I T.C. HACETTEPE ÜNİVERSİTESİ TIP FAKÜLTESİ İÇ HASTALIKLARI ANA BİLİM DALI COVID 19 ENFEKSİYONU GEÇİRMİŞ HASTALARDA SAĞLIKLA İLGİLİ YAŞAM KALİTESİNİN ARAŞTIRILMASI Dr. Erdoğan Deniz UZMANLIK TEZİ ANKARA 2023 II T.C. HACETTEPE ÜNİVERSİTESİ TIP FAKÜLTESİ İÇ HASTALIKLARI ANA BİLİM DALI COVID 19 ENFEKSİYONU GEÇİRMİŞ HASTALARDA SAĞLIKLA İLGİLİ YAŞAM KALİTESİNİN ARAŞTIRILMASI Dr. Erdoğan Deniz Tez Danışmanı: Doç. Dr. Lale Özışık UZMANLIK TEZİ ANKARA 2023 III TEŞEKKÜR Tez çalışmamın her aşamasında çekinmeden tecrübesine başvurduğum, sorularımı yanıtsız bırakmayan, özverisini ve desteğini yanımda hissettiğim sayın tez danışmanım Doç. Dr. Lale Özışık’a, Asistanlık hayatımı güzel hatırlamama vesile olacak, beni destekleyen, yanımda olan canım arkadaşlarım Gülsüm Umay Topçu Karadenizli, Ahmet Burak Fedai, Neslihan Koray Fedai ve Görkem Çelebi’ye, Hayatım boyunca bana olan desteklerini ve güvenlerini her zaman hissettiğim, yaşadığım her türlü sıkıntıda yanıma koşan, bugünlere gelmemde en büyük emeği olan canım aileme en içten teşekkürlerimi sunarım. Erdoğan DENİZ ANKARA; 2023 IV ÖZET Deniz E. COVID 19 Enfeksiyonu Geçirmiş Hastalarda Sağlıkla İlgili Yaşam Kalitesinin Araştırılması, Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi, İç Hastalıkları Uzmanlık Tezi, ANKARA, 2023. COVID 19 enfeksiyonu 2019’un sonunda ortaya çıkıp kısa sürede tüm dünya ülkelerine yayılarak bir pandemi halini almıştır. Hastalığın akut dönemde yarattığı mortalite ve morbiditeye ek olarak hastalığı geçiren bireylerde uzamış semptomların görülebileceği ve bunun da sağlıkla ilgili yaşam kalitesini olumsuz yönde etkileyebileceği görülmüştür. Çalışmanın amacı COVID 19 enfeksiyonu nedeni ile hospitalize olmuş hastaların taburculuktan sonraki ilk 6 ay içerisindeki sağlıkla ilgili yaşam kalitelerini değerlendirilmesi ve bununla ilişkili olabilecek parametrelerin belirlenmesidir. Bu çalışmaya 01.08.2021 ve 31.05.2022 tarihleri arasında COVID 19 enfeksiyonu nedeni ile Hacettepe Üniversitesi Erişkin Hastanesi’nde hospitalize olmuş ve taburcu olmuş 80 hasta dahil edildi. Hastaların sağlıkla ilgili yaşam kalitesi SF-36 ölçeği ile değerlendirildi, hastaların demografik, klinik ve laboratuvar özellikleri retrospektif olarak incelendi. Hasta ve enfeksiyon ilişkili parametreler ile SF-36 ölçeğinin 8 komponenti arasındaki ilişki tek değişkenli analiz ve regresyon analizi ile incelendi. İleri yaş (p>0.001, B:-0.615, CI:-0.906,-0.324), yatış günü süresinde uzama (p=0.023, B:- 0.892, CI:-1.660, -0.125), eşlik eden malignite (p=0.003, B:-19.938, CI:-32.976, - 6.9) ve eşlik eden kardiyak hastalık (p=0.011, B:-14.097, CI:-24.857, -3.338) ile fiziksel fonksiyon arasında negatif yönde anlamlı bir ilişki saptandı. Favipiravir kullanımı (p=0.049, B:7.508, CI:0.001, 15.015) ile fiziksel fonksiyon puanı arasında pozitif yönde anlamlı bir ilişki saptandı. Yatış günü süresinde uzama (p=0.003, B:- 2.01, CI:-3.322, -0.698), eşlik eden malignite (p>0.001, B:-45.5, CI:-69.533, - 21.467), eşlik eden akciğer hastalığı (p=0.047, B:-19.473, CI:-38.644, -0.302) ve eşlik eden kardiyak hastalık (p=0.004, B:-27.772, CI:-46.640, -8.904) ile fiziksel rol kısıtlılığı arasında negatif yönde anlamlı biri ilişki saptandı. İleri yaş (p=0.016, B:- 0.433, CI:-0.784, -0.082), kadın cinsiyet (p=0.024,B:-10.276, CI:-19.171, -1.382), eşlik eden malignite (p=0.007, B:-20.226, CI:-34.734, -5.717) ve eşlik eden kardiyak hastalık (p=0.018, B:-15.434, CI:-28.117, -2.750) ile sosyal işlev arasında negatif yönde anlamlı bir ilişki saptandı. Kadın cinsiyet (p=0.021, B:-12.438, CI:-22.977, - V 1.898) ve eşlik eden akciğer hastalığı (p=0.007, B:-19.087, CI:-32.684, -5.490) ile ağrı arasında negatif yönde anlamlı bir ilişki saptandı. Yatış süresince favipiravir kullanımı (p=0.035, B:11.521, CI:0.830, 22.213) ve yatış öncesi dönemde COVID dışı endikasyon ile rutin steroid