Hacettepe Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü İşletme Anabilim Dalı Yönetim Organizasyon ve Örgütsel Davranış Bilim Dalı İŞVEREN MARKASININ ÇALIŞANLARIN TUTUMU AÇISINDAN İNCELENMESİ: BİR ALAN ÇALIŞMASI Ali CESUR Yüksek Lisans Tezi Ankara, 2022 İŞVEREN MARKASININ ÇALIŞANLARIN TUTUMU AÇISINDAN İNCELENMESİ: BİR ALAN ÇALIŞMASI Ali CESUR Hacettepe Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü İşletme Anabilim Dalı Yönetim Organizasyon ve Örgütsel Davranış Bilim Dalı Yüksek Lisans Tezi Ankara, 2022 KABUL VE ONAY Ali Cesur tarafından hazırlanan “İşveren Markasının Çalışanların Tutumu Açısından İncelenmesi: Bir Alan Çalışması” başlıklı bu çalışma, 01/09/2022 tarihinde yapılan savunma sınavı sonucunda başarılı bulunarak jürimiz tarafından Yüksek Lisans Tezi olarak kabul edilmiştir. Prof. Dr. Azize ERGENELİ (Başkan) Prof. Dr. Selin Metin CAMGÖZ (Danışman) Prof. Dr. Semra GÜNEY (Üye) Prof. Dr. Pınar Bayhan Karapınar (Üye) Dr. Öğr. Üyesi Handan AKKAŞ (Üye) Yukarıdaki imzaların adı geçen öğretim üyelerine ait olduğunu onaylarım. Prof.Dr. Uğur ÖMÜRGÖNÜLŞEN Enstitü Müdürü YAYIMLAMA VE FİKRİ MÜLKİYET HAKLARI BEYANI Enstitü tarafından onaylanan lisansüstü tezimin tamamını veya herhangi bir kısmını, basılı (kağıt) ve elektronik formatta arşivleme ve aşağıda verilen koşullarla kullanıma açma iznini Hacettepe Üniversitesine verdiğimi bildiririm. Bu izinle Üniversiteye verilen kullanım hakları dışındaki tüm fikri mülkiyet haklarım bende kalacak, tezimin tamamının ya da bir bölümünün gelecekteki çalışmalarda (makale, kitap, lisans ve patent vb.) kullanım hakları bana ait olacaktır. Tezin kendi orijinal çalışmam olduğunu, başkalarının haklarını ihlal etmediğimi ve tezimin tek yetkili sahibi olduğumu beyan ve taahhüt ederim. Tezimde yer alan telif hakkı bulunan ve sahiplerinden yazılı izin alınarak kullanılması zorunlu metinleri yazılı izin alınarak kullandığımı ve istenildiğinde suretlerini Üniversiteye teslim etmeyi taahhüt ederim. Yükseköğretim Kurulu tarafından yayınlanan “Lisansüstü Tezlerin Elektronik Ortamda Toplanması, Düzenlenmesi ve Erişime Açılmasına İlişkin Yönerge” kapsamında tezim aşağıda belirtilen koşullar haricince YÖK Ulusal Tez Merkezi / H.Ü. Kütüphaneleri Açık Erişim Sisteminde erişime açılır. o Enstitü / Fakülte yönetim kurulu kararı ile tezimin erişime açılması mezuniyet tarihimden itibaren 2 yıl ertelenmiştir. (1) o Enstitü / Fakülte yönetim kurulunun gerekçeli kararı ile tezimin erişime açılması mezuniyet tarihimden itibaren ….. ay ertelenmiştir. (2) o Tezimle ilgili gizlilik kararı verilmiştir. (3) ……/………/…… Ali CESUR 1“Lisansüstü Tezlerin Elektronik Ortamda Toplanması, Düzenlenmesi ve Erişime Açılmasına İlişkin Yönerge” (1) Madde 6. 1. Lisansüstü tezle ilgili patent başvurusu yapılması veya patent alma sürecinin devam etmesi durumunda, tez danışmanının önerisi ve enstitü anabilim dalının uygun görüşü üzerine enstitü veya fakülte yönetim kurulu iki yıl süre ile tezin erişime açılmasının ertelenmesine karar verebilir. (2) Madde 6. 2. Yeni teknik, materyal ve metotların kullanıldığı, henüz makaleye dönüşmemiş veya patent gibi yöntemlerle korunmamış ve internetten paylaşılması durumunda 3. şahıslara veya kurumlara haksız kazanç imkânı oluşturabilecek bilgi ve bulguları içeren tezler hakkında tez danışmanının önerisi ve enstitü anabilim dalının uygun görüşü üzerine enstitü veya fakülte yönetim kurulunun gerekçeli kararı ile altı ayı aşmamak üzere tezin erişime açılması engellenebilir. (3) Madde 7. 1. Ulusal çıkarları veya güvenliği ilgilendiren, emniyet, istihbarat, savunma ve güvenlik, sağlık vb. konulara ilişkin lisansüstü tezlerle ilgili gizlilik kararı, tezin yapıldığı kurum tarafından verilir *. Kurum ve kuruluşlarla yapılan iş birliği protokolü çerçevesinde hazırlanan lisansüstü tezlere ilişkin gizlilik kararı ise, ilgili kurum ve kuruluşun önerisi ile enstitü veya fakültenin uygun görüşü üzerine üniversite yönetim kurulu tarafından verilir. Gizlilik kararı verilen tezler Yükseköğretim Kuruluna bildirilir. Madde 7.2. Gizlilik kararı verilen tezler gizlilik süresince enstitü veya fakülte tarafından gizlilik kuralları çerçevesinde muhafaza edilir, gizlilik kararının kaldırılması halinde Tez Otomasyon Sistemine yüklenir. * Tez danışmanının önerisi ve enstitü anabilim dalının uygun görüşü üzerine enstitü veya fakülte yönetim kurulu tarafından karar verilir. ETİK BEYAN Bu çalışmadaki bütün bilgi ve belgeleri akademik kurallar çerçevesinde elde ettiğimi, görsel, işitsel ve yazılı tüm bilgi ve sonuçları bilimsel ahlak kurallarına uygun olarak sunduğumu, kullandığım verilerde herhangi bir tahrifat yapmadığımı, yararlandığım kaynaklara bilimsel normlara uygun olarak atıfta bulunduğumu, tezimin kaynak gösterilen durumlar dışında özgün olduğunu, Prof. Dr. Selin METİN CAMGÖZ danışmanlığında tarafımdan üretildiğini ve Hacettepe Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Tez Yazım Yönergesine göre yazıldığını beyan ederim. Ali CESUR iv TEŞEKKÜR Gerek yüksek lisans eğitimim sürecinde gerekse günlük hayatta yaşadığım zorluklar karşısında pes etmememi sağlayan, tez çalışmamın planlanmasında, araştırılmasında, yürütülmesinde ve oluşumunda ilgi ve desteğini esirgemeyen, engin bilgi ve tecrübelerinden yararlandığım, yönlendirme ve bilgilendirmeleriyle çalışmamı bilimsel temeller ışığında şekillendiren, beni cesaretlendiren, bana yol gösterip bakış açımı zenginleştiren değerli tez danışmanım sayın Prof. Dr. Selin METİN CAMGÖZ Hocama sonsuz teşekkürlerimi sunarım. Yüksek lisans eğitimim boyunca ders birikimime katkı sağlayan, bilgileriyle ışık tutan, yüreklendirici sözleriyle bana akademik yolda yürüme şevki kazandıran, beni en güzel şekilde yönlendiren ve aynı zamanda tez savunmam jürisinde yer alarak, kritik noktalarda yapıcı eleştiriler getirerek tezimin son şeklini almasını sağlayan çok değerli Prof. Dr. Semra GÜNEY Hocama, Prof. Dr. Azize ERGENELİ Hocama, Prof. Dr. Pınar BAYHAN KARAPINAR Hocama ve Dr. Öğr. Üyesi Handan AKKAŞ Hocama en içten teşekkürlerimi sunarım. Ders sürecinde çok faydalı bilgiler edindiğim, derslerine severek katıldığım çok değerli Doç. Dr. Özge TAYFUR EKMEKÇİ Hocama, Doç. Dr. Öznur AZİZOĞLU Hocama, Öğr. Gör. Dr. Eren MİSKİ AYDIN Hocama ve tüm Yönetim Organizasyon ve Örgütsel Davranış Bilim Dalı Hocalarıma, Yüksek lisans çalışmam boyunca desteklerini, fikirlerini esirgemeyen yüksek lisans arkadaşlarıma ve veri toplama sürecinde destek olan tüm katılımcılara, Beni bugünlere getiren, haklarını asla ödeyemeyeceğim canım annem, sevgili babam ve kardeşlerime sonsuz teşekkürlerimi sunarım. Ali CESUR v ÖZET CESUR Ali. İşveren Markasının Çalışanların Tutumu Açısından İncelenmesi: Bir Alan Çalışması, Yüksek Lisans Tezi, Ankara, 2022. İşveren tarafından sağlanan ve işletme ile özdeşleşen fonksiyonel, ekonomik ve psikolojik faydalar paketi olarak tanımlanan işveren markası hem yetenekli potansiyel çalışanları cezbetmek hem de nitelikli mevcut çalışanları elde tutmak amacıyla benzersiz ve çekici bir işveren imajının oluşturulması sürecini ifade etmektedir. Çalışanların işveren markası algı düzeylerini belirlemeyi amaçlayan bu araştırma, Çalışma-1 ve Çalışma-2 olmak üzere iki farklı kısımdan oluşmaktadır. Çalışma-1, işveren markasının iş hayatına henüz atılmamış potansiyel işgücünün işe yönelik algı ve tutumları üzerindeki etkisini ülkemiz bağlamında ele alırken, Çalışma-2; işveren markasının, halihazırda bir iş yerinde çalışan işgücünün işe yönelik algı ve tutumları üzerindeki etkisi göz önünde bulundurularak işveren markasının işe adanmışlık ve işten ayrılma niyeti üzerindeki etkisini ele almıştır. Buna ek olarak, işveren markası ile işten ayrılma niyeti arasındaki ilişkide işe adanmışlığın aracılık rolü de incelenmiştir. Çalışma-1’de işveren markasinin alt boyutlarinin cinsiyet ve bölüm türü açısından farklılaşıp farklılaşmadığı t test analizleri ile incelenmiştir. Çalışma-2’de ise, işveren markası ile işten ayrılma niyeti arasındaki ilişkide işe adanmışlığın aracılık rolü Process Makro SPSS Version 3.0 (Hayes, 2018) eklentisinde sunulan Model 4 ile test edilmiştir. Çalışma-1’e yönelik elde edilen bulgularda, kadın ve ekeklerde İşveren Markasının alt boyutu olan ‘Gelişim Değeri’ ve ‘Uygulama Değerine’ karşı tutumlarında anlamlı bir farklılık bulunmuştur. Bununla birlikte, işveren markası ve alt boyutlarına verilen önem derecesinin STEM ve STEMDIŞI bölümlerde öğrenim gören öğrenciler bakımından farklılık göstermediği ortaya konmuştur. Çalışma-2’ye yönelik elde edilen bulgulara göre, mevcut çalışanlar bakımından işveren markasının işe adanmışlık ile pozitif yönde ilişkili olduğu, işten ayrılma niyeti ile negatif yönde ilişkili olduğu ortaya konmuştur. Buna ek olarak, işvren markasının işten ayrılma niyeti üzerindeki etkisinde işe adanmışlığın aracılık rolü tespit edilmiştir. Anahtar Kelimeler. İşveren markası, işe adanmışlık, işten ayrılma niyeti, STEM. vi ABSTRACT CESUR Ali. An Investigation of Employer Branding in Terms of Employee's Attitudes: A Field Study, Master Thesis, Ankara, 2022. The employer branding defined as "the package of functional, economical and psychological benefits provided by employment and identified with the employing company”, refers to the process of creating a unique and attractive employer image in order to both attract talented potential employees and retain qualified existing employees. This research, which aims to determine the employer branding perception levels of the employees, consists of two different parts, Study-1 and Study-2. While Study-1 deals with the effect of employer branding on the perception and attitudes of the potential workforce that has not yet entered the business life in the context of our country, Study-2; Considering the effect of employer branding on the perception and attitudes of the workforce currently employed in a workplace, the effect of employer branding on work engagement and turnover intention is discussed. In addition, the mediating role of work engagement in the relationship between employer branding and turnover intention was also examined. In Study-1, whether the sub-dimensions of employer brand differ in terms of gender and department type was examined by t-test analysis. In Study-2, the mediating role of work engagement in the relationship between employer brand and turnover intention was tested with Model 4 presented in Process Macro SPSS Version 3.0 (Hayes, 2018). In the findings obtained for the research questions raised within the scope of Study-1, a significant difference was found in the attitudes of women and men towards the Sub-dimension of Employer Branding, Development Value and Application Value. However, it has been revealed that the degree of importance given to employer branding and its sub-dimensions does not differ in terms of students studying in STEM and NON-STEM departments. According to the findings obtained for Study-2, it has been revealed that employer branding is positively related to work engagement and negatively related to turnover intention in terms of current employees. In addition, the mediating role of work engagement has been identified in the effect of employer branding on turnover intention. Keywords: Employer branding, work engagement, turnover intention, STEM. vii İÇİNDEKİLER KABUL VE ONAY ---------------------------------------------------------------------------------------- İ YAYIMLAMA VE FİKRİ MÜLKİYET HAKLARI BEYANI ---------------------------------------İİ ETİK BEYAN --------------------------------------------------------------------------------------------- İİİ TEŞEKKÜR ---------------------------------------------------------------------------------------------- İV ÖZET ------------------------------------------------------------------------------------------------------- V ABSTRACT ---------------------------------------------------------------------------------------------- Vİ İÇİNDEKİLER ------------------------------------------------------------------------------------------- Vİİ KISALTMALAR DİZİNİ ------------------------------------------------------------------------------- İX TABLOLAR DİZİNİ ------------------------------------------------------------------------------------- X ŞEKİLLER DİZİNİ -------------------------------------------------------------------------------------- Xİ GİRİŞ --------------------------------------------------------------------------------------------------------1 1. BÖLÜM:KAVRAMSAL ÇERÇEVE VE LİTERATÜR TARAMASI----------------------5 1.1. MARKAYA İLİŞKİN KAVRAMLAR ------------------------------------------------------5 1.1.1. Marka Kavramı --------------------------------------------------------------------------5 1.1.2. Marka Çağrışımı ------------------------------------------------------------------------7 1.1.3. Marka Sadakati --------------------------------------------------------------------------8 1.1.4. Marka Farkındalığı ----------------------------------------------------------------------8 1.1.5. Marka İmajı -------------------------------------------------------------------------------9 1.2. İŞVEREN MARKASI KAVRAMI VE ÖNEMİ ----------------------------------------- 10 1.2.1. İşveren Markası ve Mevcut Çalışanların Elde Tutulması -------------------- 16 1.2.2. İşveren Markası ve Potansiyel Çalışanların Çekilmesi ----------------------- 18 1.3. İŞVEREN MARKASI İLE İLİŞKİLENDİRİLEN TEORİLER ----------------------- 19 1.3.1. Marka Değeri Yaklaşımı ------------------------------------------------------------- 19 1.3.2. Kaynak Temelli Görüş Teorisi------------------------------------------------------ 21 1.3.3. Psikolojik Sözleşme Teorisi -------------------------------------------------------- 21 1.3.4. Sosyal Kimlik Teorisi ----------------------------------------------------------------- 23 1.3.5. Sinyal Teorisi --------------------------------------------------------------------------- 24 1.3.6. Sosyal Mübadele Teorisi ------------------------------------------------------------ 24 1.4. İŞE ADANMIŞLIK -------------------------------------------------------------------------- 25 1.5. İŞTEN AYRILMA NİYETİ ----------------------------------------------------------------- 27 1.6. ÇALIŞMA-1’E İLİŞKİN LİTERATÜR ARAŞTIRMASI ----------------------------- 30 1.7. KAVRAMLAR ARASI İLİŞKİLER ------------------------------------------------------ 36 1.7.1. İşveren Markası ile İşe Adanmışlık Arasındaki İlişki -------------------------- 36 1.7.2. İşveren Markası ile İşten Ayrılma Niyeti Arasındaki İlişki -------------------- 39 1.7.3. İşveren Markası, İşe Adanmışlık ve İşten Ayrılma Niyeti İlişkisi ----------- 43 2. BÖLÜM: ALAN ARAŞTIRMASI -------------------------------------------------------------- 46 2.1. YÖNTEM -------------------------------------------------------------------------------------- 46 viii 2.1.1. Araştırmanın Metedolojik Yöntemi ------------------------------------------------ 46 2.1.2. Veri Toplama Araçları ---------------------------------------------------------------- 47 2.1.3. Çalışma-1’de Kullanılan Ölçekler ------------------------------------------------- 48 2.1.3.1. İşveren Çekiciliği Ölçeği (EmpAt) ---------------------------------------------- 48 2.1.3.2. Demografik Bilgi Formu ---------------------------------------------------------- 49 2.1.4. Çalışma-2’de Kullanılan Ölçekler ------------------------------------------------- 50 2.1.4.1. İşveren Markası Ölçeği ----------------------------------------------------------- 50 2.1.4.2. İşe Adanmışlık Ölçeği ------------------------------------------------------------- 50 2.1.4.3. İşten Ayrılma Niyeti Ölçeği ------------------------------------------------------- 51 2.1.4.4. Demografik Bilgi Formu ---------------------------------------------------------- 52 2.2. EVREN VE ÖRNEKLEM ------------------------------------------------------------------ 52 2.2.1. Çalışma-1’e Ait Örneklem ----------------------------------------------------------- 53 2.2.2. Çalışma-2’ye Ait Örneklem --------------------------------------------------------- 55 2.3. ANALİZ VE BULGULAR ----------------------------------------------------------------- 57 2.3.1. Çalışma-1’e ait Ön Analizler -------------------------------------------------------- 58 2.3.1.2. Doğrulayıcı Faktör Analizi -------------------------------------------------------- 59 2.3.1.3. Güvenirlik Analizi ------------------------------------------------------------------- 65 2.3.1.4. Korelasyon Analizi ----------------------------------------------------------------- 66 2.3.2. Araştırma Sorularına Dair Bulgular ----------------------------------------------- 67 2.3.3. Çalışma-2’ye ait Ön Analizler ------------------------------------------------------ 72 2.3.3.2. İşveren Markası Ölçeği Doğrulayıcı Faktör Analizi ------------------------- 73 2.3.3.3. İşveren Markası Orijinal Model DFA ------------------------------------------- 73 2.3.3.4. İşveren Markası Revize Edilmiş Model DFA -------------------------------- 76 2.3.3.5. İşveren Markası Modellerinin Kıyaslanması --------------------------------- 78 2.3.3.6. İşe Adanmışlık Ölçeği Doğrulayıcı Faktör Analizi -------------------------- 79 2.3.3.7. İşten Ayrılma Niyeti Ölçeği Doğrulayıcı Faktör Analizi -------------------- 82 2.3.3.8. Çalışma-2’ye İlişkin Güvenirlik Analizi ---------------------------------------- 82 2.3.3.9. Çalışma-2’ye İlişkin Korelasyon Analizi --------------------------------------- 83 2.3.4. Çalışma-2’nin Hipotez Testlerine Dair Bulgular -------------------------------- 85 3. BÖLÜM:TARTIŞMA ----------------------------------------------------------------------------- 91 3.1. ÇALIŞMA-1’E İLİŞKİN TARTIŞMA ---------------------------------------------------- 91 3.2. ÇALIŞMA-2’YE İLİŞKİN TARTIŞMA -------------------------------------------------- 95 3.3. ARAŞTIRMANIN KISITLARI VE GELECEK ÇALIŞMALARA ÖNERİLER -- 99 KAYNAKÇA ------------------------------------------------------------------------------------------- 101 EK 1 ORİJİNALLİK RAPORU -------------------------------------------------------------------- 116 EK 2 ETİK KURUL/KOMİSYON İZNİ ----------------------------------------------------------- 118 ix KISALTMALAR DİZİNİ İM İşveren Markası İA İşe Adanmışlık İAN İşten Ayrılma Niyeti İK İnsan Kaynakları İKY İnsan Kaynakları Yönetimi DFA Doğrulayıcı Faktör Analizi GFI Goodness of Fit Index (İyilik Uyum İndeksi) CFI Comparative Fit Index (Karşılaştırmalı Uyum İndeksi) TLI Tucker-Lewis Index (Normlaştırılmamış Uyum İndeksi) RMSEA Root Mean Square Error of Approximation (Yaklaşık Hataların Ortalama Karekökü) x TABLOLAR DİZİNİ Tablo 1: Çalışma-1’in Örneklemine Ait Tanımlayıcı Bulgular ....................................... 54 Tablo 2: Çalışma-2’ye Ait Tanımlayıcı Bulgular ........................................................... 56 Tablo 3: İşveren Çekiciliğine (EMPAT) ilişkin Betimleyici İstatistikler........................... 59 Tablo 4: EMPAT Orijinal Model Tanımlayıcı Bilgiler .................................................... 61 Tablo 5: EMPAT Revize Edilmiş Model Tanımlayıcı Bilgiler ........................................ 63 Tablo 6: EMPAT Orijinal ve Revize Edilmiş Modelin DFA Sonuç Kıyaslamaları .......... 64 Tablo 7: Çalışma-1’in Güvenilirlik Katsayı Değerleri .................................................... 65 Tablo 8: Çalışma-1’e İlişkin Değişkenler Arasındaki Korelasyon Katsayıları .............. 67 Tablo 9: İşveren Markasının Cinsiyete Göre Algı Düzeyleri: T testi Sonuçları ............. 68 Tablo 10: İşveren Markasının Bölüm Türüne Göre Algı Düzeyleri: T testi Sonuçları ... 70 Tablo 11: Çalışma-2 Ölçeklerine ilişkin Betimleyici İstatistikler .................................... 73 Tablo 12: İşveren Markası Orijinal Model DFA Tanımlayıcı Bilgiler ............................. 75 Tablo 13: İşveren Markası Revize Edilmiş Model DFA Tanımlayıcı Bilgiler ................. 78 Tablo 14: İşveren Markası Modellerine İlişkin DFA Kıyaslamaları ............................... 79 Tablo 15: İşe Adanmışlık DFA Uyum İndeksleri .......................................................... 81 Tablo 16: İşe Adanmışlık DFA Tanımlayıcı Bilgiler ...................................................... 81 Tablo 17: Çalışma-2 Ölçeklerine ait Güvenilirlik Katsayı Değerleri .............................. 82 Tablo 18: Demografik Değişkenler ile İşveren Markası Arasındaki İlişki ...................... 84 Tablo 19: İş veren Markası, İşe Adanmışlık ve İşten Ayrılma Niyeti Arasındaki İlişki ... 85 Tablo 20: Çalışma-2 Değişkenler Arası İlişkiler ........................................................... 86 Tablo 21: İşe Adanmışlığın Aracılık Rolü .................................................................... 88 Tablo 22: Çalışma-2’nin Hipotezleri ve Sonuçları ........................................................ 90 xi ŞEKİLLER DİZİNİ Şekil 1: İşveren Markası için Sekiz Değer Önerisi ....................................................... 13 Şekil 2: Gaddam’ın İşveren Markası Modeli ................................................................ 17 Şekil 3: Marka Değeri Yaklaşımı ................................................................................. 20 Şekil 4: Araştırma Modeli ............................................................................................ 45 Şekil 5: EMPAT Orijinal Model .................................................................................... 60 Şekil 6: Revize Edilmiş EPMAT Modeli ....................................................................... 62 Şekil 7: İşveren Markası Orijinal Model ....................................................................... 74 Şekil 8: İşveren Markası Revize Edilmiş Model ........................................................... 77 Şekil 9: İşe Adanmışlık Modeli .................................................................................... 80 1 GİRİŞ Rekabetçi ve istikrarlı bir işgücünü sürdürmek için kuruluşlar, işveren markasını yetenek edinme, geliştirme ve elde tutma için stratejik bir araç olarak benimsemiştir (Backhaus ve Tikoo, 2004; Tanwar ve Prasad, 2016a; Maurya ve Agarwal, 2018). Ambler ve Brown (1996) tarafından tanıtılan işveren markası, “istihdamın sağladığı ve işveren şirketle özdeşleşen fonksiyonel, ekonomik ve psikolojik faydalar paketi” olarak tanımlamıştır. İnsan kaynakları faaliyetleri alanına uygulanan bu pazarlama stratejisi, bir organizasyonun sağladığı belirli deneyimler ve fırsatlar hakkında potansiyel ve mevcut çalışanlara istihdam vaatlerini iletmektedir (Edwards, 2009; Maheshwari vd., 2017; Matongolo, Kasekende ve Mafabi, 2018; Maurya ve Agarwal, 2018). Bir firma, kendine özgü istihdam tekliflerini ortaya koyarak benzersiz özelliklerini işaret eden güçlü bir işveren markası inşa edebilmekte ve kendisini rakiplerinden farklılaştırarak rekabetçi işgücü piyasasında güçlü bir konum kazanabilmektedir (Ambler ve Barrow, 1996; Davies, 2008; Love ve Singh, 2011; Tanwar ve Prasad, 2016b; Brusch, Brusch ve Kozlowski, 2018). Bu noktadan hareketle, yetenekli iş gücünü cezbetmek ve işe almak için güçlü bir işveren markası oluşturmak bugün her zamankinden daha önemlidir (Ahmad, Khan ve Haque, 2020). Sadece işletmelerin rekabet ortamı değil; aynı zamanda insan kaynağının da değişime uğrayarak farklı hale gelmesi, geleneksel insan kaynakları uygulamalarının yetersiz kalmasına yol açmış ve böylece stratejik yeni yaklaşımların gündeme gelmesini tetiklemiştir (Doğru ve Yeygel Çakır, 2015: 674). Tüm bunların sonucunda ortaya çıkan işveren markası, hem yeteneği bulmak hem de elde tutmak için kritik öneme sahiptir, ancak düşünceli bir yaklaşım gerektiren karmaşık bir girişimdir (Itam, Misra ve Anjum, 2020). İş hayatına yeni atılmayı düşünen potansiyel çalışanların beklentilerine cevap verebilen ve ayırt edici özelliklerini özgün bir resim olarak mevcut çalışanlarına doğru bir şekilde iletilmesini sağlayan şirketler, çalışanların şirkete ve şirket değerlerine olan bağlılığını yüksek oranlarda sağlayabilmektedir (Ashforth ve Mael, 1996; Backhaus