Hacettepe Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü İletişim Bilimleri Anabilim Dalı INSTAGRAM’DA KENDİNE YARDIM ENDÜSTRİSİ: THE HOLISTIC PSYCHOLOGIST ÖRNEĞİ Sümeyye Nur KAVUNCU Yüksek Lisans Tezi Ankara, 2024 INSTAGRAM’DA KENDİNE YARDIM ENDÜSTRİSİ: THE HOLISTIC PSYCHOLOGIST ÖRNEĞİ Sümeyye Nur KAVUNCU Hacettepe Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü İletişim Bilimleri Anabilim Dalı Yüksek Lisans Tezi Ankara, 2024 KABUL VE ONAY Sümeyye Nur Kavuncu tarafından hazırlanan “Instagram’da Kendine Yardım Endüstrisi: The Holistic Psychologist Örneği” başlıklı bu çalışma, 7 Haziran 2024 tarihinde yapılan savunma sınavı sonucunda başarılı bulunarak jürimiz tarafından Yüksek Lisans Tezi olarak kabul edilmiştir. Dr. Öğr. Üyesi Hatice Göze ORHON (Başkan) Dr. Öğr. Üyesi Emel UZUN AVCİ (Danışman) Dr. Öğr. Üyesi Yeliz DEDE ÖZDEMİR (Üye) Yukarıdaki imzaların adı geçen öğretim üyelerine ait olduğunu onaylarım. Prof.Dr. Uğur ÖMÜRGÖNÜLŞEN Enstitü Müdürü YAYIMLAMA VE FİKRİ MÜLKİYET HAKLARI BEYANI Enstitü tarafından onaylanan lisansüstü tezimin tamamını veya herhangi bir kısmını, basılı (kağıt) ve elektronik formatta arşivleme ve aşağıda verilen koşullarla kullanıma açma iznini Hacettepe Üniversitesine verdiğimi bildiririm. Bu izinle Üniversiteye verilen kullanım hakları dışındaki tüm fikri mülkiyet haklarım bende kalacak, tezimin tamamının ya da bir bölümünün gelecekteki çalışmalarda (makale, kitap, lisans ve patent vb.) kullanım hakları bana ait olacaktır. Tezin kendi orijinal çalışmam olduğunu, başkalarının haklarını ihlal etmediğimi ve tezimin tek yetkili sahibi olduğumu beyan ve taahhüt ederim. Tezimde yer alan telif hakkı bulunan ve sahiplerinden yazılı izin alınarak kullanılması zorunlu metinleri yazılı izin alınarak kullandığımı ve istenildiğinde suretlerini Üniversiteye teslim etmeyi taahhüt ederim. Yükseköğretim Kurulu tarafından yayınlanan “Lisansüstü Tezlerin Elektronik Ortamda Toplanması, Düzenlenmesi ve Erişime Açılmasına İlişkin Yönerge” kapsamında tezim aşağıda belirtilen koşullar haricince YÖK Ulusal Tez Merkezi / H.Ü. Kütüphaneleri Açık Erişim Sisteminde erişime açılır. o Enstitü / Fakülte yönetim kurulu kararı ile tezimin erişime açılması mezuniyet tarihimden itibaren 2 yıl ertelenmiştir. (1) o Enstitü / Fakülte yönetim kurulunun gerekçeli kararı ile tezimin erişime açılması mezuniyet tarihimden itibaren ….. ay ertelenmiştir. (2) o Tezimle ilgili gizlilik kararı verilmiştir. (3) ……/………/…… Sümeyye Nur KAVUNCU 1“Lisansüstü Tezlerin Elektronik Ortamda Toplanması, Düzenlenmesi ve Erişime Açılmasına İlişkin Yönerge” (1) Madde 6. 1. Lisansüstü tezle ilgili patent başvurusu yapılması veya patent alma sürecinin devam etmesi durumunda, tez danışmanının önerisi ve enstitü anabilim dalının uygun görüşü üzerine enstitü veya fakülte yönetim kurulu iki yıl süre ile tezin erişime açılmasının ertelenmesine karar verebilir. (2) Madde 6. 2. Yeni teknik, materyal ve metotların kullanıldığı, henüz makaleye dönüşmemiş veya patent gibi yöntemlerle korunmamış ve internetten paylaşılması durumunda 3. şahıslara veya kurumlara haksız kazanç imkanı oluşturabilecek bilgi ve bulguları içeren tezler hakkında tez danışmanının önerisi ve enstitü anabilim dalının uygun görüşü üzerine enstitü veya fakülte yönetim kurulunun gerekçeli kararı ile altı ayı aşmamak üzere tezin erişime açılması engellenebilir. (3) Madde 7. 1. Ulusal çıkarları veya güvenliği ilgilendiren, emniyet, istihbarat, savunma ve güvenlik, sağlık vb. konulara ilişkin lisansüstü tezlerle ilgili gizlilik kararı, tezin yapıldığı kurum tarafından verilir *. Kurum ve kuruluşlarla yapılan işbirliği protokolü çerçevesinde hazırlanan lisansüstü tezlere ilişkin gizlilik kararı ise, ilgili kurum ve kuruluşun önerisi ile enstitü veya fakültenin uygun görüşü üzerine üniversite yönetim kurulu tarafından verilir. Gizlilik kararı verilen tezler Yükseköğretim Kuruluna bildirilir. Madde 7.2. Gizlilik kararı verilen tezler gizlilik süresince enstitü veya fakülte tarafından gizlilik kuralları çerçevesinde muhafaza edilir, gizlilik kararının kaldırılması halinde Tez Otomasyon Sistemine yüklenir. * Tez danışmanının önerisi ve enstitü anabilim dalının uygun görüşü üzerine enstitü veya fakülte yönetim kurulu tarafından karar verilir. ETİK BEYAN Bu çalışmadaki bütün bilgi ve belgeleri akademik kurallar çerçevesinde elde ettiğimi, görsel, işitsel ve yazılı tüm bilgi ve sonuçları bilimsel ahlak kurallarına uygun olarak sunduğumu, kullandığım verilerde herhangi bir tahrifat yapmadığımı, yararlandığım kaynaklara bilimsel normlara uygun olarak atıfta bulunduğumu, tezimin kaynak gösterilen durumlar dışında özgün olduğunu, Dr. Öğretim Üyesi Emel UZUN AVCİ danışmanlığında tarafımdan üretildiğini ve Hacettepe Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Tez Yazım Yönergesine göre yazıldığını beyan ederim. Sümeyye Nur KAVUNCU TEŞEKKÜR Bu tezdeki tüm emeği ve destekleri için tez danışmanım Dr. Öğretim Üyesi Emel Uzun Avci’ya, değerli katkıları için jüri üyeleri Dr. Öğretim Üyesi Yeliz Dede ve Dr. Öğretim Üyesi Göze Orhon’a, tezimin son okumasını yapan ve tez sürecim boyunca desteğini esirgemeyen sevgili halam Doç. Dr. Mualla Kavuncu’ya, kıymetli destekleri için sevgili arkadaşlarım Berfin Çalık, Şeyma Şevval Yıldız, Gözde Keskin, Perihan Borucu, Zehra Fidan, Berna Günay, Aslıhan Küçüker, Merve Ayşe Köseoğlu, Elif Fatıma Görken, Esra Debreli Deniz, Sıla Türköne, Elif Ata, Yaprak Aydın, Esra Dilek, Ozan ve Nadire İlter’e, tüm yardım ve destekleri için sevgili yüksek lisans arkadaşım ve kader ortağım Melek Güler’e, bana yurtdışından cömertçe bilgisayar ve aradığım kitapları gönderen sevgili kardeşim Gülsüm Kavuncu ve eşi Yasir Buğra Eryılmaz’a, eğitimimi her zaman destekleyen annem ve babama, ve son olarak benimle beraber bu süreci yaşayan sevgili hayat arkadaşım Romain Bougaran ve oğlum Ali Taha Torlak’a en içten teşekkürlerimle… iv v ÖZET KAVUNCU, Sümeyye Nur. Instagram’da Kendine Yardım Endüstrisi: The Holistic Psychologist Örneği. Yüksek Lisans Tezi, Ankara, 2024. Yeni medya araçlarının hayatımıza girmesiyle birlikte bilgilerin ve söylemlerin dolaşıma girme biçimleri yeni formlar kazanmıştır. Neoliberal dönemde hakkında sürekli bilgi üretilen ve dolaşıma giren söylemlerin önemli bir parçasını da ‘‘bireyin iyilik hali’’ne dair tartışmalar oluşturmaktadır. Psikologlar, kişisel gelişimciler ve yoga eğitmenleri gibi pek çok özneden oluşan kendine yardım endüstrisi modernitenin başından beri ‘‘sağlıklı birey’’ üzerine çeşitli söylemler üretmektedir. Mental sağlık alanında ‘‘bireyin iyilik’’ hali üzerinde yıllardır üretilen söylemler artan sayıda psikolog ve kişisel gelişimcinin yeni medya araçlarını kullanmaya başlamasıyla birlikte yepyeni bir dolaşım hali kazanmıştır. Bu tezde kendine yardım endüstrisinin bugün Instagram mecrasını kullanarak ‘‘sağlıklı birey’’ üzerine ne gibi söylemler ürettiğini anlamak üzere Instagram’da milyonlarca takipçisi olan Dr. Nicole LePera’nın The Holistic Psychologist hesabına bakılacaktır. Böylece modern kapitalist toplumların gündeminde önemli bir yer işgal eden modern bireyin mental sağlığına dair bugüne kadar üretilmiş hâkim söylemlerin bugün mental sağlık açısından popüler bir mecra haline gelmiş olan Instagram üzerinden paylaşım yapan psikologların paylaşımlarında nasıl ele alındığına bakılacaktır. Anahtar Sözcükler kendine yardım, yeni medya, Instagram, terapi kültürü vi ABSTRACT KAVUNCU, Sümeyye Nur. The Self-Help Industry on Instagram: The case of The Holistic Psychologist, Master's Thesis, Ankara, 2024. With the entry of new media tools into our lives, the forms of circulation of information and discourses have taken on new forms. In the neoliberal period, "individual well-being discussions" also constitute an important part of the discourses that are constantly produced and circulated about. The self-help industry, consisting of many subjects such as psychologists, personal developers, and yoga instructors, has been producing various discourses on "healthy individuals" since the beginning of modernity. In the field of mental health, the discourses produced for years on "individual well-being" have gained a whole new circulation with the increasing number of psychologists and personal developers starting to use new media tools. In this thesis, to understand what kind of discourses the self-help industry produces on "healthy individuals" using the Instagram platform today, Dr. Nicole LePera's The Holistic Psychologist account, which has millions of followers, will be examined. Thus, it will be examined how the dominant discourses produced to date on the mental health of modern individuals, which occupy an important place on the agenda of modern capitalist societies, are addressed in the shares of our psychologists who share on Instagram, which has become a popular medium for mental health today. Keywords self-help, new media, Instagram, therapy culture vii İÇİNDEKİLER KABUL VE ONAY ............................................................................................... İ YAYIMLAMA VE FİKRİ MÜLKİYET HAKLARI BEYANI ................................... İİ ETİK BEYAN ..................................................................................................... İİİ TEŞEKKÜR ....................................................................................................... İV ÖZET .................................................................................................................. V ABSTRACT ....................................................................................................... Vİ İÇİNDEKİLER ................................................................................................... Vİİ GİRİŞ ................................................................................................................... 1 1. BÖLÜM TERAPİ KÜLTÜRÜNÜN YÜKSELİŞİ VE TERAPİ KÜLTÜRÜNE YAKLAŞIMLAR .................................................................................................. 7 1.1. TERAPİ KÜLTÜRÜNÜN YÜKSELİŞİ ................................................... 7 1.2. TERAPİ KÜLTÜRÜNE ELEŞTİREL YAKLAŞIMLAR ........................ 12 1.3. 21.YÜZYILDA POPÜLER PSİKOLOJİ .............................................. 19 2. BÖLÜM YENİ MEDYA VE MENTAL SAĞLIK INFLUENCERLIĞI .............. 25 2.1. YENİ MEDYA VE MENTAL SAĞLIK .................................................. 27 2.2. INSTAGRAM VE MENTAL SAĞLIK INFLUENCERLIĞI ................... 32 3. BÖLÜM THE HOLISTIC PSYCHOLOGIST’IN ANALİZİ .............................. 43 3.1. YÖNTEM ............................................................................................ 43 3.1.1. Verilerin Toplanması .............................................................. 43 3.1.2. Verilerin Analizi ...................................................................... 46 3.2. THE HOLISTIC PSYCHOLOGIST KİMDİR? ...................................... 49 viii 3.3. THE HOLISTIC PSYCHOLOGIST’TE İYİLEŞEN BENLİK ANLATISI56 3.3.1. Güvenli (Secure) .................................................................... 57 3.3.2. Döngü Kıran (Cycle Breaker) ................................................. 61 3.3.3. Otantik (Authentic) ................................................................. 65 3.3.4. Yetişkin (Adult) ....................................................................... 68 3.3.5. Mevsimsel (Seasonal) ........................................................... 73 3.4. THE HOLISTIC PSYCHOLOGIST’TE İYİLEŞEN TOPLUM ANLATISI: "HEPİMİZ DEPRESYONDAYIZ" ....................................................... 79 3.4.1. Anti-Kapitalist Toplum: "Kapitalizm Bir Mental Sağlık Sorunudur" ............................................................................. 82 3.4.2. Başka Bir İyileşme Sistemi: "Terapi Tek Başına Yetmez" ..... 88 3.4.3. Bir Topluluk Denemesi: The Self Healers Circle .................... 94 SONUÇ ............................................................................................................ 