T.C. HACETTEPE ÜNİVERSİTESİ SAĞLIK BİLİMLERİ ENSTİTÜSÜ İDİYOPATİK PARKİNSON HASTALARINDA DUYU-ALGI- MOTOR EĞİTİMİN KOGNİTİF FONKSİYONLAR, DENGE VE YÜRÜYÜŞE ETKİSİNİN İNCELENMESİ Uzm.Fzt. Büşra SEÇKİNOĞULLARI KORKUSUZ Nöroloji Fizyoterapistliği Programı DOKTORA TEZİ ANKARA 2025 T.C. HACETTEPE ÜNİVERSİTESİ SAĞLIK BİLİMLERİ ENSTİTÜSÜ İDİYOPATİK PARKİNSON HASTALARINDA DUYU-ALGI- MOTOR EĞİTİMİN KOGNİTİF FONKSİYONLAR, DENGE VE YÜRÜYÜŞE ETKİSİNİN İNCELENMESİ Uzm.Fzt. Büşra SEÇKİNOĞULLARI KORKUSUZ Nöroloji Fizyoterapistliği Programı DOKTORA TEZİ TEZ DANIŞMANI Doç. Dr. Ayla FİL BALKAN ANKARA 2025 iii iv YAYIMLAMA VE FİKRİ MÜLKİYET HAKLARI BEYANI Enstitü tarafından onaylanan lisansüstü tezimin/raporumun tamamını veya herhangi bir kısmını, basılı (kağıt) ve elektronik formatta arşivleme ve aşağıda verilen koşullarla kullanıma açma iznini Hacettepe Üniversitesine verdiğimi bildiririm. Bu izinle Üniversiteye verilen kullanım hakları dışındaki tüm fikri mülkiyet haklarım bende kalacak, tezimin tamamının ya da bir bölümünün gelecekteki çalışmalarda (makale, kitap, lisans ve patent vb.) kullanım hakları bana ait olacaktır. Tezin kendi orijinal çalışmam olduğunu, başkalarının haklarını ihlal etmediğimi ve tezimin tek yetkili sahibi olduğumu beyan ve taahhüt ederim. Tezimde yer alan telif hakkı bulunan ve sahiplerinden yazılı izin alınarak kullanılması zorunlu metinlerin yazılı izin alınarak kullandığımı ve istenildiğinde suretlerini Üniversiteye teslim etmeyi taahhüt ederim. Yükseköğretim Kurulu tarafından yayınlanan “Lisansüstü Tezlerin Elektronik Ortamda Toplanması, Düzenlenmesi ve Erişime Açılmasına İlişkin Yönerge” kapsamında tezim aşağıda belirtilen koşullar haricince YÖK Ulusal Tez Merkezi / H.Ü. Kütüphaneleri Açık Erişim Sisteminde erişime açılır. o Enstitü / Fakülte yönetim kurulu kararı ile tezimin erişime açılması mezuniyet tarihimden itibaren 2 yıl ertelenmiştir. (1) • Enstitü / Fakülte yönetim kurulunun gerekçeli kararı ile tezimin erişime açılması mezuniyet tarihimden itibaren 6 ay ertelenmiştir. (2) o Tezimle ilgili gizlilik kararı verilmiştir. (3) 22/01/2025 Büşra SEÇKİNOĞULLARI KORKUSUZ i i“Lisansüstü Tezlerin Elektronik Ortamda Toplanması, Düzenlenmesi ve Erişime Açılmasına İlişkin Yönerge” (1) Madde 6. 1. Lisansüstü tezle ilgili patent başvurusu yapılması veya patent alma sürecinin devam etmesi durumunda, tez danışmanının önerisi ve enstitü anabilim dalının uygun görüşü üzerine enstitü veya fakülte yönetim kurulu iki yıl süre ile tezin erişime açılmasının ertelenmesine karar verebilir. (2) Madde 6. 2. Yeni teknik, materyal ve metotların kullanıldığı, henüz makaleye dönüşmemiş veya patent gibi yöntemlerle korunmamış ve internetten paylaşılması durumunda 3. şahıslara veya kurumlara haksız kazanç imkanı oluşturabilecek bilgi ve bulguları içeren tezler hakkında tez danışmanının önerisi ve enstitü anabilim dalının uygun görüşü üzerine enstitü veya fakülte yönetim kurulunun gerekçeli kararı ile altı ayı aşmamak üzere tezin erişime açılması engellenebilir. (3) Madde 7. 1. Ulusal çıkarları veya güvenliği ilgilendiren, emniyet, istihbarat, savunma ve güvenlik, sağlık vb. konulara ilişkin lisansüstü tezlerle ilgili gizlilik kararı, tezin yapıldığı kurum tarafından verilir *. Kurum ve kuruluşlarla yapılan işbirliği protokolü çerçevesinde hazırlanan lisansüstü tezlere ilişkin gizlilik kararı ise, ilgili kurum ve kuruluşun önerisi ile enstitü veya fakültenin uygun görüşü üzerine üniversite yönetim kurulu tarafından verilir. Gizlilik kararı verilen tezler Yükseköğretim Kuruluna bildirilir. Madde 7.2. Gizlilik kararı verilen tezler gizlilik süresince enstitü veya fakülte tarafından gizlilik kuralları çerçevesinde muhafaza edilir, gizlilik kararının kaldırılması halinde Tez Otomasyon Sistemine yüklenir * Tez danışmanının önerisi ve enstitü anabilim dalının uygun görüşü üzerine enstitü veya fakülte yönetim kurulu tarafından karar verilir. v ETİK BEYAN Bu çalışmadaki bütün bilgi ve belgeleri akademik kurallar çerçevesinde elde ettiğimi, görsel, işitsel ve yazılı tüm bilgi ve sonuçları bilimsel ahlak kurallarına uygun olarak sunduğumu, kullandığım verilerde herhangi bir tahrifat yapmadığımı, yararlandığım kaynaklara bilimsel normlara uygun olarak atıfta bulunduğumu, tezimin kaynak gösterilen durumlar dışında özgün olduğunu, Doç. Dr. Ayla FİL BALKAN danışmanlığında tarafımdan üretildiğini ve Hacettepe Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü Tez Yazım Yönergesine göre yazıldığını beyan ederim. Uzm. Fzt. Büşra SEÇKİNOĞULLARI KORKUSUZ vi TEŞEKKÜR Lisans ve lisanüstü eğitimim boyunca bilgisini, deneyimini, kıymetli vaktini ve en çok da sevgisini benden esirgemeyen, akademik deneyimi ve tecrübesinin yanısıra sonsuz sabır ve hoşgörüsüyle kendime örnek aldığım, öğrencisi olmaktan gurur duyduğum, akademik hayatımın en büyük şansı danışman hocam Doç.Dr. Ayla Fil Balkan’a, Lisanüstü eğitimimin her aşamasında bilgi ve birikimi ile yol göstericim olan, akademik çalışmalarımın yürütülmesinde maddi ve manevi desteğini esirgemeyen, klinik deneyimiyle ufkumu genişleten değerli hocam Doç. Dr. Gül Yalçın Çakmaklı’ya, Tez vakalarımın değerlendirilmesinde desteklerini esirgemeyen ablam ve kıymetli hocam Dr. Öğr. Üyesi Öznur Yiğit’e ve vakaların sağlanmasında destek veren değerli hocam Prof. Dr. Bülent Elibol’a, Tezimin yürütülmesinde bilgi ve deneyimleriyle yol göstericim olan, kendime örnek aldığım değerli hocalarım Prof.Dr. Özlem Yürük’e ve Doç. Dr. Yeliz Salcı’ya, Nörolojik Rehabilitasyon alanına yöneldiğim günden beri her zaman bilgi ve deneyimiyle destekçim olan rahmetli hocam Prof.Dr. Kadriye Armutlu ve değerli hocam Prof. Dr. Muhammed Kılınç başta olmak üzere Fakültemiz kıymetli hocalarına, Akademik hayatıma bilgi ve deneyimleriyle ışık olan, desteğini her zaman hissettiğim kıymetli hocam Prof. Dr. Hülya Arıkan’a, Tez aşamamda verdikleri destekler için başta Ankara Üniversitesi KSHMYO’nun Müdürü Prof. Dr. Yusuf Yaylı hocam olmak üzere tüm öğretim üye ve elemanlarına, Lisanüstü eğitimimin tüm aşamalarında yardım ve destekleriyle her türlü zorluğu birlikte göğüslediğimiz canım arkadaşlarım Uzm.Fzt. Ayşenur Özcan’a, Uzm.Fzt. Ezgi Özbaş’a, Uzm.Fzt. Ebru Gül Sezik’e ve Dr.Öğr. Üyesi Emine Nur Demircan’a, Gönüllü olarak çalışmama katılmayı kabul eden değerli tez vakalarıma, Bugünlere gelmemde maddi ve manevi desteklerini esirgemeyen, sahip olduğum hayatın ve başardığım herşeyin en büyük mimarları canım babam, annem ve kardeşime, Doktora eğitimiminin bana en büyük hediyesi, akademik hayatımın ve tezimin her aşamasında gece-gündüz birlikte çalıştığım, her pes ettiğimde beni cesaretlendiren ve tüm stresime göğüs geren, yol arkadaşım, canım eşim Dr. Fzt. Süleyman Korkusuz’a, Doktora eğitimimim boyunca TÜBİTAK BİDEB 2211-A Genel Yurt İçi Doktora Burs Programı kapsamında burs aldığım Türkiye Bilimsel ve Teknolojik Araştırmalar Kurumu (TÜBİTAK), Bilim İnsanı Destekleme Daire Başkanlığı’na, İÇTENLİKLE TEŞEKKÜR EDERİM... vii ÖZET SEÇKİNOĞULLARI KORKUSUZ, B., İdiyopatik Parkinson Hastalarında Duyu-Algı-Motor Eğitimin Kognitif Fonksiyonlar, Denge ve Yürüyüşe Etkisinin İncelenmesi, Hacettepe Üniversitesi, Sağlık Bilimleri Enstitüsü, Nöroloji Fizyoterapistliği Programı, Doktora Tezi, Ankara 2025. Bu çalışmanın amacı Parkinson hastalarında duyu-algı-motor eğitiminin kognitif fonksiyonlar, denge ve yürüyüş üzerine etkilerini araştırmaktı. Çalışmaya 45-75 yaş aralığındaki 40 Parkinson hastası dahil edildi ve iki gruba randomize edildi. Kontrol grubundaki hastalardan rutin yaşamlarına devam etmeleri istendi ve hiçbir müdahale yapılmadı. Çalışma grubundaki hastalara 8 hafta, haftada 3 gün, 60 dakika boyunca duyu-algı-motor eğitim verildi. Her iki grup da çalışmanın başlangıcında, 8. haftasında ve 12. haftasında değerlendirildi. Çalışmada denge ve yürüyüşün değerlendirilmesi için Modifiye Dinamik Yürüme İndeksi (mDYİ), Fonksiyonel Uzanma Testi (FUT) ve statik postürografideki Stabilite Limitleri Testi (LOS), Modifiye Duyusal İntegrasyon ve Dengenin Klinik Değerlendirmesi Testi (mCTSIB), Düz Yürüme Testi (WA), Oturmadan Ayağa Kalkma Testi (STS) kullanıldı. Kognitif fonksiyonların değerlendirilmesi için ise Sembol Rakam Modaliteleri Testi (SRMT), Hızlı Hafif Bilişsel Bozukluk Taraması (HHBBT), Stroop Test ve Saat Çizme Testi (SÇT) kullanıldı. Çalışma başlangıcında grupların tüm değerlendirmeler açısından benzer olduğu görüldü (p>0.05). 8. ve 12. hafta değerlendirmelerinde gruplar arasında reaksiyon zamanı hariç tüm LOS testi alt parametrelerinde, WA, STS, mCTSIB testlerinde, mDYİ, FUT, SÇT, HHBBT ve Stroop Test puanlarında tedavi grubu lehine istatiksel olarak anlamlı bir fark gözlendi (p<0.05). SRMT’de ise sadece tedavi grubunda anlamlı gelişim gözlenirken gruplar arasında fark görülmedi (p>0.05). Çalışma sonuçlarında Parkinson hastalarında duyu-algı-motor eğitiminin denge, yürüyüş ve kognitif fonksiyonları geliştirdiği ve bu gelişimlerin tedavi sonrası 1 ay süre ile korunduğu gözlendi. Bu sonuçlar PH kliniğinde fizyoterapi programlarına duyu-algı-motor eğitimin eklenmesi gerektiğini düşündürmüştür. Anahtar Kelimeler: İdiyopatik Parkinson hastalığı, duyu-algı-motor eğitim, denge, yürüyüş, kognitif fonksiyonlar Yazar doktora eğitimi süresince TÜBİTAK Bilim İnsanı Destekleme Daire Başkanlığı (BİDEB) tarafından desteklenmiştir. viii ABSTRACT SEÇKİNOĞULLARI KORKUSUZ, B., Investigation of the Effect of Sensory-Motor Integration Training on Cognitive Functions, Balance and Gait in Patients with Idiopathic Parkinson's Disease, Hacettepe University, Graduate School of Health Sciences, Neurology Physiotherapy Program, Doctorate Thesis, Ankara 2025. The study aimed to investigate the effects of sensory-motor integration training on cognitive functions, balance and gait in patients with Parkinson's disease. Forty patients with Parkinson's disease aged between 45-75 years were included in the study and randomized into two groups. Patients in the control group were asked to continue their routine lives and no intervention was made. Patients in the study group were given sensory-motor integration training for 60 minutes, 3 days a week, for 8 weeks. Both groups were evaluated at the study's beginning, 8th week and 12th week. In the study, the Limits of Stability Test (LOS), Modified Sensory Integration and Clinical Assessment of Balance Test (mCTSIB), Walk Across Test (WA), Sit-to-Stand Tests (STS) in static posturography, as well as the Modified Dynamic Gait Index (MDGI) and Functional Reach Test (FRT) were used to evaluate balance and gait. For the evaluation of cognitive functions, Symbol Digit Modalities Test (SRMT), Quick Mild Cognitive Impairment Screening (QMCI), Stroop Test and Clock Drawing Test (CDT) were used. At the beginning of the study, it was observed that the groups were similar regarding all evaluations (p>0.05). In the 8th and 12th week evaluations, a statistically significant difference was observed in favor of the treatment group in all LOS test subparameters except reaction time, WA, STS, mCTSIB tests, mDGI, FUT, CDT, QMCI and Stroop Test scores between the groups (p<0.05). In SRMT, significant improvement was observed only in the treatment group, while no difference was observed between the groups (p>0.05). The study results showed that sensory-motor integration training improved balance, gait and cognitive functions in patients with Parkinson's Disease and that these improvements were maintained for 1 month after treatment. These results suggest that sensory-motor integration training should be added to physiotherapy programs in PD clinics. Keywords: Idiopathic Parkinson's disease, sensory-motor integration, balance, gait, cognitive functions. The author has been supported by TÜBİTAK Science Fellowships and Grant Programmes Department (BİDEB) throughout his doctorate process. ix İÇİNDEKİLER ONAY SAYFASI iii YAYIMLAMA VE