T.C. HACETTEPE ÜNİVERSİTESİ TIP FAKÜLTESİ ÜROLOJİ ANABİLİM DALI ÇOCUK ÜROLOJISINDE 4-18 YAŞ ARASI YAPILAN CERRAHİ TEDAVİNİN YAŞAM KALİTESİ VE PSİKOLOJİK İYİLİK HALİ İLE İLİŞKİSİ Dr. Berk HAZIR UZMANLIK TEZİ olarak hazırlanmıştır ANKARA 2021 ii T.C. HACETTEPE ÜNİVERSİTESİ TIP FAKÜLTESİ ÜROLOJİ ANABİLİM DALI ÇOCUK ÜROLOJISINDE 4-18 YAŞ ARASI YAPILAN CERRAHİ TEDAVİNİN YAŞAM KALİTESİ VE PSİKOLOJİK İYİLİK HALİ İLE İLİŞKİSİ Dr. Berk HAZIR UZMANLIK TEZİ olarak hazırlanmıştır TEZ DANIŞMANLARI Prof. Dr. Hasan Serkan DOĞAN Doç. Dr. Halime Tuna ESEN ÇAK ANKARA 2021 iii TEŞEKKÜR Uzmanlık eğitimim boyunca kendisiyle çalışmaktan büyük bir keyif ve mutluluk duyduğum, akademik gelişimim üzerindeki etkisi sebebiyle her zaman kendisine minnettar olacağım ve bu araştırmanın gerçekleşmesi için gerekli şartların hazırlanmasında desteğini hiçbir zaman esirgemeyen, araştırmanın oluşum aşamasında ve sonrasında değerli katkılarını ve desteğini sunan tez danışmanım Prof. Dr. Hasan Serkan Doğan’a, Araştırmanın oluşum aşamasından yazım aşamasının sonuna kadar desteğini hiçbir zaman esirgemeyen, bana vermiş olduğu destek, göstermiş olduğu hoşgörü ve sabırdan dolayı tez danışmanım Hacettepe Üniversitesi Çocuk ve Ergen Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı öğretim üyesi Doç. Dr. Halime Tuna Çak Esen’e, Araştırmanın başında çocuk ve ergen hastalarla yapılan psikiyatrik görüşmelerdeki katkısı sebebiyle aynı zamanda tıp fakültesinden dönem arkadaşım Hacettepe Üniversitesi Çocuk ve Ergen Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı araştırma görevlisi Dr. Kemal Saruhan’a, Araştırmanın ilk aşamasında Bölüm 32 Çocuk Üroloji yataklı servisindeki veri toplama sürecinde desteklerini esirgemeyen başta Çocuk Gelişimi Uzmanı Nadire Oya Gündoğdu ve tüm hemşire arkadaşlara, Mesleki kimliğimin oluşumunda ve gelişmesinde büyük katkıları olan, ürolojik cerrahi konusundaki bilgi ve becerilerini, temel ürolojik prensipleri ve cerrahi disiplini bana aktaran başta anabilim dalı başkanımız Prof. Dr. Serdar Tekgül olmak üzere tüm saygıdeğer hocalarıma, İhtisas sürem boyunca çok şey paylaştığım tüm asistan arkadaşlarıma, İş hayatında birlikte çalıştığımız servis, poliklinik ve ameliyathane hemşireleri, teknisyen ve personellerine, Her zaman yanımda olduğunu bildiğim, benimle ilgili hayallerinden birini daha gerçekleştirdiğim için sonsuz mutluluğa sahip olduğum, hayatımın her aşamasında kendisini örnek almaya çalıştığım, çok özlediğim canım babam Zekayi Hazır’a, Her zaman beni destekleyen ve her koşulda yanımda olan, üzerimde sonsuz emekleri olan ve oğlu olduğum için her zaman gurur duyduğum sevgili annem Serpil Hazır’a, ağabeyim Barış Hazır’a ve kardeşim Bulut Hazır’a, Anlayışı, sabrı ve manevi desteğini asla eksik etmeyen Dilara Şahin’e, Teşekkür ederim. iv ÖZET Hazır, B., Çocuk ürolojisinde 4-18 yaş arası yapılan cerrahi tedavinin yaşam kalitesi ve psikolojik iyilik hali ile ilişkisi, Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Tezi, Ankara, 2021. Çocuk üroloji alanında yapılan çalışmaların büyük bir kısmı bu yöntemlerin klinik sonuçlarını değerlendirmektedir; yaşam kalitesi ve psikososyal iyilik hali ile cerrahinin ilişkisine dair çocuk üroloji pratiğinde çok az çalışma mevcuttur. Özellikle de cerrahi yöntemin şeklinin cerrahi sonrası ruhsal etkileri ile yaşam kalitesinin değerlendirildiği çalışmalara ihtiyaç olduğu gözlenmiştir. Bu araştırmada çocuk üroloji kliniğinde yatırılarak ameliyat edilen 4-18 yaş arası hastaların yaşam kalitesi ve psikolojik iyilik hali üzerine etkisi olabilecek; sosyodemografik, medikal, cerrahi ve ebeveyn ve çocuğa ait psikolojik faktörler araştırılmıştır. Bu amaçla hasta ve ebeveynler ameliyat öncesi dönemde ve ameliyat sonrası 7. ayda değerlendirilmiştir. Cerrahiden önce Okul Çağı Çocukları için Duygulanım Bozuklukları ve Şizofreni Görüşme Çizelgesi- Şimdi ve Yaşam Boyu Şekli (ÇDŞG-ŞY-T) kullanılarak yapılan psikiyatrik görüşmede aktif herhangi bir psikiyatrik bozukluk tanısı konan hastalar çalışma dışında bırakılmıştır. Ameliyat öncesi dönemde dahil edilme ölçütlerini karşılayan 98 hasta, ameliyat sonrası dönemde ise 63 hasta ile çalışma gerçekleştirilmiştir. Ameliyat öncesi ve sonrası 7. ay olmak üzere iki kez psikiyatrik belirti alanlarını değerlendirmek amacıyla çalışmaya dahil edilen tüm ebeveynlerden; Çocuklar için Yaşam Kalitesi Ölçeği-Ebeveyn formu (ÇİYKÖ), Güçler Güçlükler Anketi Ebeveyn Formu (GGA); kendileri ile ilgili olarak ise Beck Anksiyete Ölçeği, Beck Depresyon Ölçeği, Belirti Tarama Listesi’ni (SCL- 90-R), Başa Çıkma Tutumlarını Değerlendirme Ölçeği’ni (COPE) doldurmaları istenmiştir. Çocuk ve ergenler de Çocuklar için Depresyon Ölçeği (ÇDÖ), Çocuklar için Yaşam Kalitesi Ölçeği, Çocuklar için Durumluk – Sürekli Kaygı Envanteri (ÇDKE – ÇSKE) doldurmuştur. Araştırma kapsamında değerlendirilen hastaların geçirdiği cerrahiler açık cerrahi/endoürolojik cerrahi ve majör cerrahi/minör cerrahi olarak iki farklı gruplandırma ile incelenmiştir. Yapılan doğrusal regresyon analizinde çocuklarda cerrahi sonrası hem ebeveynin bildirdiği yaşam kalitesi toplam puanını (p<0,001, düzeltilmiş R2: 0,304) hem de özbildirim yaşam kalitesi toplam puanını (p<0,001, düzeltilmiş R2 :0,304) en çok yordayan değişkenler ebeveyn SCL-90 Genel Şiddet skoru, geçirilmiş cerrahi sayısı ve kadın cinsiyet olarak bulunmuştur. Minör v cerrahi grubundaki ebeveynlerin ameliyat öncesi depresyon puanları (p: 0,023) ve SCL- 90 genel belirti düzeyi puanları (p: 0,010), majör cerrahi grubundan anlamlı olarak düşük bulunmuştur. Ek olarak minör cerrahi grubunda cerrahi öncesi özbildirim fiziksel yaşam kalitesi puanı daha yüksek bulunurken (p: 0,036), bu grupta cerrahi sonrası özbildirim yaşam kalitesi toplam puanının istatistiksel olarak da arttığı (p: 0,037) görülmüştür. Majör cerrahi/minör cerrahi gruplandırmasının hem ameliyat öncesi hem de ameliyat sonrası hem çocuk hem de ebeveynin ruhsal iyilik hali ve çocuğun yaşam kalitesi ile ilişkili olduğu saptanmıştır. Ancak aynı anlamlılığın açık cerrahi/endoürolojik cerrahi gruplandırmasında görülmemesi, çocuk ve ebeveynleri cerrahi yöntemin şeklinden çok altta yatan ameliyat öncesi medikal ve psikolojik hastalıkla ilişkili faktörlerin etkilediği düşünülmektedir. Cerrahi yöntemin şekillerinin gelecekte daha büyük ve homojen örneklemlerde, daha uzun ve daha sık aralıklı psikososyal izlem ile takip edilmesi, ileride klinik uygulamalara karar verilirken cerrahlara ışık tutabilecektir. Anahtar kelimeler: Cerrahi, yaşam kalitesi, çocuk üroloji vi ABSTRACT Hazir, B., The relationship between the surgical treatment performed 4 to 18 years old children in pediatric urology with quality of life and psychological well- being, Hacettepe University Faculty of Medicine, Thesis in Urology, Ankara, 2021. Most of the studies conducted in pediatric urology investigate the clinical results. However, very few studies explore the relationship between surgery and quality of life and psychosocial well-being in pediatric urology practice. Especially after surgery, It was observed that the studies evaluating the mental effects of the surgical method and the quality of life were essential. The current study investigated the psychological factors of child and parent, sociodemographic, medical and surgical factors that may affect the quality of life and psychological well-being of patients aged 4-18 years who were hospitalized and operated in the pediatric urology clinic. For this purpose, patients and parents were evaluated in the preoperative period and at the 7th month postoperatively. Before the surgery, a patient diagnosed with an active psychiatric disorder in the psychiatric interview using the Schedule for Affective Disorders and Schizophrenia for School Aged Children, Present and Lifetime Version ( K- SADS- PL) were excluded from the study. The study was conducted with 98 patients who met the inclusion criteria in the preoperative period and 63 patients in the postoperative period. Of all the parents included in the study to evaluate the psychiatric symptom areas two times, preoperatively and postoperatively; Pediatric Quality of Life Inventory- Parent report, Strengths and Difficulties Questionnaire- Parent report (SDQ); in relation to themselves Beck Anxiety Inventory, Beck Depression Inventory, Symptom Checklist (SCL-90-R), Orientation to Problems Experienced (COPE) inventory was requested to fill. Children and adolescents also filled in the Children's Depression Inventory (CDI), the Pediatric Quality of Life Inventory- self-report, and the State-Trait Anxiety Inventory for Children (STAI-CH). The surgeries of the patients evaluated within the scope of the study were examined in two different groups as open surgery/endourological surgery and major surgery/minor surgery. In the linear regression analysis, the variables that most predicted both the total score of quality of life reported by parents (p<0,001, adjusted R2: 0,304) and the total score of quality of life reported by children (p<0,001, adjusted R2: 0,304) after surgery were found to be parental SCL-90 total score, number of previous surgeries, and female gender. vii Preoperative depression scores and SCL-90 general symptom level scores of the minor surgery group's parents were significantly lower than those in the major surgery group (p: 0,023 and p: 0,010, respectively). In addition, the preoperative self-report quality of life physical score was higher in the minor surgery group (p: 0,036), while the post- surgical self-report quality of life total score increased statistically in this group (p: 0,037). Major surgery/minor surgery grouping was associated with both the child and parent's preoperative and postoperative mental well-being and the child's quality of life. However, the same significance was not seen in the open surgery/endourologic surgery grouping. This situation is clinically significant, and it was thought that factors related to the underlying preoperative psychological and medical disease rather than the type of surgical method affect the child and parents. In the future, following the forms of the surgical method in larger and homogeneous samples, with longer and more frequent psychosocial follow-ups, may shed light on surgeons when deciding on clinical applications in the future. Keywords: Surgery, quality of life, pediatric urology viii İÇİNDEKİLER TEŞEKKÜR iii ÖZET iv ABSTRACT vi İÇİNDEKİLER viii KISALTMALAR xi TABLOLAR DİZİNİ xii ŞEKİLLER DİZİNİ xv 1. GİRİŞ 1 2. GENEL BİLGİLER 3 2.1. Çocuklarda Ürolojik Cerrahi 3 2.2. Çocuklarda Yaşam Kalitesi 3 2.3. Çocukluk Çağında Anksiyete (Kaygı) 7 2.4. Çocukluk Çağında Depresif Belirtiler ve Depresyon 11 3. GEREÇ VE YÖNTEM 14 3.1. Araştırmanın Örneklemi 14 3.2. Araştırmanın Deseni 16 3.3. Araştırmadaki Veri Toplama Araçları 17 3.3.1. Sosyodemografik Veri Formu 17 3.3.2. Okul Çağı Çocukları için Duygulanım Bozuklukları ve Şizofreni Görüşme Çizelgesi- Şimdi ve Yaşamboyu Versiyonu (ÇDŞG –ŞY - T) (Schedule for Affective Disorders and Schizophrenia for School Aged Children, Present and Lifetime Version- K- SADS- PL) 17 3.3.3. Çocuklar için Yaşam Kalitesi Ölçeği (ÇİYKÖ) – Pediatric Quality of Life Questionnaire 18 3.3.4. Çocuklar için Depresyon Ölçeği (ÇDÖ) 19 3.3.5. Çocuklar İçin Durumluk - Sürekli Kaygı Envanteri (ÇDKE- ÇSKE) 19 3.3.6. Güçler Güçlükler Anketi (GGA) 20 3.3.7. Beck Depresyon Ölçeği (BDÖ) 21 3.3.8. Beck Anksiyete Ölçeği (BAÖ) 21 3.3.9. Belirti Tarama Listesi (BTL) - Symptom Check List – 90 – Revised (SCL – 90 – R) 21 ix 3.3.10. Başa Çıkma Tutumlarını Değerlendirme Ölçeği (COPE) 22 3.4. Uygulama 23 3.5. Verilerin Değerlendirilmesi ve İstatistikler 25 4. BULGULAR 27 4.1. Cerrahi Sonrası Dönemde Çalışmaya Devam Etmeyi Kabul Etmeyen/Ulaşılamayan Hastalar ile Ulaşılan Hastaların Karşılaştırılması 28 4.2. Açık ve Endoürolojik Cerrahi Gruplarının Karşılaştırılması 30 4.2.1. Açık ve Endoürolojik Cerrahi Gruplarında Sosyodemografik Özellikler 30 4.2.2. Açık ve Endoürolojik Cerrahi Gruplarında Medikal Özellikler 