 32 Kural, a.g.e., s. 1. 33 Deniz Kurt, Erdal Korkmaz, “Yeni Arşiv Belgeleri Işığında Türk Askerî Havacılığının Doğuşu (1911-1912)”, Savunma Bilimleri Degisi, 17/2, 210-211, 2018. 34 Kural, a.g.e., s. 2. 11 izleyerek havacılıkla ilgili ilk defa bir rapor hazırlaması, Osmanlı ordusunun dünyadaki teknik ilerlemeleri ve gelişmeleri çok yakından takip ettiğini ortaya koymaktadır.35 Osmanlı ordusunun bilim ve teknolojideki ilerlemeleri takibi, ataşemiliter raporlarında da göze çarpmaktadır. 28 Aralık 1909 günü Osmanlı Hükûmeti istifa etmiş ve 1910 yılı Ocak ayı başlarında yeni kurulan hükûmette Mahmut Şevket Paşa’ya Harbiye Nazırlığı görevi verilmişti. Mahmut Şevket Paşa, Enver Bey’i Berlin’e, Fethi Bey’i (Okyar) Paris’e ataşemiliter olarak atamış ve onlardan modern ordular ve havacılıktaki gelişmeler hakkında bilgi toplamalarını istemişti. Aslında Enver Bey II. Meşrutiyetin ilanından hemen sonra zaten bu göreve getirilmişti. Ayrıca Hafız Hakkı Bey Viyana’ya ve Ali Fuat Bey (Cebesoy) ise Roma Ataşemiliterliğine atanmıştı.36 Berlin Ataşemiliteri Kur. Bnb. Enver Bey’in balon ve balon topları hakkındaki 26 Eylül 1909 tarihli raporu37, Paris Ataşemiliteri Kolağası Ali Fethi Bey’in (Okyar) Fransız balonculuğu hakkındaki 1910 yılı Mayıs raporu, havacılığın giderek gelişme gösterdiğini yansıtan raporlardı. Ayrıca 1909 Aralık ayında İstanbul’da kısa aralıklarla uçuş gösterileri yapılmış ve dikkatler tayyare üzerine çevrilmişti. Fakat tayyare hakkındaki düşünceler henüz olumsuzdu. Fransız ordusunun 14-18 Eylül 1910’da Picardie bölgesinde 14 tayyare ve 4 güdümlü balonun katılımıyla yaptığı manevralar sonrasında tayyarelerin askeri harekâtta keşif-gözetleme açısından önemi ortaya çıkmıştı. Bu manevralardan aldıkları ders sonucu birçok ülke askerî havacılık kurma yoluna gitmişti. Erkân-ı Harbiye-i Umumiye Riyaseti de tüm bu gelişmeler sonucu Türk askerî havacılığının kurulmasına karar vermişti.38 Bu konuda Erkân-ı Harbiye-i Umumiye Riyasetinin 13 Ekim 1910 tarihli emrinde; büyük devletlerden başka komşu hükûmetlerin bile balon ve tayyareye önem verdikleri Osmanlı ordusunun da onlardan geri kalmaması için bu araçlarla donatılması gerektiği ve havacı yetiştirmek üzere Avrupa’ya birkaç subayın gönderilmesinin kararlaştırıldığı bildirilmekteydi. Fakat 1910 yılında gerekli para bulunamadığından bu emir yerine 35 Kurt, Korkmaz, a.g.m., s. 212. 36 Kurter, a.g.e., Cilt-I, s. 43. 37 Kural, a.g.e., s. 1; Uçarol, a.g.e., s. 21; Kurter, a.g.e., Cilt-I, s. 41. 38 Kurter, a.g.e., Cilt-I, s. 43-44. 12 getirilememişti.39 Verilen bu emirden 8 ay sonra tayyareci adaylarının seçimi yapılmıştı. Bu seçim için orduya yayımlanan genelgede; havacılık öğrenimi görmek, meslek hakkında gerekli incelemeleri yapmak ve yurda dönüşte havacılık teşkilatını kurmak amacıyla iki subayın Avrupa’ya gönderileceği bildirilerek, bu işe istekli ve makine bilgisine sahip, Fransızca bilen subayların başvurmaları istenmişti.40 İstihkâm Mülazım-ı Evvel Tayyareci Yusuf Kenan Bey, bu işe talip olanlar arasındaydı. 1910 senesinde Gevgili’de bulunan taburuna iltihak ettikten sonra bir gün, Avrupa’ya tayyarecilik tahsili etmek üzere iki zabitin gönderilmesinin kararlaştırıldığı ve lisan bilenlerin isimlerinin istenildiği bir beyanname Yusuf Kenan Bey'in dikkatini çeker ve talip olur. Haziran’ın 15’inde Harbiye Nezaretinde yapılacak sınavlarda bulunmak üzere İstanbul’a gitme emrini alır.41 Bu arada 1 Haziran 1911’de havacılık çalışmaları kapsamında Avrupa’ya pilotaj eğitimi için gönderilecek personelin seçimi ve tayyarecilik faaliyetleri için bir komisyon teşkiline karar verilmişti. Bu komisyon kurulan ilk komisyondu.42 Tayyareci adaylarını seçme sınavını, Erkân-ı Harbiye’de teşkil edecek komisyonun Haziran ayının 15. günü (28 Haziran 1911) yapacağı bildirilmekteydi. Adaylar arasında en yüksek notu alan Süvari Yüzbaşı Fesa ile ikinci yüksek notu alan İstihkâm Teğmen Yusuf Kenan Bey’ler tayyareci adayı olarak seçilmiş ve 4 Temmuz 1911’de havacılık eğitim ve öğrenimi görmek üzere Fransa’daki Blériot Havacılık Okuluna gönderilmeleri uygun görülmüştü.43 Temmuz’un 27’sinde Paris’e ulaşan Yusuf Kenan ve tahsil arkadaşı Yüzbaşı Fesa Bey, Eylül’ün 1’nci günü Etampes’de bulunan Blériot Havacılık Okuluna gitmiş ve burada eğitimlerine başlamışlardı.44 Bu sıralarda Mahmut Şevket Paşa, havacılıkla ciddi bir şekilde ilgilenilmesini Erkân-ı Harbiye İkinci Şubede görev yapmakta olan Kurmay Yarbay Süreyya (İlmen) Bey’e iletmişti. Süreyya Bey konuyla ilgili olarak Paris, Berlin, Viyana askeri ataşelerine yazı 39 Kural, a.g.e., s. 2. 40 Uçarol, a.g.e., s. 22; Hava Kuvvetlerinin Yüzüncü Yılında Hava Harp Okulu, a.g.e., s. 3; Kurter, a.g.e., Cilt-I, s. 45. 41 Yusuf Kenan Bey, “İlimler Fenler: Tayyarecilik Tahsilinde İlk Kazalar, Hava Muharebâtına Doğru Yeni Hatveler, Askerlik İlminde Tayyareden İstifade, Muharebelerde Tayyarelerin Suret-i İstihdamı”, ŞEHBÂL, 64, 314, 1328(1912). 42 Kurt, Korkmaz, a.g.m., s. 237. 43 Kural, a.g.e., s. 27-29. 44 Yusuf Kenan Bey, a.g.m., s. 314. 13 yazmış ve bu konuda yayınlanan kitaplar ve Fransa, Almanya ile Avusturya ordularındaki havacılık hakkında raporlar istemişti. Ayrıca Avrupa’ya tahsile gönderilen tayyarecilerin çalışmaları hakkında Fransa’daki tayyare mektebinden malumat talep etmişti. Birkaç hafta içinde kitaplar, raporlar ve malumat gelmeye başlamıştı. Süreyya Bey bir iki ay devam eden incelemeler sonunda, İstanbul’da mutlaka bir Tayyare Mektebi (Hava Okulu) ile Tayyare Merkezi tesis edilmesi gerektiği kanaatine varmıştı.45 Türk askeri havacılığının kuruluşuyla ilgili bu çalışmalar devam ederken Osmanlı Devleti 1911 Eylül ayından itibaren İtalyanların Trablusgarp’a saldırmalarıyla kendisini harbin içinde bulmuştu. İtalyanlar deniz ve karada üstün olduklarından Ege Adalarından başka Batı Anadolu ve Çanakkale tehdit altındaydı.46 Trablusgarp ile karadan sınır olmadığından kara birlikleri gönderilemiyordu. Teknolojik olarak eski ve güçsüz olan Osmanlı donanması harp başladığı zaman Beyrut’tan ayrılarak İstanbul’a dönüyordu. Donanmanın Çanakkale Boğazı’na girmek üzere tertip alması sağlanmış ve açık denizlerde İtalyan donanmasıyla mücadele etmesi zor olduğundan Türk Boğazlarında savunma yapması kararlaştırılmıştı.47 İtalyan donanması ise Trablusgarp kıyılarını abluka altına alarak Ekim ayı içerisinde Tobruk, Derne, Hums ve Bingazi’yi işgal etmişti.48 Bu arada İtalyan tayyareleri Libya’da savaşan Türk birliklerine karşı hava taarruzları yaparak kayıplar verdiriyorlardı. Bu duruma Türkler tarafından karşılık verilememesi Osmanlı hükûmeti, ordu ve millet üzerinde büyük infial yaratmıştı.49 Osmanlı Devleti’nin bu dönemde iki havacı subayı Paris’te tahsilde olup uçuş aracı bulunmamaktaydı. Mahmut Şevket Paşa ise tayyare ve yabancı tayyareci tedariki için faaliyete geçmişti.50 İtalyanlar tayyareyi ilk kez bu harpte kullanmıştı. Türk ordusu ise tayyare ve tayyarecileri henüz hazır olmadığı için harbe tayyarelerle katılamamıştı. Fakat İtalyan tayyarelerine karşı piyade tüfeğini ilk kez tayyaresavar silahı olarak kullanmıştı.51 45 ATASE; BLH, K. 179, D. 92, F. 13. 46 Kural, a.g.e., s. 3. 47 Osman Yalçın, Türk Hava Gücü Kuruluşu, İlk Seferleri ve Yükselişi (1911-1950), İstanbul: Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, 2017, s. 32. 