101 KAYNAKÇA .................................................................................................... 107 EK 1. ORİJİNALLİK RAPORU ....................................................................... 114 EK 2. ETİK KURUL / KOMİSYON İZNİ YA DA MUAFİYET FORMU ............. 116 1 GİRİŞ Psikoloji ve iyileşmeye dair anlatılar gittikçe hayatımızın her alanını kaplarken, yeni medya mecralarında karşımıza en sık çıkan hesapların da mental sağlığa dair bilgi ve tartışmalar üreten hesaplar olmaya başladığını görüyoruz. Bunun sebebi neoliberal politikaların insanın iyilik haline dair cevaplar üreten terapi kültürü anlatılarını kendi politikalarının bir parçası haline getirmiş ve bir endüstriye dönüştürmüş olmasıdır. Kendine yardım endüstrisi denilen bu büyük endüstri hayatımızı kaplarken, bir yandan da bu durumun kendisinin endüstrinin içindeki özneler tarafından yeni medya mecralarının imkanları kullanılarak tartışmaya açılması da tüm bu gelişmelere yeni bir boyut katıyor. Yeni medyada klasik psikolojik söylemlerin yanı sıra kendine yardım endüstrisinin kendisi üzerine yaptığı sorgulamalara, psikoloji eleştirilerine, hatta popüler psikologlar tarafından dile getirilen anti-kapitalist paylaşımlara da rastlıyoruz. Peki bu paylaşımlar gerçekten bize bir alternatif sunuyor mu? Bu tezde bu sorunun cevabını ararken modern insanın "kurtuluş"una dair güncel tartışmaları derlemeye, yeni medyanın konuya etkisini ve yeni medyada her gün karşımıza çıkan alternatif iyileşme anlatılarını eleştirel bir gözle değerlendirmeye çalıştım. Bunu yaparken son zamanlarda Instagram’ın popüler psikologlarından biri olan Dr. Nicole LePera’nın The Holistic Psychologist isimli hesabının gönderilere odaklandım. The Holistic Psychologist hesabının paylaşımlarını benim için ilgi çekici kılan mevcut terapi sistemine ve terapi kültürüne eleştiriler getirmesi; mevcut terapi sistemi yerine Instagram gibi mecraların kullanımını önermesi ve bir psikolog olarak kapitalist sistemi tartışmaya açıyor olmasıydı. Ayrıca bu hesabın takipçi sayısı ve etkileşim yoğunluğu düşünüldüğünde analiz etmeye değer olduğunu söylenebilirim. Bugün sekiz milyondan fazla takipçi ile Instagram’ın en popüler psikoloji hesaplarından biri olan bu hesabın herhangi bir analizinin daha önce yapılmamış olduğunu fark ettim. 2 Bu alandaki literatüre baktığımızda iki tür araştırma olduğunu gözlemlemek mümkün. Birincisi yeni medya kullanımının bireylerin üzerindeki etkilerini araştıran alımlama araştırmaları, ikincisi de yeni medyadaki anlatıların içeriğine odaklanan içerik çalışmaları. Ben de içeriğe dair niteliksel bir çalışma yapmak istediğim için öncelikle popüler psikolojik söylemlerin eleştirisini yapan literatürü taradım. Bu anlamda Michel Foucault, Eva Illouz, Frank Furedi, Philip Rieff, Nikolas Rose gibi isimlerin tartışmaya açtığı neoliberalizm ve terapi kültürünün ilişkisine dair sosyolojik ve antropolojik çalışmalar oldukça yol gösterici oldu. Eleştirel bir gözle popüler terapötik dili inceleyen bu düşünürlerin temel argümanı terapi kültürünün söylemlerinin neoliberal kapitalizm tarafından bireyin sisteme uyumlanması için araçsallaştırıldığı ve böylece kendine yardım endüstrisi denilen endüstrinin oluştuğudur. Bu metinler, psikolojik yöntemlerin neoliberal kurumlarda yerini alarak nasıl kurumsallaştığını, bir devlet politikası haline geldiğini; nihayetinde modern insanı bireyselleştirip siyasal örgütlenmenin, bir araya gelişlerin, sistemsel eleştirilerin önünü tıkadığını tartışırlar. Michel Foucault’nun Freud’un psikolojik birey anlatısına dair eleştirileri ve modern bireyin kendini kontrol etmeye nasıl gönüllü olduğuna dair açtığı tartışma bu literatürün içindeki önemli kaynaklardan biridir. Foucault ‘deli’ ile ‘akıllı’nın (yani mental olarak sağlıklı ve sağlıksız olanın) tanımlanmasının tarihçesi üzerine Deliliğin Tarihi’ni (Foucault, 1992 [1961]); modern bireyin hayat hikayesi anlatısının bir cinsel travma anlatısı haline gelmesi hakkında Cinselliğin Tarihi’ni (Foucault, 1986 [1982]) yazmıştır. Bu sebeple The Holistic Psychologist isimli hesabın kullandığı söylemlerin tarihsel arka planına bakmak da bu tezin yönteminin önemli bir parçasıydı. Tezin akışında öncelikle tarih boyunca insanın iyilik haline dair ortaya atılmış temel söylemlerin incelenmesine, daha sonra yeni medya mecrasının kendisine dair akademik temel kuramlar ve Instagram mecrası üzerine yapılmış temel iletişim araştırmalarına yer verilmiştir. Yeni medya mecrasının genel özelliklerinin ve alana dair önemli tartışmaların özetlendiği bir 3 literatür tartışmasının ardından Instagram’da seçilen The Holistic Psychologist hesabının niteliksel içerik çözümlemesine geçilmiştir. Her ne kadar bu tezden önce yazılmış temel kaynaklara bakmanın teze çok katkısı olsa da ben güncel olana da bakmayı hedeflediğim için bu araştırmada özellikle yeni medya ve mental sağlık ilişkisiyle ilgili güncel tartışmaları ve pandemi sonrası literatürü de taradım. Bu taramalarda gördüm ki yeni medya ve mental sağlık üzerine yapılan araştırmalardan bazıları yeni medya teknolojilerinin sağladığı imkanları coşkulu bir sevinç ve hayretle anlatırken; bir kısım araştırmalar da yine aynı teknolojilerin oluşturabileceği risklere ve tehlikelere dikkat çekerek yaşanan olumsuzlukları ön plana çıkarıyor. Mental sağlığa dair bilgiye erişimin kolaylaşmasının ve psikolojik sorunları olan bireylerin çevrimiçi dayanışma ortamlarından faydalanmasının daha demokratik ve eşitlikçi bir dünyanın imkânı olarak görüldüğü pek çok söyleme şahit oldum. Bunların yanı sıra bunca bilginin modern bireyin hayatını kolaylaştırmak yerine zorlaştırdığı, çevrimiçi iletişim imkanlarının çevrimiçi zorbalığa da kapı araladığı, yeni teknolojilerle gelen eşitlik imajının neoliberal söylemlere eklenerek alt sınıfı suçlama aracına dönüştüğü ve eşitlikten ziyade kapitalist anlatıyı pekiştirdiğini ifade eden söylemler de vardı. Bu tartışmalara ve araştırmalara metinde yer verdim. Bu gözlemler sonucunda benim bakış açım, yeni medyaya ya büyük bir coşkuyla ya da sadece neoliberal bir araç olarak bakmak yerine onun getirmiş olduğu imkanları ve kurduğu söylemlerdeki kısıtlılıkları bir atrada değerlendirmek şeklinde gelişti. Böylece pozitif ya da negatif bir bakış açısına sapmayan imkanlar nelerdir ve kısıtlılıklar nelerdir diye soran bir araştırma tasarlamanın arada kalan tartışılmamış gri alanlara eğilmeyi kolaylaştıracağını düşündüm. 4 Fransız sosyolog Philippe Corcuff eleştirel düşüncenin biyo-iktidar, gözetim gibi kavramlarını "büyük iş makineleri" olarak adlandırır. Bu kavramlar o kadar kapsayıcıdır ki toplumsal karmaşıklığı da düzleştirirler. Neden aktörlerin sıklıkla anlamlarla derinlemesine ilgilendiklerini sormazlar (Curcuff, 2000; akt. Illouz, 2008, s.4). Bu yüzden bu tez aktörlerin eleştirel yeteneklerini ciddiye alma denemesi olarak da okunabilir. Örneğin anti-kapitalist söylemlerin yeni medya mecralarındaki popüler mental sağlık hesaplarında neden yaygınlaştığına dair yeteri kadar tartışma olmaması beni bu meseleyi irdelemek için motive etti. Bu anlamda literatüre de bir katkıda bulunmuş olduğumu umuyorum. Bu araştırmanın onu yapılmaya ve okunmaya değer kılacak başka bir yanı ise güncel olana bakmasıdır. Tez boyunca aklımda şu soru vardı: İnsanın iyileşmesine dair dün neler söyleniyordu ve bugün neler söyleniyor? Araştırmaya başlamadan önce kişisel gözlemlerime dayanarak şöyle sorular sordum: İyileşmek için terapiye gitmek gerektiği söylemi yerini Instagram üzerinden kendi kendinin iyileştiricisi olmaya mı bırakmıştır? Artık yeni medya araçları psikologlar tarafından haftada bir gidilen terapiye bir alternatif olarak mı sunulmaktadır? Bahsi geçen popüler psikologlar Instagram’da bireyselliği eleştirmekte, kapitalist çalışma koşullarının değişmesi gerektiğini savunmakta ve travmanın bireysel değil kolektif olduğunu söylemekte, iyileşmek için dayanışma kültürüne atıf yapmaktadır. Eleştirel düşüncenin kapitalizm eleştirisi yeni medyadaki popüler psikoloji kültürü tarafından benimsenmiş midir yoksa bu söylemler de endüstrinin işleyişi için araçsallaştırılmış mıdır? Tezin birinci bölümünde Freud’un psikolojik birey anlatısının bugünkü hayat hikayesi anlatısının nasıl merkezine yerleşerek kurumsallaştığı ve endüstrileştiği ve nasıl gündelik hayatlarımızın bir parçası haline geldiğinin tartışıldığı bir yakın tarih incelemesi yaptım. Ardından bu bölümün ikinci kısmında yükselen terapi kültürünü analiz eden eleştirel düşünürlerin teorilerine yer vererek bu tezin teorik çerçevesini tartıştım. Bu bölümün üçüncü kısmında ise günümüzde popüler olan 5 psikolojik yaklaşımların bir özetini sunarak post-modern dönemde tüm anlatıların, tüm söylemlerin, hatta disiplinlerin ve kavramların birbirinin içine geçtiğini tartıştım. Böylece çok perspektifli anlatıları örneklerle ele alarak yaşadığımız dijital değişimin tam da bu noktada hayatlarımıza etkisini ve tüm bu değişime nasıl aracılık ettiğini tartışmayı amaçladım. Yeni Medya ve Mental Sağlık Influencerlığı başlıklı ikinci bölümde ise yeni medyayı nasıl ele alabileceğimiz, mental sağlık endüstrisine etkileri ve güncel tartışmalara odaklanmak amaçlanmış ve yeni medyaya genel yaklaşımlar ve temel kuramlar incelenmiştir. Bu bölümün ilk kısmında psikolojik söylemlerin gittikçe artan popülaritesi, gündelik hayatlarımızın yeni medya mecralarındaki popüler psikolojik söylemlerle sarılması, bilgi edinmeye dair arzularımız ve zorunlu hissetmelerimiz, yeni medyanın imkanlarının sosyal bir eşitlik sağlayıp sağlamadığı, tüm bu dijitalleşmenin terapi kültürünü nasıl etkilediği tartışılmıştır. Bu bölümün ikinci kısmında ise akademik dünyada bu alanda son yapılan tartışmaların bir özetinin sunulması amaçlanmıştır. Instagram neden ve nasıl hayatlarımızda bu kadar önemli hale geldi, mental sağlık influencerları üzerine yapılan araştırmalar, mental sağlık sorunlarına dijital çözüm arayışları ve bunların getirdiği riskler ele alınmıştır. Tezin üçüncü bölümü analizin odağında yer alması planlanan Instagram hesabı The Holistic Psychologist’in analizine ayrılmıştır. Bu bölümde öncelikle yöntem üzerinde durulmuş, sonrasında incelenecek hesabın tanıtımı yapılmış, hesabın sahibi Dr. Nicole LePera’nın hayat hikayesi, kariyer anlatısı ve yeni medya psikologluğuna başlaması ele alınmıştır. Ardından veri iki başlık altında, The Holistic Psychologist’te İyileşen Benlik Anlatısı ve The Holistic Psychologist’te İyileşen Toplum Anlatısı olarak analiz edilmiştir. Kime sağlıklı ve kime hasta dendiği aslında tarih boyunca politik olarak tanımlanmıştır. Bu anlamda bugün bizlerin kullandığı dilin işaret ettiği politik anlatılar ele alınmaya çalışılmıştır. Dr. Nicole LePera’nın “değişim arzu eden ve kendi kendisinin doktoru olmayı talep 6 eden” kişiler olarak ifade ettiği bireyleri; güvenli bağlanan, döngülerin dışına çıkan, kendi benliğine sahip çıkan, öz-regülasyonu hakkında bilgi sahibi ve sürekli pozitif olmak yerine insanın değişken doğası hakkında kendisini eğiten bireyler olarak tanımladığı görülür. The Holistic Psychologist söylemsel dünyasında, “hasta toplum” olarak ifade edilen ve sistemsel yanlışlıklar yumağı içinde yaşayan modern toplum anlatısı da bu bağlamda nasıl iyileşeceğiz sorusunun cevabını verir. Bu anlatıya göre toplumu hasta eden kapitalist sistemdir, psikoloji ve terapi sistemi işlememektedir ve yalnızlaşıp bireyselleşmeye karşı topluluklar olarak iyileşmenin yolları aranmalıdır. Tüm bu başlıklar altında The Holistic Psychologist’in gerçekten iyileşmeye dair yeni bir şey söyleyip söylemediği, atıf yaptığı eleştirel düşüncenin argümanlarının altını nasıl doldurduğu ele alınmıştır. 