32 4.2.3. Açık ve Endoürolojik Cerrahi Gruplarında Çocukların Yaşam Kalitesi ve Psikiyatrik Belirti Düzeyleri 34 4.2.4. Açık ve Endoürolojik Cerrahi Gruplarında Ebeveynlerde Psikiyatrik Belirti Düzeyleri ve Başa Çıkma Tutumları 39 4.3. Majör ve Minör Cerrahi Gruplarının Karşılaştırılması 41 4.3.1. Majör ve Minör Cerrahi Gruplarında Sosyodemografik Özellikler 41 4.3.2. Majör ve Minör Cerrahi Gruplarında Medikal Özellikler 44 4.3.3. Majör ve Minör Cerrahi Gruplarında Çocukların Yaşam Kalitesi ve Psikiyatrik Belirti Düzeyleri 45 4.3.4. Majör ve Minör Cerrahi Gruplarında Ebeveynlerde Psikiyatrik Belirti Düzeyleri ve Başa Çıkma Tutumları 50 4.4. Korelasyon Analizleri 52 4.5. Tek Yönlü Varyans Analizleri 57 4.5.1. Açık ve Endoürolojik Cerrahi Grubunda Tek Yönlü Varyans Analizleri 57 4.5.2. Majör ve Minör Cerrahi Grubunda Tek Yönlü Varyans Analizleri 61 4.6. Doğrusal Regresyon Analizi 65 5. TARTIŞMA 70 5.1. Cerrahi Gruplarında Medikal ve Sosyodemografik Özellikler 71 5.2. Cerrahi Gruplarında Cerrahi Öncesi ve Sonrası Çocuklarda Yaşam Kalitesi 73 x 5.3. Cerrahi Gruplarında Cerrahi Öncesi ve Sonrası Çocuklarda Depresyon ve Anksiyete Düzeyleri ve Genel Psikiyatrik Belirtiler 77 5.4. Cerrahi Gruplarında Cerrahi Öncesi ve Sonrası Ebeveynlerde Depresyon ve Anksiyete Düzeyleri ve Genel Psikiyatrik Belirtiler 81 5.5. Çalışmanın Güçlü Yanları ve Kısıtlılıkları 83 6. ÖNEMLİ BULGULAR, SONUÇ VE ÖNERİLER 84 7. GELECEKTEKİ ÇALIŞMALAR İÇİN ÖNERİLER 86 8. KAYNAKLAR 87 9. EKLER EK-1. Formları Dolduranın Adı Soyadı / Yakınlık Derecesi EK-2. Çocuklar Için Yaşam Kalitesi Ölçeği (Çocuk Formu) EK-3. Çocuklar İçin Depresyon Ölçeği (Kendisi) EK-4. Çocuklar İçin Durumluk Kaygı Envanteri EK-5. Güçler Güçlükler Anketi EK-6. Beck Depresyon Ölçeği EK-7. Beck Anksiyete Ölçeği EK-8. SCL-90- R EK-9. COPE xi KISALTMALAR BAÖ Beck Anksiyete Ölçeği BDÖ Beck Depresyon Ölçeği BTL(SCL-90) Belirti Tarama Listesi ÇDKE – ÇSKE Çocuklar İçin Durumluk - Sürekli Kaygı Envanteri ÇDÖ Çocuklar için Depresyon Ölçeği ÇDSG-ŞY-T Okul Çağı Çocukları için Duygulanım Bozuklukları ve Şizofreni Görüşme Çizelgesi- Şimdi ve Yaşamboyu Versiyonu ÇİYKÖ Çocuklar için Yaşam Kalitesi Ölçeği COPE Başa Çıkma Tutumlarını Değerlendirme Ölçeği DSM-3 Tanısal ve istatistiksel El Kitabı, 3. Baskı DSM-4 Tanısal ve istatistiksel El Kitabı, 4. Baskı DSM-5 Tanısal ve istatistiksel El Kitabı, 5. Baskı DSÖ Dünya Sağlık Örgütü GBD Genel Belirti Düzeyi GGA Güçler Güçlükler Anketi HÜTF Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi SİYK Sağlıkla İlişkili Yaşam Kalitesi xii TABLOLAR DİZİNİ Tablo Sayfa 2.1. Kaygı bozuklukları sınıflandırılması (DSM-5). 8 2.2. Yaygın anksiyete bozukluğu tanı kriterleri (DSM-5). 8 2.3. Ayrılık anksiyetesi bozukluğu tanı kriterleri (DSM-5) 9 2.4. DMS- 5 major depresif bozukluk tanı kriterleri. 11 4.1. Açık cerrahi ve endoürolojik cerrahi grubunda yer alan cerrahiler. 27 4.2. Majör ve minör cerrahi grubunda yer alan cerrahiler. 28 4.3. Cerrahi sonrası formu olan ile olmayan hastaların karşılaştırılması. 29 4.4. Açık ve endoürolojik cerrahi gruplarında cinsiyet, yaş ve eğitim özellikleri. 30 4.5. Açık ve endoürolojik cerrahi gruplarında anne- babaların eğitim düzeyi ve iş durumu. 31 4.6. Açık ve endoürolojik cerrahi gruplarında önceden geçirilmiş cerrahi. 33 4.7. Açık ve endoürolojik cerrahi grubunda anestezi süresi. 33 4.8. Açık ve endoürolojik cerrahi gruplarında cerrahi sonrası komplikasyon. 34 4.9. Açık ve endoürolojik cerrahi gruplarında cerrahi sonrası yatış süresi. 34 4.10. Açık ve endoürolojik cerrahi gruplarında cerrahi öncesi özbildirim ÇİYKÖ 35 4.11. Açık ve endoürolojik cerrahi gruplarında cerrahi öncesi ve sonrası özbildirim ÇİYKÖ. 35 4.12. Açık ve endoürolojik cerrahi gruplarında cerrahi öncesi ÇİYKÖ-ebeveyn formu. 36 4.13. Açık ve endoürolojik cerrahi gruplarında cerrahi öncesi ve sonrası ÇİYKÖ – ebeveyn formu. 36 4.14. Açık ve endoürolojik cerrahi gruplarında cerrahi öncesi ÇDÖ. 36 4.15. Açık ve endoürolojik cerrahi gruplarında cerrahi öncesi ve sonrası ÇDÖ. 37 4.16. Açık ve endoürolojik cerrahi gruplarında cerrahi öncesi ÇDKE – ÇSKE. 37 4.17. Açık ve endoürolojik cerrahi gruplarında cerrahi öncesi ve sonrası ÇDKE – ÇSKE. 38 4.18. Açık ve endoürolojik cerrahi gruplarında cerrahi öncesi GGA. 38 4.19. Açık ve endoürolojik cerrahi gruplarında cerrahi öncesi ve sonrası GGA. 39 4.20. Açık ve endoürolojik cerrahi gruplarında cerrahi öncesi ebeveyn BAÖ, BDÖ ve BTL genel belirti düzeyi. 39 4.21. Açık ve endoürolojik cerrahi gruplarında cerrahi öncesi ve sonrası BAÖ, BDÖ ve BTL genel belirti düzeyi. 40 xiii 4.22. Açık ve endoürolojik cerrahi gruplarında cerrahi öncesi COPE. 40 4.23. Açık ve endoürolojik cerrahi gruplarında cerrahi öncesi ve sonrası COPE. 41 4.24. Majör ve minör cerrahi gruplarında cinsiyet, yaş ve eğitim özellikleri. 42 4.25. Majör ve minör cerrahi gruplarında anne- babaların eğitim düzeyi ve iş durumu. 42 4.26. Majör ve minör cerrahi gruplarında önceden geçirilmiş cerrahi. 44 4.27. Majör ve minör cerrahi gruplarında anestezi süresi. 44 4.28. Majör ve minör cerrahi gruplarında cerrahi sonrası komplikasyon. 45 4.29. Majör ve minör cerrahi gruplarında cerrahi sonrası yatış süresi. 45 4.30. Majör ve minör cerrahi gruplarında cerrahi öncesi özbildirim ÇİYKÖ. 46 4.31. Majör ve minör cerrahi gruplarında cerrahi öncesi ve sonrası özbildirim ÇİYKÖ. 46 4.32. Majör ve minör cerrahi gruplarında cerrahi öncesi ÇİYKÖ - ebeveyn formu. 47 4.33. Majör ve minör cerrahi gruplarında cerrahi öncesi ve sonrası ÇİYKÖ - ebeveyn formu. 47 4.34. Majör ve minör cerrahi gruplarında cerrahi öncesi ÇDÖ. 48 4.35. Majör ve minör cerrahi gruplarında cerrahi öncesi ve sonrası ÇDÖ. 48 4.36. Majör ve minör cerrahi gruplarında cerrahi öncesi ÇDKE – ÇSKE. 48 4.37. Majör ve minör cerrahi gruplarında cerrahi öncesi ve sonrası ÇDKE – ÇSKE. 49 4.38. Majör ve minör cerrahi gruplarında cerrahi öncesi GGA. 49 4.39. Majör ve minör cerrahi gruplarında cerrahi öncesi ve sonrası GGA. 50 4.40. Majör ve minör cerrahi gruplarında cerrahi öncesi ebeveyn BAÖ, BDÖ ve BTL genel belirti düzeyi. 51 4.41. Majör ve minör cerrahi gruplarında cerrahi öncesi ve sonrası BAÖ, BDÖ ve BTL genel belirti düzeyi 51 4.42. Majör cerrahi ve minör cerrahi grubunda cerrahi öncesi COPE. 52 4.43. Majör ve minör cerrahi gruplarında cerrahi öncesi ve sonrası COPE. 52 4.44. Medikal ve psikososyal değişkenler ile çocuk ve ebeveyne ait cerrahi öncesi yaşam kalitesi ve ruhsal belirti düzeyleri arasındaki korelasyon katsayıları (r) (s=98). 55 4.45. Medikal ve psikososyal değişkenler ile çocuk ve ebeveyne ait cerrahi sonrası yaşam kalitesi ve ruhsal belirti düzeyleri arasındaki korelasyon katsayıları (r) (s=63). 56 4.46. Açık ve endoürolojik cerrahi grubunda ÇİYKÖ tüm puanlarının tek yönlü varyans analizi 57 xiv 4.47. Açık ve endoürolojik cerrahi grubunda ebeveynin bildirdiği ÇİYKÖ puanlarının tümünün tek yönlü varyans analizi. 58 4.48. Açık ve endoürolojik cerrahi grubunda ÇDÖ, ÇİSKE, ÇİDKE ve GGA toplam puanın tek yönlü varyans analizi 60 4.49. Açık ve endoürolojik cerrahi grubunda BAÖ ve BDÖ’nün tek yönlü varyans analizi. 61 4.50. Majör ve minör cerrahi grubunda ÇİYKÖ puanlarının tümünün tek yönlü varyans analizi. 62 4.51. Majör ve minör cerrahi grubunda ebeveynin bildirdiği ÇİYKÖ puanlarının tümünün tek yönlü varyans analizi. 63 4.52. Majör ve minör cerrahi grubunda ÇDÖ, ÇİSKE, ÇİDKE ve GGA toplam puanın tek yönlü varyans analizi. 63 4.53. Majör ve minör cerrahi grubunda BAÖ’nün tek yönlü varyans analizi 64 4.54. Majör ve minör cerrahi grubunda BDÖ’nün tek yönlü varyans analizi. 64 4.55. Çocuklar için özbildirim ÇİYKÖ doğrusal regresyon modelleri. 66 4.56. ÇDKE – ÇSKE – ÇDÖ için doğrusal regresyon modeli 67 4.57. Ebeveynin bildirdiği ÇİYKÖ puanları için doğrusal regresyon analizi 69 4.58. Ebeveynin bildirdiği çocuklar için GGA için doğrusal regresyon analizi. 69 xv ŞEKİLLER DİZİNİ Şekil Sayfa 5.1. Açık ve endoürolojik cerrahi de ÇİYKÖ toplam puanının zamana karşı değişimi. 58 5.2. Açık ve endoürolojik cerrahide ÇDÖ’nün zamana karşı değişimi. 59 5.3. Açık ve endoürolojik cerrahide GGA toplam puanının zamana karşı değişimi. 60 5.4. Majör ve minör cerrahide ÇİYKÖ toplam puanının zamana karşı değişimi. 62 5.5. Majör ve minör cerrahide BDÖ’nün toplam puanının zamana karşı değişimi. 65 1 1. GİRİŞ Çocuklarda ürolojik klinik problemlerin çoğu özelleşmiştir ve birçok yönden yetişkinden farklıdır (1). Yıllar geçtikçe, çocuk hasta grubunun anatomisi ile ilgili bilginin artması ve erişkin hasta ile farkının kavranmasıyla birlikte ürolojik bir rahatsızlığı olan çocuk hastaya yaklaşım değişmiştir. Örnek verecek olursak, Şu an çoğu Avrupa ülkesinde ve ülkemizde çocuk ürolojisi artık ürolojinin ve çocuk cerrahisinin altında bir yan dal uzmanlık alanı olarak kabul edilmektedir (1). Çocuk ürolojisi içerisinde çok sayıda cerrahi yöntem mevcuttur ve aynı klinik problem için farklı cerrahi yöntemlerin klinik sonuçları değerlendirilerek ve cerrahi başarıdan ödün vermeksizin hasta için daha az morbiditeye sahip yöntemler araştırılmaktadır. Tecrübenin artması ve teknolojinin gelişmesi ile birlikte bu alandaki tedavi seçenekleri her geçen gün değişmekte ve çeşitlenmektedir. Cerrahi başarı için bir bileşen komplikasyonun en aza indirgendiği ve fiziksel sonuçların yeterli düzeyde olmasıyken diğer bir bileşen ise cerrahi sürecinde hasta ve ebeveynlerinin yaşam kalitesi algısı ve ruhsal etkilenme düzeyleridir (2). Dünya Sağlık Örgütü “Sağlık”ı şöyle tanımlanmıştır: “Sağlık sadece hastalık ve sakatlığın olmayışı değil, bedence, ruhça ve sosyal yönden tam iyilik halidir.” (3). Bu tanımda da görüldüğü gibi bedensel ve ruhsal iyilik hali birlikte sağlığın bileşenleridir. Bu sebeple cerrahi şekline göre çocukta ve ailesinde ruhsal durum ve ruhsal durumun cerrahi sonrası nasıl değiştiği ve cerrahi sonrası ruhsal duruma etki eden faktörlerin öngörülebilmesi yapılabilecek girişimin şeklini belirlerken dikkate alınmalıdır. Şu ana kadar çocuk ürolojisi alanında yapılan çalışmaların büyük bir kısmı bu yöntemlerin klinik sonuçlarını değerlendirmektedir. Fakat, yaşam kalitesi ve özellikle de psikososyal iyilik hali ile cerrahinin ilişkisine dair çocuk ürolojisi pratiğinde çok az çalışma mevcuttur (2, 4, 5). Çocuk ürolojisi hastalarında gerçekleştirilen cerrahilerin çocuk ve ebeveynleri üzerinde psikososyal ve ruhsal etkileri ile yaşam kalitesinin değerlendirildiği çalışmalara ihtiyaç vardır. Örnek olarak; literatürde yer alan bir çalışmaya göre vezikoüreteral reflü tanısına sahip hastaların yaşam kalitesini cerrahi tipten daha çok, hastane ziyareti sayısı, aldığı tedaviler ve yapılan tetkikler etkilemektedir (5). 2 Tüm bu nedenlerle, çalışmanın başlangıç noktası çocuğun psikolojik iyilik halini cerrahi yöntemin şeklinden çok, cerrahi sonrası çocuğun ve ebeveynin doktor ve hastaneyle ilişkisine dair algıları olduğu gözlemidir. Bu çalışmada çocuk üroloji kliniğinde yatırılarak ameliyat edilen 4-18 yaş arası çocuk ve ergenlerin yaşam kalitesi ve psikolojik iyilik hali üzerine etkisi olabilecek; sosyodemografik, medikal, cerrahi ve ebeveyn ve çocuğa ait psikolojik faktörler araştırılmıştır. Bu amaçla hasta ve ebeveynler ameliyat öncesi dönemde ve ameliyat sonrası 7. ayda değerlendirilmiştir. Çalışmanın temel hipotezleri; (1) cerrahi öncesi medikal özellikler cerrahi öncesi çocuk ve ebeveynin ruhsal iyilik hali ve yaşam kalitesi ile ilişkili olacaktır, (2) cerrahi öncesi çocuğun ruhsal iyilik hali ve yaşam kalitesi ebeveynin ruhsal belirti düzeyi ile ilişkili olacaktır, (3) cerrahi sonrası çocuğun ruhsal iyilik hali ve yaşam kalitesi cerrahi tipinden (açık/endoürolojik) çok altta yatan medikal hastalık nedeniyle cerrahinin majör ya da minör olarak yapılması gerekliliği ile ilişkili olacaktır, (4) cerrahi sonrası çocuğun ruhsal iyilik hali ve yaşam kalitesi ebeveynin ruhsal belirti düzeyi ile ilişkili olacaktır. 