ve Tikoo, 2004; Festing ve Schäfer, 2014; Backhaus, 2 2016; Kashyap ve Rangnekar, 2016). Tersine, tutarsız bir marka imajı, iş performansının, kurumsal güvenin ve çalışan bağlılığının azalmasına ve dolayısıyla gönüllü işten ayrılmaların artmasına neden olabilmektedir. Doğru bir yaklaşım ile güçlü bir işveren markası oluşturmak isteyen şirketlerin, artan rekabet gücü ve çalkantılı piyasa koşullarında doğru yetenekleri çekmek ve nitelikli mevcut çalışanlarını elde tutmak için yatırım yapması bir gereklilik haline gelmiştir (Hackney, Al Habsi ve Dey, 2017). Şirketler, yeni müşteriler kazanmak amacıyla güçlü bir marka imajı oluşturmak için çok büyük yatırımlar yapmakta ve bunun için çok zaman harcamaktadır. Ancak yetenekli iş gücünü kazanmak için işveren itibarlarını güçlendirme söz konusu olduğunda ise şirketlerin bu alandaki yatırımları genellikle yetersiz kalmaktadır. Bu durumun temel sebebi yüksek vasıflı çalışanlara yönelik artan taleple birlikte, mevcut yüksek vasıflı çalışanlarda oluşan yetenek kıtlığının şirketler arasındaki rekabeti güçlendirmesidir (Biswas ve Suar, 2016; Maheshwari, Gunesh, Lodorfos ve Konstantopoulou, 2017; Arasanmi ve Krishna, 2019). Firmaların “yetenek için savaş” önceliği doğru işgücüne erişim zorluğunu arttırmıştır (Backhaus, 2018, s. 381). Wilden, Gudergan ve Lings (2010), 15 ila 60 yaş arasındaki Avrupa nüfusunun 2050 yılına kadar %62'den %49'a düşeceğini ve bu da işverenlerin yetenek kazanımı konusunda karşı karşıya kaldıkları rekabet koşullarının daha da artacağını ortaya koymuşlardır. Böyle bir rekabet ortamında, yetenekli çalışanların çekilmesi ve elde tutulması, rekabet avantajı ve iş başarısını sağlayabileceği için birçok kuruluş için kilit stratejik öncelikler haline gelmiştir (Heilmann, Saarenketo ve Liikkanen, 2013; Jain ve Bhatt, 2015; Maurya ve Agarwal, 2018; Arasanmi ve Krishna, 2019). Yüksek nitelikli insan sermayesinin kaybı, entelektüel varlıkların kaybıyla sonuçlanır ve bu da şirketlerin gelecekteki ticari başarısını ve rekabet gücünü riske atabilmektedir (Maheshwari vd., 2017; Maurya ve Agarwal, 2018). Bu nedenle, mevcut işgücünde moral bozukluğu ve üretkenliğin azalması sıklıkla birlikte yaşandığından, çalışan devri (işten ayrılma) şirketler için en büyük maliyetlerden biri olarak tanımlanmıştır (Gaylard, 3 Sutherland, Viedge, 2005; Tanwar ve Prasad, 2016a; Maheshwari vd., 2017). Şirketler, gönüllü işgücü devrini azaltarak ve böylece mevcut işgücünü elde tutmayı artırarak, yeni çalışanların ilgisini çekme ve eğitme maliyetlerinden tasarruf edebilmektedir (Chi ve Gürsoy, 2009; Schlager, Bodderas, Maas ve Cachelin, 2011; Jain ve Bhatt, 2015). Ortalama olarak, yeni çalışanları çekmek için yapılan yatırım miktarı mevcut işgücünün elde tutulması için yapılan yatırım miktarından-yaklaşık bir buçuk kat- daha fazladır (Jain ve Bhatt, 2015). Bu bağlamda değerlendirildiğinde, işveren markası artık sadece işe alım süreci için bir endişe değil; aynı zamanda etkili örgütsel liderliğin önemli bir bileşeni ve şirketlerin iş başarıları elde edebilmesinin en önemli kriterlerinden biridir. Günümüzde firmalar doğru yetenekleri çekemez, işe alamaz ve elinde tutamazlarsa, iş hedeflerine tam anlamıyla ulaşmaları olası değildir. Araştırmanın Önemi, Amaç ve Kapsamı Bilgi çağında, teknolojinin günden güne gelişmesi ile önemi daha da artan işveren markası, ulusal ve uluslararası literatürde henüz erken evrelerinde kabul edilmekte ve birçok bilimsel çalışmaya konu olmaktadır. İşveren markası üzerine çeşitli çalışmalar olsa da (Khan, 2017; Maheshwari vd., 2017; Chhabra ve Sharma, 2014) bu çalışmaların çoğu işveren markasını şirketlerin potansiyel çalışanları cezbetme teknikleri olarak ele almıştır. İşveren markası ile mevcut çalışanların elde tutulması konusunda çok az araştırma yapılmıştır ve bu durum işveren markasının hala gelişme aşamasında olduğunu ve yetenekleri çekmek ve yönetmek için daha gelişmiş stratejilere ihtiyaç olduğunu göstermektedir (Maheshwari vd, 2017). İşveren markası ile ilgili bilimsel çalışmalar her geçen artmakla birlikte, ülkemizde bu alanda yapılan çalışma sayısı oldukça azdır. Gerek ulusal gerekse uluslararası literatürde işveren markası ile ilgili çalışma sayısının yeterli olmaması bu konuyla ilgili yeni çalışmaların yapılmasını gerekli kılmakta ve teşvik etmektedir. Bu kapsamda, bu çalışmanın amacı işveren markasının (potansiyel ve mevcut) çalışanların tutumu üzerindeki etkisini ülkemiz bağlamında ortaya çıkarmaktır. Buna ek olarak, işveren markasının işe adanmışlık ve işten ayrılma niyeti üzerinde etkiye sahip olup olmadığını ve işe adanmışlığın işveren markası ile işten ayrılma niyeti arasındaki ilişkide aracılık 4 rolü olup olmadığını ortaya koymak araştırmanın bir diğer amacıdır. Bu araştırmada ele alınan konuların daha önce yapılan çalışmalarda yeterince ele alınmaması yapılacak araştırmanın sonuçlarını önemli hale getirmektedir. Bu bağlamda, araştırma sonuçlarının literatüre katkı sağlayacağı düşünülmektedir. Bu araştırma, iş hayatına yeni atılacak olan potansiyel iş gücünün işveren markası algısını ortaya koyan Çalışma-1 ve halihazırda bir iş yerinde çalışan iş gücünün işveren markasına yönelik tutumlarını ortaya koyan Çalışma-2 olmak üzere iki farklı çalışmadan oluşmaktadır. Çalışma-1’de potansiyel işgücü bakımından işveren markasının alt boyutları olan gelişim değeri, sosyal değeri, fayda değeri, uygulama değeri ve ekonomik değerin henüz iş hayatına başlamamış potansiyel işgücünün iş tercihleri üzerindeki etkileri incelenirken, Çalışma-2’de mevcut çalışanlar bakımından İşeveren Markasının alt boyutları olan; Sağlıklı Çalışma Ortamı, Eğitim ve Gelişim, İş Yaşam Dengesi, Etik ve Kurumsal Sorumluluk ve son olarak, Ücret ve Yan Hakların halihazırda bir iş yerinde çalışan mevcut işgücünün işe yönelik tutumları üzerindeki etkileri ele alınmaktadır. Buna ek olarak Çalışma-2 kapsamında, işveren markasının işe adanmışlık ve işten ayrılma niyeti üzerindeki etksi ve işveren markasının işten ayrılam niyeti üzerindeki etkisinde işe adanmışlığın düzenleyicilik rolünün olup olmadığı analiz edilmiştir. Çalışma-1, Türkiye’deki devlet ve vakıf üniversitelerinde Fen Bilimleri-STEM (Mühendislik, Fen, Tıp, Eczacılık vb) ve Sosyal Bilimleri-STEMDIŞI (İktisadi ve idari Bilimler, Edebiyat, Güzel Sanatlar, Beşeri Bilimler ve iletişim) bölümlerinde öğrenim gören lisans son sınıf öğrencileri (4. sınıf ve üstü) ve lisans/lisansüstü mezunu olup henüz iş hayatına atılmamış öğrenciler ile yapılmıştır. Çalışma-2 ise, özel sektörde faaliyet gösteren ve 500’den fazla çalışana sahip iş yerlerinde çalışan beyaz ve mavi yakalı özel sektör çalışanları ile yapılmıştır. Bu çerçevede araştırma, üç ana bölümden oluşmaktadır; birinci bölümde, kavramsal çerçeve ve literatür ele alınırken, ikinci bölümde, araştırmanın analizlerine yer verilmekte ve son olarak, üçüncü bölümde; tartışma, araştırmanın kısıtları ve gelecek çalışmalara öneriler bulunmaktadır. 5 1. BÖLÜM:KAVRAMSAL ÇERÇEVE VE LİTERATÜR TARAMASI 1.1. MARKAYA İLİŞKİN KAVRAMLAR 1.1.1. Marka Kavramı İşveren markası kavramına değinmeden önce temel marka kavramını ele almak işveren markası kavramının daha kolay ve anlaşılır hale gelmesini sağlayacaktır. Marka kavramı bir işletme için hayati öneme sahiptir. Kotler, (1991) markayı; bir satıcının veya satıcı grubunun mal veya hizmetlerini tanımlayan ve onları rakiplerinden farklılaştıran bir isim, terim, işaret, sembol veya tasarım veya bunların birleşimi olarak tanımlamıştır. Benzer şekilde Kapferer (2012) markayı, kuruluş, kişi veya ürünü farklı kılan veya öne çıkaran ürünlere, hizmetlere ve davranışlara gömülü, benzersiz bir değerler dizisine uzun vadeli bir katılımı, mücadeleyi veya bağlılığı simgeleyen bir ad olarak tanımlarken; Cascio (2014), markayı bir şirketin tanımlanmasını ve rakiplerinden ayırt edilmesini sağlayan bir isim, stil veya temsil olarak tanımlamıştır. Türk Dil Kurumu Güncel Sözlüğü ise markayı; bir ticari malı, herhangi bir nesneyi tanıtmaya, benzerinden ayırmaya yarayan özel ad veya işaret olarak tanımlamaktadır (TDK, 2021). Benzer şekildeki marka tanımlamalarına bakıldığında; marka, bir işletmenin kimliğini ve tüm tüketicilerin onu nasıl gördüğünü ifade eder. Bir markanın ilk işlevinin özdeşleşme olduğuna işaret eden Keller (2013), bir markanın bir sembol veya logo değil, tanımlayıcı kimliğine ek olarak başka varyasyonlar ekleyen, piyasada farkındalık yaratan ve tanıtım faaliyetlerini de kapsayan bir bütün olduğunu belirtmektedir. American Marketing Association (2017) bir markayı, bir satıcının malını veya hizmetini tanımlayan bir isim, terim, tasarım, 6 sembol veya diğer herhangi bir kaynak olarak sınıflandırmaktadır. Dolayısıyla marka, tüketicinin zihninde var olan, bir markanın nitelikleri, faydaları, işlevleri ve sembolleri ile ilgili algıların bir örneğidir (Keller, 2013). Bir markanın algısı, bir işletmenin tüm yönlerinde hayati öneme sahiptir ve başarısı için kritik bir faktördür. Bu nedenle şirketler tüketicileri ve çalışanları olumlu yönde etkilemek amacıyla markalaşma yoluna gitmektedir. Markalaşma, markaların şirketlerin sahip olduğu en değerli maddi olmayan varlıklardan biri olduğu algısının artması nedeniyle 1990'larda bir yönetim ihtiyacı olarak ortaya çıkmıştır (Keller ve Lehmann, 2006). Bugün bile marka yönetimi bir şirket için en büyük zorluklardan biridir. Markalaşma, tüketicilere ürün ve hizmetlerde anlamlı farklılıklar sağlamakta ve onların şirket ve satın alma niyeti hakkındaki bilgilerini etkin bir şekilde etkilemektedir (Cascio, 2014). Markanın ürün pazarındaki önemi çeşitli çalışmalarla doğrulanmıştır. Bulgular, halkın olumlu bir markaya sahip bir şirkete daha fazla ilgi duyduğunu ortaya koymuştur. Başarılı bir marka yönetimi şirketlere çok önemli bir faydalar sağlamaktadır (Keller, 1993; Kotler ve Keller, 2009). Markayı sadece maddi bir unsur olarak değil, manevi bir unsur olarak ele almak ta mümkündür. Tüketicinin bir markayla bağ kurması ve ona güven duyması manevi olarak tüketiciyi markaya çekmekte ve piyasadaki diğer rakiplerine oranla bağ kurduğu markayı daha fazla tercih etmektedir. Bir markaya sadakat, müşterinin onunla olan ve bir markayı başka bir markayla değiştirmeyi düşünme olasılığını azaltan bir bağlantıdır (Aaker, 1991). Nitekim marka; ürün veya hizmet hakkında bir değerin söz verilmesi (Odabaşı ve Oyman, 2005), fonksiyonel veya sembolik fayda vaadidir (Gamble, Tapp, Marsella ve Stone, 2007). Markanın müşteri için en önemli özelliği, müşterinin piyasadaki ürün veya hizmetin doğru olanını seçmek için harcayacağı zamanı ve alacağı riski azaltmasıdır. Algılanan risk, ekonomik, fonksiyonel, psikolojik veya sosyal olabilir. Marka alıcıları etkileme gücü olan bir isimdir. Bir ismi gerçek anlamda 7 marka yapan özellikler, bu çağrışımların dikkat çekici, etkileyici, farklılaştırabilen ve güvenilir olmasıdır (Kapferer, 2008). Tüketim, markaları sadece fonksiyonel özellikleriyle değil, sembolik özellikleriyle de kapsamaktadır bu nedenle bir markayı yönetenler için, markanın tüketicinin zihnindeki anlamını ortaya çıkarmak, anlamak çok önemlidir (Lievens ve Highhouse, 2003). Bir marka sadece tüketiciye bakan yönüyle değil aynı zamanda hitap ettiği iş gücü bakımından da önem arz etmektedir. Bu çerçevede marka yöneticileri istihdam stratejileri geliştirmekte ve çeşitli ilkeler uygulayarak, yetenekli iş gücünü elde tutma ve potansiyel iş gücünü çekme çabasına girişmektedir. İşveren markasının zeminini oluşturan markaya ilişkin bazı temel kavramların açıklanması faydalı olacaktır. Bu kavramlar işveren markasına ilişkin bazı teorilerin açıklanmasında önemli rol oynamaktadır. Bu çerçevede; marka çağrışımı, marka sadakati, marka farkındalığı ve marka imajı kavramları açıklanmıştır. 