FİKRİ MÜLKİYET HAKLARI BEYANI iv ETİK BEYAN SAYFASI v TEŞEKKÜR vi ÖZET vii ABSTRACT viii İÇİNDEKİLER ix SİMGELER VE KISALTMALAR xii ŞEKİLLER xiv TABLOLAR xv 1. GİRİŞ 1 2. GENEL BİLGİLER 4 2.1. Bazal Ganglion İşlevsel Nöroanatomisi 4 2.1.1. Paralel Devre Modeli 4 2.1.2. Klasik Model 6 2.1.3. Merkez-Çevre Modeli 7 2.2. Kognisyon 8 2.3. Postüral Kontrol 10 2.4. Yürüyüş 12 2.5. Parkinson Hastalığı 14 2.5.1. Parkinson Hastalığının Patofizyolojisi 15 2.5.2. Epidemiyoloji ve Prevelans 16 2.5.3. Etyoloji 16 x 2.5.4. Motor Problemler 18 2.5.5. Motor Olmayan Problemler 21 2.6. Parkinson Hastalığında Ölçme ve Değerlendirmeler 23 2.6.1.Parkinson Hastalığı’na Özel Ölçekler 23 2.6.2. Parkinson Hastalığında Denge ve Yürüyüş Değerlendirmesi 23 2.6.3. Parkinson Hastalığında Kognitif Durum Değerlendirmesi 23 2.7. PH’da Tedavi 24 2.7.1. Medikal Tedavi 25 2.7.2. Cerrahi Tedavi 25 2.7.3. Fizyoterapi ve Rehabilitasyon 26 3. GEREÇ VE YÖNTEM 28 3.1. Bireyler 28 3.2. Yöntem 30 3.2.1. Ölçme ve Değerlendirmeler 31 3.2.2. Tedavi 43 3.3. İstatiksel Analiz Yöntemleri 47 4. BULGULAR 48 4.1. Hastalara Ait Demografik ve Klinik Bulgular 48 4.2. Araştırma Bulguları 49 5. TARTIŞMA 67 6. SONUÇ ve ÖNERİLER 84 7. KAYNAKÇA 86 8. EKLER 104 EK-1: Etik Kurul Kararı xi EK-2: Hareket Bozuklukları Derneği- Birleşik Parkinson Hastalığı Değerleme Ölçeği- Bölüm 3(HBD-BPHDÖ-3) EK-3: Modifiye Dinamik Yürüme İndeksi EK-4: Hızlı Hafif Bilişsel Bozukluk Taraması EK-5: Sembol Rakam Modaliteleri Testi EK-6: Saat Çizme Testi EK-7: Stroop T-Bag Formu EK-8: Orjinallik Raporu 9. ÖZGEÇMİŞ 128 xii SİMGELER VE KISALTMALAR BG Bazal Ganglion HBD-BPHDÖ-3 Birleşik Parkinson Hastalığı Değerleme Ölçeği COMT Katekol-O-Metiltransferaz DBS Derin Beyin Stimülasyonu DCL Hareket Kontrolü dDPN Direkt Yol Dikenli Projeksiyon Nöronlar DPN Dikenli Projeksiyon Nöronlar DYİ Dinamik Yürüme İndeksi EPE Ulaşılan Son Nokta GPe Eksternal Globus Pallidus GPi İnternal Globus Pallidus GABA Gama Aminobütirik Asit HBB Hafif Bilişsel Bozukluk HHBBT Hızlı Hafif Kognitif Bozukluk Taraması iDPN İndirekt Yol Dikenli Projeksiyon Nöronlar LOS Stabilite Limitleri Testi LRRK2 Lösin Zengin Kinaz 2 MBDÖ Montreal Bilişsel Değerlendirme Ölçeği MMDD Mini Mental Durum Değerlendirmesi MSS Merkezi Sinir Sistemi MVL Hareket Hızı MXE Ulaşılan Maksimum Uzaklık MAO-B Monoaminooksidaz B xiii MoCA Montreal Kognitif Değerlendirmesi mDYİ Modifiye Dinamik Yürüme İndeksi mH&Y Modifiye Hoehn-Yahr Evreleme Ölçeği mCTSIB Modifiye Duyusal İntegrasyon ve Dengenin Klinik Değerlendirmesi Testi PH Parkinson Hastalığı Pİ Postüral İnstabilite RT Reaksiyon Zamanı SN Substansiya Nigra SS Standart Sapma SNc Substansiya Nigra Pars Compacta SNr Substansiya Nigra Pars Reticularis SÇT Saat Çizme Testi STN Subtalamik Nükleus STS Oturmadan Ayağa Kalkma Testi SRMT Sembol Rakam Modaliteleri Testi VA Ventral Nükleus VL Ventrolateral Nükleus VTA Ventral Tegmental Alan WA Düz Yürüme Testi 𝐗 Ortalama 𝑋 ̃ Medyan % Yüzde xiv ŞEKİLLER Şekil Sayfa 2.1 Bazal ganglionların paralel devre modeli. 5 2.2 Bazal ganglionların klasik modeli. 7 2.3 Bazal ganglionların merkez-çevre modeli. 8 2.4 Yürüyüş döngüsü. 13 2.5 PH’de multidisipliner takım. 24 3.1 Çalışma akış şeması. 30 3.2 NeuroCom® Balance Master® Systems. 34 3.3 Stabilite limitleri testi. 35 3.4 Stabilite limitleri testi verileri. 36 3.5 mCTSIB testinin uygulanması. 37 3.6 mCTSIB testi verileri. 37 3.7 Düz yürüme testinin uygulanması. 38 3.8 Düz yürüme testi verileri. 39 3.9 Oturmadan ayağa kalkma testinin uygulanması. 39 3.10 Oturmadan ayağa kalkma testi verileri. 40 3.11 Fonksiyonel uzanma testi uygulanışı. 41 3.12. Duyu – Algı – Motor Eğitim. 46 xv TABLOLAR Tablo Sayfa 4.1 Demografik ve klinik bulguların karşılaştırılması. 48 4.2 Gruplara ait sosyodemografik bilgiler. 49 4.3 Klinik değerlendirmeler için varyans analizi sonuçları. 50 4.4 Kontrol grubu HBD-BPHDÖ sonuçlarının karşılaştırılması. 50 4.5 Tedavi grubu HBD-BPHDÖ sonuçlarının karşılaştırılması. 51 4.6 Kontrol ve tedavi grubunun HBD-BPHDÖ sonuçlarının karşılaştırılması. 51 4.7 Kontrol grubu FUT sonuçlarının karşılaştırılması. 51 4.8 Tedavi grubu FUT sonuçlarının karşılaştırılması. 52 4.9 Kontrol ve tedavi grubunun HBD-BPHDÖ sonuçlarının karşılaştırılması. 52 4.10 Kontrol grubu mDYİ sonuçlarının karşılaştırılması. 53 4.11 Tedavi grubu mDYİ sonuçlarının karşılaştırılması. 53 4.12 Kontrol ve tedavi grubunun mDYİ sonuçlarının karşılaştırılması. 54 4.13 Kognitif değerlendirmeler için varyans analizi sonuçları. 55 4.14 Kontrol grubu kognitif değerlendirme sonuçlarının karşılaştırılması. 55 4.15 Tedavi grubu kognitif değerlendirme sonuçlarının karşılaştırılması. 55 4.16 Kontrol ve tedavi grubunun kognitif değerlendirme sonuçlarının 56 karşılaştırılması. 4.17 Kontrol grubu Stroop T-Bag Formu kart sürelerinin 57 karşılaştırılması. 4.18 Tedavi grubu Stroop T-Bag Formu kart sürelerinin 57 karşılaştırılması. 4.19 Kontrol ve tedavi grubunun Stroop T-Bag Formu kart sürelerinin 58 karşılaştırılması. 4.20 Statik postürografi değerlendirmeleri için varyans analizi sonuçları. 59 xvi 4.21 Kontrol grubu stabilite limitleri testi sonuçlarının karşılaştırılması. 60 4.22 Tedavi grubu stabilite limitleri testi sonuçlarının karşılaştırılması. 60 4.23. Grupların stabilite limitleri testi sonuçlarının karşılaştırılması. 61 4.24 Kontrol grubu mCTSIB değerlendirme sonuçlarının karşılaştırılması. 62 4.25 Tedavi grubu mCTSIB değerlendirme sonuçlarının karşılaştırılması. 62 4.26 Tedavi ve kontrol grubunun mCTSIB skorlarının karşılaştırılması. 63 4.27 Kontrol grubunun STS sonuçlarının karşılaştırılması. 64 4.28 Tedavi grubunun STS sonuçlarının karşılaştırılması. 64 4.29 Kontrol ve tedavi grubunun STS sonuçlarının karşılaştırılması. 65 4.30 Kontrol grubunun WA sonuçlarının karşılaştırılması. 65 4.31 Tedavi grubunun WA sonuçlarının karşılaştırılması. 66 4.32 Kontrol ve tedavi grubunun STS sonuçlarının karşılaştırılması. 66 1 1. GİRİŞ Parkinson hastalığı (PH), bazal ganglionlar (BG) ve substansiya nigra (SN) ’daki dopaminerjik nöronların progresif kaybı ile karakterize periferal ve merkezi sinir sistemini etkileyen etyolojisi tam olarak bilinmeyen nörodejeneratif bir hastalıktır (1, 2). PH’de istirahat tremoru, bradikinezi, rijidite ve postüral instabilite’den oluşan dört ana motor semptomuna ek yürüyüş ve postür bozuklukları, motor donma, kol salınımının azalması ve aksiyal rotasyon kaybı görülür (3-5). Postüral instabilite (Pİ), dengeyi koruma becerisinin etkiler ve PH’de düşme ve morbidite artışı ile yakından ilişkilidir (6). Pİ, düşmelerin artması ve bağımsızlığın azalmasına neden olduğu için hastalık ilerledikçe hastada en çok engelliliğe neden olan semptom haline gelmekte ve dopaminerjik ilaçlara cevap vermemektedir. Ayakta durma ve dengenin efektif kontrolünde farklı postüral kontrol mekanizmaları rol aldığından, postüral kontrol mekanizmalarında eş zamanlı bozukluklar PH’de Pİ’ye neden olmaktadır (7). Postüral kontrol ve hareket düzenlemesinde yer alan nöro- fizyolojik süreçler, merkezi ve periferik sinir sistemini, kas-iskelet sistemini ve duyu sistemini içerir. Bu nedenle otomatik reaksiyonların organizasyondaki yetersizliğin, afferent duyusal bilgilerin somatosensoriyel bütünleşmesindeki ve modülasyonundaki bozukluğun, postüral reaksiyonlardaki azalma ve yavaşlamanın Pİ gelişiminde rol aldığı düşünülür (8). PH’de birçok fonksiyon gibi yürüyüş de etkilenir. Parkinson hastalarında yürüyüş, yürüme hızının düşmesi, adım uzunluğunun azalması, adım genişliğinin artması, propulsiyon, retropulsiyon, ayağının sürüklenmesi ve kol salınımında azalma ile karakterize olup “festinating gait” olarak adlandırılır (9-12). PH’de yürümedeki otomatikliğinin azalması, BG’nin sensorimotor alanındaki dopaminerjik hücrelerin dejenerasyonuyla ilişkilidir (13). Normal yürüyüş, subkortikal ve kortikal süreçler tarafından kontrol edilmektedir. Subkortikal süreçler, sürekli dikkat gerektirmemektedir ve otomatik, hızlı ve stres faktörüne çok az hassas olarak, yüksek iş yükü altında çalışabilmektedir. Yürüyüşün kortikal veya kognitif süreçleri ise yavaştır, strese duyarlıdır ve önemli derecede çabaya ihtiyaç duymaktadır (14, 15). PH'de BG döngülerinde bozulmayla, 2 otomatik kontrol süreçleri etkilenmekte olup, hastalar yürüyüşün devam ettirilmesinde kortikal kontrole güvenmek zorunda kalmaktadır. Bu süreç ikili görevlerde düşük yürüyüş performansına neden olabilmektedir (16). PH’de fiziksel semptomların ağır olması, hastalarda iç görünün korunması ve günlük yaşam aktivitelerininin devam ettirilmesi nedeniyle hastalarda kognitif değişiklikler zor anlaşılmaktadır (17). PH’de kognitif bozuklukların hastalığın ileri evrelerinde görülmesi beklense de hastalığın seyrinde hastaların %40'ı kadarında hafif kognitif bozukluk görülebilmektedir. PH’de en çok etkilenen kognitif alanlar dikkat, yürütücü işlevler, görsel-uzamsal yetenekler ve bellektir (18). PH’de yürütücü işlev bozuklukları, özellikle daha ileri yaşlarda ve hastalık süresi uzun olan hastalarda kognitif bozukluğun en önemli bileşenlerindendir. Ancak yeni tanı konmuş PH hastalarında bile bellek ile birlikte yürütücü işlevlerde de eksiklikler olduğu bildirilmiştir. Dopaminerjik sistem bozukluklarının 'frontal- yürütücü' bozukluğun gelişmesinde rol oynadığı düşünülmektedir. PH’de frontal kortekse giden değişmiş striatal çıkış, striatal yapıların yürütme işlevine aracılık ettiğini düşündürür (19). PH'nin bir hareket bozukluğundan daha fazlası olduğu düşünüldüğünde, kognitif eğitim PH’de kognitif fonksiyonu iyileştirmek için önemli bir seçenek olabilir (20). Ayrıca PH’li hastalar motor yetenekleri (hareket başlatma ve yürütme) için büyük ölçüde eksternal duyusal bilgilere güvenirler. Motor yürütme büyük ölçüde bir hareket dizisinin ardışık aşamalarının devamlılığı için kullanılan internal ipucu mekanizmalarındaki eksikliğe bağlıdır. Eksternal, görsel veya işitsel ipuçları sağlamak, bradikinezinin belirli özelliklerini önemli ölçüde iyileştirir (21). Bu bilgiler göz önüne alındığında hastaların tedavisinde tek yönlü eğitimlerin aksine duyu-algı ve motor alanların çok yönlü eğitimi ve ihtiyaca göre değişebilen tedavi programlarının daha yararlı olacağı sonucuna varılabilir. Literatürde PH’de duyu-motor ya da motor- kognitif gibi ikili görev eğitimleri verilerek duyusal, motor ve kognitif alanlarda gelişim gözlenen çalışmalar (22-25) mevcut olmakla birlikte PH’de duyu-algı-motor alanların birlikte eğitimini ele alan çalışmaya rastlanılmamıştır. 3 Konuyla ilgili literatürdeki bilgiler ışığında duyu-algı-motor eğitiminin PH’de duyusal, motor ve kognitif alanları birlikte destekleyerek kognitif fonksiyonlar, denge ve yürüyüşe etki edebileceğini düşünülmüş ve çalışmamızın amacı, Parkinson hastalarında duyu-algı-motor eğitimin kognitif fonksiyonlar, denge ve yürüyüş üzerine etkisini araştırmak olarak belirlenmiştir. Çalışmanın hipotezleri; H1: İdiyopatik Parkinson hastalarında duyu-algı-motor eğitim kognitif fonksiyonları geliştirir. H2: İdiyopatik Parkinson hastalarında duyu-algı-motor eğitim dengeyi geliştirir. H3: İdiyopatik Parkinson hastalarında duyu-algı-motor eğitim yürüyüşü geliştirir. 4 2. GENEL BİLGİLER 2.1. Bazal Ganglionların Fonksiyonel Nöroanatomisi Serebral hemisferlerin derinliklerinde bulunan bazı özel subkortikal nükleus kümelerinin oluşturduğu komplekse bazal ganglionlar (BG) denir. BG, en büyük bileşeni olan kaudat ve lentiküler nükleusları (putamen, globus pallidus) içeren korpus striatum, subtalamik nükleus (STN) ve SN’den oluşur. Striatum içerisinde, dorsal ve ventral olarak iki bölüme ayrılır. Dorsal striatum öncelikle bilinçli motor hareketler ve yönetici fonksiyonlar üzerindeki kontrolde rol oynarken, ventral striatum ödül ve kaçınma gibi limbik fonksiyonlardan sorumludur. Bu yapılar, hareketi desteklemek veya antagonize etmek için karmaşık bir şekilde birbirleriyle sinaps yapar (26). Bazal ganlionlar, serebral korteks üzerinden motor hareketlerinin koordinasyonunu sağlar. Serebelluma kıyasla BG daha karmaşık motor hareketlerin düzenlenmesinde görev alır. Ayrıca BG, postüral denge, yürüyüşün koordinasyonu ve aksiyal motor kontrol gibi görevlerde önemli bir rol oynar. Korteksten gelen bilgiler BG'de işlenir ve talamus üzerinden tekrar kortekse iletilir (27-29). Bazal ganglionlarda PH’ın motor semptomlarını yönlendiren bazı devre modelleri bulunmaktadır. Bu modeller, altta yatan anatomiyi büyük ölçüde basitleştirir ve her biri bazal ganglion fonksiyonların farklı yönlerini vurgular (30). 