3 2. GENEL BİLGİLER 2.1. Çocuklarda Ürolojik Cerrahi 2000’li yıllara kadar çocuk ürolojide cerrahi tedavi temel olarak açık cerrahi prosedürlerden oluşmaktaydı. Ancak ilk olarak bir tanı aracı olarak kullanılan minimal invaziv yöntemler, teknolojik gelişim ile birlikte (daha küçük endoskopik aletler, yüksek çözünürlüklü kameralar) günümüzde çocuk üroloji pratiğinde gittikçe daha yaygın olarak kullanılır hale gelmiştir (6-8). Cerrahinin kozmetik sonuçlarındaki iyileşmeler, daha hızlı ameliyat sonrası taburculuk ve iyileşme süreleri nedeniyle minimal invaziv yöntemler doktorlar ve çocukların ebeveynleri tarafından daha fazla tercih edilmektedir (9-12). Öte yandan laparoskopi ve robotik cerrahi tekniklerinin öğrenimi, alt yapısının kurulması ve uygulanması için ciddi miktarda maddi kaynak gerektirmektedir (13, 14). Operasyon süreleri açısından bakıldığında ise minimal invaziv cerrahiler açık cerrahilere göre daha uzun sürmektedir ve cerrahın yeterliliğine son derece bağımlıdır (15-17). Bununla birlikte açık cerrahi ile minimal invaziv cerrahi sonuçlarını karşılaştıran verilerin yetersiz olması sebebiyle açık cerrahi halen çocuk ürolojideki çoğu hastalık için altın standart kabul edilmektedir (18). 2.2. Çocuklarda Yaşam Kalitesi DSÖ; sağlığı hastalık ve sakatlığın olmaması ile birlikte fiziksel, ruhsal ve toplumsal yönden tam bir iyilik hali olarak tanımlamıştır. Bu alanda uzman pek çok kişi yaşam kalitesini çok katmanlı bir yapı olarak değerlendirmiştir (3). Bunlar; 1. Fiziksel fonksiyon: Hastanın kendi bakım aktivitelerini, işlevselliğini, fiziki aktivitelerini ve işindeki ya da aile içerisindeki sorumluluklarını yerine getirip getirmediğini denetlemektedir. 2. Psikolojik fonksiyon: Yaşamdan doyum alma, yararlı olduğunu düşünme, beden imgesi, kaygı, dinlenme ve meşguliyet ile ilgili durumlar, bir işi tamamlama, yaşamın anlamı ve mutluluk gibi duyguları içerir. 4 3. Sosyal fonksiyon: Bireysel fonksiyonlar, sosyal aktivitelerdeki rol işlevi, başkalarından destek alma gibi sosyal durumları içerir. 4. Hastalık ve tedavi ile ilgili belirtiler: Bulantı, alopesi, sedasyon gibi tedavi yan etkilerinin, ağrı ya da solunumda zorluk gibi mevcut hastalık belirtilerinin bulunup bulunmadığını içerir (19-21). Sağlık tanımı, DSÖ’nün aksine, dünyanın her yerinde uzun yıllar boyunca dar bir bakış açısıyla ele alınmış ve mortalite-morbidite ekseninde ölçülmeye ve tanımlanmaya çalışılmıştır (22). Engel’in 1977 yılında tavsiye ettiği biyopsikososyal model, bir dönem noktası olarak görülmektedir. Bu modele göre hastalık ve sağlık; biyolojik, sosyal ve psikolojik değişkenlerin etkileşimi ile şekillenmektedir. Hastaya sadece kendisiyle değil çevresiyle de birlikte ele alan, ruhen, bedenen ve sosyal yönden iyilik halini hedefleyen bir hasta merkezli yaklaşıma geçilmiştir (23). Teknolojik gelişmeyle birlikte sağlık alanında önemli gelişmeler yaşanmış ve bu sayede tedavi yöntemlerindeki ilerlemelerle mortalite azalmış ve insanlar daha uzun süre kronik hastalıklarla yaşamak zorunda kalmıştır ve hastaların ruhen, bedenen ve sosyal yönden iyilik durumu daha ön plana çıkmıştır. Bunun sonucunda da hastaların değerlendirilmesinde, yaşam sürelerinin uzaması ve yakınmaların azalması gibi göstergeler yetersiz kalmış, hastaların kendi hayatları için yaptıkları değerlendirmeler gittikçe önem kazanmıştır ve bu değerlendirme “Yaşam Kalitesi” olarak adlandırılmıştır (24). DSÖ yaşam kalitesini şu şekilde tanımlamıştır; “Bireylerin kendi yaşamlarını, içinde bulundukları kültür ve değer sistemleri şartlarında, hedefleri, beklentileri, standartları ve ilgileri ile bağlantılı olarak algılama şekli” (25). Yaşam kalitesi, kişinin fiziksel sağlığı, psikolojik durumu, kişisel inançları ve sosyal ilişkileri gibi birçok durumdan etkilenen geniş bir kavramdır (25). Yaşam kalitesinin diğer bir tanımlaması da bireyin yaşamdan doyum sağlaması, eğlenmeye yeteri kadar zaman ayırması, duygusal ve fiziksel durumunun yeterli düzeyde olması ve tüm gereksinimlerini karşılayabilmesidir(26). 5 Tıp literatürüne 1960 yılında giren “Yaşamın Niceliği ve Niteliği - On the Quantity and Quality of Life” isimli makalede ilk kez yaşam kalitesi ifadesi ele alınmıştır (27). 1980 yılından itibaren yaşam kalitesi içinde sağlığı etkileyen alanları kapsayacak şekilde “Sağlıkla İlişkili Yaşam Kalitesi” (SİYK) kavramı geliştirilmiştir (22). Hastalığın ve o hastalığın tedavisinin kişinin yaşamındaki fiziksel (ağrı ve rahatsızlık, enerji ve yorgunluk, uyku ve istirahat), duygusal (öğrenme, konsantrasyon, olumlu ve olumsuz duygular, düşünme ve benlik saygısı), ve çevresel (yaşadığı yer, finansal kaynaklar, sağlık merkezleri ve sosyal alanlara erişim, özgürlük, güvenlik) alanlara etkisini belirlemek için SİYK kavramı kullanılmaktadır (26). Sağlığın yaşam kalitesi üzerindeki etkisini bilimsel bir şekilde ortaya koymak için SİYK ölçekleri geliştirilmiştir. Bu ölçekler temel olarak kişinin kendini değerlendirdiği anketlerden oluşturulmuştur. SİYK ölçümü ile hasta daha kapsamlı değerlendirebilmektedir. Böylece hasta hekim etkileşiminin arttırılması ve tedavi etkinliğinin değerlendirilmesi sağlanmaktadır (26). Cerrahi geçiren çocuklar sıklıkla, erişkin hastalar gibi içinde bulunduğu klinik ve duygusal durumu ifade edememektedir. Bu sebeple, erişkinde kullanılan ölçeklerin ergen ya da çocuklarda kullanılmasının uygun olmadığı belirtilmekte ve her yaş grubuna uygun farklı ölçeklerin kullanılması gerektiği vurgulanmaktadır (28-31). Çocukların yaşam kalitesi, ebeveynlerin gözünden mi yoksa direk çocukların kendisinin bildirimi ile değerlendirilmesi gerektiği halen tartışılan konulardan biridir. Ancak günümüzde çocukların yaşam kalitesi ölçümü mümkün olduğunca kendilerinin bildirimi ile yapılması gerektiği düşüncesi baskın hale gelmiştir (30, 32). Ebeveynlerin ve çocukların paralel olarak doldurabileceği ölçekler bu konuda en uygun çözüm gibi gözükse de bu ölçekler az sayıdadır. Ayrıca ebeveyn-çocuk formlarının sonuçlarının her zaman birbiri ile çok uyumlu olması beklenmemektedir (28, 33, 34). SİYK ölçümü, çocukların ifade edemedikleri sorunlu alanları tespit etmemizi sağlayabileceği gibi fiziksel ve psikososyal sağlık ve yaşam kalitesi sorunlarını tanımak için, standart bir tarama aracı olarak önerilmektedir (35). Çocuklarda SİYK ile ilgili çalışmalar 1980’li yıllarda başlamıştır. 1986 yılında Herndon ve ark. tarafından yapılmış bir çalışmada, yanığa bağlı ağrısı olan 12 çocukta yaşam kalitesini fiziksel işlevsellik, yanık izi derecesi, psikososyal uyum açısından incelemişlerdir. Bu çalışma sonucunda 6 çocukların üçte birinde aşırı korku, nevrotik ve somatik semptomlar görülmüş ancak hepsinin içinde bulunduğu sıkıntılı duruma uyum sağladığı izlenmiştir. Bu çocuk hastaların geç adölesan ve erken yetişkinlik döneminde psikolojik etkilenmesine tekrar bakılması gerektiği vurgulanmıştır (36). 1987 yılında Ditesheim ve Templetom adlı araştırmacılar ise anüsü olmayan bebeklere yaptıkları cerrahi sonrasında çocukların okula devamlılık, sosyal ilişki ve fiziksel becerileri durumlarına bakarak yaşam kalitelerini değerlendirmişlerdir. Bu hasta grubunda cerrahi sonrası gayta inkontinansının yaşam kalitesi ile doğrudan ilişkili olduğu bulunmuştur. Bu çalışma sonucunda fiziki morbiditenin yaşam kalitesine etkisinin önemi vurgulanmıştır (37). 1988 yılında Henning ve ark. ise son dönem böbrek hastalığı olan çocukların yaşam kalitesini, o çocukların boylarını ve davranışlarını göz önüne alarak incelemişlerdir. Çalışma sonucunda hastaların morbiditeleri sebebiyle sosyal ilişkilerinin zaıyfladığı ve psikolojik iyilik halinin etkilendiği belirtilmiştir. Hastaların psikososyal durumlarını tespit edebilecek ölçeklerin geliştirilmesi gerektiği, bu sayede hastaların eksiksiz bir rehabilitasyona ulaşabileceği vurgulanmıştır (38). Çocuklarda yapılan bu ilk değerlendirmeler basit düzeyde olsa da genel ve hastalığa özgü yaşam kalitesi ölçeklerinin gelişimine öncülük etmeleri açısından önemli oldukları vurgulanmaktadır (39). Çocuklarda cerrahinin SİYK’ye etkisi ise son zamanlarda sık tartışılan konulardan bir haline gelmiştir. Schönbucher ve ark.’nın yaptığı 2008 yılındaki bir çalışmada ise hipospadias cerrahisi geçiren 77 çocuk ile kontrol grubu yaşam kalitesi açısından karşılaştırılmıştır (4). Yao ve arkadaşları da 2011 yılında yaptığı çalışmada vezikoüreteral reflü tanısı olan 353 çocukta, üreter reimplantasyonu cerrahisi sonrası yaşam kalitesi değişimini cerrahi olmayan grubun yaşam kalitesi değişimi ile karşılaştırmıştır (2). Rabbitts ve arkadaşları 2015 yılında cerrahi kliniğe başvuran ve majör ortopedik cerrahi planı olan 60 çocukta cerrahi öncesi ve sonrası yaşam kalitesini ölçmüştür. Cerrahi öncesi kaygı düzeyi yüksekliğinin cerrahi sonrası düşük yaşam kalitesiyle ilişkili olduğu bulunmuştur (40). Taskinen ve ark.’nın 2015 yılında bir çalışmada mesane ekstrofisi ve epispadias cerrahisi geçirmiş adolesanlarda yaşam kalitesini incelemiştir. Genital yapıda kozmetik görüntünün olmaması, üriner 7 inkontinans varlığı ve mesane augmentasyonu hikayesi olan hastalar, düşük yaşam kalitesi ve yüksek psikiyatrik belirtilere daha yatkın olduğu bulunmuştur (41). Sonuç olarak, SİYK verilerinin sistematik olarak toplanması, analiz edilerek sağlık politikası belirleyenlere sunulması daha verimli ve etkili sağlık politikalarının yaratılmasında yardımcı olabilir (26). Gelecekte yüksek olasılıkla yaşam kalitesi hastanın gerekli tedavi biçimine karar vermede ilk düşünülmesi gereken unsurlardan biri olacaktır. 2.3. Çocukluk Çağında Anksiyete (Kaygı) Anksiyete, bireye yönelik olası bir tehdit karşısında gereken cevabın verilmesi için harekete geçmesine hazırlayan bir biyolojik olarak hayatta kalmaya yarayan bir stratejidir (42). Anksiyete bozukluklarında ise genelde tetikleyici bir faktör olmaz ya da tetikleyici faktöre abartılı bir tepki söz konusudur. Anksiyetenin birey üzerinde bir takım fiziksel ve zihinsel etkiler mevcuttur. Anksiyetenin zihinsel etkileri, kötü bir durum olacak hissi, hafızada bozulma, konsantrasyonda zayıflama ve irritabilite olarak sayılabilir. Anksiyetede sempatik sinir sistemi uyarımı sebebiyle oluşan fiziksel belirtiler; terleme, ağız kuruluğu, el ve ayaklarda titreme, yutkunmada zorlanma, barsak hareketlerinde artma veya azalma, çarpıntı, kalp üzerinde ağrı, nefes almada zorluk, sık nefes alıp verme, kulakta çınlama ve baş dönmesi olarak sıralanabilir (43). Dünya üzerinde anksiyete bozukluğu yaşayan tahmini kişi sayısı 250 milyonun üzerindedir (genel yaygınlık %3,6); yaygınlık kadınlarda (%4,6) erkeklere (%2,6) göre daha fazladır (44). Tablo 2.1’de kaygı bozuklarının ruhsal bozuklukların tanısal ve istatistiksel el kitabı, 5. baskınına (DSM-5) göre en son sınıflandırılması ve Tablo 2.2’de yaygın kaygı bozukluğunun tanı ölçütleri, Tablo 2.3’de ise çocukluk çağında en sık görülen kaygı bozukluğu olan ayrılık kaygısı bozukluğunun tanı ölçütleri verilmiştir (45). 8 Tablo 2.1. Kaygı bozuklukları sınıflandırılması (DSM-5). A- Ayrılık kaygısı bozukluğu B- Seçici konuşmazlık (mutism) C- Özgül fobi D- Toplumsal kaygı bozukluğu (sosyal fobi) E- Panik bozukluk F- Agarofobi G- Yaygın anksiyete bozukluğu H- Madde veya ilacın neden olduğu kaygı bozukluğu İ- Başka bir sağlık durumuna bağlı kaygı bozukluğu J- Tanımlanmış diğer bir kaygı bozukluğu K- Tanımlanmamış kaygı bozukluğu Tablo 2.2. Yaygın anksiyete bozukluğu tanı kriterleri (DSM-5). A- En az 6 aylık bir sürenin çoğu gününde, birtakım olaylar veya etkinliklerle (işte ya da okulda başarı gösterebilme gibi) ilgili olarak, aşırı bir kaygı ve kuruntu (kaygılı beklenti) vardır. B- Kişi kuruntularını denetim altına almakta güçlük çeker. C- Bu kaygı ve kuruntuya, aşağıdaki altı belirtiden üçü (ya da daha çoğu) eşlik eder (en azından kimi belirtiler son altı ayın çoğu gününde bulunmuştur). 1- Dinginleşememe (huzursuzluk) ya da gergin ya da sürekli diken üzerinde olma. 2- Kolay yorulma. 3- Odaklanmada güçlük çekme ya da zihin boşalması. 4- Kolay kızma. 5- Kas gerginliği. 