1.1.2. Marka Çağrışımı Aaker (1991), marka çağrışımını bir markaya ilişkin hafızada kalan bütün bağlantılar olarak tanımlamaktadır. Marka çağrışımı, hafızadaki bağlantı noktalarına bağlı olarak, müşterinin marka hakkında olumlu veya olumsuz olarak zihninde ne olduğuna dair bilgilerle ilgilidir. Marka çağrışımı, marka farklılaştırma ve marka genişletmeyi yürütmek için bir bilgi toplama aracı olarak hareket etmektedir (Osselaer ve Janiszewski, 2001). Prensip olarak, marka çağrışımı herhangi bir bilgiyle alakalı olabileceği gibi, genellikle tüketicinin marka adını hatırlamasıyla bağlantılıdır ve markanın imajını yansıtmaktadır (Keller, 1993; Romaniuk ve Sharp, 2003). Bir üründeki marka çağrışımları ne kadar yüksek olursa, tüketici tarafından o kadar çok hatırlanacak ve o markaya sadık kalınacaktır. Pouromid ve Iranzadeh (2012) tarafından yapılan araştırmalar, marka çağrışımı ve marka değeri arasındaki ilişkinin pozitif ve anlamlı olduğunu göstermektedir. 8 Marka çağrışımının bir organizasyonun işveren markasına nasıl uygulandığını anlamak çok önemlidir. Mearns’e göre (2007) markalaşma, bir organizasyon için farklılık noktasını geliştiren bir disiplindir. Bu farklılık noktası çalışan memnuniyetini de kapsadığında, şirketlerin bunu bir rekabet avantajı olarak kullanılabilecekleri vurgulanmaktadır (Love ve Singh, 2011). Modern Literatür, şirketlerin çalışanları işe alma sürecinde, hedeflenen pazarın tipik bir tüketici pazarı gibi olduğunu belirtmektedir. Buna göre, hedeflenen pazara bir tüketici gibi davranılması ve bir satın alma rolü ile burada faaliyet gösterilmesi gerekmektedir (Mendelson vd, 2001). 1.1.3. Marka Sadakati Marka sadakati, kullanıcıların markalı, etiketli veya derecelendirilmiş bir ürün seçimine yönelik zamanla tekrar eden pozitif önyargılı, duygusal satın alma davranışıyla ilgilidir (Jagdish ve Sheth, 1974). Daha basit bir ifadeyle, marka sadakati, bir tüketicinin belirli bir markayı tekrar tekrar satın alma konusundaki duygusal kararıdır. Buna göre tüketici, belirli bir markanın beklentilerini karşılayacak niteliklere sahip olduğu algısını geliştirir ve marka tüketici ile kişisel düzeyde özdeşleşir. Entegre pazarlama iletişimi, tüketicilerin marka sadakatini ikna etmede vazgeçilmez bir rol oynamaktadır (Šerić ve Gil-Saura, 2012). Tercih edilen bir ürünü tutarlı bir şekilde yeniden satın alan tüketiciler, aynı markayı veya aynı marka setini tekrar tekrar satın almaya başlamaktadır (Luarn ve Lin, 2003). Tüketiciler tercih ettikleri ürünün markasına sadık kalmakta ve bu markanın iyi bilinen bir marka olmasına dikkat etmektedir. İyi bilinen bir markanın tercih edilme sebebi ise sosyal tanınma amacıyla kullanılmak istenmesidir (Manrai vd., 2001). 1.1.4. Marka Farkındalığı Marka farkındalığı tüketicilerin markayı sahip olmayı hedefledikleri belirli ürünle nasıl ilişkilendirdiğidir. Marka farkındalığı, tüketicilerin markayı tanıma veya hatırlaması anlamına gelmektedir. Başka bir deyişle, tüketicinin hafızasında 9 markanın rakiplerine kıyasla yer bulması anlamına gelmekte olup, markanın tüketicinin karar verme sürecine dahil edilmesini ve diğer markalar arasında tercih edilmesini sağlamaktadır. Marka farkındalığı, iletişim sürecinin yani akılda kalıcı bir farkındalığın ortaya çıkması için vazgeçilmezdir (Macdonald ve Sharp, 2003; Netemeyer vd., 2004). Tüketiciler marka farkındalığını; televizyon, cep telefonu ve çevrimiçi reklamcılık gibi etkili pazarlama iletişimi kanalları aracılığıyla elde etmektedir. Tüketicilerin satın alacakları ürünün seçiminde ve değerlendirilmesinde riskin azalması, ürün kalitesi ve güvenilirliği konusundaki güvencenin artması durumunda marka farkındalığı artmaktadır (Aaker, 1996; Buil vd., 2013) 1.1.5. Marka İmajı Marka imajı, tüketicilerin sembolik tüketim alışkanlıklarını ve kimliklerini yansıtmak için markayı kullanmalarıyla ilgilidir (Lau ve Phau, 2007). Tüketiciler, saygın markalara yüksek kalite atfetmektedir. Tüketici gözünün aşina olduğu marka imajı, şirketlerin yeni markaları barındırmasına ve mevcut markaların satışlarını arttırmasına yardımcı olabilmektedir (Martenson, 2007; Wu vd., 2011). Tüketicinin yeşil pazarlama ile ilgili marka imajı farkındalığı, yeşil ürünlere olan ilginin artmasına neden olmakta, böylece tüketicilerin yeşil ürün satın alma kararını etkilemektedir (Norazah, 2013a). Buna karşın, marka imajına aşina olmayan tüketicilerin yeşil ürünleri satın almaları pek olası olmamaktadır (Norazah, 2013b). Tüketiciler ayrıca markaları ünlülerle veya ünlü tarihi şahsiyetlerle düzenli olarak ilişkilendirmektedir (Lau ve Phau, 2007). Ayrıca, entegre pazarlama iletişimi ve ağızdan ağza iletişim marka imajını güçlü bir şekilde etkilemektedir (Šerić ve Gil-Saura, 2012). Yapılan bazı araştırmalarda marka imajının marka değeri üzerinde olumlu bir etkiye sahip olduğu doğrulanmıştır (Faircloth vd.,2001) Açıklanan markanın temel bileşenleri işveren markası kavramının anlaşılması kolaylaşacaktır. Aşağıda İşveren markası kavramı ve önemi açıklanmıştır. 10 1.2. İŞVEREN MARKASI KAVRAMI VE ÖNEMİ “Bir şirketin ürün ve hizmetleri ile edindiği itibarı yüzüyse, işveren markası da kalbi ve ruhudur. İşveren markası, şirketin devam etmesini sağlayan insanların toplu iyi niyetini temsil etmektedir.” (Stringer ve Rueff, 2006). Geleneksel olarak markalaşma, bir ürün veya hizmeti sunan tüketici tarafından bir markanın nasıl algılandığını ifade eder (Sokro, 2012). Modern literatür, geleneksel biçiminde markalaşmanın artık yeterli olmadığını öne sürmekle birlikte, mevcut markalaşma kavramını en iyi şekilde anlamak oldukça önemlidir. Armando ve Lama (2021) tarafından yapılan çalışmada, markalaşmanın son on yılda daha önce dikkate alınmayan çok sayıda yeni uygulamaya sahip olduğu öne sürülmektedir. Tartışılan konulardan biri de işveren markasıdır. İşveren markasını anlamak için marka sadakati kavramını temel olarak tanımlamak yerinde olacaktır. Marka sadakati bir markanın kültürü ve kimliği ile ilgilidir. Marka sadakati, bir marka ile tüketici arasındaki ilişkinin derinliğini ortaya çıkarmaya yardımcı olur (Aaker,1991) Çalışanların çalıştığı yeri sahiplenmesi kuşkusuz marka sadakati ile yakından ilgilidir. Bu da bizi işveren markası kavramının bir öğesi haline getirmektedir. Bir olgu olarak 1990'ların sonundan itibaren başlayan işveren markası, globalleşen dünyanın getirdiği karmaşık ilişkiler ağı ile birbirine bağlanan farklı sektörlerle ilişkilendirilmekte ve bu durumun sonucu olarak halihazırda birçok bilimsel araştırmaya konu olan bir kavramdır. İşveren markası, çok çeşitli akademik disiplinleri birbiriyle karıştırdığından, geniş bir araştırmacı yelpazesi tarafından farklı stiller ve birçok açıdan incelenen bir terimdir. İşveren markasının kendisi insanlar, işletme ve faaliyet gösterdiği makro çevre arasındaki bir ilişki yoluyla oluştuğundan, işveren markası ekonomik, sosyal ve psikolojik bilimlerin bir karışımıdır. Bu fenomen üzerinde giderek daha fazla disiplinler arası çalışma yapıldıkça, işveren markasının doğuşunu ve işlevlerini daha iyi anlayabiliriz. 11 Bu fenomenin ilk olarak nasıl ortaya çıktığı ve nasıl tanımlandığı irdelendiğinde, markanın insan kaynakları ile ilişkilendirildiği görülmektedir. İşveren markası kavramını ilk kez ortaya atan Ambler ve Barrow (1996, s.187) işveren markasını; “işveren tarafından sağlanan ve işletme ile özdeşleşen fonksiyonel, ekonomik ve psikolojik faydalar paketi” olarak tanımlamışlardır. Bu tanım, bir işveren markasının, tüketicilerin bir ürün markasından memnuniyet elde etme şekline benzer şekilde, çalışanlara çeşitli faydalar sağlaması gerektiğini öne sürmektedir. Ayrıca, kurumsal bir markaya benzer şekilde, bir işveren markası da hedef kitlenin zihninde benzersiz özellikler ve konumlandırma oluşturabilmektedir (Ambler ve Barrow, 1996). Theurer vd., (2016) İşveren markasını, “tanımlanabilen bir işveren kimliği oluşturma süreci veya benzersiz ve çekici bir işveren imajının oluşturulması” olarak tanımlamaktadır. Marka pazarlaması ve insan kaynaklarının entegrasyonunu ilk olarak inceleyen Ambler ve Barrow (1996) tarafından yapılan çalışmaya göre, bir şirketin yalnızca tüketicilere değil, aynı zamanda potansiyel çalışma adaylarına da bir değer önerisi sunması gerekmektedir. Buna göre bir işveren markası olarak, kurumun kurumsal marka kimliği ve pazarlama faaliyetleri, insan kaynakları stratejisi ile paralel olmalıdır. Dolayısıyla, işveren markası, markalaşmanın geleneksel pazarlama tekniklerini insan kaynakları alanına uygulama girişimiyle ortaya çıkmıştır (Ambler ve Barrow, 1996; Backhaus ve Tikoo, 2004; Cable ve Turban, 2003). Bu nedenle, bir işveren markasının gücü, (potansiyel) çalışanların şirket tarafından sağlanan değerlerin algıladıkları önemi ve kuruluşun kendisini diğer işverenlerden nasıl ayırt ettiği ile değerlendirilmektedir. Backhaus ve Tikoo (2004) tarafından işveren markası üzerine yapılan erken bir araştırma, insan kaynakları ile ilgili olarak marka yönetiminin bir dönüşümünü vurgulamıştır. Bu çalışmada, işveren markası konsepti temel olarak; nitelikli iş gücünün şirkete değer kattığı ve rekabet avantajı sağladığı inancı belirtilmektedir. Söz konusu çalışmaya göre, çalışanlar bir organizasyon için kritik kaynaklardır ve işveren markası, şirketi diğer rakiplerden farklılaştıran ve şirket markasının benzersiz bir kişiliğidir. İşverenler, çekici bir çalışma ortamı ve 12 çeşitli faydalar sunarak, şirketin en iyi adayları çekmesini ve tutmasını sağlamak yoluyla işveren markasının benzersiz kişilik ayrımını yaratabilirler (Backhaus ve Tikoo, 2004; Sivertzen vd., 2013). Backhaus ve Tikoo’ya (2004) göre işveren markası sürecinin üç adımı bulunmaktadır; • İşverenin çekmek istediği çalışanlar için bir değer önerisi geliştirmek, • Hedef kitleye yönelik dış pazarlama planı tasarlamak, • Bağlılığı sağlamak için şirket içi işveren markası uygulamalarını yürütmek. İşveren markası kapsamında, iyi kurgulanmış bir dış pazarlama stratejisi ile en iyi yetenekler çekilirken, iyi kurgulanmış bir iç pazarlama stratejisi ile şirket için çalışan işgücü elde tutulabilir. Berry’e (1983) göre, mevcut çalışanları elde tutmak, yeni çalışanları işe almaya kıyasla daha karlı, daha ucuz ve daha kolaydır. İşveren markasını, klasik markalaşmadan ayıran şey hedef gruptur. Markalaşma; piyasadaki müşterilerin yanı sıra marka bünyesinde çalışanların da markaya olan ilgisini ve bağlılığını hedeflemektedir. İşveren markası ise mevcut çalışanlar ve potansiyel olarak çalışabilecek olanları hedeflemekte ve “çalışmak için harika bir yer” imajını mevcut ve potansiyel iş gücüne benimsetme amacı taşımaktadır. Lloyd (2002), işveren markasını “şirketin, çalışmak için arzu edilen bir yer olduğu konusunda mevcut ve potansiyel personel ile iletişim kurma çabalarının toplamı” olarak tanımlamıştır (Lloyd, 2002, s. 64). Bir başka tanıma göre işveren markası, bir organizasyonun çalışılacak bir yer olarak yaygın bir şekilde paylaşılan imajı ve mevcut, geçmiş ve gelecekteki çalışanlara değer önerisidir (Dabirian vd., 2017). Bu kolektif imaj, firmaların yeni yetenekleri nasıl çekeceğini şekillendirmenin yanı sıra mevcut çalışanların sadakatini ve elde tutulmasını da etkilemektedir. Etkili bir işveren markası, bir firmanın rekabet avantajının gelişimini destekleyebilir (Dell vd., 2001). Bununla birlikte, bir işveren markasının rekabet avantajı sağlayarak “en çok aranan çalışanları güvence altına almayı ve elde tutmayı” başarabilmesi (Moroko ve Uncles, 2009, s. 160) ancak yöneticilerin çalışanların neye değer 13 verdiğine ilişkin eğilimleri anlaması durumunda gerçekleşebilir (Biswas vd., 2013). Çalışanların neye daha çok değer verdiğini veya neyi daha fazla öncelediğini anlamak amacıyla uluslararası literatürde birçok çalışma yapılmasına rağmen, bu araştırmada birkaç tanesine değinilecektir. Yapılan erken çalışmalardan biri olan ve söz konusu önceliklerin nasıl değiştiğini anlamlandırmak amacıyla Berthon vd. (2005), arzu edilen işveren niteliklerini incelemiş ve algılanan fayda paketini beş faktöre genişletmiştir. Bu faktörler; ‘Sosyal Değer’, ‘Ekonomik Değer’, ‘Uygulama Değeri’, ‘Gelişim Değeri’ ve ‘Fayda Değeri’ olarak ele alınmıştır. Drury (2016) işveren markasını, bir firma için çalışanlara sağlanan ekonomik, psikolojik ve fonksiyonel faydalar paketi olduğunu vurgulamakta, bu faydaların daha kolay anlaşılabilmesi için iki gruba ayırmaktır. İlk grup; maaş, sosyal yardımlar, sağlık sigortası ve izin ödenekleri gibi işlevsel nitelikleri kapsarken, ikinci grup; iş kültürü, kariyer geliştirme fırsatları ve tanınmış bir şirkette çalışmanın prestiji gibi sembolik niteliklerden oluşmaktadır. Bu niteliklere sahip şirketler potansiyel çalışanları çekebilecek ve motive edebilecektir. Şekil 1 İşveren Markası için Sekiz Değer Önerisi Kaynak: Dabirian, A., Berthon, P. ve Kietzmann, J. (2019), Enticing the IT crowd: employer brandinging in the information economy. Journal of Business ve Industrial Marketing. Çalışmasından alınıp, araştırmacı tarafından uyarlanmıştır. 