2.1.1. Paralel Devre Modeli Paralel devre modeli (Şekil 2.1), bilginin anatomik ve işlevsel olarak farklı kanallarda bazal ganglionlar boyunca nasıl ilerlediğini açıklamaktadır. Bazal ganglionların primer girdi çekirdeği olan striatum, korteks ve talamustan (sentromedian ve parafasiküler) gelen glutamaterjik girdiyi, mezensefalondan (substantia nigranın pars compactası (SNc) ve ventral tegmental alan (VTA)) gelen dopaminerjik girdiyle birleştirir. Bu model, farklı bilgi tiplerinin (sensorimotor, assosiyatif, limbik) bazal ganglionun talamo-kortikal döngüsü boyunca iletildiğini öne sürmektedir. Bu model striatumu, ventral striatum, kaudat ile pre-komissural putamen ve post-komissural putamen olarak üç geniş bölgeye ayırır (Şekil 2.1). Ventral 5 striatum, limbik bölgelerden glutamaterjik girdi alır ve ağırlıklı olarak VTA'daki dopaminerjik nöronlar tarafından innerve edilir. Kaudat ve pre-komissural putamen, SNc'den dopaminerjik girdi ve assosiyatif bölgelerden glutamaterjik girdi alır. Post- komissural putamen ise SNc'den dopaminerjik afferentler alır ancak korteksin sensörimotor bölgelerinden bu bölgeye gelen girdiler daha fazladır (30-32). Şekil 2.1. Bazal ganglionların paralel devre modeli. (McGregor ve ark.(30)’dan uyarlanmıştır). Tüm striatal alt bölümlerde, dikenli projeksiyon nöronlar (DPN) olarak adlandırılan GABAerjik efferent nöronlar, direkt veya indirekt olarak bazal ganglion çıktı çekirdeklerine, globus pallidus pars interna’ya (GPi) ve substantia nigra pars reticulata’ya (SNr) projeksiyon yapar. İndirekt projeksiyonlar, globus pallidus pars eksterna'daki (GPe) GABAerjik bağlantılar ve subtalamik çekirdekteki (STN) glutamaterjik nöronlar aracılığıyla iletilir ve bunlar da GPi ve SNr'ye projeksiyon yapar. GPi ve SNr projeksiyonları beyin sapı motor merkezlerini veya ventral anterior (VA) ve ventral lateral (VL) talamusu inhibe eder. Limbik, assosiyatif ve sensörimotor kanallar striatal girdi düzeyinde ortaya çıkar ancak kısmen aşağı akıştaki bazal 6 ganglion yapıları aracılığıyla korunur. Korteks düzeyindeki kanal-spesifik bilgi, bazal ganglion döngüsüne yeniden girerken diğer kanallarla çapraz iletişim kurabilir. Bu nedenle, birçok beyin bölgesi ve fonksiyonu PH'den etkilenirken, striatumun motor bölgelerini innerve eden SNc dopamin nöronlarının öncelikli kaybı, motor eksikliklerin erken belirginleşmesinden kısmen sorumlu olabilir (30, 33). 2.1.2. Klasik Model Bazal ganglionların fonksiyonunun klasik modeli, dopaminin motor çıktıya nasıl katkıda bulunduğunu ve mezensefalondaki dopaminerjik nöronların kaybının, PH’ın motor semptomlarının altında yatan devre düzeyindeki değişikliklere nasıl yol açtığını açıklamaktadır. 1980'lerin sonu ve 1990'ların başında geliştirilen klasik model, striatal DPN'leri projeksiyon hedeflerine göre direkt ve indirekt yol DPN'leri olmak üzere iki popülasyona ayırır (Şekil 2.2). Direkt yol DPN'leri (dDPN) direkt olarak bazal ganglion çıktısına (GPi/SNr) projeksiyon yapar ve D1 benzeri dopamin reseptörlerini ifade eder. Böylece, direkt yolun aktivasyonunun bazal ganglion çıktısını azalttığı, talamusu disinhibe ettği ve hareketi teşvik ettiği düşünülmektedir. Aksine, indirekt yol DPN'leri (iDPN) GPe ve STN aracılığıyla indirekt olarak bazal ganglion çıktısına projeksiyon yapar ve D2 benzeri dopamin reseptörlerini ifade eder. Bu yolun aktivasyonunun bazal ganglion çıktısını artırdığı, talamusu inhibe ettiği ve hareketi baskıladığı düşünülmektedir. Daha da önemlisi, dopaminin bu iki popülasyon üzerinde zıt etkilere sahip olduğu, dDPN aktivitesini artırdığı ve iDPN aktivitesini azalttığı varsayılmaktadır. PH'de, dopamin kaybının striatal düzeyde iki yolun arasındaki aktivitede dengesizliğe neden olduğu öngörülmektedir. Aşırı indirekt yol aktivitesinin GPe’nin ateşlemesini baskıladığı, STN aktivitesini artırdığı ve GPi aracılı talamik inhibisyonda artışa yol açtığı varsayılmaktadır. Eş zamanlı olarak, direkt yol ateşlemesinin azalmasının GPi nöronlarının disinhibisyonuna neden olarak talamus ve korteksin baskılanmasını daha da artırdığı düşünülmektedir. Klasik model, PH’de bazal ganglionların fonksiyonlarına ilişkin sonraki modeller için bir temel oluşturmuştur (30, 34, 35). 7 Şekil 2.2. Bazal ganglionların klasik modeli. (McGregor ve ark.(30)’dan uyarlanmıştır). 2.1.3. Merkez-Çevre Modeli Giderek artan kanıtlar, bazal ganglionların yalnızca eylemin başlatılmasında değil, aynı zamanda eylemin seçiminde de önemli bir rol oynadığını göstermektedir. Merkez-çevre modeli, basal çıktının eylemin seçimini nasıl kontrol edebileceği ve motor eksikliklerini nasıl şekillendirebileceği konusunda kavramsal bir çerçeve sağlar. Bu modelin altında yatan kavram, bir eylemi gerçekleştirmek için diğer benzer veya rekabet eden eylemlerin aynı anda bastırılması gerektiğidir. Bu modelde, direkt kortikal-STN projeksiyonlarının (hiperdirekt yol) aktivasyonu, GPi ateşlemesinde artışa neden olur, bu da talamus ve korteksi inhibe ederek rekabet eden eylemleri bastırır (Şekil 2.3). Eş zamanlı olarak, striatal dDPN'lerin aktivasyonu GPi'yi fokal olarak inhibe ederek, aşağı akış inhibisyonunu serbest bırakır ve eylem seçimine izin verir. STN uyarımı ayrıca striatal iDPN'ler tarafından GPe aracılı inhibisyonun serbest bırakılmasıyla da şekillenir. Merkez-çevre ve klasik model, aşırı STN ve GPi aktivitesine ek bazı dDPN'lerde ve GPe'de aktivite azalması gibi parkinsonizmdeki BG aktivitesiyle ilgili benzer tahminlerde bulunur. Ancak, klasik model dopamine karşı 8 direkt ve indirekt yol DPN'lerinin zıt tepkilerini vurgularken, merkez-çevre modeli bu iki yolun hareket başlatma ve eylem seçiminde tamamlayıcı işlevini vurgular. Bu kavram, dDPN'lerin ve iDPN'lerin eylem başlatma sırasında birlikte aktive olduğuna dair kanıtlarla uyumludur (30, 36, 37) Şekil 2.3. Bazal ganglionların merkez-çevre modeli. (McGregor ve ark.(30)’dan uyarlanmıştır). 2.2. Kognisyon Kognisyon, algılanan duyusal girdinin yorumlanması, değiştirilmesi, seçenekler arasındaki tercihlerin belirlenmesi, bu bilginin günlük hayatta kullanılabilir hale gelmesini içeren mental bir süreçtir. Kognisyon; oryantasyon, dikkat, bellek, lisan gibi temel becerilere ek olarak yürütücü işlevler olarak adlandırılan karar verme, problem çözme, planlama gibi fonksiyonları içermektedir (38-40). Bir başka deyişle kognisyon, duyusal bilginin organize edilme, yorumlanma ve bilinçli olarak deneyimleme biçimini ifade eder yani duyuların temsile dönüştürülmesidir. Kognisyon, hem aşağıdan yukarıya hemde yukarıdan aşağıya işlemeyi içermektedir. Aşağıdan yukarı işleme duyusal reseptörler tarafından alınan duyunun işlenme süreci 9 iken, yukarıdan aşağı işleme ise bilgi ve deneyimlerle mevcut duyuları yorumlama sürecidir. Kognitif fonksiyonların çoğunluğu frontal lob fonksiyonları ile düzenlenmekte olup temporal ve parietal korteksler de destekleyici rol oynamaktadır. Davranışların yönetilmesi, kognitif fonksiyonlarla öğrenme ve uzun süreli bellek için bilgi işlemenin başlatılması prefrontal kortekste gerçekleşmektedir (41, 42). Kognitif fonksiyonlar yürütücü işlevler, dikkat, öğrenme ve hafıza, lisan, görsel-mekânsal beceriler ve sosyal biliş olmak üzere alt alanlara ayrılmaktadır (43). Dikkat Dikkat, belirli bir uyarana seçici olarak odaklanma, odağı devam ettirme ve konsantrasyonu sağlayan kognitif ve davranışsal bir süreçtir. Dikkat öğrenme ve diğer kognitif fonksiyonları destekleyen bir beceridir. Dikkat, parietal lob ve prefrontal korteks ile ilişkilidir (42, 44). Dikkat, bir tarafta algı, diğer tarafta bellek ve daha yüksek kognitif işlevler arasında yer alır. Bilginin algıdan belleğe ve daha yüksek kognitif işlevlere akışını sağlar. Bellek Bellek; yeni bir bilginin kaydedilmesi ve depolanması, uzun veya kısa süreli olarak saklanması ve istenildiğinde geri çağrılması yeteneğidir. Bellek kognitif fonksiyonlar arasında en karmaşık olanıdır. Hipokampus, lateral temporal korteks, frontal lob ve talamus başta olmak üzere pek çok beyin bölgesinin entegrasyonunu gerektirmektedir (45-47). Hafıza; dikkat, kodlama, depolama ve geri çağırma gibi bir dizi alt süreçten oluşmaktadır. Bilgi kodlamayla kısa süreli belleğe gelir ve daha sonra kısa süreli bellekte depolanmaktadır. Kısa süreli bellekte depolanan bilgi tekrarlama yoluyla uzun süreli belleğe taşınmaktadır (48). Görsel-Mekansal Beceriler Nesnelerin ve nesneler arasındaki etkileşimlerin görsel olarak algılanmasını sağlayan becerilerdir. 3 boyutlu şekillerin, farklı uzaklıktaki cisimlerin 10 büyüklüklerinin, yakınlık ve uzaklık kavramının algılanması bu becerilere örnektir (44). Yürütücü İşlevler Belirli bir amaç için birçok bilişsel alt işlemin koordinasyonuyla gerçekleşen karmaşık işlemler yürütücü işlevler olarak adlandırılır. Yürütücü işlevler en genel tanımıyla muhakeme ve problem çözme becerisi gibi üst düzey kognitif süreçlerle ilgili bir fonksiyondur. Yürütücü işlevler; planlama, karar verme, problem çözme, çalışma belleği, seçici dikkat, inhibitör kontrol ve bilişsel esneklik gibi işlevleri kapsamaktadır. Yürütücü işlevler için frontal lob oldukça kritiktir. Ayrıca bazal ganglion ve talamus fonksiyonları da yürütücü işlevlerle ilişkilidir. Stroop test ve Saat Çizme Testi yürütücü işlevlerin değerlendirilmesinde kullanılan testlerdir (41, 49). İşleme Hızı Basit düzeyden karmaşık düzeye birçok görevin hızlı bir şekilde gerçekleştirilmesinin sağlanmasıdır. İşleme hızı görevleri, Sembol Rakam Modaliteleri Testi’ndeki gibi kodlama görevlerini içermektedir (50). 2.3. Postüral Kontrol Postüral kontrol, görsel, işitsel, vestibüler ve somatosensoriyel sistemler ile motor süreçler arasındaki dinamik etkileşimlerle postüral oryantasyonu ve stabiliteyi korumaya yönelik bir yetenektir. Postüral kontrolün iki temel işlevsel hedefi, postüral oryantasyon ve dengedir. Postüral oryantasyon, destek yüzeyi, yer çekimi, görsel ortam ve internal referanslar açısından vücut parçalarının hizalanmasını ve postüral tonusun aktif kontrolünü içermektedir. Postüral kontroldeki mekansal oryantasyon, duyu sistemlerinden gelen bilgilerin yorumlanmasına dayanmaktadır. Postüral stabilite, kendiliğinden başlatılan ve dışardan tetiklenen pertürbasyonlarda vücudun kütle merkezini sabitlemek için sensörimotor stratejilerinin koordinasyonunu içermektedir (51-53). Biyomekanik kısıtlamalar, hareket stratejileri, duyusal stratejiler, uzamsal oryantasyon, dinamiklerin kontrolü ve kognitif işleme, postüral kontrol için gerekli altı 11 önemli kaynaktır. Bu kaynakların birinde yada bir kombinasyonunda meydana gelen bozukluklar postüral instabiliteye neden olmaktadır (51). Denge üzerindeki biyomekanik kısıtlamalar, destek yüzeyinin boyutu, kuvvet ve stabilite limitlerini içerir. Parkinson Hastalığı gibi bazal ganglion bozuklukları, stabilite limitlerinin anormal temsiline yol açarak postüral instabiliteye yol açabilir (51, 54). Postüral kontrol için gerekli hareket stratejileri reaktif postüral cevaplar, antisipatuar postüral ayarlamalar ve istemli hareketlerden oluşur (51). Somatosensoriyel, vestibüler ve görsel sistemlerden gelen bilgiler ile karmaşık duyusal ortamların yorumlanması için duyusal entegrasyon gerekir. Bireylerin duyusal çevresi değiştikçe, her bir duyuya olan göreceli bağımlılıkları yeniden şekillenir. Sağlam destek yüzeyine sahip aydınlık bir ortamda, sağlıklı bir birey somatosensoriyel (%70), görsel (%10) ve vestibüler (%20) bilgiye güvenmektedir. Ancak, birey dengesiz yüzeyde dururken postüral oryantasyon için yüzey somatosensoriyel girdilerine olan bağımlığını azalttıkça vestibüler ve görsel sistemlerden gelen bilgilerin ağırlığını artırır. Bazı merkezi sinir sistemi (MSS) bozukluklarında, periferik duyusal sistem sağlam olsa bile MSS'nin duyusal bağımlılığı hızla yeniden ağırlıklandırma yeteneği bozulabilir (51). Postüral kontrol için birçok kognitif kaynak gerekmektedir. Postüral görev ne kadar zor ise gereken kognitif işlem de o kadar fazladır. Bu nedenle, postüral görevlerin zorluğu arttığında tepki süreleri ve kognitif görevlerdeki performans düzeyi düşmektedir. Postüral kontrol ve diğer kognitif işlemler kognitif kaynakları paylaştığı için, postüral görevlerde performans kognitif ikili görevden etkilenebilir. Nörolojik bozukluklar nedeniyle sınırlı kognitif işlemlemeye sahip kişiler, postürlerinin kontrolü için mevcut kognitif işlemlerinden fazlasını kullanabilirler. Düşmeler, kognitif ikili görevler sırasında postürü kontrol etmek için yetersiz kognitif işlemden kaynaklanabilir (55). 