48 Şükrü Erkal, Birinci Dünya Harbinde Türk Harbi VI’Cilt, Hicaz, Asir, Yemen Cepheleri ve Libya Harekâtı 1914- 1918, Genelkurmay Basımevi, 1978, s.7. 49 İrfan Sarp, Türk Hava Kuvvetlerinin Doğuş Yılları, Ankara: Hava Kuvvetleri Komutanlığı Hv. Bas. ve Neş. Md’lüğü, 1986, s.1. 50 Yavuz Kansu, Sermet Şensöz ve Yılmaz Öztuna, Havacılık Tarihinde Türkler C.1, Etimesgut: Hava Kuvvetleri Basım ve Neşriyat Müdürlüğü, 1971, s. 121. 51 Hava Kuvvetlerinin Yüzüncü Yılında Hava Harp Okulu, a.g.e., s.3. 14 Bu harpte dünya havacılık tarihinde bir ilk gerçekleştirildi. İtalyan Pilot Yüzbaşı Piazza, Blériot XI tipi tayyaresiyle 22 Ekim 1911 günü Türk hatları üzerinde bir keşif uçuşu yapmıştı. Böylece tarihte ilk defa düşman hatları üzerinde keşif uçuşu gerçekleştirmişt i. Bu keşif uçuşlarının devamı gelmiş, alçaktan dahi uçuşlar yapılmış ve Türk birlikleri tarafından tayyarelere tüfek ateşi açılmıştı. Bu suretle Türkler bir uçağa ilk defa yerden ateşle karşılık vererek havacılık tarihine geçmişlerdi.52 İtalyanların ilk keşif uçuşu yaptıkları bölge Aziziye idi. Daha sonra Aziziye ve Zuvara bölgesinde uçuşlar devam etmiş, yine bu mevkiler üzerinde İtalyanların balonları da görülmüştü.53 İtalya Ordusu harpte başarı sağlamak için balon ve tayyareyi etkin şekilde kullanmaya çalışmaktaydı.54 Bu arada Osmanlı Devleti karada güç durumdaydı. Tunus ve Mısır’dan kaçak olarak Trablusgarp’a silah yollayabilmişti. Bir avuç Türk askeri İtalyanları kıyılardan içerilere sokmamıştı. Fakat onları kıyılardan söküp atamamıştı. İtalya, Osmanlı Devleti’ne karşı baskıyı artırdı55 ve 5 Kasım 1911’de, Trablusgarp ve Bingazi’nin İtalya’ya ilhak edildiğini resmen açıkladı. Karşı direnişi arttırarak İtalyanları püskürtmek için çare aranmaktaydı.56 Trablusgarp Kumandanı Neşet Bey 16 Kasım 1911 tarihli yazıyla tayyarelerin Trablusgarp’ta kullanılmasının faydalı olacağını belirtmekte ve yabancı tayyarecilerin görevlerini sadakatle yapmaları için bir mukaveleye bağlanması gerektiğinden bahsetmekteydi.57 Çünkü İtalyanların Trablusgarp’ta tayyareler uçurduğu bir dönemde Osmanlı Devleti’nin de tayyare kullanmasının iyi tesir yaratacağı ve askeri keşifler açısından da faydalı olacağından iki tayyarenin tayyareci ve makinistiyle birlikte harp sahasına gönderilmesi için görüşmeler yapılmıştı. Mösyö Gabriel Aman namına İstanbul’da Mösyö Bahman ile yapılan görüşmelerde şartlar kabul edilerek mukavele yapılmıştı.58 Yapılan mukaveleye göre tayyareler, tayyareci ve makinistler ile alet edevatlar Tunus-Trablusgarp hududunun 52 Kurter, a.g.e., Cilt-I, s. 58. 53 Keyüsk, a.g.e., Cilt I, Birinci Kitap, s. 50. 54 Ahmed Zeki Paşa, Âlem-i İslâm’da Tayyarecilik: “Muyar” Abidesinin Resm-i İftitahında İrad Olunan Nutka Muhtevidir, (Fuat, Mütercim), Matbaa-i Bahriye, 1328 (1912), s. 3. 55 Fahir H Armaoğlu, Siyasi Tarih (1789-1960), (3. bs.), Ankara: Ankara Üniversitesi Siyasi Bilgiler Fakültesi Yayınları, 1975, s.326-327. 56 Kurter, a.g.e., Cilt-I, s. 59-60. 57 Kural, a.g.e., s.135. 58 ATASE; OİH, K.5, D. 26, F. 1-2. 15 4 km doğusundaki noktada Osmanlı Hükûmetine teslim edilecekti.59 Fakat tayyareciler Cezayir’in güneyindeki Biskra’ya kadar gitmişler ve türlü bahanelerle oradan ileriye hareket etmemişlerdi.60 Nitekim Fransız hükûmeti tayyarelere el koymuştu.61 Trablusgarp’taki Osmanlı kuvvetlerine gönderilmek üzere tayyare satın alma, tayyareci personel temini, tayyarelerin teslimi ve bunlar için yapılan mukavele ile yabancıların araç gereç satma ve görev istekleri konuarında Paris ve Berlin Sefaretleri ile Erkân-ı Harbiye- i Umumiye Riyaseti, Kıtaat-ı Fenniye ile Harbiye ve Hariciye Nezaretleri arasında yazışmalar başlamış ve devam etmekteydi.62 Bir yandan da hediye edilen tayyarelerin işleriyle meşgul olunmuştu. Mesela 19 Aralık 1911 tarihli yazıda, Almanya’nın zengin sanayicilerinden olan Gans’ın iki tayyare ve bir balonu, pilotuyla birlikte Tunus’a veya Mısır’a göndereceğinden ve bunların gönderilmesi sırasında alınacak tedbirlerden bahsediliyordu.63 Ayrıca 25 Aralık 1911 tarihli yazıda; hediye edilen tayyarelerin özelliklerinin ne olduğu ve tayyarecilere ne kadar maaş verileceği sorulmakta64 ve bu yazıya 30 Aralık 1911 tarihli yazıyla cevap verilmekteydi.65 Yine 1912 yılı Ocak ayının ortalarında bu konuda yazışmalar devam etmekteydi.66 Ancak Mösyö Gans’ın tayyare ve tayyareci hediye etme teklifi çeşitli sebeplerden dolayı icra edilememiş ve kendisine açıklama yapılmadan teşekkür edilmesi bildirilmişti.67 Dolayısıyla Osmanlı Devleti tarafından harbin başından itibaren yapılan tayyare ve tayyareci gönderme faaliyetleri önemli teşebbüslere rağmen sonuçsuz kalmış ve Trablusgarp’a tayyare gönderilememişti.68 Aynı tarihlerde Erkân-ı Harbiye-i Umumiye Riyaseti 11 Ocak 1912 tarihli yazıyla; İstanbul’da bir Tayyare Mektebi açılması için teşkilat ve inşaatla ilgili tedbirlerin 59 Kural, a.g.e., s.138-139. 60 ATASE; OİH, K.5, D. 26, F. 1-8 61 Kansu, Şensöz ve Öztuna, a.g.e., s. 124. 62 Kural, a.g.e., s.136-149. 63 ATASE; OİH, K. 4, D. 18, F. 4 64 ATASE; OİH, K. 4, D. 18, F. 4-1,4-1a 65 ATASE; OİH, K. 4, D. 18, F. 4-2 (3-5) 66 ATASE; OİH, K. 4, D. 18, F. 4-6 (7,8) 67 ATASE; OİH, K. 4, D. 18, F. 4-11 68 Fatma Eda Aydın, “Trablusgarp Savaşı’nın Türk ve Dünya Havacılığı Açısından Önemi”, Silahlı Kuvvetler Dergisi, 433, 15, 2018; Emin Kurt, Mesut Güvenbaş, Birinci Dünya Savaşı’nda İstanbul’a Yapılan Hava Saldırıları, İstanbul: Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, 2018, s. 13. 16 alınmasını ve gerekli işlerin yapılmasını istemekteydi. Bu kapsamda Kıtaat-ı Fenniye ve Erkân-ı Harbiye’den tayin edilecek iki subayla, mühendis ve subaydan oluşan bir “Komisyon” teşkil olunarak Tayyare Mektebi için İstanbul’da uygun bir tayyare meydanı seçilmesi ve tüm bu işler için masrafların tayin edilmesi isteniyordu.69 Tayyare ve balon satın alma, tayyareci yetiştirme ve hava tesislerini yaptırma işleriyle uğraşmak üzere kurulan70 ve başında Kurmay Yarbay Süreyya Bey’in bulunduğu Tayyare Komisyonu, Türk ordusunda havacılığın ilk resmi teşekkülü sayılmaktadır.71 Fakat bu komisyonun ilk komisyon değil de sonradan Tayyare Mektep ve Merkezinin kurulması için oluşturulan ikinci bir komisyon olduğu anlaşılmaktadır. İlk komisyonun Kurmay Yarbay İsmail Bey Başkanlığında kurulduğu bildirilmektedir.72 Dolayısıyla havacılık çalışmaları kapsamında oluşturulan bu ilk komisyonun kuruluş tarihi olan 1 Haziran 1911’in Türk Hava kuvvetlerinin kuruluşu olarak alınmasıyla ilk resmi teşkilatın da bu ilk komisyon olduğu anlaşılmaktadır. Kurmay Yarbay Süreyya Bey başkanlığında kurulan, Türk havacılık tarihinde çok bahsedilen ve kuruluş tarihi Mart 1912 olan komisyon(ikinci), ilk iş olarak Paris Ataşemiliterinin yolladığı raporları ve Tayyare Mektebi projesi ile R.E.P fabrikasının önerdiği projeyi incelemişti.73 Harbiye Nazırı Mahmut Şevket Paşa, 17 Şubat 1912 tarihinde Harbiye Nezareti Tahrirat Dairesine gönderdiği yazıda; son icatlardan olan tayyarenin askerlikçe keşif konusundaki faydaları ve tesirlerinin Trablusgarp Harbinde ortaya çıktığını, bunun sonucunda Bulgaristan ve Yunanistan’ın dahi havacılık teşkilatlarını kurmak için tayyare mektepleri açmaya teşebbüs ettiklerini bildirmişti. Aynı yazıda Osmanlı ordusunda da Tayyare mektebinin açılmasının gerekli olduğu belirtilmekteydi. Mektebin açılması için 15 bin lira, ilk sene zarfında mektebe ve orduya gerekli 15 kadar tayyare için 20 bin lira ve devam eden her seneye karşılık da 5 bin lira verilmesi gerektiği anlaşılmıştı. Bütçede buna karşılık olmamasına rağmen Mahmut Şevket Paşa paranın verilmesi konusunda 69 ATASE; OİH, K. 31, D. 142, F. 47 (1) 70 Uçarol, a.g.e., s. 23. 