14 Yukarıda bahsedilen çalışmalar ile potansiyel çalışanların işveren markası algı düzeyleri belirlenmeye çalışılmıştır, bu durum mevcut çalışanların beklentilerini ve önceliklerini de kapsayan faktörler belirleme ihtiyacını gerekli kılmıştır. Bu konudaki eksikliği kapatmak amacıyla Tanwar ve Prasad (2017) tarafından yapılan çalışma, mevcut çalışanların işveren markası algısını ortaya koymak amacıyla; “sağlıklı çalışma ortamı”, “eğitim ve gelişim”, “iş-yaşam dengesi”, “etik ve kurumsal sosyal sorumluluk” ile “ücret ve yan haklar” olmak üzere beş boyut altında incelenmiştir. Bu çalışma kapsamında oluşturulan işveren markasının 5 alt boyutu güvenilirlik ve geçerlilik bakımımdan yeterli bulunmuştur (Tanwar ve Prasad, 2017) Buna göre halihazırda bir işyerinde çalışan mevcut çalışanlar sağlıklı çalışma ortamı ile yetenekli çalışma arkadaşları ve iyi bir örgüt kültürü görmeyi; eğitim ve gelişim ile kendini geliştirme fırsatlarının varlığını; iş yaşam dengesi ile başarının yakalanabilmesi için esnek çalışma koşullarının varlığını; etik ve kurumsal sorumluluk ile iş yerinin sosyal projelerdeki varlığını; ücret ve yan haklar ile yeterli bir maaşın ve sigorta imkanlarının varlığını görmek istemektedir. Benzer şekilde, Berthon vd. (2005) tarafından ele alınan beş faktörlü çalışma, mevcut ve eski çalışanlar tarafından istenen faydalar yeniden incelenerek, Şekil 1'de gösterildiği gibi sekiz değer önerisine genişletilmiştir (Dabirian vd., 2019; Dabirian vd., 2017). Yakın zamanda ele alınan bu çalışmaya göre özellikle bilişim sektöründe istihdam edilen çalışanlar bakımından bir işveren markasında bulunması gereken alt boyutları ortaya koymaktadır. Buna göre potansiyel ve mevcut işgücü bakımından bir işveren markası; sosyal değer, uygulama değeri, ekonomik değer, gelişim değeri, fayda değeri, yönetim değeri, iş-yaşam dengesi ve marka imajı boyutlarına sahip olmalıdır. Bu çalışmada zamanın şartlarına ve çalışanların istek ve beklentilerine uygun olarak güncellenen işveren markasının söz konusu bu sekiz değer önerisi aracılığıyla şirketler hem mevcut hem de potansiyel çalışanlarını pazarlama imkanına sahip olurlar (Moroko ve Uncles, 2008). Başka bir deyişle, güçlü bir işveren markası, mevcut çalışanları elde tutmaya (iç işveren markası olarak da bilinir) ve yeni çalışanları çekmeye (dış işveren markası olarak da bilinir) yardımcı olmaktadır (Minchington, 2010). 15 İşveren markası sadece yetenek kazanımından yararlanmak için en iyi uygulamalardan biri olmakla kalmaz, aynı zamanda çalışanları teşvik ve motive ederek üretkenliği artırmak için bir katalizördür. (Chunping ve Xi, 2011). Backhaus ve Tikoo (2004) işveren markasını, bir firmanın “değer önerisini” geliştirme, bunu potansiyel çalışanlara, işe alım ajanslarına vb. pazarlamaya ve şirket içi işgücünü motive etmeye yönelik üç aşamalı bir süreç olarak tanımlamaktadır. Biswas vd., (2013), çalışanların neye değer verdiği konusundaki eğilimleri anlamanın önemli olduğunu savunmuştur. Ancak, neyin değerli olduğu sektöre göre değişmektedir örneğin, mevsimlik, düşük ücretli konaklama işçilerinin, yüksek ücretli bilgi işçilerinden farklı istihdam öncelikleri vardır. Bu nedenle yöneticilerin, çalışanların değer verdiği sektöre özgü eğilimlere dikkat etmesi gerekir. Bir işveren markası, bir organizasyonu potansiyel bir işveren olarak temsil etmeli ve organizasyon, rekabet avantajı sağlamak için kendisini rakiplerine karşı üstün bir istihdam deneyimi sağlayan bir işveren olarak konumlandırmayı hedeflemelidir (Love ve Singh, 2011). Güçlü bir işveren markasının ödüller, maaş, yan haklar, kariyer ilerlemesi ve katma değer kapsamını içermesi gerektiği tespit edilmiştir (Jain ve Bhatt, 2015; Lievens ve Highhouse, 2003). Potansiyel çalışanlara hitap etmek için kullanılırken aynı zamanda mevcut çalışanları bir organizasyona dahil etmek için kullanılan İşveren markası, organizasyonlarda başarı için giderek hayati bir faktör haline gelmiştir ve son yıllarda önemli bir ilgi görmektedir (Gilliver, 2009). Davies (2008), işveren markasının çalışanın algılanan sadakati, elde tutma, memnuniyet, işverene yakınlık ve diğer rakip markalardan farklılaşma üzerindeki olumlu etkisini ortaya koymuştur. İşveren markasını aktif olarak kullanan organizasyonların, potansiyel çalışanlarda ilgiyi arttırmak ve mevcut çalışanlarında da sadakat ve bağlılık düzeylerini daha fazla yükseltmek suretiyle yararlanacağı düşünülmektedir (Chhabra ve Sharma, 2014). İşveren markası, başlangıçta temel değerler aracılığıyla iletilmelidir ve işverenlerin yararlanabilmesi için bir 16 organizasyonun kültürünü temsil etmelidir (Backhaus ve Tikoo, 2004; Collins ve Han, 2004). İşveren markası, işveren ve çalışanlar arasında psikolojik bir bağ oluşturduğundan, bu durum çalışanların işverene karşı olumlu tutum sergilemelerini sağlamakta, bununla birlikte işveren ile çalışanlar arasında sosyal ve ekonomik ilişkilerin gelişmesine zemin hazırlamaktadır. Bunun sonucunda ise, söz konusu işveren rakiplerine karşı rekabet avantajı elde ederek cazibesini ve çekiciliğini arttırmaktadır (Ören ve Yüksel, 2012). Mitchell, Holtom, Lee ve Graske (2001)’a göre, iş yerlerinin çalışılabilecek iyi bir yer olarak algılanması verimlilik ve ekonomik anlamda artışlar sağlamaktadır. Güçlü bir işveren markası ile çalışanların bağlılığını arttırmak, şirketlerin finansal performanslarının artmasında da önemli bir etkiye sahip olmaktadır (Ören ve Yüksel, 2012; Barrow ve Mosley, 2005). Diğer yandan, güçlü bir işveren markası oluşturmanın sonucu olarak, çalışanların performansı artmakta, bu da müşteri memnuniyetinin artmasını sağlayarak (Backhaus ve Tikoo, 2004), ürün/hizmet markasının güçlenmesine katkıda bulunmaktadır. Son olarak, işveren markası ile şirketlerin mevcut pazardaki payının ve itibarının artacağı belirtilmektedir (Edwards, 2005). 1.2.1. İşveren Markası ve Mevcut Çalışanların Elde Tutulması Armstrong (2007), bir işveren markasının amacının tercih edilen bir işveren olmak olduğunu ortaya koymuştur. Kuruluşların yetenekleri çekebilmeleri, işe alabilmeleri ve elde tutabilmeleri için önemi, Nitelikli işgücü piyasalarındaki artan kıtlık, işverenlerin; yetenekleri çekebilme, işe alabilme ve elde tutabilmenin önemi anlamalarını sağlamıştır (Chhabra ve Sharma, 2014; Lievans ve Highhouse, 2003). İşveren markası, firmaların kendilerini rakiplerinden nasıl farklılaştırdıklarını göstermelerini sağlayan araç olduğundan, işverenler işveren markasının önemini anlamalıdır (Ito, Brotheridge, ve McFarland, 2013). Benzer şekilde, işveren markası, İK bağlamında işe alım, elde tutma ve bağlılık gibi 17 alanlarda, kendilerini rakiplerinden ayırt etmelerini sağlayarak örgütsel performansın iyileştirilmesine yardımcı olmaktadır (Chhabra ve Sharma, 2014). Buna ek olarak doğru bir işveren markası stratejisi, çalışanların markayı eğitim ve kariyerde ilerleme gibi çeşitli yönlerle yaşamalarına izin veren bir ortam sağlayarak en iyi yetenekleri elde tutma imkânı elde edilebilmektedir. Buna göre çalışan memnuniyeti artarak, çalışanların söz konusu işveren ile çalışmaya devam etme olasılıkları artmaktadır (Cable ve Graham, 2000; Jain ve Bhatt, 2015). Şekil 2 Gaddam’ın İşveren Markası Modeli Kaynak: Gaddam, S. (2008). Modeling Employer Branding Communication: The Softer Aspect of HR Marketing Management. ICFAI Journal of Soft Skills, 2(1). Çalışmasından alınıp, araştırmacı tarafından uyarlanmıştır. İşveren markasının bir kuruluş üzerindeki olumlu sonuçları, Gaddam'ın (2008, s. 47) İşveren Markası Modelinde (Şekil 2) gösterilmiştir; bu modele göre, bağlılığın, elde tutmanın, performansın, memnuniyetin, çekiciliğin ve sadakatin işveren markasına geri bağlanabileceğini tanımlamaktadır. Allen, Bryant ve Vardaman (2010), işveren markasının çalışanların moralini ve memnuniyetini artırdığını ve bunun da elde tutmayı artırdığını kabul ederek modeli 18 desteklemektedir. Ayrıca, çalışanların moralini yükselterek, onların kurum için çalışmaktan zevk almalarını sağlayan bir işveren markasının; bu çalışanların bilinçaltına işleyerek onları marka elçileri haline getirdiği belirtilmektedir (Holbeche ve Matthews, 2012). Bu marka elçileri haline gelen çalışanlar daha sonra şirketi ailelerine ve arkadaşlarına tavsiye ederken, aynı zamanda kurumlarına daha uzun süre sadık kalmaktadırlar (CIPD, 2015). İşverenler bunu, çalışanlarına sundukları maddi ve manevi faydalar ile benzersiz bir istihdam deneyimi sağlayarak gerçekleştirmektedir (Mosley, 2007). Kuruluşlar artık ISR (Uluslararası Anket Araştırması) ve en iyi işveren anketi (Barrow ve Mosley, 2005) dahil olmak üzere anket yoluyla rakip işverenlerle kendilerini karşılaştırmak zorunda kalmaktadır. Bu yolla rekabet avantajı elde etmek isteyen kurumlar mevcut çalışanlarını elinde tutarken, potansiyel yeni yetenekleri çekmeye çalışmaktadır. Morgan (2008), Backhaus ve Tikoo (2004), işverenlerin kendilerini rakiplerinden farklılaştırmanın şirketlere potansiyel yetenek ararken avantaj sağladığını ve bunun sağlanabilmesi için bu anketlerin düzenli yapılmasının gerektiğini belirtmişlerdir. Mosley (2007), kıyaslamanın güçlü bir işveren markası oluşturmak için hayati bir parça olduğunu kabul etmekle birlikte, kuruluşların sadece bu verilerle kendilerini rakiplerine karşı kıyaslayarak hareket etmelerini doğru bulmamıştır. Ona göre, değerlerin şirket içinde iletilmesi ve markanın çalışanların ihtiyaç ve isteklerini karşılayacak şekilde yönetilmesi ve değerlerin organizasyonda günün şartlarına göre birbirine bağlanmasını sağlamak daha önemlidir (CIPD, 2015; Mosley, 2007). 1.2.2. İşveren Markası ve Potansiyel Çalışanların Çekilmesi Berthon vd. (2005) tarafından yapılan çalışmaya göre, işveren markasının çekiciliği, gelecekteki yeteneklerin belirli bir organizasyon veya şirket için çalışırken hayal ettiği ve tanıdığı bir faydadır. Rekabet avantajının birincil kaynağı olan üstün beceri ve bilgiye sahip çalışanları çekmek bir şirketin stratejisi olarak önemlidir. Chhabra ve Sharma (2014), yaptıkları çalışma ile, 19 işveren markası ile öğrencilerin işe başvurma niyetleri arasında pozitif ve anlamlı bir ilişki olduğunu göstermiştir. Santiago'nun (2019) 281 katılımcı üzerinde yaptığı diğer bir araştırmaya göre, katılımcıların hemen hemen hepsinin işveren markası çekiciliğinin boyutlarından etkilenerek işe başvurma niyetinde olduklarını göstermiştir. 1.3. İŞVEREN MARKASI İLE İLİŞKİLENDİRİLEN TEORİLER Ambler ve Barrow (1996) “İşveren Markası” kavramını literatüre ilk getirenler arasında olup, işveren markasını “işveren şirketle özdeşleşen ve istihdamın sağladığı fonksiyonel, ekonomik ve psikolojik faydalar paketi” olarak tanımlamaktadırlar (Ambler ve Barrow, 1996, s.187). Bununla birlikte, işveren markasını oluşturan yapılardan her biri (kurum kültürü, kurum kimliği, iç işveren markası, dış işveren markası ve kurumsal itibar) işverenler ve çalışan arasındaki ilişkiye ve dış çevreye yansıtılan imaja dayandığını kabul ederler. İşveren markasının alt yapısını oluşturan bir dizi teori önerilmesine karşın, literatürde bu konu ile ilgili tam olarak bir görüş birliği bulunmamaktadır. Literatürde işveren markası ile ilişkilendirilen teoriler irdelendiğinde; Marka Değeri Yaklaşımı, Kaynak Temelli Görüş Teorisi, Psikolojik Sözleşme Teorisi, Sosyal Kimlik Teorisi, Sinyal Teorisi ve Sosyal Mübadele Teorisi öne çıkmaktadır. Aşağıda, bu farklı teorileri temel olarak kullanan bir dizi çalışmaya değinilecektir. 