12 2.4. Yürüyüş Normal insan yürüyüşü, zeminle ilk temas sırasında dengeyi, uygun enerji tüketimini ve şok emilimini koruyarak vücudu bir noktadan diğerine hareket ettirmeyi amaçlayan ardışık temel ekstremite hareketlerinden oluşur (56). Normal yürüyüş için lokomotor fonksiyon (ritmik yürüyüşü başlatmak ve sürdürmek için), denge, postüral refleksler, duyusal fonksiyonlar, sensorimotor entegrasyon, motor kontrol, kas-iskelet sistemi ve kardiyopulmoner fonksiyonların sağlam olması gerekmektedir. Görsel, vestibüler ve proprioseptif sistemlerin afferent sinirleri, vücudun ve parçalarının pozisyonu hakkında temel bilgiyi sağlamaktadır. Bu sistemlerden birindeki bozukluklar, diğer duyusal sistemler tarafından kısmen telafi edilebilir. Ancak sistemlerin bir veya birkaçının hasar görmesi yürüyüş bozukluklarına yol açabilir ve bunu günlük yaşamda harekette ve bağımsızlıkta azalmalar izler (57). Normal bir yürüyüşün beş ana gereksinimi vardır: 1. Duruş fazında denge 2. Ayağı öne doğru ilerletme yeteneği 3. Duruş fazından önce uygun ayak pozisyonu 4. Adım uzunluğunun uygunluğu 5. Uygun enerji tüketimi Bu gereksimlerin biri karşılanmazsa yürüyüş patolojik olarak kabul edilmektedir (58). Yürüyüş döngüsü, bir ayağın yere değmesiyle başlayan ve aynı ayağın tekrar yere değmesiyle biten olaylar dizisi olarak tanımlanabilir. Tipik bir yürüyüş döngüsü duruş ve salınım fazı olarak iki fazda incelenmektedir. Duruş fazı, ayağın yerle temasının olduğu dönemdir. Öte yandan salınım fazı ise ayağın havada olduğu zaman periyodudur (58, 59). 13 Duruş fazı, yürüyüş döngüsünün yaklaşık %60'ını oluşturur ve ilk temas (topuk vuruşu), yüklenme cevabı, orta duruş, terminal duruş ve salınım öncesi olarak alt bölümlere ayrılır. Her iki ayak da duruş fazının başında ve sonunda yerdedir. Bu iki çift destek periyodu her biri yürüyüş döngüsünün yaklaşık %10-12'si kadarını oluşturur (60, 61). Salınım fazı yürüyüş döngüsünün yaklaşık %40'ını kaplar ve ilk salınım (ayak parmaklarının yerden kalkması), orta salınım (tibia dikey) ve topuğun yere vurmasıyla sonlanan terminal salınım olmak üzere alt bölümlere ayrılmaktadır. Yürüyüşün önemli ölçümleri yürüme hızı, kadans (zaman birimi başına adım sayısı), adım genişliği (her bir topuğun orta noktasından diğer topuğun orta noktasına kadar ölçülür), adım uzunluğu (ayak temas noktasından karşı taraf ayak temas noktasına kadar ölçülür) ve çift adım uzunluğudur (bir yürüyüş döngüsünün kat ettiği doğrusal mesafe) (61). Şekil 2.4. Normal yürüyüş döngüsü (Pirker ve ark. (61)’dan uyarlanmıştır). Son araştırmalar, kognisyonun yürüyüş üzerinde güçlü etkilerini göstermektedir. Kognitif kontrol, engelleri aşmak ve en uygun rotayı seçmek için önemlidir. Frontal yürütücü işlevler, görsel-uzaysal algı ve dikkat, güvenli bir şekilde yürümeye katkıda bulunur. Kognisyonun yürüyüş üzerindeki rolü, kişilerden yürürken zihinsel görevler yapmalarının istendiği çoklu görev paradigmasında ortaya çıkar. Düşme riskinin olduğu durumlarda, sağlıklı kişiler dengeyi diğer görevlerden daha öncelikli tutan bir postüral strateji benimser ancak bu strateji PH’de kaybolur. Bu 14 çoklu etkileşimler, kognitif fonksiyonları iyileştirmenin yürüyüş bozukluklarının rehabilitasyonunda önemli bir rol oynayabileceğini göstermektedir (61, 62). 2.5. Parkinson Hastalığı James Parkinson tarafından 1817’de “shaking palsy” olarak tanımlanan hastalık, istirahat tremoru, bradikinezi, rijidite ve postüral instabiliteye ek çeşitli motor ve non-motor semptomlarla karakterizedir (63). PH’nin motor olmayan semptomları arasında kabızlık, depresyon, demans, anosmi ve uyku bozuklukları bulunmaktadır. Başlangıcı ve baskın semptomları açısından PH klinik olarak heterojendir. Hastaların çoğunda hastalık 60'lı yaşlarda başlar (geç başlangıç), ancak başlangıcın daha erken olduğu hastalar da vardır (genç başlangıç). Ek olarak, bazı hastalarda tremor en belirgin semptomken, bazılrında ise postüral instabilite ve yürüyüş bozukluğu daha belirgindir (64). Bu nedenle literatürde PH sahip hastalar postüral instabilite ve yürüyüş bozukluğu dominant ve tremor dominant olmak üzere 2 alt tipe ayrılmaktadır (65). Birçok çalışma, PH’nin postüral instabilite ve yürüyüş bozukluğu dominant formunun, tremor dominant formuna göre daha şiddetli hastalık belirtisi ve daha hızlı ilerleme ile karakterize olduğu belirtilmektedir. Klinik alt tiplerin hem fenotipi hem de prognozu belirlediği, ayrıca altta yatan ve farklı patojenik mekanizmaları yansıttığı öne sürülmüştür. Ancak bu kavram, motor alt tiplerinin sabit olmayıp hastalığın ilerlemesi ve tedavi ile değişmesi nedeniyle sorgulanmaktadır (66). Hastalık başlangıçta bazal ganglion disfonksiyonuna atfedilirken, daha sonra insan postmortem ve hayvan modeli çalışmaları, diğer beyin bölgelerindeki (vagus dorsal motor nükleusu, locus coeruleus ve raphe nükleusu gibi) dopaminerjik olmayan nöronların da tabloya dahil olduğunu göstermiştir. Beyin sapındaki bu alanların SN'den çok daha önce dejenerasyona uğradığı öne sürülmektedir. Artık dopaminerjik olmayan yolların da PH’nın patofizyolojisinde yer aldığı ve PH'li hastaların yaşam kalitesini olumsuz etkileyen motor olmayan semptomları açıkladığı genel kabul görmüştür. Noradrenerjik, glutamaterjik, serotoninerjik ve adenozin yollarının dejenerasyonunun çeşitli motor olmayan semptomlar için biyolojik bir temel sağladığı 15 ve bu dopaminerjik olmayan yolların modülasyonunun ise alternatif tedavi yaklaşımlarına temel teşkil edebileceği düşündürmektedir (63). 2.5.1. Parkinson Hastalığının Patofizyolojisi Parkinson Hastalığı, etiyolojisi ve patofizyolojik mekanizmaları tam olarak anlaşılamamış karmaşık bir nörodejeneratif durumdur. PH, SNc'nin dejenerasyonu ve Lewy cisimciklerinde α-sinüklein birikmesiyle karakterizedir. Birçok başka sürecin de dahil olduğu düşünülmekte olup, birkaç çalışma mitokondriyal disfonksiyonun ve nöroinflamasyonunda PH'nin başlangıç ve ilerlemesinde rol oynadığını ileri sürmektedir. Ancak, bu yollar arasındaki ilişki hala belirsizliğini korumaktadır (63, 67). Hastalığın ilk ayırt edici özelliği, SNc’deki nöronların dejenerasyonudur. Patolojik olarak, hareket bozukluğu SNc'deki dopaminerjik nöronların kaybı nedeniyle oluşur ve bir dizi başka beyin bölgesi de etkilenir. Hastalar tüm nigral dopaminerjik nöronların yaklaşık %50-80'i dejenerasyona uğradığında motor semptomlar gösterirler (68). Bu dejenerasyon, striatumdaki dopamin salınımını azaltır ve bu da BG’nin hareketi kontrol ettiği devreleri bozar (69). Ağırlıklı olarak kümelenmiş α-sinüklein içeren Lewy cisimcikleri ve Lewy nöritleri adı verilen proteinli agregaların varlığı PH'nin histopatolojik ayırt edici özelliğidir. Bu agregalar SNc'nin hem içinde hem de dışında gözlemlenmiştir. Braak ve ark. (70), PH’li bireylerin beyinlerini Lewy patolojisinin kapsamına göre sınıflandırmak için altı aşamalı bir sistem tasarlamışlardır. Braak Hipotezi, erken patolojik değişikliklerin medulla oblongata ve olfaktör tüberkülde (Braak evreleri 1 ve 2) meydana geldiğini, rostral olarak substantia nigra ve orta beyne (Braak evreleri 3 ve 4) ilerlediğini ve bu aşamada klinik semptom ve bulguların ortaya çıkma olasılığının yüksek olduğunu, geç evrelerde ise kortikal bölgelerin etkilendiğini (Braak evreleri 5 ve 6) ileri sürmektedir. Braak evrelemesine göre evre 1 ve 2 olan hastalar asemptomatik ya da presemptomatik sayılır, ancak esas olarak otonomik, koku ve uykuyla ilişkili fonksiyon bozuklukları gibi erken non-motor semptomlar gösterebilirler. Evre 3 ve 4 olan hastalarda ise tipik klinik motor semptomlar ortaya 16 çıkmaya başlamaktadır. Evre 5 ve 6 da ise yürüyüş problemleri ve demans ile birlikte PH’nin şiddeti artmaktadır (63, 67, 71). 2.5.2. Epidemiyoloji ve Prevelans İlerleyici bir nörodejeneratif sendrom olan PH, 60 yaş üstü nüfusun yaklaşık %1'ini etkiler. 50 yaşından önce PH oldukça nadir görülürken en yüksek yaş gruplarında yaygınlığı %4'tür. Yaygınlık tahminleri 1990'da 2,5 milyondan 2016'da yaklaşık 6 milyona yükselmiştir (72-75). Son çalışmalar, PH vaka sayısının 2015'teki ortalama 7 milyon iken 2040'ta ortalama 13 milyon ile iki katına çıkacağını tahmin etmekte ve bu da olası bir 'PH Pandemisi'ne işaret etmektedir (63). Parkinson hastalığının epidemiyolojisi zaman, coğrafya, etnik köken, yaş ve cinsiyet açısından belirgin farklılıklar göstermektedir. Uluslararası alanda, yaygınlık demografik değişikliklerin ötesinde artmıştır. Bu artışın birkaç olası nedeni vardır. Bunlar arasında diğer ölüm nedenlerindeki düşüşler de bulunmaktadır. Artışın büyük bir kısmı nüfusun genel yaşındaki artışa bağlanabilir. Ancak yakın zamandaki veriler, erkeklerde artan PH riskine işaret etmektedir. PH riskindeki artışın, 20.yy sonunda gerçekleşen sigara içme davranışında olan dramatik değişiklikler ile ilişkili olacağı varsayılmaktadır. Ayrıca PH görülme sıklığının artması, trafikle ilişkili hava kirliliğindeki artışla da ilişkilendirilmiştir (76-78). 2.5.3. Etyoloji Genetik ve çevresel faktörlerden kaynaklanabilen PH’de hem risk faktörlerinin (örneğin pestisitler) hem de koruyucu faktörlerin (örneğin fiziksel aktivite ve sigara içme eğilimi) bir rolü olduğu varsayılmaktadır. Ancak nedenselliğin açıklanması uzun prodromal dönem nedeniyle karmaşıktır (79). İleri yaş PH için en önemli risk faktörüdür. Başlangıç yaşının medyan değeri 60'tır. Hastalığın görülme sıklığı yaşla birlikte artarak 70 ila 79 yaş arasındaki yaş gruplarında 93,1'e (100.000 kişi-yılda) yükselir (67). 