6- Uyku bozukluğu (uykuya dalmakta ya da uykuyu sürdürmekte güçlük çekme ya da dinlendirmeyen, doyurucu olmayan bir uyku uyuma). D- Kaygı, kuruntu ya da bedensel belirtiler, klinik açıdan belirgin bir sıkıntıya ya da toplumsal, işle ilgili alanlarda ya da önemli diğer işlevsellik alanlarında işlevsellikte düşmeye neden olur. E- Bu bozukluk, bir maddenin (örn. kötüye kullanılabilen bir madde bir ilaç) ya da başka bir sağlık durumunun (örn. hipertiroidi) fizyoloji ile ilgili etkilerine bağlanamaz. F- Bu bozukluk başka bir ruhsal bozuklukla daha iyi açıklanamaz (örn. Panik bozukluğunda panik atakları olacağına ilişkin kaygı ya da kuruntu, toplumsal kaygı bozukluğunda (sosyal fobi) olumsuz değerlendirme, takıntı-zorlantı bozukluğunda bulaşma ya da diğer takıntılar, ayrılma kaygısı bozukluğunda bağlandığı kişilerden ayrılma, örselenme sonrası gerginlik bozukluğunda örseleyici olayların anımsatıcıları, anoreksiya nervozada kilo alma, bedensel belirti bozukluğunda bedensel yakınmalar, beden algısı bozukluğunda algılanan görünün kusurları, hastalık kaygısı bozukluğunda önemli bir hastalığı olma ya da şizofreni ya da sanrısal bozuklukta sanrısal inançların içeriği). 9 Tablo 2.3. Ayrılık anksiyetesi bozukluğu tanı kriterleri (DSM-5) A. Aşağıdakilerden üçünün (ya da daha fazlasının) olması ile belirli, kişinin evden ya da bağlandığı insanlardan ayrılmasıyla ilgili, gelişimsel olarak uygunsuz ve aşırı anksiyetesinin olması veya korku duyulması: 1. Evden yahut bağlandığı kişilerden ayrılacak gibi olduğunda veya ayrıldığında aşırı kaygı duyma. 2. Bağlandığı başlıca kişileri yitireceği veya kişilerin başına kötü bir olay gelmesiyle ilgili olarak yoğun biçimde tasalanma. 3. Beklenmedik kötü bir olayın, bağlandığı kişilerden ayrılmasına sebep olacağına dair yoğun kaygı. 4. Ayrılma kaygısı dolayısıyla evden uzaklaşması gerek durumlardan kaçınma davranımı, okula veya işe gitmeme. 5. Evde yahut evin dışında yalnız olmaktan veya bağlı olduğu kişilerden ayrı olmaktan, devamlı yoğun korku duyma ya da isteksizlik. 6. Bağlandığı kişiler yanında olmadan ya da evin dışında uyumayı reddetme veya uyumak konusunda isteksizlik gösterme. 7. Ayrılma hakkında yenileyen kâbus görme 8. Bağlı olduğu kişilerden ayrılma durumunda yahut ayrılmaya dair işaretler belirdiğinde tekrarlanan fiziksel belirtilerin oluşması (karın ağrıları, baş ağrıları, kusma, bulantı). B. Bu kaygı durumu veya kaçınma davranışı devamlılık gösterir. Çocuk ve ergenler de belirtilerin en az dört hafta, yetişkinlerde ise altı ay ya da daha uzun devam etmesi gerekir C. Bu kaygı, klinik açıdan gözle görülür bir sıkıntıya veya toplumsal, işle alakalı ve/veya okulla alakalı açısından önemli işlevsellik kaybına neden olur. D. Bu bozukluk, otizmle, psikozla, yaygın kaygı bozukluğuyla, agorafobiyle veya hastalık kaygısı bozukluğu gibi diğer ruhsal bozukluklarla daha iyi açıklanamaz. Normal anksiyete, gelişimsel olarak bebeklik döneminde görülmeye başlar. Çocuklarda farklı tepkilerle ortaya çıkması beklenen normal anksiyetelere; ayrılma anksiyetesi, kastrasyon (iğdiş etme) anksiyetesi örnek verilebilir. Bu durumlar yaş ilerledikçe bireyin günlük fonksiyonlarını ve performansını etkileyecek seviyeye yükselirse patolojik olarak değerlendirilir. Anksiyete yaşa ve farklı şartlara göre normal veya patolojik olarak sınıflandırılır. İlk 2 yaşta çocuğun ebeveynden ayrılmasına tepki olarak gösterdiği ayrılık anksiyetesi doğal olarak karşılanırken, oldukça iyi imkanlara rağmen yaşadığı şehri terk edemeyen kişinin ayrılma anksiyetesi doğal karşılanmamaktadır (46). İleri yaşlardaki ruhsal tepkilerin temelini çocukluktaki anksiyete yaratan durumlar oluşturmaktadır. Bebeklik dönemindeki çocukların temel ihtiyaçlarının karşılanmaması veya aşırı düzeyde anneye bağımlı hale getirilmesi ilkel anksiyete denilen durumun etkenleridir. Bununla birlikte gereksinimleri anne tarafından tamamen karşılanan çocuğun, annesinden ayrılmak zorunda kalması çocukta güvensizlik ve anksiyete oluşturabilir. Küçük çocukları endişelendiren önemli 10 unsurlardan birisi de beklenmedik bir şekilde ortaya çıkan çevre değişiklikleridir. Çocukların alıştıkları günlük işlerin bozulması veya sahip olduğu bir şeyi yitirmeleri durumunda da (aniden memeden kesilme durumu ya da anne memesinden yoksunluk) anksiyete duygusu ortaya çıkabilir. 3-4 yaşındaki erkek çocuklarda iğdiş edilme, kızlarda ise erkeklerdeki cinsel organdan farklı bir cinsel organa sahip olduğunun anlaşılmasına bağlı anksiyeteler görülür. Yaş ilerledikçe okul, kardeş doğumu, arkadaş kazanamama, hedeflenen başarıya ulaşamama ve arkadaşları tarafından hor görülme anksiyetesi görülebilmektedir. Ergenlikteki anksiyete ise gencin dış görünüşüne, varlığına tehdit olarak algıladığı durumlara, içsel veya sosyal çatışmaya, akran ilişkilerine, karşı cinsle olan ilişkisine ve anne-babanın tavrına bağlı olarak görülebilmektedir (47). Çocuğun anskiyete duygusu, ebeveyninin, öğretmenlerinin ve arkadaşlarının tutum ve davranışı sonucu meydana gelmektedir. Bulaşıcı bir duygu olan anksiyeteye çocuğun tepkisi; çevresindeki insanların hangi durumlarda anksiyete yaşadığının çocuk tarafından anlaşılması veya özdeşim kurmasıyla şekillenebilmektedir (47). Çocuklarda hastalık, hastanede yatış ve cerrahi uygulama sürecinde anksiyete düzeylerinde yükselme olmaktadır (48). Özellikle yapılacak cerrahi ilk kez olacaksa çocuklar ve ailelerinin duyduğu anksiyete en yüksek düzeye ulaşabilmektedir (49). Hastanedeki yatış sürecinde hasta ziyaretindeki kısıtlamalardan kaynaklanan sosyal bağlantılardan kopma, aileden ve kardeşlerden uzak kalma, hastalık ya da cerrahi sonucu ağrı, sakat kalma ve ölüm korkusu hastaneyi potansiyel olarak stresli bir alan haline getirmektedir (50). Bununla birlikte ailelerin anksiyetesi çocuğun anksiyete düzeylerini hem cerrahi öncesi hem de cerrahi sonrası önemli oranda etkilemektedir (51). Çocukları ameliyat olan ebeveynlerin kaygı düzeyi ciddi oranda artmaktadır (52). Ebeveynin anksiyetesinin artması, çocuğun anksiyetesini de paralel olarak arttırmaktadır (53). Bununla birlikte ebeveynlerin, çocukların geçirdikleri cerrahiyi anlamasında ve stres düzeylerinin düşmesinde önemli bir rol oynadığı bilinmektedir (54, 55). 11 2.4. Çocukluk Çağında Depresif Belirtiler ve Depresyon Depresyon genel olarak, yaşama karşı motivasyonun kaybolması, yaşamdan keyif alamama ve yoğun bir keder içinde hissetme hali, geleceğe ilişkin karamsar düşüncelerin varlığı, geçmişe yönelik derin pişmanlık ve suçluluk hissinin olduğu bir hastalık olarak tanımlanmıştır. Uyku ve iştah bozukluğu gibi fizyolojik problemlerin de olduğu bu hastalıkta intihar düşüncesi ve girişimi olabilir ve sonucunda ölüm görülebilir (56). 2015 yılında yapılmış bir çalışmada dünya nüfusundaki depresyon yaygınlığı %4,4 olarak bulunmuştur. Depresyonun kadınlardaki yaygınlığı %5,1 iken, erkeklerde %3,6’dır (44). Ülkemizde yapılan bir çalışmada ise yeti kaybına en çok sebep olan hastalığın depresyon olduğu saptanmıştır (57). DSM-5’e göre majör depresif bozukluk tanı ölçütleri Tablo 2.3’de belirtilmiştir (45). Tablo 2.4. DMS- 5 major depresif bozukluk tanı kriterleri. A- Ardışık iki haftalık dönem boyunca, aşağıdaki belirtilerden beşi (ya da daha çoğu) bulunmuştur ve önceki işlevsellik düzeyinde bir değişiklik olmuştur; bu Belirtilerden en az biri 1 ya da 2. maddedir. 1- Günün çoğunda depresif duygudurum hali (üzgün, boş, ümitsiz hissetme, dışardan bakılınca ağlamaklı görünmek), çocuklarda ve ergenlerde sinirli, alıngan ruh hali 2- Neredeyse her gün ve günün neredeyse tüm aktivitelerinde ilgi kaybı, aktivitelerden zevk alamama 3- Hemen hemen her gün iştahın azalması veya artması, kilo alma veya diyet yapmadan kilo verme (bir ayda vücut ağırlığında %5 den fazla değişiklik olması), çocuklarda kilo alımı olmayabilir 4- Neredeyse her gün uykusuzluk ya da fazla uyuma 5- Neredeyse her gün psikomotor ajitasyon veya retardasyon (sadece kendi hissettiği huzursuzluk ya da yavaşlama değil, başkaları tarafından da gözlemlenebilir olması) 6- Neredeyse her gün yorgunluk veya enerji kaybı 7- Neredeyse her gün değersizlik, aşırı veya uygunsuz suçluluk duygusu (sanrısal olabilir) 8- Hemen hemen her gün düşünme ve konsantrasyon becerisinde azalma (kendi farkettiği veya başkaları tarafından gözlemlenebilen) 9- Tekrarlayan ölüm düşünceleri (sadece ölüm korkusu değil), belirli bir plan olmaksızın tekrarlayan intihar düşüncesi ya da intihar girişimi veya intihar için özel bir plan B. Bu belirtiler klinik açıdan belirgin bir sıkıntıya ya da toplumsal işle ilgili alanlarda ya da önemli diğer işlevsellik alanlarında işlevsellikte azalmaya neden olur. C. Bu dönem bir maddenin ya da başka bir sağlık durumunun fizyolojiyle ilgili etkilerine bağlanamaz. D. Yeğin depresyon döneminin ortaya çıkışı şizoduygulanımsal bozukluk, şizofreni, şizofrenimsi bozukluk, sanrılı bozukluk ya da şizofreni açılımı kapsamında ve psikozla giden tanımlanmış ya da tanımlanmamış diğer bozukluklarla daha iyi açıklanamaz E. Hiçbir zaman mani dönemi ya da hipomani dönemi geçirilmemiştir. 12 Depresif bozukluklar, çocuk ve adölesan yaş grubunda da sıkça görülmektedir. Psikososyal fonksiyonları etkilemesinin yanında önemli bir diğer nokta ise genellikle farklı psikopatolojilerle birlikte görülebilmesidir. Çocukluk çağı depresyonları bütün bu zararlı etkilerine rağmen yeterli şekilde tedavi edilmemektedir (58). Çocukluk çağında depresyon riski yaş ilerledikçe artmaktadır (59). Depresyonun ömür boyu yaygınlığı 6-11 yaş grubundaki çocuklarda %2 iken, 12-17 yaş grubunda adölesanlarda %7 olarak ölçülmüştür (58). Öte yandan depresyon yaygınlığı prepubertal dönemde erkeklerde daha sıkken, adölesan dönemdeki kızlarda erkeklerden 2 kat fazla görülmektedir (60, 61). Çocukluk çağı depresyonu için tanımlanmış risk faktörleri (58): - Düşük doğum ağırlığı - Çocuğun birinci derece yakınında anksiyete veya depresyon (antepartum ve postpartum maternal depresyon da dahil) - Aile ve çocuk arasında çatışma - İhmal, istismar ve kayıp gibi erken karşılaşılan zorluklar - Psikososyal faktörler (akranlarla sorunlar, akademik zorluklar, şiddete maruz kalma) - Cinsiyet hoşnutsuzluğu ve homoseksüelite (özellikle şiddet mağduru gençler) - Travmatik beyin hasarı - Madde bağımlılığı - Anksiyete bozukluğu öyküsü - Öğrenme güçlüğü ve dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu öyküsü - Karşıt olma- karşıt gelme bozukluğu öyküsü 13 - Kronik hastalık varlığı Depresif bozukluk şüphesi olan çocuğun ilk klinik değerlendirmesi sırasında genel ve psikiyatrik özgeçmiş, fizik muayene, gerekli laboratuvar testleri ve ruhsal durum birlikte değerlendirilmelidir. Aileden ve öğretmenlerden alınan bilgilerle hastanın hikayesi desteklenmelidir. Öte yandan intihar ve başka birine zarar verme düşüncesinin olup olmadığı, alışkanlık, komorbid hastalıklar ve psikososyal işlevsellik not edilmelidir (58). Çocukluk çağı depresyonlarına karşıt olma karşıt gelme bozukluğu, anskiyete bozuklukları, madde bağımlılığı, dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu eşlik edebilir. Ek olarak depresyon, gençlerde erken kardiyovasküler hastalığa yatkınlık oluşturabilir (58). Çocuk ve ergenlerin depresyon tedavisinde kanıtlanan tedavi biçimleri; antidepresan ilaç, bilişsel davranışcı terapi ve kişiler arası terapidir (62). Çocuklarda cerrahi tedavinin depresif bozukluklarla ilişkisini araştıran çalışmalar yapılmıştır. Bariyatrik cerrahinin çocuklardaki depresif belirtilerde iyi yönde gerileme yaptığı belirtilmiştir (63). Başka bir çalışmada ise tonsillektomi sonrası depresif bozukluk ortaya çıkan çocuk hastalar bildirilmiştir (64). 