kullanımı (p=0.013, B:30.071, CI:6.411, 53.732) ile ağrı arasında pozitif yönde anlamlı bir ilişki saptandı. Kadın cinsiyet (p=0.023, B:- 10.215, CI:-18.985, -1.445) ve eşlik eden kardiyak hastalık (p=0.005, B:-16.484, CI:- 27.893, -5.074) ile genel sağlık arasında negatif yönde anlamlı bir ilişki saptandı. İleri yaş ile hem emsoyonel rol kısıtlanması (p=0.009, B:-0.645, CI:-1.121, -0.169) hem de vitalite (p=0.021, B:-0.283, CI:-0.520, -0.045) arasında negatif yönde anlamlı bir ilişki saptandı. Ruhsal sağlık açısından herhangi bir risk faktörü saptanmadı. Sonuç olarak çalışmamızda COVID 19 enfeksiyonu geçiren hastalarda sağlıkla ilgili yaşam kalitesi ile ilişkili bazı parametreler belirlenmiş olup bu konuda daha geniş çalışmalara ihtiyaç vardır. Anahtar Kelimeler: COVID-19, sağlıkla ilgili yaşam kalitesi, Post COVID sendromu VI ABSTRACT Deniz E. Investigating Health Related Quality of Life In COVID 19 Survivors, Hacettepe University Faculty of Medicine, Internal Medicine Specialty Thesis, Ankara, 2023. COVID 19 has emerged at the end of 2019 and became a worldwide pandemic. Beside the mortality and morbidity during acute illness, prolonged symptoms and thus a negative effect on health related quality of life has been reported. The aim of this study is to evaluate the health related quality of life and associated parameters in patients hospitalized for COVID 19 infection in the first 6 months after discharge. This study includes 80 patients who are hospitalized in Hacettepe University Clinics from 01.08.2021 to 31.05.2022. Health related quality of life was evaluated by SF-36. Demographic, clinical and laboratory features of the patients were recorded retrospectively. Association between patient and disease related factors and the 8 domain of SF-36 were evaluated by univariate and regression analysis. Age (p>0.001, B:-0.615, CI:-0.906,-0.324), length of stay (p=0.023, B:-0.892, CI:-1.660, -0.125), having cancer (p=0.003, B:-19.938, CI:- 32.976, -6.9) or cardiac disease (p=0.011, B:-14.097, CI:-24.857, -3.338) were negatively associated with physical function. Being treated with favipiravir was positively associated with physical function (p=0.049, B:7.508, CI:0.001, 15.015). Length of stay (p=0.003, B:-2.01, CI:-3.322, -0.698), having cancer (p>0.001, B:- 45.5, CI:-69.533, -21.467) or lung disease (p=0.047, B:-19.473, CI:-38.644, -0.302) or cardiac disease (p=0.004, B:-27.772, CI:-46.640, -8.904) were negatively associated with physical role functioning. Age (p=0.016, B:-0.433, CI:-0.784, - 0.082), female sex (p=0.024,B:-10.276, CI:-19.171, -1.382), having cancer (p=0.007, B:-20.226, CI:-34.734, -5.717) or cardiac disease(p=0.018, B:-15.434, CI:- 28.117, -2.750) were negatively associated with social functioning. Female sex (p=0.021, B:-12.438, CI:-22.977, -1.898) and having lung disease (p=0.007, B:- 19.087, CI:-32.684, -5.490) were negatively associated with bodily pain. Being treated with favipiravir (p=0.035, B:11.521, CI:0.830, 22.213) and being on steroid by a different indication (p=0.013, B:30.071, CI:6.411, 53.732) were positively associated with bodily pain. Female sex (p=0.023, B:-10.215, CI:-18.985, -1.445) VII and having cardiac disease (p=0.005, B:-16.484, CI:-27.893, -5.074) were negatively associated with general health. Age was negatively associated with both emotional role functioning (p=0.009, B:-0.645, CI:-1.121, -0.169) and vitality (p=0.021, B:- 0.283, CI:-0.520, -0.045). No risk factors were identified for mental health. As a result, some parameters associated with health related quality of life in COVID 19 survivors were identified in this study. Larger studies are needed on this subject. Keywords: COVID 19, health related quality of life, Post COVID syndrome VIII İÇİNDEKİLER TEŞEKKÜR iii ÖZET iv ABSTRACT vi İÇİNDEKİLER viii SİMGELER VE KISALTMALAR x