71 ATASE; BLH, K. 179, D. 92, F. 13-1 72 Kurt, Korkmaz, a.g.m., s. 217. 73 Kurter, a.g.e., Cilt-I, s.79-80. 17 gerekenin yapılmasını istemişti.74 Ayrıca konu 20 Şubat 1912 tarihinde Maliye Nezaretine bildirilmişti.75 Mahmut Şevket Paşa tayyare satın alma, tayyareci, makinist ve eğitmen getirtilmesi ve Tayyare Mektebi açılması için gerekli olan 40 bin liranın temini konusunu Harbiye Nezaretine 7 Mart 1912 tarihli yazıyla yinelemişti.76 Bu talepler hazinenin hali hazır durumu sebebiyle uygun bulunmamış ve Tayyare mektebi açılmaktansa Avrupa’dan tayyare satın alınması ve onları kullanacak tayyarecilerin yerinde eğitim görmeleri 9 Mart 1912 tarihli yazıyla uygun görülmüştü.77 Tayyare mektebi açma fikri harp boyunca gerek hazinenin durumu bahane edilerek gerekse başka sebeplerle ertelenmiş fakat hep gündemde bir gereklilik olarak kalmıştı. Mektep tesisinin zemin hazırlığı ile bu konudaki çalışmalar ve yazışmalar devam etmişti. Bu yazışmalardan birisi de 11 Mart 1912 tarihli Bahriye Nezaretine gönderilen yazıydı. Havacılık sınıfının Osmanlı ordusunda teşkilinin henüz başlangıç aşamasında olduğu, bu maksatla iki subayın tahsil için Fransa’ya gönderildiği, Tayyare mektebi tesis etmek üzere iki tayyarenin satın alınmış olmasına rağmen bunların keşif yapacak durumda olmadığı, donanmanın kendi imkânlarıyla keşif yapması gerektiği bildirilmekteydi.78 Bir taraftan da 7 Şubat 1912 tarihli yazıyla; Edirne’de balon hangarı inşaatı için demir malzeme talep edilmekte ve inşaatın Mayıs ortalarına kadar bitirilmesi için malzemenin bir an evvel sipariş edilmesi istenmekteydi. Ayrıca balon hangarı için acilen tedariki gerekli olan demirin miktarı ile hangarın nerede, nasıl inşa edileceği bildirilmekteydi.79 Bu arada sadece balon hangarı inşaatı değil aynı zamanda balon tedariki ve balon müfrezesi kurma çalışmaları da devam etmekteydi. 30 Nisan 1912 tarihli yazıda; Almanya’ya sipariş edilen balonların birkaç güne kadar Edirne’ye geleceğinden Edirne Mevki-i Müstahkemine bağlı olarak bir Balon müfrezesi teşkil edileceği 80 ve bu kadroya gerekli efradın tayini ve tedariki bildirilmekteydi.81 Osmanlı havacılığının emekleme 74 ATASE; BLH, K. 179, D. 92, F. 1(1),1a 75 ATASE; BLH, K. 179, D. 92, F. 1-2 76 ATASE; BLH, K. 179, D. 92, F. 1-3 (4) 77 ATASE; BLH, K. 179, D. 92, F. 1-5 (6,7) 78 ATASE; OİH, K. 31, D. 142, F. 47-4 79 ATASE; OİH, K. 47, D. 224, F. 1(1,2) 80 ATASE; OİH, K. 47, D. 224, F. 4 (1) 81 ATASE; OİH, K. 47, D. 224, F. 4-3 (4,5) 18 döneminde hazinenin boş oluşu bu alandaki gelişmeyi de yavaşlatmaktaydı. Yapılması gerekenler ortaya konulmuş ancak para bulunamamıştı. Harp içinde Türk askeri havacılığının kuruluş çalışmaları sürerken, Trablusgarp kumandanı Neşet Bey 14 Mart 1912 tarihli yazıyla; düşman harp gemilerinin Zanzur ve Zaviye sahillerinde dolaştıklarını ve dört geminin Zaviye önünde demirleyerek balon ve tayyarelerle keşif yaptıklarını bildirmekteydi.82 İtalyanların denizlerde olduğu kadar havacılık konusunda da Türklere göre üstün olduğu görülmektedir. Türkler henüz havacılık kuruluşu, hava araç, gereç ve personel noksanlarını tedarik etme çalışmaları yürütürken İtalyanlar harpte aktif bir şekilde tayyare ve balonları kullanıyor ve keşifler yapıyor hatta bu keşifleri fotoğraf çekerek taçlandırıyorlardı. Türk tarafında ise Tayyare Mektebi için satın alınan tayyarelerin keşif yapmaya müsait olmadığı anlaşılmaktaydı. Türk askeri havacılığı bu harpte kuruluşuyla ilgili sıkıntılarla uğraşmakta ve harbin seyrine etki edecek olan keşif ve haber alma faaliyetlerini icra edememekteydi. İtalyan donanması, Ege denizindeki bir seyir esnasında 18 Nisan 1912’de Çanakkale Boğazını da bombardıman etmişti.83 Atılan mermiler 15 şehit ve 18 yaralı verilmesine sebep olmuştu.84 Dolayısıyla Ege denizi, Adalar ve sahillerde İtalyan donanmasının hareketliliği hissedilmekteydi. Türk tarafında denizlerdeki bu hareketlilik, henüz kuruluş aşamasında olan havacılığın sorunlarından dolayı tam olarak tespit edilememekte ve keşif faaliyeti yetersiz kalmaktaydı. Harp kara ve denizde devam etmekteyken, tayyare ve güdümlü balon tedariki, Tayyare Mektebi için araç gereç ve personel temini ve Avrupa havacılığı endüstrisini yerinde incelemek amacıyla Mayıs başlarında bir heyet Avrupa’ya gönderildi. Bu heyetin başında Kurmay Yarbay Süreyya İlmen vardı. Bu heyet 7 Mayıs 1912 günü İstanbul’dan hareket 82 ATASE; OİH, K. 21, D. 88, F. 6(1) 83 İ. Revol, “1911-1912 Türk İtalyan Harbi”, (Kadri Demirkaya, Çev.), Askeri Mecmua, 58, 27, 1940. 84 Kansu, Şensöz ve Öztuna, a.g.e., s. 123. 19 etti. Avrupa’da Viyana, Berlin, Münih, Paris gibi şehirleri ziyaret eden heyet, tayyare ve balon fabrikalarını yerinde incelediler.85 Bu heyet Almanya’da tayyare fabrikalarında incelemelerde bulunurken Mahmut Şevket Paşa Yarbay Süreyya Bey’e mektuplar göndermişti. Bu mektuplarda, İtalyanların dördüncü balonlarını ikmal ettiklerini, Çanakkale’yi bunlarla bombalamayı düşündükleri konusunda haber aldıklarını, Rodos Adası’nı işgal ettiklerini bildirerek balon, tayyare ve tayyareci istemekteydi.86 Ayrıca bir an önce Tayyare Mektebi inşa ederek tayyareci yetiştirilmesi gerektiği ve sahillerin yakınında keşif faaliyetinde bulunulmasını sağlayacak imkânların temin edilmesini istemişti.87 Harp ilerledikçe düşman hakkındaki bilgi akışının sağlanması açısından tayyarelerin önemi Osmanlı Erkân-ı Harbiyesi’nce daha iyi anlaşılmaktaydı. Harbiye Nazırı Mahmut Şevket 20 Mayıs 1912 tarihiyle Paris’teki Süreyya Bey’e gönderdiği yazıda; İtalyanların Rodos, Cezayir’de vesairede kuvvet topladığı, fakat Osmanlı Devleti’nin keşif yapamaması yüzünden gerçeğin tam olarak anlaşılamadığı belirtilmektedir. Tayyare ve tayyareciye olan ihtiyacın şiddetle arttığı, seyyar hangar ve arabanın olmaması sebebiyle Adalar karşısındaki uygun yerlerden tayyare uçurma imkânı olmadığından bunların tedarik edilerek Süreyya Bey’in İstanbul’a dönmesi istenmektedir.88 Yine 31 Mayıs 1912 tarihli yazıyla Erkân-ı Harbiye-i Umumiye Riyaseti ve Trablusgarp Kumandanlığına; İtalyanların Trablusgarp ve Bingazi’den çektikleri kuvvetlerle Rodos ve Adalarda büyük kuvvetler topladığı, bu kuvvet hakkında casuslar vasıtasıyla bilgi alınarak gerekli düzenlemede bulunulması istenilmekteydi.89 Keşfe olan şiddetli ihtiyaç tüm yazışmalarda göze çarpmaktaydı. Keşfin sağlıklı yapılması için de bir an önce Tayyare Mektebi ve Tayyare Merkezi açılarak tayyare ve balon satın alınması ve tayyareci, rasıt ve makinist gibi personelin yetiştirilmesi 85 Kurter, a.g.e., Cilt-I, s. 92-100. 86 Sarp, a.g.e., s. 4-5; Kansu, Şensöz ve Öztuna, a.g.e., s.124. 87 Keyüsk, a.g.e., Cilt I, Birinci Kitap, s. 32-33. 