14 3. GEREÇ VE YÖNTEM 3.1. Araştırmanın Örneklemi Araştırmaya 1 Eylül 2020- 1 Temmuz 2021 tarihleri arasında Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi (HÜTF) Üroloji Anabilim Dalı Çocuk Üroloji Bilim Dalı tarafından yatırılarak ameliyat edilen hastalar alınmıştır. Çalışmaya bu hastalarla birlikte bu hastalara refakat eden ebeveynleri de dahil edilmiştir. Araştırmadaki hasta seçimi belirli ölçülere göre yapılmış ve aşağıda belirtilmiştir;  4-18 yaş arasında olmak  HÜTF Üroloji Anabilim Dalı Çocuk Üroloji Bilim Dalı tarafından yatırılarak ameliyat edilecek olmak  İlgili çalışmanın amacını ve bu çalışma için yapılması planlanan aşamaların açıklanmasını takiben hem çocuk ya da ergenin hem de ailesinin çalışmaya katılmaya onay vermesi Araştırmada hasta seçiminde dışlama ölçütleri;  Çalışma için kullanılan psikiyatrik değerlendirmeler için hastada ve/veya ebeveyninde gerekli işbirliğini sağlayamayacak düzeyde zihinsel geriliğinin veya bilinç ve yönelim bozukluğu benzeri bir tıbbi sorunun mevcudiyeti  Hastada tanı konmuş, bilinen ya da tedavisi devam eden yaygın gelişimsel bozukluk, psikotik bozukluk ya da herhangi bir psikiyatrik bozukluk bulunması  Hastanın mental ve/ya da motor retardasyon tanısı almış olması ve/ya da özel eğitime devam ediyor olması  Hastanın ve ailenin çalışmada kullanılacak Türkçe formları doldurabilecek kadar yeterli dil seviyesine sahip olmaması 15 Toplam 151 hasta HÜTF Üroloji Anabilim Dalı Çocuk Üroloji Bilim Dalı tarafından yatırılarak ameliyat edilmiştir. İçleme dışlama ölçütlerine göre örneklemin oluşturulması Şekil 1’de gösterilmiştir. 8 hasta farklı organ sistemlerini ilgilendiren konjenital anomali/ler varlığı ve geçirilmiş çok sayıda farklı organ sistemlerini ilgilendiren cerrahi öyküsü sebebiyle, 4 hasta ve/veya ailesi formları dolduracak yeterlilikte Türkçe düzeyine sahip olmaması sebebiyle çalışmaya dahil edilmemiştir. Öte yandan 15 hasta mental-motor retardasyon öyküsü ve özel eğitim alması sebebiyle çalışmaya dahil edilmemiştir. Bununla birlikte 7 hastada psikiyatrik görüşmeler sırasında klinik olarak mental-motor retardasyon saptanması, 9 hastada ise görüşmeler sırasında mevcut medikal durumu sebebiyle gerekli işbirliği sağlanamaması dolayısıyla çalışmaya dahil edilmemiştir. Kalan 108 hastanın ameliyat öncesi psikiyatrik muayenesi normal olarak saptanmış ve çocuk ve ebeveynlerin ölçekleri doldurmaları istenmiştir. Doldurulan formların 10 tanesi tanesi eksik doldurulduğu için çalışmadan çıkarılmıştır. Kalan 98 hasta ameliyat sonrası dönemde prospektif olarak takip edilmiştir. Bu hastaların 2 tanesi postoperatif dönemde depresyon ve kaygı bozukluğu tanısı almış, 1 hasta postoperatif akut psikotik bozukluk sebebiyle dış merkezde yatırılarak izlenmiş, antipsikotik tedavi başlanmıştır. Üç hasta geçirmiş olduğu cerrahi sonrası yeterli başarı sağlanamaması sebebiyle tekrar opere edilmiş ve bu hastalardan 2. form bu sebeple temin edilememiştir. 11 hastanın ameliyat sonrası kontrole gelmemesi, 19 hastanın ise çalışmadan kendi istekleriyle çıkmak istemeleri ve yeni form doldurmak istememeleri sebebiyle 2.formları alınmamıştır. Sonuç olarak toplam 63 hasta ameliyat sonrası değerlendirmeleri ve çalışmayı tamamlamıştır. Sonuç olarak ameliyat öncesi dönemde ilk formu olan 98 ve ameliyat sonrası dönemde ikinci formu da olan 63 hastadan toplanan veriler değerlendirmeye alınmıştır (Şekil 1). 16 Şekil 3.1. Araştırma örnekleminin oluşturulma basamakları. 3.2. Araştırmanın Deseni Araştırma prospektif kohort bir çalışma olarak tasarlanmıştır. 1 Eylül 2020- 1 Temmuz 2021 tarihleri arasında pediatrik ürolojik cerrahi geliştiren 4-18 yaş arası çocuk ve ergen hastalar evreni oluşturmuştur. Ameliyat öncesi dönemde dahil edilme ölçütlerini karşılayan 98 hasta, ameliyat sonrası dönemde ise 63 hastadır. Preoperatif dönemde örneklemin 63/98 yani % 64.28’ine ulaşılmıştır. 43 • 8 Konjenital anomali varlığı ve geçirilmiş çok sayıda cerrahi öyküsü • 4 Hasta ve/veya ailesi yeterli düzeyde Türkçesi olmaması • 15 Mental-motor retardasyon öyküsü • 7 Görüşmeler sırasında mental- motor retardasyon saptanması • 9 Görüşmeler sırasında gerekli işbirliğine engel olacak düzeyde bilinç ve yönelim bozukluğu tespit edilmesi 10 • Formların eksik doldurulması 35 • 2 Postoperatif depresyon ve kaygı bozukluğu tanısı • 3 Geçirmiş olduğu cerrahi sonrası yeterli başarı sağlanamaması sebebiyle tekrar opere edilmesi • 11 Hastanın ameliyat sonrası kontrole gelmemesi • 19 Hastanın çalışmadan kendi istekleriyle çıkmak istemesi ve yeni form doldurmak istememesi 151 108 98 63 17 3.3. Araştırmadaki Veri Toplama Araçları 3.3.1. Sosyodemografik Veri Formu Bu form araştırmacı tarafından hazırlanmıştır. Aile ve çocukla ilişkili bilgileri içermektedir. Form çocuğun demografik bilgilerini, eğitim-öğretim seviyesi ve başarısını, ebeveynlerin demografik bilgilerini, eğitim durumlarını, maddi gelirlerini ve aile üyelerinin tıbbi öykülerini içermektedir (Bkz Ek 1). 3.3.2. Okul Çağı Çocukları için Duygulanım Bozuklukları ve Şizofreni Görüşme Çizelgesi- Şimdi ve Yaşamboyu Versiyonu (ÇDŞG –ŞY - T) (Schedule for Affective Disorders and Schizophrenia for School Aged Children, Present and Lifetime Version- K- SADS- PL) Araştırmada çocuk ergenlerin psikiyatrik bozukluklarının taranması ve tanısı amacıyla kullanılmış, araştırma örneklemini oluşturan 108 çocuk/ergen ve ailesi ile çocuk ve Ergen Ruh Sağlığı ve Hastalıkları uzmanı tarafından bu yarı yapılandırılmış görüşme kullanılarak psikiyatrik değerlendirme yapılmıştır. ÇDŞG-ŞY-T, Kaufman ve arkadaşları tarafından 1997 yılında geliştirilmiş, yarı yapılandırılmış özellikte bir görüşme formudur (65). Bu form çocuk ve ergenlerin DSM- III ve DSM- IV tanı ölçütlerine göre geçmişteki ve günümüzdeki psikopatolojilerini saptamayı amaçlamaktadır. ÇDŞG-ŞY-T’nin Türkçe’ye çeviri-geri çevirisi, geçerlik ve güvenirlik çalışması, Hacettepe Üniversitesi Çocuk ve Ergen Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Ana Bilim Dalı’nda bulunan bir ekip tarafından yürütülmüştür (66). Form üç bölümden meydana gelmektedir. İlk bölümde yapılandırılmamış bir başlangıç görüşmesi yer almaktadır ve bu bölümde çocuğun demografik özellikleri, genel sağlık durumu, varsa daha önceki psikiyatri başvurusu ve tedavisi, aile ve akran ilişkileri, okul bilgileri gibi onu genel olarak tanımaya yarayan bilgiler sorgulanmaktadır. İkinci bölümde ise özgül belirtilerin sorgulandığı tarayıcı sorular ve değerlendirme ölçütleri yer almaktadır ve psikiyatrik tanıların incelenmesi 18 hedeflenmiştir. Tarama görüşmesinde pozitif belirtiler saptanırsa o psikopatolojiyi daha iyi değerlendirmek amacıyla ek belirti listesi sorgulanmaktadır. Belirtilerin mevcut olup olmadığına ve şiddetin düzeyine çocuğun ya da ergenin, anne babanın ve klinisyenin görüşleri birleştirilerek karar verilmektedir. ÇDŞG-ŞT- T ile duygudurum bozuklukları, psikotik bozukluklar, anksiyete bozuklukları, dışa atım bozuklukları, yıkıcı davranım bozuklukları, madde kötüye kullanımı, yeme bozuklukları ve tik bozuklukları değerlendirilebilmektedir. Üçüncü bölümde çocuğun değerlendirmesinin yapıldığı süreçte işlev düzeyini belirlemek amacıyla kullanılan genel değerlendirme ölçeği yer almaktadır. Her bir bilgi kaynağından alınan bilgiler ayrı ayrı ve sonunda klinisyenin gözlemleriyle de birlikte birleştirilerek puanlanır. Görüşmenin tamamı 45- 120 dakika arası sürmektedir. ÇDŞG-ŞY-T’nin uygulanması sırasında anne-baba ve çocuğun kendisiyle görüşülür ve en nihayetinde tüm paydaşlardan (anne-baba, çocuk, okul) alınan bilgiler doğrultusunda puanlama yapılır. Ergenlik öncesi dönemdeki çocuklara uygulanırken önce anne-baba ile görüşme yapılır. Eğer çalışma ergenlerle gerçekleştiriliyorsa, önce ergenin kendisi ile görüşülmektedir. Farklı kaynaklardan gelen bilgiler sonucunda uyumsuzluk saptanırsa, klinisyen kendi klinik yargısını kullanmaktadır. 3.3.3. Çocuklar için Yaşam Kalitesi Ölçeği (ÇİYKÖ) – Pediatric Quality of Life Questionnaire Araştırmada çocuk ergenlerin yaşam kalitesinin belirlenmesi için hem anne baba bildirimi hem de çocuk ergen özbildirim formları kullanılmıştır. Bu ölçek Varni ve arkadaşları tarafından 1999 yılında geliştirilmiş ve 2-18 yaş grubunun genel yaşam kalitesini ölçmeyi hedeflemektedir (67). Ölçeğin 2-4, 5-7, 8-12 ve 13-18 yaş grubu için ayrı ayrı düzenlenmiş formları bulunmaktadır (Bkz Ek 2). 2-4 yaş grubu dışındaki gruplar için hem anne-baba hem de çocuk formları bulunmaktayken, 2-4 yaş grubu için yalnızca anne-baba formu bulunmaktadır. Ölçek dört alt bölümden oluşmakta ve çocuğun fiziksel, duygusal, sosyal ve okul ile ilgili işlevselliği sorgulanmaktadır. Fiziksel işlevsellik bölümünde sekiz, duygusal işlevsellik bölümünde beş, sosyal işlevsellik bölümünde beş ve okul ile ilgili sorunlar bölümünde 2-4 yaş grubunda üç 19 madde, diğer yaş gruplarında beş madde yer almaktadır. ÇİYKO’nun 2-18 yaş grubu için Türkçe geçerlik ve güvenirlik çalışması yapılmıştır (68). 3.3.4. Çocuklar için Depresyon Ölçeği (ÇDÖ) Katılan çocuk ergenlerde depresif belirti düzeyini belirlemek amacıyla kullanılmış olan özbildirim ölçeğidir. Orijinal adı “Children’s Depression Inventory (CDI)” olan bu ölçek Beck Depresyon Ölçeği esas alınarak hazırlanmıştır. 1981 yılında Kovacs tarafından geliştirilmiştir (69). Çocukluk depresyonlarında en çok kullanılan ve psikometrik özellikleri en çok araştırılmış olan, 6-17 yaş arası çocuklara uygulanabilen toplam 27 maddelik bir öz bildirim ölçeğidir. Beck Depresyon Ölçeği esas alınarak hazırlanırken cinsellikle ilgili maddeler çıkartılmış onun yerine çocukluk depresyonuna özgü faktörler olan okul durumu ve arkadaş ilişkisini inceleyen maddeler eklenmiştir. Dili çocukların anlayabileceği düzeye sadeleştirilmiştir. Ölçek çocuğa okunarak ya da çocuğun kendisi tarafından doldurulmaktadır. 27 maddelik ölçekte her madde için üç değişik seçenek bulunmakta ve çocuktan son iki hafta için kendisine en uygun cümleyi seçmesi istenir. Her soru 0-2 arasında puanlandırılmıştır ve 27 maddeden alınan toplam puan üzerinden değerlendirme yapılmaktadır. Maksimum puan 54 tür. Alınan puanın yüksekliği ile depresyonun ağırlığı doğru orantılıdır. ÇDÖ anne-baba ve öğretmen formları da bulunmaktadır. Çocuk ve anne- baba formlarının Türkçe için geçerlik- güvenirlik çalışması yapılmış ve kesim noktası 19 puan olarak belirlenmiştir (70) (Bkz Ek-3). 3.3.5. Çocuklar İçin Durumluk - Sürekli Kaygı Envanteri (ÇDKE- ÇSKE) Katılan çocuk ergenlerde kaygı belirti düzeyini belirlemek amacıyla kullanılmış olan özbildirim ölçeğidir. 1971 yılında Spielberger tarafından geliştirilmiştir(71). Orijinal adı “State- Trait Anxiety Inventory for Children (STAIC)” olan envanter çocukların durumluk ve sürekli kaygılarını ölçmek için kullanılmaktadır. Yirmişer maddelik iki alt ölçekten oluşan bir öz bildirim ölçeğidir. Yetişkinler için geliştirilmiş Durumluk-Sürekli Kaygı Envanterinin çocuklar için sadeleştirmiş formudur. Her madde için seçenek sayısı çocuk formunda dörtten üçe indirilmiştir. Son üç günlük kaygı düzeyini yani yakın zamanı irdeleyen durumluluk 20 kaygı envanterinde gerginlik, sinirlilik, telaş, tedirginlik gibi durumluk kaygıyla ilgili durumlar ölçülmektedir. Çocuktan ölçeği doldurduğu anda, içinde bulunduğu “o anı” ve o anda kendini nasıl hissettiğini düşünmesi ve ilgili üç seçenekten kendisine en yakın olanı işaretlemesi istenir. Her madde belirtilerin şiddetine göre 1’den 3’e kadar puanlandırılmıştır. Düşük puanlar sakinlik, huzurluluk anlamına gelirken, ortalama puanlar orta derecede bir gerginlik ve tedirginliği, yüksek puanlar ise şiddetli bir gerginlik ve kaygılı olma halini ifade etmektedir. Genel bir mizaç özelliği olarak kaygının sorgulandığı sürekli kaygı envanteri ile kaygı yatkınlığında kalıcı bireysel farklılıkların ölçümü hedeflenmiştir. Çocuktan kendini nasıl hissettiğini değerlendirmesi ve maddelerde belirtilen durumların oluş sıklığına göre “hemen hemen hiç, bazen, sık sık” olarak belirlenmiş seçeneklerden kendisine en yakın olanı seçmesi istenmektedir. Alınabilecek en düşük puan her iki ölçek için de 20, en yüksek puan ise 60’tır. Ölçek 20 durumluk, 20 sürekli kaygı maddesini içeren 2 farklı ölçekten oluşmaktadır. Durumluluk kaygı envanteri, testin kendisi ile ilgili ya da test koşullarında ortaya çıkabilecek tedirginlik ve heyecan gibi duygusalar olaylara duyarlı olduğundan sürekli kaygı envanterinden önce verilmelidir. Çocuklar için durumluk- sürekli kaygı envanterinin uyarlama, geçerlik, güvenirlik çalışması Özusta tarafından yapılmıştır (72) (Bkz Ek-4). 3.3.6. Güçler Güçlükler Anketi (GGA) Katılan çocuk ergenlerde genel psikiyatrik belirti düzeyini belirlemek amacıyla kullanılmış olan anne babalar tarafından doldurulmuş olan likert anketidir. Bu anket 1997 yılında Robert Goodman tarafından geliştirilmiştir. Çocuk ve gençlerdeki psikiyatrik belirtilerin incelenmesi için kullanılmaktadır (73). Bu anketin, 4-16 yaş arası çocuklar için ebeveyn formu ve öğretmen formu bulunurken (Bkz Ek- 5). 