TABLO VE ŞEKİL DİZİNİ xii 1. GİRİŞ VE AMAÇ 1 2. GENEL BİLGİLER 3 2.1. COVID 19 Enfeksiyonu 3 2.1.1. Viral Özellikler 3 2.1.2. Bulaş, Vücuttaki Seyir ve Tanı 4 2.1.3. Semptomlar, Bulgular ve Klinik Seyir 8 2.1.4. Tedavi 10 2.1.5. Post COVID Sendromu 13 2.1.6. Aşı 15 2.2. Yaşam Kalitesi 18 3. GEREÇ VE YÖNTEM 20 3.1. Araştırmanın Tipi, Yeri ve Evreni 20 3.2. Araştırmanın Etik Kurul Onayı 20 3.3. Araştırmanın Yöntemi ve Veri Toplama Araçları 20 3.4. Verilerin Toplanması 21 3.5. Verilerin Analizi 21 3.6. Araştırmanın Bütçesi 22 4. BULGULAR 23 5. TARTIŞMA 37 IX 6. SONUÇ VE ÖNERİLER 45 7. KAYNAKLAR 47 8. EKLER 67 EK-1. Etik Kurul Onayı EK-2. Araştırmanın Veri Toplama Formu EK-3. Aydınlatılmış Onam ve Gönüllü Katılım Formu EK-4. Kısa Form 36 Sağlıkla İlgili Yaşam Kalitesi Ölçeği EK-5. Ölçek Kullanım İzni X SİMGELER VE KISALTMALAR ACE-2 ALT Anjiotensin Dönüştürücü Enzim 2 Alanin Aminotransferaz ARB Anyiotensin Reseptör Blokörü ARDS AST BT Akut Solunum Sıkıntısı Sendromu Aspartat Aminotransferaz Bilgisayarlı Tomografi BUN CK CK-MB COVID 19 CRP CXCL-10 Kan üre nitrojeni Kreatin Kinaz Kreatin Kinaz MB Koronavirüs Hastalığı 2019 C-Reaktif Protein C-X-C Motifli Kemokin Ligandı 10 DSÖ Dünya Sağlık Örgütü HIV IFN-1 IFN-λ IFN-β IL İnsan İmmunyetmezlik Virusu Tip 1 İnterferon İnterferon Gamma İnterferon Beta İnterlökin KAH Koroner Arter Hastalığı KBH LDH MAS MERS CoV MCP-1 MIP-1α mRNA NAAT NHP Kronik Böbrek Hastalığı Laktat Dehidrogenaz Makrofaj Aktivasyon Sendromu Ortadoğu Solunum Sendromu Koronavirüs Monosit Kemoatraktan Protein 1 Makrofaj İnflamatuar Protein Mesajcı Ribonükleik Asit Nükleik Asit Amplifikasyon Testi Nottingham Sağlık Profili XI PCR RNA RT-PCR SARS CoV SARS CoV 2 SF 36 TGF-B TNF-α Polimeraz Zincir Reaksiyonu Ribonükleik Asit Gerçek Zamanlı Ters Transkriptaz Polimeraz Zincir Reaksiyonu Ciddi Akut Solunum Sendromu Koronavirüs Ciddi Akut Solunum Sendromu Koronavirüs 2 Kısa Form 36 Transforme Edici Büyüme Faktörü Beta Tümör Nekroz Faktörü Alfa VKİ WHOQOL Vücut Kitle İndeksi Dünya Sağlık Örgütü Yaşam Kalitesi Ölçeği XII TABLO ve ŞEKİL DİZİNİ Tablo 2.1. COVID Aşılarının Uygulama Yolları ve Etkinlikleri 16 Tablo 4.1. Bazal Karakteristikler 24 Tablo 4.2. Bazal Demografik Özellikler ve SF-36 Puanları Karşılaştırması 28 Tablo 4.3. Hastaların COVID Aşı Durumları ve Aldıkları Tedaviler ile SF-36 Puanlarının Karşılaştırılması 30 Tablo 4.4. Komorbiditeler, Rutin Kullanılan İlaçlar ve SF-36 Puanlarının Karşılaştırılması 32 Tablo 4.5. Laboratuvar Değerleri ve SF-36 Puanlarının Karşılaştırılması 34 Tablo 4.6. Lineer Regresyon Analizi 36 Şekil 2.1. SARS CoV 2 Virüsünün Şematik Gösterimi ve Hücreye Girişi 7 1 1. GİRİŞ VE AMAÇ Koronavirüsler hem insan hem de hayvan patojeni olan Ribonükleik asit (RNA) virüsleridir (1). Koronavirüs ailesi üyelerinden 2002 yılında Ciddi Akut Solunum Sendromu Koronavirüs (SARS CoV) ve 2012 yılında Ortadoğu Solunum Sendromu Koronavirüs (MERS CoV) insanlarda ölümcül solunum yolu enfeksiyonlarına sebebiyet vermişlerdir (2). 2019 yılının sonunda Çin’in Wuhan kentindeki bir grup pnömoni vakasında tanımlanmış olan Ciddi Akut Solunum Sendromu Koronavirüs 2 (SARS CoV 2) ise günümüzdeki global sorun olup Mart 2020’de Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) tarafından pandemi olarak ilan edilmiş ve Koronavirüs Hastalığı 2019 (COVID 19) olarak isimlendirilmiştir (3). SARS CoV 2 virüsü insandan insana temel olarak solunum yolu ile bulaş yaratmaktadır. Bulaş sonrasında Anjiyotensin Dönüştürücü Enzim 2 (ACE-2) reseptörleri üzerinden konak hücreye giren virüs buradan akciğer dokusundaki tip 2 pnömosit hücreleri enfekte edip replikasyonuna devam ederken dokuda direk viral hasara neden olur (4). Bunun yanında hem hümoral hem de hücresel bağışıklık sisteminin aktive olmasına neden olarak salgılanan sitokin ve kemokinler üzerinden de konakta hasar meydana getirir (5, 