17 Erkek olmak bir diğer risk faktörü olup erkeklerde PH insidansı kadınlara göre daha yüksektir. Aynı zamanda erkeklerde hastalığın prognozu daha kötü olup kadın hastalara göre ölüm oranı daha yüksektir. Hastalığın ilerleyişi ve başlangıç yaşı da cinsiyetler arasında farklılık göstermektedir. Kadınlarda motor semptomlar daha geç başlar ve daha iyi huylu bir seyir gösterir. Bununla birlikte, yorgunluk, depresyon, anksiyete, kabızlık, ağrı, hipo/anosmi, hiperhidroz ve şiddetli disfaji eğilimi gibi semptomlar kadınlarda daha yaygın ve şiddetlidir. Bununla birlikte, kadınlarda depresyon, anksiyete ve ağrı insidansının daha yüksek olması PH'ye özgü değildir. Erkeklerde daha fazla kognitif bozukluk, artmış cinsel işlev bozukluğu, şiddetli REM uyku bozuklukları, dürtü kontrol bozukluğu ve şiddetli siyalore görülmektedir (66). Birden fazla çevresel faktör PH riskini artırır. Bunlar arasında mitokondriyal zehirler, pestisitlere maruz kalma, travmatik beyin hasarı ve yaşlanma yer alır (64). Pestisit ve ağır metal maruziyeti, kırsal yaşam, çiftçilik, arıtılmamış kuyu suyu tüketimi, travmatik kafa yaralanması, melanom öyküsü, süt ürünleri tüketimi, tip 2 diabetes mellitus (antidiyabetik ilaçların kullanımıyla azalır) ile PH geliştirme riskinin arttığı belirtilmektedir. Bu epidemiyolojik ilişki tam olarak anlaşılmamış olsa da, pestisitlere mesleki maruziyeti olan bireylerde PH riskinin arttığı ve daha kötü bir prognoz olduğu bilinmektedir (66, 67). Genel olarak idiyopatik bir bozukluk olan PH’de vakaların az bir kısmında (%10-15) aile öyküsü bildirilir ve yaklaşık %5'inde Mendel kalıtımı vardır (64). PH genellikle poligenik risk faktörlerinin ürünü olup monogenik form azınlığını oluşturmaktadır. PH'ye neden olma potansiyeli bulunan genlere, tanımlandıkları sıraya göre "PARK" adı verilmektedir. PARK genlerinde mutasyonlar otozomal dominant veya resesif kalıtım göstermektedir. En sık görülen otozomal dominant monogenik PH, lösin açısından zengin kinaz 2'yi (LRRK2) kodlayan gendeki mutasyonlardan kaynaklanır. PH'nin otozomal resesif formları tipik olarak klasik PH'den daha erken bir başlangıçla ortaya çıkar (67, 80). Sigara içmek ve kafein tüketimi, PH riskinin azalmasıyla ilişkili en tutarlı iki koruyucu faktördür. Bildirilen diğer ilişkiler arasında daha yüksek serum ürat, ibuprofen kullanımı ve egzersiz yer almaktadır (63). Sigara içmenin koruyucu 18 etkisinin erkeklerde ve uzun süreli sigara içenlerde daha fazla olduğu kabul edilmiştir. Sigara içmenin koruyucu etkisinin nikotinle ilişkili olduğuna inanılmaktadır, çünkü α- sinüklein fibrillerinin oluşumunu engellediği ve monoaminoksidaz B (MAO-B) tarafından serbest radikallerin üretimini azalttığı gösterilmiştir (66). Kahve tüketimi de daha düşük PH riskiyle ilişkilendirilmiştir. Bu ilişki erkeklerde daha belirgindir. Adenozin A2a reseptörünün bir antagonisti olan kafeinin, bu reseptörü bloke ederek nöroprotektif bir rol oynadığı varsayılmıştır. Bu hipotez, çaylar ve meşrubatlar gibi diğer kafein kaynaklarının da aynı etkiye sahip olması ve kafeinsiz kahvenin PH riskini azalttığının gösterilmemesi gerçeğiyle güçlenmiştir (66). Ayrıca düzenli olarak çay içenlerin PH geliştirme riskinin daha düşük olduğu da bildirilmiştir. Ek olarak, menopoz sonrası kadınlarda kafeinin etkisi, kadınların östrojenler de dahil olmak üzere hormon replasman tedavisi alıp almadığına bağlı olduğu ileri sürülmektedir. Östrojen, kafein metabolizmasını rekabetçi bir şekilde engellediğinden, östrojen ve kafein arasındaki etkileşimler, PH riskinin menopoz sonrası kadınlarda hormon replasman tedavisine neden bağlı olduğunu kısmen açıklayabilir (67). 2.5.4. Motor Problemler Birincil ve ikincil motor semptomlarla ilişkili PH, dejeneratif bir nörolojik hastalıktır. PH'deki çeşitli motor semptomların yalnızca striatal dopamin tükenmesinden kaynaklandığı varsayılmış olsa da birçok çalışma, PH’de motor semptomların ortaya çıkmasından ek nöral yapıların ve nörokimyasal sistemlerin de sorumlu olduğunu göstermiştir. Bunlar arasında prefrontal kortikal alanlar ve serebellumun yanı sıra serotoninerjik, glutamaterjik ve kolinerjik sistemler yer almaktadır (30, 81). Akinezi, bradikinezi, tremor, rijidite ve postüral instabilite PH’nin birincil motor semptomları arasında yer almaktadır. Akinezi (hareket yetersizliği, hareketleri başlatmada zorluk) ve bradikinezi (hareket genliğinde ve hareket hızında azalma) PH'deki birincil motor özellikler arasında kabul edilmektedir. Göz kasları (sakkadların yavaş başlatılmasına neden 19 olur), konuşma kasları (daha yumuşak ve bazen peltek konuşmaya neden olur) ve ekstremite kasları (azalmış el becerisine neden olur) dahil olmak üzere birçok kas grubunun istemli kontrolünü etkileyebilir. Hastalar düğme ilikleme, yazma ve mutfak eşyası kullanma gibi ince motor görevlerinde zorluklar yaşadıklarını tarif ederler (30). Rijidite, PH’nin bir diğer birincil semptomudur ve hastaların %89'unda mevcuttur. Bazal ganglionlardaki dopamin seviyelerindeki azalma akinezi ve rijiditeyle ilişkilidir (82). Parkinson rijiditesi, genellikle muayene eden terapist tarafından kas gruplarının pasif gerilmesi yoluyla araştırılan düzgün ve hızdan bağımsız artmış kas tonusu olarak tanımlanır (83). Tremor, PH’nin yaklaşık %75'inde görülen ve genellikle hastalığın başlangıcında mevcut olan ana motor semptomlarındandır. PH'deki tremor klasik olarak dinlenme halinde 4-6 Hz frekansında görülür ve tipik olarak üst ekstremiteyi etkiler ancak alt ekstremite, baş, çene veya dil gibi vücudun diğer bölgelerinde de görülebilir. Tremor oldukça heterojen bir semptomdur. Hafiften şiddetliye kadar değişen belirtiler gösterebilir, strese karşı oldukça hassastır ve klasik olarak dinlenme halinde olmasına rağmen, postüral ve kinetik tremor da sıklıkla gözlemlenir. Tremor, PH'deki diğer kardinal motor semptomlarla (örneğin, bradikinezi ve rijidite) karşılaştırıldığında benzersiz bir patofizyolojiye sahiptir. Örneğin, tremor kendi hızında ilerler, tremor şiddeti bradikinezi veya rijidite şiddetiyle veya striatal dopamin tükenmesiyle korelasyon göstermez (84, 85). Buna göre, PH'deki tremor, dopaminerjik replasmana değişken bir yanıt verebilir. Bu, PH'deki tremorun sadece bazal ganglionların dopaminerjik dejenerasyonunun bir ifadesi olarak yorumlanamayacağını, diğer nörotransmitter sistemlerinin ve beyin bölgelerinin dahil olduğunu göstermektedir. Dahası, tremor baskın PH hastaları genellikle daha iyi huylu bir hastalık seyri izlemektedir (86). Postüral instabilite (Pİ), dengeyinin korunmasını etkileyen PH’de düşme ve artan morbiditeyle ilişkili kardinal semptomdur (6). Bu semptom, hastalığın ilerlemesiyle kötüleşmekte olup dopaminerjik ilaçlara cevap vermemektedir. Ayakta dik duruş ve dengenin etkili kontrolü çeşitli postüral kontrol mekanizmaları içerdiğinden PH’de postüral kontrol mekanizmalarında görülen çoklu ve sıklıkla eş 20 zamanlı bozukluklar Pİ’nin sebebi olarak özetlenebilmektedir (7). Postüral kontrolün ve hareketin düzenlemesinde görev alan nörofizyolojik süreçleri merkezi ve periferik sinir sistemi, kas-iskelet sistemi ve duyu sistemi oluşturmaktadır. Bu sebeple otomatik reaksiyonlardaki yetersiz organizasyon, afferent duyusal bilgilerin somatosensoriyel bütünleşmesi ve modülasyonunda bozukluklar, azalan ya da yavaşlayan postüral reaksiyonlar Pİ’ye neden olabilmektedir. Ayrıca ortostatik hipotansiyon, yaşlanmaya meydana gelen postüral ve duyusal değişiklikler ile bradikinezi gibi diğer parkinson bulguları da Pİ şiddetini artırmaktadır (8). Konuşma ve yutma problemleri, yürüyüş bozukluğu, mikrografi, ince kavrama bozukluğu, göz hareketi kontrolü, mesane ve bağırsak kontrolü problemleri PH’nın ikincil motor semptomları arasında sayılabilmektedir. Konuşma ve yutma genellikle hastalığın seyrinin ilerleyen dönemlerinde etkilenir. Konuşma yumuşak ve bazen anlaşılması zor hale gelir. Yutma eksiklikleri ise boğulma ataklarına, salya akmasına ve sonunda aspirasyon pnömonisine neden olabilir. Bu semptomlar nadiren dopaminerjik ilaçlara yanıt verir (81). Yürüyüş bozukluğu PH’li hastalarda yaygın bir sorundur. Klasik olarak, hastalar ayaklarını yerden kaldırmakta büyük zorluk çeker ve uygun bacak salınımını ve itme yeteneğini etkili bir şekilde bozan bir sürüklenme yürüyüşü gerçekleştirirler. Birçok hasta yürürken öne doğru eğilme eğilimi geliştirir bu da artan adım sıklığı, azalan adım uzunluğu, azalan kol salınımı, dar bir taban ve boyun, omuzlar ve gövdeyi içeren eğik postür ile sonuçlanır. Yürüyüş döngüsünün adım adım değişkenliği artar. Daha hızlı yürümeleri istendiğinde, hastalar adım uzunluğundan ziyade adım sıklığını artırır. PH'deki bu özel yürüyüş şekline festinasyon denir ve öne doğru düşme riski taşır (61, 87, 88). Hastalığın erken evrelerinde semptomlar genellikle tek taraflıdır. Ek olarak, bu aşamadaki yürüme daha az otomatik hale geldikçe, hastalardan aynı anda yürümeleri ve başka bir görev yapmaları istendiğinde (yani, çift görev) birçok yürüyüş değişikliği belirginleşir veya abartılır. Hastalık ilerledikçe, hastalığın erken evrelerinde değişen birçok uzaysal-zamansal özellik bilateral olarak gözlenir. Böylece asimetri aslında azalabilir ve hareket hastalığın ilerlemesiyle daha bradikinetik hale gelir. Sürünerek 21 yürüme adımları, çift ekstremite desteğinde artış (yani her iki ayak da yerde) ve artan ritim yaygın hale gelir. Eğik postür gibi duruş değişiklikleri ve postüral reflekslerdeki bozulma yürüyüş kinematiğini değiştirerek düşmelere daha fazla katkıda bulunabilir. 3 Motor otomatisite daha da bozulur, aksiyel bradikinezi de arttıkça pozisyon değiştirmek zorlaşır. Hastalar birçok küçük adım kullanarak blok halinde dönerler ve yürüyüş başlatma sorunları gözlenir (89, 90). 2.5.5. Motor Olmayan Problemler Motor semptomlar klinik tanıda yararlı olsa da çoğu standart farmakolojik tedaviye yanıt vermeyen PH'nin çok sayıda motor olmayan özelliğine ilişkin farkındalık artmaktadır. PH'nin motor olmayan özellikleri, klasik motor semptomların başlangıcından önce ve sonra ortaya çıkar, engelliği artırır ve yaşam kalitesini düşürür. Bunlar davranışsal, duyusal, kognitif ve otonomik problemler gibi değişik kategorilere ayrılabilir (30, 81). Kognitif bozukluk, PH'nin en sakatlayıcı özelliklerinden biridir ve bazı bilişsel değişiklikler tanı anında bile belirgin olsa da klinik olarak önemli bilişsel bozulma genellikle birkaç yıl sonra ortaya çıkar ve zamanla istikrarlı bir şekilde ilerler. PH'de yürütücü işlev, görsel-uzamsal yetenekler, bellek ve dil işlevi dahil olmak üzere çok çeşitli kognitif fonksiyon bozulur. Hastalarda görsel halüsinasyonlar, paranoya ve dikkat dalgalanmaları da gözlemlenebilir. PH'deki bilişsel bozukluk, nispeten hafif semptomlardan son evre demansa kadar uzanan geniş bir yelpazede ortaya çıkabilir (91-93). Hemen hemen her bilişsel alanda semptomlar ve ölçülebilir düşüşler PH'de bildirilmektedir, ancak eksiklikler dopamin bağımlı olanlar (dopamin replasman tedavisiyle hafifletilen veya şiddetlenen) ve olmayanlar olarak alt bölümlere ayrılabilir (93). Dopamin bağımlı kognitif semptomlar daha erken ortaya çıkma eğilimindedir ve dikkat, işlem hızı ve sözel akıcılıkta eksiklikleri içerir (94). Dopamin bağımsız kognitif bozukluklar ise epizodik bellek ile görsel-uzamsal işlevdeki eksiklikleri içerir. Daha ileri evre hastalıkta, illüzyonlar ve halüsinasyonlar gibi görsel fenomenler sıklıkla gelişir ve bunlar dopamin replasman tedavisiyle daha da kötüleşebilir (30, 93). 22 Toplam PH vakalarının yaklaşık %25-30'unda PH ile ilişkili demans görülür ve ilerleyen yaşla birlikte önemli ölçüde artar. PH’ye sahip bazı hastalar demans geliştirmeden önce on yıl veya daha fazla yaşarken, Lewy cisimcikli demans gibi diğer parkinsonizm türlerinde motor semptomların başlangıcından kısa bir süre sonra veya aynı anda kognitif bozukluk meydana gelmektedir (30, 95). Parkinson Hastalığı’nda normal kognitif düzeyden kognitif bozukluğa ilerlemenin öngörücüleri arasında erkek cinsiyet, daha yüksek Birleşik Parkinson Hastalığı Derecelendirme Ölçeği motor puanı ve daha düşük (daha zayıf) başlangıç kognitif değerlendirme puanları yer almaktadır. PH'li hastalarda demans gelişiminde PH'ye özgü patoloji ile diğer yaşa bağlı nöropatoloji arasındaki göreceli ilişkileri hakkında tartışmalı bilgiler mevcuttur (30, 95). Duyusal semptomlar PH’de sık görülen şikayetler arasında yer alır. Hastaların duyusal işlevlerinde, bozulmuş sensörimotor entegrasyondan (hareketi yönlendirmek için duyusal bilgilerin kullanımı) duyusal eşikteki yükselmeler gibi 'saf' bilinçli algı bozukluklara kadar uzanan değişiklikler olduğu bildirilmektedir (21, 96). Bozulmuş dokunsal ve taktil algı, değişmiş termal ve mekanik ağrı algısı, iki nokta ayrımı ve azalmış proprioseptif fonksiyon dahil olmak üzere PH’de birçok somatosensoriyel anormallikten bahsedilebilir. Hastalarda değişmiş propriosepsiyonun özellikleri arasında aktif ve pasif eklem pozisyon hissi hatalarında artış da bulunmaktadır (97). Çalışmalar, PH'de gözlemlenen propriosepsiptif eksikliklerin, periferik bozukluklardan ziyade sensörimotor entegrasyon hatalarından kaynaklandığı bildirmektedir (98). Ayrıca PH’de tanımlanan nosiseptif ve mekanik eşiklerdeki anormalliklerin de bazal ganglionların ve dopaminerjik yolların etkilenmesi nedeniyle merkezi nosiseptif işleme ve sensörimotor entegrasyonundaki bozukluklardan kaynaklandığı düşünülmektedir (99). 