i Hacettepe Üniversitesi Güzel Sanatlar Enstitüsü İç Mimarlık ve Çevre Tasarımı Anabilim Dalı ANKARA İLİ İÇİN ALTERNATİF BİR “BARINMA EVİ” ÖNERİSİ Esra Orhan Yılmaz Yüksek Lisans Tezi Ankara, 2017 ii iii ANKARA İLİ İÇİN ALTERNATİF BİR “BARINMA EVİ” ÖNERİSİ Esra Orhan Yılmaz Hacettepe Üniversitesi Güzel Sanatlar Enstitüsü İç Mimarlık ve Çevre Tasarımı Anabilim Dalı Yüksek Lisans Tezi Ankara, 2017 2 ÖZET ORHAN YILMAZ, Esra. Ankara İli İçin Alternatif Bir “Barınma Evi” Önerisi, Yüksek Lisans Tezi, Ankara, 2017. Tez çalışması kapsamında, günümüzde özellikle sosyoloji bilim dalında kendine yer bulmuş olan evsizler, iç mimarlık alanı ile ilişkilendirilerek incelenmiştir. Çalışmada evsizlik teriminin anlamı ve bu terimin farklı ülkelerde, kültürlerde hangi anlamlara büründüğü irdelenmiştir. Bu doğrultuda evsizlik ve yoksulluk kavramları dikkati çekmiş ve aralarında ilişki saptanmaya çalışılmıştır. Evsiz ve yoksul bireylerin yoksun olduğu ‘şey’ler saptanarak, tespit edilen veriler doğrultusunda bireyin ideal yaşantısını gerçekleştirmek için nelere ihtiyacı olduğu tespit edilmiştir. Araştırmada, barınacak “yer”den yoksun bireyler için Ankara özelinde barınma sorununu gidermek adına yapılan girişimler incelenecektir. Bu çalışmada, günümüzde önemli bir sosyal sorun olarak karşımıza çıkan ve giderek artmakta olan evsizler için kalıcı bir mekânsal çözüm önerisi sunulması amaçlanmıştır. Bunun yanı sıra; Ankara ilinde hayatını sürdürmeye çalışan evsizler için Ankara Büyükşehir Belediyesi Barınma Evi’ne alternatif oluşturabilecek düşük maliyetli yeni bir Barınma Evi projesi sunulması planlanmaktadır. Alternatif bir barınma evi önerisi, Ankara Büyükşehir Belediyesi’ne bağlı hizmet veren Barınma Evi üzerinden incelenerek geliştirilecektir. Ulus semtinde yer alan Ankara Büyükşehir Belediyesi Barınma Evi incelenecek, burada kalan evsiz bireyler ve yetkililer ile, araştırmacı tarafından hazırlanmış olan sorular çerçevesinde yüz yüze görüşme yapılacaktır. Bunun yanı sıra Barınma Evi’nin iç ve dış mekanları gözlemlenecek ve fotoğraf ile belgelenecektir. Söz konusu Ankara Büyükşehir Belediyesi Barınma Evi; Ankara’da evsizlere hizmet veren tek kamu kurumu olması sebebiyle seçilmiştir. Gerçekleştirilen incelemeler doğrultusunda saptanan eksiklikler, kullanıcının beklentileri göz iv 3 önüne alınarak, Ankara ili özelinde alternatif bir barınma evi tasarımı gerçekleştirilmiştir. Alternatif olarak sunulan modül her ne kadar Ankara ili için kurgulansan da farklı coğrafya ve kullanıcılara göre uyarlanabilmesine dikkat edilmiştir. Sonuç olarak, evsizlik sorunu daha önceden pek fazla ele alınmayan bir açıdan incelenmiştir. Tez çalışması kapsamında, evsizler için kalıcı çözüm önerisi sunabilecek esnek yapı modülü tasarlanmıştır. Gerçekleştirilen tasarımda geleneksel mekan algısı kırılmaya çalışılmış, mekanlar bölücüler ile ayrılmadan birbirine akan mekanlar kurgulanmıştır. Fakat tasarlanan modül, sadece form odaklı düşünülmemiştir. Tasarım gerçekleştirilirken, kullanıcıdan bağımsız düşünülmemiştir. Böylelikle, evsizlere yönelik bir nesne tasarlamaktan öte, kullanıcı ve mekan ilişkisi irdelenerek; kullanıcı ve ihtiyaçlar doğrultusunda çeşitlendirilebilen esnek bir mekan tasarımı önerisi gerçekleştirilmiştir. Anahtar Sözcükler Barınma Evi, Modülerlik, Esneklik, Tasarım, Evsizlik, İç Mimarlık v 4 ABSTRACT ORHAN YILMAZ, Esra. The Alternative “Shelter” Proposal for Ankara, Postgraduate Thesis, Ankara, 2017 Within the scope of the thesis study, the homeless, who have found themselves a place especially in sociology today, has been analyzed by associating with the field of interior architecture. In the study, meaning of the term homelessness and its various meanings in different countries and cultures have been investigated. In this direction, the concepts of homelessness and poverty have attracted attention and the relationship between them have been tried to be determined. It has been determined what the person needs to realize the ideal experience of the individual in the direction of the determined data, by identifying the 'things' of which the homeless and the poor are deprived. The research will examine the initiatives undertaken in order to resolve the problem of housing in Ankara for individuals deprived of shelter. This study aims to present a permanent spatial solution proposal for the homeless, who are presently faced as an important social problem and gradually increasing. Within the scope of the study, it is planned to present a new low-cost housing project as an alternative to Ankara Metropolitan Municipality Shelter for the homeless who are trying to maintain their lives in Ankara. An alternative shelter proposal will be developed by examining through the House of Commons serving under Ankara Metropolitan Municipality. Ankara Metropolitan Municipality Shelter, located in the Ulus district, will be examined and face-to-face interviews will be held within the framework of the questions prepared by the researcher with the resident homeless individuals and authorities. In addition, the interior and exterior environment of the Shelter will be observed and documented with photograph. Ankara Metropolitan Municipality Shelter was chosen because it is the only public institution in Ankara that serves the homeless. Considering thedeficiencies determined in the direction of the examinations carried out and expectations of the user, user's expectations, an alternative housing design for vi 5 Ankara province has been prepared. Though the module presented as an alternative has been fictionalized for Ankara, it can be adapted to different geographies and users . As a result, the problem of homelessness has been examined from a point of view which has not been addressed much before. Within the scope of the thesis study, a flexible building module which may propose a permanent solution for the homeless is designed. The traditional space perception has been tried to be broken in the design, and the interfluent spaces have been fictionalized without separating the spaces with the separators. However, the designed module is not just thought as form-focused. When the design is performed, it is not considered as independent from the user. Thus, going beyond to designing an object for the homeless, a flexible space design that can be diversified in line with the user and users’ needs has been proposed by investigating the relation between the user and space. Key Words Shelter, Modularity, Flexibility, Design, Homelessness, Interior Architecture vii 6 TEŞEKKÜR Lisansüstü eğitim hayatımın başlangıcından bu yana akademik çalışmalarımda ve her konuda bıkmak usanmak bilmeden bana yol gösteren değerli hocam ve danışmanım sevgili Yrd. Doç. Dr. G. Cankız Elibol başta olmak üzere; katkı ve katılımlarından dolayı sevgili hocalarım Prof. Pelin YILDIZ, Doç. Bilge SAYIL ONARAN, Doç. Dr. Ayça GELGEÇ BAKACAK ve Yrd. Doç. Dr. Fatma Korkut’a; Tez çalışması kapsamında tasarlanan alternatif barınma evinin 3 boyutlu modellemelerini gerçekleştiren sevgili arkadaşım Arş. Gör. Ceyhun Şekerci’ye; Akademik çalışmalarımda ve hayatımda desteklerini hiç esirgemeyen, her zaman yanımda olan sevgili arkadaşlarım Elif Özgen, Gizem Kulak ve Ş. Merve Erkan’a; Çalışma dönemim boyunca geçirdiğim bu yoğun ve yorucu süreçte büyük bir fedakarlıkla beni yalnız bırakmayan, hep destek olan, gösterdiği şefkat ve varlığı için sevgili eşim Rıza Yılmaz’a; Tüm hayatım boyunca beni koşulsuz seven ve desteklerini her daim hissettiğim aileme; Yürüdüğüm bu yolda hep benimle olduğuna inandığım “biricik babama” , Teşekkürlerimi sunarım. viii 7 İÇİNDEKİLER KABUL VE ONAY .......................................................................................... i BİLDİRİM ........................................................................................................ii YAYIMLAMA VE FİKRİ MÜLKİYET HAKLARI BEYANI ...............................iii ÖZET ..............................................................................................................iv ABSTRACT ....................................................................................................vi TEŞEKKÜR ....................................................................................................viii İÇİNDEKİLER .................................................................................................ix TABLOLAR DİZİNİ .........................................................................................xi ŞEKİLLER DİZİNİ ...........................................................................................xii 1.BÖLÜM: GİRİŞ ............................................................................................1 1.1.ARAŞTIRMANIN KONUSU VE PROBLEMİN SAPTANMASI ..............2 1.2. ARAŞTIRMANIN AMACI .....................................................................4 1.3. ARAŞTIRMANIN KAPSAM VE YÖNTEMİ ..........................................6 2. BÖLÜM: EVSİZLERİN BARINMA İHTİYACINI GİDERMEK İÇİN OLUŞTURULAN MEKÂNLAR .......................................................................9 2.1. BİR KARA DELİK: EVSİZLİK ..............................................................9 2.2. EVSİZLER İÇİN YAPILAN UYGULAMALAR ......................................31 2.2.1. ANKARA’DA EVSİZLERE YÖNELİK DEVLET TARAFINDAN GERÇEKLEŞTİRİLEN ÇALIŞMALAR ......................................46 3.BÖLÜM: ALAN/SAHA ÇALIŞMASI ............................................................51 3.1. ANKARA BÜYÜKŞEHİR BELEDİYESİ BARINMA EVİ ANALİZİ .......51 3.2 GÖRÜŞMELER .....................................................................................73 3.3. BÖLÜM DEĞERLENDİRMESİ ............................................................77 ix 8 4. BÖLÜM: EVSİZ BİREYLERİN BARINMA İHTİYACINA YÖNELİK MEKAN TASARIMI ÖNERİSİ .......................................................................................79 4.1. BARINMA SORUNUN BERABERİNDE GETİRDİĞİ YOKSUNLUKLAR…………………………………………………………….82 4.2. KULLANICI VE MEKAN BÜTÜNLÜĞÜ ...............................................85 4.3. KULLANICI ODAKLI MODÜLER MEKAN ÖNERİSİ ...........................89 5. BÖLÜM: DEĞERLENDİRME VE SONUÇ..................................................102 KAYNAKÇA ...................................................................................................110 EK- 1 MÜLAKAT METNİ ................................................................................117 EK-2 BARINMA EVİ YETKİLİLERİ İLE İLGİLİ GENEL BİLGİ EDİNME SORULARI .....................................................................................................118 EK-3 GÖNÜLLÜ KATILIM FORMU ...............................................................119 EK-4 TEZ ÇALIŞMASI ETİK KURUL İZİN MUAFİYET FORMU ....................120 x 9 TABLOLAR DİZİNİ Tablo 1: Evsizlerin Kültürlerarası Kavramsallaştırılması (Kaynak: Küçük, 2014’ten faydalanarak düzenlenmiştir.) ........................................................ 16 Tablo 2: Tablo Kentleşme Politikası kitabı kaynağına göre düzenlenmiştir (Keleş, 2004). ................................................................................................... 