6). COVID 19 için en sık bildirilen semptomlar öksürük, balgam, ateş, halsizlik ve dispnedir (7). Hastalık %40 hastada asemptomatik olarak seyredebileceği gibi hastaneye yatan hastaların %25’inde kritik hastalık tablosu ve Akut Solunum Sıkıntısı Sendromu (ARDS) gelişimine kadar değişken bir spektrumda kendini gösterebilmektedir (8, 9). Tedavi açısından çalışmalar halen devam etmekle birlikte hastalığın başladığı dönemden itibaren oksijen ihtiyacı olan hastalarda steroid tedavisi ve hastaneye yatırılan hastalarda hasta bazlı yaklaşımla antikoagülasyon güncelliğini korumaktadır (10, 11). Antiviral tedavide pek çok farklı ajan denenmiş ve denenmektedir (12). Dünya ile korele olarak güncellenmeye devam eden ülkemizdeki sağlık bakanlığı rehberinde ise antiviral tedavi olarak kritik hastalığa ilerleme açısından risk faktörleri olan hastalarda molnupiravir kullanımı önerilmektedir. Hastalığa bağlı aşırı sitokin salınımının neden olabileceği Makrofaj Aktivasyon Sendromu (MAS) tablosunda ise anakinra ve tosilizumab şu an için öne çıkan tedavilerdendir (13). 2 Yine pandeminin başından itibaren pek çok farklı platformda aşı çalışmaları da tüm hızıyla devam etmektedir. Şu an dünyada Mesajcı Ribonükleik Asit (mRNA), adjuvan rekombinan protein molekülü, adenoviral vektör ve inaktive virüs temelli farklı aşılar mevcuttur. Devam eden çalışmalarla birlikte inaktive virüs aşılarının biraz daha geri planda kalmaya başladığı ve mRNA temelli aşıların ön plana çıkmaya başladığı görülmektedir (14). Akut hastalık tablosunun zaman içerisinde daha çok anlaşılmış olmasıyla birlikte şu an için Post COVID sendromu olarak tanımlanan durum ön plana çıkmaktadır. Post COVID sendromu akut hastalık tablosunun üzerinden 2 ay geçtikten sonra hem fiziksel hem de ruhsal anlamda çeşitli semptomların devam etmesi olarak tanımlanmaktadır (15). COVID 19 pandemisinin hem akut hastalık tablosu ve Post COVID sendromu hem de pandemi sürecinin insanlar üzerinde yarattığı ruhsal ve sosyal alanlardaki etkilerini düşündüğümüzde DSÖ tarafından “Hastanın, hem içinde yaşadığı kültürel yapı ve değerler sistemi bağlamında, hem de kendi amaçları, beklentileri, standartları ve endişeleri açısından yaşamdaki durumu ile ilgili kişisel algısı” olarak tanımlanan yaşam kalitesi ve bunun bir alt komponenti olan kişinin kendi ile ilgili zihinsel, fiziksel ve sosyal alanlardaki sağlık algısını kapsayan sağlıkla ilgili yaşam kalitesi ön plana çıkmaktadır. Bu gerekçeleri göz önünde bulundurarak çalışmamızda SARS CoV 2 enfeksiyonu nedeni ile hastane yatışı olan hastaların taburculuk sonrası sağlıkla ilgili yaşam kalitesinin nasıl etkilendiğini ve bunun hasta ve hastalık kaynaklı belirli parametreler ile olan ilişkisini ortaya koymayı amaçladık. Bu şekilde sağlıkla ilgili yaşam kalitesinde düşüş için riskli hastaları daha erken fark ederek yakın izlem ve gerekli rehabilitasyon programları ile olası etkilenimin en aza indirilebileceğini umuyoruz. 3 2. GENEL BİLGİLER 2.1 COVID-19 Enfeksiyonu 2.1.1 Viral Özellikler Koronavirüsler tek sarmallı RNA içeren, RNA virüsleri içerisinde en büyük genoma sahip, çeşitli hayvanları enfekte edebilen virüslerdir (1). Membran, nükleokapsid, zarf ve diken proteinleri patolojik koronavirüslerde ortak bulunan ana yapıtaşlarıdır (16). Nükleokapsid proteini viral RNA sentez regülasyonunda görevli olup viral tomurcuklanma sırasında membran proteini ile etkileşime girer (17). Membran proteini viral yapıtaşlarının birleşip virüsü oluşturduğu dönemde önemli olup dış yüzeye uzanan bir N terminali ve iç tarafta bulunan bir C terminali içerir (17). Zarf proteininin fonksiyonu henüz net olarak anlaşılamamakla birlikte membran ve nükleokapsid proteinleriyle birlikte viral oluşum ve salınım aşamalarında etkili olduğu düşünülmektedir (18). Diken proteini ise koronavirüslerin karakteristik görüntüsünden sorumlu olup konak