23 2.6. Parkinson Hastalığında Ölçme ve Değerlendirme Yöntemleri 2.6.1. Parkinson Hastalığı’na Özel Ölçme ve Değerlendirmeler Hastaların evrelemesi için Hoehn- Yahr Evreleme Ölçeği ve bu ölçeğin geliştirilmiş bir versiyonu alan Modifiye Hoehn-Yahr Evreleme Ölçeği kullanılmaktadır. PH’nin kardinal semptomlarını, günlük yaşam aktivitelerini ve motor komplikasyonlarını değerlendirmek için ise PH’ye özgü Birleşik Parkinson Hastalığı Değerleme Ölçeği (BPHDÖ) ve bu ölçeğin Hareket Bozuklukları Derneği tarafından değiştirilmiş ve detaylandırılmış bir versiyonu olan Hareket Bozuklukları Derneği- Birleşik Parkinson Hastalığı Değerleme Ölçeği (HBD-BPHDÖ)’nin kullanımı yaygındır (100). 2.6.2. Parkinson Hastalığında Denge ve Yürüyüş Değerlendirmesi Denge ve yürüyüşü değerlendirme yaklaşımı PH’de zamanla değişmiş, BPHDÖ’deki birkaç maddeden, yürüyüşün farklı yönlerinin daha ayrıntılı gözlemsel ve nicel değerlendirilmesine doğru evrilmiştir. Birçok gözlemsel ölçek (Berg Denge Ölçeği, Dinamik Yürüyüş İndeksi) ve performansa dayalı testler (Tandem Duruş Testi, Tek Ayak Üzerinde Durma Testi, Fonksiyonel Uzanma Testi, Zamanlı Kalk ve Yürü Testi) klinikte doğrulanmış ve yaygın olarak kullanılmaya başlanmıştır. Bu testler statik ve dinamik denge gibi kaba motor özellikler hakkında bilgi sağlamaktadır. Ayrıca daha objektif veriler sağlayan Bilgisayarlı Yürüyüş Analizleri, statik ve dinamik bilgisayarlı postürografi cihazları, basınç ve kuvvet sensörleri ve giyilebilir atalet sensörleri de denge ve yürüyüş değerlendirilmesinde kullanılmaktadır (89, 90, 100-103). 2.6.3. Parkinson Hastalığında Kognitif Durum Değerlendirmesi Bilişsel bozukluk PH'li bireyler ve aileleri tarafından bildirilebilir veya klinisyenler tarafından gözlemlenebilir. Ancak, farklı gözlem perspektifleri nedeniyle, bir hastanın bilişsel durumu hakkında fikir birliğine varmak genellikle zordur. Bu nedenle, PH'li hastaların bilişsel işlevini değerlendirmek için klinik ve araştırma ortamlarında sıklıkla standart bilişsel derecelendirme ölçekleri kullanılır. Şu anda, 24 PH'de bilişsel tarama için dünyanın farklı merkezlerinde kullanılan Mini-Mental Durum İncelemesi, Montreal Kognitif Değerlendirmesi (MoCA), Sembol Rakam Modaliteleri Testi (SRMT), Stroop T-Bag Formu, Saat Çizme Testi (SÇT), Hızlı Hafif Bilişsel Bozukluk Taraması (HHBBT) ve Addenbrooke Kognitif İncelemesi, vb. dahil olmak üzere birden fazla bilişsel değerlendirme ölçeği bulunmaktadır (104-108). 2.7. PH’de Tedavi Parkinson hastalığı için net bir tedavi yoktur. PH yönetiminin temel dayanağı, dopamin konsantrasyonlarını artıran ya da direk olarak dopamin reseptörlerini uyaran ilaçlar ile semptomatik tedavidir (109, 110). Dopamin replasman tedavisi PH tedavisinin temel bir bileşeni olmaya devam etnektedir. Bununla birlikte hastalığın geniş semptom yelpazesi göz önüne alındığında multidisipliner bir yaklaşımın tedavi etkinliğini artıracağı aşikardır. Hastalarda yürüyüş ve denge bozuklukları, kognitif bozukluk ve demans ile konuşma ve yutma bozuklukları dahil olmak üzere hastalığın semptomlarını yönetmeye birçok disiplin farklı zamanlarda ve düzeylerde katkı sağlamaktadır (111). Medikal tedaviler hastalığın her aşamasında en önemli tedavi komponentlerinin biri olmaya devam etmektedir. Cerrahi tedavi bazı hastalarda primer yönetim yaklaşımlarındandır. Fizik tedavi ve rehabilitasyon yaklaşımları da özellikle dopamin replasman tedavisinin etkisinin az olduğu bulguların yönetiminde elzem olabilmektedir. Şekil 2.5. PH’de multidisipliner takım (Qamar ve ark. (111)’dan uyarlanmıştır). 25 2.7.1. Medikal Tedavi Farmakolojik tedavi, Levodopa, Katekol-O-Metiltransferaz (COMT) inhibitörleri, antikolinerjik ajanlar, dopaminerjik agonistler ve monoaminoksidaz B (MAO-B) inhibitörleri içeren bir dopaminerjik takviyeden oluşur. Temel olarak semptomları kontrol altına almayı, daha iyi fonksiyonel mobiliteyi sağlamayı ve tedavi edilen PH hastalarının yaşam beklentisini artırmayı amaçlar (110). Levodopa ve dopamin agonistleriyle dopaminerjik aktiviteyi geri kazandırmaya yönelik farmakolojik girişimler, PH'nin klinik özelliklerinin çoğunu hafifletmede başarılı olmuştur. Alternatif ancak tamamlayıcı bir yaklaşım, antikolinerjik ilaçlarla bazal ganglionlar üzerindeki kolinerjik ve dopaminerjik etkilerin normal dengesini geri kazandırmak olmuştur. Etkili farmakolojik tedavinin bulunması, PH'nin prognozunu kökten değiştirmiştir. Farmakolojik tedavilerle fonksiyonel hareketlilik uzun yıllar boyunca korunabilir ve tedaviyle hastaların yaşam beklentisi önemli ölçüde artar (112). 2.7.2. Cerrahi Tedavi Mevcut tedaviler PH’deki motor semptomları tedavi etmede etkili olsa da şu anda altta yatan hastalığın patofizyolojisini değiştiren hiçbir tedavi yoktur. Bazal ganglionların lezyon bölgelerini hedef alan pallidotomi ve talamotomiler PH için 1950'lerin başlarında ortaya çıkan ilk cerrahi tedavilerdir. Son yıllarda ise derin beyin stimülasyonu (DBS) geri döndürülebilir, ayarlanabilir ve daha uygun bir güvenliğe sahip olduğu için pallidotomiler ve talamotomilere göre daha baskın bir cerrahi prosedür olmuştur (112). PH'nin motor semptomlarının iyileştirilmesi için başvurulan en yaygın cerrahi yöntemi DBS’dir. DBS, ileri evrelerde genellikle gün boyu meydana gelen "off" ataklarının oluşmasını azaltır. Ancak DBS'nin postür, yürüyüş bozuklukları ya da non- motor semptomları (bilişsel bozukluk, uyku, yutma, konuşma veya idrara çıkma bozuklukları) üzerinde değişken etkileri vardır. DBS için en yaygın iki hedef, STN ve GPi’dir. Büyük, randomize, kontrollü çalışmalar bu iki alanın hedef alınmasının benzer motor faydaları olduğunu göstermiştir. Ancak, STN DBS'den sonra, dopamin 26 replasman ilaçları genellikle azaltılabilirken, GPi DBS daha az bilişsel ve ruh hali yan etkisine neden olur. Ayrıca, DBS’de pedunkülopontin çekirdeği hedeflemenin yürüyüş dengesizliğini ve donmayı iyileştirebileceğine dair bazı kanıtlar vardır (112). Radyofrekans ve radyocerrahi pallidotomiler başlangıçta sadece tremor semptomlarını tedavi etmek için kullanılmıştır. Bu tür lezyonel prosedürler, DBS'yi reddeden veya DBS için kötü aday olan PH’de kullanılmaktadır. İmplante edilmiş bir cihaz ve pil değişimi için ardışık operasyonlar gerektirmeyen bir terapi olmasına rağmen, lezyonel prosedürler geri döndürülemez ve bu nedenle öncelikle tek taraflı olarak gerçekleştirilir ve bu da bilateral bir hastalık sürecinde etkinliği sınırlıdır (112). 2.7.3. Fizyoterapi ve Rehabilitasyon Parkinson hastalığı ilerledikçe, hastalığın motor ve non-motor semptomları günlük yaşamda ilerleyici zorluklara, daha fazla bağımlılığa ve sosyal izolasyona yol açar. Ayrıca hastaların ve ailelerinin yaşam kalitesi kısıtlılıklara neden olur. Medikal ve cerrahi tedavilere tamamlayıcı olarak fizyoterapi ve rehabilitasyon, fiziksel kapasite, fiziksel (in)aktivite, yürüyüş, postür, transferler, denge ve düşmeler dahil olmak üzere PH ile ilişkili birden fazla bozukluğu iyileştirmeyi amaçlamaktadır (113). Fizyoterapi birçok farklı tedavi yönteminden oluşur ve sürekli olarak yeni fizyoterapi müdahaleleri geliştirilmektedir. Literatürde çok sayıda çalışma da çeşitli fizyoterapi yöntemlerinin etkinliği değerlendirilmiştir. Ancak, bu çalışmalarda uygulanan metodolojiler oldukça değişkendir ve birçok farklı sonuç kullanılmıştır. Bu tutarsızlık, mevcut kanıtların yorumlanmasında ve PH'li kişilere net ve öz tedavi önerileri sağlanmasında büyük bir sınırlama olmuştur (113, 114). Fizyoterapi ve rehabilitasyon PH’de yürüyüşün, dengenin ve kognitif fonksiyonların geliştirilmesinde etkilidir (115). Geleneksel fizyoterapi yaklaşımlarına ek kognitif rehabilitasyon, motor imajinasyon, nörofizyolojik yaklaşımlar gibi farklı yöntemler PH’nin tedavisinde beraber veya ayrı ayrı kullanılmaktadır. PH'nin bir hareket bozukluğundan daha fazlası olduğu düşünüldüğünde, kognitif eğitim PH’de kognitif fonksiyonu iyileştirmek için önemli bir seçenek olabilir 27 (20). Ayrıca PH’li hastalar motor yetenekleri (hareket başlatma ve yürütme) için büyük ölçüde eksternal duyusal bilgilere güvenirler. Motor yürütme büyük ölçüde bir hareket dizisinin ardışık aşamalarının devamlılığı için kullanılan internal ipucu mekanizmalarındaki eksikliğe bağlıdır. Eksternal, görsel veya işitsel ipuçları sağlamak, bradikinezinin belirli özelliklerini önemli ölçüde iyileştirir (21). Bu bilgiler göz önüne alındığında hastaların tedavisinde tek yönlü eğitimlerin aksine duyu-algı ve motor alanların çok yönlü eğitimi ve ihtiyaca göre değişebilen tedavi programlarının daha yararlı olacağı sonucuna varılabilir. PH’de duyusal, kognitif ve motor problemler birlikte görülmekle birlikte duyu-algı-motor problemleri ele alan bütüncül fizyoterapi yaklaşımlarının kullanımı yaygın değildir. Ancak farklı hastalık gruplarında uygulanan bütüncül yaklaşımların denge ve fonksiyonel aktiviteler üzerine etkili olduğu gözlenmektedir (116-119). Literatürde PH’de duyu-motor ya da motor- kognitif gibi ikili görev eğitimleri verilerek duyusal, motor ve kognitif alanlarda gelişim gözlenen çalışmalar (22-25) mevcut olmakla birlikte PH’de duyu-algı-motor alanların birlikte eğitimini ele alan çalışmaya rastlanılmamıştır. 28 3. GEREÇ VE YÖNTEM 3.1. Bireyler Araştırmaya, Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Nöroloji Anabilim Dalı’nda Parkinson hastalığı nedeniyle takip edilen 45-75 yaş aralığındaki 40 hasta dâhil edildi. Bu araştırma için Klinik Araştırmalar Etik Kurulu’na başvuruldu (KA-23038). Etik Kurul’un 31.10.2023 tarihli toplantısında araştırma için onay alındı (EK-1). Araştırma Aralık 2023 – Ekim 2024 tarihleri arasında gerçekleştirildi. İlk görüşmede hastalara yapılacak değerlendirme ve müdahaleler (müdahale süresi, sıklık, etkiler ve varsa mevcut riskler) anlatıldı. Hastalardan araştırmaya dahil olmayı kabul edenlere bilgilendirilmiş gönüllü olur formu imzalatıldı. Araştırmaya katılmayı kabul eden bireyler, Doç. Dr. Ayla Fil Balkan tarafından rastgele sayılar tablosuyla kontrol ve tedavi grubu olarak ikiye ayrıldı. Hastaların değerlendirmeleri, Dr. Öğr. Üyesi Süleyman Korkusuz tarafından hastaların hangi grupta olduğunu bilmeksizin yapıldı. Uzm. Fzt. Büşra Seçkinoğulları Korkusuz tarafından hastaların tedavi programları uygulandı ve yanlılığın önüne geçmek için çalışma bitinceye kadar hastaların değerlendirme sonuçları hakkında kendisi bilgilendirilmedi. Böylece araştırma tek kör randomize kontrollü olarak gerçekleştirildi. Randomizasyon sonrası kontrol grubundaki hastalara rutin hayatlarına devam etmeleri istendi. Tedavi grubundaki hastalar ise rutin hayatlarına devam ederlerken ek olarak 8 hafta, haftada 3 gün 60 dakika duyu-algı-motor eğitim aldı. Kontrol ve tedavi grubundaki hastalara ek bir öneri verilmedi ve bireylerin rutin hayatlarına herhangi bir kısıtlama yapılmadı. Her iki gruptaki hastalar araştırma başlangıcında, 8. haftada ve araştırmanın bitiminden 4 hafta sonra (12. haftada) olmak üzere toplamda 3 kez değerlendirildi. 