27 xi 1 Şekil 1: Dharavi, Mumbai’de yaşayan insanların barındığı “slum” olarak adlandırabileceğimiz konut tipi örneği .......................................24 Şekil 2: Dostlar Mahallesi Gecekondu yerleşkesi ...................................26 Şekil 3: Ankara’dan ve Şili’den Gecekondu yerleşimlerine birer örnek 29 Şekil 4: Aşhane projesi ile yemek dağıtan ...............................................34 Şekil 5: Evsizleri ücretsiz tıraş eden Mark Bustos, New York ................34 Şekil 6: Hayır kurumu Lava Mae tarafından 6 binin üzerinde evsizin günlük banyo ihtiyacını tasarlamak üzere yapılan otobüs, San Francisco ......................................................................................34 Şekil 7: Angela Luna’nın hem ceket hem çadır olabilen tasarımı ..........35 Şekil 8: Michael Rakowitz tarafından tasarlanmış paraSITE’a bir örnek 36 Şekil 9: Parasite modeline ait farklı çeşitleme örnekleri ........................37 Şekil 10: Parasite modeline ait farklı çeşitleme örnekleri .......................37 Şekil 11: Tasarlanan fikir projesine ait dijital çizimler ............................39 Şekil 12: Tasarlanan Fikir Projesine ait iç mekan modellemesi .............39 Şekil 13: Londra’da uygulanan “çivili önleme” örnek ............................40 Şekil 14: James Fuzer’ın Londra’daki evsizler için tasarladığı konut modellemesi .................................................................................41 Şekil 15:Ulus semtine genel bir bakışın ardından Ankara Büyükşehir Belediyesi Barınma Evi özelinde harita konumları ....................59 Şekil 16: Barınma Evi giriş katında bulunan güvenlik odası ve kayıt kabul odası ..............................................................................................60 Şekil 17: Ankara Büyükşehir Belediyesi Barınma Evi Giriş Kat Planı ....62 Şekil 18: Ankara Büyükşehir Belediyesi Barınma Evi Birinci Kat Planı .63 Şekil 19: Yatak odaları ve kişilere ait kilitli dolap üniteleri örnekleri .....64 ŞEKİLLER DİZİNİ xii 2 Şekil 20: Ankara Büyükşehir Belediyesi Barınma Evi İkinci Kat Planı ..65 Şekil 21: 2. Katta yer alan yemekhane alanına ait görsel .......................66 Şekil 22: Ankara Büyükşehir Belediyesi Barınma Evi Üçüncü Kat Planı.67 Şekil 23: Ankara Büyükşehir Belediyesi Barınma Evi Dördüncü Kat Planı ......................................................................................69 Şekil 24: 4. Katta bulunan televizyon odası .............................................70 Şekil 25: Kat 4’te yer alan sigara odası ....................................................71 Şekil 26: Maslow’un İhtiyaçlar Hiyerarşisi Piramiti’nin grafiksel anlatım şablonu .........................................................................................80 Şekil 27:Gecekondulara ait mekan varyasyonları şeması .....................90 Şekil 28: Kişinin minimum hareket edebileceği alan olarak belirlenen 100 cm’nin, 1/100 ölçekte maket olarak 3 boyutlu algıyı kolaylaştırması amacıyla yapılan uygulama ..............................93 Şekil 29: Gridal sistem oluşturularak belirlenen yapı kütlesi ................94 Şekil 30: Gridal sistem oluşturularak tasarlanan yapı kütlesinin toplam hacmi .............................................................................................95 Şekil 31: Gridal sistem oluşturularak belirlenen yapı kütlesi ve kullanıcının temel ihtiyaçlarını karşılayacağı alanlara ait leke çalışması .......................................................................................95 Şekil 32: Gridal sistem oluşturularak belirlenen yapı kütlesinin toplam alanını ifade eden grafik çalışması .............................................97 Şekil 33: Gridal sistemden oluşturulan tasarım önerisi .........................97 Şekil 34: Alternatif barınma evi modül tasarımı ......................................99 Şekil 35: Alternatif barınma evi modülünün 3 boyutlu planı ...................100 Şekil 36: Cephe görünümü ile beraber iç-dış algısı .................................101 Şekil 37: Tasarlanan modül önerisinden İç mekan görünümü…………..101 xiii 1 1.BÖLÜM GİRİŞ 1.1.ARAŞTIRMANIN KONUSU VE PROBLEMİN SAPTANMASI İnsanoğlu dünyaya geldiği andan itibaren hayatta kalabilmek adına çeşitli mücadeleler vermiştir. Tarihsel süreci incelediğimiz zaman; insanların varoluşunu sağlamak için yaptığı çeşitli mücadeleleri ve oluşturduğu yeni yaşam koşullarını görmekteyiz. Bunlara; yeme ihtiyacını gidermek için avcılık, barınma ihtiyacını gidermek için yerleşik hayata geçiş, tarımsal faaliyetler gibi daha pek çok örnek göstermek mümkündür. Keşfettikleri yenilikler ve buldukları yöntemler de zaman içerisinde akıl süzgecinden geçerek farklılaşmış ve gelişim göstermiştir. Tarihsel süreç içerisinde değişen ve gelişen yaşam standartları arasından çalışmayla doğrudan ilişkili olan barınma ile ilgili kavramları incelemenin, çalışmanın daha iyi anlaşılabilmesine yardımcı olacağı düşünülmektedir. Bu bağlamda bakacak olursak; yerleşik hayata geçiş ile yaşantımıza dahil olan konut, yuva, ev, barınak gibi çeşitli kavramların, literatürde yer alan tanımları incelenecektir. Böylelikle, bu kavramlar arasındaki benzerlik veyahut farklılıkların daha anlaşılır olmasını sağlamak hedeflenmiştir. Yukarıda yer alan kavramlara ek olarak, yoksul ve evsiz terimlerinin anlaşılmasının da çalışma için oldukça önemli olduğu düşünülmektedir. Bu yüzden çalışmada; literatürde yoksul ve evsiz kavramları için yapılan çeşitli tanımlamalara yer verilecektir. Bu terimler arasında yer alan benzerliklerin ve farklılıkların kıyaslamalı olarak analiz edilmesi planlanmaktadır. Terimlerin toplumlara göre anlamsal veya söylemsel değişikliklere maruz kalıp kalmadığını incelemenin çalışmanın anlaşılmasına yardımcı olacağı düşünülmektedir. 2 Sanayi Devrimi sonrasında, yaşantımıza giren kapitalizm anlayışı ile beraber, bireyler arasında maddi dengesizliklerin daha belirgin olarak yaşanmaya başladığını söylemek yanlış olmayacaktır. Buna bağlı olarak giderek artan bireyselci düşünce yapısı, insanlar arasında rekabet yaşanmasına sebep olmuştur. Bunun yanı sıra, günümüzde yaşanan maddi gelir dengesizlikleri, göçler, işsizlik, doğal afetler, savaşlar, artan nüfus ve buna bağlı olarak artan konut gereksinimi gibi pek çok etkenler barınma ihtiyacını gidermek adına yapılan girişimlerde çeşitliliklerin oluşmasını sağlamıştır. Oluşan bu çeşitliliklere birörnek vermek gerekirse; artan nüfus ve konut ihtiyacı, sınırlı yerleşim alanları, düşük m2’li evlerin ortaya çıkmasını ve yaygınlaşmasını sağlamıştır. Bunun yanı sıra, maddi gelirde yaşanan dengesiz dağılımlar, farklı barınma tiplerinin oluşmasında etken olmuştur. Yukarıda bahsedilen, özellikle kapitalizm ile hayatımızda daha çok etkin olan işsizlik, maddi gelir farklılıkları, bireyselci düşünce yapısı vb. parametreler ile beraber yoksulluk, gün geçtikçe kendini daha çok göstermiştir. Günümüzde önemli bir sosyal sorun haline gelen ve giderek artan yoksulluk, evsizlik probleminin de oluşmasında rol oynamıştır. Yoksulluk ve evsizlik terimlerini, çalışmanın içeriğinin daha iyi anlaşılabilmesi için ana hatları ile tanımlamanın önemli olduğu düşünülmektedir. Yoksulluk kavramı genel olarak “fakirlik yani sefalet, açlık, muhtaçlık, yokluk” gibi hayatta kalabilmek adına yapılan savaşı, temel ve zaruri ihtiyaçları yerine getirme mücadelesini akla getirmektedir (Taşçı, 2009). Kentbilim Terimleri Sözlüğü’ ne göre ise evsizlik; “en az yeterli yaşam düzeyinin temel ögelerinden olan barınma koşullarının kimi toplum kesimleri için elverişsiz olması sonucunda, bu kesimlerin barınma gereksinimlerinin insan onuruna yaraşır bir biçimde karşılanamaması durumu” şeklinde açıklanmıştır(Keleş, 1998). Birbirine yakın bu iki terim için farklı tanımlamalar mevcuttur. Yoksul ve evsiz grubuna dahil olan insanlar, hayatta kalabilmek adına çeşitli mücadeleler vermektedir. Bu topluluklar, çeşitli temel ihtiyaçlarını (yeme, barınma, giyinme, güvenlik…) insan onuruna yakışır biçimde karşılamaktan çoğu zaman yoksun 3 durumdadır. Yapılan açıklamalardan anlaşılacağı üzere yoksulluk ve evsizlik arasında oldukça yakın bir ilişki durumu söz konusudur. Çalışmada, yoksulluk ve evsizlik kavramının temel bileşenlerinde aslında birbirinden çokta farklı olmadığı hatta çok yakın iki kavram olduğu görüşü öne sürülecektir. Konuyu biraz detaylandırmak gerekirse, yoksul ve evsiz olarak adlandırabileceğimiz toplulukların, nelerden yoksun olduğu irdelenecektir. Çalışmada; yoksul ve evsiz bireylerin ortak bileşenleri saptanacaktır ve bu iki grubu temelde birbirinden ayıran farklar sistemli bir şekilde analiz edilecektir. Yapılan çıkarımlar sonucunda, bu iki kavramı birbirinden bağımsız düşünmenin ve incelemenin doğru olmadığı düşünülmektedir. Çünkü iki kavramında pek çok ortak paydası mevcuttur. Dolayısıyla, evsizlik kavramını daha iyi anlamak adına yoksulluk kavramını incelemenin de çalışmayı besleyeceği düşünüldüğünden, çalışmaya ışık tutacağı düşünülen bazı kavramlara da yer verilmiştir. Yoksulluk olgusu gerek akademik çalışmalarda gerekse sosyal bir sorun olarak uzun zamandır literatürde yer almaktadır. Yoksulluk kavramına nazaran evsizlik kavramı, akademik çalışmalarda ve sosyal bir sorun olarak literatürde yer alması daha yakın geçmişe dayanmaktadır. Bu konu ile ilgili birtakım çalışmalar olmasına karşın, İç Mimarlık alanına ilişkin literatürde çok az çalışmaya rastlanmıştır. Akademik çalışmalarda konu ile ilgili yapılan araştırmaların az sayıda olması, konu üzerinde çalışma isteğini arttırmıştır. Konu ile ilgili genel yaklaşımları inceledikten sonra, Ankara özelinde evsizlere yönelik çalışma gerçekleştirmek planlanmıştır. Ankara’da evsizlere yönelik olarak oluşturulan daimi yani sürekliliğini koruyan bir hizmet modeli henüz oluşturulmamıştır. Mevcut uygulamalar; kış aylarında geçici olarak oluşturulan toplama merkezleri ya da Ankara Büyükşehir Belediyesi’ne bağlı olan Barınma Evi’dir. Barınma Evi’nden faydalanabilmek için; 18 yaşının üzerinde olmak, alkol ve uyuşturucu bağımlısı olmamak, kadın ve çocuk olmamak gerekmektedir (Barınma Evi yetkilisi,2017). Bir evsize sadece 15 gün kapılarını açan Barınma Evi, geçici bir çözüm olarak karşımıza çıkmaktır. Bazı gelişmiş ülkeler, evsizler için kalıcı çözümler üreterek ülkelerindeki evsizlik oranını düşürmekte ve ülke 4 ekonomisine katkı sağlamakta iken (URL1), ülkemizde evsizlere yönelik kalıcı bir çözüm projesi henüz bulunmamaktadır. Bu çalışma kapsamında, günümüzde giderek artan ve özellikle sosyal bilimcilerin ilgisini çeken evsizler, kavramsal olarak Dünya’da ve Türkiye’de nasıl tanımlandığı ve evsizlere yönelik yapılan çalışmalar incelenmiştir. Gerçekleştirilen bu çalışmaların probleme nasıl yaklaştığı, ne gibi çözümler ürettiği ve ne kadar başarılı olduğu sorgulanarak çalışmanın ana problemleri saptanmıştır. Bu bilgiler doğrultusunda evsizlere geçici bir çözüm sunmaktansa, kalıcı bir çözüm aranmış ve her bireyin temel hakkı olan yaşama hakkına ve onuruna uygun bir yapı tasarlanarak, evsizlere düşük maliyetli alternatif bir “barınma evi” önerisi gerçekleştirilmiştir. 1.2. ARAŞTIRMANIN AMACI Bu çalışmada, günümüzde sayıları giderek artmakta olan evsizler için kalıcı bir mekânsal çözüm önerisi sunulması amaçlanmıştır. Çalışma kapsamında, Ankara ilinde hayatını sürdürmeye çalışan evsizler için Ankara Büyükşehir Belediyesi Barınma Evi’ne alternatif oluşturabilecek düşük maliyetli yeni bir Barınma Evi projesi sunulması planlanmaktadır. Bu fikir projesinde; erkek, kadın, çocuk ve aileler göz önünde bulundurulacak; öngörülen hedef kitleye yönelik bir yaşam alanı tasarlanacaktır. Sunulacak olan fikir projesi kapsamında; evsizlerin, temel hak ve ihtiyaçlarını karşılayacak bir “ev” tasarlanması planlanmaktadır. Burada bahsedilen temel hak ve ihtiyaçlardan kasıt; herhangi bir kişinin uyku, barınma, yemek, mahremiyet, güvenlik ve buna benzer temel ihtiyaçlarının karşılanmasıdır. Evsizler için tasarlanan ev sayesinde, insanoğlunun temel ihtiyaçlarından birisi olan barınma soruna çözüm sağlanmasının yanı sıra, bireyin hayata ve topluma uyum sağlaması ve yaşaması için gerekli sorumlulukları üstlenebilmesine zemin hazırlanması öngörülmektedir. Böylelikle bireyin kaliteli ve insan onuruna yakışır bir yaşama sahip olması hedeflenmiştir. 