7 1.BÖLÜM TERAPİ KÜLTÜRÜNÜN YÜKSELİŞİ VE TERAPİ KÜLTÜRÜNE YAKLAŞIMLAR Geçtiğimiz son yüzyılda yaşamın nerdeyse her alanının yeni bir duygusal kültüre tabi olduğu tartışılmıştır. Terapi kültürü denilen bu yeni duygusal kültür bireysel bir iyilik halinin aranması ve kendini tanımanın yüceltilmesi yanında tüm bunların ticarileşmesi ile eleştirilmiştir. Modern toplumlarda bireyin benliği terapötik bir anlatı ile yeniden tanımlanmış, terapi kültürü kendi endüstrisini oluşturarak popüler kültürden devlet kurumlarına pek çok alanda söylemsel bir hakimiyet kurmuştur. Artık bireyler kendilerini psikolojik söylemin bakış açısıyla görmekte ve hayat hikayelerini bu bakış açısıyla anlatmaktadırlar. Bugüne nasıl geldiğimizi anlamak için öncelikle 20.yüzyılın başlarından itibaren Freud’un teorisinin akademik dünyada ve popüler kültürde nasıl yer edindiğini incelemek açıklayıcı olacaktır. Ayrıca terapi kültürünün bugünkü popülerliğine erişmesinde sadece Freud değil bu anlatının önce iş yerlerinde yer bulması, bir iş kolu olarak benimsenmesi, ardından İkinci Dünya Savaşı sonrası büyüme politikaları ve devletlerin mental sağlık bütçelerini artırmaları, terapi kültürünün popüler kültürde sıkça kullanılır hale gelmesi gibi pek çok gelişme etkili olmuştur. Tüm bu tarihsel koşulları incelemek terapi kültürüne getirilen eleştirel yaklaşımları ele almak için de bir temel oluşturacaktır. 1.1. TERAPİ KÜLTÜRÜNÜN YÜKSELİŞİ 20. yüzyılda yükselen modern terapi kültürünün kökenleri, 20. Yüzyıl başlarında Sigmund Freud'un psikanaliz teorilerinin yaygınlaşması ile başlar. Bu anlamda 8 bahsedilmesi gereken kurumlardan biri öncelikli olarak akademidir. Psikolojinin akademik dünyada bir bilim olarak kabul görmesi toplumdaki yerini pekiştiren önemli sebeplerden biri olmuştur. Eva Illouz, Freud’un teorilerinin akademisyenler, tıp mensupları ve edebiyat çevreleri tarafından benimsenip yayılmasının birkaç temel sebebi olduğundan bahseder (2018 [2006]). Illouz’a göre öncelikle tıp ile popüler kültür arasındaki kurumsal sınırlar zaten zayıftır ve doktorlar Freudizm gibi yeni fikirlerin popülerleştiricileri haline gelmiştir (2018 [2006], s.23). Philip Rieff de psikolojinin yükselişini benzer bir argümanla açıklar. Rieff’e göre, hayata dair önceden dinin cevapladığı soruları artık Freud tartışmaktadır. Böylece hayatın acılarına karşı teselli edilmesi gereken bireyi teselli etme görevini artık Freud üstlenmiş gibi görünmektedir. Fakat Freud bu sorulara bir peygamber gibi değil, analitik bir bakış açısıyla cevap vermektedir. Freud anlam ya da anlamsızlık ikilemini bir kenara bırakarak insanı başka bir çerçeve ile tanımlamayı önermektedir. Bu da insanın artık iyileşmesi gereken bir hasta olarak tanımlanmasıdır (Rieff, 1966, s. 30). Böylece insanın çektiği duygusal acılar tıbbın konusu haline gelebilmiş, psikoloji bir iş kolu haline gelerek kapitalist toplumlarda yerini almaya başlamış, tıbbın da birey üzerindeki kontrol alanı genişlemiştir. Bu karşılıklı uyum terapötik kültürün modern dünyada kabul görmesinin ilk adımını oluşturmuştur. Eva Illouz’a göre Freud’u ve psikolojik anlatıyı popüler hale getiren üç alanda birden güçlü olmasıydı: Akademik alandaki güçlü çevresi, dönemin zengin elit sınıfı arasındaki popülerliği ve popüler kültürün Freud’un psikanaliz anlatısını benimsemesi. (2018 [2006], s.19) Philip Rieff’e göre ise dinin toplumsal organizasyonda etkisini kaybetmesi sonrasında modern bireyin kişiliğinin organizasyonu için benliği bütünleştirici, yeni ve güçlü bir sembolik sisteme ihtiyaç duyuluyordu ve işte Freud’un kültür teorisi bu aranan sembolik sistemi topluma sunmuştu (Rieff, 1966, s. 5). 9 Psikolojinin akademik olarak kabul görmesinin ardından ikinci önemli gelişme iş yaşamında kabul görmesidir diyebiliriz. İş verimliliğini artırmanın kapitalist toplumların önemli gündem maddelerinden biri olduğu ve psikolojinin verimliliği artırma iddiası düşünüldüğünde bu iki alanın birbiri ile ne kadar uyumlu olduğu da pek çok düşünürün tartışmalarında yer almıştır. Fakat sadece verimliliğin artması değil çalışanın mutluluğu da artık iş dünyasının önemli bir gündem maddesi haline geliyordu. Nicolas Rose kitabında üretken özne başlığı altında bu durumu ele alır. Rose’a göre 19.yüzyılda yalnızca para kazanmak amacıyla çalışan ve çalışma süresi boyunca gerçek arzularını erteleyen bir işçiden bahsedilirken; şimdi yalnızca patronun değil çalışanın da iş yaşamında tatmin olduğu, kendini gerçekleştirdiği bir iş yaşamı anlatılmaktadır (Rose, 1999 [1989], s. 55-56). Eva Illouz da benzer şekilde artık iş yaşamında başarılı bireyin sadece üretken değil aynı zamanda iletişim becerileri olan, empati yapabilen, dinlemeyi bilen bireyler olarak tanımlandığından bahseder. Illouz’a göre "Psikologlar analiz edilecek yeni nesneler yaratarak yeni davranış modelleri geliştirdi ve bu da geniş bir dizi araç, uygulama ve kurumu harekete geçirdi." (2018 [2006], s. 34) Böylece iş dünyasında hem verimliliği artırmak hem de çalışanların mutluluğunu, uyumunu, iş tatminini artırmak için işe alınan psikologlar psikolojinin bir iş kolu olarak toplumda yavaş yavaş kabul edilmeye başlanmasının ikinci bir adımı oldu. Terapi kültürünün yaygınlaşmasında etkili olan bir diğer gelişme İkinci Dünya Savaşı sonrasında devletlerin büyüme arzuları ve tüketim odaklı yaşam tarzının yükselişi oldu. Bu dönemde kadınlar ve erkekler, geleneksel aile ahlakından koparak, kitlesel tüketim dünyasına çekiliyorlardı (Zaretsky 2004, s.9; akt. Foster R. , 2016, s.102). İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra devletlerin büyüme politikaları ile terapötik ethosun bireyin büyümesine dair söylemlerinin eşzamanlı olarak gerçekleştiğinden bahsedebiliriz. Tüketim odaklı yaşam tarzının yaygınlaşması, bolluk ortamı oluşması, yeni aile örüntüleri, çift gelirli ailelerin artması bireyselleşmenin artmasına da katkıda bulunmuştur. Böylece aileler terapötik marketin bir parçası haline gelmiş ve çalışanların mutluluğunu önemseyen işveren hikayesi, vatandaşların mutluluğunu önemseyen devlet anlatısını da 10 geliştirmiştir. Furedi’ye göre ikinci dünya savaşı sonrasında gerçekleşen bu gelişmeler devletlerin terapi kültürünü kurumsallaştırması için imkanlar doğurmuştu (Furedi F. , 2004, s. 17). Böylece bu gelişmelerin sonucunda modern devlet terapi kültürünü gitgide daha çok benimsiyordu. Terapötik kurumlar bu defa resmi kanallar aracılığıyla kurumsallaştırılmaya başladı. Modern devletler mental sağlığa büyük bütçeler ayırıyor, vatandaşın mutluluğunu devlet politikalarına dahil ediyor, ülke genelinde mutluluk araştırmaları ülkelerin mutluluğunu ölçüyor ve onları sıraya diziyordu. Illouz da Amerikan devletinin İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra resmi politika olarak toplumun ruh sağlığıyla ilgili politikalar üretmeye başladığını anlatır (Illouz, 2018 [2006], s.65). 1946 yılında çıkan Ulusal Ruh Sağlığı Yasası’na kadar psikologların yetki alanı ordu, iş yeri ve ciddi ruhsal bozuklukları olan kişilerle sınırlı iken 1946 yasası bu alanı sıradan vatandaşı da kapsayacak şekilde genişletmiştir (Illouz, 2018 [2006], s.44). Devlet bunun evrensel değerler içerdiğini savunarak terapileri pek çok alanda, örneğin sosyal hizmetlerde, hapishane rehabilitasyon merkezlerinde, mahkemelerde, eğitim alanlarında kullanmaya başlamıştır (Illouz, 2018 [2006], s.25). Bu tartışmalardan da anlaşıldığı gibi, sıradan orta sınıfın psikolojik hizmete ihtiyaç duyar hale gelmesinde ve psikolojinin popülerleşmesinde hem büyük kurumsal şirketlerin büyüme politikaları hem de Amerikan devletinin bizzat çıkardığı yasalar ve psikoloji hizmetlerine ayırdığı bütçeler rol oynamıştır. Böylece bugün mutluluk üzerine araştırmalar yapılan, ölçülebilir bir veriye dönüştürülen ve gazetelerde en mutlu ülke sıralamalarını okuduğumuz bir endüstriye dönüşmüştür. Mutluluk ve mental sağlık modern güçlü devletin bir sembolü haline gelmiştir. Devletin mental sağlığa bu kadar vurgu yapmasında 1960lardaki politik ve toplumsal iklimin de etkisinden bahsetmek gerekir. Christopher Lasch mental sağlığın toplumda bu kadar popülerleşmesinin bir sebebini devletin ekonomik refah sağlayamamasına bağlıyor. Lasch’a göre 60’larda yaşanan politik karmaşadan sonra insanlar hayatlarını fiziksel olarak iyileştirebileceklerinden 11 umudu kesince önemli olanın psişik olarak iyileşmek olduğuna kanaat getirdiler (Lasch, 1979 [1991], s. 4). Fakat Lasch’ın bu okuması 1960’lardaki değişimi anlamak için yetersiz olacaktır. 1960’larda özel alanın tartışmaya açıldığı, feminist politikaların ve özgürlüklerin gündeme geldiği bir toplumsal değişim yaşanıyordu. Psikoloji de duyguların kavramsallaştırılmasına imkân sağlayarak özel alanın ve özel alandaki şiddet ve eşitsizliklerin daha derinlemesine tartışılabileceği bir terminolojiyle bu iklime katkıda bulunuyordu. Furedi birçok muhafazakâr düşünürün, bunu aile kurumunun sabote edilmesi olarak yorumladığını, aslında 1960larda özel alana duyulan güvensizlik hissinin, günümüzün duygusal senaryosunu oluşturan kültürel etkilerin bir ürünü olduğunu söyler (Furedi, 2004, s. 70). Özel alan insanları duygusal olarak hasta etmekte, dışarıda rahatça gösterilemeyen şiddet davranışları özel alanda rahatça gösterilebilmektedir. Bu sebeple 1960lardan sonra özel alan hem feminizmin hem de psikolojinin dikkat kesildiği bir odak noktası olmuş, psikolojinin ve feminizmin iş birliği yaptığı bir alan olarak da kendisine politik dünyada bir yer edinmiştir. Terapötik anlatının yaygınlaşmasında etkili olan başka bir alan da popüler kültürdür. Bugün popüler kültür tamamen popüler psikolojinin etkisi altında olduğundan sayısız popüler psikolojik anlatı örneğinden bahsetmek mümkün. Fakat birkaç önemli örneğe bakacak olursak terapiye giden ilk mafya babası olan Tony Sopranos’tan bahsedilebilir. Furedi Sopranos dizisinde Tony Soprano’nun terapiye gitmesine kimsenin şaşırmadığından, aksine sert erkeklerin de hayatı anlamlandırma çabası olabileceğinin gayet normal karşılandığından bahseder (2004, s.2). Tam da bu normal karşılamanın kendisi Furedi’ye göre ilginçtir. Furedi bu karakterin kendisinden sonra gelen dizi karakterlerini de etkilediğini söyler. Tabi ki popüler kültürdeki terapötik anlatıyı televizyon dizilerinden başlatmak yanlış olur. Christopher Lasch terapötik klişelerin ve onların yol açtığı benmerkezciliğin usta bir parodisini yapan Woody Allen’dan da bahseder. Lasch’a göre Amerikan popüler kültürüne yerleşmiş itirafçı terapötik bir diyalog tarz vardır ve Woody Allen bu diyaloglara hem filmlerinde yer vermekte hem de alttan alta dalga geçerek altını oymaktadır (Lasch, 1979 [1991], s. 18-19). Ve tüm 12 bu dizi ve filmlerden önce basılı popüler kültürde de psikolojik anlatının önemli bir yeri olmuştur. Eva Illouz özellikle 1930-1940 yılları arasında basılan cep kitaplarının ve tavsiye literatürünün psikolojik anlatının yaygınlaşmasında nasıl etkili olduğunu anlatır (2018 [2006], s. 34-35). Bu kitaplarda özellikle iletişim konusu ele alınmış, başarının önkoşulunun öncelikle iyi iletişim becerilerine sahip olmak olduğu vurgulanmış ve okuyucuya buna dair önerilerde bulunulmuştur. Özellikle cep kitabı biçiminde basılan bu kitapların ekonomik açıdan da ulaşılabilir olması hızla yaygınlaşmasına ve popülerleşmesine sebep olmuştur (2018 [2006], s. 36). Sonuç olarak terapötik anlatının pek çok alanla uyumlu olduğunu, toplumdaki boşlukları doldurması sayesinde hızla yayıldığını söyleyebiliriz. 21.yüzyıla girerken hayatı anlamlandırma ve problem çözme süreçlerimizi anlamak için terapi kültürünün yükselişini anlamak önemlidir. Terapi kültürünü bugüne hangi koşulların getirdiğini ele aldıktan sonra, izleyen bölümde bu kültürün modern bireyin benlik algısı ve toplumdaki güç ilişkileri bağlamında eleştirel düşünürler tarafından hangi açılardan tartışıldığına daha yakından bakacağım. 