11-16 yaşlar için ergenin kendisinin doldurduğu ergen formu bulunmaktadır. Anket elle işaretlenerek doldurulabildiği gibi bilgisayar yardımıyla doldurabilen formları da mevcuttur. GGA 25 adet soru içermekte ve bu soruların bazıları olumlu bazıları olumsuz davranış özelliklerini göstermektedir. Kendi içinde 5 alt başlıkta toplanmış olan sorular, davranış sorunları, dikkat eksikliği ve aşırı hareketlilik, duygusal sorunlar, akran sorunları ve sosyal davranışları ölçmektedir. Her başlık kendi içinde değerlendirilebilmektedir, bununla birlikte ilk dört başlığın toplamı ‘toplam güçlük 21 puanı’nı vermektedir. Sosyal davranıştaki yüksek puanlar bireyin sosyal alandaki güçlü yönlerini yansıtırken; diğer dört alanda (davranış sorunları, dikkat eksikliği ve aşırı hareketlilik, duygusal sorunlar, akran sorunları) alınan yüksek puanlar o alanlardaki sorunun ne kadar şiddetli olduğunu bize göstermektedir. Bunun yanında bireyin ruhsal güçlükler konusunda ne kadar etkilendiği de ölçekten hesaplanabilmektedir. Etkilenme puanlarının yükselmesi ruhsal güçlüklerin bireyi daha fazla etkilediği anlamına gelmektedir. Türkçeye uyarlanan ölçeğin tutarlı ve güvenilir olduğu gözlenmiştir (74). 3.3.7. Beck Depresyon Ölçeği (BDÖ) Katılan ebeveynin depresif belirti düzeyini belirlemek amacıyla kullanılmış olan özbildirim ölçeğidir(75). Kendini değerlendirme ölçeği olarak 21 adet belirti kategorisini içermektedir. Depresyonda görülen bedensel, duygusal, bilişsel belirtileri ölçmektedir. Alınacak en yüksek puan 63’tür. Toplam puanın yüksekliği depresyonun şiddetini göstermektedir. Geçerlilik ve güvenilirlik çalışması yapılmıştır (76). 3.3.8. Beck Anksiyete Ölçeği (BAÖ) Katılan ebeveynin kaygı düzeyini belirlemek amacıyla kullanılmış olan özbildirim ölçeğidir. Bireyin yaşadığı anksiyete belirtilerinin sıklığını ölçmektedir. Likert tipi, 0-3 arası puanlanan ve 21 maddeden oluşan bir kendini değerlendirme ölçeğidir. Toplam puan ne kadar yüksekse kişinin yaşadığı anksiyetenin şiddeti de o kadar yüksektir. Beck ve arkadaşları tarafından 1988 yılında geliştirilmiş olup (77), geçerlilik ve güvenilirlik çalışması yapılmıştır(78). 3.3.9. Belirti Tarama Listesi (BTL) - Symptom Check List – 90 – Revised (SCL – 90 – R) Katılan ebeveynin genek psikiyatrik belirti düzeyini belirlemek amacıyla kullanılmış olan özbildirim ölçeğidir. Belirti tarama listesi Cornell Medical Index’e dayanmaktadır. 1948 yılında Wilder yarafından geliştirilmiş ve olumsuz stres tepkilerinin düzeyini ölçmeyi hedeflemektedir. Bu liste üzerinde yapılan bir takım 22 değişikliklerle Derogatis ve arkadaşları önce SCL-90’ı sonrasında da 1976 yılında SCL-90-R’yi geliştirmişlerdir(79). BTL ülkemizde ilk kez Gökler adlı araştırmacı tarafından kullanılmıştır (80). Daha sonra test-tekrar test güvenirliği, yapılmış çalışmalarda yüksek değerlerle tespit edilmiştir (81, 82). Maddeler 5’li likert tipi bir ölçek üzerinde cevaplandırılır. Her maddenin cevaplandırılması 5 farklı seçenek üzerinden olmaktadır; “hiç”, “çok az”, “orta derece”, “oldukça fazla” ve “ileri derecede”. Böylece her madde 0 ile 4 arasında puanlandırılmaktadır. Ters yönde puanlanan herhangi bir madde bulunmamaktadır. Genel belirti düzeyi (GBD) puanı her madde için elde edilen puanların toplamının mevcut madde sayısı olan 90’a bölünmesiyle hesaplanmaktadır ve 0 ile 4 arasında değişmektedir. Yapılmış bir çalışmada alt ölçeklerin önemli ölçüde örtüştüğü belirtilmiş ve ölçeğin psikopatolojik tanı için değil, GBD puanının genel belirti düzeyini belirlemesi amacıyla kullanabileceği önerilmiştir (82) . 3.3.10. Başa Çıkma Tutumlarını Değerlendirme Ölçeği (COPE) Katılan ebeveynin stresle başa çıkma şeklini belirlemek amacıyla kullanılmış olan özbildirim ölçeğidir. 1989 yılında Scheier ve Weintraub tarafından geliştirilmiştir (83) ve günümüzde başa çıkma tutumlarını değerlendirmede yaygın olarak kullanılan bir öz bildirim ölçeğidir. Türkçeye geçerlik-güvenirlik çalışması yapılmıştır (82). 60 sorudan oluşmaktadır. Ölçek doldurulmadan önce kişinin güç ve bunaltıya sebep olan olaylarla ve problemlerle karşı karşıya kaldığında ne şekilde tepki verdiğini düşünmesi istenir. 60 farklı durum 4 seçenek üzerinden değerlendirilir. 1= asla böyle bir şey yapmam 2= çok az böyle yaparım 3= orta derecede böyle yaparım 4= çoğunlukla böyle yaparım. 15 alt ölçekten meydana gelen COPE’da bu ölçeklerin her biri ayrı bir başa çıkma durumu hakkında bilgi verir. Sonuç olarak alt ölçeklerden alınan puanların yüksekliği hangi başa çıkma durumunun kişi tarafından daha sık kullanıldığı hakkında bilgi verir. Bu 15 farklı başa çıkma tutumu veya alt ölçekler şunlardır; 1- olumlu yeniden yorumlama ve gelişme, 2- zihinsel boş verme, 3- soruna odaklanma ve duyguları açığa vurma, 4- yararlı sosyal destek kullanımı, 5- aktif başa çıkma, 6- inkar, 23 7- dini olarak başa çıkma, 8- şakaya vurma, 9- davranışsal olarak boş verme, 10- geri durma, 11- duygusal sosyal destek kullanımı, 12- madde kullanımı, 13- kabullenme, 14- diğer uğraşıları bastırma, 15- plan yapma. Bu alt ölçekler kendi içinde 3 farklı gruba ayrılmaktadır. Sorun odaklı başa çıkma yolları aktif başa çıkma, plan yapma, diğer uğraşıları bastırma, yararlı sosyal destek kullanımı ve geri durma maddelerinden oluşmaktadır. Duygu odaklı başa çıkma yolları olumlu yeniden yorumlama ve gelişme, soruna odaklanma ve duyguları açığa vurma, dini olarak başa çıkma, şakaya vurma, duygusal sosyal destek kullanımı ve kabullenme maddelerinden oluşurken, uyumu bozan başa çıkma yolları yadsıma, zihinsel boş verme, davranışsal boş verme ve madde kullanımından oluşmaktadır. 3.4. Uygulama Araştırma Hacettepe Üniversitesi Girişimsel Olmayan Klinik Araştırmalar Etik Kurulu tarafından 25.08.2020 tarihinde G0 20/698 karar numarası ile onaylanmıştır. Tüm katılımcı ebeveynlerden yazılı bilgilendirilmiş onam ve çocuklardan rıza formu alınmıştır. HÜTF Üroloji Anabilim Dalı Çocuk Ürolojisi Bilim Dalı tarafından operasyon planı olan ve bu sebeple ameliyat öncesinde yatışı planlanan hasta ve ebeveynlerine, planlanan çalışma hakkında bilgi verilmiştir. Çalışmaya katılmayı kabul ettikleri takdirde HÜTF Çocuk ve Ergen Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı’nda görevli hekim tarafından ameliyat öncesi psikiyatrik görüşme ve değerlendirme yapılmıştır. Çocuklar değerlendirme sırasında anne-babalardan sonra görüşmeye alınmıştır. Bununla birlikte, ergenlerle anne-babadan önce görüşülmüştür. Değerlendirme sürecinde hem çocuk/ergen hem aile ile yarı yapılandırılmış bir klinik görüşme yapılmıştır. Aktif psikiyatrik bozukluk tanısı konan çocuk ve ergenler çalışma dışına alınmış ve psikiyatrik tedavi ihtiyacına yönelik gerekli yönlendirmeler yapılmış, isteyen hastalar HÜTF Çocuk ve Ergen Ruh Sağlığı ve Hastalıkları polikliniğinde tanı ve tedavi amaçlı tekrar değerlendirilmiştir. Psikiyatrik görüşme sonrası aktif bir psikiyatrik bozukluğu olmayan hastalar çalışmaya dahil edilmiştir. Dahil edilen hastalar ve ailelerinden ölçek ve anketleri doldurmaları istenmiştir. Çocuk/genç ve anne babalar ile yapılan görüşme ve ilgili ölçeklerin doldurulmasının tamamlanması 24 yaklaşık 1 saatte gerçekleşmiştir. Öte yandan, hasta ve ebeveyne verilen ölçekleri doldurmakta sıkıntı çeken çocuk ve ailelere ölçek konusunda yardımcı olunarak, bu ölçeğin dolduruluşundan kaynaklanabilecek hataların en düşük seviyeye indirilmesi hedeflenmiştir. Araştırmaya katılan ebeveynlerin yaşı, mesleği, aylık kazancı, eğitim seviyesi, aile yapısı ve sağlık durumu, çocukların yaşı, cinsiyeti, kronik hastalık varlığı, geçirilmiş cerrahi öyküsü, eğitim-öğretimin hangi aşamasında yer aldığı, başarı durumu ve kardeş sayısına ilişkin bilgilerin elde edilmesi amacıyla araştırmacılar tarafından hazırlanan bir Sosyodemografik Veri Formu kullanılmıştır. Ayrıca hastane elektronik veri sistemi ve hasta dosyalarından hastanın medikal öyküsü, ameliyat süresi, ameliyat sonrası yattığı gün sayısı, komplikasyon varlığı ile ilgili bilgiler temin edilmiştir. Araştırma kapsamındaki tüm çocuk ve ergenlerle psikiyatrik rahatsızlıkları taramak amacıyla, ÇDŞG – ŞY – T kullanılarak klinik görüşme yapılmıştır. Bu görüşme sırasında hastanın yatışının yapıldığı yataklı serviste ebeveynlerin ve çocuğun rahat hareket edebileceği sakin bir ortam hazırlanmıştır. Yapılacak tüm değerlendirmeler için ailelerden yazılı onam alınmıştır. Psikiyatrik belirti alanlarını değerlendirmek amacıyla çalışmaya dahil edilen tüm çocukların ebeveynlerinden; çocuklarına ilişkin ÇİYKÖ (Anne-baba formu), GGA Ebeveyn Formu’nu; kendileri ile ilgili olarak ise BAÖ, BDÖ, BTL ve COPE’u doldurmaları istenmiştir. Çalışmaya dahil edilen tüm çocuk ve ergenlerin de kendilerine ÇDÖ, ÇİYKÖ ve ÇDKE – ÇSKE uygulanmıştır. Ameliyat sonrasındaki dönemde ameliyatla ilgili bilgiler ve ek medikal bilgiler, olası komplikasyonlar elektronik hastane veri sisteminden ve arşivde yer alan hasta dosyalarından edinilmiştir. Ailelerden ameliyattan sonraki 6. ay civarında rutin kontrole geldikleri zaman, çocuk ve ebeveynin ilgili ölçekleri tekrar doldurması istenmiştir. Ayrıca hastaların araştırma için farklı bir günde kuruma gelmeleri talep edilmemiştir. COVID- 19 pandemisi sebebiyle rutin kontrol için kurumumuza 25 gelemeyen hastalara telefon ve e-mail yoluyla ilgili anketler gönderilmiş ve doldurulduktan sonra tarafımıza geri gönderilmesi istenmiştir, 3.5. Verilerin Değerlendirilmesi ve İstatistikler Verilerin istatistiksel analizi Sosyal Bilimler İçin İstatistik Paket Programı (Statistical Program for Social Sciences; SPSS) 23.0 sürümü aracılığıyla gerçekleştirilmiştir. Sayımla belirtilen verilerin değerlendirilmesinde Ki-kare analizi kullanılmıştır. Beklenen sıklığı 5’in altında olan gözelerin oranının %20’yi aşmadığı çapraz tablolar için Pearson Ki- kare, aştığı çapraz tablolar için Kesin Ki-kare testi sonucu dikkate alınmıştır. Ölçümlerle belirtilen verilerin incelenmesinde gruplar bağımsızsa, parametrik test varsayımları karşılandığında t-testi (iki ortalama arasındaki farkın önemlilik testi) ve tek yönlü varyans analizi, parametrik test varsayımlarının karşılanmadığı durumda Mann-Whitney U testi kullanılmıştır. Grupların birbiriyle bağımlı olduğu durumlarda ise parametrik test varsayımlarının sağlandığı durumlarda, iki eş arasındaki farkın önemlilik testi, sağlanmadığı durumlarda Wilcoxon testi kullanılmıştır. Tüm alternatif hipotezler çift yönlü kurulmuştur. Bütün istatistiksel testlerde anlamlılık düzeyi 0.05 olarak alınmıştır. Sayısal değişkenler arasındaki ilişkiler, parametrik test varsayımları karşılandığında Pearson korelasyon katsayısı, karşılanmadığında ise Spearman korelasyon katsayısı ile değerlendirilmiştir. Sayısal değişkenlerin farklı zamanlarda alınan ölçümlerinin ortalamaları (tekrarlı ölçümler), bağımsız grup ortalamaları da dikkate alınarak tekrarlı ölçümlerde tek yönlü varyans analizi ile karşılaştırılmıştır. Kısmi eta kare, varyans analizinde bağımsız değişken ile bağımlı değişken arasındaki ilişkinin büyüklüğünü gösteren bir etki büyüklüğüdür. Tek yönlü varyans analizinde kullanılan kısmi eta kare puanı 0.06- 0.14 aralığında ise orta, 0.14 ve üzerinde ise büyük bir etki büyüklüğüne karşılık gelmektedir. Bazı durumlarda eta kare, orta ya da büyük bir değer olsa da, örneklem 26 büyüklüğünden dolayı p değeri anlamsız çıkabilir. Bu durumda fark istatistiksel olarak anlamlı olmasa bile klinik olarak anlamlı yorumlanabilmektedir. Araştırma grubunda çocuğun ve ailenin kaygı düzeyini etkileyebilecek etkenler tek değişkenli analizler ile belirlenmiştir. Anlamlı bulunan etkenler ile çoklu doğrusal regresyon modelleri elde edilmiştir. Regresyon modelleri elde edilirken Backward değişken seçim yöntemi kullanılarak anlamlı değişkenlerin modelde kalması sağlanmıştır. Çok değişkenli modellerde anlamlılık düzeyi 0.05 yerine 0.10, 0.15 hatta 0.20 gibi değerler seçilebilmektedir (84, 85). Bu çalışmada regresyon çözümlemesi sonucunda elde edilen modellerde bağımsız değişkenlere ilişkin anlamlılık düzeyi, esnek bir yaklaşımla 0.20 olarak belirlenmiş, modelde yer alacak değişkenler istatistiksel ve klinik anlamlılık açısından değerlendirilmiştir. 