5 Çalışmada bazı sorulara yanıt aranacaktır. Bu sorulardan öncelikli olanı; evsiz bireylerin “barınma mekânı” denildiği zaman ne algıladıklarıdır. Bu sorunun, evsiz bireylerin tasarlanması hedeflenen mekândan beklentilerini anlamamıza yardımcı olacağı düşünülmektedir. Böylelikle evsizler için barınma, mekân gibi çalışmanın kilit kavramlarına, bireylerin ne anlamlar yüklediği saptanmaya çalışılacaktır. Bunun yanı sıra, evsizlerin barınacağı mekândan beklentisi nedir sorusuna yanıt aranacaktır. Böylelikle, “ev”den yoksun olan söz konusu evsiz bireyler için, tasarlanması planlanan bu yapıdan nasıl bir beklenti içinde oldukları saptanmaya çalışılacaktır. Mevcut hizmet veren Barınma Evi’nin, kullanıcı gözünde nasıl bir yerde olduğu ve ne derece önem teşkil ettiğinin saptanması çalışmanın içeriği açısından oldukça önem arz etmektedir. Belirlenen problem ve bu problemin girdileri incelendikten sonra, yüklenici/sağlayıcı konumunda yer alan kurum/kuruluşlarda çalışan yetkili kişiler ile görüşmeler sağlanarak; imkânları, beklentileri ve istekleri araştırılmıştır. Kullanıcı ve yüklenici ortak paydalarını tespit etmek hedeflenmiştir. Böylelikle her iki taraf için verimli, kullanışlı, çözüm odaklı bir çıktı ortaya konması öngörülmektedir. Tasarımcının bu mekânı oluşturmadaki katkısı ortak paydalardan hareketle ideal olanı oluşturmaktır. Bir başka deyişle, tüm araştırma ve çalışmalardan sonra hazırlanan mevcut durum analizleri, istek ve ihtiyaç listeleri kılavuz olarak kullanılmıştır. Elde edilen verilerle çalışılacak sahanın çevre ve dış faktörler ile dengesi sağlanarak tasarlama süreci yürütülmüştür. Evsizlerin içinde yabancılık çekmeden barınabilecekleri ve bunu yaparken toplumdan dışlanmamaları hedeflenmiştir. Bütün bunları yaparken malzeme, fonksiyon, maliyet, donatı ve estetik gibi temel kaygılar ön planda tutulmuştur. Çalışmada, yukarıda belirtilen soruların yanıtları, bu ilkeler üzerinden aranmış ve araştırma bu sorular üzerine çerçevelenmiştir. Literatür taraması yapıldığında, evsizler ile ilgili çalışmaların daha çok sosyoloji alanında karşımıza çıktığı görülmektedir. Mimarlık ve iç mimarlık alanlarında çok fazla yer bulmamış olan evsizler, bu çalışmada, iç mimarlık özelinde ele alınacaktır. Sosyal bir sorun oluşturan evsizlik olgusunun, evsizlerin kentte yaratıkları mekânlar ile şehir dokusuna bıraktıkları iz ve kısıtlı imkânlar ile 6 oluşturulan pratik mekân çözümlemeleri ile iç mimarlık alanında yer bulabileceği düşünülmektedir. Bu bağlamda yapılan çalışmanın, alandaki eksikliğinin giderilmesine katkı sağlaması hedeflenmektedir. Bütün bunlar göz önüne alınarak, evsizlerin konforlu bir yaşam sürebilecekleri iç mekânlar oluşturulması amaçlanmaktadır. Araştırmanın bu alanda çalışacak kişilere ışık tutması ve Ankara ilinde evsizlere yönelik yapılan uygulamalara yön vermesi beklenmektedir. 1.3. ARAŞTIRMANIN KAPSAM VE YÖNTEMİ Tez çalışması kapsamında; hemen hemen her toplumda ve kültürde karşımıza çıkan barınacak bir evden yoksun olma durumunun yarattığı “evsizlik” kavramı ve bununla doğrudan ya da dolaylı olarak ilişki içerisinde olduğu düşünülen diğer kavramlar araştırılmıştır. Bu süreçte evsizlik ve yoksulluk arasında olan çizgiden bahsedilerek, dünyada ve ülkemizde yoksul ve evsiz bireyler için yapılan tanımlamalara yer verilmiştir. Çalışmada, evsiz bireylerin yanı sıra yoksul bireylerin tanımlamalarına da yer verilmiştir. Yoksul bireyler ile evsiz bireylerin ortak bileşenleri olduğu düşünülmektedir. Bunu doğrulamak adına; yoksulluk kavramı, evsizlik kavramı, yoksul bireylerin barındığı mekânlar ve evsiz bireylerin barınma problemlerini nasıl gidermeye çalıştıkları incelenmiştir. Evsiz bireyler sadece geceyi geçirmek üzere bu alanları yaratırken, yoksul bireyler yaşamlarına devam edebilecekleri alanlar yaratmaktadır. Genellikle yoksul bireyler ülkemizde bu yaşam alanlarının temelini bir gecede kente kondurmaktadırlar. Gecekondu olarak adlandırılan bu alanlar, zaman içerisinde kişinin ihtiyaçları doğrultusunda geliştirilebilme imkânına sahiptir. Oysa evsiz bireylerin yarattığı mekânların devamlılığı bulunmamaktadır. Evsizler sadece geceyi geçirmenin derdindedirler. Bu mekânlar genellikle, kişinin kendi çabası ve imkânı doğrultusunda artık ya da düşük maliyetli malzemelerden oluşan, güvenlik ve mahremiyetten yoksun, devamlılığı olmayan alanlardır. Temelde yer alan bu farklılıklara rağmen, evsizler ve yoksullar arsında yakın ilişki olduğu düşünülmektedir. Örneğin; her iki topluluk da güvenlikten kısmen yoksun bir yaşam sürmektedir. Bunun yanı 7 sıra, her iki topluluk da insan onuruna yakışır bir biçimde yaşamamaktadır. Bu örneklere, çalışmanın ilerleyen kısımlarında değinilmiştir. Dünyada ve ülkemizde evsiz bireyler için yapılan uygulamalar incelendiği zaman oldukça farklı çalışma ve girişimler olduğu görülmektedir. Özellikle yurtdışında çözüm odaklı kalıcı projeler uygulanırken, ülkemizde devamlılığı olan bir çalışmanın olmaması dikkat çekicidir. Burada devamlılıktan kasıt; uygulanan projenin yılın her günü hizmet vermesi, bireylere kalıcı çözümler sunması, evsiz diye adlandırdığımız kişileri topluma kazandırması olarak düşünülmelidir. Çalışmanın kapsamı için Ankara ili seçilmiştir. Ankara’da evsizler için gerçekleştirilen çeşitli girişimler bulunmaktadır. Sınırlı sayıda ve sezonluk hizmet veren bu uygulamalar, genellikle Ulus semtinde konumlanmaktadır. Bu girişimlerin sınırlarını kamusal uygulamalar olarak kısıtlayacak olursak, evsizlere yönelik uygulamaların sınırlı sayıda olduğu göze çarpmaktadır. Ankara’da devlet kanalı ile evsizler için yapılan yardımlar, çalışmanın ilerleyen kısımlarında detaylı olarak incelenmiştir. Fakat gerçekleştirilen bu uygulamaların, geçici çözümler sunduğu ve yetersiz olduğu gözlemlenmektedir. Evsiz bireylerin nelerden yoksun olduğunu saptadıktan sonra, aslında bu bireylerin azami oranda nelere sahip olmasını da belirlemek gerekmektedir. Bu bağlamda, evsiz bireylerin yaşamları Maslow teorisine göre değerlendirildiğinde; insanoğlunun yaşaması için gerekli olan temel ihtiyaçlardan bu bireylerin kısmen yoksun olduğu görülmektedir. Bu durumda, evsiz bir birey sadece ”ev”den yoksun değildir. Aslında evsizlik “yoksun olma” durumu olarak tanımlanabilir. Çalışmanın, Maslow prensibine göre incelenmesiyle, evsizlerin piramitte hangi basamakta oldukları belirlenecektir. Bu piramide göre, evsiz bireylerin nelerden yoksun olduğunun daha somut bir şekilde saptanması hedeflenmiştir. Buna ek olarak, bu bireylerin nelere sahip olması gerektiğinin belirlenmesi de hedeflenmiştir. 8 Ankara Büyükşehir Belediyesi’nin Ankara’da evsizlere hizmet veren tek kamu kurumu olduğu saptanmıştır. Bu sebeple, Ankara Büyükşehir Belediyesi Barınma Evi incelenmek üzere seçilmiştir. Araştırma kapsamında Barınma Evi yetkilisi ve sakinleri ile yüz yüze görüşmeler yapılmıştır. Görüşmeler araştırmacı tarafından hazırlanmış sorular ile yüz yüze gerçekleştirilmiş olup, ses kaydına alınmıştır. Kayıt altına alınan görüşmelerde, kişinin mahremiyet ve özel hayatı korunmuştur. Kayıt altına alınan görüşmeler analiz edilerek, görüşme gerçekleştirilen kişilerin de uygun gördüğü bilgiler tez çalışmasında paylaşılmıştır. Buna ek olarak, yapıyı çözümlemek üzere yapılan görüşmeler esnasından mekândan fotoğraflar çekilmiştir. Elde edilen bilgiler doğrultusunda, belirlenen problemlerin giderilmesi ve çözümlerin kalıcı olabilmesi amacıyla bir fikir projesi üretilmiştir. Proje, mevcut mekânların fotoğraflarından da faydalanarak barınma evine alternatif oluşturabilecek yeni bir tasarım oluşturmayı hedeflemektedir. Bu tasarımın; kadın, çocuk, yaşlı ve erkekleri kapsayan bütüncül ve çok paydaşlı bir yaklaşım ile kurgulanması planlanmaktadır. Alternatif oluşturması hedeflenerek tasarlanan olan bu mekanın, Ankara’da ihtiyacı olan her bireye yılın her günü hizmet verebilecek şekilde hizmet sunması öngörülmüştür. Bu sayede, bireye geçici çözüm sunmaktan ziyade yaşamını idam ettirebileceği kalıcı bir köprü oluşturması hedeflenmiştir. 9 2. BÖLÜM: EVSİZLERİN BARINMA İHTİYACINI GİDERMEK İÇİN OLUŞTURULAN MEKÂNLAR 2.1. BİR KARA DELİK: EVSİZLİK Gelişen teknoloji, artan yaşam konforu, Sanayi Devrimi ile hayatımıza giren yenilikler, her ne kadar yaşantımıza kolaylıklar sağlasa da bunlara bağlı olarak artan nüfus, çeşitli sebeplerden dolayı gerçekleştirilen göç hareketleri, maddi yetersizlikler, zorlaşan yaşam koşulları, artan konut problemleri gibi daha pek çok sayabileceğimiz çeşitli sebepler, evsiz bireylerin ortaya çıkmasında etken olmuştur. Tarihsel süreç içerisinde “evsizlik” olgusu mevcudiyetini korumuştur. Günümüzde ise artış göstermiş ve sosyal bir sorun haline dönüşmüştür. “İnsanlığın ulaştığı en önemli zaman dilimi olarak belirlenen ve ismini bile koymada zorlandığımız bir çağ olan 21. yüzyıl, ne şaşırtıcıdır ki insanlığın en önemli insanlık trajedilerinin de yaşandığı bir zaman dilimi olarak hatırlanacaktır. Bir yandan yerkürenin her tarafından gelen silah sesleri ve savaşlar, bir yandan her gün alıştığımız haber haline gelen doğal felaketler, açlık, yoksulluk, özürlülük ve bunların hepsinin de bir göstergesi olan evsizlik, evsizler. Evet şaşırtıcıdır ki, insanlığın marsta yaşam aradığı döneme denk düşmüştür, bu yerkürede 100 milyon evsiz, kimsesiz insanın olduğunun tespiti” (Özdemir, Ekim 2010). Evsiz kelimesi kapsamlı ve anlaşılır bir şekilde tanımlanacak olursa; toplumdan izole olarak tek başına yaşayan, bedensel veya ruhsal sağlık problemleri olan, bir önceki geceyi sokakta, barınak evlerinde, dışarıda, metroda, motelde, parkta, tünelde, alt geçit veya üst geçitte, değişik evlerde ya da arkadaşlarının yanında, terk edilmiş veya kullanılmayan binalarda geçiren, minimum 60 gününü belirli olmayan bir yerde geçiren, şahsına ait daimi olarak kalabilecek 10 yeri bulunmayan kişiler olarak tanımlanabilir(Acar ve Erbay,2013). Bir başka tanıma göre “evsiz”; geceleri yatacak uygun ve tanımlı yeri olmayan terminal, metro, bankamatik, gar, park, köprü altları ve toplumun marjinal kesimlerinde yaşayan şahıs ya da gruplar şeklinde açıklanmıştır(Işıkhan,2006). Robertson, Roper ve Boyer’e (1984) göre evsizlik, “kişinin kalıcı bir konutunun, posta alabileceği bir aracın ve uyuyabileceği yerin yoksunluğunu ifade eder. Bu alanda araştırma yapan uzmanların yapmış oldukları çalışmalarda yaygın olarak bu tanım kullanmaktadırlar”. Yukarıda yer alan tanımlamalardan da anlaşılacağı üzere evsizlik genel anlamıyla, barınacak belirli bir yerin olmayışını ifade eder. Birey, kendisine veya ailesine ait kalacak bir yere sahip değildir. Çeşitli kamusal alanlarda gece barınma eylemini güvenliksiz ve konforsuz bir şekilde gerçekleştiren kişi ya da kişilerdir. Evsizlik (Somerville, 2013) yalnızca barınaktan yoksun olma durumu veya ev yoksunluğu değildir. Bu süreç bazı farklı boyutların yoksunluğunu içerir. Bunlar; duygusal (sevgi ve neşe eksikliği), psikolojik (bedensel rahatsızlık veya sıcaklığın eksikliği), ruhsal (umut ve amaç eksikliği), ontolojik (dünyada barınamama noksanlığı, dışlanmışlık) ve mülki (özel hayat yoksunluğu) yoksunluklardır. Bu bağlamda, evsizlik olgusu sadece barınacak yerden yoksun olma durumu değildir. Barınacak yerden yoksun olmak beraberinde çeşitli yoksunlukları da getirmektedir. Birey kendisini toplumdan dışlanmış hissetmenin yanı sıra, herhangi bir yere de aidiyet duygusu besleyememektedir. Dolayısıyla kendisine ait mahrem bir yaşantısı olmamaktadır. Özel hayattan yoksun, tüm ihtiyaçlarını ve yaşantısını uluorta yaşamak zorunda kalmaktadır. Bunun yanı sıra iklim, güvenliksiz bir yaşam ve dış etkenlere doğrudan maruz kalma durumu, zaman içerisinde bireylerde bedensel hatta mental rahatsızlıklara yol açabileceği söylenebilir. Bütün bu etkenlerin sonucu olarak birey, kendisini mutsuzluk içerisinde bulabilir. 