1.3.1. Marka Değeri Yaklaşımı İşveren markası kavramının gelişiminde marka değeri yaklaşımı önemli bir yer tutmaktadır. (Aaker, 1991). Bu yaklaşıma göre, bir iş yerinin mevcutta çalışan iş gücü veya ileride çalışacak olan potansiyel işgücü üzerinde oluşturduğu toplam etki işveren markasının marka değeri olarak açıklanmaktadır. Marka değeri yüksek olan bir işveren markası, potansiyel nitelikli iş gücünü işletmede 20 çalışmaya heveslendirirken, işletmede çalışan mevcut iş gücünün işletmeye olan bağlılığını ve sadakatini arttırmaktadır (Backhaus ve Tikoo, 2004, s.504). Backhaus ve Tikoo (2004), işveren markası oluşturma süreci ile ilgili yapılandırılmış bir model sunmaktadır. Şekil 1’de gösterilen bu modelde, marka çağrışımları ve marka sadakati işveren marka oluşturma sürecinde en önemli iki unsurdur. Söz konusu modele göre, işveren markası çağrışımları işveren imajını, işveren imajı ise işveren çekiciliği üzerinde etkiye sahiptir. Buna göre, marka çağrışımları ve marka imajıyla işveren markası daha cezbedici hale getirilebilmektedir. Şekil 3’te görüldüğü gibi, modelde geri bildirim sağlayan temel unsur örgüt kültürü iken, işveren markası örgütsel kimliği, örgütsel kimlik ise işveren marka sadakatini etkilemekte, böylece çalışanların üretkenliği artmaktadır. Şekil 3 Marka Değeri Yaklaşımı Kaynak: Backhaus, K., ve Tikoo, S. (2004). Conceptualizing and researching employer brandinging. 21 1.3.2. Kaynak Temelli Görüş Teorisi Kaynak Temelli Görüş teorisi ne göre bir şirketin kaynakları; fiziksel sermaye kaynakları, insan sermayesi kaynakları ve örgütsel sermaye kaynakları olmak üzere üç kategoride gruplandırılmıştır (Barney, 1991). Fiziksel sermaye kaynakları; şirket ekipmanı, tesisi, hammaddelere erişimi, coğrafi konumu ve bir şirket tarafından kullanılan fiziksel teknolojiyi; İnsan sermayesi kaynakları, bir şirketteki yöneticiler ve işçiler gibi çalışanlardan gelen deneyim, zekâ, eğitim, yargı, ilişkiler ve sezgileri ve son olarak örgütsel sermaye kaynakları, bir şirketin resmi yapısını, şirketin planlama, yönetme ve koordinasyon sistemlerini içeren resmi ve gayri resmi sistemini ifade etmektedir. İşveren Markası, potansiyel başvuru sahiplerine dışarıdan yansıtılan imajdır, ancak aynı zamanda mevcut çalışanlar tarafından da anlaşılan ve özdeşleştirilen “marka” olduğu için içsel olarak iç çevrenin bir parçasıdır. İşveren markasının Kaynak Temelli Görüş teorisine dayandığı yapılan bazı çalışmalarda ileri sürülmüştür (Backhaus ve Tikoo, 2004; Mosley, 2007). Bu yaklaşıma göre İnsan sermayesi “nadir, değerli, ikamesi olmayan ve taklit edilmesi zor” bir kaynak olarak görülmektedir (Barney, 1991). Kaynak Temelli Görüş teorisi, işverenlerin insan kaynaklarını çekme ve elde tutma yoluyla rekabet avantajı arayan ve bu amaca ulaşmak için İşveren Markası tekniklerini kullandığı durumda kendini göstermektedir. İşveren Markası, kıt bir kaynak olarak görülen yetenekli çalışanlar için rekabet eden şirketlerin kendini diğer şirketlerden farklılaştırmanın bir yolu olarak görülmektedir (Knox ve Freeman, 2006). 1.3.3. Psikolojik Sözleşme Teorisi Psikolojik Sözleşme, işveren markası için teorik bir temel olarak önerilmektedir (Backhaus ve Tikoo, 2004; Moroko ve Uncles, 2008). Psikolojik Sözleşmeler, “bir çalışanın işverenine belirli yükümlülüklerle borçlu olduğuna ve karşılığında belirli ödüller alacağına dair kişisel inancıdır” (Rousseau, 1990, s.389). Psikolojik sözleşmeler yerine getirildiğinde, çalışanın örgüte bağlılığı ve sadakati daha olası iken; sözleşme bozulduğunda, üretkenlik ve örgüte 22 bağlılıkta bir düşüş meydana getirerek, çalışanların işten ayrılmasıyla sonuçlanabilmektedir (Moroko ve Uncles, 2008). Backhaus ve Tikoo (2004), küçülme, dış kaynak kullanımı ve genel iş güvencesi eksikliği dönemlerinde, işverenlerin psikolojik sözleşme biçimindeki bir çaba karşılığında işçilere pazarlanabilir beceriler sağladığını öne sürmektedir. Moroko ve Uncles (2008), psikolojik sözleşmeye atıfta bulunarak, başarılı tüketici markalarına ait temel özelliklerinin işveren markasının yapısına da uygulanabileceğini öne sürmektedir. Bu yapılar arasında; marka farkındalığı, işveren markasının alaka düzeyi ve yankısı ve rakiplerden farklılaşma bulunmaktadır. Bu yapılara ek olarak; psikolojik sözleşmeyi yerine getirme ve “marka değerlerinin kasıtsız olarak sahiplenilmesi” olmak üzere iki ek özellik dahil edilmiştir. Eklenen bu özellikler, şirket hakkında yeterli bilgiye sahip olmayan potansiyel bir çalışanın, şirketin geçmişteki bilgilerine, marka ve kurumsal değerlerine güvenerek işveren markası değerini anlamaya atıfta bulunmaktadır. Bu beş özellik, işveren markasının çekiciliğini tanımlamak için kullanılmaktadır (Moroko ve Uncles, 2008). Edwards (2010), işvereni markası ile ilişkisi bakımından Psikolojik Sözleşmeyi genişleterek, üç farklı sözleşme biçimini öne sürmüştür. Bu sözleşmeler; işlemsel, ilişkisel ve ideolojik olarak adlandırılmıştır. Edwards’a göre (2010), İşlemsel Psikolojik Sözleşme somut bir değiş tokuştur, ör. performans için ödeme; İlişkisel Psikolojik Sözleşme, sosyo-duygusal bir alışveriştir, ör. Prestij için işveren ile çalışmak ve İdeolojik Psikolojik Sözleşme, işverenin belirli bir amaca bağlılık taahhüdüne dayanır; örneğin, çevreyi ve yeşili korumaya istekli bir çalışan, çevre korumayı benimseyen bir şirkete katılır. Bu “sözleşmeler” Ambler ve Barrows'un (1996) fonksiyonel, ekonomik ve psikolojik faydalar paketiyle ilgilidir. Bu üç sözleşme türünden herhangi birinin yerine getirilmesi çekici bir işveren markasının oluşturulmasını sağlayacaktır. Edwards (2010), 23 benzersiz ve çekici bir psikolojik sözleşmenin işveren markasını farklı kılacağını vurgulamaktadır. 1.3.4. Sosyal Kimlik Teorisi Sosyal Kimlik Teorisi işveren markası için önerilen başka bir teoridir (Backhaus ve Tikoo, 2004; Maxwell ve Knox, 2009). Henri Tajfel ve John Turner (1979) tarafından geliştirilen Sosyal Kimlik Teorisi, grup üyeliğini, grup süreçlerini ve gruplar arası ilişkileri ele alan bir kuramıdır. Sosyal Kimlik Teorisi, bir örgütün üyelerinin kendilerini ait oldukları örgüte göre tanımlamalarını esas almaktadır. Ashforth ve Mael (1989), örgütle özdeşleşmeyi artıran üç özelliği tanımlamıştır. Bunlar; grubun değerlerinin ve uygulamalarının ayırt ediciliği, grubun prestiji ve dış grupların belirginliğidir. Bu, “ayırt edici” özelliklere sahip prestijli, benzersiz bir işveren markası, potansiyel bir başvuru sahibinin işveren markası ile özdeşleşmesini arttıracaktır. Potansiyel başvuru sahipleri, henüz üyesi olmadıkları bir işveren markası hakkında söz konusu ayırt edici özellikleri göz önünde bulundurarak fikir yürütebilir ve o kuruluşa üye olmanın nasıl bir şey olduğunu hayal ederek kuruluşla özdeşleşme duyguları yaşayabilirler. Maxwell ve Knox (2009), potansiyel çalışanlar yerine mevcut çalışanlar bakımından işveren markasının çekiciliğini belirleyen özellikleri incelerken, Sosyal Kimlik Teorisini ve özellikle örgütsel özdeşleşmeyi esas almışlardır. Bu çalışmaya göre, örgütsel özdeşleşme, örgüte karşı olumlu olma eğiliminde olan çalışan davranışlarına yansımaktadır. Buna ek olarak, kurumsal kimlik kavramsal olarak işveren marka imajı ile özdeş kabul edilmekte ve mevcut çalışanlar örgütün kimliğini çekici ve benzersiz olarak algıladıklarında kendi örgütleriyle özdeşleşme gücünün arttığı belirtilmektedir (Maxwell ve Knox, 2009, s.896). 24 1.3.5. Sinyal Teorisi Rynes (1989) tarafından ortaya atılan sinyal teorisi, işletmelerin iş gücü istihdamı aşamasında işveren ve iş gücü arasındaki ilişkiyi açıklamaya çalışmaktadır. Sinyal Teorisi, şirketler tarafından niyetlerin, hedeflerin ve güdülerin doğrudan ve dolaylı olarak gösterilmesini sağlamak için uygulanır (Dögl ve Holtbrügge, 2014), bu da güçlü bir işveren markasının oluşturulması ve işveren ile mevcut iş gücü arasındaki bilgi asimetrisinin önlenmesini sağlamaktadır (Spence, 2002). Yeni işe alınmış iş gücünün işletmeye hangi ölçüde fayda sağlayacağı kesin olarak bilinmediğinden, bu faydanın ne kadar olacağı sadece öngörüler yardımıyla tespit edilmeye çalışılır. Bu öngörüler ise işletmede halihazırda çalışan iş gücünün çalışma performansları ölçüt olarak gerçekleştirilmektedir. Bu değerlendirmede; cinsiyet, yaş gibi değiştirilemez bazı kalıtsal özellikler göz önünde bulundurulacağı gibi çalışanların yetenek seviyesi ve edindikleri bilgi gibi süreç içinde iş gücü tarafından geliştirilebilen özellikler bir diğer deyişle işaretler de dikkate alınmaktadır (Rynes, 1989). Çalışanlar, işe alım sürecinde işveren tarafından verilen sözlerin yerine getirildiğini algıladıklarında, çalışan bağlılığı ve memnuniyeti sağlanabilmektedir (Tanwar ve Prasad, 2016a). Bu nedenle, Sinyal Teorisi, işveren markası kavramının çalışan bağlılığı ve memnuniyeti ile ilişkili olduğunu anlamada bir temel olarak kullanılmaktadır. 1.3.6. Sosyal Mübadele Teorisi İşveren Markasının ilişkilendirildiği teorilerden bir tanesi de Blau (1964) tarafından ortaya atılan Sosyal Mübadele teorisidir. Sosyal mübadele teorisi, insan davranışının psikolojik ve ekonomik bir modelidir. İnsanların aile, arkadaşlar, meslektaşlar ve yabancılarla ilişki kurmak ve sürdürmek için kullandıkları süreçlerin bir açıklamasını sunmaktadır. Bu teori, esasen bir ilişkiyi sürdürmenin risklerini ve ödüllerini değerlendiren bir maliyet-fayda analizi olup, insanların çeşitli ortamlarda ve çok sayıda ilişki içindeki eylemlerini açıklamak için kullanılmaktadır. Rhoades ve Eisenberger (2002), sosyal mübadele ilişkisini, çalışanların kuruma katkılarından dolayı, çalıştıkları iş yerinin onların 25 iyiliğini önemsediğine dair genel bir inanç olarak tanımlamaktadır (s.698). Sosyal Mübadele, icracılar arasında pekiştirici ve koşullu karşılıklı bağlantıları içermektedir. Buna göre tarafların sosyal mübadele sürecine kaynak yatırması bir gereklilik olduğundan, mübadele ilişkileri maliyetlere neden olabilmektedir (Tsarenko vd., 2018). Sosyal mübadele, bazı faydaları elde etmek için kaynaklara, çabalara, kimliğe ve bağlılığa kişisel yatırımı içerebilmektedir. Son zamanlarda yapılan araştırmalar, bir kurumda çalışan mevcut işgücünün katkılarına değer verdiğini algılayan çalışanların işlerine ve işyerlerine karşı olumlu duygular geliştirdiğini ileri sürmüştür (Tsarenko vd., 2018). Bu nedenle, sosyal mübadele teorisi, çalışanların elde tutulması bağlamında işveren markasına uygulanabilir. İşveren markası ile ilgili teoriler ele alındıktan sonra, takip eden bölümde; bu çalışmada işveren markası ile ilişkilendirilen işe adanmışlık ve işten ayrılma niyeti değişkenleri sırasıyla ayrıntılı olarak açıklanmıştır. 1.4. İŞE ADANMIŞLIK İşe adanmışlık kavramı ilk bakışta basit gibi görünse de farklı literatüre daha yakından bakıldığında, işe adanmışlık hakkında farklı kavramlar veya anlayışlar ortaya çıkmaktadır. İşe adanmışlık kavramının yeni olması ve farklı bölgelerde araştırmalara konu olması nedeniyle farklı ifadelerle (işe kapılma, işe cezp olma, işle bütünleşme, işe gönülden adanma, işe tutkunluk ve işe angaje olma) adlandırılmaktadır. İşe adanmışlık kavramının yıllar içinde gelişmesi, farklı anlamlar kazanmasına yol açmıştır. Bu farklı anlamlar, sahada gerçekleştirilen uygulamalar sonucunda ortaya çıkarılmıştır (Schaufeli, 2013). İşe adanmışlığı kavramsallaştıran ilk kişi olan Kahn (1990) işe adanmışlığı; çalışanların fiziksel, duygusal ve bilişsel olarak kendilerini bir organizasyonun çalışma rollerine bağlaması olarak tanımlamaktadır. Başka bir ifadeyle işlerine entegre olan insanların, kişisel benlikleri ve işi arasında bir ayrım olmadığı, işlerine yüksek düzeyde bağlı olan çalışanların iş ve ilişkili rollerle özdeşleştiği belirtilmektedir. 