88 ATASE; BLH, K. 179, D. 92, F. 1-33 89 ATASE; OİH, K. 21, D. 88, F. 52 (1,2) 20 gerekmekteydi. Trablusgarp Harbi gelişen harp teknolojisinde, tayyarelerin ordular için neden gerekli olduğunu ortaya koymaktaydı. Bu arada Kurmay Yarbay Süreyya Bey 25 ve 26 Haziran 1912 tarihli yazılarında; tayyarelere ve balonlara dair Avrupa’da yapılan incelemeler sırasında Harbiye Nezaretinden gelen emirler doğrultusunda Berlin, Paris, İngiltere’den sipariş edilen tayyare ve çeşitli araç ve gereçlere dair bilgi vermekte ve gerekli işlemlerin yapılması için izin istemekteydi.90 Avrupa’ya giden heyet, Temmuz başlarında İstanbul’a geri dönmüşlerdi. Yapılan Avrupa gezisiyle ilgili raporlarını da Harbiye Nezaretine sunmuşlardı.91 Heyet, öncelikle Ayastefanos Tayyare Mektebinin alt yapısını oluşturmuş ve okul için gerekli tayyare, araç gereç, tayyareci, makinist, marangoz gibi personel ve malzeme ihtiyaçları Almanya, İngiltere ve Fransa’dan sağlanmıştı.92 Tayyare Mektebi kurulması ve tayyareci yetiştirilmesi amacıyla çeşitli Avrupa tayyare kuruluşlarıyla yapılan görüşmelerde Fransız R.E.P tayyare fabrikalarının önerileri uygun görülerek onlarla sözleşme yapılmıştı. Bu sözleşmeye göre R.E.P fabrikası, Tayyare Mektebinin ihtiyacı olan 10 tayyareci ile 15 tayyare makinistini ücretsiz olarak yetiştirecek ve İstanbul’a bir tayyare mühendisi gönderecek, mektebi üç ay içerisinde kuracak ve mektebin kısa sürede Türk subayları eliyle idare edilebilecek düzeye getirilmesini sağlayacaktı.93 Tayyare Mektebi projesi karara bağlandıktan sonra komisyon, mektebin tesisi için İstanbul civarında yer aramaya başladı. Mektebin yeri, Ayastefanos (Yeşilköy)- Safraköy yolu ile İstanbul-Küçükçekmece yolunun kesiştiği noktanın kuzeyinde kalan arazi kesimi olarak saptandı.94 90 ATASE; BLH, K. 179, D. 92, F. 1-71, 1-71a, 1-73 (74,75) 91 Kural, a.g.e., s.197-198. 92 Kurter, a.g.e., Cilt-I, s.100. 93 Uçarol, a.g.e., s. 28. 94 Kurter, a.g.e., Cilt-I, s. 81. 21 Şekil 1: Ayatefanos Tayyare Mektebinin Konuşunu Gösterir 1/25.000 Ölçekli Kroki95 1912 yılı başlarında da Ayastefanos’ta inşaata başlanmış, Avrupa’dan da 2 tayyare satın alınmıştı.96 Ayrıca 45 günde iki tayyare hangarı inşa edilmişti.97 1912 yılının başından itibaren yapılan çalışmalarla birlikte tayyareci yetiştirmek için gerekli olan personel, araç- gereç ve tesisler hazırlanmıştı. 3 Temmuz 1912’de Tayyare Mektebi Ayastefanos (Yeşilköy)’da açıldı. Bu sayede Türk ordusu, uçucu subaylarını yetiştirecek olan Tayyare Mektebine kavuştu ve günümüzdeki Hava Harp Okulu’nun temelleri atılmış oldu.98 Böylece Türk askeri havacılığı kuruluş çalışmaları Osmanlı-İtalyan Harbi sırasında tamamlamış bulunuyordu. Osmanlı-İtalyan Harbi havacılık tarihinde ilklerin yaşandığı bir harpti. Tayyarenin gelişimi hızla devam ederken dünyanın ileri gelen devletleri bu harpteki çok faydalı havacılık dersleri almıştı. Türk askeri havacılığı bu harpte hem kuruluş aşamasında 95 ATASE; BDH, K. 1394, D. 26, F. 18-2 96 Türk Silahlı Kuvvetleri Tarihi III. Cilt 6’ncı Kısım (1908-1920), Ankara: Genelkurmay Harp Tarihi Başkanlığı, 1971, s. 489. 97 ATASE; BLH, K. 179, D. 92, F. 13-1 98 Uçarol, a.g.e., s. 29. 22 olduğundan hem de harp alanına uzak oluşundan dolayı Türk havacıları harbe aktif olarak katılamamışlardı. Başta Harbiye Nazırı Mahmut Şevket Paşa ve Türk Erkân-ı Harbiye-i Umumiyesi havacılığın önemini anlamış ve kabul etmişlerdi. Osmanlı-İtalyan Harbi, Eylül ayı sonunda Balkan devletlerinin seferberliklerini ilan etmeleri üzerine, 15 Ekim 1912 günü İtalyanlarla imzalanan Ouchy (Uşi) Anlaşması gereği Trablusgarp ve Bingazi’nin İtalyanlara verilmesiyle sona ermişti.99 Bundan sonra Tayyare Mektebi 25 Eylül 1912’de hazırlanmış ve uygulamaya konmuş olan yönetmeliğe göre teşkilatlandı. Buna göre okulun kadrosunda 4 öğretmen ve 6 makineci öğretmen bulunmaktaydı. Okulda eğitim ve öğretimde, tayyare ve motor hakkında genel bilgiler veriliyor ve uygulamalı olarak da gösteriliyordu.100 1 Ekim 1912’de Harbiye Nazırı Nazım Paşa, Ordu Müfettişliklerine Rumeli’de harp olasılığı sebebiyle bir bildirge yayınlamış, seferberlik ilan edildiğini haber vermişti. Balkanlardaki müttefik devletler de seferberlik kararı alarak yığınak yapmaya başlamışlardı.101 8 Ekim 1912’de Karadağ, 17 Ekim’de Bulgaristan ve Sırbistan, 19 Ekim’de de Yunanistan Osmanlı Devleti’ne harp ilan ederek harekete geçmişlerdi.102 Balkan Harbi, Birinci ve İkinci Balkan olmak üzere iki dönemde sürdürülmüştü. Birinci dönem Türk ordularıyla Balkan Müttefik orduları arasında geçmiştir. 18 Ekim 1912 tarihinden 30 Mayıs 1913’te Londra’da imzalanan anlaşmaya kadarki dönemde Birinci Balkan Harbi yaşanmıştır.103 Bu dönemde Balkan devletlerine karşı kullanılacak Osmanlı Ordusu Doğu(Şark) ve Batı (Garp) Ordusu olmak üzere iki kısma ayrılmıştı.104 Seferberliğin ilanıyla birlikte 9 Ekim 1912’de Başkumandanlık Vekâleti, Kıtaat-ı Fenniye ve Mevaki-i Müstahkeme Müfettiş-i Umumiliği’nden üç tayyare müfrezesi hazırlanmasını istedi. İki tayyareli birer takım Şark ve Garp ordularında, birisi de Edirne 99 Kurter, a.g.e., Cilt-I, s. 72-73. 100 Uçarol, a.g.e., s. 30. 101 Kurter, a.g.e., Cilt-I, s. 117. 102 Armaoğlu, a.g.e., s. 339. 103 Balkan Harbi, Genelkurmay Basımevi, 1979. s 39. 104 Reşat Hallı, Balkan Harbi (1912-1913) I. Cilt: Harbin Sebepleri, Askeri Hazırlıklar ve Osmanlı Devleti’nin Harbe Girişi, (2. bs.), Ankara: Genelkurmay Basımevi, 1983, s. 112. 23 Mevki-i Müstahkeminde tertiplenecekti.105 Edirne’ye daha önce getirilen 750 m³ hacmindeki sabit balonun gaz üretimi için gerekli ham maddesi yoktu ve balon iş göremez durumdaydı. Bu yüzden Edirne balonunun keşif ve ateş tanzimi görevlerini üstlenmek üzere, kaleye tayyare müfrezesi gönderilmesi emredilmişti.106 Edirne kalesine gönderilmesi istenen tayyareler trene yükletilmiş fakat Bulgarların ileri harekâtı dolayısıyla Ispartakule’den geri Ayastefanos’a getirilmişti.107 Seferberliğin ilanında Ayastefanos Tayyare Mektebindeki hava gücü ise; 10 tayyare, 5 yabancı tayyareci, 6 Türk tayyareci, 2’si Alman 3’ü Fransız olmak üzere 5’te makinistten oluşmaktaydı.108 Balkan devletlerinin 1912 Ekim ayında sırayla başlattığı taarruzlara Osmanlı Devleti’nin mukabele etmesiyle başlayan birinci dönem muharebelerini müteakip uçmayı öğrenen havacılar tarafından yapılan keşifler ve bu keşiflerin yapılabilmesi için hava araç gereçlerinin tedariki ve satın alınması çalışmaları dikkati çekmektedir. Ayrıca bu durum askeri havacılığın hem gelişimini ve hem de yaşanan aksaklıkları gözler önüne sermektedir. Balkan harbinin ilk safhasında; Şark ordusu tarafında 22-23 Ekim 1912’de yapılan Kırklareli muharebeleri sonrasında Türk kıtaatının Pınarhisar istikametinde geri çekilmesi üzerine Kırklareli’ne keşif için gönderilen iki tayyare düşmana terk edilmişti.109 Bundan sonra Pınarhisar-Lüleburgaz hattına yaklaşan Bulgarlarla 29 Ekim’de muharebe başladı ve ardından Çatalca hattına çekilme emri verildi. Edirne Kalesi de Bulgarlar tarafından kuşatılmıştı. Bu arada kuşatma altında olan Edirne Kalesi’ne havadan tayyare gönderilmesi söz konusu olmuş fakat bu uçuş yapılamamıştı.110 Edirne Müstahkem Mevkii’ne tayyare gönderilmesi konusunda da birçok teşebbüslerde bulunulmuş fakat herhangi bir sonuç alınamamıştı. 111 Garp Ordusu tarafında ise; tertip edilen tayyareler Selanik’e gelmiş ve oradan müfreze tamamlanarak Köprülü’ye gönderilmişti. 23-24 Ekim’de Sırplarla yapılan Komanova 105 Keyüsk, a.g.e., Cilt I, Birinci Kitap, s. 75-76; Kansu, Şensöz ve Öztuna, s. 129; Kurter, a.g.e., Cilt-I, s.121. 106 Kurter, a.g.e., Cilt-I, s.121. 107 Keyüsk, a.g.e., Cilt I, Birinci Kitap, s.76. 108 Kurter, a.g.e., Cilt-I, s.119. 