11 “Ev/Evsiz” kavramları konu ile ilişkileri açısından beraber düşünülmelidir. Dolayısıyla bu birliktelik, kavramın ne olduğuna ve olmadığına dair bilgi vererek, kavramsal çerçevenin şekillenmesinde kolaylık sağlayacaktır. Toplumsal olarak kullanılan ev kavramının çeşitli tanımlamaları mevcuttur (Küçük, 2014). Ev kişinin kendini tanımlayabildiği ve gerçekten kendisi olarak var olabildiği, toplumdaki kişilerle kendisini mukayese edebildiği, kişinin yaşantısı için gerekli olan rutin işlerini gerçekleştirdiği, sosyal ilişkileri ve komşuluk ilişkilerini saylayan yer/mekândır (Arnold,2004). Evsizlik, evden yoksun olma durumudur. Buna bağlı olarak “ev” kavramı önem kazanmaktadır. Yukarıda yer alan tanımlarda da belirtildiği gibi ev, bireyin ya da ailenin barınacağı yer olmanın yanı sıra; kişinin güvenliğini sağlayan, beslenme, uyku, temizlik gibi temel ihtiyaçlarını giderebileceği, komşuluk ilişkilerinde bulunabileceği, bu doğrultuda sosyalleşebileceği bir alandır. Ev, çoğu zaman bireyin kendisinden izler taşır ve onun kimliğini yansıtır. Bir bakıma, için dışa yansımasıdır. Bir başka deyişle, bireyin kişisel duygu ve düşünceleri evin şekillenmesinde büyük rol oynar. Çünkü birey evini, kendi istek ve arzuları, beğenileri doğrultusunda düzenler. Kendini tanımlayabildiği, sorgulayabildiği ve dilediği gibi hareket ederek kendini özgür hissettiği bir kabuk görevi de görebilmektedir. Toplumsal olarak algılanan, bilimsel olarak çerçevelendirilen açıklamaya göre “ev” (Smith ve Ravenhill,2007), yalnızca güvenlik ve koruma sağlayan fiziksel bir alan/yer/mekân değildir. Bu alan kişilere kendilerini tanımlayabilme imkânı tanıyan tek kişisel alan, aynı zamanda kendi olabildikleri rahat ve konforlu bir yer olarak tanımlanır. Buna karşın, konut ile ev arasındaki farka dikkat etmek gerekir. Konut fiziksel ortamı tanımlarken, ev sosyal ilişkileri içerir (Rossi, 1989). Yukarıda da belirtildiği gibi, konut birey için fiziksel olarak yaşamını sürdürebilmek adına kullandığı bir araç olarak tanımlanabilir. Birey konut ile arasında herhangi bir bağ kurmaz. Konut birey için fiziksel ortamı tanımlar. Bunun aksine ev, birey ile doğrudan ilişkilidir. Kişiye kendi olabilme imkânı sunar. Birey sevincini, üzüntüsünü, öfkesini kısacası duygularını evinde 12 doludizgin yaşayabilmektedir. Aslında ev, birey ile anlam kazanır. Kişinin duygusal ve fiziksel paylaşımları, yaşanmışlıkları ve yaşantısı doğrultusunda ev anlamlı bir hale dönüşür. Bu sebeplerden dolayı, birey olmadan ev de olmaz demek çok yanlış olmayacaktır. Aslında ev, küçük gibi gözüken sınırsız bir dünyadır. Herhangi bir sınırlamaya maruz kalmadan, kuralları bireyin kendisinin koyduğu özgür bir yaşam alanını ifade eder. Kimin söylediğini bilmediğimiz fakat belleğimize kazınmış olan “insanın kendi evi gibisi yok” sözü, belki de bu yüzden hepimizde yakın duyguları uyandırmaktadır. Ev olmazsa kişiler evsizlik ile karşı karşıya kalarak hayatta kalma korkusu yaşamaktadır. Bu yüzden ‘ev’ insanlar için önemli bir olgudur. Evsizlik olgusu, gelişmemiş ya da az gelişmiş ülkelere özgü bir durum değildir. Tarihsel süreçte her toplumun, farklı oranlarda maruz kaldığı bir olgudur. Her toplumda evsizlik sorunu karşımıza çıkmasına rağmen, evsizler için yapılan tanımlar değişmektedir. Bu kavrama ilişkin anlamların farklılık göstermesinin başlıca sebepleri; toplumların gelişmişlik düzeyi, refah seviyesi, eğitim durumu, ülkelerin ekonomik, sosyal ve toplumsal yapıları gibi çeşitli etkenlerdir (Buğra 2008’den aktaran; Küçük 2014). Her ülkenin sahip olduğu özellikler ve sağladığı imkânlar doğrultusunda evsizlik tanımları ve nedenleri farklılık göstermektedir. Dolayısıyla evsizlere yönelik gerçekleştirilen politikalar da farklılaşmaktadır. Evsizlik denilince ilk akla gelen evden yoksun olma durumu olsa da, bazı gelişmiş ülkelerde evsizlik, bireyin herhangi bir eve sahip olamama durumu değildir. Daha çok bireyin deneyimlerine bağlı olarak bir açıklama yapılmaktadır. Bütün bunlara ek olarak, nüfus sayımı için tüm uluslar dört kapsamlı kategoriyi ele alan tanımlar doğrultusunda değerlendirilir ve bunlar kısaca şu şekilde özetlenebilir(Speak ve Tipple,2007): Yasal kullanma hakkı bazlı tanımlar; kimi devletler evsizliği, ev sahibi olma veya güvenli arazi hakkı açısından tanımlamaktadır. Örneğin Zimbabve ve Peru’da olduğu gibi, bu özellikler, araziyi kullanma hakkı güvencesini temel alan tanımların uç noktasını göstermektedir. 13 Barınak bazlı tanımlar; Hindistan’da evsizlik, herhangi bir eve sahip olup olmamakla ölçülmektedir. Daha detaylı açıklamak gerekirse; Hindistan nüfus sayım memurları evsiz insanları, sayım yapılan evler dışındaki yerlerde yaşayan insanlar olarak tanımlar. Planlamacılara göre birey, bir araziye veya çatıya sahip değil ise, o kişinin eve sahip olmayı hak edip etmediğinin kararını resmi kurumlar vermektedir. Nitelik ve uygunluk açısından tanımlar; ülkelerin barınma sorununu çözmede yetersiz kaldığı ve bunun yanı sıra evsiz olarak nitelendirilen kişilerin barınak olarak kullandıkları yerlerin insan yaşamına uygun olmadığı belirtilerek tanımlama yapılmaktadır. Örneğin, Bangladeş ve Mısır’da marjinal olarak ifade edilen alanlarda yaşayan kişiler evsiz olarak tanımlanmaktadır. Marjinal yerlerden kastedilen ise; kulübe, büfeler, çatı tepeleri, iş yerleri binaları, merdivenler ve mezarlıklardır. Kalıcılık ve süreklilik açısından yapılan tanımlamalar; bir örnek ile açıklamak gerekirse, Endonezya sınıfsal olarak iki ana kategoriye ayrılır. Bunlardan birincisi, yaşamını devam ettirebilmek için kalıcı bir yeri olanlar ve olmayanlardır. İkincisi ise, gemi mürettebatı, yüzen evlerde veya kayıklarda yaşayanlar ve göçmen kişileri evsiz olarak değerlendirmektedir. Çalışmada ele alınacak “evsiz” olarak tanımlanan kitle; hükümetin barınma sorununu çözmek için girişimlerde bulunmasına karşın yetersiz kaldığı kişileri kapsamaktadır. Aynı zamanda bu kişiler, insan yaşam ve onuruna uygun koşullarda yaşamayan kişilerdir. Gece uyku ve barınma ihtiyaçlarını büfe, köprü altı, otogarlar, bankamatik kulübeleri, parklar gibi çeşitli kamusal alanda geçirmektedirler. Bu yüzden, çeşitli uluslar tarafından kabul edilen yukarıda yer alan tanımlamalar arasında “Nitelik ve uygunluk açısından yapılan tanımlamalar”, bu çalışmanın içerik ve kapsamı ile daha yakın bir ilişki içerisinde olduğu düşünülmektedir. Buna ek olarak, yukarıda bahsi geçen dört kategori evsizlerin çeşitli özelliklere göre nasıl kategorize ettiğini göstermektedir. Tüm uluslar tarafından kabul gören kapsamlı bu dört tanımlamanın, evsizleri anlamakta ve sınıflandırmakta yardımcı olacağı ön görülmektedir. Bu yüzden, 14 yapılan tanımlamaların çalışma ile hem direkt olarak hem de dolaylı olarak ilişkisi bulunmaktadır. Bu sebeple, araştırmanın daha iyi anlaşılabilmesi ve konuya ışık tutması açısından yukarıda yer alan sınıflandırmalara kısaca değinilmiştir. Diğer taraftan, ”evsizlik”, ülkeler, toplumlar ve kültürler arasında farklı şekillerde tanımlanmıştır. Fransa; Quebec, Kanada’ da “sans-abri” terimi ile ifade edilen evsizlik, barınak yoksunluğu anlamına gelmektedir. Sans-abri kelime anlamı olarak ise gölgeliğin olmaması demektir (Glasser, Fournier ve Costopoulos, 1999). Özellikle 1980’lere kadar Fransa’da evsizler “vagabond” sözcüğü ile karşılanıyordu ki buda serseri, hovarda anlamlarına gelmektedir (Işık, 2015). Ayrıca yine Fransa’da geniş anlamları ifade eden “sans-domicile” terimi ile evsizlik ifade edilmektedir. Terim olarak evsizliğin temeli barınma yoksunluğunun yanı sıra, aile ve komşu gibi diğer sosyal ilişki yoksunluğunu da kapsamaktadır (Marpsat ve Firdion, 2007). Hindistan gibi ülkelerde, barınacak yeri olmayan ve dışarıda yaşayan insanlara “çatısız” kavramı kullanılmaktadır. Bu terim genellikle “evsiz” kelimesi ile ilişkilendirilir. Gelişmekte olan ülkelerde ev yoksunluğunun yaşanmasının sebebi olarak daha çok savaşlar, köyden kentte göç, doğal afetler ile bağlantı kurulmaktadır. Batı uluslarında ise genellikle evsizlik kronolojik olarak daha çok alkolizm ile ilişkilendirilmektedir. 1900’lü yılların sonunda, hükümetin konut sağlama desteğini azaltması aynı zamanda şehirlerin kentleşmesi ile giderek artan madde bağımlılığı ve zihinsel hasta olan kişilerin topluma kazandırılması ile ilişkilidir (Glasser ve Bridgman, 1999). 1992 yılında Japonya’da ekonomik kriz patlak verdikten sonra yaşanan duraksamanın etkisi ile daha da fazlalaşan evsiz insanlar için “homuresu” kavramı kullanılmıştır. Bu kavram, tren ve altgeçit istasyonları, nehir kenarları, parklar ve alış veriş merkezleri gibi kamusal alanlarda yaşayan kişileri tanımlamak için kullanılır. Evsiz anlamında kullanılan homuresu yerine çoğu zaman, dilenci veya gezginde kullanılmıştır. Kullanılan bu terimler haricinde, tepki toplayan bir anlam ise toplumu sömüren, madde bağımlısı kişiler olmuştur. 15 Sosyal bilimciler ise bütün yapılan bu tanımlara karşın daha uygun bir tanım olacağını düşünerek, “sokakta uyuyan kimse” veya “sokakta uyuyan işçi” kullanımını literatüre kazandırmıştır (Marr, 2007). Amerika Birleşik Devletleri yasalarında ise “Evi veya ikametgâhı olmayan, sokak ve caddelerde yaşamını sürdüren, geceleri yatacak uygun yeri olmayan, oteller, toplu konutlar, hapishaneler ve ruh hastalarına ait geçici yerler gibi geçici yaşam koşullarını sağlayan yerlerde kalan, denetim altındaki sosyal konutlarda yaşayan kişiler “evsiz” olarak, bu sürecin yaşanmasıyla ortaya çıkan durum ise “evsizlik”olarak tanımlanmaktadır (Yağan 2009’ dan aktaran; Küçük, 2014). İngiltere’de ise evsiz, kişinin kendisinin ya da ailesinin kalacak herhangi bir yerinin olmamasını ifade eder. Homeless, yardıma muhtaç ve korunaksız bireyler olarak tanımlamaktadırlar. Örneğin, hamileler, sömürgecilik tehlikesi altında olan genç insanlar, zihinsel rahatsızlığı olanlar ve 60 yaş üstü yetişkinler gibi sınıflandırabileceğimiz gruplar korumasız ve yardıma muhtaç bireyler arasında yer almaktadır. Fakat bu gruba dahil edilmeyen bir grup vardı ki o da; bekar/erkeklerdir (Ravehill, 2008). Yukarıda yer alan bilgilerden anlaşılacağı üzere bazı ülkeler evsizler için sınıflandırmalar yaparken, İngiltere’de evsizlik çok geniş bir yelpazeye sahiptir. “Evsizlik” kavramına ilişkin yapılan tanımlamaların ardından, bu terimin çeşitli ülkelerde kazandığı anlam ve bu anlamının karşılığı olarak hangi kavram ile kullanıldığına dair bilgiler tabloda kategorize edilmiştir (Tablo I). Aşağıda yer alan tablonun, bölgelere göre kavramsallaştırılan evsizlik olgusunun anlaşılmasında yardımcı olacağı düşünülmektedir. Evsizlerin Kültürlerarası Kavramsallaştırılmasına dair tablo aşağıda yer almaktadır. 16 Tablo 3: Evsizlerin Kültürlerarası Kavramsallaştırılması (Kaynak: Küçük, 2014’ten faydalanarak düzenlenmiştir.) Her toplumun kendine has evsizler ile ilgili tanımlamaları olduğu gibi, evsiz bireylerinde kendilerine özgü özellikleri, ihtiyaçları ve nedenleri bulunmaktadır. Fakat bunun aksine evsiz bireyleri benzer özellikleri doğrultusunda ortak paydalarda sınıflandırılabilmektedir. Yapılan bu sınıflandırılmalar sayesinde, evsizleri daha doğru anlamak ve onlara yönelik doğru yaklaşımlar sergilenmesi bakımından fikir sunmaktadır. Bu konu ile ilgili yaklaşımlar doğrultusunda evsizler hakkında sınıflandırmalar yapılabilmektedir. Literatürde çeşitli sınıflandırmalar olmasına karşın, en yaygın sınıflandırma, zaman kavramını esas alarak oluşturulan yaklaşımlardır. Zaman değişkenini temel alan sınıflandırmalar; zamansal sınıflandırmalar ve zamansal olmayan sınıflandırmalar olarak ikiye ayrılmaktadır. Zamansal sınıflandırmalarda kendi içinde birtakım alt başlıklar doğrultusunda incelenebilmektedir (Küçük,2014). Evsizleri anlamak ve onlara doğru yaklaşımlarda bulunabilmek adına evsizlerin sınıflandırılması önem teşkil etmektedir. Fakat tez kapsamında evsizlerin sınıflandırılmasına sadece başlıklar ile değinilecektir. Bunun sebebi; yapılan bu 17 sınıflandırma evsizleri anlamak adına önem teşkil etmesine karşın, konu ile ilgili başta sosyologlar olmak üzere çeşitli bilim dallarında detaylı incelemelerin yapılıyor olmasıdır. Çalışmaya ışık tutması açısından bu bilgilerin edinilmesi oldukça önemlidir. Fakat çalışmanın ana çerçevesinin dışına çıkmamak adına bu konunun başlıklar altında incelenmesi uygun bulunmuştur. Bu çalışmada evsizlik kavramı çeşitli ülkelere göre analiz edilerek incelenmiştir. Çalışmanın başlangıcında belirtildiği üzere, “evsizlik” kavramı ile ilgili çeşitli tanımlamalar bulunmaktadır. Bu çeşitlilik toplumların sosyal ve kültürel yapılarına, gelişmişlik düzeylerine vb. göre değişiklik göstermektedir. Kavram, her ne kadar farklı etkenler doğrultusunda çeşitlilik gösterse de en yaygın anlamları ile dört ana değişken etrafında toplanabilmektedir. Bunlar; 1.Dar anlamıyla evsizlik- Kalacak bir yerin olmaması, sokakta kalmak, 2.Evsizliğin kendine özgü doğası ya da yerleşim yerinin niteliği; gizli evsizlik ve ev edinme koşulları, 3.Subjektif olarak deneyimlenen evsizlik ve 4.Belirli bir zamana ve yere bağlı olarak, kişinin ev edinme koşulunun sosyal yardım kurumlarının ya da yasaların belirlediği evsizlik olarak kategorize edilmiştir. (McNaughton 2008’den aktaran, Küçük,2014). Çalışma ile birinci dereceden ilişki içerisinde bulunan bölümleri (2. ve 3. değişkenler) biraz daha detaylı incelemek konuyu pekiştirmek adına yararlı olacağı düşünülmektedir. Söz konusu olan ana değişkenler şu şekilde özetlenebilecektir: Evsizliğin kendine özgü doğası ya da yerleşim yerinin niteliği; gizli evsizlik ve ev edinme koşulları; evsizlik, bireyin barındığı yerin niteliği ve doğası ile bir bütün olarak ele alınır ve bu bağlamda açıklanır. Konuyu biraz daha açmak gerekirse, kişinin barınma amaçlı kullanabileceği veya kullanmakta olduğu yer, insan yaşamına uygun değil ise kişi kendisine alternatifler üreterek yaşam koşullarını iyileştirmeye çalışır. Örneğin; kişi akrabasının ya da yakının evinde yemek olanağı sunulan geçici yerlerde barınmasını gerektirir. Herhangi bir kişinin literatürde, bu tarz geçici yerlerde yaşamını sürdürmesi “gizli evsizlik” olarak açıklanmaktadır (Watson ve Austerberry, 1986). 