hücreye reseptör aracılığı ile bağlanmayı ve füzyonu düzenleyen, zarfın dışına uzanan glikozile bir proteindir (19). Koronavirüsler Alfa, Beta, Gama ve Delta olmak üzere 4 gruba ayrılırlar. Alfa ve Beta türleri insan patojenidir. SARS CoV, MERS CoV ve SARS CoV 2 virüsleri Betacoronavirus ailesi üyeleridir (20). Zoonotik kaynaklı olan SARS CoV ve MERS CoV virüsleri 2002 ve 2012 yıllarında insanlarda ölümcül solunum yolu hastalıklarına neden olmuş ve koronavirüsleri önemli bir halk sağlığı sorunu haline getirmiştir (2). SARS CoV 2 ise 2019 yılı sonunda Çin’in Wuhan kentinde görülen bir grup pnömoni vakasında ilk kez tanımlanmıştır. Bu virüsün yol açtığı hastalık Şubat 2020’de DSÖ tarafından Koronavirüs Hastalığı 2019 (COVID-19) olarak isimlendirilmiştir (3). 11 Mart 2020 tarihinde COVID-19 salgını Dünya Sağlık Örgütü tarafından pandemi olarak ilan edilmiştir (21). 7 Ağustos 2022 tarihi itibari ile dünya genelinde 581.000.000 vaka ve 6.400.000 ölüm bildirilmiştir (22). Diğer birçok virüs gibi SARS CoV 2 virüsü de mutasyonlar ile değişime uğramakta ve farklı varyantlar ortaya çıkmaktadır. Şimdiye kadar tanımlanmış olan varyantlardan Alfa, Beta, Gama, Delta ve Omicron varyantları bulaş hızı ve klinik etkileri göz önüne alınarak endişe uyandıran varyantlar olarak listelenmiştir (23). Alfa varyantı Birleşik Krallık’ta 2020 yılının Aralık ayında, Beta varyantı Güney 4 Afrika’da 2020 yılının Aralık ayında, Gama varyantı Brezilya’da 2021 yılının Ocak ayında, Delta varyantı Hindistan’da 2020 yılının Aralık ayında, Omicron varyantı ise Güney Afrika’da 2021 yılının Kasım ayında ilk kez tanımlanmıştır (24). 2.1.2 Bulaş, Vücuttaki Seyir ve Tanı İnsandan insana solunum yolu ile bulaş SARS CoV 2 virüsünün temel bulaşma yoludur (25). Bunun yanında bulaşın havada asılı kalan partiküllerin inhalasyonu ile de olabileceği gösterilmiştir (26). Virüs her ne kadar dışkı, kan, semen, göz sekresyonları gibi solunum dışı örneklerde gösterilmiş olsa da, bu yollardan bulaş olabileceği netleşmemiştir (27, 28). SARS CoV 2 virüsünün nazal kavite ve akciğerleri hedeflediği gösterilmiş olup detaylı hücresel tropizm henüz netleştirilememiştir (29). Üst solunum yollarındaki viral RNA düzeyi yedi ve onuncu günler arası en üst seviyede olup enfekte kişilerin bu periyotta bulaştırıcılık riski en yüksektir (30, 31). İnkübasyon süresi 2-14 gün arasında değişebilmekte olup ortalama 3 gündür (32). Buna rağmen viral saçılma hastalık ve konak ilişkili nedenlerden dolayı farklılık gösterebilir. 28 çalışmanın dahil edildiği bir derlemede solunum yolları kaynaklı viral saçılmanın ortalama 18.4 gün olduğu, hastalık şiddetine göre yapılan alt grup analizlerinde ise daha şiddetli hastalıkta viral saçılma süresinin de uzadığı gösterilmiştir. Yine ayni çalışmada viral RNA’nın semptom başlangıcından sonra 92 güne kadar saptanabileceği gösterilse de viral RNA saptanması ve bulaştırıcılık arasında net bir ilişki olmayabileceği belirtilmiştir (33). Farklı çalışmalarda bulaştırıcılığın viral RNA konsantrasyonu ile ilişkili olabileceği ve yüksek viral konsantrasyonun da Gerçek Zamanlı Ters Transkriptaz Polimeraz Zincir Reaksiyonu (RT-PCR) testinde daha düşük eşik döngü değerleri olarak yansıyacağını göstermiştir (34, 35). Asemptomatik ya da presemptomatik dönemde de bulaştırıcılık olabileceği gösterilmiştir. Bir bakımevinde yapılan prevalans çalışmasında RT-PCR testi pozitif olan hastalardan alınan örneklerde semptom gelişiminin 6 gün öncesine kadar viral kültürde virüs üretilebilmiş ve bu bireylerin presemptomatik dönemde bulaştırıcılığa katkı sağlayabildikleri gösterilmiştir (36). Buna rağmen farklı çalışmalarda asemptomatik bireylerden bulaş riskinin semptomatik bireylere göre daha düşük olduğu ortaya konmuştur (37, 38). 