27 4. BULGULAR Araştırma kapsamında değerlendirilen hastaların geçirdiği cerrahiler açık cerrahi/endoürolojik cerrahi ve majör cerrahi/minör cerrahi (Tablo 4.1 ve 4.2) olarak iki farklı gruplandırma ile incelenmiştir. Tablo 4.1. Açık cerrahi ve endoürolojik cerrahi grubunda yer alan cerrahiler. Açık Cerrahi sayı Endoürolojik Cerrahi sayı Açık Ureteroneosistostomi 20 Laparoskopik Piyeloplasti 1 Açık Piyeloplasti 2 Laparoskopik Orşiopeksi 1 Basit Nefrektomi 1 Mesane ve/veya sfinktere botoks uygulaması 6 Hipospadias onarımı 6 Mikro- Perkütan Nefrolitotomi 2 İleal Augmentasyon 2 Mini- Perkütan Nefrolitotomi 1 İnguinal herni onarımı 1 Perkütan yolla böbrek kisti boşaltılması 1 İnguinal orşiektomi 1 Posterior üretral valv rezeksiyonu 1 Meatotomi 2 Retrograd Intrarenal Cerrahi 4 Mitrofanoff revizyonu 1 Sistografi ile birlikte ureteral orifise kontrastın pozisyonel yerleştirilmesi (PIC) 1 Orşiopeksi 3 Standart Perkütan Nefrolitotomi 1 Otoaugmentasyon 1 Tanısal Sistoskopi 1 Penil fistül onarımı 3 Üreterorenoskopi 7 Penil rekonstrüksiyon + Mesane boynu rekonstrüksiyonu 1 Üretroskopi 1 Skrotektomi+ Orşiektomi 1 Vezikoüreteral reflüde üreteral sting enjeksiyonu 18 Sünnet 2 Üreterokutanostomi 1 Üreteroüreterostomi 1 Varikoselektomi 3 TOPLAM 52 TOPLAM 46 Örnekleme açık cerrahi geçiren pre-operatif 52, post-operatif 36 adet hasta verisi dahil edildi, pre-operatif - post-operatif değerlendirme arası medyan süre 7 ay olarak saptandı. Endoürolojik cerrahi geçiren pre-operatif 46, post-operastif 27 adet 28 hasta verisi dahil edildi, pre-operatif - post-operatif değerlendirme arası medyan süre yine 7 ay olarak saptandı. Tablo 4.2. Majör ve minör cerrahi grubunda yer alan cerrahiler. Majör Cerrahi sayı Minör Cerrahi sayı Açık Piyeloplasti 2 İnguinal herni onarımı 1 Açık Ureteroneosistostomi 20 Hipospadias onarımı 6 Basit Nefrektomi 1 İnguinal orşiektomi 1 İleal Augmentasyon 2 Meatotomi 2 Laparoskopik Orşiopeksi 1 Mesane ve/veya sfinktere botoks uygulaması 6 Laparoskopik Piyeloplasti 1 Mitrofanoff revizyonu 1 Mikro- Perkütan Nefrolitotomi 2 Orşiopeksi 3 Mini- Perkütan Nefrolitotomi 1 Penil fistül onarımı 3 Otoaugmentasyon 1 Perkütan yolla böbrek kisti boşaltılması 1 Penil+ Mesane boynu rekonstrüksiyonu 1 Posterior üretral valv rezeksiyonu 1 Standart Perkütan Nefrolitotomi 1 Retrograd Intrarenal Cerrahi 4 Üreterokutanostomi 1 Sistografi ile birlikte ureteral orifise kontrastın pozisyonel yerleştirilmesi (PIC) 1 Üreteroüreterostomi 1 Skrotektomi+ Orşiektomi 1 Sünnet 2 Tanısal Sistoskopi 1 Üreterorenoskopi 7 Üretroskopi 1 Varikoselektomi 3 Vezikoüreteral reflüde üreteral sting enjeksiyonu 18 TOPLAM 35 TOPLAM 63 Örnekleme majör cerrahi geçiren pre-operatif 35, post-operatif 25 adet hasta verisi dahil edildi, pre-operatif - post-operatif değerlendirme arası medyan süre 7 ay olarak saptandı. Minör cerrahi geçiren pre-operatif 63, post-operastif 38 adet hasta verisi dahil edildi, pre-operatif - post-operatif değerlendirme arası medyan süre 7 ay olarak saptandı. 4.1. Cerrahi Sonrası Dönemde Çalışmaya Devam Etmeyi Kabul Etmeyen/Ulaşılamayan Hastalar İle Ulaşılan Hastaların Karşılaştırılması Cerrahi sonrası toplanması planlanan post – operatif yaşam kalitesi ve ruhsal iyilik haline ilişkin değerlendirme formlarını dolduran ve doldurmayan hastalar 29 örnekleme ulaşma yanlılığının test edilmesi amacıyla birbirleriyle karşılaştırılmıştır (Tablo 4.3). GGA akran sorunları alt testi dışında değerlendirilen medikal ve psikolojik özellikler açısından iki grup arasında istatistiksel bir fark saptanmamıştır. Tablo 4.3. Cerrahi sonrası formu olan ile olmayan hastaların karşılaştırılması. Post-operatif değerlendirme yapılamayan hastalar Post-operatif değerlendirme yapılan hastalar p Eşik altı psikiyatrik tanı (var/yok) 10/25 25/38 0,271* Ameliyat tipi s, (%) Açık 16 (45,7) 36 (57,1) 0,277* Endoürolojik 19 (54,3) 27 (42,9) Ameliyat tipi s, (%) Majör 10 (28,6) 25 (39,7) 0,271* Minör 25 (71,4) 38 (60,3) Ek komorbidite varlığı (var/yok) 8/25 12/50 0,578* Ameliyat süresi (dakika) (Ortanca) 90 (20-330) 90 (30-330) 0,628*** Post-op yattığı gün sayısı (Ortanca) 2 (1-17) 3 (1-16) 0,118*** Geçirilmiş cerrahi sayısı (Ortanca) 1 (0-8) 1 (0-8) 0,970*** ÇYKO Total Skor (Ortalama) (%) 73,06±12,42 75,27±12,61 0,454** ÇYKO Fiziksel (Ortanca) (%) 81,25 (40,63-100) 74,45 (9,38-100) 0,379*** ÇYKO Psikososyal (Ortalama) (%) 70,67±13,88 75,20±13,91 0,166** ÇDÖ (Ortanca) 6,50 (0-18) 6 (1-22) 0,863*** ÇSKE (Ortalama) 32,30±6,93 31,97±6,16 0,941** ÇDKE (Ortanca) 31 (26-45) 29 (20-50) 0,418*** GGA(Total) (Ortalama) 18,13±4,42 16,48±4,52 0,103** GGA(Duygusal) (Ortanca) 2 (0-6) 2 (0-6) 0,972*** GGA(Davranış)(Ortanca) 1 (0-4) 1 (0-7) 0,151*** GGA(Dikkat eksikliği) (Ortanca) 3,50 (0-8) 3 (0-9) 0,440*** GGA(Akran sorunları) (Ortanca) 3 (1-6) 2 (0-6) 0,011*** GGA(Sosyal Davranış) (Ortanca) 9 (3-10) 8 (4-10) 0,097*** ÇİYKO Total Skor_ebeveyn (Ortanca) 80,34 (20-100) 80,98 (39-100) 0,536*** ÇİYKO Fiziksel_ebeveyn (Ortanca) 75 (25-100) 76,56 (9-100) 0,600*** ÇİYKO Psikososyal_ebeveyn (Ortanca) 80 (17-100) 84,16 (50-100) 0,330*** BAÖ (Ortanca) 6 (0-36) 4 (0-43) 0,240*** BDÖ (Ortanca) 7 (0-30) 6 (0-31) 0,250*** SCL-90 Genel Şiddet (Ortanca) 0,55 (0-1,96) 0,56 (0-2,73) 0,807*** COPE_ sorun odaklı (Ortalama) 49,90±11,28 51,31±11,87 0,592** COPE_ duygu odaklı (Ortanca) 62,50 (27-80) 61 (27-81) 0,503*** COPE_uyum bozucu (Ortalama) 27,76±6,29 25,61±5,76 0,113** Pearson Chi-Square*, Student’s T test **, Mann- Whitney U test*** 30 4.2. Açık ve Endoürolojik Cerrahi Gruplarının Karşılaştırılması 4.2.1. Açık ve Endoürolojik Cerrahi Gruplarında Sosyodemografik Özellikler Açık ve Endoürolojik Cerrahi Gruplarında Cinsiyet, Yaş ve Eğitim Özellikleri Açık cerrahi grubunda değerlendirilen 52 çocuk ve ergeninin %61,5’u erkek, %38,5’u kız; endoürolojik cerrahi grubunda 46 çocuk ve ergenin %58,7’si erkek, %41,3’ü kızdır. Bu iki grup arasındaki cinsiyet dağılımı istatistiksel olarak anlamlı şekilde farklıdır, açık cerrahi grubundaki erkek cinsiyet yüzdesi endoürolojik cerrahiye göre daha fazladır. Örneklemin tamamında çocukların yaşı 4-18 yıl arasındadır. Açık cerrahi grubunun yaş ortalamasının ortanca değeri 7 (4-17), endoürolojik cerrahi grubunun yaş ortalamasının ortanca değeri 8 (4-16) olarak bulunmuştur. Bu iki grupta yaş ortalamaları arasında istatistiksel olarak fark saptanmamıştır. Açık cerrahi ve endoürolojik cerrahi gruplarında çocuk ve ergenlerin eğitim sürelerinin ortancaları ve ders başarıları açısından istatistiksel olarak anlamlı bir fark görülmemiştir. Açık ve endoürolojik cerrahi gruplarında cinsiyet, yaş ve eğitim özellikleri Tablo 4.4’de özetlenmiştir. Tablo 4.4. Açık ve endoürolojik cerrahi gruplarında cinsiyet, yaş ve eğitim özellikleri. Açık Cerrahi Endoürolojik Cerrahi İstatistik (p) Cinsiyet s (%) Kız 20 (38,5) 32 (61,5) 27(58,7) 19(41,3) 0,045* Erkek Yaş (yıl) (ortanca) 7 (4-17) 8(4-16) 0,704** Eğitim süresi (ortanca) 3(0-13) 4(0-13) 0,773*** Ders Başarısı (%) Sınıfta kalır 0 22,2 25,9 51,9 0 16,1 22,6 61,3 0,750* Düz geçer Teşekkür alır Takdir alır *Pearson chi-square, **Mann- Whitney U, ***Fisher’s Exact Test 31 Açık ve Endoürolojik Cerrahi Gruplarında Anne- Babaların Eğitim Düzeyi ve İş Durumu Açık ve endoürolojik cerrahi gruplarında anne-babaların eğitim düzeyi ve iş durumları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark görülmemiştir. Anne-babaların eğitim düzeyi ve güncel iş durumu yüzdeleri ve istatistikleri Tablo 4.5’de verilmiştir. Tablo 4.5. Açık ve endoürolojik cerrahi gruplarında anne- babaların eğitim düzeyi ve iş durumu. Açık Cerrahi Endoürolojik Cerrahi İstatistik (p) Baba eğitim düzeyi (%) İlk 19,6 23,5 21,6 35,3 20,5 25 31,8 22,7 0,524* Orta Lise Üniversite Baba iş durumu (%) İşsiz 4,1 44,9 16,3 2 32,7 7 46,5 16,3 4,7 25,6 0,857** İşçi Memur Emekli Serbest Meslek Anne eğitim düzeyi (%) İlk 24 28 32 16 30,4 23,9 32,6 13 0,881* Orta Lise Üniversite Anne iş durumu (%) Ev hanımı / (İşsiz) 86,5 5,8 5,8 0 1,9 73,3 6,7 6,7 2,2 11,1 0,253** İşçi Memur Emekli Serbest Meslek *Pearson Chi-Square, **Fisher’s Exact Test Açık ve Endoürolojik Cerrahi Gruplarında Aile Yapısı ve Çocuk Sayısı Açık cerrahi geçirmiş hastaların %79,6’sının (s:39), endoürolojik cerrahi geçiren hastaların %71,7’sinin (s:33) çekirdek ailede yaşadığı görülmüştür, 3 hastanın aile yapısı ise belirtilmemiştir. Aile yapısı açısından bu iki grup arasında istatistiksel açıdan herhangi bir fark saptanmamıştır (p:0,549). Sahip olunan çocuk sayısı her iki grupta 1 ile 5 arasında değişmektedir. Açık cerrahi grubu ile endoürolojik cerrahi grubunun sırasıyla %42,3’ü (s: 22) ve 54,3’ü (s: 25) iki çocuklu aile yapısına sahip 32 olduğu görülmüş ve çocuk sayısı açısından her iki grup arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark saptanmamıştır (p:0,327). Açık ve Endoürolojik Cerrahi Gruplarında Hastalarda ve Ailelerinde Psikiyatrik Bozukluklar ve Tıbbi Hastalıklar Çalışmamıza katılacak hastalara öncesinde ayrıntılı bir psikiyatrik muayene yapılmış ve tanı alacak düzeyde psikiyatrik bozukluk saptanan hastalar yaşam kalitesi ve cerrahi öncesi ve sonrası psikiyatrik belirtilerdeki değişim açısından psikiyatrik bozukluk varlığının önemli bir karıştırıcı değişken olması nedeniyle çalışmaya dahil edilmemiştir. Bununla birlikte tanı alacak düzeyde olmayan eşik altı klinik psikiyatrik belirtiler de değerlendirilmiş ve açık cerrahi geçiren hastaların %44,2’sinin (s: 23), endoürolojik cerrahi geçiren hastaların ise %26,1’inin (s: 12) eşik altı psikiyatrik bozukluk belirtileri gösterdiği görülmüş; bununla birlikte her iki grup arasında istatistiksel olarak bir anlamlılık saptanmamıştır (p:0,061). Açık cerrahi grubunda ailede ruhsal hastalık öyküsü hiç görülmezken, endoürolojik cerrahi grubunda %2,2 (s: 1) oranında saptanmıştır. Bu iki grup arasındaki fark istatistiksel olarak anlamlı değildir (p:0,474). Öte yandan, açık cerrahi grubunda ailede ürolojik hastalık öyküsü %11,8 (s: 6), endoürolojik cerrahi grubunda %15,2’dir (s: 7). Bu iki grup arasında aile öyküleri açısından istatistiksel olarak bir anlamlılık bulunmamıştır (p: 0,618). Açık cerrahi grubunda ailede ek medikal hastalık öyküsü %17,6 (s: 9), endoürolojik cerrahi grubunda %15,2 (s: 7) olarak tespit edilmiştir. Bu iki grup arasında da aile öyküleri açısından istatiksel olarak bir fark saptanmamıştır (p: 0,747). 4.2.2. Açık ve Endoürolojik Cerrahi Gruplarında Medikal Özellikler Bu başlık altında her iki grup geçirilmiş cerrahi varlığı, anestezi süresi, cerrahi sonrası komplikasyon varlığı, cerrahi sonrası yattığı gün sayısı açısından karşılaştırılmıştır. 33 Açık ve Endoürolojik Cerrahi Gruplarında Önceden Geçirilmiş Cerrahi Açık cerrahi grubunda daha önceden cerrahi geçirmiş olan hasta yüzdesi %48,1 iken, endoürolojik cerrahi grubunda bu oran %58,7’dir. Bununla birlikte iki grup arasında istatistiksel olarak bir fark saptanmamıştır. Geçirilmiş cerrahi varlığı olan hastaların her iki gruptaki sayıları, yüzdeleri ve istatistikleri Tablo 4.6’da verilmiştir. Tablo 4.6. Açık ve endoürolojik cerrahi gruplarında önceden geçirilmiş cerrahi. Açık Cerrahi Endoürolojik Cerrahi İstatistik (p) Geçirilmiş cerrahi s (%) Var 25 (48,1) 27(51,9) 27(58,7) 19(41,3) 0,293* Yok Pearson chi-square* Açık ve Endoürolojik Cerrahi Gruplarında Anestezi Süresi Anestezi süresi açık cerrahi grubunda ortanca 120 dakika, endoürolojik cerrahi grubunda 45 dakikadır. Açık cerrahi grubunun cerrahi süresi istatistiksel olarak anlamlı şekilde endoürolojik cerrahi grubundan yüksektir (Tablo 4.7). Tablo 4.7. Açık ve endoürolojik cerrahi grubunda anestezi süresi. Açık Cerrahi Endoürolojik Cerrahi İstatistik (p) Anestezi süresi (dakika) (ortanca) 120 (30-330) 45 (20-300) <0,008 *Mann-Whitney U test Açık ve Endoürolojik Cerrahi Gruplarında Cerrahi Sonrası Komplikasyon Açık cerrahi grubunda cerrahi sonrası komplikasyon hastaların %5,8’inde görülmüşken, endoürolojik cerrahi grubunda görülmemiştir. Bununla birlikte bu fark istatistiksel olarak anlamlı değildir (Tablo 4.8). 