18 Evsizlik kavramı ile ilgili yapılan fiziksel temelli tanımlamalar kendi içerisinde bazı çelişkileri barındırmaktadır. Kimi düşünürlere göre, kişinin bir akrabasının, arkadaşının ya da tek gözlü bir evde yaşamını devam ettirmesi görünürde kişinin evde yaşamakta olduğunu ifade etmektedir. Fakat bu koşullarda bir yerde yaşamak yetersiz “ev” koşullarını içermektedir. Kişi, sürekli barınacağı yerden yoksun durumdadır. Dolayısıyla süreklilik gösteren evsizlik durumu ile karşı karşıya gelmektedir. Bu durum, yukarıda da bahsi geçen “gizli evsizlik” terimi ile tanımlanmaktadır (Wolch, Dear ve Akita, 1988 ve Hombs, 1994). Gizli evsizlik olarak tanımlanan kitle, kendi içerisinde bazı problemler barındırmaktadır. Bu kesim, yasal olarak kabul gören evsiz olarak adlandırılan gruba dahil edilememektedir. Bu yüzden sosyal yardım kurumlarından ve devletten gerekli olan hizmeti alamamaktadırlar. Bütün bunların yanı sıra, gizli evsizlik literatürde istatiksel veri gösterimini ve bu alandaki olgusal tespiti engellemektedir (Watson ve Austerberry, 1986). Yukarıda yer alan tanımlamada dikkat çekici nokta şudur; herhangi bir birey, barınmakta olduğu yeri çeşitli sebeplerden dolayı hayatını idam ettirmeye uygun görmüyor olabilir. Örneğin yaşadığı yer güvenliksiz, tekin olmayan bir yer olabilir ya da kış aylarında doğal çevre koşullarından oldukça etkilenen bir yapıda kalıyor olabilir. Bundan dolayı yapı, yağmur suları gibi çeşitli fiziki koşullardan etkileniyor ve bireyin yaşamını zorlaştırıyor olabilir. Örneklerin çoğaltılabileceği bu ve benzeri durumlarda birey, kaliteli bir yaşam sürdüremediğinden dolayı kendisine alternatifler yaratır. Bu alternatifler bir yakının yanından yani geçici yerlerde barınma olarak örneklenebilir. Böylelikle yaşam koşullarını insan onuruna yaraşır bir noktaya getirmeyi amaçlar. Burada bahsedilen kişilerin, aslında kendilerine ait ya da barınma ihtiyacını gidermeye yönelik bir evi olabilir. Fakat kötü yaşam standartları, kişiyi yerleşim yerinin niteliğinden dolayı “gizli evsiz” grubuna dahil etmektedir. Buradan anlaşılacağı üzere, bireyin barınabileceği evi olsa dahi kötü yaşam koşullarından dolayı “ev”siz grubuna dahil edilmektedir. Çalışmanın başlangıcında yoksulluk ve evsizlik arasında çok ince bir çizgi olduğundan bahsetmiştik. Yukarıda yer alan yerleşim yeri 19 niteliğinin eksikliğinden doğan gizli evsizlik grubu, bu düşünceyi destekler niteliktedir. Sübjektif olarak deneyimlenen evsizlik; sübjektif yani somut olarak evsizlik, “evin olmamasını” ifade eder. Fakat evsizlik çeşitli değişkenlere göre tanımlanabilir (Somerville, 1997). Bu durumu bir örnek ile daha anlaşılır hale getirmek gerekirse; kişi için ev fiziksel bir yapı olmaktan ötedir. Ev aynı zamanda sosyal ve psikolojik ilişkilerini deneyimlediği bir mekân görevi üstlenmektedir. Dolayısıyla evsizlik, mekânı ve mekânın sağladığı bir takım şeylerden mahrum olama durumudur (Küçük, 2014). Yukarıda yer alan açıklamalardan da anlaşılacağı üzere, aslında evsiz olmak sadece evden mahrum olma durumu değildir. “Ev” in bizlere sağlamış olduğu yaşantıdan ki bunlar; sosyalleşmek, arkadaş ve komşuluk ilişkileri, yardımlaşma ve dayanışma, çevreye güven duygusu, kişinin kendi alanını ve yakın çevresini sahiplenme duygusu ve koruma isteği gibi daha pek çok şeyden mahrum olma durumudur. Kısacası “eksik yaşamak” tır. Bütün bunlar göz önüne alındığı zaman gizli evsiz olarak tanımlanan grubunda birer evsiz olduğunu savunmak çok da yanlış sayılmayacaktır. Çünkü evsiz bireylerin mahrum olduğu yaşantıdan aynı derecede gizli evsiz olarak adlandırılan bireylerde mahrumdurlar. Bu durumda evsiz birey olarak tanımladığımız kitle daha kapsamlı bir hale dönüşmektedir. Bu düşünceyi destekler bilgi ve görüşler çalışmanın ilerleyen kısmında daha detaylı olarak ele alınacaktır. Castells’ in (2013) de belirttiği gibi; “yeni yoksulluğun çarpıcı yüzlerinden biri de evsizliktir;… 1990’ lardaki evsiz nüfus, ucuz meyhanelerin ve otellerin bulunduğu civarda takılan klasik evsiz barksız takımı ve hastane dışında kalmış zihinsel hastalardan oluşan o “eski evsizler” in yanı sıra, “sosyal güvenlik yardımı anneleri” , sanayinin uzaklaşması ve yeniden yapılanmanın geride bıraktığı genç aileler, semtleri nezihleştirme girişimleriyle evlerinden çıkarılmış kiracılar, evden kaçmış gençler, evi olmayan göçmenler ve erkeklerden kaçan hırpalanmış kadınlar gibi yeni karakterleri de kapsayan bir nüfustur. Bir kere sokağa düştüler mi, evsizliğin kara deliği bir damga misali bir şiddet ve istismar 20 dünyası olarak hiçbir ayrım gözetmeksizin evsizleri etkisi altına alır; hayatları bir süre sokaklarda geçerse eğer onları ümitsizliğe yazgılar” . Tarihsel süreçte evsizlik incelendiği zaman, içerik açısından değişime uğradığı görülmektedir. Yukarıda yer alan açıklamalar Castells’in söylediklerini destekler niteliktedir. Castells’in de belirttiği gibi artık evsiz olarak tanımlanan kitlenin demografik özellikler bakımından oldukça geniş bir yelpazeye sahip olduğu söylenebilir. Üstelik günümüzde siyasi bazı sebeplerden dolayı rant alanına dönüşen semtlerde, bölgeyi iyileştirme adına kişiler evlerinden çıkmak zorunda bırakılabilmektedir. Günden güne artan kadına şiddet, kadınları evlerini terk etmeye zorlamaktadır. Böylece sokağın soğuk yüzü ile kadın ve çocuklarda karşılaşmaktadır. Yaşanan savaşlar ve ülkelerini terk eden göçmenler, gittikleri yerlerde evsizlik problemi ile karşı karşıya kalmaktadır. Buda evsiz olarak tanımlanan kitlenin sadece bir kişi değil, ailelerden de oluşabileceğini göstermektedir. Günümüzde evsiz olarak tanımladığımız kitle, yukarıda bahsedilen ve örneklerini çoğaltabileceğimiz pek çok yeni karakterleri kapsamaktadır. Bu yüzden Catells’ in de söylediği gibi aslında evsizlik bir kara deliktir. Evsizlik terimine ait farklı kişiler tarafından yapılmış tanımlamalara ve sınıflandırmalara, çalışmanın daha iyi anlaşılabilmesi için detaylı olarak yer verilmiştir. Konunun başında belirtildiği üzere, evsizlik ve yoksulluk kavramlarını birbirinden ayrı düşünmek pek mümkün değildir. Bu iki terim arasında ufak farklılıklar olsa da temelde birbirine çok yakın iki olgu olduğu düşünülmektedir. Bu düşünceyi destelemek ve konunun daha iyi anlaşılması sağlamak adına, yoksulluk kavramının kısaca incelenmesi planlanmıştır. Böylelikle yoksulluk ve evsizlik arasında kıyaslamalı bir inceleme yapılabilmesi hedeflenmektedir. Mutlak yoksulluk ana hatları ile yeterli kaynak ve gelir sahibi olmama durumudur. Daha detaylı açıklamak gerekirse, insan onuruna uygun bir şekilde yaşantısını sürdürülebilmesi için gerekli olan temel gereksinimlerden yoksun olma durumu olarak tanımlanabilir. Bunlar; barınacak ev, giyecek, gıda, su, güvenlik ve sağlık hizmetlerinden yaralanmak gibi çeşitli gereksinimleri 21 kapsamaktadır. Bunun yanı sıra yoksulluk; psikolojik, sosyal ve politik alanlarda da eksik olma durumu olarak kabul edilebilir (Oktik, 2008). Yoksulluk, ekonomik bir kategori olmanın dışında, bireylerin içinde yaşadığı, başa çıkmak için bir takım farklı yöntemler geliştirdiği, anlamlandırdığı, toplumsal bir durumdur (Erdoğan, 2007). Yoksulluk terimi ile ilgili oldukça fazla açıklamalar bulunmaktadır. Yapılan bütün bu tanımlamalardan yola çıkarak, yoksulluğu sadece birkaç kelime ile özetleyecek olursak; göreli yoksulluk, yoksun olma durumudur. Yoksul bir birey yaşantısını devam ettirecek imkânlardan yoksundur. Üstelik yoksul kişiler, yoksun oldukları durumlar ile başa çıkmak için çeşitli yollar aramaktadırlar. Dolayısıyla yoksulluk, yoksun olunan çeşitli durumlara karşı yaşam mücadelesi vermektir. Çalışmaya sübjektif bir pencereden bakmak gerekmektedir. Evsiz ve yoksul arasındaki en belirgin fark; evsiz kişi “ev” i olmayan kişiyi temsil ederken, yoksul bir kişinin barınacak bir “ev” i bulunmaktadır. Fakat yoksul bireyin sahip olduğu “ev” in kişiye sağladığı olanaklar çeşitlilik göstermektedir. Kişi başını sokacak bir “ev” e sahip olsa da, yaşantısında çoğu şeyden yoksun olabilmektedir. Aslında buda bize, yoksulların gizli evsizlik yaşadığını göstermektedir. Fakat gizli evsizlik tanımından ayıran nokta şudur; yoksul bireyler zorlu yaşam koşullarına karşın, herhangi bir yakının yanına gitmemektedir. Yani yoksulluğu ile mücadele etmektedir. Bu durumda evsiz ile yoksulun “ev” dışında yolları kesişmektedir. Evsizler ve yoksullara yönelik yukarıda yer alan açıklamalar düşünüldüğü zaman, her iki kavramı temsil eden kişilerin birtakım ortak bileşenleriolduğu söylenebilir. Bu bileşenleri maddeler halinde özetleyecek olursak:  Dış etkenlere (hava koşulları, doğal afetler, çevre koşulları vb.) dolaylı ya da doğrudan maruz kalmak,  Güvenliksiz yaşam,  Yeterli kaynak ve gelirden yoksun olmak, bunlar; giyecek, gıda, su vb.  Duygusal, psikolojik, ruhsal ve politik eksiklik, 22  Toplumdan dışlanmışlık hissi,  Sosyal hayattan mahrum olmak,  Özel hayat/ mahremiyet yaşantısından mahrum olmak,  Sağlık hizmetlerinden yeterli ölçüde faydalanamamak. Çalışmada yer alan bilgiler ışığında, birtakım çıkarımlar yapılmıştır. Bunlar, yoksulların ve evsizlerin ne denli ortak noktaları olduğunu anlamamıza yardımcı olacaktır. Dolayısıyla evsizliği tek başına ele almaktansa, etkilediği veya etkilendiği olgular ile ele almanın çalışmanın içeriğini zenginleştireceği düşünülmüştür. Sanayi devrimi ile kentleşme süreci ivme kazanmış ve bütün ülkeleri etkilemiştir. Gelişmiş ülkeler bu süreci daha dengeli yönetmelerine karşın az gelişmiş ve gelişmekte olan ülkeler bu süreci çok iyi planlayamamıştır. Kentleşme sürecini olumlu karşılamakta zorlanan ülkeler arasında Türkiye’ye de yer almaktadır. Kentleşme süreci ile köyden kentte göç artış göstermiş, , iş olanakları çeşitlilik göstermiş olsa da kişi sayısının artması, işsizlik oranının artmasına sebep olmuştur. Bütün bunlara ek olarak, ülkede yaşanan gelir adaletsizliği ve ülkenin ekonomik durumunun zaman zaman dalgalanması, ülkede işsizlik, konut sorunu ve yoksulluk gibi sorunlara sebep olmuş ve buna bağlı olarak evsiz bireylerin sayısının artmasına neden olmuştur(Dedekargınoğlu, 2015). Artan nüfus, yeryüzünü ve yeryüzü kaynaklarını zorlamakta, hızlı bir şekilde tükenmesine sebep olmaktadır. Buna bağlı olarak gelişen konut sorunu giderek artış göstermektedir. Oysa konut ihtiyacı, bireyin temel ihtiyacıdır. Konut ihtiyacı nüfus artışı ve insanların köylerden ya da kırsal kesimlerden büyük kentlere göç etmesi ile doğrudan ilişkilidir (URL 2). Maddi yetersizlik, artan nüfus ve göç eden kişilere yetecek kadar konutun olmaması gibi çeşitli sebepler, insanların barınma sorunu yaşamasına etken olmuştur. Zaman içerisinde insanlar, barınma problemini çözmek adına “ev” bağlamında mekânsal pratik çözümler oluşturmuştur. Bu çözümlemeler; barınma ihtiyacını kamusal alanlarda gidermek, derme çatma bir gecede şehre kondurdukları gecekondu 23 çözümlemeleri ya da bireyin kendi imkânları doğrultusunda kaçak olarak inşa ettiği yapılar, konut problemlerini gidermek adına yaptığı çeşitli girişimlerdir. Artan konut ihtiyacına karşın, yoksul bireylere yönelik yetersiz konut sayısı, evsiz kişilerin sayısının artmasında rol oynamıştır. Evsiz olarak tanımlanan bu topluluk, barınma ihtiyacını gidermek ve yaşamlarında devam edebilmek adına birtakım mekânlar üretmek zorunda kalmışlardır. Oluşturulan bu mekânları birkaç ana başlık altında incelemek, çalışmanın anlaşılmasını kolaylaştıracaktır. Evsizlerin ve kısmen yoksulların oluşturduğu bu mekânlar; slum yani yoksulluk yuvaları, gecekondular ve barınma evleri olmak üzere üç ana başlık altında incelenecektir. “Slum” kavramı; İngilizce dilinde yer alan bir kavram olup, düşük gelirli yerleşim birimlerini ve yoksul yaşam koşullarını genel anlamda tanımlamak için kullanılmaktadır. En basit anlamı ile “slum”, düşük kalitede barınma ve sefalet ile şekillenmiş kalabalık kent bölgelerini tanımlar (UN-HABITAT, 2003). Gilbert’e göre; herhangi bir yeri slum olarak tanımlamanın kesin parametreleri yoktur, çünkü bu tanımlamayı yapabilmek için gereken özellikler ülkeler arasında değişiklik göstermektedir. Buna ek olarak dünya üzerinde yoksul yerleşim bölgeleri olarak adlandırılan alanların heterojen olduğunu belirtmekte ve bu yüzden, slum yani yoksulluk yuvası tanımın hem kesin hem de değişken olması gerektiğini ileri sürmektedir (Gilbert, 2007). 