5 SARS CoV 2 oral ve nazal kavitedeki epitel hücrelerine ACE 2 reseptörleri aracılığı ile bağlanır ve diken proteinin S1 ve S2 alt üniteleri yardımı ile viral ribonükleoprotein hedef hücrenin içine salınır. S1 alt ünitesi reseptöre bağlanan kısmı içerir ve ACE 2 reseptörüne bağlanmadan sorumludur (4). S2 alt ünitesi ise viral ve host membranlarının füzyonunu sağlar ve böylece viral genom konak hücreye girebilir (39). Şekil 2.1.’de SARS CoV 2 virüsü ve hücreye girişi şematik olarak verilmiştir (40). İletici hava yolları ile akciğere ulaşan virüs burada tip 2 pnömosit hücrelerini enfekte edip replikasyonuna devam ederken bu hücrelerin apoptozisine neden olur (41, 42). Virüsle karşılaşmayı takiben hem hümoral hem de hücresel bağışıklık komponentlerinin devreye girdiği gösterilmiştir. Hümoral bağışıklık sistemi yanıtı olarak viral diken proteininin reseptöre bağlanan alt birimini nötralize eden antikorların üretimi olmaktadır. Bu antikor yanıtının hastalık şiddeti ile doğrusal ilişki gösterdiği farklı çalışmalarda ortaya konmuştur (5, 6). Hücresel bağışıklık açısından bakıldığında ise hastalığı geçirmiş ya da aşılanmış bireylerde SARS CoV 2 virüsüne spesifik CD4 ve CD8 T hücre yanıtları olduğu gösterilmiştir (43, 44). Direkt viral hasarın yanında bu şekilde virüse spesifik B ve T lenfositlerin aktif hale gelmesi ile salınan sitokin ve kemokinler sitokin fırtınası gelişimine yol açabilir (45). Bunların sonucunda gelişen alveolar inflamasyon, gaz değişiminin bozulması ve sitokin fırtınası nihai olarak ARDS tablosunun gelişmesine ve ölüme neden olur (46, 47). COVID-19 hastalarının akciğerlerine bakıldığı zaman belirgin ödem ve konjesyon tablosu görülmektedir. Hücresel düzeyde incelemede tip 2 pnömosit hücrelerinin membran yapılarında bozulma ve akciğer parankiminde hiperplastik ve metaplastik değişikliklerim eşlik ettiği bir remodelling dikkat çekmektedir. Akciğerlerde gerçekleşen hücresel düzeydeki diğer değişiklikler ise alveolar kapillerde trombosit-fibrin içerikli mikrotrombüsler, alveolar lümen içerisinde perivasküler T hücre ve makrofajlar, interstisyumda ise monosit ve lenfositten zengin lökosit infiltrasyonudur (48). COVID-19 ilişkili ARDS’de tipik ARDS’ye benzer şekilde düşük kompliyans, artmış sağ-sol şant ve artmış akciğer ağırlığı olabileceği gibi yüksek kompliyans, azalmış ventilasyon-perfüzyon oranı ve azalmış akciğer ağırlığı ile karakterize bir tablo da olabileceği düşünülmüştür (49). ARDS tablosunun bilinen bir komplikasyonu olan ve akciğer fonksiyonunda 6 kötüleşme ve solunum yetmezliği tablosuna ilerleyebilen akciğer fibrozisi ARDS tablosu geliştiren ciddi COVID-19 hastalarında görülebilmektedir (50). Hasarlı akciğerden salgılanan ve enfeksiyon kaynaklı hasarın rezolüsyonuna yardımcı olan Transforme Edici Büyüme Faktörü Beta (TGF-B) profibrotik bir faktör olup COVID-19’da artmış sinyalizasyon nedeni ile normalden fazla TGF-B salınımının akciğer fibrozisi gelişmesine katkı sağladığı düşünülmüştür (51). Daha önce SARS ve MERS geçiren hastalarda da karşılaşılan rezidüel akciğer fibrozisi COVID-19 ilişkili otopsilerde de gösterilmiştir (52). Akciğer fibrozisinin hastalık şiddeti ve hastalık süresince artmış inflamatuar yanıt ile ilişkili olabileceği ve BT görüntülemelerinde interstisyel kalınlaşma, kalın retiküler patern ve parankimal bantların görülmesinin öngördürücü olabileceği düşünülmüştür (53). Sitokin fırtınası bağışıklık sisteminin hiperaktivasyonu ve kontrolsüz sitokin salınımı ile giden, nihai olarak çoklu organ yetmezliği ve ölüme ilerleyebilecek olayları kapsayan geniş bir tablo olup COVID-19 enfeksiyonunda da gelişebilmektedir (54, 55). Altta yatan mekanizma henüz tam olarak anlaşılamamış olsa da abartılı inflamatuar yanıtın doğal bağışıklık sistemi ve Tip 1 İnterferon (IFN- 1) yolağı üzerinden gelişebileceği ya da adaptif bağışıklık sistemi üzerinden SARS CoV 2 virüsüne spesifik üretilmiş olan antikorların bağlanmasının bu sürece yol açabileceğine yönelik