109 Keyüsk, a.g.e., Cilt I, Birinci Kitap, s.79. 110 Kurter, a.g.e., Cilt-I, s.129-132. 111 Yalçın, a.g.e., s. 40. 24 muharebesi sonrası Türk ordusu Manastır yönünde çekilmeye başlayınca Köprülü’deki tayyare müfrezesi de Selanik’te tertiplenmişti. Yunanların Selanik’e yaklaşması üzerine ise buradaki tayyareler yakılmış ve mahsur kalan tayyareciler daha sonra İstanbul’a dönebilmişlerdi.112 Yunanlar Kasım ayı başında Selanik’i ele geçirmişlerdi. Yunan donanmaları Bozcaada, Limni, Samotraki ve Taşoz adalarını işgal etmişlerdi. Böylece Osmanlı Devleti’nin Makedonya ile denizden bağlantısı kesilmişti. Bir taraftan da Karadağlılar İşkodra’yı muhasara etmişlerdi. Osmanlı Devleti’nin durumu kötüydü, sadece Edirne, İşkodra ve Yanya düşman muhasarasına mukavemet etmekteydi.113 Harp her iki ordu tarafında geri çekilme şeklini aldığından tayyare müfrezeleri de bu durumdan etkilenmekteydi. Ayrıca tayyare keşfine olan ihtiyaç artmaktaydı. Başkumandanlık Vekâleti 17/18 Kasım 1912 tarihli emrinde, Ayastefanos’ta bulunan iki tayyareden birinin Edirne’ye, diğerinin de Çatalca hattındaki düşmanı keşfetmek üzere gönderilmesini istemişti.114 Bu emir üzerine 29 Kasım 1912’de yapılan keşifte; tayyareci Mülazım-ı Sani Mehmet Nuri Bey, Büyük Çekmece-Çatalca-İzzettin köy bölgesinde REP tayyaresiyle 1500 metreden keşif yaparak Ayastefanos Tayyare Mektebine dönmüştür.115 Bu keşfin Türk havacılık tarihinde tespit edilebilen ilk keşif uçuşu olduğu bilinmektedir.116 Düşmanın durumunu anlamak için tayyarelerle yapılan bu keşif görevleri daha sonra da devam etmiştir. Buna ilaveten balonlarla düşmana dair istihbarat almak için de balon satın alma çalışmaları görülmektedir. 4 Mart 1913 tarihiyle Harbiye Nezaretine yazılan yazıda; düşmanın durumu hakkında bilgi almak ve keşif yapmak için balona ihtiyaç olduğu, düşmanın balonla keşif yaparak topçu mevzilerini tayin ve araziyi tanzim etmelerine karşılık Türk tarafında atış tanzim 112 Keyüsk, a.g.e., Cilt I, Birinci Kitap, s. 81. 113 Armaoğlu, a.g.e., s.339-340. 114 Kural, a.g.e., s. 248. 115 ATASE; BLH, K. 174, D. 69, F.1 116 Kurter, a.g.e., Cilt-I, s.136. 25 edilemediği belirtilerek balon satın alınması ve memurlarıyla birlikte gönderilmesi istenmişti.117 18 Mart 1913 tarihinde Erkân-ı Harp Yüzbaşısı Kemal Bey’in yaptığı tayyare keşfinde; Bigados’un kuzey batısından Karamurat Çiftliği’ne kadar düşman avcı siperleri ve Kadıköy’ün 3 km güneybatısındaki tepede ve köyün güney çıkışında ve Karamurat Çiftliği’nin doğusundaki tepede birer istinat noktası olduğunu belirtmektedir. Ayrıca Kadıköy’ün güneybatısında bir batarya ve köyün batısındaki vadide birer hat şeklinde düşman ordugâhları ve toplu nizamda bir alay kadar kuvvetinin olduğu bildirilmektedir.118 22 Mart 1913’te Erkân-ı Harp Yüzbaşı Kemal Bey tarafından Çorlu istikametindeki keşifte; Yapağca’da bir taburluk ordugâh görüldüğü, Bosnaköy ve Mandra’da arabalarla hayvan olduğu, Çantaköy’de düşman bulunduğu, Değirmenköy’de 600 beyaz çadır ve bir büyük çadıır olduğu v.s birçok ayrıntılı bilgi bulunmaktadır.119 Yine 24 Mart 1913 tarihinde Erkân-ı Harp Kaymakamı Enver Bey tarafından Terkos istikametinde120 ve 6 Nisan 1913 tarihinde İzzetin köy, İnceğiz, Kürtköy, Istıranca, Belgrad köyü civarlarında121 yapılan detaylı keşif ve sonrasında kroki ile düşmanın durumunun tespit edildiği görülmektedir. Bu tayyare keşifleri sonunda keşif raporlarının karargâha verildiği ve keşfin krokilerinin çizildiği görülmektedir. Yani Birinci Balkan Harbinde keşif faaliyeti artık bir zemine oturmuş havacılar sadece uçmakla kalmayıp düşmanın yerini tespit ederken vasıtalar kullanmaya ve ayrıntılı raporlar vermeye başlamışlardır. Bu durum Türk havacılığının gelişmeye başladığının bir göstergesidir. Fakat meslekteki sıkıntılar devam etmektedir. Eski Tayyare Mektebi müdürü olan Binbaşı Mehmet Cemal Türkiye’de havacılıktan neden istifade edilemediğini kendi şahsi deneyimlerine göre açıklamaktadır. Bu da hem havacılığın doğuşunda hem de Balkan Harbi sırasındaki mesleki sıkıntıların genel bir özeti sayılmaktadır. 117 ATASE; BLH, K. 178, D. 89, F. 4 (1,2) 118 ATASE; BLH, K. 174, D. 69, F.1-2 (3) 119 ATASE; BLH, K. 174, D. 69, F.1-4(5) 120 ATASE; BLH, K. 174, D. 69, F.1-6(7) 121 ATASE; BLH, K. 174, D. 69, F.1-10(11,12) 26 Binbaşı Mehmet Cemal 28 Mart 1913 tarihli yazısında; yurtdışına giden tayyarecilerin eğitimlerinde yaşanan sıkıntılara değinmekte ve REP fabrikasına sipariş edilen tayyarelerin önceden kazazede olmuş ve çürüğe çıkmış tayyarelerin malzemelerinden yapıldığı bildirilmesine rağmen bu tayyarelerin kabul edildiğini belirtmektedir. Tayyare Mektebine iki hangar yapılmış olduğu fakat tayyarelerin neredeyse üst üste konduğu, subaylar için yatacak bir yer ve tamirhane olmadığı, mektebin yokluk yüzünden sıkıntı içinde olduğunu ifade etmektedir. Ayrıca kırılan bir parçanın tamiri için Kıtaat-ı Fenniyeye bir yazı yazıldığında Kıtaat-ı Fenniye de Topçu Dairesine, orası da İmalat-ı Harbiye’ye, en son Zeytinburnu’na yazıldığını ve kâğıt üzerinde günler geçtiğinden vazifenin sekteye uğradığını ve alınan tayyare sayısının da 19 adet olduğunu belirtmektedir. Ayrıca bu tayyarelerin kullanılabilir olanlarına dair de bilgiler vermektedir.122 Balkan Harbi’nin ikinci dönemi olan İkinci Balkan Harbi Balkanlı Müttefik devletleri arasında Londra anlaşmasından sonra başlayan harp olup Türk Doğu ordusunun Edirne’yi geri almak amacını güttüğü harekâtı içermektedir.123 Bu dönemde Balkan devletleri arasında Osmanlı Devleti’nden aldıkları toprakları paylaşma konusunda çıkan harp sonrasında Türk ordusu 13 Temmuz 1913’te ileri harekâta başladı. Tayyare Mektebinde 3 adet faal tayyare vardı. Diğerleri arızalı ve görev yapamayacak durumdaydı. 18 Temmuz 1913’de tayyareler Yeşilköy’den Çorlu’ya nakil ettirildi. Bu tarihten harbin sona ermesine kadar birçok keşif uçuşu yapıldı. 29 Eylül 1913 tarihinde İkinci Balkan Harbi sona erdi.124 Osmanlı ordusunun ileri harekâtıyla Edirne ve Kırklareli kurtarıldı. İkinci Balkan Harbinde tayyareciler yaptıkları keşif uçuşlarıyla sürekli olarak bilgi sağlamışlardır. Bu arada yabancı tayyareci ve teknik personelin görevlerinden ayrılmaları sonucu hava harekâtını yapma görevi Türk personelden oluşan ekibe kalmıştır. Bu harpte Türk hava gücünün dikkate değer bir kuvvet olmaya başladığı ortaya çıkmıştır.125 Bu dönemde de 122 ATASE; BLH, K. 179, D. 92, F.7 (1-4) 123 Balkan Harbi, a.g.e., s.39. 124 Kansu, Şensöz ve Öztuna, a.g.e., s.138-139. 125 Yalçın, a.g.e., s. 45. 