1.2. TERAPİ KÜLTÜRÜNE ELEŞTİREL YAKLAŞIMLAR Hayatımıza giren ve hayatımızın merkezine oturan terapötik anlatının modern bireyi nasıl etkilediğini inceleyen eleştirel kuramsal tartışmaların detaylarına yakından baktığımızda öncelikle bireyselliğe dair tartışmalar yürütüldüğünü görürüz. Bu alandaki temel eleştirel yaklaşımlardan biri bireyin çok yüceltildiği, bunun politik topluluk bilincini azalttığına dair argümanlardır. Terapötik kültüre dair detaylı bir tartışma yürüten önemli isimlerden biri Philip Rieff’tir. Rieff 1966’da yayınlanan The Triumph of the Therapeutic kitabında psikolojik yaklaşımın toplumdaki yükselişini ahlaki açıdan değerlendirir. Rieff’e göre bireyselliğin ve hedonizmin yükselmesinde, geleneksel ahlakın ve otoritenin zayıflamasında Freudçu teorinin büyük bir etkisi olmuştur (Rieff, 1966, s. 11). Önceden 13 toplumdaki ahlaki organizasyonun dine dayandığını, modern dönemde ise yeni anlayışların bireyi öne çıkardığını, bireyin kendisini yüceltmesine sebep olduğunu söyler (Rieff, 1966, s. 10). Rieff’in tartışması modern bireyin benliğinin artık kolektif için yaşamak etrafında örülmediğini, bunun yerine kendisi için kendi etrafında organize edilen yeni bir benliğin kültürel olarak topluma yerleştiğini gündeme getirdiği için önemlidir. Terapötik kültürün bireyselliğin yaygınlaşmasına katkıda bulunduğu eleştirisi kendisinden sonra gelen düşünürlerin de tartıştığı bir nokta olmuştur. Christopher Lasch da Rieff’den etkilenerek bu tartışmayı büyütmüş ve The Culture of Narcissism (1979) kitabında terapötik kültürün toplumda narsist bir kültür ortaya çıkardığını yazmıştır. Kitabında Rieff’e atıfla terapi kültürünün topluma hem sert bir bireycilik getirdiği hem de dinin yerini dolduran bir alan olarak kendini konumlandırdığını; ancak bu terapötik zaferin kendi başına yeni bir dine dönüşmediğini aksine aslında bir anti-din konumunda olduğunu söyler (1979 [1991], s. 13). 1960larda yazan Rieff’ten farklı olarak 1960’larda yaşanan kültürel değişim atmosferinin ardından yaşananları da analiz eder. Lasch’a göre 1970’lerin modern Amerikan toplumu politikadan uzaklaşıp, sadece kendi sağlığı için yaşayan bir toplum haline gelmiştir (1979 [1991], s. 5). 1970'lerin sloganının "hayatta kalmak" ve baskın eğilimin de "kolektif narsisizm" olduğunu belirtir (1979 [1991], s. 6). 70lerde iyice gelişen narsistik bireyin en büyük destekçisinin de terapi kültürü olduğunu söyler (Lasch, 1979 [1991], s. 9). Böylece 20. yüzyılda terapi kültürü yükselirken geleneksel değerler ve kurumların zayıfladığını, bireysellik ve narsisizmin ön plana çıktığını; bu durumun insanları bencilleştirdiğini, politik bilinçten uzaklaştırdığını savunur. Rieff ve Lasch gibi eleştirmenler eleştirilerinde terapötik duyarlılığa dair otoritenin nasıl dışsal bir otorite olmaktan çıkıp bir otokontrol mekanizmasına dönüştüğünden bahsetmezler. 2000’lerde terapötik kültüre dair eleştirel literatür üzerine yazan Foster, Rieff ve Lasch’ın aile bağlarından ve sosyal 14 sorumluluklardan uzaklaşmanın toplumda güvensizlik ve derin kaygı duygularını tetiklediği analiziyle karamsar bir tablo çizdiklerini söyler (Foster, 2016, s. 101). Rieff ve Lasch’tan farklı olarak Michel Foucault meseleyi güç ilişkileri açısından ele alır. Illouz’a göre Foucault terapötik söylemin topluma anlam duygusunu yeniden kazandırmaktan ziyade, gücün toplumsal dokuya dikey ve yatay olarak örülmesine nasıl katkıda bulunduğunu ortaya çıkarmakla ilgilenir (Illouz, 2008, s.2-3). Foucault’nun Deliliğin Tarihi (1992 [1961]) kitabında normal ve patolojik olanın tanımlanmasının tarihine dair yaptığı tartışmalar ve Cinselliğin Tarihi (1986 [1982]) kitabında bireyin hayat hikayesinin cinsel travma hikayesi haline gelmesine dair yaptığı tartışmaların literatürde önemli bir yeri vardır. Deliliğin Tarihi’nde Foucault (1992 [1961]) klasik çağdan başlayarak yavaş yavaş 20. yüzyılda delilik kavramının nasıl inşa edildiğini ele alır. Bu kavramın tanımının tarihine bakmak, deliliğe dair tanımların tarih boyunca nasıl değiştiğini ve aslında akıl sağlığına dair sabit bir tanımın olmadığını göstermek açısından önemlidir. Foucault’ya göre akıl sağlığına dair yapılan tanımlar toplumdaki güç ilişkilerini devam ettirmeye yarayan disiplin ve kontrol araçlarıdır. Foucault kitabında şöyle der, "Karar yetkisi tıbba bırakılmıştır; yalnızca o birini delilik alemine sokabilir; yalnızca o normali meczuptan, suçluyu sorumsuz ve deliden ayırabilir." (1992 [1961], s.184). Bugünün psikolojik anlatısında da birey hasta veya sağlıklı (patolojik ya da normal) olarak tanımlanırken, bu tanımlar modern bireyi mevcut güç ilişkilerine göre disipline etmektedir. 20. yüzyılda akıl artık sadece bir yetenek olarak değil aynı zamanda bir toplumsal uyum aracı olarak görülmektedir. Foucault benzer bir analizi cinselliği ve cinsel travmayı anlatma biçimlerimiz için de yapar. Foucault’nun psikanalize yönelttiği önemli eleştirilerden biri bugün cinselliği anlatma biçimlerimizin mevcut iktidar ilişkilerini beslediği şeklindedir. Cinselliğin Tarihi (1986 [1982]) kitabında cinselliğin çağdaş toplumlarda bir "konuşma nesnesi" haline geldiğinden bahseder. Foucault’ya göre Viktoryen dönemde cinselliğin bastırılması gereken bir eylem olarak işaretlenmesi aslında, tam tersine, onu bir soruna dönüştürmüş ve böylece konuşularak itiraf edilmesi 15 gereken bir sır haline getirmiştir (1986 [1982], s.11). Freud’un cinselliği bilinçaltında, yani zihinde bilinçli zihinle erişemeyeceğimiz bir yerde konumlandırması ise cinselliğin ancak konuşularak ya da "itiraf edilerek" açığa çıkarılabilecek bastırılmış arzular olarak tanımlanmasına sebep olmuştur. Foucault’ya göre cinsellik psikanalitik projenin merkezinde yer alan, böylece öznelerin kendilerini araştırmalarını sağlayan bir "kendine bakma" geleneğini sürdürmektedir. Nikolas Rose da bu kendine bakma haline Foucaultcu bir bakış açısı ile bakıyor ve 1990lı yıllarda geçmişe bakarak kendi zamanını anlamaya çalışan bir çalışma yapıyor. Rose’a göre devletin yeni yönetme biçimleri artık devletin klasik liberal biçimlerinden farklıdır, bu gelişmiş bir liberal devlet biçimidir. Eskiden bizi seçim ve rekabet disipline ederken, şimdi ise ‘psy’ yani psikoloji ve psikiyatri disipline etmektedir (1999 [1989], s. 10-11). Rose bunu özgür olma zorunluluğu olarak adlandırır. Rose’a göre devletin yeni teknolojileri artık vatandaşı ezerek belli bir takım kendinden daha büyük ideolojilere boyun eğdirerek çalışmamaktadır. Yeni liberal devlet bireysel haz ve arzuları, mutluluk ve kendini gerçekleştirmeyi amaçlayarak yönetir. (Rose N. , 1999 [1989], s. 261). Aslında Rose’un çalışmaları terapötik kültüre Foucault’nun baktığı güç ilişkileri perspektifinden bakar, bu bakımdan Rose’un literatüre eklediği bu perspektifi daha da derinleştirerek güncel olana dair yaptığı analizlerdir. Yaşadığımız çağa baktığımızda terapi kültürünün hayatımızda çok daha fazla yer kapladığını görüyoruz. Rose’a göre bu yeni liberal devlette öznelliğin yönetilmesi artık modern organizasyonun öncelikli hedefi haline gelmiştir. Öğrencilerin başarısı, askerlerin motivasyonu, işçilerin üretkenliği gibi meseleler psikolojinin meselesi haline gelmiş ve toplumsal organizasyonun merkezine oturmuştur (Rose, 1999 [1989], s. 2). Frank Furedi ise bu yaşadığımız değişimin son ayağını yani 21.yüzyıl sonrasını analiz eder. Terapi Kültürü kitabında terapi kültürünü narsist ve bireyi yücelten bir bireysellik olarak yorumlayan düşünürleri eleştirir. Ona göre terapötik kültür 16 genellikle bencil veya en azından merkezcil bir biçimde kendini gerçekleştirme, bireysel tercih veya tatmin, kendini ifade etme, kendini ifade eden bireycilik ve duygusallık arayışı ile ilişkilendirilir. Oysa ki bu eleştirmenler terapötik bakış açısının en önemli özelliklerinden bazılarını gözden kaçırırlar (Furedi, 2004, s.21). Furedi’ye göre tam tersine terapi kültürü bireyi yüceltmemiş, sınırlamış ve zayıf hissettirmiştir. Tüm bu terapötik tanımlamalar sonucunda insan kırılgan bir varlık olarak tanımlanmaya başlanmış, her an psikolojik bir rahatsızlığa kapılacakmış gibi bir algı oluşturulmuştur (Furedi, 2004, s. 5). Teşhisin anormal olana değil normal ve sıradan olana koyuluyor olması terapi kültürünün iktidarla ilişkisi açısından da önemli bir tartışmadır. Furedi artık terapistlerin tanıları sıradışı egzotik zihinlere değil sıradan insanlara koymasının kavramsal izleğini de çıkarır. Sendrom, orta yaş krizi, anksiyete, travma gibi kavramların gazetelerdeki kullanılma sıklıklarını karşılaştırarak bugün gündemimize girmiş olan bu kavramları eskiye oranla ne kadar sık kullandığımızı ortaya koyar (Furedi, 2004, s.2). Örneğin İngiliz gazetelerinde travma kelimesi 1990lı yıllarda 500-1000 defa arası kullanılmaktadır, 2000li yıllara geldiğimizde ise kullanılma sayısı 5000 rakamını geçmekte neredeyse 5 katına çıktığı gözlenmektedir. (Furedi, 2004, s. 5) Bu kelimelerin bu kadar sık kullanılması ise Furedi’ye göre neredeyse her gündelik duygunun psikolojik teşhislere dönüştürülmesine sebep oluyor. Artık bizler de endişelenmek yerine, anksiyete; utangaçlık yerine sosyal anksiyete; çok utangaç yerine sosyal fobi diyoruz (Furedi, 2004, s.2). Günümüz hâkim kültürü yaşadığımız dünyayı bu yolla anlamlandırıyor, terapötik dil de gündelik yaşamlarımızın her yönüne hakim olmuş durumda. 9-10 yaşlarındaki çocuklar duygularından bahsederken terapötik kavramlar kullanıyorlar. Çocuk davranışları da travmatik veya depresif gibi psikolojik etiketlerle etiketleniyor. Okula gitmek istemeyen çocuğa okul fobisi var, enerjisi yüksek her çocuğa dehb tanısı konuluyor (Furedi, 2004, s.1). Furedi’ye göre duyguları çok ciddiye alıyoruz, 17 insanı çok kırılgan bir varlık olarak tanımlıyoruz, bu sebeple de modern insan benzersiz bir savunmasızlık duygusu geliştirmiş durumda (Furedi, 2004, s.21). Hayal kırıklığı ve olumsuz koşullarla başa çıkacak duygusal kaynaklardan yoksun olduğumuz inancı, nispeten yeni bir gelişmedir. Bugün, her küçük trajedi, travma danışmanlarının ve terapi uzmanlarının müdahale alanı haline gelmiştir. (Furedi, 2004, s.19) Uzmanların bizim için endişeli olduğundan söz ediyor Furedi ve bu endişeyi bir pazarlama stratejisi, ihtiyaç yaratma aracı olarak görüyor. Eva Illouz (2008) terapötik etos’un duyguları kontrol etme, kendi kendini yönetmeye dayalı yeni bir duygusal stil ortaya çıkardığını söylüyor (Foster, 2016, s. 100). Foucault'un 19. yüzyıl psikiyatrik söyleminin normal ile patolojik arasında katı bir sınır oluşturduğuna dair iddiasının aksine, Eva Illouz Freudian söylemin bu sınırı sürekli olarak bulanıklaştırdığını ve normalliği yakalanması oldukça zor bir kültürel kategori haline getirdiğini öne sürüyor (Illouz, 2008, s.44). Bu anlamda da kapitalizmin ilişkileri nasıl düzenlediğine ve duygusal dil aracılığıyla gündelik hayatın nasıl şekillendiğine dikkat çekiyor. Soğuk Yakınlıklar: Duygusal Kapitalizmin Şekillenmesi kitabında gündelik dildeki değişimlerden biri olan "başarılı erkek"e dair şöyle söylüyor: Başarı için “eşitlik” ve “iş birliği” gibi bazı yeni kavramlar öne sürüldü. İşyerleri büyüdükçe arada yeni yönetici katmanları oluşuyordu ve psikoloji tüm bu ilişkileri düzenleyecek bilimsel bir söylem ve kullanılacak bir dil sunuyordu. Eskinin duygusal olmayan, duygularını bastıran güçlü, başarılı erkek tanımı yerini duygusal zekâsı olan yeni bir ‘başarılı erkek’ figüre bıraktı. İş yerlerinde başlayan bu değişim hızla gündelik dilde de kabul görmeye başlıyordu. (Illouz, 2018 [2006], s.32-35). Terapötik anlatıya ve terapi kültürüne şüpheyle yaklaşan tüm bu eleştirel düşünürler herkesin terapiye gittiği ya da gitmek zorunda hissettiği böyle bir dönemde önemli bir bakış açısı sunuyorlar. Diğer taraftan travmanın, otantisitenin ve bireyin iyileşmesinin tekrar tekrar tartışıldığı günümüzde Gabor Mate de farklı 18 bir bakış açısı getiriyor. Mate kendisini sosyalist bir doktor olarak tanımlıyor. Uzun yıllar bağımlılarla, kanser hastalarıyla ve çeşitli otoimün hastalıklarla çalıştıktan sonra çok satanlar listelerine giren pek çok kitap yazıyor. Kitaplarında günümüzde insanlığın bir depresyon ve anksiyete epidemisi ile baş etmeye çalıştığından, fakat her bir hastayı bireysel olarak tedavi etmeye kalkıştığımızdan kolektif travmanın teşhis ve tedavisinin yeterince konuşulmadığından bahsediyor. Mate’ye göre insanları hem psikolojik hem de fiziksel olarak hasta eden iki büyük kolektif travma var: Bunlardan biri kapitalizm, bir diğeri de doğanın tahribatı. “Vücudunuz Hayır Diyorsa: Duygusal Stresin Bedelleri” adlı kitabında bundan şöyle bahsediyor: "Modernite, beraberinde talihsiz bir ayrışmayı, tüm benliğimizle bildiğimiz şey ile düşünen aklımızla kabul ettiğimiz şey arasında bir ayrımı getirmiştir… Bu kitabın amacı, bize musallat olan hastalıkları bir dolu bilinçsiz şekilde nasıl yarattığımızı fark edebilmemiz açısından stres güdümlü toplumumuza ayna tutmaktır." (Mate, 2012 [2003], s.13). Mate’ye göre kapitalist bir toplumda ve tahrip ettiğimiz bir gezegende yaşarken mental olarak da sağlıklı olmamız mümkün değil. Mate’nin travma üzerine ortaya koyduğu başka bir iddia ise fiziksel olarak kabul ettiğimiz kanser, MS, kistler ya da bağışıklık sistemi hastalıkları gibi hastalıkların her birinin belli kişilik tiplerinde görüldüğü. Modern tıpta iyileştirilemez kabul edilen pek çok hastalığın aslında kişinin psikolojisinde yer etmiş derin travmalardan kalan derin acılara bakılarak iyileştirilebileceği. Kitabında şöyle diyor Mate, "Bir uzmanın beden ile zihin arasındaki bağlantıyı reddetmesi hiç de şaşırtıcı değil. Sağlık ve hastalık hakkındaki tüm inançlarımıza düalizm hakimdir. Bedeni zihinden ayırarak kavramaya çalışırız. İnsanları büyüdükleri, yaşadıkları, çalıştıkları, oynadıkları, âşık oldukları ve öldükleri ortamdan soyutlanmış bir şekilde yaşıyormuş gibi tanımlamak istiyoruz. Bunlar ortodoks tıbbın içinde yerleşik, saklı bulunan ve hekimlerin eğitimleri sırasında edindiği ve meslek yaşamlarına taşıdığı önyargılardır." (Mate, 2012 [2003], s.18). 