26 Bu tanımdan esinlenerek, Rothbard (2001) kendi işe adanmışlık tanımını iki boyutlu bir yapı olarak kavramsallaştırmıştır. Bu boyutlar; kişinin işteki rolü hakkında düşünmek için harcadığı zaman ve kişinin işteki bir role odaklanmasının yoğunluğu açısından özümseme olarak ifade edilmiştir. Daha sonra Schaufeli vd. (2002) işe adanmışlığı “canlılık, kendini adama ve özümseme ile karakterize edilen pozitif, tatmin edici, işle ilgili bir zihin durumu” olarak tanımlamıştır (s. 74). Bu durum, işe adanmışlığın üç özelliği olan; zindelik, adanmışlık ve özümsemeyi ifade etmektedir. Dinçlik, kendini işine adamış yüksek enerji, çalışırken zihinsel dayanıklılık ve kişinin işine çaba harcamaya istekli olması ile karakterize edilirken, Adanma; “önem, coşku, ilham, gurur ve meydan okuma duygusu” olarak nitelendirilmiştir. Özümseme ise “kişinin işine tamamen konsantre olması ve derinden dalmış olması, bu sayede zamanın hızla geçmesi ve kişinin kendini işten ayırmakta güçlük çekmesi” olarak ifade edilmiştir. Harter, Schmidt ve Hayes (2002) işe adanmışlığı, “bireyin işe olan ilgisi ve tatmini ile birlikte işe olan hevesi” (s. 269) olarak anlamıştır. Başka bir deyişle, işe adanmışlık, işe duyulan memnuniyet ve coşkunun bir sonucu olarak bir bağlanma durumudur. İş adanmışlığı kavramsallaştırmaya yönelik yapılan çalışmalarda, çoğunlukla bu kavramın; iş tatmini, coşku, kişisel yatırım, anlamlılık, bağlılık ve odaklanma ile ilişkili olduğu görülmektedir (Harter, Schmidt ve Hayes, 2002; Wellins, Bernthal ve Phelps, 2011). Günümüzde işe adanmışlığı değerlendirmek için en yaygın olarak kullanılan araç, Utrecht İşe Bağlılık Ölçeği'dir (Schaufeli ve Bakker, 2004; Schaufeli, Salanova, Bakker ve González-Romá, 2002). Schaufeli ve Bakker'e (2004) göre, canlılığı yüksek olanlar çalışırken enerjik ve zihinsel olarak esnektirler. Ayrıca, işlerine çaba harcama konusunda güçlü bir istekleri vardır ve zor durumlarda ısrarcıdırlar. İşe Adanmışlığı yüksek olanlar, yaptığı işten önemli bir anlam duygusu çıkaran ve onu anlamlı bulan kişiler olarak nitelendirilmekte; bu insanların coşkulu, gururlu ve işlerinden ilham aldıkları vurgulanmıştır. Özümseme, kişinin işine ne kadar gömülmüş olduğunu ifade etmektedir. Özümseme düzeyi yüksek olanlar, işlerine o kadar konsantre 27 ve mutlu bir şekilde dalmışlardır ki, zamanın hızlı geçtiğini hissederler ve etraflarındaki her şeyi unuturlar. Bu kişiler için kendilerini adadıkları ve uğraştıkları iş görevlerinden ayırmak oldukça zor olmaktadır (s. 5 – 6). Maslach, Jackson ve Leiter (1997) yaptıkları çalışmada, tükenmişlik ile işe adanmışlığı birlikte incelemiş bunun sonucunda hem tükenmişliği hem de işe adanmışlığı ölçmek amacıyla Maslach Tükenmişlik Envanter Modelini geliştirmişlerdir. Bu çalışmayla, işe adanmışlık ve tükenmişliğin birbirinin tam tersi olduğu ortaya konmuştur. Bitkinlik (düşük enerji), sinizm (düşük katılım) ve yetersizlik (düşük etkinlik) tükenmişliğin özellikleri arasında yer alırken; yüksek enerji, yüksek katılım ve yüksek etkinliğin ise işe adanmışlığın özellikleri arasında yer almıştır. Dolayısıyla, işe adanmışlığın üç unsuru, tükenmişliğin üç unsurunun zıttıdır. Tükenmişlik ve işe adanmışlığın farklı kavramlar olduğunu keşfeden Schaufeli ve Bakker (2002) bu konuyu tartışmıştır. Buna göre; çalışanlar düşük düzeyde tükenmişlik yaşasalar bile, mutlaka yüksek adanmışlık yaşamayabileceklerini, öte yandan, yüksek düzeyde adanmış olan çalışanların düşük tükenmişlik yaşamayabileceklerini savunmuşlardır. 1.5. İŞTEN AYRILMA NİYETİ Bilgi çağında bir şirketlerin başarısı, nitelikli potansiyel iş gücünü cezbetmenin yanı sıra mevcut yetenekli çalışanlarını elinde tutabilmesiyle yakından ilgilidir. Bu çağdaki rekabet koşullarının zorluğu göz önüne alındığında organizasyonları birbirinden farklılaştıran temel unsurlardan biri söz konusu yetenekli çalışanlardır. Firmalar rekabet ortamında nitelikli çalışanlarına güvenirken, diğer firmalar da avantaj elde etmek amacıyla bu kalifiye çalışanları cezbetmeye çalışmakta ve bu durum mevcut çalışanlarını elinde tutmak isteyen işverenlerin temel endişe kaynaklarından biri olmaktadır (Samuel ve Chipunza, 2009, s.410). Cascio'ya göre (1987) işten ayrılma, bir kuruluş ile çalışanları arasındaki iş ilişkisinin kalıcı olarak kesilmesi veya bir kuruluş ile işçiler arasında bir ayrılmadır. Handoko (2012) ise işten ayrılmayı, çalışanların bir şirketten başka 28 şirketlerde çalışmak üzere ayrılması olarak tanımlamaktadır. İşten ayrılma, çalışanların organizasyonlardan ayrıldığı ve derhal yerinin doldurulması gereken bir süreçtir. İşten ayrılma, bireyin belirli bir kurumdaki istihdamının sona ermesini; işten ayrılma niyeti ise o kurumdan ayrılma konusunda bilinçli bir şekilde isteklilik halini ifade etmektedir (Tett ve Meyer, 1993). İşten ayrılma niyetinin gerçek işten ayrılmaya sebebiyet verdiği, aynı zamanda işten ayrılma davranışında en etkili faktör olduğu ortaya konmuş olup (Baysinger ve Mobley, 1982), işten ayrılmalar bir örgütte önemli maliyetlere yol açmaktadır (Tett ve Meyer, 1993). Çalışanların gerçekten istifa etmeye karar vermeden önce ayrılma niyetleri oluşturduklarına dair kanıtlar bulunmaktadır, bu çoğunlukla bir süreçtir ve çalışanlar çoğunlukla bilinçli bir şekilde işten ayrılma kararı vermektedirler (Barak vd., 2001). Çalışan devri, bir kuruluştan ayrılan ve yenileriyle değiştirilen çalışanların yüzdesi veya miktarı ile tanımlanabilir. Bir organizasyonun çalışan devrini incelemek, o organizasyon bütçesi için yararlı olarak ifade edilmektedir (Wei, 2015). Gupta'ya göre (2019), bu tür bir çalışan devri incelemesi esastır çünkü bir ekip üyesi bir organizasyondan ayrıldığında hem ekibin kalitesi hem de performans akışı etkilenecektir. Etkilenecek diğer unsurlar ise iş esnekliğinin akışı, ekip üyeleri arasındaki ilişkiler ve ekip üyeleri ile üst yönetim arasındaki iletişimdir. Literatüre göre, işten ayrılma gönüllü ve gönülsüz olmak üzere iki kategoriye ayrılmaktadır. Gönüllü işten ayrılma, çalışanın kendi kararıyla örgütten ayrıldığı durumu ifade etmektedir. Gönülsüz işten ayrılma ise, bir çalışanın kalmak isteyip istemediğine bakılmaksızın örgüt tarafından işine son verilmesi durumunu ifade etmektedir (Wei, 2015). Zeffane (2003) tarafından yapılan çalışmaya göre; zekâ, tutumlar, geçmiş, cinsiyet, ilgi alanları, yaş ve çalışma süresi gibi dış faktörler dahil olmak üzere işten ayrılmayı etkileyen çeşitli faktörler vardır. Mathis ve Jackson'a (2011) göre işten ayrılma, iş tatmini ve örgütsel bağlılık ile ilişkilidir. Birçok araştırmacı, 29 çalışan bağlılığı ve çalışan güveninin işten ayrılma kararlarını büyük ölçüde etkilediğini belirtmekte ve değişkenler arasındaki ilişkinin negatif olduğu konusunda hem fikir olduklarını beyan etmektedir (Lazányi ve Bilan, 2017). Buna göre çalışanların işverene bağlılıkları arttığında, işten ayrıma niyeti azalmaktadır. Çalışan bağlılığı azaldığında ise işten ayrılma niyeti artmaktadır (Santhanam ve Srinivas, 2019). İşten ayrılma ve yüksek personel devir hızı, kritik sonuçları nedeniyle dünya çapındaki tüm organizasyonlar için önemli bir zorluktur (Türkyılmaz vd., 2011). Dolayısıyla işten ayrılma; performansı, verimliliği, üretkenliği, yaratıcılığı, kârları ve işyeri ortamını etkileyebilmektedir (Rana ve Abassi, 2013; Ahn ve Chaoyu, 2019). Bununla birlikte, çalışanların işten ayrılma kararları daha uzun bir süre boyunca birçok organizasyon üzerinde önemli etkilere sahip olacaktır (Siddiqi, 2013). İşten ayrılma niyeti, bir çalışanın bir kurumdan yakın zamanda ayrılma olasılığını ifade etmekte ve işten ayrılma davranışının en iyi göstergesi olduğuna inanılmaktadır (Ghadi, 2017). İş tatmini ve performans düzeyi, işten ayrılma niyeti ile doğrudan ilişkilidir. Bu sebeple işverenler işten ayrılama maliyetinden kaçınmak için işten ayrılma davranışının yüzdesini veya sayısını azaltma yönünde motive olmaktadır (Ströbel vd., 2018). Sonuç olarak, işten ayrılma niyeti ile ilgili birçok sebep dile getirilmesine rağmen, bu davranışın ana nedenin ne olduğu belirsizliğini korumaktadır. Birçok araştırmacı, işten ayrılmanın arkasındaki ana nedenlerin genel olarak İKY uygulamalarıyla ilgili olduğunu öne sürmektedir (Wei, 2015). Günümüzdeki mevcut çalışma ortamı çok farklı değişimlerden geçmekte; aynı zamanda karmaşıklık, öngörülmezlik ve belirsizlik ile şekil bulmaktadır. Bu değişiklikler nedeniyle, bir organizasyonun üretkenliğini ve performansını artırmak amacıyla, yetenekli çalışanları nasıl elde tutulup, çekilecekleri çok önemlidir. Çalışanların örgütten ayrılma niyetleri ve çalışanların örgüte bağlılığı, örgüt stratejisini doğrudan etkileyen önemli faktörler olarak kabul edilmektedir (Herachwati vd., 2018). Bu nedenle, yetenekli çalışanların elde tutulması ve işten ayrılma niyetinin temelinde yer alan sebeplerin ortaya çıkarılması için bazı stratejilere olan ihtiyacı doğurmuş ve bu konuda çeşitli çalışmaların yapılmasını 30 sağlamıştır. Busari vd., (2017), çalışanların şirketten ayrılma niyetinin ardındaki nedeni, çalışanların işlerinde başarılı olmak için becerilerini ve yeteneklerini geliştirme isteği olarak ortaya koymuşlardır. Bu bölüme kadar, değişkenlere ilişkin temel kavramlar açıklanmıştır. Takip eden bölümde çalışma-1 ilgili literatür taramasına yer verilmiş olup, çalışmada yer alan değişkenlerin birbirleriyle olan ilişkileri ele alınmıştır. 1.6. ÇALIŞMA-1’E İLİŞKİN LİTERATÜR ARAŞTIRMASI Potansiyel çalışanların işveren çekiciliği algı düzeylerini inceleyen Çalışma-1 kapsamında işveren markasına ve alt boyutlarına verilen önem derecesinin cinsiyet ve bölüm türüne göre farklılık gösterip göstermediği ortaya konmaya çalışılmaktadır. Berthon vd. (2005), işveren çekiciliğini potansiyel bir çalışanın belirli bir kuruluşta hayal ettiği faydalar olarak tanımlamaktadır. Bu kavram, daha genel bir işveren markası oluşturmanın bir öncülü olarak düşünülebilir. Başka bir deyişle, bir işveren potansiyel çalışanlar tarafından ne kadar çekici olarak algılanırsa, o kuruluşun işveren marka değeri o kadar güçlü olmaktadır. Berthon vd. (2005) tarafından yapılan çalışmaya göre işveren çekiciliği; sosyal değer, ekonomik değer, uygulama değeri, gelişim değeri ve fayda değeri olmak üzere beş boyuttan oluşmaktadır. Bu boyutlardan; • Sosyal değer, işverenin sunmuş olduğu mutlu ve eğlenceli çalışma ortamını; • Ekonomik değer, iyi bir ücret ve terfi imkânının olup olmadığını; • Uygulama değeri, işverenin müşteri odaklı olmasını ve çalışanların öğrenilen bilgileri uygulayabilmesi-aktarabilmesi fırsatının sağlamasını; • Gelişim değeri, çalışanlara yönelik eğitim ve kariyer olanaklarını • Fayda değeri ise, ürün ve hizmetlerin kaliteli ve yenilikçi olmasını ve işverenin sağladığı yaratıcı çalışma ortamını ifade etmektedir. 