27 keşif uçuşları yapılmış ancak yokluk içinde yapılan bu görevler sırasında hava araç gereç ikmali ve tamirat sorunları devam etmiştir. Tayyareci Mülazım Mehmet Nuri 25 Temmuz 1913 tarihli yazısında; tayyaresiyle üç gündür Uzunköprü İstasyonunda beklemekte olduğunu belirterek, bir teneke Hint yağı, bir teneke benzin ve gerekli birkaç edevatla birlikte bir makinist gönderilmesini istemekteydi.126 Edirne’den 26 Temmuz 1913 tarihinde Erkân-ı Harp Yüzbaşı Kemal’in yazdığı yazıda ise; gerek hava muhalefeti gerekse benzin eksikliği sebebiyle uçulamadığını ve tayyarenin birkaç telinin koptuğunu belirterek, alet ve edevat istemişti.127 Aynı tarihli Ayastefanos Tayyare Mektebi Müdürünün yazısında ise; Fazıl Efendi’nin geri çağrıldığı, tayyareninın trene yüklenmesi için çadır gerektiği fakat elde çadır olmadığı, İstanbul’da da benzin bulunmadığı bildirilmekteydi.128 Bu yazışmalar tayyare faaliyetinin hangi şartlar altında yürütülmeye çalışıldığını göstermekteydi. Ayastefanos Tayyare Mektebi; 70 teneke benzinin Edirne’deki, 70 teneke benzinin ise Kırkkilise’deki tayyare hangarlarına gönderildiğini 1 Ağustos 1913 tarihinde bildirmişti.129 Ayastefanos Tayyare Mektebi Müdürü Binbaşı Veli; Nuri Efendi’nin Ayastefanos’taki tayyaresinin pervanesinin henüz Avrupa’dan gelmediğini, uçağa farklı bir pervane taktırılıp gönderileceğini fakat bu uygulamanın uygun olmaması sebebiyle tayyare kırılacak olursa bu duruma çok üzüleceğini 8 Ağustos 1913’te bildirmişti.130 9 Ağustos 1913’de Tayyareci Yüzbaşı Mehmed Feyzi tarafından Ahlatlı istikametinde yapılan keşif sonrasında tayyarenin sağ tekerleğinin hasar görmesi sebebiyle yedek tekerlek istenilmekteydi.131 Bu arada Edirne’de 2350 liraya Gümüşciyan Biraderler tarafından 28 günde yapılacak olan balon hangarı için gerekli masrafın hükûmete ait olacağı 14 Ağustos 1913 tarihinde Tayyare Mektebi Müdürü Binbaşı Veli tarafından Karargâh-ı Umumiye bildirilmişti.132 Edirne’de Osmanlı İtalyan Harbi sırasında balon hangarı inşaatı, balon tedariki ve balon 126 ATASE; BLH, K. 177, D. 83, F.6-10 127 ATASE; BLH, K. 177, D. 83, F.6-11 128 ATASE; BLH, K. 177, D. 83, F.6-12 129 ATASE; BLH, K. 177, D. 83, F. 6-20 130 ATASE; BLH, K. 177, D. 83, F. 6-28 131 ATASE; BLH, K. 177, D. 83, F. 6-23 132 ATASE; BLH, K. 177, D. 83, F.2-13 28 müfrezesi kurma çalışmaları başlamıştı. Fakat bu çalışmaların Balkan Harbi sırasında da devam ettiği görülmektedir. Aslında sadece hangar inşaatı konusunda değil hava araç ve gereç eksikliği, bunların tedariki ve tamirleri aşamasında maddi eksiklikler başta olmak üzere zaman kaybı vb. gibi birçok sorunlar yaşanmaktaydı. Ayastefanos Tayyare Mektebi Müdürü Binbaşı Veli’nin 18 Ağustos 1913 tarihli yazısında ise; mektepteki tamirhanede tamir için gerekli tezgâh ve vida açacak bir makinenin bulunmaması yüzünden binlerce lira masrafla Avrupa’dan malzeme gelmesinin beklendiği veya haftalarca Zeytinburnu’nda imal ettirmeye çalışıldığından bahsedilerek, harbin önemli bir devrede olduğu belirtilmiş ve bu malzemeler istenilmişti.133 Balkan Harbi sırasında (1912-1913) Türk ordusu subayları uçmayı öğrenmiş, ancak arızalanan tayyareler tamir edilememişti. Tayyare bakım ve tamirlerinin ayrı bir ihtisas dalı olduğu öğrenilmişti. 1913 yılında Deniz Kuvvetlerine mensup subaylar, hava birliklerine makinist olarak alındı ve Tayyare Mektebinde makinist de yetiştirilmeye başlanmıştı.134 Tayyare Mektebiyle askeri havacılığın eğitim ayağı da oluşturularak havacılar eğitim görmeye başlamıştı. Bu teşkilatlanma ve kurumsallaşmanın ilk deneyimleri yine bir harpte kendini göstermiş ve meydana gelen muharebelerde tecrübeler elde edilmişti. Osmanlı Devleti havacılık alanındaki ihtiyaçlarını yaşayarak öğrenmekteydi. Tüm bu sorunlara rağmen Türk askeri havacılığı, Balkan Harbinde de gelişmesine devam etmişti. Çünkü Tayyare Mektebi kurulması sonrasında tayyarecilerin uçmayı öğrenmesi ve keşif yapmaları bunun en önemli delilidir. Yaşanan sorunlar, Osmanlı Devleti’nin harp ortamında tüm imkânlarını seferber ettiği sırada ordunun en küçük birliğinde bile hissedilebilecek türden ikmal sorunlarıydı. Balkan Harbinin geneline bakıldığında havacılıktaki eksikliklerin genel bir durum olduğu ve başka konularda da aksaklıkların yaşanıldığı anlaşılmaktadır. Tüm bunlara rağmen hayatlarını hiçe sayan Türk tayyarecilerinin gerçekleştirdiği keşif görevleri dikkate değerdir. Günümüz şartlarında 133 ATASE; BLH, K. 177, D. 83, F.6-44 134 Uçarol, a.g.e., s. 30 29 tayyarelerin durumu düşünüldüğünde, fenni olmayan uygulamayla Tayyareci Nuri Efendi’nin tayyaresinin pervanesi Avrupa’dan gelmediği için yerine başka bir pervane takılarak çalıştırılması Türk askeri havacılığının yokluğa rağmen nasıl bir gayret içinde olduğunu ortaya koymaktadır. Balkan Harbi, askeri havacılıktaki gelişime rağmen havacılıkla ilgili birçok soruna gebe bir şekilde bitmişti. 1.2. BİRİNCİ DÜNYA HARBİ ÖNCESİ HAVA FOTOĞRAFÇILIĞI VE KEŞİF FAALİYETLERİNİN GELİŞİMİ 19. yüzyılın ikinci çeyreğinin başında yeni bir teknoloji ve sanat dalı olarak ortaya çıkan fotoğraf, daha çok aristokrat ve seçkin insanlar tarafından rağbet görmüştü. Daha sonraları ise fotoğrafın gelişen ve kolaylaşan teknolojisi sayesinde geniş halk kitleleri tarafından kullanılmaya başlanmıştı. Fotoğraf, 19. yüzyılın ikinci yarısından itibaren haber-röportaj, doğa-belgesel, deneysel, teknik ve bilimsel, reklam, tanıtım, endüstriyel ve sanayi, portre, sanat fotoğrafı vb. alanlarda günlük yaşamın içine girmeye başladı.135 19. yüzyılın başlarında ortaya çıkan ve günlük yaşamın içine değişik alanlarda kullanılmaya başlanan fotoğraf, teknik ve bilimsel bir alan olan askeri havacılıkta da ileri gelen devletlerin dikkatini çekmiş ve harplerde doğrudan uygulama sahası bulmuştu. Askeri havacılıkta yeni bir dal olan hava fotoğrafçılığının temeli aslında keşfe dayanmaktaydı. Hava keşfi ve fotoğraf, istihbarat için geleneksel yöntemlerle karada süvari tarafından yapılagelen keşif ve bilgi alma yani harpte haber alma ve istihbarat işinin daha güvenilir ve hızlı yapılmasını sağlamıştı. Bu durum, elinde böylesine önemli bir belge bulunduran taraf için harbin seyrini olumlu yönde etkileyebilirdi. Güvenilir ve hızlı bir şekilde istihbarat toplamanın nüvesini oluşturarak askeri havacılık alanına giren hava fotoğrafçılığı ve keşif faaliyeti, askeri tarihe ışık tutan ve bu tarihi yazacaklara bilgi sağlayan askeri tarih kaynaklarına da temel teşkil etmişti.136 Dolayısıyla hava fotoğrafları ve keşif raporları hali hazırdaki bir harp sırasında, harbin seyrinde 135 Ceyhan, a.g.e., s. 41-42. 136 Muzaffer Erendil, Askeri Tarih ve Türklerde Askeri Tarih Çalışmaları, Ankara: Genelkurmay ATASE Başkanlığı Yayınları, 1999, s.10. 30 önemli olduğu kadar, harp sonrasında askeri tarih yazıcılığında da vazgeçilmez bir askeri tarih kaynağı olarak karşımıza çıkmaktadır. Carl Von Clausewitz,137 geleneksel yöntemlerle harpte haber alma yani istihbarat faaliyetini “Harp Üzerine” adlı eserinde şöyle ifade etmektedir: “Harpte alınan bilgilerin büyük bir kısmı çelişkili, daha büyük bir kısmı yanlış, çoğu ise şüphelidir. Bu durumda subaydan istenebilecek olan şey ancak uzmanlık, tecrübe ve fikrin verebileceği doğruyu, yanlışı ayırt edebilme yeteneğidir.”138 Bu değerlendirmenin yapıldığı yıllarda dünyada henüz fotoğrafçılık gelişme göstermemişti. Havacılıkta ise askeri balonculuk yeni gelişmekteydi. Orduların harp hareketlerinde haber almaya yönelik icra ettiği keşif ise genellikle süvari tarafından yapılan ve sadece arazinin karadan ya da yüksekçe bir yerden gözetlenmesiyle sınırlı kalan bir keşif faaliyetiydi. “İstikşâfât-ı Askeriyye” adlı eserde ise; tabiye açısından arazinin vaziyet ve tabiatını bilmenin arazinin tetkik edilmesi için önemli olduğundan, subayların bu konularda iktidar sahibi ve bilgili olmaları gerektiğinden bahsedilmektedir. Ayrıca arazinin tetkik edilmesi (yani keşfinin) on sekizinci asra kadar önemli görülmediği, yapılan muharebelerde müstahkem mevkinin zapt ve müdafaasıyla sınırlı kalındığına yer verilmektedir. Büyük Frederick’in harp usulünü değiştirerek yeni bir meslek tesis ettiği, generallerine verdiği talimatta arazinin harp sırasında keşif ve tetkikinin çok önemli olacağını söylediği, Napolyon Bonapart’ın da arazinin tanınmasına önem verdiği, araziyi haritadan tetkik ve seri bir keşif ile tetkiklerini bitirdikten sonra uygulamaya koyduğuna değinilmektedir. Eserde ayrıca gelecekteki muharebelerde dumansız barutun askeri mevki ve mevzilere yaklaşarak keşiflerin yapılmasında zorluk yaşatmasından dolayı mevcut haritalardan, büyük fedakârlıklarla yapılan ufak tefek keşiflerden, çeşitli vasıtalarla elde edilen malumatlardan ve balonlarla yapılan rasıtlardan arazinin tanınmasına mecburiyet göstereceğinin kesin olduğundan bahsedilmektedir.139 137 Carl Von Clausewitz, 1 Haziran 1780’de doğdu, 12 yaşındayken Prens Ferdinand Prusya Alayına girdi. Hayatı boyunca Prusya ordusunda birçok savaşlara katıldı, 1818 başlarında Harp Okulu Komutanlığına atandı. 