19 Böylece pek çok teori geliştiriyor Mate. Örneğin "hayır" diyemeyen, hassas kişilik yapısına sahip insanlarda kanser görüldüğünden; eğitim sisteminin kendisinin çocuklara uygun olmadığından ve sistemdeki çarpıklıkların hiperaktivite gibi hastalıklara sebep olduğundan, hasta bir toplum yetiştirdiğimizden; fedakâr, çok yorulan, hiç dinlenmeyen insanların kendilerini yatağa bağlayan hastalıklar geliştirdiğinden bahsediyor. Böylece siz "hayır" demezseniz, "vücudunuz sizin için hayır" diyecektir diyor. Tüm bunların temel çözümünün de otantisite, yani kendi gerçek arzularına ve ihtiyaçlarına kulak vermek; ve kendi gerçekliğin ile başkaları ile de gerçek bağlar kurmak olduğunu söylüyor. Furedi’nin "Daha travmatik hale gelmedik, sadece travmaya dair hayal gücümüz değişime uğradı" (Furedi, 2004, s. 6) argümanının aksine Mate gerçekten de daha travmatik hale geldiğimizi söylüyor. Fakat bireyin hayal gücünü problematize edeceğine kapitalist sistemi ve bireyin kendine yabancılaşmasını problematize ediyor. Çözümü de bireysellikte ve terapide değil; insanlar arası bağları güçlendirmekte ve yabancılaşmadan uyanarak bilinçlenmekte görüyor. Ben de bu tezde terapi kültürüne eleştirel yaklaşmış düşünürlerin bugüne kadar yapmış olduğu tartışmaları çok değerli buluyorum. Gabor Mate’den ilhamla psikolojinin ve sosyolojinin beraber tartışıldığı, belki iş birliği yaptığı yeni bir bakış açısının imkanlarını zorlamayı anlamlı buluyorum. 1.3. 21.YÜZYILDA POPÜLER PSİKOLOJİ 2000li yılların başında Martin Seligman’ın Amerikan Psikoloji Derneği’nin başkanı olması ve ‘pozitif psikoloji’ kavramını ortaya atması 21. yüzyıl için bir dönüm noktası oldu (Illouz ve Cabanas, 2018, s.15). Seligman’a göre psikolojinin sorunu insanlarda neyin yanlış gittiğini düzeltmeye odaklanmasıydı. Bunun yerine psikoloji insanların tam potansiyellerine ulaşmaları için onlarda neyin iyi gittiğini bulup onu beslemeliydi (Seligman ve Csikszentmihalyi, 2000, s.6). Bu yeni fikir iş 20 dünyası, akademisyenler ve psikoloji dernekleri tarafından sadece fikirsel olarak değil, maddi olarak da büyük destek gördü ve üzerine pek çok başka makale yazılarak bu ekol daha da geliştirildi (Illouz ve Cabanas, 2018, s.17-18). 10 yılı geçmeden öznel iyilik hali (subjective well being), pozitif duygular, otantisite, optimizm, dayanıklılık gibi kavramların kullanımı on katına çıkmıştı (Illouz ve Cabanas, 2018, s.23). Pozitif psikoloji, psikolojiyi tam olarak ‘herkes için’ haline getiren etkiyi yarattı. Hastalığa, patolojik olana, kötüye odaklanmaktansa; iyi olanı geliştirmek, daha umutlu olmak, daha sağlıklı olmak, daha iyi iletişim kurmak herkesin üzerinde çalışabileceği özelliklerdi (Illouz ve Cabanas, 2018, s.25). Bu değişim terapiye gidenlerde bir sorun olduğu algısının değişmesine sebep olan önemli gelişmelerden birisi olmuştur Artık terapiye gitmek utanılan, saklanılan bir şey olmaktan çıkmıştı. Bu ise psikolojinin alanını daha da genişletiyordu. Bu gelişmelerin ekonomi alanındaki gelişmelerle de eşzamanlı olarak ilerlediğini söylemek mümkün. İngiltere’de Tony Blair’in de danışmanlığını yapmış olan Sir Richard (Lazar, 2005)1 pozitif psikoloji ile özellikle ilgileniyordu. Aslında kendi alanı ekonomi olan Sir Layard Pozitif psikoloji ve ekonomi politikalarını birleştirecek programlar oluşturdu. Layard’a göre ekonomistler ve psikologlar beraber çalışmalıydılar çünkü her ikisinin de amacı mutluluğu maksimize etmekti (Layard, 2003). Böylece pozitif psikolojinin söylemlerini ekonomi ile birleştirdi. Akademik olarak da London School of Economic gibi üniversitelerde bu konuda dersler verip, makaleler yazarak bu fikirlerini hem akademik hem de politik alana taşıdı. Böylece pozitif psikoloji bir ekol olarak akademide ve ekonomi politikaları gibi hayatın pek çok alanında kendisine yer buluyordu. Sadece ekonomi değil, devlet politikalarında da pek çok mutluluk araştırmasında yüksek gelirin daha çok mutluluk getirdiğine dair veriler ortaya konulmaya 1 The Guardian gazetesinde Sir Richard Layard’a ait 19 Ocak 2020 tarihli köşe yazısı, How To Make The World Happier – And Why It Should Be Our First Priority (https://www.theguardian.com/books/2020/jan/19/why-world-needs-new-politics-happiness-can- we-be-happier-evidence-and-ethics-richard-layard, Erişim tarihi: 25.Mayıs.2024) https://www.theguardian.com/books/2020/jan/19/why-world-needs-new-politics-happiness-can-we-be-happier-evidence-and-ethics-richard-layard https://www.theguardian.com/books/2020/jan/19/why-world-needs-new-politics-happiness-can-we-be-happier-evidence-and-ethics-richard-layard 21 başlandı. Örneğin devletlerin gelişmişlik düzeylerini göstermek için kişi başına düşen milli gelir gibi veriler yerine mutluluk endeksleri yayınlanmaya başladı. Foucault mutluluğun sadece basit bir anlamı olmadığını söyler. Bireylerin mutluluğu yaşamın devam etmesi ve devletin gelişmesi için gereklidir. Bu sadece bir sonuç değil aynı zamanda bir koşul ve bir araçtır. İnsanların mutluluğu devletin gücünü gösteren bir element haline gelmiştir. (Foucault, 1988, s. 414) Böylece mutluluk bir devlet meselesi haline geldi, devlet politikalarında yerini aldı, bunun için büyük bütçeler ayrılmaya başlandı ve psikolojinin söylemleri ulus-devletin söylemleri ile içiçe geçti. Illouz ortaya çıkan bu yeni kültürün profesyoneller tarafından kabul görse de aslında psikanaliz, din, davranışçılık, tıp, okültizm, nörobilim, geleneksel doğu bilgeliği ve bireysel deneyimlerin birbirine karıştığı eklektik heterojen bir karışım olduğunu söyler. (Illouz ve Cabanas, 2018, s.24). Ayrıca 21. yüzyılda bu değişimin sadece psikoloji alanında değil ekonomi, eğitim, sağlık, politika, adli bilimler, spor ve bilim, hayvan hakları, tasarım, nörobilimler, sosyal bilimler, işletme ve iş dünyasında da eş zamanlı olarak gerçekleştiğine dikkat çeker. Örneğin Jon Kabat Zinn, 1990’lı yıllarda Massachusets Üniversitesi Tıp Fakültesinde Buddha’nın kadim Budist öğretileri ile modern bilimsel yöntemleri birleştirerek bugün mindfulness ya da MBSR (Mindfulness Based Stress Reduction) olarak bilinen alanı kurmuştur. Mindfulness Budist meditasyon yöntemini sistematize eder, süresini, sıklığını, çeşitli odaklanma yöntemlerini belli bir teknik haline getirir. Bu teknik hastanelerde ağrı çeken hastaların ağrılarının azaltılmasında, uykunun düzenlenmesinde, stres seviyelerinin azaltılmasında kullanılmaya ve sonuç alınmaya başlamıştır. Daha sonra Harvard Üniversitesi Nöroloji Bölümünde Sarah Lazar’ın kendi yaptığı klinik araştırmalarda, Mindfulness’ın 8 hafta boyunca düzenli meditasyon yapan insanların beyninde olumlu değişimlere yol açtığını (Lazar, 2005, s.220 (ed. Germer, Siegel, Fulton)) açıklamasıyla birlikte Mindfulness dünya çapında popüler hale gelmiştir. LePera da holistik psikolojiden bahsederken budist felsefelerden yararlandığını belirtir. 22 Örneğin ego çalışması (ego work) konuşan zihni fark edip, kendi zihninle ilişkini değiştirmek üzerine kuruludur, bu da kökenini Buddha’nın meditasyonlarına dayandıran mindfulness okullarından gelir (LePera, 2021). Böylece Sarah Lazar’ın nöroplastisite adını verdiği ve beynin değişme kapasitesini ifade eden bu kavram bugün kendine yardım endüstrisinin popüler söylemlerinden biri haline gelmiştir. "Meditasyon beyni yani sinir sistemimizi değiştirebilir." (Kabat Zinn, 2013 [1990]), "Yoga ve meditasyon ile amigdaladaki gri madde aktivitesi azalıyor" (Lazar, 2005), "Beynimizi yeniden programlayabiliriz" (Burn, 2015; White ve Epston, 1990; Young ve Klosko, 2014; LePera, 2021) gibi söylemler pek çok psikolog ve kendine yardım uzmanı tarafından kullanılan popüler söylemler haline gelmiştir. Günümüzde karşımıza çıkan popüler psikolojik yaklaşımlardan biri de bağlanma kuramıdır. John Bowlby’nin 1950’lerde ortaya attığı, Cindy Hazan ve Phillip Shaver’in 1987’de üzerinde deneyler yaparak çeşitli olumlu sonuçlara (Levine ve Heller, 2018 [2010], s.16) ulaştığı bu kuram geçtiğimiz son yirmi yılda psikologların, ilişki danışmanlarının ve yaşam koçlarının da yoğun olarak ilgi alanına girmiştir. Bu kurama göre bebeklik ve erken dönem çocukluk yıllarında anne ve çocuk arasında kurulan bağlanma biçiminin temelleri beynimizde bir defa atıldığında, bu bağlanma biçimi yetişkinlik hayatımızda da devam etmektedir. Yetişkin hayatımızda kurduğumuz romantik ilişkilerimizi, arkadaşlık ilişkilerimizi ve hayatımızın tamamını derinden etkilemektedir. Bu kurama göre her insan üç temel bağlanma biçiminden biri ile diğer insanlara bağlanmaktadır. Bunlar: Güvenli bağlanma, kaçıngan bağlanma, kaygılı bağlanma. Güvenli bağlanan kişi yakınlık konusunda rahattır, sevecen ve sevgi dolu olabilir. Kaygılı kişilerin kafası sürekli ilişkileri ile meşguldür, yakınlık ihtiyaçları çok fazladır ve sürekli sevgiyi kaybetme endişesi ile yaşarlar. Kaçıngan kişiler ise yakınlığı özgürlüğü kaybetmek olarak görürler, ilişkilerini hayatlarında minimumda tutmaya çalışırlar ve ilişkide doğabilecek herhangi bir çatışmaya karşı toleransları düşüktür (Levine ve Heller, 2018 [2010], s.15). Bunlara sonradan kompleks ya da disorganize diye tanımlanan dördüncü bir bağlanma biçimi de eklenmiştir. Bu dördüncü bağlanma biçimi de kaygılı ve kaçıngan bağlanma biçimleri arasında gidip gelen karmaşık 23 bir bağlanma biçimine sahip olanları tanımlamak için kullanılır. Bugün her yerde kolayca bağlanma biçimlerinin şiddetini ölçen psikolojik testler, bağlanma biçimleriyle ilgili nörolojik araştırmalar, bağlanma biçiminize göre şekillenmiş terapiler, danışmanlıklar bulmak mümkündür. 