24 Şekil 38: Dharavi, Mumbai’de yaşayan insanların barındığı “slum” olarak adlandırabileceğimiz konut tipi örneği(Kaynak: http://gluebomb.com/post/14-lesser- known-things-about-dharavi-that-will-surprise-you). 2002 yılında Nairobi’de yapılan Birleşmiş Milletler Uzman Grup Toplantısı sonucunda önerilen, fiziksel ve yasal açıdan (sosyal şartları dışarıda tutarak) yoksulluk yuvalarını betimleyen işlevsel tanıma göre, bir bölgenin slum olarak değerlendirilmesi için;  Temiz suya yetersiz erişim  Sağlıksız yaşam koşulları ve altyapıya yetersiz erişim  Konutlarda düşük yapısal kalite  Aşırı nüfus yoğunluğu  Düşük güvenlik önlemleri gibi sorunları taşıması gerekmektedir (UN-HABITAT,2003,s.12). Yukarıda bahsedildiği üzere, slum kavramı çeşitli parametrelere bağlıdır. Bu kavram ülkeden ülkeye hatta yerel tabanda dahi değişkenlik gösterebilmektedir. Slum kavramını tanımlayabilmek için bazı kesin değerler gerekse de, göreceliği de büyük ölçüde içinde barındırmaktadır. Bir bölgenin slum olarak değerlendirilebilmesi için gereken maddeler incelendiği zaman, temel bileşende evsiz bireylerin de yoksun olduğu fiziksel ve yasal eksiklikler ile kesiştiği 25 söylenebilir. Evsizleri bu durumdan farklı kılan en önemli özellik; evsizler için “konutlarda düşük yapısal” kalite neredeyse söz konusu değildir. Çünkü konut olarak tanımlayabileceğimiz yapılarda kalmamaktadırlar. Daha çok pratik mekânsal çözümlemeler gerçekleştirmektedirler ki bunlarında “düşük yapısal kalitede” olduğu söylenebilir. “Gecekonudu” kavramının konuşma dilimizde yer alması çok uzun bir geçmişe dayanmaktadır. Bireylerin barınma ihtiyacını gidermek adına yaptığı bu yapılar; illegal biçimde, arazinin kimin olduğuna dikkat edilmeden, o zaman koşulunda temin edilen malzemelerden(tuğla, naylon, tahta, moloz yığınlarından temin edilen malzemeler vb.) genellikle bir gecede şehre kondurulmaktaydı1.Gecekondu teriminin tanımı, kaynaklara göre çeşitlilik göstermektedir(Keleş, Kentleşme Politikası, 2004). Kentbilim Terimleri Sözlüğü’ne göre Gecekondu: “Bayındırlık ve yapı kurallarına aykırı olarak, gerçek ya da tüzel, kamusal ve özel kişilerin toprakları üzerine, toprak iyesinin istenç ve dilbilgisi dışında onamsız olarak yapılan, barınma gereksinmeleri devletçe ve kent yönetimlerince karşılanamayan yoksul ya da dar gelirli ailelerin yaşadığı barınak türü” olarak tanımlanmaktadır(Keleş, Kentbilim Terimleri Sözlüğü, 1998). Türk Dil Kurumu ise gecekonduyu, “ isim imar ve yapı kanunlarına aykırı olarak başkalarına veya kamuya ait arazi veya arsalar üzerinde toprak sahibinin bilgisi ve rızası olmaksızın acele yapılmış konut, kondu” şeklinde tanımlamaktadır(URL 3). Bir başka tanıma göre gecekondu, “toplumun kırsal bölgesinden kopmuş ve kentlerde sanayi ve onunla birlikte gelişen örgüt de olmadığından, emilememiş nüfusun mekâna yansıması” sonucu ortaya çıkan yapılar olarak açıklanmaktadır(Arslan, 1989). 1 Latife Tekin’in Berci Kristin Çöp Masalları adlı kitabında yer alan bilgilerden faydalanarak yazılmıştır. 26 Şekil 39: Dostlar Mahallesi Gecekondu yerleşkesi (Kaynak: Gizem Kulak,2016) Gecekondu yerleşimleri, gelişmekte olan yoksulluk yuvaları olarak belirlenmiştir (UN-HABITAT, 2003). Bir başka deyişle yoksul yaşam alanlarını tanımlayan terimlerden birisi de gecekondulardır. Batı ülkelerinin gelişmiş ve sanayileşmiş büyük kentlerindeki yoksulluk yuvaları bir diğer adı ile “slums”, gelişmekte olan ülkelerin gecekondu yerleşmeleri ile sıklıkla birbirine karıştırılır. Ancak bu iki kavram arasında benzerlik bulunmasına karşın, bu iki olguyu birbirinden farklılaştıran önemli ayrımlar vardır(Keleş, 2004). Çalışmada evsizler için geliştirilecek olan, alternatif bir barınma evi tasarımının şekillenmesinde; slum ve gecekondu yapılarının benzer ve farklı yönlerini analiz etmenin faydalı olacağı düşünülmektedir. Bu bilgilerden yararlanarak, tespit edilen eksikliklerin, sunulacak olan fikir projesinde önlenmesi hedeflenmiştir. Ayrıca yapılan analizler ışığında, kentsel dokuya ve yerel tabana uyum sağlayan bir yapı tasarlanması düşünülmektedir. Slums (yoksulluk yuvaları) ve gecekondular arasındaki yakın özellikler ve benzerlikler, Kentleşme Politikası kitabında yer alan bilgiler doğrultusunda, aşağıda yer alan maddeler halinde sıralanabilir (Keleş, 2004):  Her iki toplulukta, bulunduğu toplumun yoksul ve dar gelirli kitlelerini kapsamaktadır.  Slums (yoksulluk yuvaları) ve gecekondularda barınan kitleler arasında bir takım ortak özellikler bulunabilir. Bu özellikler; 27 o Meslek yapısı o Tavır o Davranış o Toplumsal değer sistemleri şeklinde sıralanabilir. Sıklıkla birbirine karıştırılan gecekondu ve slum kavramlarına ait bazı ortak özellikler yukarıda belirtilmiştir. Bunun yanı sıra, bu iki kavramı birbirinden ayıran ve oldukça önemli olduğu düşünülen farklılıklarda mevcuttur. Slums (yoksulluk yuvaları) ve gecekondu kavramlarını birbirinden farklı kılan belirgin özelliklerden bir kısmı, aşağıda yer alan tabloda belirtilmiştir. Tablo 4: Tablo Kentleşme Politikası kitabı kaynağına göre düzenlenmiştir (Keleş, 2004). Tablo 2’de, slum ve gecekonduyu birbirinden ayıran temel farklılıklar belirtilmiştir. Çalışma ile doğrudan ilişki içerisinde olduğu düşünülen farklılıklara baktığımız zaman; barınak tipi, yapım amacı ve konum özellikleri öne 28 çıkmaktadır. Çünkü iki farklı yapı tipinde yaşayan bu insanların hangi amaçla bu yapıları inşa ettiğini anlamanın çalışmanın içeriğinin şekillenmesinde rol oynayacağı düşünülmektedir. Buna ek olarak, bu yapıların kullanım şekli, yapım teknikleri ve yapıların konumlandığı yerlerin tespitinin, alternatif barınma evi tasarımına yardımcı olması planlanmaktadır. Tabloda yer alan barınak tipi farkına baktığımız zaman; yoksulluk yuvalarında yaşayan insanların, çok katlı apartman tipi yerlerde barındığını görüyoruz. Yeşillikten ve kişisel bahçeden yoksun, genellikle birden fazla aile ile barınmaktadırlar. Buna karşın gecekonduda yaşayan insanlar; çoğunlukla tek katlı, kendine ait tanımlı bahçesi olan ve türdeş görünümlü yapılarda kaldığı anlaşılmaktadır. Üstelik bu yapılar, zaman içerisinde kişinin ihtiyaçları doğrultusunda düşeyde ya da yatayda genişletilebilme olanağı sunmaktadır. Bir diğer önemli ayrım ise; yoksulluk yuvalarının geçici konaklama yeri olmasıdır. Bu yüzden kullanıcı kiraya tabi tutulmaktadır. Buna karşın gecekondu ise barınma gereksinimini daimi çözmeye yönelik, kalıcı konaklama özelliği taşımaktadır. Yoksulluk yuvaları kentin özeğinde yer alırken, gecekondu bölgeleri çoğunlukla kentlerin çevresinde konumlanmaktadırlar. Yukarıda yer alan özelliklerin yanı sıra, gecekonduyu yoksulluk yuvalarından ayıran bazı özellikler mevcuttur. Bu özellikler ve yukarıda bahsettiğimiz diğer özellikler, aslında gecekondunun özgün bir barınma birimi olmasının temelini oluşturduğunu söylemek yanlış olmayacaktır. Keleş (2004,)’ in de belirttiği gibi; gecekondular, kentte geçiş alanları oluşturmaktadır. Yani kentte, eski bölgeler ve yeni bölgeler arasında tinsel ve özdeksel köprü konumundadır. Bunların arasında şehrin bir parçası haline gelmiş eski yapılar olmasına karşın, şehre çeşitli sebeplerden dolayı yeni gelenler tarafından yapılan yapılar da vardır. Gecekondu yapılarının bir kısmı sağlamlık ve yaşama standardı açısından oldukça iyi konumda iken, diğer bir kısmı içinde yaşanamayacak kadar kötü, harabe biçimindedir. Belirtilen bu fiziksel özelliklerin yanı sıra, gecekondu bölgesinde yaşayan insanlar toplum tarafından kimi zaman sosyo-psikolojik açıdan da farklı 29 görülmektedir. Kimi yazarlar, gecekonduda yaşamakta olan insanların suç potansiyellerinin, toplumun diğer kesimlerine oranla daha yüksek olduğunu savunmuşlardır. Örneğin; toplumsal sapıklık ve sapkınlık eğiliminin, suç işleme potansiyelinin, kamu düzenini bozacak herhangi bir davranışta bulunma olasılığının yüksek olduğunu belirtmişlerdir. Oysa Türkiye gibi pek çok gelişmekte olan ülkelerde bulunan gecekondu bölgesinde yapılan araştırmalar, bu savı doğrulamamıştır (Keleş, 2004). Şekil 40: Ankara’dan ve Şili’den Gecekondu yerleşimlerine birer örnek (Kaynak: http://konuttimes.com/kenthaberleri/ankarada-gecekondu-sahipleri-icin-yapilan- konutlarin-teslimi-devam-ediyor/28115 ve http://www.archdaily.com/10775/quinta- monroy-elemental ) Gecekondu bölgelerine bakıldığı zaman, yapıların kendi içinde tutarlı bir dili olduğu görülmektedir. Çoğu küçük ölçekte ihtiyaçları karşılayacak biçimde yapılmıştır. Zaman içerisinde kullanıcının artan ihtiyaçları ya da gereksinimleri doğrultusunda aynı ya da farklı malzemeler ile eklentiler yapıldığı gözlemlenmektedir. Birçok gecekondu yapısının kendisine ait bahçesi bulunmaktadır. Hatta bazı kullanıcılar bu alanlarda küçük kümesler yapmakta veya kendilerine ait bahçe oluşturmaktadır. Yapılan gözlemlerden anlaşılacağı üzere gecekondu kullanıcısı, yeşillikten ve doğadan uzaklaşmamıştır. Gecekondu bölgelerindeki yapıların dikkat çeken özelliklerinden birisi ise, yapıların türdeş görünümlü yani benzer bir dokuya sahip olmalarıdır. Farklı ülkelerde konumlanan gecekondu bölgelerinin, kendi içerisinde benzer ve http://konuttimes.com/kenthaberleri/ankarada-gecekondu-sahipleri-icin-yapilan-konutlarin-teslimi-devam-ediyor/28115 http://konuttimes.com/kenthaberleri/ankarada-gecekondu-sahipleri-icin-yapilan-konutlarin-teslimi-devam-ediyor/28115 http://www.archdaily.com/10775/quinta-monroy-elemental http://www.archdaily.com/10775/quinta-monroy-elemental 30 bütüncül bir dokuya sahip olduğunu söylemek mümkündür. Şekil 3’te yer alan görsellerden sırasıyla Ankara ve Şili’den gecekondu yerleşim yerlerine birer örnek teşkil edebilecek yapılar bütünüdür. Süreç içerisinde ihtiyaç doğrultusunda geliştirilebilen bu yapıların aynı dokuya sahip olduğu görülmektedir. Görsellerde görüldüğü üzere, konutların kendisine ait tanımlı giriş alanları mevcuttur. Kentlerin kontrollü gelişmelerini engelleyen bu yapıların kentte yarattığı olumsuz etkileri bir kenara bırakırsak, bu yapıların kendi içerisinde estetik bir görünüme sahip olduğu görüşü öne sürülebilir. Yoksulların oluşturduğu barınma mekânlarından kısaca bahsetmiş bulunmaktayız. Bu bilgilerden çalışmanın ilerleyen bölümlerinde, gerçekleştirilecek öneri proje tasarımının planlanmasında faydalanılması planlanmaktadır. Peki, bu barınma imkânlarından dahi yoksun olan “evsiz” bireyler için düşünülmüş ve uygulamaya geçilmiş “barınma evi” nedir? Yener (2012) Barınma Evi’ni; “herhangi bir kar amacı gütmeyen, ihtiyacı olan bireylere geçici barınma imkânı sunan yerler” olarak tanımlamaktadır. Ülkemizde bazı büyük şehirlerimiz başta olmak üzere, çok az sayıda barınma evleri bulunmaktadır. Bu barınma evleri belediyelere bağlı hizmet etmektedir. Barınma evlerinde evsizlere sunulan imkânlar; temiz kıyafet, yıkanma ve tıraş gibi temel temizlik ihtiyaçlarını giderme, yatacak temiz ve güvenli bir yatak, sosyalleşmelerini sağlayacak televizyon ve dinlenme odaları, sabah ve akşam yemekleridir. Barınma evleri, kişinin güvenli ve kalıcı bir yer buluncaya kadar faydalanabileceği bir olanak sunmamaktadır. Herhangi bir evsiz, en fazla 15 gün barınma evinde kalabilmektedir. Kayıt olan her evsiz bireyin, barınma evine belirli bir giriş saati bulunmaktadır. Bu saat süresini ihlal ettiği takdirde barınma evinden faydalanamaz. Türkiye’de barınma evleri oldukça sınırlı sayıdadır. Ülkemizde evsiz herhangi bir bireyin barınma evinden faydalanabilmesi için bazı özelliklere sahip olması gerekmektedir. Belediyelerce belirlenen kurallara göre, barınma evinden faydalanmak için sadece “evsiz” olmak yeterli değildir. Barınma evinden faydalanacak olan kişilerde aranan özellikler; alkol ya da uyuşturucu bağımlısı 31 olmamak, 18 yaşını doldurmuş olmak son ve en önemli özellik ise “erkek” olmaktır. Eğer sokakta evsiz bir kadın ya da evsiz bir çocuksanız barınma evlerine başvurunuz olumsuz sonuçlanmaktadır. Ülkemizde barınma evleri sadece erkeklere hizmet vermekte iken, İngiltere’de bekâr erkekler evsiz grubuna dahil edilmemektedir. İngiltere’de öncelik kadınlara, çocuklara, yaşlılara verilmektedir. Barınma evlerinin yetersiz sayıda oluşu ve kısıtlı imkânlara sahip olması, konu üzerine çalışma isteği doğurmuş. Saptanan problemin geçici çözümlerden ziyade kalıcı fikir önerileriyle çözülmesi gerektiği düşünülmektedir. Çalışmanın ana çerçevesini oluşturan barınma evleri, ilerleyen bölümlerde Ankara ili özelinde daha detaylı incelenecektir. Çalışmanın daha iyi anlaşılmasını sağlamak için yukarıda bazı tanımlamalara ve kavramsal açıklamalara yer verilmiştir. Yer alan bilgilerin çalışmaya ışık tutması hedeflenmiştir. 