34 Tablo 4.8. Açık ve endoürolojik cerrahi gruplarında cerrahi sonrası komplikasyon. Açık Cerrahi Endoürolojik Cerrahi İstatistik (p) Komplikasyon s (%) Var 3 (5,8) 49 (94,2) 0 46 (100) 0,245* Yok *Fisher’s Exact Test Açık ve Endoürolojik Cerrahi Gruplarında Cerrahi Sonrası Yatış Süresi Açık cerrahi grubunda yatış süresi 3 gün (1-17) iken, endoürolojik cerrahi grubunda 2 gündür (1-6). Bu iki grup arasındaki fark istatistiksel olarak anlamlıdır (Tablo 4.9). Tablo 4.9. Açık ve endoürolojik cerrahi gruplarında cerrahi sonrası yatış süresi. Açık Cerrahi Endoürolojik Cerrahi İstatistik (p) Yatış süresi (gün) (ortanca) 3 (1-17) 2 (1-6) <0,008 *Mann-Whitney U test 4.2.3. Açık ve Endoürolojik Cerrahi Gruplarında Çocukların Yaşam Kalitesi ve Psikiyatrik Belirti Düzeyleri Açık ve Endoürolojik Cerrahi Gruplarında Çocukların Özbildirim Yaşam Kalitesi Düzeyleri Çocukların kendilerinin doldurdukları özbildirim ÇİYKÖ puanları toplam puan, fiziksel puan ve psikososyal puan olmak üzere üç alt başlıkta ele alınmaktadır. Toplam puan, fiziksel puan ve psikososyal puan açısından açık cerrahi grubu ile endoürolojik cerrahi grubu arasında cerrahi öncesi istatistiksel bir fark saptanmamıştır (Tablo 4.10). 35 Tablo 4.10. Açık ve endoürolojik cerrahi gruplarında cerrahi öncesi özbildirim ÇİYKÖ Çocuklar için Yaşam Kalitesi Ölçeği Açık Cerrahi Endoürolojik Cerrahi İstatistik (p) Toplam puan (%) (ortalama) 75,11±11,58 73,93±13,65 0,669* Fiziksel puan (%) (ortanca) 75 (37,5- 100) 78 (9,38-100) 0,828** Psikososyal puan (%) (ortalama) 74,71±13,62 72,62±14,48 0,498* *Independent sample T test, **Mann-Whitney U test Açık ve endoürolojik cerrahi gruplarında özbildirim ÇİYKÖ cerrahi öncesi ve sonrası puanları açık cerrahi ve endoürolojik cerrahi gruplarında ayrı ayrı karşılaştırılmış ve istatiksel bir fark saptanmamıştır (Tablo 4.11). Tablo 4.11. Açık ve endoürolojik cerrahi gruplarında cerrahi öncesi ve sonrası özbildirim ÇİYKÖ. Çocuklar için Yaşam Kalitesi Ölçeği Cerrahi Öncesi Cerrahi Sonrası İstatistik (p) Toplam puan Açık (ortalama) 75,11±11,58 78,65±13,39 0,420* Endoürolojik (ortanca) 73,91(32,60- 100) 79,34(26,09- 97,82) 0,378** Fiziksel puan Açık (ortalama) 74,99±14,45 77,41±14,17 0,572* Endoürolojik (ortanca) 75 (9,38-100) 78,12 (9,38-100) 0,614** Psikososyal puan Açık (ortalama) 74,71±13,62 79,18±14,84 0,326* Endoürolojik (ortanca) 73,33(45-100) 80 (35-98,33) 0,554** *İki eş arasındaki farkın anlamlılık testi, **Wilcoxon testi Açık ve Endoürolojik Cerrahi Gruplarında Ebeveyn Bildirimi ile Çocukların Yaşam Kalitesi Düzeyleri Ebeveynler tarafından doldurulan ÇİYKÖ puanları da toplam puan, fiziksel puan ve psikososyal puan olmak üzere üç alt başlıkta ele alınmaktadır, çocuk ergenlerin yaşam kalitesinin ebeveynin gözünden değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Açık cerrahi ve endoürolojik cerrahi gruplarında ebeveyn bildirimi ile ölçülen çocukların yaşam kalitesi düzeyleri açısından cerrahi öncesi istatistiksel olarak bir fark saptanmamıştır (Tablo 4.12). 36 Tablo 4.12. Açık ve endoürolojik cerrahi gruplarında cerrahi öncesi ÇİYKÖ-ebeveyn formu. Çocuklar için Yaşam Kalitesi Ölçeği_Ebeveyn Açık Cerrahi Endoürolojik Cerrahi İstatistik (p) Toplam puan (ortanca) 80,43 (20-100) 81,52 (39-100) 0,795* Fiziksel puan (ortanca) 79,69 (9-100) 75 (13-100) 0,372* Psikososyal puan (ortanca) 81,68 (17-100) 85 (45-100) 0,678* *Mann-Whitney U test Açık ve endoürolojik cerrahi gruplarında ÇİYKÖ ebeveyn formunun cerrahi öncesi ve sonrası 7. ay puanları açık cerrahi ve endoürolojik cerrahi gruplarında ayrı ayrı karşılaştırılmış ve istatiksel bir fark saptanmamıştır (Tablo 4.13). Tablo 4.13. Açık ve endoürolojik cerrahi gruplarında cerrahi öncesi ve sonrası ÇİYKÖ – ebeveyn formu. Çocuklar için Yaşam Kalitesi Ölçeği Cerrahi Öncesi Cerrahi Sonrası İstatistik (p) Toplam puan Açık (ortanca) 82,61 (50-100) 84,69 (59-100) 0,105* Endoürolojik (ortalama) 78,05±16,08 76,57±17,82 0,593** Fiziksel puan Açık (ortanca) 81,25 (9-100) 81,25 (25-100) 0,362* Endoürolojik (ortalama) 68,62±25,20 76,73±19,08 0,141** Psikososyal puan Açık (ortanca) 84,16 (57-100) 85,83 (55-100) 0,179* Endoürolojik (ortalama) 80,52 (50-100) 77,75±17,59 0,349** *Wilcoxon testi, **İki eş arasındaki farkın anlamlılık testi Açık ve Endoürolojik Cerrahi Gruplarında Çocuklarda Kaygı Belirtileri ve Depresif Belirtiler Araştırma grubundaki çocuklar tarafından depresif belirti düzeyinin belirlenmesi amacıyla cerrahi öncesi doldurulan ÇDÖ’de açık cerrahi ile endoürolojik cerrahi grupları arasında istatistiksel bir fark saptanmadı (Tablo 4.14). Tablo 4.14. Açık ve endoürolojik cerrahi gruplarında cerrahi öncesi ÇDÖ. Açık Cerrahi Endoürolojik Cerrahi İstatistik (p) Çocuklar için Depresyon Ölçeği (median) 6 (0-18) 6 (1-22) 0,872* *Mann-Whitney U test 37 ÇDÖ puanları, açık cerrahi ve endoürolojik cerrahi gruplarında cerrahi öncesi ve cerrahi sonrası değişim açısından karşılaştırılmıştır. Depresyon belirti puanının açık cerrahi grubunda cerrahi sonrası azalma eğilimi, endoürolojik cerrahi grubunda ise artma eğilimi gösterdiği ancak aradaki farkların istatistiksel anlamlılık düzeyine ulaşmadığı görülmüştür (Tablo 4.15). Tablo 4.15. Açık ve endoürolojik cerrahi gruplarında cerrahi öncesi ve sonrası ÇDÖ. Çocuklar için Depresyon Ölçeği Cerrahi Öncesi Cerrahi Sonrası İstatistik (p) Açık Cerrahi (median) 6 (2-17) 4 (0-18) 0,139* Endoürolojik Cerrahi (median) 5 (1-22) 7 (0-26) 0,365* *Wilcoxon test Araştırma grubundaki çocuklar tarafından kaygı düzeylerinin belirlenmesi amacıyla süreklik ve durumluk kaygı envanteri doldurulmuştur. Cerrahi öncesi doldurulan ÇDKE – ÇSKE puanları açık cerrahi ile endoürolojik cerrahi grupları arasında karşılaştırıldığında istatistiksel bir fark saptanmamıştır (Tablo 4.16). Tablo 4.16. Açık ve endoürolojik cerrahi gruplarında cerrahi öncesi ÇDKE – ÇSKE. Açık Cerrahi Endoürolojik Cerrahi İstatistik (p) Çocuklar için Sürekli Kaygı Envanteri (ortalama) 31,13±6,36 33,11±6,43 0,552* Çocuklar için Durumluk Kaygı Envanteri (ortanca) 29,50 (20-50) 31 (22-49) 0,833** *Independent sample T test, **Mann-Whitney U test Çocuklar için sürekli ve durumluk kaygı puanları, açık cerrahi ve endoürolojik cerrahi gruplarında cerrahi öncesi ve cerrahi sonrası değişim açısından karşılaştırılmıştır. Sürekli ve durumluk kaygı puanlarının açık ve endoürolojik cerrahi gruplarında cerrahi öncesi ve cerrahi sonrası karşılaştırılmasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunmamıştır (Tablo 4.17). 38 Tablo 4.17. Açık ve endoürolojik cerrahi gruplarında cerrahi öncesi ve sonrası ÇDKE – ÇSKE. Cerrahi öncesi Cerrahi sonrası İstatistik (p) Çocuklar için sürekli kaygı envanteri Açık Cerrahi (ortalama) 31,43±6,36 30,98±9,49 0,413* Endoürolojik Cerrahi (ortalama) 32,04±6,65 29,68±6,62 0,168* Çocuklar için durumluk kaygı envanteri Açık Cerrahi (ortanca) 28 (20-50) 26,50 (19-43) 0,138** Endoürolojik Cerrahi (ortanca) 31 (22-49) 30,50 (21-48) 0,152** *İki eş arasındaki farkın anlamlılık testi, **Wilcoxon testi Açık ve Endoürolojik Cerrahi Gruplarında Çocuklarda Ebeveynler Tarafından Bildirilen Genel Psikiyatrik Belirtiler Çalışmada çocukların genel psikiyatrik belirtileri ebeveyn tarafından doldurulan GGA ile taranmıştır. GGA davranış sorunları, dikkat eksikliği ve aşırı hareketlilik, duygusal sorunlar, akran sorunları ve sosyal davranışlar olmak üzere 5 alandaki olumlu ve olumsuz davranış özelliklerini sorgulamaktadır. Cerrahi öncesi tüm alanlardan alınan puanlarda açık ve endoürolojik cerrahi grupları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir farka rastlanmamıştır (Tablo 4.18). Tablo 4.18. Açık ve endoürolojik cerrahi gruplarında cerrahi öncesi GGA. Güçler ve Güçlükler Anketi Açık Cerrahi Endoürolojik Cerrahi İstatistik (p) Toplam (ortalama) 17,46±4,55 16,56±4,52 0,346* Duygusal (ortanca) 2 (0-6) 2 (0-6) 0,708** Davranış (ortanca) 1 (0-5) 1 (0-7) 0,681** Dikkat eksikliği (ortanca) 3,50 (0-9) 3 (0-7) 0,300** Akran sorunları (ortanca) 2 (0-6) 2 (0-6) 0,878** Sosyal davranış (ortanca) 8 (3-10) 9 (4-10) 0,090** *Independent sample T test, **Mann-Whitney U test GGA’nın tüm alt test puanları ve toplam puanı, açık cerrahi ve endoürolojik cerrahi gruplarında cerrahi öncesi ve cerrahi sonrası değişim açısından karşılaştırılmıştır. Açık cerrahi grubunda istatistiksel olarak bir fark saptanmamıştır. Bununla birlikte endoürolojik cerrahi grubunda anketin toplam puanında istatistiksel 39 olarak anlamlı bir artış görülürken, diğer alt gruplarında anlamlı bir fark saptanmamıştır (Tablo 4.19). Tablo 4.19. Açık ve endoürolojik cerrahi gruplarında cerrahi öncesi ve sonrası GGA. Güçler ve Güçlükler Anketi Cerrahi öncesi Cerrahi sonrası İstatistik (p) Toplam Açık (ortalama) 17,11±4,55 16,83±5,19 0,741* Endoürolojik (ortanca) 16 (2-28) 18 (10-28) 0,017** Duygusal Açık (ortanca) 2 (0-6) 1 (0-6) 0,220** Endoürolojik (ortanca) 2 (0-6) 2,50 (0-10) 0,139** Davranış Açık (ortanca) 1 (0-5) 1 (0-4) 0,120** Endoürolojik (ortanca) 1 (0-7) 1 (0-2) 0,847** Dikkat eksikliği Açık (ortanca) 3 (0-9) 3 (0-10) 0,500** Endoürolojik (ortalama) 2,81±1,99 3,54±2,51 0,111* Akran sorunları Açık (ortanca) 2 (0-6) 2 (0-5) 0,317** Endoürolojik (ortalama) 2,08±1,39 2,46 (0-7) 0,290* Sosyal davranış Açık (ortanca) 8 (3-10) 8,5 (5-10) 0,381** Endoürolojik (ortanca) 9 9 (4-10) 0,176** *İki eş arasındaki farkın anlamlılık testi, **Wilcoxon testi 4.2.4. Açık ve Endoürolojik Cerrahi Gruplarında Ebeveynlerde Psikiyatrik Belirti Düzeyleri ve Başa Çıkma Tutumları Açık ve Endoürolojik Cerrahi Gruplarında Ebeveynlerde Kaygı Belirtileri, Depresif Belirtiler ve Genel Psikiyatrik Belirti Düzeyi Açık cerrahi ve endoürolojik cerrahi gruplarında ebeveynlerde kaygı belirtileri ve depresif belirtiler BAÖ ve BDÖ ile; genel psikiyatrik belirti düzeyi ise BTL (SCL – 90 – R) ile değerlendirilmiştir. Cerrahi öncesi dönemde her iki gruptaki Beck Anksiyete ve Beck Depresyon Ölçeği ile Belirti Tarama Listesi genel belirti düzeyi puanlarında istatistiksel olarak anlamlı bir fark saptanmamıştır (Tablo 4.20). Tablo 4.20. Açık ve endoürolojik cerrahi gruplarında cerrahi öncesi ebeveyn BAÖ, BDÖ ve BTL genel belirti düzeyi. Açık Cerrahi Endoürolojik Cerrahi İstatistik (p) Beck Anksiyete Ölçeği (ortanca) 5 (0-43) 5 (0-36) 0,874* Beck Depresyon Ölçeği (ortanca) 6 (0-31) 7 (0-28) 0,778* SCL-90 Genel Belirti Düzeyi (ortanca) 0,62 (0- 2,73) 0,46 (0-2,41) 0,393* *Mann-Whitney U testi 40 BAÖ, BDÖ ve BTL genel belirti düzeyi puanlarının cerrahi öncesi ve sonrası açık ve endoürolojik cerrahi gruplarında zamana karşı değişimi incelenmiş ve istatistiksel olarak anlamlı bir fark saptanamamıştır (Tablo 4.21). Tablo 4.21. Açık ve endoürolojik cerrahi gruplarında cerrahi öncesi ve sonrası BAÖ, BDÖ ve BTL genel belirti düzeyi. Cerrahi öncesi Cerrahi sonrası İstatistik (p) Beck Anksiyete Ölçeği Açık (ortanca) 3 (0-43) 2 (0-39) 0,247* Endoürolojik (ortanca) 4,50 (0-24) 5,50 (0-31) 0,497* Beck Depresyon Ölçeği Açık (ortanca) 6 (0-31) 3 (0-27) 0,075* Endoürolojik (ortanca) 7 (0-28) 6 (0-28) 0,537* SCL-90 Genel Belirti Düzeyi Açık (ortanca) 0,625 (0-1,91) 0,360 (0-2,08) 0,234* Endoürolojik (ortanca) 0,46 (0,04- 2,41) 0,45 (0-1,83) 0,910* *Wilcoxon testi Açık ve Endoürolojik Cerrahi Gruplarında Ebeveynlerde Başa Çıkma Tutumları Araştırmada ebeveynlerin genel başa çıkma tutumlarının değerlendirildiği ölçekte yer alan 15 alt ölçek kendi içinde 3 temel baş etme tutumuna ayrılmaktadır; (1) sorun odaklı başa çıkma, (2) duygu odaklı başa çıkma, (3) uyumu bozan başa çıkma. Açık cerrahi ve endoürolojik cerrahi grubundaki hastaların ebeveyenlerinin cerrahi öncesi 3 temel baş etme stratejisi puanları karşılaştırılmıştır. Sorun odaklı başa çıkma tutumu puanında açık cerrahi grubundaki ebeveynler istatistiksel olarak yüksek puan almışken; duygu odaklı ve uyum bozan başa çıkma tutum puanları gruplar arasında farklılık göstermemiştir