29 Araştırmaya Dahil Edilme ve Dahil Edilmeme Kriterleri: Dahil Edilme Kriterleri § İdiyopatik Parkinson hastalığı tanısı almak (120) § Araştırmaya katılmaya gönüllü olmak § Türkçe okur yazar olmak § 45-75 yaş arasında olmak (121) § Montreal Bilişsel Değerlendirme Ölçeği’nden> 21 puan almış olmak § Modifiye Hoehn-Yahr Evreleme Ölçeğine (mH&Y) göre evre 2 ve 3 arasında olmak (120, 122-124) § Son 6 ay içinde fizyoterapi ve rehabilitasyon programına katılmamış olmak § Araştırma süresince ilaç ya da dozun değişmemesi (122, 124) Dahil Edilmeme Kriterleri § Başka nörolojik hastalıkların varlığı (125) § Parkinson hastalığına bağlı semptomlar dışında dengeyi etkileyebilecek görme probleminin (doğru lens ile kompanse edilemeyen) veya vestibüler bozuklukların varlığı (126) § Dengeyi ve yürüyüşü etkileyen veya yaşamı tehdit eden ilaçla kontrol edilemeyen ciddi komorbiditeler (diyabet, hipertansiyon, kardiyopulmoner hastalıklar) (126) § Uzun süreli kortikosteroid kullanımı (127) § Egzersize katılımı etkileyebilecek ortopedik ve sistemik hastalıkların varlığı (128) Araştırmada toplamda 52 hasta değerlendirildi. Değerlendirilen hastaların 44’ü dahil edilme kriterlerini karşıladığından araştırmaya dahil edildi. Hastalar kontrol ve tedavi grubuna rastgele sayılar tablosuyla ayrıldı. Randomizasyon sonrasında araştırmaya dahil edilen 44 hasta araştırmayı tamamlamadı. Kontrol grubunda 20 ve tedavi grubunda 20 hasta olacak şekilde 40 hastayla araştırma tamamlandı (Şekil 3.1). Araştırmamıza mH&Y evre 2-3 arasında olan 19 kadın ve 21 erkek hasta katıldı. 30 Çalışmada kontrol grubundaki hastaların yaş ortalamalarının 63.55±8.06 yıl, tedavi grubundaki hastaların ise 62.45±9.11 yıl olduğu görüldü. Şekil 3.1: Çalışma akış şeması. 3.2. Yöntem Çalışmanın ilk gününde iki grupta da demografik bilgiler kaydedilip çalışmaya katılan hastalar randomize edildi. Randomizasyon sonrası kontrol grubundaki hastalara rutin hayatlarına devam etmeleri, 8 ve 12. haftalarda değerlendirilmek üzere gelmeleri istendi. Kontrol grubundaki bireyler ek bir tedavi almadan ve öneri verilmeden takip edildi. 12. hafta değerlendirmesinden sonra çalışmaya dahil edilmeksizin tedavi almak isteyen hastalara da tedavi verildi. Tedavi grubundaki hastalara ise 8 hafta, haftada 3 gün 60 dakika duyu-algı-motor eğitim uygulandı. Her iki gruptaki bireylere ek bir öneri verilmedi. Her iki gruptaki bireylerin günlük 31 rutinlerine (yürüyüş, pilates, ev egzersizi vb.) herhangi bir kısıtlama yapılmadı ve bireylere ek bir öneri verilmedi. Ayrıca bireyler araştırma süresince herhangi bir rutin değişikliği yapmaları durumunda çalışma dışı bırakıldı. Tedavi ve kontrol grubundaki hastalar çalışma başlangıcında, çalışma bitiminde (8. haftada) ve çalışma bitiminden 4 hafta sonra (12. haftada) olmak üzere toplamda 3 kez değerlendirildi. Hastaların son Levodopa dozunu aldıktan bir saat sonrası olan “on” döneminde değerlendirmeler yapıldı. Değerlendirmeler hastalara yorgunluk oluşturmayacak şekilde her testten sonra hastanın ihtiyacına göre dinlenme aralıkları verilerek yaklaşık 60 dakikada tamamlandı. Değerlendirmelerde bir sıra izlenmeyip rastgele sırayla yapıldı. 3.2.1. Ölçme ve Değerlendirmeler Araştırmaya dahil edilen tüm hastaların yaş, cinsiyet, boy, kilo gibi demografik bilgileri, özgeçmiş, soygeçmiş, hastalık durasyonu, kullandığı ilaçlar ve saatleri kaydedildi. Hastalık Şiddetinin Değerlendirilmesi v Hareket Bozuklukları Derneği-Birleşik Parkinson Hastalığı Değerleme Ölçeği (HBD-BPHDÖ-Motor Muayene): 1980 yılında geliştirilen BPHDÖ’nün 2008’de Hareket Bozuklukları Derneği tarafından revize edilmiş formudur. BPHDÖ’ de 42 olan soru sayısı HBD-BPHDÖ’ de 50’ ye çıkarılmıştır. Evet-hayır cevaplı sorular yapısal tutarsızlığa neden olduğundan kaldırılmış ve tüm sorular 0 ile 4 arasında puanlanmıştır. Araştırmamızda sadece motor muayeneyi içeren 3. bölümü kullanılmıştır. Testin Türkçe standardizasyon çalışması yardımcı araştırmacılarımızdan Bülent Elibol’un dahil olduğu bir ekip tarafından yapılmıştır (129) (EK-2). Denge ve Yürüyüş Değerlendirmeleri v Modifiye Dinamik Yürüme İndeksi (mDYİ): Dinamik Yürüme İndeksi (DYİ) yürüyüş sırasındaki değişen görevlere cevap verme yeteneğini değerlendirmek belgelemek için kullanılmaktadır. DYİ yürüme bozuklukları ve düşme olasılığını tahmin edebilse de testin orijinal versiyonunda puanlama sistemi ve tavan etkisi 32 gibi bazı sınırlamalar olduğundan Shumway-Cook ve ark. tarafından bu sınırlamaların üstesinden gelmek için DGI'nin değiştirilmiş versiyonu (mDYİ) geliştirilmiştir. Sekiz DGI görevinin her biri için derecelendirme ölçekleri mDYİ'de yeniden tanımlanmıştır. Her görev süre, yürüme paterni ve yardım düzeyi olmak üzere alt parametrelerde puanlanmıştır. Her görev tamamlanma süresine göre kendi içinde 0 ila 3 arasında değişen sıralı zaman düzeylerine ayrılmıştır. “0” en yüksek süre veya görevin yapılamamasını ifade ederken “3” göreve özgü en kısa süreyi ifade etmektedir. Yürüme paterni değerlendirmesinde ise “0” ciddi bozukluğu, “1” orta yetmezliği, “2” hafif yetmezliği ve “3” normal hareketi temsil etmektedir. Yardım düzeyinde ise “0” bir başkasının fiziksel yardımına ihtiyaç duymayı, “1” yardımcı alet kullanımını ve “2” yardımsız yürümeyi ifade eder. Bu nedenle ölçeğin süre ve yürüme paterni alt parametrelerinin minimum puanı 0, maksimum puanı 24’dür. Yardım düzeyi alt parametresinde ise minimum 0, maksimum 16 puan alınmaktadır. Ölçek toplam puanı ise 0 ile 64 arasında değişmektedir. Testin Türkçe standardizasyon çalışması yapılmıştır ve ilgili yazardan izni alınmıştır (130, 131). Testin Uygulanışı: Bu test için, 7 metre mesafelik bir alan gereklidir. Yürüyüşün başlangıç noktası, bir bant ile işaretlendi. Bu 7 metrenin 3. ve 6. metresi bant yardımıyla işaretlendi. Her 8 görev için süre kaydedildi ve yürüme paterni ile yardım düzeyi puanlamalarından uygun olanı seçildi. Yürüme görevlerinde değerlendirici ‘Başla’ dediği anda süreyi başlatıp 6. metrede işaretli çizgiyi aşan ilk adımda süreyi durdurdu. Normal hızda yürüme görevi esnasında hasta ayak ucu başlangıç çizgisi hizasında olacak bekletildi. Hastaya ‘‘Başlayın’’ komutuyla yürümeye başlaması ve mesafeyi tamamlaması komutu verildi. Yürüme hızında değişiklik görevinde hastalara normal hızda yürümeye başladıktan sonra 3. metrede “Hızlanın” komutu verildi ve 6. metreyi aşan ilk adımda süre durduruldu. Horizontal baş hareketi ile yürüme sırasında hastalardan fizyoterapist komutuyla başlarını sağa ve sola çevirip yürümeleri istendi. Değerlendirici hastaya sırasıyla “Başlayın” komutu, yaklaşık 3 adım sonra “sağa bakın” komutu, bir 3 adım daha sonra “sola bakın” komutu ve en son 2-3 adım sonra “karşıya bakın” komutunu verdi. Vertikal baş hareketi ile yürüme görevinde ise “Başlayın” komutundan sonra yukarıdaki gibi 2-3 adımda bir sırayla “yukarı bakın”, “aşağı bakın” ve “düz bakın” komutları verildi. Yürüme ve pivot dönme görevi için hastalardan “Başlayın” 33 komutu ile başlamaları ve 3. metredeki çizgiden dönüp başlangıç noktasına gelmeleri istendi. Başlangıç noktasına gelindiğinde süre durduruldu. Engel atlama görevi için 12 cm genişliğinde, 5 cm kalınlığındaki iki engel başlangıçtan 2.5 metre ve 5 metre sonraya koyuldu. Hastadan engellere dokunmadan 7 metreyi tamamlaması istendi. Engeller etrafında adımlama görevinde de “Başlayın” komutundan sonra bir önceki görevde yerleştirilen engellerin etrafından dönerek mesafeyi tamamlamaları istendi. Son olarak da hastalar merdiven çıkarken değerlendirildi. Hastadan “Başlayın” komutuyla merdiven çıkmaya başlaması istendi. Değerlendirici her iki ayak 10. basamağa bastığında süreyi durdurup kaydetti (EK-3). v Statik postürografi (NeuroCom® Balance Master® Systems): Bu cihaz, fonksiyonel aktiviteler ve statik duruş sırasında postüral salınımı ölçerek dengenin ve yürüyüşün objektif olarak değerlendirilmesini sağlar. Ölçümler, hastaların ayaklarından uygulanan dikey kuvvetleri ölçen (center of pressure/COG) ve bilgisayar bağlantısı olan bir kuvvet platformu üzerindeki anlık postüral salınımınların bilgisayara aktarılması ile yapılmaktadır (Şekil 3.2). Araştırmamızda bu cihazdaki Modifiye Duyusal İntegrasyon ve Dengenin Klinik Değerlendirmesi Testi (mCTSIB), Stabilite Limitleri Testi (Limit of Stability-LOS), Oturmadan Ayağa Kalkma Testi (sit to stand test-STS) ve Düz Yürüme Testi (walk across- WA) kullanıldı (132, 133). 34 Şekil 3.2. NeuroCom® Balance Master® Systems. a. Stabilite Limitleri Testi (Limit of Stability-LOS): Dinamik denge değerlendirilmesinde bu test kullanıldı. Stabilite limitleri, hastanın yerçekimi merkezini (center of gravity-COG) istemli şekilde götürebildiği maksimum uzaklıktır. Değerlendirme için ekranda 45 derecelik açıyla konumlandırılan 8 hedef vardı. Hastanın ayağı, medial malleoller horizontal çizgide, kalkaneus uygun yükseklik çizgisinde ve arka ayak ise dışa doğru genişler şekilde pozisyonlandı. Hastadan ayak pozisyonunu bozmadan vücut kütle merkezini temsil eden ekrandaki imgeyi 8 hedefin merkezinde olan hedefte tutması istendi. Hastaya sistemden gelen ses ile beraber imgeyi sıradaki hedefe doğru yerçekimi merkezini kaydırması talimatı verildi. Hastaya hedefe doğru en hızlı ve doğru yönde ilerlemesi, hedefe ulaşıldığında da 8 sn sabit beklemesi gerektiği anlatıldı. Ayrıca hedefe ilerlerken belini veya dizlerini bükmemesi, parmak ve topuklarını kaldırmaması uyarısı verildi. Her yön için teste başlamadan deneme yapıldı (Şekil 3.3) 35 Şekil 3.3. Stabilite limitleri testi. Değerlendirme sonrasında aşağıdaki sonuçlar elde edildi (Şekil 3.4): 1. Reaksiyon zamanı (Reaction Time-RT): Cihazın hareketi başlatma sinyal sesiyle hastanın harekete başlanılan anın saniye (sn) olarak ölçülmesidir. 2. Hareket hızı (Movement Velocity-MVL): Ağırlık merkezinin ekrandaki hedefe ilerlerken 1 saniyedeki hızının derece/saniye (º/sn) olarak ölçülmesidir. Skorun düşük olması kötüdür. 3. Ulaşılan son nokta (Endpoint Excursion-EPE): Hedefe ilerlerken dengeyi kaybı olmaksızın gidilebilen son noktanın yüzde (%) olarak ifadesidir. 4. Ulaşılan maksimum uzaklık (Maximum Excursion-MXE): Gidebileceği maksimum uzaklığın yüzde (%) cinsinden ifade ederr. 5. Hareket kontrolü (Directional Control-DCL): Hareketin kalitesini yüzde (%) cinsinden ifade eder. Değerler %100'e yaklaştıkça hastanın belirtilen hedefe uygun doğrusallıkta gidildiği belirtilir. 36 Şekil 3.4. Stabilite limitleri testi verileri. b. Modifiye Duyusal İntegrasyon ve Dengenin Klinik Değerlendirmesi Testi (mCTSIB): Bu test, hastaların statik denge değerlendirilmesinde kullanıldı. Statik duruşta postüral salınımın değerlendirilmesine dayanan bu test; sert zeminde gözler açık ve kapalı, sünger zeminde gözler açık ve kapalı olmak üzere dört koşulda yapıldı (Şekil 3.5). Her koşulda hastanın ayağı standart pozisyondayken 10 saniye beklemesi istedi. Test her koşulda 3 tekrarlı yapıldı. Sabit duruş esnasında her 4 koşuldaki postüral salınımlar º/sn cinsinden hesaplandı. Ayrıca kompozit bir skor da belirlendi (Şekil 3.6.). Bu testte yüksek skorlar hastanın durumun daha kötü olduğunu gösterir (134, 135). • Sert zeminde gözler açık, • Sert zeminde gözler kapalı, • Sünger zeminde gözler açık, • Sünger zeminde gözler kapalı 37 Şekil 3.5. mCTSIB testinin uygulanması. Şekil 3.6. mCTSIB testi verileri. 38 c. Düz Yürüme (WA): Yürüyüşün değerlendirmesi bu test ile yapıldı. Testte hastadan, günlük yürüme hızında platform üzerinde yürüyürek platformdan çıkması söylendi (Şekil 3.7). Şekil 3.7. Düz yürüme testinin uygulanması. Değerlendirme sonucunda aşağıdaki verilere ulaşılmıştır (Şekil 3.8): 1. Adım Genişliği (Step Width-SW): Hastanın yürüyüş sırasında sol ayağın uzun ekseniyle sağ ayağın uzun ekseni arasında olam lateral mesafenin santimetre (cm) olarak ölçülmesiyle elde edilir. 2. Adım Uzunluğu (Step Length-SL): Yürüme esnasında ardışık iki topuğun arasındaki mesafenin santimetre olarak ölçülmesiyle elde edilir. 3. Yürüme Hızı (Speed): Yürüyüş sırasında her saniyede katedilen mesafenin cm/sn olarak ölçülmesidir. 4. Adım Uzunluğu Simetrisi (% Step Length Symmetry): Sağ ve sol adım uzunluklarının toplam adım uzunluğuyla karşılaştırılmasının yüzde cinsinden ifade edilmesidir. 39 Şekil 3.8. Düz yürüme testi verileri. d. Oturmadan ayağa kalkma testi (STS): Bu test oturmadan ayağa kalkarken dengenin değerlendirilmesinde kullanıldı. Hastalara oturma pozisyonundan cihazdan gelen başlama sesiyle herhangi bir destek almadan ve dengesini koruyarak olabildiğince hızlı şekilde ayağa kalkması ve ayağa kalktıktan sonra 5 sn boyunca hareketsiz beklemesi gerektiği anlatıldı (Şekil 3.9). Şekil 3.9. Oturmadan ayağa kalkma testinin uygulanması. 