16 Kasım1831’de vefat etti. Bkz. Clausewitz, Carl Von, Harp Üzerine, s. 1-3. 138 Carl Von Clausewitz, Harp Üzerine Birinci Cilt. ( H. Fahri Çeliker, Çev.), Ankara: Genelkurmay Basımevi, 1991, s. 69. 139 Miralay Şevki, İstikşâfât-ı Askeriyye, (3. bs.), İstanbul: Mekteb-i Fünûn-ı Harbiye-i Şâhâne Matbaası, 1320 (1904), s. 3-6. 31 Burada geleneksel keşif faaliyetinin sürdürüldüğü dönemlerde arazinin tanınmasının harp sırasındaki öneminden bahsedilmekte ve aslında bir de öngörüde bulunulmaktadır. Keşif faaliyetinin gelecekte çeşitli vasıtalar kullanılarak (harita, balon, vs) yapmaya zorlayan sebepler arasında askeri silahlardaki teknolojik gelişmeler de söz konusu edilmektedir. Yani keşfi vasıta (harita, balon vs.) kullanarak yapmaya zorlayan sebep sadece arazi ve düşmana dair doğru ve hızlı bilgi alma değil, geleneksel yöntemlerle yapılan keşif sırasında yaşanan zorluklardır. Bu da her dönemde olduğu gibi orduları, askeri alanda dönemin teknolojik araç ve gereçlerini kullanmaya itmiştir. Yani ordular teknolojik araç ve gereçleri kullandığında karşı taraf için üstünlük sağlayacağı, kullanmadığında ise hezimeti yaşama ihtimalinin yüksek olacağı kesindi. Fransız ihtilalinden sonra artan ateş gücü ve kitlesel ordular süvari keşfini yapmayı ağır ve külfetli bir hale sokmuştu ve ortaya çıkan balonlar bu ağır zahmetli görevi yapmakta kurtarıcı gibi olmuşlardı.140 İlk askeri balon 2 Haziran 1794 yılında, Fleurus Harbinden hemen önce General Jean Baptiste kumandasındaki Fransız ihtilal orduları ve Avusturyalılarla karşı karşıya geldiğinde ortaya çıkmıştı. Bu balonun pilotu Jean Marie- Joseph Coutelle olup Maubeuge üzerinde yaptığı keşfin sadece bilgi toplamak açısından değil, Avusturyalıların moralleri üzerine de tesir ettiği görülmüştü. Napolyon başlangıçta askeri keşifte balon hakkında hevesliydi ve bundan sonra Coutelle’ye bu konuda büyük bir destek vermişti.141 Fleurus muharebesinde 9 saat havada kalan balondan yapılan keşif aşağıya işaretle bildirildi. Böylece balon muharebenin kazanılmasında önemli bir rol oynadı. Bundan sonraki muharebelerde de balon kullanıldı ve Fransa’da balonculuk sınıfı orduda ayrı bir teşkilat haline getirildi. General Pichegru’nun ordusuna gönderilen ikinci balon bölüğü, 1796’da Würtzburg mevkiinde esir düştü. İtalya seferinde General Napolyon Bonaparte’in ordusuna aldığı balon Mantua Muharebesinde kullanılmıştı. Ancak Bonaparte, muharebelerinde engelli arazide hızla hareket etme tekniğini kullanıyordu. Bu 140 Sam Hager Frank, American Air Service Observation İn World War I, Yayınlanmamış Doktora Tezi, The University Of Florida, Ann Arbor, 1961, s.ii. 141 Frank, a.g.t., s. 9-10. 32 durum balonlardan istifadeye olanak sağlamıyordu. Bu yüzden 1797’de Fransız ordusu balonculuk teşkilatını kaldırdı.142 Fransız Devrimi döneminde insan taşıyan balonlar ortaya çıktı. Askeri liderler hem bunun öneminin hem de tatmin edici keşif elde etmenin zorluğunun farkındaydılar. Başlangıçta sorunlarına çözüm olarak düşündüler. Ancak harpteki hareket kabiliyeti eksiklikleri ve balonlardaki kişilerin asker değil de gezginler olmasından dolayı gelen yanlış bilgiler sebebiyle balonlar ordu kurmay heyeti gözündeki değerlerini yitirdi. Hava keşfine ilgi azaldı ve çoğu orduda balon, süvari keşif kullanımına tabi kılındı.143 1820’de askeri balonculuk yeni bir araştırma-geliştirme sahası olarak Avrupa’ya girmişti. Sadece keşif değil, muharebe ve bomba bırakma olarak da işlev kazanmıştı. Orduların balon kullanmaya ilgisi, 1853-1856 Kırım Harbi boyunca yeniden canlanmıştı. İngilizler keşif ve bombardıman için balon kullanmanın uygulanabilirliğini tartışmaya başlamışlardı. Hatta Sivastopol kuşatmasında Ruslar, birkaç yükseliş yapmış olan bir balona sahiplerdi. Ama bu kuşatmada balonların oynadığı rol çok azdı.144 Askeri balonculuk faaliyetleri bundan sonra da devam etti. Fransız-Avusturya Harbinde Eugѐne Godard, balonlarını Fransız Ordusunun emrine verdi. 10-11 Haziran 1859’da Milano’da bağlı bir Montgolfier uçuruldu. Godard, Ponti’den havalanarak Peschiara’yı keşfetti. Ardından 20 Haziran’da Castel Nodolo civarlarında serbest bir balonla havalanarak 400 m’den düşman mevzilerini keşfetti. 3 gün sonra da Castiglione dolaylarını keşfetti. 1861-1863’te gerçekleşen Amerikan iç savaşında, Kuzeyli kuvvetler birçok sabit balon keşfi yapmışlardı. Başkan Lincoln sivil birkaç baloncudan askeri balon sınıfı kurulmasını istedi. Sayıları 10’dan fazla olan balon bu savaşta cephenin ilk hatlarında görev yaptı. Bu balonlara telgraf telleri bağlanarak karargâhlarla muhabere dahi yapıldı. Ayrıca balonla fotoğraf da çekildi. Askeri balonculuk, İngiltere’de 1879’da, Almanya, Rusya ve İspanya’da 1884’te, İtalya’da 1885’te, Çin, Hollanda ve Belçika 1886’da, Danimarka’da 1889’da, Avusturya ve 142 Kansu, Şensöz ve Öztuna, a.g.e., s. 52-53. 143 Frank, a.g.t., s.ii. 144 a.g.t., s.11. 33 Japonya’da 1890’da, Amerika’da ise iç savaş sonrası 1893’te kurulmuştu.145 On dokuzuncu yüzyılın ikinci yarısı boyunca askeri gözlem ve muhabere için çeşitli türden balonlar kullanıldı.146 Askeri balonculuk faaliyetleri sırasında orduların önemsediği tek şey, muhasım ordunun ne yaptığını aydınlatacak bilgi ve keşifti. Askeri balonculuğun ilk başladığı dönemde bu keşif işi sadece gözlem, işaret ve rapor verme şeklinde yapılıyordu. Fotoğrafın icadıyla birlikte balonlardan fotoğraf çekilerek keşif işlemi icra edilmeye başlandı. Aynı zamanda ilk hava fotoğrafçılığı denemeleri de yapıldı. Hava fotoğrafçılığının ilk olarak on dokuzuncu yüzyılın ortalarında Paris’te uygulandığı bilinmektedir.147 Bu uygulamanın yapıldığı dönemlerde havacılıkla ilgili çalışmalar farklı ülkelerde devam etmekteydi. Hava fotoğrafçılığının ortaya çıkış serüvenine bakıldığında karşımıza Nadar ismi çıkmaktadır. Fotoğrafın icadı ve gelişimine paralel olarak, hava fotoğrafçılığının ilk örnekleri de Avrupa’dan olmuştu. Fransız öncü fotoğrafçı ve yazar olan Gaspard Felix Tournachon Nadar (1820-1910), 1853’de edebiyat ve sanat alanlarındaki ünlülerin buluşma yeri olan bir fotoğraf stüdyosu açmıştı. 1858’de ise ilk hava fotoğraflarını tamamlayarak bir balondan araştırma ve haritalama fikrini tasarlamıştı. Nadar’ın icat ettiği fotoğraf denemesi, ona düzyazı makaleleri ve romanlarından daha büyük bir ün kazandırmıştı.148 Nadar, ilk hava fotoğrafçılığı denemesini 1858 yılında Paris yakınlarındaki Petit Bicêtre adlı köyün hava görüntüsünü bir sıcak hava balonundan 80 metre yükseklikten almasıyla gerçekleştirmiş oldu. Fakat bu denemeyi içeren orijinal fotoğraflar kayboldu.149 Bu denemeyi yere bağlı bir balonla yapmış ve ihtiyati tedbir olarak harita üretimi için hava fotoğraflarının kullanımıyla ilgili bir patent için birkaç ay önce başvurmuştu.150 145 Kansu, Şensöz ve Öztuna, a.g.e., s. 72-75. 