2.2. EVSİZLER İÇİN YAPILAN UYGULAMALAR Dünyanın hemen hemen her yerinde, çeşitli sebeplerden dolayı sokakta yaşamak zorunda kalan evsizler bulunmaktadır. Daha önce de belirttiğimiz gibi, günümüzde yaşanan göçler, savaşlar, ekonomik dengesizlikler gibi çeşitli sebeplerden dolayı evsiz bireylerin sayısında artış olduğunu söylenebilir. Günden güne artmakta olan evsizlere karşı maalesef sınırlı sayıda yardımlar bulunmaktadır. Üstelik bu hizmetler, yıl boyunca faydalanabileceği olanaklar sunmaktan yoksundur. Özellikle soğuk kış aylarında faydalanılabilen hizmet modelleri oluşturulmuştur. Bu yüzdendir ki evsiz bireyler ile ilgili ölüm ya da kaza haberleri duymak kaçınılmazdır. Ülkemizde evsizlere hizmet veren modellere bakmadan önce; daha geniş bir pencereden bakarak, evsizlere yapılan çeşitli girişimleri incelemenin çalışmayı besleyeceği düşünülmektedir. Dünya genelinde yapılan geçici çözümler sunan önerilere ve kalıcı çözüm sunması beklenerek yapılmış projelere kısaca değinilecektir. Yapılan bu çeşitli uygulamalardan önce, sorun alanına yönelik birtakım ulusal ve uluslararası mevzuatlardan bahsetmek yararlı olacaktır. 32 Yıldız’ın (2011) ifade ettiği gibi; konuya öncelikli olarak İnsan Hakları Evrensel Bildirisi ile başlamak faydalı olacaktır. İnsan Hakları Evrensel Bildirisi’nin 10 Aralık 1948 tarihli 3. maddesinde “herkesin yaşama hakkı ile kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkı vardır” ifadesi bulunmaktadır. Aynı bildirgenin 25. Maddesi “herkesin, kendisinin ve ailesinin sağlığı ve iyi yaşaması için yeterli yaşama standartlarına hakkı vardır; bu hak beslenme, giyim, konut, tıbbi bakım ile gerekli toplumsal hizmetleri ve işsizlik, sakatlık, hastalık, dulluk, yaşlılık ya da kendi denetiminin dışındaki koşullardan kaynaklanan başka geçimini sağlayamama durumlarında güvenlik hakkı vardır” diye açıklamıştır. 3 Mayıs 1996’da kabul gören Avrupa Sosyal Şartının 1. bölümünde yer alan 13. maddede “yeterli kaynaklardan yoksun olan herkes, sosyal ve tıbbi yardım alma hakkına sahiptir” tanımı yer almaktadır. Aynı metnin 14. maddesinde ise, “herkes sosyal refah hizmetlerinden yararlanma hakkına sahiptir” ifadesi yer almaktadır (Yıldız,2011). Bunlara ek olarak Unesco 1987 yılını “Uluslararası Evsizler Yılı” ilan etmiştir (Işık, 2015). Başta İnsan Hakları Evrensel Bildirisi olmak üzere, çeşitli mevzuatlarda insanların yaşamında sahip olması gereken temel hakların açıkça belirtildiğini görmekteyiz. Yukarıda yer alan ilgiler doğrultusunda, sosyal ve tıbbi hizmetlerden yararlanmanın ve yeterli yaşama standartlarına sahip olmanın her bireyin en temel hakkı olduğu açıkça ifade edilmiştir. Üstelik bu haklara sahip olmak için herhangi bir insan profili çizilmemiş herkese sunulan eşit haklar olarak tanımlanmıştır. Uluslararası insan hakları bildirileri ve belgelerinde olduğu gibi, Türkiye Cumhuriyeti Anayasasında ve mevzuatlarında farklı gelişen, özel gereksinimli kişiler, birey olarak temel haklara sahiptir. Bu haklar; yaşama hakkı, ifade özgürlüğü, kanunlar önünde eşitlik hakkı, adil yargılanma hakkı, evlenme ve aile kurma hakkı, düşünce ve vicdan özgürlüğü, ayrımcılığa uğramama, işkence ve kötü muameleye uğramamak, örgütlenme özgürlüğü, kölelik yasağı, sosyal güvenlik hakkı, eğitim hakkı, seyahat özgürlüğü, barınma hakkı, demokratik yaşama katılma hakkı vb. haklar şeklinde ifade edilebilir (Yıldız, 2011). 33 Ülkemizde kişilerin sahip olduğu haklardan bazıları yukarıda belirtilmiştir. Maalesef, her bireyin bu haklardan eşit şekilde faydalandığını söylemek mümkün olmayacaktır. Hatta bazı bireylerin bu haklardan hiç yararlanamadığını söylemek yanlış olmayacaktır. Çalışmamızın ana konusu olan evsizler; barınma hakkı, ayrımcılığa uğramama hakkı, eğitim hakkı, sosyal güvenlik hakkı, demokratik yaşama katılma hakkı gibi en temel sayılabilecek haklardan yoksun bir şekilde yaşamını devam ettirmeye çalışmaktadır. Kişilerin yaşadığı bu yoksunluklar beraberinde toplumsal dışlanmayı da getirmektedir. Bu bilgilerin, evsiz bireylerin nelerden yoksun olduğunun daha somut bir biçimde anlaşılmasına yardımcı olması hedeflenmiştir. Dünyanın hemen hemen her yerinde, kamusal alanlarda evsiz bireyleri faklı oranlarda görmek mümkündür. Bu insanlar için, otobüs durakları, bankamatikler, parklar, metro istasyonları, sokaklar… barınacakları alanları tanımlamaktadır. Dünyanın çeşitli yerlerinde, evsizler için yapılan olumlu ve olumsuz birtakım girişimler mevcuttur. Bu girişimlerden bazılarını incelemenin çalışmanın içeriğini desteklemesi açısından önemli olacağı düşünülmektedir. Evsizlere yönelik pek çok girişim mevcuttur. Bunların çoğu olumlu olmasına karşın, evsizleri kent merkezlerinden uzaklaştırmak adına yapılan olumsuz girişimler de mevcuttur.2 Bunun yanı sıra, yapılan girişimlerin çoğu, günlük ya da haftalık düzenlenen etkinliklerdir. Bu etkinlikler; gönüllü kişilerin organize ettiği yemek dağıtımları, yardımsever bireylerin evsizleri ücretsiz tıraş etmesi, evsiz bireylere temizlik (banyo) ihtiyaçları gibi daha pek çok örnek ile çoğaltılabilmektedir. 2 Şadiye Dönümcü’nün, Evsiz Barksız İnsanlar Üzerine (https://www.bianet.org) adlı yazısında, dünya genelinde evsiz insanlara ilişkin uygulamalardan bahsedilmektedir. Yazıda, Prag ve İsveç’te yapılan olumsuz tutumlardan bahsedilmiştir. Bu bilgiler referans alınarak, olumsuz örnekler olduğuna değinilmiştir. 34 Şekil 41: Aşhane projesi ile yemek dağıtan Şekil 42: Evsizleri ücretsiz tıraş eden Mark Bustos, New York Yrd.Doç. Mahmut Karaman, Türkiye (http://www.aylakkarga.com/izin- gununde-gonullu-olarak- (Kaynak:http://listelist.com/ashane/) evsiz-insanlari-tras-eden- guzel-kuafor/) Şekil 43: Hayır kurumu Lava Mae tarafından 6 binin üzerinde evsizin günlük banyo ihtiyacını tasarlamak üzere yapılan otobüs, San Francisco(Kaynak: http://www.log.com.tr/googledan-anlamli-hareket/) Yukarıda bahsedilen yardımlar Şekil 4, Şekil 5 ve Şekil 6’da yer alan görseller ile örneklendirilmiştir. Bu yardımlar sayesinde evsiz bireyler yeme, temizlik gibi bazı temel ihtiyaçlarını giderseler de, en temel eksiklikleri olan barınma sorunu giderememektedir. Yukarıda yer alan örnekler gibi, evsiz bireylere yapılan sosyal yardımlar pek çok farklı örneklerle çeşitlendirilebilir. Fakat çalışmanın ana hatlarından çıkmamak adına araştırmada; sosyal içerikli yardımlardan ziyade, barınma ihtiyacını gidermeye yönelik gerçekleştirilen mekânsal http://listelist.com/ashane/ 35 örneklerin incelenmesi gerektiği düşünülmektedir. Dolayısıyla gerçekleştirilmiş olumlu ya da olumsuz girişimler arasından, mekânsal çözüm üreten belirli örnekler seçilecektir. Bu örnekler pratiklik, maliyet, mevcut olanaklardan yararlanarak çözüm üretme vb. bazı parametreler doğrultusunda seçilmektedir. Çalışmada bahsedilecek olan evsiz kişiler için tasarlanmış birtakım örnekler, araştırmanın sonunda tasarlanması hedeflenen fikir projesinin şekillenmesinde önemli rol oynayacağı düşünülmektedir. Şekil 44: Angela Luna’nın hem ceket hem çadır olabilen tasarımı(Kaynak: http://www.wbur.org/hereandnow/2016/05/25/parsons-syrian-refugees) Yukarıda yer alan şekil 7’de “ Parsons School of Design” okulundan mezun olan Angela Luna’ya ait çadır gibi işlev gören giyim tasarımlarından birisi yer almaktadır. Savaş ve göç gibi günümüz sorunlarına kayıtsız kalmak istemeyen Luna, bunu Suriyeli mültecileri düşünerek tasarladığını belirtmektedir. Luna’nın tasarımını kişi, üzerine ceket olarak giymektedir. İhtiyaç halinde kişi basit bir düzeneğe sahip ceketini çıkararak, bulunduğu herhangi bir yerde barınma 36 ihtiyacını giderebilmektedir. Luna bu tasarımı ile yılın tasarımcı kadın giysileri ödülünü kazanmıştır.3 Bu sayede birey kendisini dış çevreden kısmen korumayı başarmaktadır. Kişinin temel ihtiyaçları göz önüne alındığı zaman, bu tasarımda pek çok özellikten halen mahrum kalacağı görülmektedir. Örneğin birey, hala güvenliksiz bir yaşam sürdürecek, temizlik ve boşaltım gibi temel ihtiyaçlarını karşılamayacaktır. Kişi, insan onuruna yakışır yaşam sürdürmekten yoksun olsa da “başını sokacak” bir alana sahip olabilecektir. Şekil 45: Michael Rakowitz tarafından tasarlanmış paraSITE’a bir örnek (Kaynak: www.moma.org) Şekil 8’de evsizler için tasarlanmış paraSITE olarak adlandırılan barınak örneği görülmektedir. Bu barına tipi, HVAC sistemi olarak adlandırılan (ısıtma, havalandırma ve klima) sisteminin dış menfez ağızlarına tutturularak, binayı terk eden sıcak hava ile şişirilebilir barınaklar olarak tasarlanmıştır. Bir çeşit çadır olarak adlandırabileceğimiz yapı böylelikle binanın havalandırma menfezinden çıkan hava sayesinde şişerek formunu almakta, aynı zamanda barınağın içi 3 http://www.wbur.org/hereandnow/2016/05/25/parsons-syrian-refugees ve http://www.businessinsider.com/angela-luna-designs-jackets-to-help-syrian-refugees- 2016-7/#luna-emphasized-that-the-collection-isnt-inspired-by-refugees-but-its-intended- to-help-them-by-looking-at-their-needs-and-trying-to-address-those-through-design-1 kaynaklarından yararlanılmış ve İngilizce ’den Türkçe ’ye bizzat çeviri yapılmıştır. http://www.moma.org/ http://www.wbur.org/hereandnow/2016/05/25/parsons-syrian-refugees http://www.businessinsider.com/angela-luna-designs-jackets-to-help-syrian-refugees-2016-7/#luna-emphasized-that-the-collection-isnt-inspired-by-refugees-but-its-intended-to-help-them-by-looking-at-their-needs-and-trying-to-address-those-through-design-1 http://www.businessinsider.com/angela-luna-designs-jackets-to-help-syrian-refugees-2016-7/#luna-emphasized-that-the-collection-isnt-inspired-by-refugees-but-its-intended-to-help-them-by-looking-at-their-needs-and-trying-to-address-those-through-design-1 http://www.businessinsider.com/angela-luna-designs-jackets-to-help-syrian-refugees-2016-7/#luna-emphasized-that-the-collection-isnt-inspired-by-refugees-but-its-intended-to-help-them-by-looking-at-their-needs-and-trying-to-address-those-through-design-1 37 ısınmaktadır. Michael Rakowitz, paraSITE adını verdiği bu tasarımını genellikle artık çöp torbalarından çok düşük bir bütçeyle, ortalama 5 dolar, yapmaktadır (http://www.michaelrakowitz.com). Rakowitz’in bu tasarımında kullandığı yöntem oldukça dikkat çekicidir. Çünkü mevcut malzemeler ile bir barınak tasarlamaktansa, atık plastik poşetleri kullanmayı tercih etmiştir ki bunların çoğunlukla çöp poşetleri olduğu bilinmektedir. Tasarımın temel yapı malzemelerini atık çöp poşetleri ve hava olarak tanımlamak yanlış olmayacaktır. Tasarımcı, bina menfezlerinden çıkan havayı kullanarak, tasarımına şekil vermekte ve tasarladığı barınak modelini poşetler ve hava ile