1990 yılında Michael White ve David Epston Michel Foucault’dan esinlendikleri post-yapısalcı psikolojik yöntemde zihindeki hâkim anlatıları değiştirerek iyileşebileceğimizi söylüyorlar (White ve Epston, 1990). Anlatı terapisi dedikleri bu yaklaşıma göre biz hayatımızdaki olayları hikayeler yoluyla anlamlandırıyoruz (Combs ve Freedman, 2012, s.1037) Danışan kendi güçlü hikâye örüntülerinin dışında kalan bir olay anlattığında terapist bu olayı ele alıp somut ve güçlü başka bir hikâyeye dönüşmesi için bu yeni örüntüye odaklanıyor. Böylece danışan kendi hikâye örüntülerinin dışında başka olasılıklar keşfederek genel hâkim örüntülerinin dışına çıkabiliyor ve kendine yeni pek çok hikâye yazarak farklı hikâye olasılıklarının önünü açabiliyor (Combs ve Freedman, 2012, s.1038). Kullanılan başka bir kavram da Foucault’nun modern güç kavramı. Anlatı terapistleri problemli hikayelerin ele alınmasında bu modern güç kavramını kullanışlı buluyorlar. Foucault’ya göre eskiden kral gibi somut iktidar odakları vardı, modern zamanlarda ise bu gücün yerini daha inceden inceye çalışan ama daha yayılmacı olan modern bir iktidar olan söylem aldı. Söylem lobilerle, reklamcılıkla, medyayla toplumda kim güçlüyse onun yönlendirme gücünün daha fazla olduğu araçlarla çalışıyordu ve biz bu gücün etkisi altına girerken girdiğimizi fark etmiyorduk. Böylece bizi kontrol eden artık kral gibi dışarıdaki bir otorite değil; kendi içselleştirdiğimiz hâkim başarı ve normallik tanımlarıydı (Combs ve Freedman, 2012, s.1038). Anlatı terapisine göre buna bir kere dışarıdan baktığımızda, artık başka söylemleri de görebilir ve seçebilir hale gelebiliyoruz. Verili kabul ettiğimiz hikâyeyi yıkıp, yerine yeni bir anlatı kurabiliyoruz (Combs ve Freedman, 2012, s.1038). Böylece bir psikolog ve bir antropolog bir araya gelerek Foucault’nun yapısöküm yöntemini bireysel terapide kullanılmak üzere yeniden 24 şekillendirmiş oluyor ve bu yöntem de beynin değişebilirliğine dair söylemlere ekleniyor. Tüm bu alanların yeni medya mecralarında ve teorik alanda birbiriyle içiçe geçtiğini de gözlemliyoruz. Örneğin Hiwell gibi psikologlar ve danışanların pek çok farklı bütçe seçeneği ile birbirini bulmak için kullandığı uygulamalar üretildi ve kullanılmaya başlandı. Bu uygulamalarda kısa bir anket doldurup probleminizin ne olduğunu belirliyor, bütçenizi seçiyor ve uzmanlık alanı sizin probleminize uyan psikolog seçenekleri ile çevrimiçi görüşmeler yapmak üzere eşleşiyorsunuz. Ya da bu tezin de konusu olan Nicole LePera ve The Holistic Psychologist ekibinin Self Healers Circle adını verdiği çevrimiçi platformda kendinizi iyileştirirken yalnız kalmamanız için sizin gibi kendini iyileştiren başka insanlarla iletişim kurup belli bir ücret karşılığı ortak okumalar ve meditasyonlara katılabiliyorsunuz. Hizmet almak ve vermek üzerine kurulan Armut2 uygulaması da taşıma hizmetleri, özel dersler, temizlik ve çocuk bakımı gibi hizmetlerin arasına artık psikologları katmış durumda. Böylece herkes uygulamayı indirip farklı ücret seçenekleri ile kendisine göre bir psikolog seçebiliyor. Pek çok psikoloğun youtube ve intagram videoları, parayla üye olunan katıl seçenekleri sayesinde çok fazla ücret ödemeden psikolojik eğitimler alabiliyorsunuz. Ya da yapay zekâ teknolojisi ile tasarlanmış bir robot terapist ile belli bir ücret karşılığı sohbet edebildiğiniz Meditopia gibi uygulamaları yüzyüze terapinin yerine kullanabiliyorsunuz. Bunun dışında uyku kalitesini, zaman yönetimini, su içmeyi, adım sayısını hesaplayan, kişilere öneriler ve hatırlatmalar sunan pek çok akıllı uygulama da kendine yardım endüstrisinin bir parçası olarak gündelik hayatlarımızda yerini almış durumda. Böylece Dr.Nicole LePera’nın ortaya attığı holistik psikoloji kavramını ve Instagram üzerinden sunduğu psikoloji hizmetlerini tüm bu içiçe geçmişlik dönemi ışığında değerlendirmek gerekiyor. 2Armut Uygulaması Psikolog Randevusu Teklif Sayfası, (https://armut.com/g/saglik- 6/teklif/psikolog/156/1?jobSource=service_groups, Erişim tarihi, 25.Mayıs.2024) Burada randevu almadan önce size yaşınız, hizmet almak istediğiniz psikolojik konu, hangi şehirdeki psikologlardan randevu almak istediğiniz ya da çevrimiçi seans almak isteyip istemediğinize dair sorular soruluyor, ardından ilgili psikologlardan fiyat teklifleri alıyorsunuz. https://armut.com/g/saglik-6/teklif/psikolog/156/1?jobSource=service_groups https://armut.com/g/saglik-6/teklif/psikolog/156/1?jobSource=service_groups 25 2. BÖLÜM YENİ MEDYA VE MENTAL SAĞLIK INFLUENCERLIĞI Yeni medya3 mecralarının ne kadar büyük bir nüfus tarafından, bir gün içinde ne kadar sık kullanıldığı düşünüldüğünde en büyük sorunlarımızdan biri olan mental sağlık ve iyilik halimize dair çözüm arayışlarının da yeni medya mecralarında kendine çokça yer bulması şaşırtıcı değildir. 2020 yılında 3,8 milyar sosyal medya kullanıcısı olduğu belirtilmiştir (We Are Social, 2020, akt. Naslund, Bondre, & Torous, 2020, s.245). Bu kullanıcıların büyük bir çoğunluğunun yeni medyadan mental sağlıkla ilgili beklentileri olduğunu, mental sağlık influencerları denen yeni bir uzman kategorisinin doğduğunu ve yeni medyanın bu sebeple hem uzmanlar hem de derdine çare arayanlar tarafından sıkça kullanıldığını biliyoruz. Günümüzde insanlar yeni medya teknolojilerinin sunduğu imkanlar ile mental sağlık konusunda bilgi edinmek, kendileriyle aynı sorunlara sahip insanlarla konuşmak veya uzmanlarla doğrudan iletişim kurmak için yeni medyayı kullanmaktadır. Uzmanlarsa bilgilerini paylaşmak, müşteri bulmak ya da ürünlerini pazarlamak için yeni medyayı elverişli bir mecra olarak görürler. Prof. Eugenia Siapera’ya göre, yeni medya tartışmalarının temel sorusu medyanın mı toplumu şekillendirdiği, yoksa toplumun mu medyayı şekillendirdiği sorusudur. Siapera’ya göre medyayı anlamak insanlığı anlamaktır, bu yüzden birini anlamadan diğerini de anlayamayız (Siapera, 2018, s. 20). Mental sağlık 3 Bu tezde ‘‘dijital medya’’ ya da ‘‘sosyal medya’’ kavramları yerine ‘‘yeni medya’’ kavramı tercih edilmiştir. Mutlu Binark’a göre yeni medya terimi, geleneksel medyadan (kitap, televizyon, radyo) farklı olarak, sayısal medyayı özellikle etkileşimsel medyayı, İnternet ağlarını ve sosyal iletişim medyasını nitelemek için kullanılmaktadır (Binark, 2014, s.19). Tabi ki bu kavramla ilgili bazı soruların da tartışılması gerekir. Örneğin ‘‘yeni’’ göreceli bir kavramdır ve her zaman daha yenisi ortaya çıktığında bugün kullanılan teknoloji eskiyecektir. Lisa Giselman her medya aracının karmaşık ve özgül bir tarihsel öznelliğe sahip olduğunu söyler. Giselman’a göre bu zamanla bir teknolojinin diğer bir teknolojiyi nasıl izlediğiyle değil, tam tersine bu teknolojilerin toplumsallığından ve kültürelliğinden kaynaklanır (Giselman, 2006, s.7 akt. Binark, 2014, s.20). Bu bağlamda bu tezde de yeni medyanın teknolojik özelliklerine değil toplumsal özelliklerine, söylemlerin dolaşıma girmelerine nasıl katkıda bulunduklarına bakılacaktır. 26 meselesine baktığımızda yeni medya teknolojilerinin mental sağlık tartışmalarını da oldukça etkilediğini görüyoruz. Bilgiye erişimin kolaylaşmış olması ama aynı zamanda tüm bu mental sağlık bilgilerinin ve uyarılarının her geçen gün daha fazla etrafımızı sarması; terapiye erişme imkanı olmayanlar için daha eşit imkanlar yaratması, fakat bir yandan da her gün yeni ihtiyaçlar ve ürünler ortaya çıkarması gibi pek çok yeni tartışmaya kapı aralamıştır. Papacharissi sanal mekanların mimarisinin de aynı fiziksel mekanların mimarisi gibi bireyler için çeşitli etkileşim biçimlerini olanaklı kılarak, bireyleri belirli etkileşim biçimlerine yönlendirdiğinden bahseder (Papacharissi, 2009, s.205; akt. Çomu ve Halaiqa, 2014, s.36). Bu mekanlar Siapera’nın da dediği gibi kolektif zekâ denen yeni bir dijital kolektivizmi de kurar. Siapera’ya göre kurumsal yapıların çevrimiçi kullanımı kontrol etme ve sınırlama çabalarına rağmen, işbirlikçi ağların çoğalması ve daha geniş anlamda iş birliğinin artan önemi ve kolektif zekanın yükselişi (Wikipedia gibi projelerde görüldüğü gibi) eski moda kurumsal uygulamalarla kolayca dizginlenemeyen yeni kullanım kalıplarına doğru bir paradigma kaymasını işaret ediyor (Siapera, 2018, s. 82). Bu bağlamda, bahsedilen bu yeni dijital kolektivizm açısından mental sağlık influencerları etrafında bir araya gelmiş olan sanal kalabalıklara baktığımızda, bu yeni kültür hakkında neler söyleyebiliriz? İkinci kısımda buna dair bir tartışma yürütmeye çalıştım. Dolayısıyla yeni medya bugün pek çok şey gibi mental sağlık üzerinde yapılan tartışmaları da etkilemiştir. Aşağıdaki kısımda ben de yeni medyanın bugün terapi kültürü ve mental sağlık alanlarını nasıl etkilediğini ve ne gibi yeni tartışmalar ortaya çıkardığına daha yakından bakacağım. 27 2.1. YENİ MEDYA VE MENTAL SAĞLIK Oluşan bu yeni kültüre baktığımızda yeni medyanın teknolojik özelliklerinin de etkisiyle, modern bireyin etrafının mental sağlık bilgileri, hatırlatmalar ve uyarılarla sarıldığını görürüz. Örneğin yeni medyanın metinlerötesilik4 özelliği mental sağlık alanında, sürekli konunun kendini hatırlatması şeklinde hayatımıza girmiştir. Kendini hatırlatma, başka pek çok özelliğin yanısıra uygulamaların çok çeşitli olması, hepsinin linklerle birbirlerine bağlanmış olmaları5 ve her birinden telefonumuza bildirimler gelmesiyle gerçekleşmektedir. Örneğin Meditopia adlı meditasyon uygulaması, ona bir kere üye olduğunuzda size uygulama içi bildirimler göndermekle kalmaz, e-posta adresinize e-postalar gönderir, size başka sosyal medya mecralarındaki etkinleri haber verir, abone olmanızı ister. Tüm bu mecralardan telefonunuza bildirimler gelmeye başlar. Meditopia6 uygulaması her gün kullanıcılarına "Bugün cesarete mi ihtiyacın var?", "En son ne zaman kendini bir başkasının yerine koydun?", "Duyguların karman çorman mı?" gibi başlıkların kullanıldığı e-bültenler gönderir ve meditasyona davet eder. “Yoga with Adriene” adlı Youtube hesabı e-postalar göndererek Youtube’daki yoga videolarını size hatırlatır. Psikologlar tarafından kurulmuş olan “Psikoloji İstanbul” hesabı uzmanlarla yaptıkları eğitim webinar’larının linklerini e-postanıza 4 Metinlerötesilik, bir görüntünün (veya metnin) anlamlarının yalnızca o görüntüden değil, aynı zamanda o görüntüyle yakından ilişkili diğer görüntü ve metinlerin (belirli bir gazete metnindeki bir fotoğraf gibi) veya daha geniş kültürel pratiklerdeki anlamlarından türediğini ifade eder. Bu anlamlar, insanların görüntülere baktıklarında ve onları belirli şekillerde paylaşmalarına izin verdiklerinde ortaya çıkar (Quan-Haase & Sloan, 2022). Böylece yeni medyada gördüğümüz bir metin veya bir görsel bizi linklerle başka metinlere de götürür ve yeni medya mecralarındanki metinler birbirleriyle ilişki olarak sürekli çoğalırlar. 5 Bazı yeni medya uzmanları tarafından hipermetinsellik olarak tanımlamıştır (Mitra ve Cohen, 1999, s.3 akt. Binark, 2014, s.21). 6 Meditopia uygulaması Türkiye’de yaygın olarak kullanılan wellness uygulamalarından biridir. Uygulamanın içinde meditasyonların yanısıra zayıf hissettiğiniz konularda bilimsel makaleleri sesli dinleme imkanı, meditasyona başlamak ve devam ettirmek için günlük öneriler, meditasyonlarınız hakkında not almak için not defteri bölümü, meditasyonlarınızı işaretleyebileceğiniz takvimler, günlük meditasyon serileriniz hakkında minik yarışmalar, sizinle aynı anda kaç kişinin meditasyon yaptığını gösteren sayılar, kişiye özel meditasyon önerileri, ambiyans sesleri, uyku müzikleri ve uyku masalları yer alır. Bu uygulama wellness’ın iyileşme uygulamalarını ve dijital teknolojiyi bir araya getiren popüler bir uygulama olduğundan dijital iletişim teknolojilerinin kendine yardım endüstrisi üzerindeki etkilerini gösteren iyi örneklerden biridir. 28 gönderir. Tüm bu mecralardan gelen bildirimlerin internet ortamının o yoğun kalabalığında tıklanan olmak için telefonu eline alan bir kullanıcının dikkatini çekmesi gerekmektedir. Böylece bu bildirimlerin okuyucuyu dürten (facebook’taki dürtme tuşu gibi) bir yapıya büründüğünü görürüz. Kısa spot cümleler, renkli başlıklar, çarpıcı resimler, bazen sert uyarılar, merak uyandıran sorular. "Çok eleştirinin olduğu bir ailede mi büyüdün?" "öyleyse gönderinin açıklamasını oku.", "İnsanları sürekli analiz mi ediyorsun?" "öyleyse bu videoya tıkla", "Duygusal olarak olgunlaşmamış insanlarla başa çıkma yöntemleri nedir?" "bu gönderiyi sağa kaydır ve öğren". Böylece hem mental sağlığa dair bilgilere erişim çok kolaylaşmış durumdadır, hem de tüm bu bilgi fazlalığı her gün okuyucuda yeni bir eksiklik bulmakta ve buna dair marketler yaratmaktadır. Bu sebeple "yeni medya aracılığıyla mental sağlık konusunda artık çok daha bilgili olmamız kendi kendimizin terapisti olup bizi terapi gibi maliyetli bir hizmetten kurtarmıştır" argümanının ne kadar gerçekçi olduğunu sorgulamak gerekir. Schüll (2016, s.1) giyilebilir teknoloji ile ilgili yazdığı makalesinde son zamanlarda bu akıllı teknolojileri kullanan tüketicilerin davranışlarının şirketlerce yeni bir merak konusu olduğundan bahseder. Kapitalist girişimciler, teknoloji start-upları ve bilinen büyük elektronik alet üreten şirketler yoğun bir şekilde alımlayıcıların neyi analiz etmek istediğini, ne konuda rehberliğe ihtiyaç duyduğunu ve ne tür algoritmaları çekici bulduğunu araştırmakta, böylece her geçen gün piyasaya yeni ürünler sunmaktadır. Schüll bu teknolojilerin ortaya atılmasıyla kendi sağlığını takip etme standartlarında da bir artış olduğunu söylüyor. Örneğin önceden uyuduğumuz saatlerin ne kadarının derin uyku ne kadarının REM uykusu olduğuyla ilgili çözülmesi gereken bir problem yoktu. Bugün ise bu verilerin akıllı teknolojiler ile ölçülebilir hale gelmesi sonucu, bu ve bunun gibi pek çok şey takip edilecekler listemize eklenmektedir. Bu uygulamalar, akıllı saatler, adım ölçerler, nabız ölçerler, programlayıcılar, meditasyon uygulamaları satılabilir ürünlere dönüşerek ayrı bir masraf kalemi oluşturmaya başlamıştır. Aslında mental sağlık konusunda çok daha fazla bilgiye maruz kalmamız ya da çok daha fazla bilgiyi arzulamamız bizi bir masraf kaleminden kurtarmakta değil, çok daha geniş bir masraflar kalemi açmaktadır diyebiliriz. 