40 Bu değerlendirmede aşağıdaki değerler kaydedildi (Şekil 3.10): 1. Ağırlık Transfer Süresi (Weight Transfer-WT): Hareketin başlamasıyla ağırlık merkezinin kalçadan ayaklar üzerine aktarılmasına kadarki sürenin sn olarak ölçülmesidir. 2. Yükselme endeksi (Rising İndex): Ayağa kalkarken bacaklardan uygulanan kuvvet miktarının, vücut ağırlığının yüzdesi olarak ifade edilmesidir. 3. Salınım Hızı (COG Sway Velocity): Yükselme fazı ve 5 sn ayakta dururken ortalama salınım hızının ifade edilmesidir (derece/sn). 4.Sağ-Sol Ağırlık Simetrisi (%Left/Right Weight Symmetry): Ayağa kalkma sırasında her iki bacağın taşıdığı vücut ağırlığı yüzdesindeki farklılıklardır (135) Şekil 3.10. Oturmadan ayağa kalkma testi verileri. v Fonksiyonel Uzanma Testi (FUT): Anterioposterior yöndeki dinamik dengeyi ölçmek için kullanılan test, yaşlılarda kırılganlık ve düşme riskinin belirlenmesi için önemli bir araçtır. 17,78’den az uzanma mesafesi fiziksel kırılganlığın, 25.4 cm’den düşük mesafe de tekrarlayan düşmelerin göstergesidir (136, 137). 41 Testin Uygulanışı: Duvar kenarında pozisyonlanan hastadan kolunu 90° omuz hizasında kaldırması istendi. Hastanın 3. Metakarpofalangeal eklemi hizasında duvara işareleme yapıldı. Hastaya kol pozisyonunu bozmadan ve ayak tabanının yerle temasını kesmeden öne doğru uzanabileceği maksimum mesafeye uzanması söylendi ve uzanılan son noktada eklem hizasında duvar ikinci kez işaretlendi. 3 ölçüm yapıldı ve her ölçümde iki mesafe arası uzaklık ölçülüp kaydedildi. 3 ölçümden en yüksek olan değer analizlerde kullanıldı (Şekil 3.11). Şekil 3.11. Fonksiyonel Uzanma Testi Uygulanışı. Kognitif Değerlendirmeler v Montreal Bilişsel Değerlendirme Ölçeği (MBDÖ): Bu ölçek, hafif bilişsel bozukluk (HBB) için bir tarama aracı olarak geliştirilmiştir. MBDÖ, yaygın olarak kullanılan Mini Mental Durum Değerlendirmesine (MMDD)'ye benzeyen kısa bir bilişsel tarama aracıdır, ancak genel popülasyonda HBB'yi belirlemede MMDD'den daha hassastır. MBDÖ'nın genel popülasyonda uygulanması yaklaşık 10 dakika sürer. MBDÖ, yönetici ve görsel-uzaysal işlev, bellek, dil ve dikkat gibi bilişsel alan testlerini içerir (138). PD popülasyonunda, PD-HBB için MBDÖ kesme puanları genellikle 21-25'tir(139). MBDÖ’de 26 puan üzeri normal bilişsel düzeyi, 21-26 puan arası hafif bilişsel bozukluğu gösterdiğinden çalışmamıza 21 puan üzeri olan ileri bilişsel bozukluk ve demansı olmayan bireyler dahil edilmiştir. 42 v Hızlı Hafif Bilişsel Bozukluk Taraması (HHBBT): Yönelim (10 puan), kayıt (5 puan), saat çizimi (15 puan), gecikmeli hatırlama (20 puan), sözel akıcılık (20 puan) ve mantıksal bellek (30 puan) olmak üzere 6 alt testten oluşmaktadır. Bu puanlama sisteminin avantajı, alt testlerin bilişsel gerilemenin farklı aşamalarındaki değişiklikleri ölçmedeki faydalarına göre ağırlıklandırılabilmesidir. Bu test bilişsel bozukluğu tespit etmede yüksek derecede duyarlılığa sahiptir. Ayrıca uygulanması hızlıdır, 3 ila 5 dakika sürer. Yaş ve eğitim düzeyi gibi faktörlere göre ayarlanan kesme noktaları vardır. Toplam puanı 100 olup 62 puan altı bilişsel bozulmaya işaret eder (140, 141) (EK-4). v Sembol Rakam Modalite Testi (SRMT): Dikkat, vizüo-spatial bilgi işleme hızı ve işleyen belleği değerlendirmesi sebebiyle klinikte sıklıkla kullanılan bir testtir. SRMT, anlamsız geometrik şekillerin belirli rakamlarla eşleştirilmesi esasına dayanır. İlk 10 sembol, deneme olarak kabul edildi. Daha sonrasında teste başlandı ve 90 saniye içerisinde yaptığı doğru işaretleme kaydedildi. Doğru işaretleme sayısı test puanı olarak alındı. Bu testte maksimum puan 60’tır (104, 142-144) (EK-5). v Saat Çizme Testi (SÇT): SÇT, görsel ve motor fonksiyonlar ile planlama, sıralama ve soyut düşünme becerilerinin değerlendirilmesinde kullanılan kolay, hızlı uygulanabilen, geçerli ve güvenilir bir kâğıt-kalem testidir. Puanlama için Manos ve Wu yöntemi kullanılmıştır ve bu yöntem toplam 10 puan üzerinden değerlendirme yapmaktadır (145-148) (EK-6). v Stroop T-Bag Formu: Bozucu etki altında algısal kurulum ve tepkiyi değiştirebilme becerisi, bilgi işleme hızı ve dikkati (özellikle de seçici dikkati) de ölçen Stroop Testi ilk olarak 1935 yılında Stroop tarafından geliştirilmiştir. 5 bölümden oluşan bu testin her bölümü için ayrı bir kart kullanıldı. 1. bölümde, bireylerden beyaz zemin üzerine siyah renkle yazılmış renk adlarını yüksek sesle okumaları istendi. 2. bölümde, bireylerden kendi renginden farklı bir renkle yazılmış renk adlarını yüksek sesle okumaları istendi. 3. bölümde, bireylerden farklı renklerdeki dairelerin renklerini söylemeleri istendi. 4. bölümde, bireylerden farklı renklerle yazılmış nötr kelimelerin renklerini söylemeleri istendi. 5. bölümde, 2. bölümde kullanılan kart tekrar 43 kullanıldı ancak bu kez bireylerden kelimelerin rengini söylemeleri istendi. Katılımcıların ilgili görevi tamamlama süreleri, testin her beş bölümü için bir kronometre ile kaydedildi (149-151) (EK-7). 3.2.2. Tedavi Kontrol grubundaki hastalara araştırma sürecindeki 8 haftada rutin hayatlarına devam etmeleri söylendi. Tedavi grubuna ise 8 hafta, haftada 3 gün 60 dakika duyu- algı-motor eğitim uygulandı. Her iki gruptaki bireylere herhangi bir kısıtlama uygulanmadı ve ek bir öneri verilmedi. Duyu-algı-motor eğitim: Hastalara ihtiyaçlarına göre verilen dinlenme aralıklarıyla birlikte toplamda 60 dk boyunca duyu-algı-motor eğitim verildi. Eğitim içeriği PH kliniğinde ve duyu-algı-motor eğitimi alanında deneyimli olan Doç. Dr. Ayla Fil Balkan ve Uzm. Fzt. Büşra Seçkinoğulları Korkusuz tarafından belirlendi. Eğitim programı hastanın klinik durumuna göre planlandı. Eğitimin başlangıcında hastaların yüksek performans gösterdiği daha kolay aktiviteler seçilerek motivasyonun artırılması amaçlandı. Seans içerisinde aktiviteler zorlaştırılarak ilerlendi. Parkuru tamamlama süresi, görevler sırasında denge bozukluğu olması ve kognitif görevlerin algılanması ve gerçekleştirilebilmesi hastanın performansının belirlenmesinde kullanıldı. Motor görevler, duyusal uyaranlar ve kognitif görevlerden oluşan bir parkur oluşturuldu. Her seanstaki parkur hastanın durumuna göre seçilen en az 3 motor görev, 3 duyusal uyaran ve 3 kognitif görev içeriyordu. Düz yürüme, engel atlama ve yan yürüme gibi motor görevler, yumuşak, tırtıklı, sert zemin ve lamba gibi duyusal uyaranlar içeren parkurda kognitif görevlerle birleştirildi. Örneğin; yumuşak ve sert zemin içeren bir parkurda hastadan “K” harfi ile şehirleri sayarken asker yürüyüşü yapması istendi. Hastanın zorlanması durumunda kognitif ya da motor görev kolaylaştırıldı. Hasta denge kaybı ya da yürüyüş bozukluğu yaşamadığı durumda görsel veya işitsel gibi bir duyusal uyaran, yan yürüme gibi motor görev ya da hafızada tutma gibi bir kognitif görev eklendi (Şekil 3.12). 44 Motor Görevler: • Merdiven inip çıkma • 8 şeklinde yürüme • Engel atlama • Dar alandan geçme • Yan yürüme • Geri geri yürüme • Asker yürüyüşünden oluşuyordu. Duyusal Uyaranlar: • Taktil, proprioceptif ve vestibüler duyuları destekleyici farklı (sert, tırtıklı, yumuşak vb) zeminler ve materyaller, • Görsel uyaranlar: Taktil, proprioceptif ve vestibüler duyuları destekleyici farklı zeminleri ve materyalleri içeren parkurda motor görevler gerçekleştirilirken bir lambanın takip edilmesi istendi. Lambanın yanması ile yürüyüşe başlama ve söndüğünde durma ya da lamba yandığında dönüp karşı yönde yürümeye devam et vb. görevler verildi. • İşitsel uyaranlar: Parkurda kasetten rastgele sırayla dinlenen kelimelerden herhangi biri seçildi. Seçilen kelime duyulduğunda, dönme ve durma veya karşı yönde yürümeye devam etme vb. uyaranlarla reaksiyon zamanını destekleyici görevler eklendi. Kognitif Görevler: Parkurda yürütücü işlevler, görsel uzamsal yetenekler, hafıza ve dikkate yönelik kognitif görevler yer aldı. Kognitif görevler tek başına değil bir görev içinde birden fazla kognitif alanı destekleyici şekilde oluşturuldu. Bu kognitif görevler şu şekilde sıralanabilir; • Parkurun başında birden fazla şeklin olduğu bir kâğıt gösterildi, parkur sonunda çeşitli şekillerin olduğu karışık bir tablo içinden ilk kâğıtta gösterilen şekillerin sıra ile seçilmesi istendi. 45 • Parkurun başında gösterilen bir resmin bağlantılı olduğu resmi seçmesi istendi. (Örneğin kitap-defter resmini okul veya kalem ile eşleştirme, kepçe veya kaşık resmini tencere veya tabak ile eşleştirme, iğne veya steteskop resmini doktor veya hastane resmi ile eşleştirme) • Hastalara matematiksel bir işlem verildi ve işlem sonucu kadar adım atması istendi. • Hastalara renksiz bir şekil verilip o şeklin genel geçer rengini (çilek kırmızı, limon sarı, deniz mavi vb.) gördüğü yer karosuna doğru ilerlemesi istendi. • 10’lu eşleştirme kartı verildi 2’şerli 5 farklı şekli parkur başında gösterildikten sonra parkur sonunda ters çevrilmiş şekillerin yerleri hatırlanarak eşlenmesi istendi. (İki eşleme aynı olmadığında ters çevrilip tekrar aynı olanlar bulunmaya çalışılır) • Parkurda ilerlerken verilen harf ile başlayan kelimeler (Örneğin; “K” harfi ile başlayan kelimeleri tekrarsız şekilde) sayması istendi. 46 Şekil 3.12. Duyu – Algı – Motor Eğitim. 47 3.3. İstatiksel Analiz Yöntemleri Araştırmamızın örneklem büyüklüğü G*Power 3.1 ile hesaplandı. Literatürdeki çalışmalar incelendiğinde benzer protokole sahip çalışmaya rastlanılmadı ve çalışmalar genelde tek primer ölçüm içeriyordu. Bizim araştırma protokolümüz ise denge, yürüyüş ve kognitif fonksiyonlar için farklı primer ölçümler içerdiğinden araştırmanın örneklem büyüklüğünün hesaplanması için her iki gruba 5’er hasta alınarak pilot çalışma yapıldı. Pilot çalışma sonucunda denge için primer ölçüm olan LOS-MXE değerlerine göre etki büyüklüğünün 1.043 olduğu araştırmamızın gücünün %80 olması için her gruba en az 17 hasta dahil edilmesi gerektiği, yürüyüş için primer ölçüm olan WA-SL değerlerine göre etki büyüklüğünün 1.141 olduğu ve her gruba 14 hasta dahil edilmesi gerektiği, kognitif fonksiyonlar ise HHBBT değerlerine göre etki büyüklüğünün ise 0.951 olduğu ve 19 hasta dahil edilmesi gerektiği belirlendi. Tüm primer ölçümlerde %80 güce sahip olmak için dahil edilmesi gereken hasta sayıları ve %10’luk veri kayıp göz önüne alındığında her bir gruba 20 hastanın dahil edilmesinin gerektiği belirlendi. Hesaplamalar SPSS 26.0 ile yapıldı. Verilerin normal dağılımı Shapiro Wilk Testi ve Çarpıklı-Basıklık ile incelendi. Tanımlayıcı istatistiklerin kolay anlaşılabilmesi için sayısal veriler ortanca, minimum-maksimum, ortalama ve standart sapma değerleriyle verildi. Nitel değişkenlerse sıklık ve yüzde değerleriyle gösterildi. Kategorik değişkenler Fisher Kesin Ki-kare testiyle analiz edildi. Sürekli değişkenler için grupların zaman içindeki değişimleri ve grup*zaman etkileşimleri karma dizayn tekrarlı ölçümler varyans analizi ile yapıldı. Box's M testi temelinde bu testte önemli bir varsayım olan kovaryans matrislerinin eşitliği varsayımı ihlal edilmedi. Ayrıca, sonraki çoklu karşılaştırmalar (Grup içi ve gruplara arası karşılaştırmalar) için Bonferroni düzeltmeleri olarak bilinen çiftler arası karşılaştırmalar yapıldı. Etki büyüklüğü olarak kısmi eta kare (ŋ2p) kabul edildi. Dikkate alınan etki büyüklüğü değerleri 0,10 = küçük, 0,25 = orta ve 0,40 = büyüktü (152, 153). İstatistiksel analizlerde p<0.05 anlamlı olarak belirlendi. 48 4. BULGULAR 4.1. Hastalara Ait Demografik ve Klinik Bulgular Araştırmaya 40 Parkinson hastası dahil edildi. Parkinson hastalarının yaşları 45-74 arasında değişiyordu. Hastalar kontrol grubu ve tedavi grubu olmak ikiye ayrıldı. Demografik bilgiler incelendiğinde; kontrol grubundaki hastaların yaş ortalamasının 63.55 ± 8.06 yıl; tedavi grubundaki hastaların ise 62.45 ± 9.11 yıl olduğu gözlendi. Kontrol grubundaki hastaların hastalık süresi ortalaması 6.30 ± 3.84 yıl iken tedavi grubunda bu