inşa etmektedir. Rakowitz, atık malzemeleri ve havayı kullanarak aslında ekolojik ve enerji dönüşümünden faydalan bir tasarım modeli yaratmıştır. Şekil 46,Şekil 47: Parasite modeline ait farklı çeşitleme örnekleri (Kaynak: http://v3.arkitera.com, http://www.michaelrakowitz.com) Tasarımcı, ParaSITE adını verdiği tasarımın ilk örneğini siyah çöp poşetlerini kullanarak yapmıştır (Şekil 9). Sokaklarda yaşayan bir evsiz, kendisine sunulan bu barınağı kullanmak istememiştir. Bunun nedenini ise çevresini ve insanları görmediği bir “şey” içerisinde yaşamak istemediği ifade ederek açıklamıştır. Çünkü evsiz kişi, şeffaf olmayan bir “şey” içerisinde, insanlar tarafından görülmediğini ve kendisinin de onları görmediğini bu yüzden de kendini güvende hissetmediğini dile getirmiştir. Bu noktada, bazı kavramların öneminin evsizler için değiştiğini söylemek yanlış olmayacaktır. Bu bilgilerden yola http://www.michaelrakowitz.com/ http://v3.arkitera.com/ 38 çıkarak, evsizler için görülmenin ve görebilmenin mahremiyet kavramından daha öncelikli bir yer teşkil ettiği sonucuna ulaşılabilir. Evsiz kişinin bu yaklaşımı bize gösteriyor ki, duvarların dışarı ile ilişki içerisinde olan açıklıkları sadece ışığı içeri almamaktadır. Aynı zamanda, içeride yaşamakta olan bireyin duygularının şekillenmesinde önemli rol oynamakta ve kişinin güvende hissetmesini sağlamaktadır. Çünkü kişi, bu açıklıklar sayesinde dışarıyı gözlemleyebilmektedir. Dolayısıyla dışarıdan olup bitenlere hakim olmakta ve olası tehditlere karşı tetikte olabilmektedir (http://v3.arkitera.com). Rahatsızlığını açık bir şekilde dile getiren evsiz, Rakowitz’den olabildiğince çok pencereye sahip bir paraSITE tasarlamasını istedi. Tasarımcı evsiz bireyin istekleri doğrultusunda şekil 10’da yer alan tasarımını gerçekleştirmiştir. Tasarımcı bu barınak tipinde 6 adet pencere açıklığı kullanarak, evsiz kişinin kendisini güvende hissetmesini sağlamayı amaçlamıştır (http://www.michaelrakowitz.com). Rakowitz’e göre; “bu insanların yeni evleri sadece bir “yara bandı” oluyor. Ancak yara bandı yaraları kapayabilir ama öte yandan altında ne yattığına da işaret eder” (http://v3.arkitera.com).Yukarıda yer alan bilgilerden, evsiz bireylerin mahremiyet yani gizlilik sorununu kendilerine bir problem olarak görmediği sonucuna varılabilir. Evsiz, kendi köşesine saklanarak insanlardan kaçmaktansa halkın arasında olası tehdit ve saldırılara karşı tetikte olmayı tercih etmektedir. Görünür olmak istediğini söyleyen evsiz birey için güvenlik daha öncelikli bir konumdadır. Aslında bu düşünce yapısı oldukça normaldir. Çünkü her birey için nefes, yeme, içme, uyuma gibi temel fizyolojik ihtiyaçlardan sonra güvenlik ihtiyaçlarını karşılamanın oldukça önemli olduğunu Maslow teorisinde görmekteyiz. Çalışmanın ilerleyen bölümlerinde insanların ihtiyaçlarını ve önceliklerini daha net algılayabilmek adına Maslow teorisi prensiplerine değinilecektir. Evsizlerin barınma ihtiyacına yönelik yenilikçi yaklaşım çalışmalarına bir başka örnek olarak, Slovakya’da tasarlanan bir fikir projesi gösterilebilir (Şekil:11-12). Projenin öncülüğünü yapan Design Develop, evsizler için şehirde yer alan reklam panolarını iki odalı bir daireyi dönüştürmeyi planlamaktadır. Gregory projesi olarak adlandırılan bu çalışma, Slovakya merkezli bir tasarım olarak http://v3.arkitera.com/ http://www.michaelrakowitz.com/ http://v3.arkitera.com/ 39 kurgulansa da ufak müdahaleler doğrultusunda çoğu kültür ve bölgelere uyarlanabileceği düşünülmektedir. Projede, reklam panolarının en iyi ve maksimum düzeyde kullanılması amaçlanmaktadır. Projenin yaratıcılarına göre; bu sayede yapının çok düşük maliyetli olacağı ve reklam panosu gelirleri sayesinde giderlerin bir kısmının ödenebileceği görüşü ileri sürülmektedir (http://www.dipnot.tv). Şekil 48: Tasarlanan fikir projesine ait dijital çizimler (Kaynak:http://www.dipnot.tv) Şekil 49: Tasarlanan Fikir Projesine ait iç mekan modellemesi (Kaynak: http://www.dipnot.tv ) http://www.dipnot.tv/ http://www.dipnot.tv/ http://www.dipnot.tv/ 40 Yukarıda yer alan Slovakya tabanlı fikir projesine ait görsellerde görüldüğü üzere, evsiz bireyler kent yaşantısından kopmayacakları bir tasarıma dahil edilmektedir. Böylece kişiler kent merkezlerinden soyutlanmayarak, hayata daha kolay uyum sağlayabilecekleri bir proje önerisi içinde yer almaktadır. Bunun yanı sıra proje tasarlanırken, işin ekonomik boyutunun düşünülmesi ilgi çekicidir. Projenin hayata geçmesi halinde hükümet, evsizlere kalıcı bir öneri sunabilecek ve elde edilen reklam gelirleri ile bu projenin maliyetini düşürme olanağı elde edebilecektir. Tasarlanan projenin modellemelerine baktığımız zaman herhangi bir kişinin temel ihtiyaçlarını karşılamaya yönelik tasarımlar yapıldığı görülmektedir. Evsizler için tasarım yapan bir başka tasarımcı ise genç mimar James Furzer’dır. Mimar Furzer, tasarlamış olduğu bu proje ile Yeni Vizyonlar Yaratan Mekân (6th ”Space For New Visions”) tasarım yarışmasında ödüle layık görülmüştür. Furzer yapmış olduğu tasarımda, evsizlere yağmurlu ve soğuk havalarda ya da ihtiyaç hissettikleri herhangi bir zaman diliminde sığınabilecekleri bir barınma olanağı sunmaktadır. Fakat tasarım evsizlere dair kalıcı bir öneri sunmamaktadır. Furzer, evsizliğin herhangi bir sınıflandırmasını yapmamaktadır ve evsizliği, herkesin yaşayabileceği bir durum olarak tanımlamaktadır. Bu yüzden evsiz bireylerin, saygınlığını korumaları yani kaybetmemeleri gerektiğini vurgulamaktadır (http://www.ensonhaber.com). Şekil 50: Londra’da uygulanan “çivili önleme” örnek (Kaynak: www.t24.com) Geçtiğimiz yıllarda İngiltere’nin başkenti olan Londra’da gerçekleşen “evsizlere karşı çivili yöntem” (metal spikes) uygulamaları dünya genelinde oldukça tepki toplamıştır. Yapılan uygulamada (Şekil:13); evsizlerin kapı önleri, sokak, 41 apartman girişi gibi yerlerde kalmalarını engellemek amacı ile zemin döşemesine çiviler monte edilmiştir. Yapılan uygulama dünya çapında büyük tepki topladıktan sonra, çiviler sökülmüştür. Furzer, evsizlere karşı yapılan bu caydırıcı uygulamayı insanlık dışı bulduğunu belirtmektedir (www.indiegogo.com). Furzer, tasarımında malzemenin önemine dikkat çekmektedir. Furzer’e göre; tasarımda kullanılacak malzemeler değişken nitelikte ve ekonomik bir bütçe ile düşünülmelidir. Bunun yalnızca masrafların minimuma indirilmesine izin vermeyeceğini aynı zamanda tasarlanan konutun geniş bir malzeme ve renk skalasına olanak sağlayacağı görüşündedir. Tasarımcı, evsizlik ile ilgili sosyal, çevresel ve yapısal sorunlar olduğunu düşünmektedir. Fakat bu sorunlara karşı geri adım atmaktansa çözüm odaklı bir adım atmayı uygun bulmaktadır. Bu bakış açısıyla gerçekleştirdiği tasarımının yerleşimlerini belirli kaygılar güderek planlamıştır. Bununla ilgili bazı ana kaygılar şu şekilde sıralanabilir (www.indiegogo.com) :  Planlama sorunları  Yapısal kısıtlamalar ve endişeler  İklim şartları  Siyasal ve toplumsal meseleler  Mülkiyet ve bakım Şekil 51: James Fuzer’ın Londra’daki evsizler için tasarladığı konut modellemesi (Kaynak: www.dezeen.com) http://www.indiegogo.com/ http://www.indiegogo.com/ http://www.dezeen.com/ 42 Mimar James Furzer, evsizler için tasarladığı evin kontrplaktan yapılmasını planlamaktadır. Şekil 14’te yer alan tasarım, görsellerden de anlaşılacağı üzere oldukça anlaşılır; düşük maliyet ile yaptığı bu yapıları insan boyunu aşan bir yükseklikte, binalara çelik iskelet yardımı ile sabitlemektedir. Zemin döşemesinden kişinin yukarını çıkmasını sağlayan merdiven bulunmaktadır. Geri çekilebilen merdiven sayesinde evsizler, bu yapıda geceyi geçirmek istediklerinde merdiveni toplayarak geceyi geçirebilecekleri bu alanlara ulaşmaktadır. Bu alanlarda kişinin konforlu bir uyku alabilmesi için bir yatak, katlanabilir raflar ve dışarıyı gözlemleyebileceği pencere bulunmaktadır. Tasarlanan bu yapı, isteyen evsizin kullanımına hizmet etmek üzere tasarlanmıştır. Bir başka deyişle tasarımcı, evsizlerin yaşam tarzlarına müdahale etmeyi düşünmemektedir. İsteğe bağlı kullanım için tasarlanan bu yapı ile evsizlerin istedikleri zaman dinlenebilecekleri, zorlu iklim şartlarında sığınabilecekleri, uyuma ihtiyaçlarını giderebilecekleri bir mekân sunmayı amaçlamaktadır (http://kot0.com). Evsiz bireyler için tasarlanmış birtakım proje örneklerine yukarıda değinilmiştir. Bu örneklerin, evsizler için kalıcı bir çözüm sunmadığı görülmektedir. Kişinin özellikle zorlu iklim şartlarında sığınacakları bir barınak önerisi olarak geliştirilen bu projeler; kişiye barınma, uyuma, dış çevreden korunma (kısmen) gibi olanaklar sağlamaktadır. Fakat herhangi bir evsiz, bu projelerden yararlansa dahi çoğu temel ihtiyaçlarından halen yoksun olma durumundadır. Örneğin, kişi güvenlikli yaşamdan mahrumdur ya da kişi yeme ihtiyacını giderememektedir. Kişinin yoksun olacağı gereksinimleri çoğaltılabilir. Bu bağlamda yukarıda yer alan, mekânsal pratik çözümlemeler sağlayan bu projelerin, evsizler için kalıcı bir çözüm olmadığını söylenebilir. Bu tez çalışmasında, evsizlerin mevcut “barınma evine” alternatif olarak, barınma ihtiyaçlarını karşılayacakları bir yapı tasarlanması planlanmaktadır. Hizmet vermekte olan barınma evi incelenerek oluşturulacak olan bu modelin; mevcut sistem gibi geçici barınma hizmeti sunmasından ziyade, kişilere kalıcı bir çözüm sunması ve kişilerin hayata uyum sağlamasına yardımcı olabilmesi amaçlanmıştır. Dolayısıyla, yurt dışında ve ülkemizde evsizlere yapılan çeşitli uygulamalar incelenmiştir. Örnek teşkil etmesi düşünülen bu uygulamaların, http://kot0.com/ 43 evsizler için kalıcı bir hizmet modeli olmadığı gözlemlenmiştir. Yapılan incelemeler sonucunda, Danimarka’nın Odensa kentinde ve Avustralya’nın Sydney kentinde evsizler için uygulanmış kalıcı projeler olduğu görülmüştür. Konu ile doğrudan ilişki içerisinde olduğu düşünülen bu projelerin, yapılması planlanan tasarımın şekillenmesinde önemli rol oynayacağı düşünülmektedir. Euro News’ in yayınladığı haberde bahsedildiği üzere; resmi rakamlara göre 2013 yılı itibari ile Danimarka’da yaklaşık 5.800 evsiz yaşıyor. Danimarka genelinde 2009 ve 2013 yılları arasında evsizlerin sayısında %16’ lık artış görülmesine karşın, ülkenin 3. büyük kenti olan Odensa’da durumun farklı olduğu gözlemlenmiştir. Odensa kentinde evsizler için bir proje hayata geçirilmiş ve bu proje sayesinde kentte bulunan evsiz sayısında %47 düşüş gözlemlenmiştir. Projede en önemli konulardan biri; evsiz bireylerin uzun vadede kullanabilecekleri ucuz bir ev sağlamaktır. Proje kapsamında evsizlerin sadece barınma ihtiyacı giderilmiyor. Kişinin barınması için ev sağlanıyor fakat bunun yanı sıra kişinin madde bağımlılığı varsa bununla mücadele etmesine yardımcı olunuyor. Bu yapılırken de madde bağımlılığı olan evsiz bireylerin, yan yana konumlanmamalarına dikkat çekiliyor. Madde bağımlılığı olan kişiler birbirleri ile iletişime geçemeyecek şekilde evlere konumlandırıldığından emin olunması gerekiyor. Bu hizmetten yararlanan ve madde bağımlısı olan Jimmy, uyuşturucu madde kullanımının evsizler için önemli bir sorun olduğunun altını çiziyor. Bunun yanı sıra Danimarkalı yetkililer, düzenledikleri konferanslar ile evsizler için uyguladıkları özel projeleri Avrupa’nın diğer kentleri ile paylaşıyor (URL4). Euro News haber kaynağına göre Danimarka’da evsizler için yapılan proje sonucunda, ülke genelinde evsiz sayısında yaşanan düşüş dikkat çekmektedir. Proje, evsizlere geçici konut imkânı sunmaktan ziyade, kişileri uzun vadede kullanabilecekleri konutlar temin etmeyi ilke edinmiştir. Bunun yanı sıra evsizlere sağlık hizmetleri ve psikolojik destek sundukları anlaşılmaktadır. Bir bütün olarak ele alacak olursak; proje kişiye sadece ev imkânı sunmamaktadır. Aynı zamanda kişinin sosyalleşmesini, sağlıklı bir birey haline gelmesi için gerekli hizmet ve destekleri de sağlamaktadır. Dolayısıyla proje, evsizlik sorununu bütüncül bir yaklaşım sergilemektedir. 44 Evsizler için gerçekleştirilen, kişilere kalıcı bir konut ve iyileştirme hizmeti sunan bir diğer örnek ise Avustralya’nın Sydney kentinde başlatılan bir girişimdir. BBC Türkçe’nin haberine göre; Av