29 Böylece biz mental sağlık konusunda çok daha endişeli hale geldikçe piyasa da bu endişeyi karşılayacak yeni yeni ürünler ortaya çıkarmaktadır. Böylece bu yeni teknolojilerin mental sağlığa erişimi kolaylaştırıp kolaylaştırmadığı da tartışma konusu olmuştur. Kimilerine göre yeni medya teknolojilerinin getirdiği yeni iletişim kolaylıkları sınıf ayrımlarını silikleştirip, mental sağlığa erişim konusunda sınıfsal olarak daha eşit bir dünya ihtimalini doğurmuştur. Mental sağlık ve yeni medya ilişkisini tartışan güncel bir araştırmada günümüzde mental sağlık sorunlarının oldukça yaygın olmasına rağmen, özellikle genç insanların maddi sorunlar dolayısıyla profesyonel yardım alamadığından, çünkü gençlerin yeni medya kullanarak gerekli yardıma ulaştığından bahsediyor (Pretorius, McCashin, & Coyle, 2022, s.1). Toplumda önceden mental sağlığa dair bilgiye erişimi kısıtlı olan sınıfların bugün bu bilgilere çok daha kolay ulaşabildiği ve hergün gelişmekte olan yeni teknolojilerin bu anlamda araştırmacıları büyüleyen yanı olduğu doğru, fakat bu durumun hemen daha eşit bir dünya düzeni yaratıp yaratmadığı da detaylıca incelenmesi gereken bir araştırma konusu. Örneğin Ergül, Gökalp ve Cangöz Türkiye’de fakirlik üzerine yaptıkları araştırmada yeni medyanın sınıf eşitliğine gerçekten bir katkısı olup olmadığını tartışıyorlar (2015). Bu araştırmada internet teknolojisi ve yeni medyanın alt sınıfın gündelik yaşantısında gerçekten de kendi mahallesinin duvarlarını aşmanın bir yolu olduğunu gözlemliyorlar. İçlerinde UNESCO’nun kapsamlı araştırmalarının da bulunduğu pek çok araştırmanın yeni medyanın daha eşit bir dünya için sunduğu imkanlara dair bulgular elde ettiğinden ve bu yeni imkanlara heyecanla yaklaştığından bahsediyorlar (2015, s.22). Yine de yeni medyayı dünyadaki tüm politik gelişmelerden, kaliteli eğitime erişimdeki zorluklardan ve artan fakirlik problemi gibi pek çok konudan bağımsız ele alamayız diye ekliyorlar (2015, s.22-23). Naslund da benzer şekilde mental sağlık sorunlarında dijital teknolojilerin kullanımını tartıştığı makalesinde, küresel ölçekte dünyada düşük 30 gelir düzeyi olan ülkelerde daha fazla mental sağlık sorunu görüldüğünü fakat bu ülkelerde dijital teknolojilere erişim düzeyi çok daha düşük olduğu için mental sağlığa dair yeterince bilgiye erişimlerinin yine kısıtlı olduğunu ve bu konudaki araştırmaların da kısıtlı olduğunu hala çok daha fazla araştırma yapılması gerektiğini ifade ediyor (Naslund, ve diğerleri, 2019, s. 253). Bu tartışmanın bir adım ötesi ise en son teknolojilerin merkezi olarak bilinen Silikon Vadisi’ndeki dijital sosyalizm tartışmaları. Morozov, Silikon Vadisi entelektüellerinin "dijital sosyalizm" iddiasını eleştirdiği yazısında yeni medya teknolojilerinin gerçekten dayanışma, otonomi ve iş birliği getirip getirmediğini tartışıyor (Morozov, 2015, s.29-32). Morozov’a göre Silikon Vadisi’nde yeni medya teknolojilerinin mucitleri ve bu şirketlerin hisse sahipleri "paylaşım ekonomisi"7 ya da "kullanıcının güçlenmesi"8 gibi eşitlikçi görünen kavramlarla Wall Street’teki kapitalist dünyaya alternatif olarak, Silikon Vadisi’nde yeni teknolojilerin de yardımıyla anti-kapitalist bir dünya kurulduğunu iddia ediyorlar. Yeni medya teknolojileri ile bilgiye erişimin kolaylaştığı doğru. Fakat Morozov, eşitlik varsayımının pek çok açıdan problemli olduğunu; internette aynı mental sağlık bilgisine ulaşan bir hisse sahibi ile zengin olmayan bir öğrencinin bu bilgiler ile yapabileceklerinin birbirinden oldukça farklı olacağını; internetteki bilgilere erişimin aradaki ekonomik uçurumu değiştirmeyeceğini söylüyor. Aslında burada gördüğümüz yeni medya teknolojilerine dair yaygın bir anlatının tartışılması. Yeni medya teknolojileri bize mental sağlık alanında bir eşitlik sağlamış olsa da olmasa da eşitliğe dair anlatısını çoktan pazarlamış görünüyor. 7 "Sharing economy" kavramı bireylerin kendi sahip olduklarını başkalarıyla paylaşarak oluşturduğu ekonomik bir paylaşım sistemini ifade eder. Örneğin Airbnb ya da Blablacar gibi paylaşım uygulamaları buna bir örnektir. 8 "Empowering the user" kavramı ile teknoloji şirketlerinin kullanıcılara para kazandıran uygulamaları ya da kullanıcı dostu yazılımları kastedilmektedir. Makalede buna örnek olarak JustPark uygulaması verilmiştir. Bu uygulama mülk sahiplerinin pek kullanmadıkları park alanlarını, park yerine ihtiyacı olan araçlara kiralamaları için kullandıkları bireysel bir uygulamadır. 31 Böylece yeni medya teknolojilerinin terapinin yerini tutup tutmayacağı da yeni medya tartışmaları içinde sıkça yer bulmaktadır. Naslund, Bondre ve Torous’un 2020 yılında yaptığı araştırmaya göre sosyal medyanın mental sağlık için kullanımı sırasında alımlayıcıların üç temel motivasyonu vardır. Bunlar; sosyal etkileşim, akran desteği alma ve konu hakkında bilgilenme (Naslund, Bondre, & Torous, 2020 s.245-257). Bu üç maddeyi biraz açacak olursak, araştırmalar dijital platformların mental sağlık problemleri ile uğraşan alımlayıcılar açısından sosyal etkileşimi kolaylaştırıcı pek yönü olduğundan bahsetmektedir. Örneğin şizofreni hastalarının yeni medya kullanımı üzerine yapılan pek çok araştırma bulunmaktadır. Bu araştırmalarda yüz yüze iletişimde zorlanan şizofreni hastalarının yeni medya mecralarında kendileri gibi başka hastalara rahatlıkla ulaşabildikleri, çok daha rahat iletişim kurabildikleri, uzmanlarla kendi hastalıkları hakkında anonim isimlerle daha rahat konuşabildikleri ortaya konmuştur (Alvarez-Jimenez, Bendall vd, 2013; Ernala, Rizvi vd, 2017; Firth, Cotter vd, 2015). Pek çok başka araştırmada depresyonda olan ve sosyal anksiyetesi olan gençler (teenagers) için de benzer sonuçlara varılmıştır (Rideout ve Fox, 2018; Batterham ve Calear, 2017; Indian ve Grieve, 2014). Böylece yeni medya platformlarının günümüzde mental sağlık sorunları yüzünden yüzyüze iletişimde zorlanan insanlar için alternatif bir yol oluşturduğu görülmektedir. Teknolojik gelişmelerin terapötik müdahale üzerindeki etkileri hakkında yazılan başka bir araştırmada insanların mental sağlık sorunları ile uğraşırken kendileriyle aynı sorunları yaşayan insanlar ile yeni medya mecralarında birbirlerini buldukları, birbirlerinden hastalıklarına dair yeni bilgiler edindikleri, kendilerine benzer kişilerle arkadaşlık kurdukları ve tüm bunların mental sağlıkları üzerinde olumlu etkiler gösterdiği tartışılmıştır (Abdel-Baki, Lal vd, 2017). Başka bir araştırmaya göre artık insanlar terapiye gitse bile terapistlerinin çevrimiçi ortamdaki bilgileri de bilip bilmediğini kontrol etmekte, terapi odasında aldıkları geri dönüşlerden tatmin olmadıklarında yeni medyaya yönelmekte ve yeni medyadaki mental sağlık uzmanları ile kendi terapistlerini karşılaştırmaktadır 32 (Raupach ve Hiller, 2002). Geleneksel terapi, şirketlerdeki, okullardaki, medyada ve edebiyattaki, politika ve ekonomi kurumları içindeki işlevleri ve yüksek hizmet ücretleri ile neoliberal kapitalizmin ayrılmaz bir parçasıydı. Şimdi yeni medyanın imkanları ile alınacak ve satılacak çok daha fazla eğitim, ücretle katılınan çevrimiçi dayanışma toplulukları ya da giyilebilir teknolojiler, çevrimiçi uygulamalarla her gün artan yeni piyasa imkanlarından bahsetmek mümkün. Sonuç olarak yeni medya teknolojileri sayesinde psikolojik bilgiye erişim kolaylaşmıştır fakat bunca bilgiye maruz kalmanın bizleri bilinçlendirdiğini hayatlarımızı kolaylaştırmak yerine standartları yükselttiğini, mükemmeliyetçilik seviyesini yukarılara taşıyarak yapılacak işleri çoğalttığını söylemek de yanlış olmaz. Bu durumda bilgiye erişim kolaylaştıkça mental sağlık için daha az para harcadığımız tezinin de tartışmalı olduğu görülmektedir. Hatta piyasa yeni ihtiyaçlar yarattıkça akıllı teknolojiler, regülasyon için kullanılan takviyeler, aromatik yağlar, yoga ve mindfulness dersleri, inzivalar gibi pek çok mental sağlık ürününe çok daha fazla para harcamaya başladığımızı söyleyebiliriz. Yeni medya kendi mahallesinin gettolarına sıkışan bireylere evlerinin fiziksel duvarlarının ötesindeki dünya ile bağ kurmaları için yeni bir alan oluşturmaktadır, fakat yeni medyanın kapitalist bir dünyada yaşanan tüm eşitsizlik problemlerine mucizevi bir çözümmüş gibi görülmesi de doğru değildir. 2.2. INSTAGRAM VE MENTAL SAĞLIK INFLUENCERLIĞI Influencer terimi çoğunlukla bir yeni medya pazarlamacılık yöntemi olarak ele alınır. Prof. David Giles Influencer kavramını 2010lu yıllarda hayatımıza giren yeni bir pazarlama stratejisi olarak tanımlar ve şöyle devam eder: "Önemli bir kişisel takipçi kitlesine sahip olan, ancak ürün tanıtımı yapmak için para aldığını gizleyecek kadar 'sıradan' olmayı başaran kişi." (2018, s.155). Buradaki sıradanlık kavramı influencerların nasıl etki gösterdiğine dair tartışmanın anahtar kelimesidir. Giles’e göre büyük şirketler yıllardır "bilinçaltı reklamcılığı"nın 33 gerçekten işe yarayıp yaramadığını tartışıyorlar ve henüz bir sonuca ulaşmış değiller. Fakat güvenilen arkadaşların tavsiyelerinin en etkili pazarlama aracı olduğu konusunda ise geniş bir fikir birliğine ulaşmış durumdalar (Giles 2018, s.155). Yani influencerlar aynı zamanda hem birer tavsiye kaynağı olarak işlev görürler, hem de güvenilir bir arkadaş gibi hareket ederek yeterince 'sıradan' bir imaj çizebilirler. Giles’in de ifade ettiği gibi bu kişiler piyasaya pazarlama açısından yeni ve kullanışlı bir yöntem sunmuşlardır (Giles, 2018, s. 155). Günümüzde en popüler influencer kategorilerinden birinin mental sağlık influencerları olduğu düşünüldüğünde, bu influencerların terapötik alanda nasıl bir işlevi olduğunu incelemek ilgi çekicidir. Mental sağlık influencerlığını tartıştıkları makalede Triplett ve arkadaşları mental sağlık influencerı kavramını sosyal medya kullanan terapistler ve ilişki danışmanları olarak tanımlarlar (Triplett, Kingzette, Slivinski, & Niu, 2022). Mental sağlık influencerı olarak kavramsallaştırdıkları bu ifadenin mental sağlık alanında uzman olan ve yeni medya kullanan uzmanları kapsadığını söyleyebiliriz. Bu uzmanlar dijital mecralarda belli ürünler, atölyeler, kamplar, terapiler, online dersler, yazarların kendi kitapları ya da kullanılacak ilaçlar gibi materyaller pazarlayabildiği gibi bir marka olarak kendi isimlerini de pazarlayabilmektedir. Elbette mental sağlık influencerları sadece ürün pazarlayan pazarlamacılar değildir. Hatta bundan daha önemlisi yeni medyada oluşturdukları eğitim kültürüdür. Triplett ve arkadaşlarının yazdıkları makalede mental sağlık profesyonellerinin gittikçe artan bir oranda sosyal medya kullandıklarından ve uzmanların normalde terapi esnasında paylaştıkları bilgileri artık bu mecralarda paylaştıklarından bahseder (2022, s.125). Mental sağlık influencerları olarak kategorize edilen bu influencerların dijital mecraları bir eğitim mecrası gibi kullandıklarını ve belli bir kültür yaratma amacı taşıdıklarını görüyoruz. Mental sağlık influencerlarının en çok tercih ettiği dijital mecranın ise Instagram olduğu biliniyor (Pretorius, McCashin, & Coyle, 2022, s.1). Bu sebeple mental sağlık influencerlarının yarattığı kültürü ele alırken özellikle Instagram mecrasına yakından bakmak önemlidir. 