hipotezler mevcuttur (56, 57). Özellikle akciğerlerde virüs ile enfekte olmuş pnömositlerden interlökinler (IL-1, IL-6, IL-8, IL-120 ve IL-12), Tümör Nekroz Faktörü Alfa (TNF-α), İnterferon gamma (IFN-λ) ve İnterferon Beta (IFN-β), C-X-C Motifli Kemokin Ligandı 10 (CXCL-10), Monosit Kemoatraktan Protein 1 (MCP-1) ve Makrofaj İnflamatuar Protein (MIP-1α) salınır. Bu sitokinler nötrofiller, CD4 ve CD8 hücreler için bir kemoatraktan görevi görüp enfeksiyon ile savaşmaya yardım sağlarken bir taraftan da dokularda sekestre olup organ komplikasyonlarının gelişmesine ve yıkıcı sonuçlara yol açarlar (58, 59). 7 Şekil 2.1. SARS CoV 2 virüsünün şematik gösterimi (üst) ve konak hücreye girişi (alt) (40). Tanıda ilk basamak klinik şüphe olmakla birlikte COVID-19’u diğer viral solunum yolu hastalıklarından güvenilir bir şekilde ayıracak belirleyici klinik özellikler bulunmamaktadır (60). Buna rağmen tat ve koku kaybı gibi birtakım semptomların COVID-19 pozitifliği ile güçlü ilişkisini gösteren çalışmalar mevcuttur (61, 62). Nükleik asit amplifikasyon testlerinden (NAAT) olan, üst hava yollarından alınan spesimenlerden çalışılan RT-PCR şu an tanı için ilk tercih edilen tanısal testtir (63, 64). RT-PCR testinin sensitivite değerleri farklı çalışmalarda farklılık gösterse de genel olarak sensitivite ve spesifitesi oldukça yüksek testlerden biridir (65). NAAT testlerinden sensitivitesi daha düşük olan antijen testleri, akut durumda kullanımları sınırlı olan serolojik testler tanı için kullanılabilecek diğer testlerdir (66, 67). 8 2.1.3. Semptomlar, Bulgular ve Klinik Seyir COVID-19 birçok farklı organ sistemini etkilemekte ve birçok farklı semptoma yol açabilmektedir. Dünya genelindeki verilere bakıldığında en sık görülen semptomlar ateş, öksürük, dispne, halsizlik ve balgam olarak bildirilmiştir (7). Bu çeşitli semptom tablosuna rağmen hastalığın %40 oranında asemptomatik, semptom gösteren hastaların %80’inde ise hafif seyirli olduğunu gösteren çalışmalar mevcuttur (8). Amerika Birleşik Devletleri Ulusal Sağlık Enstitüsü kılavuzlarına göre hastalık şiddeti 4 farklı kategoriye ayrılmıştır. Asemptomatik ya da presemptomatik enfeksiyon COVID-19 testi pozitif olup semptomu olmayan hastaları; hafif hastalık öksürük, ateş, ishal, tat kaybı, koku kaybı, kas ağrısı, baş ağrısı vb. semptomları olan fakat dispne ve anormal akciğer görüntülemesi olmayan hastaları; orta şiddette hastalık alt solunum yolları tutulumuna ait bulguları olan fakat kan oksijen satürasyonunun oda havasında %94 ve üzeri olan hastaları; ciddi hastalık kan oksijen satürasyonu %94’ün altında, PaO2/FiO2 oranı 300 mmHg altında, solunum sayısı dakikada 30 ve üzeri, görüntülemede akciğer infiltrasyonları parankimin %50’si ve üzeri olan hastaları; kritik hastalık ise solunum yetmezliği, septik şok ve/veya multiorgan yetmezliği olan hastaları tanımlamak için kullanılmıştır (68). Hastaneye yatan hastalarda %20-25 oranında kritik hastalık tablosu gelişebileceği görülmüştür (9, 69). Kritik hastalık tablosu geliştiren hastaların yaklaşık %25’inin noninvaziv mekanik ventilasyon, %33’ünün invaziv mekanik ventilasyon, %33’ünün vazopressör desteği ve yaklaşık %16’sının da renal replasman tedavisi ihtiyacı gelişebileceği gösteren çalışmalar mevcuttur (70). Kritik hastalığı olan hastalarda ölüm oranlarının bazı çalışmalarda %26 ile %85 arasında değişebileceği gösterilmiştir (71, 72). Çin merkezli verilerde kritik hastalık gelişimi için risk faktörleri yaş, erkek cinsiyet için hipertansiyon ve koroner arter hastalığı, kadın cinsiyet için kronik obstrüktif akciğer hastalığı ve kronik böbrek hastalığı olarak gösterilmiştir. Amerika merkezli verilerde ise risk faktörü olarak erkek cinsiyet, 65 üzeri yaş, kalp yetmezliği, diyabet, 40 üzeri vücut kitle endeksine sahip olmak, hastaneye yatışta kan oksijen satürasyonunu %88’den düşük olması, yatışta C-Reaktif Protein (CRP) değerinin 200 mg/dl üzerinde olması ve yatışta D-dimer değerinin 2500 ng/ml üzerinde olarak tanımlanmıştır (73). 