31 İşveren çekiciliği ve boyutlarına yönelik algı düzeyleri potansiyel çalışma adaylarına göre farklılık gösterebilmektedir. Bu araştırma kapsamında Çalışma- 1’de potansiyel çalışanların işveren markası algısının cinsiyet ve okunan bölüm türüne (Fen Bilimleri-STEM, Sosyal Bilimleri-STEM DIŞI) göre farklılık gösterip göstermediği ele alınmıştır. Bu konuda yapılan bazı çalışmalara ilişkin önemli bulgular şöyledir: Genel olarak, erkek ve kadın potansiyel çalışma adaylarının iş niteliklerine yönelik tercihlerinin farklı olduğu ortaya konmuştur (Chapman vd., 2005; Konrad vd., 2000). Buna göre, iş özelliklerine verilen önem derecesi erkeklere oranla kadınlarda daha fazladır (Chapman vd., 2005). Dahası, kadınlar ve erkekler cinsiyet rolleriyle tutarlı tercihlerde bulunmuştur; buna göre, kadınlar erkeklere göre kişilerarası ilişkilere daha fazla ağırlık verirken, erkekler kazanç, terfi fırsatları, özgürlük, meydan okuma, liderlik ve güç gibi faktörlere kadınlardan daha fazla ağırlık vermektedir (Konrad vd., 2000). Gözen (2016) tarafından Akdeniz Üniversitesi turizm öğrencilerinin işveren markası algısını ölçmek amacıyla yapılan diğer bir çalışmaya göre, katılımcıların en çok önemsediği işveren markası boyutu itibar olurken, bunu sırasıyla ekonomik ve gelişim boyutları izlemiştir. Cinsiyete göre ise gelişim boyutuna verilen önem derecesinin erkeklere oranla kadınlarda daha fazla olduğu ortaya konmuştur. Aksine, Saylan ve Eroğlu, (2019) tarafından yapılan çalışmaya göre işveren markası ve alt boyutlarına verilen önem derecesi tüm boyutlarda kadınlara oranla erkeklerde daha fazladır. Alnıaçık vd., (2014) tarafından yapılan iki farklı kültürde (Türkiye ve Letonya) işveren çekiciliğinin farklı boyutlarının önem düzeylerine ilişkin algısal farklılıkları belirlemeyi amaçlayan çalışmaya göre, Türk katılımcıların işveren çekiciliğine atfettikleri önem Letonyalılara göre daha fazladır. Spesifik olarak, Türkiye'deki katılımcılar, işveren markasının “topluma yarar sağlayan insancıl bir organizasyon olması” ve “Öğrendiklerini başkalarına öğretme fırsatı” gibi 32 yönlerini Letonyalı katılımcılara kıyasla daha önemli olarak algılamaktadır. Öte yandan, “Örgüt içinde iyi terfi fırsatları” ve “ortalamanın üzerinde temel maaş” her iki kültürde de benzer önem seviyelerine sahiptir. Ayrıca yapılan çalışmada, işveren markası boyutlarının önem düzeylerine ilişkin kadın ve erkek katılımcıların algıları arasında anlamlı bir fark bulunamamıştır. Son olarak çalışmada, sosyal fayda olarak “Yönetim tarafından tanınma/takdir edilme”, “İş arkadaşları ile iyi ilişkiler içinde olma” ve ekonomik bir fayda olarak “ortalamanın üzerinde maaş”, maddeleri katılımcılar tarafından bir işverenin en önemli nitelikleri olarak belirtilmiştir. Jain ve Bhatt, (2015) tarafından yapılan çalışmaya göre, potansiyel çalışanların işveren markası boyutlarının tercihinde cinsiyetin önemli bir etkiye sahip olduğu ortaya çıkarılmıştır. Buna göre, işveren markası boyutları olan; transfer politikaları, izin yapısı, lokasyon, esnek çalışma koşulları ve iş-yaşam dengesi cinsiyete göre önemli ölçüde farklı olarak algılanmakta olup, bu faktörler kadınlar için daha fazla önem arz etmektedir. Başka bir deyişle, işveren seçiminde kadınlar erkeklere oranla bu faktörlere daha çok önem vermektedir. Kişisel kaygılar (ailenin, çocukların, vb. sorumluluğu) ve şehirler-ülkeler arasında seyahat etme kaygısı, kadınların işveren seçimini etkilemektedir. Bununla birlikte bu çalışmada cinsiyete göre farklı olarak algılanan lokasyon ve transfer politikaları, yine ailedeki sorumluluklarla yakından ilgilidir. Kadınlar evlerinden uzak bir lokasyonda çalışmayı tercih etmediği gibi, eşlerinden ayrı bir yere transfer olmayı da tercih etmemektedir. Tanwar ve Prasad, (2016) tarafından yapılan çalışmaya göre, erkekler kurumsal itibar, eğitim ve gelişimden daha fazla etkilenirken; kadınlar iş-yaşam dengesi, Kurumsal Sosyal Sorumluluk ve kurum kültüründen daha fazla etkilenmektedir. Debarliev ve Brzovska, (2019) tarafından yapılan çalışmaya göre, farklı yaşlarda olup, herhangi bir eğitim derecesine sahip (orta öğretim, yüksek öğrenim ve yüksek lisans veya doktora derecesi) erkek ve kadın çalışanların işveren markasının boyutlarına verdikleri önem derecesi anlamlı olarak farklı bulunmamıştır. Eger vd., (2019) tarafından yapılan çalışmaya göre, işveren markasının boyutlarına 33 verilen önem derecesi cinsiyete göre bazı farklılıklar göstermektedir. Buna göre, kadınlar; sosyal değer, uygulama değeri, ekonomik değeri ve geliştirme– uygulama değeri boyutlarını erkeklere kıyasla daha fazla önemsemektedir. Bu çalışmada yalnızca fayda değeri, erkekler ve kadınlar bakımından aynı derecede önemli olarak algılanmıştır. Ele alınan çalışmalar kapsamında işveren markasının bazı boyutlarına verilen önem derecesinin cinsiyete göre farklılık gösterdiği söylenebilir. Ancak bu boyutlardan hangilerinin cinsiyete göre farklılık gösterdiğini tüm yönleriyle ortaya koymak için ilave çalışmalara ihtiyaç duyulmaktadır. Buradan hareketle aşağıdaki araştırma sorusu öne sürülmektedir. Araştırma Sorusu 1: İşveren markası ve alt boyutlarına (Gelişim Değeri, Sosyal Değer, Fayda Değeri, Uygulama Değeri ve Ekonomik Değer) verilen önem derecesi cinsiyete göre farklılık göstermekte midir? İşveren markası ve alt boyutlarına verilen önem derecesinin potansiyel çalışanların aldıkları eğitim türüne (Fen Bilimleri-STEM, Sosyal Bilimleri-STEM DIŞI) göre değişip değişmediği incelendiğinde, literatürde bu konuda yapılan bir çalışmaya rastlanmamıştır. Literatürde işveren markası ile eğitimi ilişkilendiren bazı çalışmalar irdelenmiş olup, bu çalışmalara ilişkin bazı bulgular aşağıda verilmiştir. Amara ve Sajid, (2012) tarafından yapılan çalışmaya göre, eğitim kurumlarının işveren marka değeri ile etkili yetenek alımı arasında aracılık rolüne sahip olduğunu ortaya koymuştur. Çalışmaya göre, potansiyel çalışanlar; güçlü bir işveren markası oluşturma gayreti olmayan kuruluşlara karşı tarafsız kalmıştır. Bu çalışmada bölüm türüne göre bir ayırım yapılmamıştır. Eger vd., (2019) tarafından işletme öğrencilerine yönelik yapılan çalışmaya göre, iş hayatına hazırlanan üniversite öğrencilerinin en fazla önem verdiği işveren markası 34 boyutu Sosyal Değer olmakla birlikte, ekonomik değer ve gelişim değeri önem atfedilen diğer işveren markası boyutlarıdır. Bu çalışmada bölüm türüne göre bir ayırım yapılmamış olmakla birlikte çalışmanın işletme öğrencilerine yönelik yapılmış olması bölüm türünün STEM DIŞI olduğunu göstermektedir. Berthon vd., (2005) tarafından Avustralyalı öğrencilere ilişkin yapılan çalışmada işveren markasının ‘Fayda Değeri’ boyutunda yer lan ‘mutlu çalışma ortamı’ öğesi işveren seçiminde ‘Ekonomik Değer’ de dahil olmak üzere diğer niteliklerden daha önemli algılanmaktadır. En çok önem verilen diğer boyutlar ise ‘Sosyal Değer’ ve ‘Ekonomik Değer’dir. Bu araştırma sadece işletme fakültesi bünyesinde yürütülmüştür. Bu nedenle çalışmanın bölüm türü STEM DIŞI olmaktadır. Arachchige ve Robertson, (2011) tarafından Sri Lanka'daki işletme öğrencilerine yönelik yapılan çalışmaya göre en çok önem verilen işveren markası boyutu ‘Gelişim Değeri’dir. Çalışmanın işletme öğrencilerine yönelik yapılmış olması bölüm türünün STEM DIŞI olduğunu göstermektedir. Sivertzen vd., (2013) tarafından Norveçli mühendislik fakültesi öğrencilerine yönelik yapılan çalışmaya göre, işveren markasının boyutları olan yenilik değeri, psikolojik değer ve uygulama değeri ile kurumsal itibar ile olumlu yönde ilişkiye sahip olup daha çok önemsenmektedir. Öte yandan çalışmaya göre, sosyal değer ve ekonomik değer boyutlarının kurumsal itibar ile anlamlı bir ilişkisi bulunmamaktadır. Ayrıca bu çalışmada, Berthon vd., (2005) tarafından potansiyel çalışanların işveren markası algılaması için önemli olan EmpAt ölçeğindeki beş boyutun aksine kuruluşlar işveren markası faaliyetlerine yatırım yapmak yerine inovasyon, kişisel gelişim, özgüven, becerilerin öğrenilmesi ve uygulanması gibi iyi bir çalışma ortamına odaklanmalıdır. Bu çalışmanın mühendislik fakültesi öğrencilerine yönelik yapılmış olması bölüm türünün STEM olduğunu göstermektedir. Benzer şekilde, Newton ve Keenan (1990) tarafından yapılan çalışmaya göre, mühendislerin iş değiştirme sebebi, maaş miktarından ziyade büyüme fırsatlarının eksikliği gibi mevcut çalışma ortamındaki sınırlamalarla ilişkilidir. Bu çalışmanın mühendislere yönelik yapılmış olması bölüm türünün STEM olduğunu göstermektedir. Van Hoye vd., 35 (2013) tarafından Türkiye’deki mühendislik ve ekonomi öğrencilerine yönelik yapılan çalışmaya göre, farklı kültürlerde ve organizasyonlarda, hem araçsal (çalışma koşulları) hem de sembolik imaj (yetkinlik) boyutlarının işveren markası çekiciliği ile önemli ölçüde ilişkili bulunmuştur. Diğer bir deyişle Türk öğrenciler daha iyi çalışma koşulları sunan ve daha yetkin olarak algılanan kuruluşlara daha fazla ilgi duymuştur. Ayrıca bu çalışmaya göre işverenler, araçsal boyutlar (görev talepleri) ve sembolik imaj boyutları (samimiyet ve yenilikçilik) temelinde birbirlerinden farklılaşmıştır. Bu çalışmanın mühendislik ve ekonomi öğrencilerine yönelik yapılmış olması STEM ve STEM DIŞI bölüm türlerinin aynı anda bir çalışmada yer aldığını göstermektedir. Bölüm türü göz önünde bulundurularak, ele alınan bu çalışmalar incelendiğinde potansiyel çalışanlar tarafından işveren markası boyutlarına verilen önem derecesi bazı çalışmalarda benzerlik göstermekle birlikte bazılarında farklılaşmıştır. Ancak, işveren markası alt boyutlarının bölüm türüne göre daha önce incelenmemiş olması nedeniyle, söz konusu bu farklılaşma tam olarak belirgin değildir. Bu bilgiler ışığında, potansiyel çalışanların işveren markası algısının bölüm türüne göre farklılık gösterip göstermediğini ortaya koymak amacıyla aşağıdaki araştırma sorusu öne sürülmektedir. Araştırma Sorusu 2: İşveren markası ve alt boyutlarına (“Gelişim Değeri, Sosyal Değer, Fayda Değeri, Uygulama Değeri ve Ekonomik Değer) verilen önem derecesi STEM ve STEMDIŞI bölümlerde öğrenim gören öğrenciler bakımından farklılık göstermekte midir? Potansiyel çalışma adaylarının işveren markası algısını ortaya koymayı amaçlayan Çalışma-1 kapsamında literatürdeki bazı çalışmalar irdelenmiş ve bunun sonucunda, işveren markasının alt boyutlarına verilen önem derecesinin cinsiyet ve bölüm türüne göre farklılaşıp, farklılaşmadığını ortaya koymak için iki farklı araştırma sorusu öne sürülmüştür. Gelecek bölümde ise Çalışma-2’ye ait literatür araştırmasına (kavramlar arası ilişkilere) yer verilecektir. 36 1.7. KAVRAMLAR ARASI İLİŞKİLER 1.7.1. İşveren Markası ile İşe Adanmışlık Arasındaki İlişki Kaynak Temelli Görüş teorisine göre; insan sermayesi, fiziksel sermaye ve örgütsel sermaye kaynakları, üç ana örgütsel kaynak türüdür (Barney, 2001). Bu araştırma, kuruluşlara sürdürülebilir rekabet avantajı sunan kurumsal sermaye kaynaklarına odaklanmaktadır. Buna ek olarak, çalışma kapsamında bir organizasyonun sermaye kaynağı olarak ender, taklit edilemez ve ikamesi mümkün olmayan işveren marka imajını sunmaktadır. Benzersiz politikalar ve uygulamalar tasarlamak, bir işveren markası imajının yaratılmasına yardımcı olmakla birlikte, potansiyel çalışma adaylarının cezbedilmesine ve mevcut çalışanların elde tutulmasını sağlamaktadır. Böyle bir işveren markasıyla çalışma deneyimi, çalışanları mevcut işverenlerle ilişkilerini sürdürmeye teşvik ederek diğer kuruluşların en iyi yetenekleri yakalamasını zorlaştırmaktadır. Bu nedenle, Kaynak Temelli Yaklaşım işveren markası ile işe adanmışlığı ilişkilendirmek için sağlam bir teorik çerçeve sağlamaktadır. Sosyal Mübadele Teorisi (Blau, 1964), işveren markası ile iş adanmışlık arasındaki ilişkiyi destekleyen bir diğer teoridir. Bu yaklaşıma göre, bireyler bulundukları bir ilişki içinde maliyetlerini en aza indirmeye çalışırken, ödüllerini en üst düzeye çıkarma eğilimi göstermektedir. Böylece bireylerin içinde bulundukları ilişkileri nasıl sürdüreceklerini belirtmektedir. Bu varsayım işveren markası yönüyle değerlendirildiğinde, çalışanlar kuruluşlarından duygusal ve ekonomik destek aldıklarında, bu destek karşılığında kuruluşlarına geri ödeme yapmak zorunda hissetmektedirler. Bunun sonucunda ise, çalışanlar; daha çok gayret göstererek kendilerini işe adamakta ve böylece daha sadık, daha kararlı ve daha memnun olmaktadırlar. Sosyal Bilgi İşleme Teorisi (Dodge, 1986; Crick ve Dodge, 1994) de işveren markası ile işe adanmışlık arasındaki ilişkiyi desteklemektedir. Sosyal Bilgi İşleme Teorisine göre, bireyler çalışma ortamlarını değerlendirmek için 37 çevrelerinden ipuçları almaktadır. Buna göre, bireyler karşılaştıkları sosyal durumları, geçmişte oluşan bilgi ve tecrübeleri veri tabanlarında değerlendirmekte ve karşılaştıkları olaylar doğrultusunda bazı ipuçları almaktadırlar. Sonrasında, bireylerin edinmiş olduğu bilgi birikimleri ve geçmiş tecrübeleri bu ipuçlarını nasıl kullanacağını belirlemektedir. Bir işveren markasının olumlu ya da olumsuz olarak yorumlanması, işveren markasının çeşitli özelliklerini tanımlayan ve örgütü benzersiz kılan politikalar ve uygulamalar açısından örgüt tarafından iletilen tutarlı mesajların bir sonucudur. İşveren markasının çalışanlar arasında olumlu bir şekilde yorumlanması, Sosyal Mübadele Teorisi ve Karşılıklılık İlkesi uyarınca işle ilgili olumlu sonuçlarda (işe adanmışlık gibi) bir artışa yol açabilmektedir. (Blau, 1964; Cropanzano ve Mitchell, 2005). Arnold (2017), adanmışlığın; üretkenlik ve durgunluk arasındaki çatışmadan kaynaklanan bir bağlılık türü olduğunu beyan etmektedir. Mevcut çalışanlar iş yerlerine; eğitim, beceriler, iş deneyimi, kişilik tipleri, duygular veya hisler gibi işe karşı tutumlarını etkileyebilecek tüm doğal özelliklerini getirmektedir