34 Instagram’ın bu kadar popüler olmasının sebebi öncelikle sıradan kullanıcıların görünürlüğüne alan açmayı seçmiş olmasıdır. İlk başta sadece profesyonel fotoğrafçılar için bir fotoğraf sitesi olarak kurulan Instagram’ı popüler hale getiren profesyonel fotoğrafların aksine kullanıcıların özellikle amatör fotoğraflar paylaşmalarını teşvik etmesidir (Caliandro ve Graham, 2020, s.2). Laestadius ve Witt’e göre de Instagram’ın kritik öneme sahip olmasının sebebi yalnızca görsel imgeler, etiketler ve zengin bir veri kaynağı olması değil, bu mecrayı kullanan birçok kişi için günlük yaşamın ayrılmaz bir parçası olmasıdır (Laestadius & Witt, 2022, s. 581). Böylece sıradan insanlar arasında da yavaş yavaş yaygınlaşmaya ve insanların gündelik hayatında yer etmeye başlayan Instagram Facebook tarafından satın alınmasıyla beraber biçimsel olarak da diğer popüler yeni medya mecraları arasında yavaş yavaş sıyrıldı. Instagram’ın biçimsel olarak diğer popüler sosyal medya uygulamalarında ilgi gören biçimsel özellikleri de kendi bünyesinde toplaması kullanılma oranlarını artırmıştır. Örneğin Snapchat uygulamasına snap adı verilen ve bir günlüğüne paylaşılıp 24 saat içinde kaybolan videoların insanların hoşuna gittiğini fark eden Instagram bunu kendi uygulamasına ekleyerek Instagram hikayeleri biçiminde kullanıcılarına sunmuştur. Bu biçim günümüzde de Instagram’da yaygın olarak kullanılan popüler biçimlerden biridir. Instagram uygulamasına eklenen başka bir popüler biçimsellik, Tiktok uygulamasının özelliği olan bir dakikadan kısa olan videolardır. Instagram Tiktok videoları olarak bilinen bu biçimi de Instagram reels’leri olarak kendi bünyesine eklemiştir. Bugün Instagram’da Facebook’taki gibi yakın arkadaş listeleri oluşturabiliyor, Whatsapp’taki gibi özel yazışma grupları kurabiliyor, başka kullanıcılarla özel olarak ya da gönderilerin altında mesajlaşabiliyor, Pinterest’teki gibi ilgili alanlarınıza göre farklı koleksiyonlar oluşturabiliyor, gönderileri ve koleksiyonları başka kullanıcılarla paylaşabiliyorsunuz. Böylece Instagram’ın strateji olarak diğer yeni medya mecralarındaki popüler biçimsel özellikleri kendi bünyesinde toplamayı seçtiğini ve böylece yavaş yavaş gündelik hayatlarımıza yerleştiğini görüyoruz. 35 2020 yılında gerçekleşen COVID-19 pandemisi ile birlikte tüm sosyal medya mecralarının kullanımının daha da arttığını, Instagram’ın diğer sosyal medya mecraları arasında mental sağlık konusunda ön plana çıktığını görüyoruz (Koinig, 2022, s.2). Bugün Instagram özellikle gençlerin mental sağlık sorunlarına çözüm aradığı öncelikli mecra haline gelmiştir. Akademik metinlerde Mental Sağlık Influencerları denilen tüm bu yeni aktörlerle birlikte pek çok farklı toplumsal kesimin karşılıklı etkileşimine imkân sağlayan bu mecranın mental sağlık alanında demokratik bir alan yaratıp yaratmadığı hala tartışılmaktadır Kimi araştırmacılara göre mental sağlık influencerları depresyon, anksiyete gibi meseleleri temalar haline getirerek sadece bu konuların daha iyi anlaşılmasını sağlamadılar ayrıca bu durumlardan etkilenmiş olanlara empati de sundular, onları cesaretlendirdiler, paylaştıkları pozitif alıntılar hatta kendi kişisel hayatlarından örneklerle tartışmaların önünü açtılar (Koinig, 2022, s.1-2). Örneğin COVID-19 pandemisi süresince yüzyüze terapi seansına katılma şansı olmayan gençler mental sağlık sorunları dolayısıyla Instagram’daki mental sağlık influencerlarına yöneldiler (Naslund, Bondre, & Torous, 2020, s.245-257). Pek çok anlamda Instagram bu insanlara daha az yalnız hissettirmiş, bilgiye erişimi kolaylaştırmış ve çevrimiçi ortamda dertleşme imkanları sunmuş olabilir. Bugün mecranın kendisine baktığımızda Instagram’ın influencer uzmanlar tarafından bir mental sağlık eğitim mecrası olup olmadığının tartışılmaya başladığını görüyoruz. Instagram ve mental sağlık influencerları arasındaki ilişkiye dair bir veri çalışması yapan Pretorius, McCashin ve Coyle’un 2022 yılında yayınladıkları makaleye göre mental sağlık influencerları en çok Instagram üzerinden paylaşım yapmaktadır, bu uzman hesaplarının çoğu eğitim amacı taşımaktadır ve hesapların çoğu Kuzey Amerika’lı kullanıcılar tarafından takip edilmektedir (Pretorius, McCashin, & Coyle, 2022, s.1). Tiktok ve Instagram mecralarındaki mental sağlık uzmanları üzerinden yazılan bu makalede özellikle Covid19 pandemisi sonrasında sosyal medyada sağlık tavsiyesi aramalarının daha da fazla yaygınlaştığı, artık gençlerin mental sağlıklarını iyileştirmek için sosyal 36 medyanın vaad ettiği iyileşme literatürüne yöneldiği, böylece mental sağlık influencerlarının profesyonel yardımın yerini aldığı ve sonuç olarak bu hesapların gerçekten de yüksek miktarda paralarla sahip olunabilen mental sağlık eğitimini daha ulaşılabilir kıldığına dair bulgular paylaşılıyor (Pretorius, McCashin, & Coyle, 2022, s. 1-3). Instagram mecrasının bugün mental sağlık sektörünün önemli bir parçası haline gelmiş olduğunu söyleyebiliriz. Yaşanan bu değişimin sonuçlarının toplumun mental sağlığına etkilerinin iyi mi yoksa kötü mü olduğu bu alandaki pek çok araştırmanın da konusu olmaktadır. Örneğin An Instagram-Based Online Self-Help for Eating Disorders isimli araştırmada İtalya’da çeşitli akademisyenler tarafından başlatılan, duygusal yeme üzerine bir çevrimiçi kendine yardım projesinin etkileri inceleniyor. Buna göre e-sağlık teknolojileri geleneksel olarak yapılan yüzyüze terapilerle karşılaştırıldığında pek çok avantaja sahip. Bunlardan bazıları bilgiye daha fazla erişim, masraflarda azalma, kimliğini açıklamadan yardım alabilme, çekinmeden kişisel sorularını sorabilme olarak saptanmış. Ayrıca tedavi takipleri de daha kolay ve etkili şekillerde yapılabilmiş, bu teknolojik takipler ile duygusal yeme konusunda ciddi davranış değişiklikleri sağlanabilmiş (Albano, Lo Coco ve diğerleri, 2023). Yapılan pek çok başka araştırmada da influencerların mental sağlığı olumlu yönde etkileyebildiğine dair bulgular paylaşılmıştır. Örneğin sigara tüketiminin azaltılmasıyla ilgili yapılan bir kampanya sonunda influencerların paylaşımları sonucunda sigara tüketiminin azaldığı tespit edilmiştir (Guo, 2020). Yapılan başka bir araştırmada pandemi sonrasında kişisel hijyen ile ilgili yapılan influencer yeni medya paylaşımlarının insanlar üzerinde etkili olduğu görülmüştür (Yousuf, Corbin, & Sweep, 2020). Pretorius, McCashin ve Coyle yazdıkları makalede Instagram ve Tiktok’un bir eğitim platformu gibi işlev gördüğünü ve pozitif mental sağlık alanında toplumsal bir hizmet aracı olduğunu, toplumun da bu alanda gitgide daha fazla bilgi edindiğini ve toplumda mental sağlık okuryazarlığının yeni medya ile yaygınlaştığını, bunun çok daha maliyetli olan geleneksel terapi yöntemlerinin yerini tutabileceğini ifade etmişlerdir (2022, s.2). 37 Kimi araştırmacılar ise fazla sosyal medya kullanımının zararlarına, artan yalnızlık ve intihar oranlarına, siber zorbalık ya da gerçekçi olmayan beden imajlarının özendirilmesi gibi yeni problemlere odaklandılar. Örneğin Ahadzadeh, Sharif ve arkadaşları (2022) yaptıkları araştırmada gençlerin Instagram kullanımı sırasında kendi beden imajlarını çevrimiçi ortamda gördükleri influencerların beden imajlarıyla karşılaştırdıklarını ve bu karşılaştırmanın beden imajı memnuniyetsizliğine yol açtığını öne sürdüler. Bir diğer örnek olan Orben ve Przybylski (2019) tarafından yazılan "Ergenlik Dönemi Refahı ve Dijital Teknoloji Kullanımı Arasındaki İlişki" başlıklı makalede ergenlerin dijital teknoloji kullanımının mental sağlıklarıyla nasıl bir ilişkisi olduğunu incelediler ve fazla dijital teknoloji kullanımının, daha düşük mutluluk ve yaşam memnuniyeti ile ilişkili olduğu sonucuna vardılar. Ayrıca sosyal medya kullanımının, ergenlerde düşük benlik saygısı ve yalnızlık duyguları ile ilişkili olduğunu tespit ettiler. Instagram üzerinden yürütülen mental sağlık çalışmalarının zararları ya da faydaları tartışmalarının ötesinde yeni medya araştırmalarında Instagram gibi dijital mecraların kolektivite kurucu niteliği de sıkça tartışılmaktadır. Bunun için Instagram algoritmaları denen, yazar ile okuyucu arasındaki ilişkilere dair kurulan stratejilere daha yakından bakmak gerekir. Instagram algoritmaları belli sayıda ve belli biçimlerde etkileşim alan gönderilerin öne çıkmasını sağlayan yazılımlardır. Instagram yazılımcıları bir paylaşımın kaç kişiye, ne tür insanlara ve hangi zamanlarda gösterileceğine dair sürekli kendini yenileyen algoritmalar üretir. Mutlu Binark yeni medya araştırmalarında yeni medyayı geleneksel medyadan ayıran özelliklerden birinin okur ile yazar arasındaki karşılıklı etkileşim olduğunu söyler (Binark, 2014, s.21). Bu algoritmalar zaman zaman güncellenip değişse de bu tezin yazıldığı sırada Instagram algoritması; bir paylaşımın ne kadar paylaşıldığına, ne kadar yorum aldığına, beğeni tuşuna basılma sıklığına ve basılma zamanına, kaç kişinin paylaşımın altında bulunan kaydet tuşuna tıkladığına ve kaç kişinin paylaşımı başka kullanıcılara gönderdiğine bağlıdır. Henry Jenkins’e de göre dijital teknolojiler bu şekilde kolektif bir zeka ortamı 38 kurmakta ve bu da bir sanal topluluk imkanı sunmaktadır. Bu mecralardaki uzmanlar takipçi kitlelerinin eğitim seviyesini kitlesel olarak yükseltmeyi ve dinleyicilerini bu şekilde organize etmeyi amaçlar. Dinleyici kitlesi de tek başına ulaşamadıklarına toplu olarak ulaşabileceklerini tahayyül eder (Jenkins, 2006, s. 27). Yukarıda söz edilen, Instagram algoritmasının ölçtüğü dört özellik her paylaşımın altında bulunan dört tıklanabilir simge ile gösterilir. Böylece paylaşımlarını yaygınlaştırmak isteyen mental sağlık influencerları bu algoritmalar ile takipçileri ile daha fazla etkileşim kurarak ve takipçilerin kendi aralarındaki etkileşimini destekleyerek Jenkins’in bahsettiği sanat topluluk ortamını teşvik ederler. Görsel 1: Instagram’da bir gönderinin görünümü. Kullanıcının profil resmi ve kullanıcı adı; altında paylaştığı fotoğraf; fotoğrafın altında soldan sağa sırasıyla beğenme butonu, yorum yapma butonu, paylaşma butonu ve en sağda kaydetme butonu; bunların altında beğenen 39 kişiler ve beğeni sayısı; bu sıranın altında paylaşan kişinin fotoğrafa yazdığı açıklama, en altta ise paylaşıma yapılan yorumlar yer almaktadır. (Erişim tarihi: 03.01.2024) Bunun başka bir örneği yeni medya uzmanları tarafından CTA (Call To Action) yani harekete davet olarak kavramsallaştırılan (Johnson, 2022), okuyucunun belli iletişim teknikleri ile etkileşime davet edilmesi anlamına gelen sürecin mental sağlık influencerları tarafından da sıkça kullanıldığını görüyoruz. Bu süreçte mental sağlık influencerı belli psikolojik bilgileri paylaşır, sonrasında ise paylaşımın içinde veya açıklama kısmında takipçiyi bir yerlere tıklamaya (beğenme, kaydetme, başkasına gönderme) ya da gönderinin altına yorum yazmaya davet eder.9 Bunun sonucunda çok takipçili hesaplara binlerce yorum geldiğini, mental sağlık uzmanı kişilerin zaman zaman bu yorumlara cevap yazdığını, okuyucuların da birbirlerinin yorumlarına cevap yazdıklarını ve tüm bu etkileşimin hem paylaşımı yapan kişiyi hem de okuyucuyu karşılıklı olarak bir sonraki paylaşımın konusuna hazırladığını söyleyebiliriz. Bu Brabham’ın crowdsourcing kavramı ile ifade ettiği, yani kitlenin kendisinin bilgi kaynağı haline geldiği yeni bir tür kolektif beyin fırtınasına işaret etmektedir. Brabham’a göre bunun yeni medya kullanımının en benzersiz ve çekici yönlerinden biri olduğu açıktır. Kullanıcılar arasındaki bir işbirliğinden bahsedilmektedir (Brabham, 2008; akt. Siapera, 2018, s. 78-79). Dolayısıyla eskisi gibi tek yönlü bir bilgi aktarımından ziyade artık çok daha birbirinin içine geçen, karşılıklı iletişime açık ve akademik olarak da yeni tartışmalara kapı aralayan bir dünyadan bahsediyoruz. Böylece Instagram’ın özellikleri değişip dönüştükçe Instagram’da mental sağlığı desteklemenin ve farkındalık oluşturmanın da yeni biçimlerinden ve 9 Yeni medya dilinde etkileşim adı verilen bu durum akademik yeni medya çalışmalarında okurun yazara, yazarın da okura dönüşerek her ikisinin de okuryazarsılaşması olarak da tanımlanır (Binark, 2014, s.20-21). 40 yöntemlerinden bahsetmek gerekir. Koinig mental sağlık alanında Instagram’da paylaşılan gönderileri üç ana başlıkta inceler: Motivasyon alıntıları,