146 Chris Musson, Rog Palmer ve Stefano Campana, Flights İnto The Past, Aerial Photography Photo İnterpretation and Mapping for Archaelogy, Arcland, AARG, 2013, s.18. 147 Benjamin Fraser, “The Ills of Aerial Photography: Latin America From Above”, Academic Journal, 2010,39(2), 71. 148 Columbia Electronic Encyclopedia, 6th Edition, Q1 2017, Erişim Tarihi: 03.09.2018. 149 Olivia B. Waxman, “Aerial Photography’s Surprising Role in History”, TIME, 31 Mayıs, 2018, Erişim Tarihi: 06.10.2018, http://time.com/longform/aerial-photography-drones-history/ ; G. J. J. Verhoeven, “Providing an Archaeological Bird’s Eye View – an Overall Picture of Ground-based Means to Execute Low-altitude Aerial Photography (LAAP) in Archaeology”, Archaeological Prospection, 16(4),233, 2009; Kansu, Şensöz ve Öztuna, a.g.e., s. 59. 150 Georg Gerster, Flights of Discovery: The Earth from Above, Newyork&London: Paddington Press Ltd.,1978, s.6. http://time.com/longform/aerial-photography-drones-history/ 34 Havacılık onda bir takıntı haline geldi ve dünyanın gördüğü en geniş dev balonları inşa etti. Balonla ikinci yükselişinde Almanya'ya taşındı ve Hannover yakınlarına iniş yaptı fakat son anda balon kontrolünü kaybetti. Şanssız yolcular çarptıktan sonra yirmi beş mil sürüklenerek durabildiler.151 Başarılı bir şekilde ilk hava fotoğrafı denemesi yapan Nadar daha sonra Paris’in yeraltı mezarlıklarını da magnezyum aydınlatmasıyla fotoğrafladı. Bu çalışmanın patentini de 1862 aldı.152 1870 Fransız-Alman Harbinde, Paris kuşatılmış ve muhabere balonlarla sağlanmıştı. Nadar ve Eugѐne Godard bu harpte balonlarına görev verilmesini istedi. Bu istek üzerine üç balon mevzii kuruldu. Bu balonlarla gece gündüz keşif görevi yaptılar. Daha sonra posta balon teşkilatı kuruldu ve Paris dışındaki geçici hükûmetle muhabere sağlandı. Dolayısıyla posta hizmetini ilk defa Nadar başardı.153 Hava Fotoğrafçılığının öncülerinden biri de George Lawrence’dı. Yirminci yüzyılın başlarında, Chicago fotoğrafçısı George Raymond Lawrence, kameraların mucidi ve fotoğrafik süreçlerin yenilikçisi olarak ünlenmişti. Birçok uçuş denemeleri yapan ve havadan fotoğraf çekmeye çalışan Lawrance ilk girişimini 20 Haziran 1901'de bağlı balonuyla Chicago Menkul Kıymetler Borsası Birliği üzerinde gerçekleştirdi. Başarısız ve kamerasının zarar gördüğü deneleri de oldu. Daha sonra Washington Park yarış pistinde American Derby'nin havadan fotoğraflarını çekti.154 George Lawrence, uçurtmalara kavisli film plakaları bulunan geniş formatlı kameralar takarak tepeden panoramik görüntü almanın mükemmel bir metodunu buldu. Bu şekilde çektiği fotoğraflardan en ünlüsü 1906 yılında San Francisco depremi ve yangınının sebep olduğu tahribatı ve zararı gösteriyordu. Bu görüntüyü kaydetmek için 17 uçurtma kullanarak kamerayı 2000 fit yükseklikte askıya aldı. Yine en eski hava fotoğrafı, James Wallace Black tarafından 1860 yılında 2000 fit yükseklikten Boston'un bağlı sıcak hava balonuyla alınan fotoğrafıdır.155 Bu deneme de Nadar’dan iki yıl sonra gerçekleştirilmişti.156 151 Beaumont Newhall, The History of Photography from 1839 to the Present Day, New York: The Museum of Modern Art, 1949, s. 68. 152 Stephen Bann, “When I Was A Photographer: Nadar ve History”, History and Theory, 48, 95-101, 2009. 153 Kansu, Şensöz ve Öztuna, a.g.e., s. 72. 154 Janice Petterchak, “Photography Genius: George R. Lawrance & The Hitherto Impossible”, Journal of the Illinois State Historical Society, 95/2, 132-147,2002. 155 Olivia B. Waxman, a.g.m., Erişim Tarihi: 06.10.2018, http://time.com/longform/aerial-photography-drones-history/ 156 Musson, Palmer ve Campana, a.g.e., s.18. https://www.metmuseum.org/art/collection/search/283189 http://time.com/longform/aerial-photography-drones-history/ 35 Hava fotoğrafçılığının en cesur uygulamalarından biri de Samuel Franklin Cody tarafından 1900’lerin başında yapılan insanlı uçurtma teşebbüsüdür.157 Bir diğer kişi de Nobel ödüllerinin yaratıcısı ve dinamitin mucidi olarak bilinen Alfred Nobel’di (1833- 1896). 1896'nın ortalarında Nobel balon, roket veya füze tarafından taşınan bir fotoğraf makinesini kullanarak İngiltere ve Fransa'da “Fotoğraf haritalarının elde edilmesi ve yeryüzü veya yer ölçümleri geliştirilmesi” için patent başvurusunda bulundu. 1896’nın sonlarından itibaren yeni kameralar üretildi. Alfred Nobel'in ölümünden sonra Nisan 1897’de, bu kameralar tarafından ilk hava fotoğrafları çekildi. Bu fotoğrafların roketli bir kamera tarafından çekilen belgelenmiş ilk hava fotoğrafları olması muhtemeldi.158 İlk hava fotoğraflarının farklı araçlar ve yöntemlerle çekilmiş olduğu anlaşılmakla birlikte farklı alanlarda kullanılmaya başlanması, kullanılan alanın tarihi gelişimiyle zamanla olgunlaştı. Böylece hava fotoğrafının kullanım alanları çeşitlendi. Askeri havacılık da bunlardan birisiydi. Hava fotoğraflarının askeri alanda kullanımı balonlar, uçurtmalar vs. den çekilen ilk hava fotoğrafı uygulamalarıyla kısmi ve dolaylı olarak başlamıştı. 1904 tarihinde Rus-Japon Harbinde Japon ordusu bir hava fotoğrafçılığı şubesi açmıştı. Harbinn başından itibaren de balonlar yardımıyla hava fotoğrafları çekmişlerdi. Ayrıca Japonlar aynı mahallerin yerden alınan fotoğraflarını birleştirmiş ve bunları tetkik ederek önemli faydalar sağlamışlardı. Rus ordusu da fotoğraf şubesi teşkil etmiş fakat ancak harbin sonunda başarılı olmuşlardı. Bu tarihlerde Almanya’da da büyük bir teşkilat meydana getirilmişti. Ayrıca açılan uluslararası fotoğraf sergileri ile fotoğraf makinaları görücüye çıkmış ve ordular, hava fotoğrafçılığı eğitimi alması için Almanya’ya subaylar göndermişlerdi.159 Hava fotoğrafçılığındaki asıl gelişim tayyarelerin teknolojik olarak gelişmesi ve ülkelerin savunmalarında kullanılmaya başlanması sonrası olmuştu. Böylece güvenilir ve hızlı keşif için gereken teknolojiler yani hava araç ve gereçleri ile fotoğraf bir araya gelerek harplerin seyri değişebilecekti. Hava fotoğrafçılığı askerî alanda bu ihtiyaçtan doğmuştu. 157 Northstar Imaging. (t.y.). Erişim: 06 Ekim 2018, http://northstargallery.com/aerialphotography/history%20aerial%20photography/history.htm 158 A. Ingemar Skoog, “The Alfred Nobel Rocket Camera. An Early Aerial Photography Attempt”, Acta Astronautica, 66, 624, 2010. 159 Rüştü, “Fotoğrafçılık”, Askerî Hava Mecmuası, 60, 3-4, 1928. http://northstargallery.com/aerialphotography/history%20aerial%20photography/history.htm 36 İnsan göz ve hafızasının yanılamayacağı bir belgeleme aracı olan hava fotoğrafları sayesinde daha güvenilir bir şekilde elde edilen bilgiyle, kumandanlar daha sağlıklı değerlendirmelerde bulunacak ve yerinde kararlar alabilecekti. Böylesine önemli bir icadın askerî alandaki etkinliği ve harplerin seyrine etkisi elbette ki kaçınılmazdı. Çünkü uzun zamandır askeri çatışmalarda yüksek yer, daha iyi manevra kabiliyeti ve düşmanın daha net bir görünümünü sunduğu için gökyüzünden gelen manzara, yüksek bir yerden alına