9 Lenfopeni, artmış aminotransferaz düzeyleri, artmış Laktat Dehidrogenaz (LDH) düzeyi, inflamatuar belirteçlerde artış ve koagülasyon testlerinde bozukluklar özellikle hastanede yatan hastalarda sık karşılaşılan laboratuvar bulgularıdır (74, 75). 35 çalışmanın dahil edildiği bir sistematik derlemede sıklık sırasına göre karşılaşılan laboratuvar bulguları ve prevalansları; yüksek LDH %51.5, lenfopeni %41.9, artmış CRP %48.1, sedimentasyon yüksekliği %23.5, lökopeni %16, lökositoz %7.5 ve yüksek kreatinin %7.7, olarak bulunmuştur (76). Yaş ve laboratuvar bulguları arasındaki ilişkiyi değerlendiren bir çalışmada ise ileri yaş grubunda erişkin yaş grubuna kıyasla nötrofil sayısı, Kreatin Fosfokinaz-MB (CK-MB), LDH, bilirubin, D-dimer ve sedimentasyon düzeyinin daha yüksek olduğu; lenfosit ve trombosit sayısının ise daha düşük olduğu gösterilmiş. Alanin Aminotransferaz (ALT), Aspartat Aminotransferaz (AST), albümin, CK düzeyleri arasında anlamlı farklılık saptanmamış (77). Lenfopeninin hastalığın seyri açısından prognostik öneme sahip olduğu gösterilmiştir (78). Çin merkezli bazı çalışmalarda kötü prognostik olarak gösterilen diğer belirteçler artmış LDH düzeyi, serum ferritin düzeyi, interlökin 6 (IL-6), yüksek sensitif troponin T, kreatinin, kan üre azotu (BUN), ALT, AST, CK olarak bulunmuştur (79, 80). Daha önce kanser, kardiyovasküler hastalık, sepsis, ARDS gibi farklı hastalıklarda prognoz ile ilişkili olduğu gösterilen nötrofil-lenfosit oranının COVID-19’da da hastalık ciddiyeti ve mortalite ile ilişkili olduğunu gösteren çalışmalar mevcuttur (81). D vitamini ile ilgili yapılan bir gözlemsel araştırmada yeterli D vitamini düzeyi ile hastalık şiddetinde, mortalitede ve CRP düzeylerinde azalma, lenfosit sayısında ise artış olduğu gösterilmiştir (82). Başka bir gözlemsel çalışmada ise prognozu daha kötü olan hastaların daha iyi olan hastalara kıyasla D vitamini düzeylerinin daha düşük olduğu bulunmuştur (83). Buna rağmen D vitamini takviyesinin hastalık seyrine etkisi olduğunu gösteren yüksek kanıt düzeyine sahip yeterli çalışma bulunmamaktadır. Görüntüleme COVID-19’da hem tanı için hem de hastalık şiddeti ve prognozunu göstermede kullanılabilmektedir. Radyolojik değerlendirmede toraks bilgisayarlı tomografisi daha ön plana çıkmaktadır. Yapılan farklı çalışmalarda toraks bilgisayarlı tomografisinin direk akciğer grafisine göre duyarlılığının daha yüksek olduğunu gösterilmiştir (84, 85). Tanısal açıdan bakıldığında toraks bilgisayarlı tomografisinin RT-PCR’dan daha duyarlı olduğunu gösteren çalışmalar olmakla 10 birlikte spesifitenin düşük olmasının yanlış negatif sonuçlara yol açabileceği göz ardı edilmemelidir (86, 87). Bilgisayarlı tomografi görüntülemesinde karşılaşılabilecek bulgular sıklık sırasına göre buzlu cam opasitesi, konsolidasyon, plevral kalınlaşma, interlobüler septal kalınlaşma ve hava bronkogramlarıdır (88). BT görüntülemesindeki akciğer tutulumunun yaygınlığına göre hesaplanan BT skoru baz alınarak yapılan farklı çalışmalarda tutulumun yaygınlığının hem hastalık şiddeti hem de kötü prognoz ile ilişkili olduğu gösterilmiştir (89, 90). 2.1.4. Tedavi COVID-19 tedavisi devam etmekte olan çalışmalarla sürekli güncellenmeye devam etmektedir. Hali hazırda var olan ve antiviral etkisi olabilecek moleküllerin araştırılması, geniş antiviral etkinliğe sahip olan moleküllerin denenmesi ve son olarak da SARS CoV 2 virüsüne spesifik ajanların de novo üretiminin denenmesi mevcut yaklaşımlardır (12). Deksametazon tedavisinin oksijen ihtiyacı olan hastalarda mortalitede azalma sağlayacağına ilişkin çalışmalar mevcuttur (91, 92). İngiltere’de yapılmış bir randomize kontrollü çalışmada COVID-19 nedeni ile hospitalize edilmiş hastalarda deksametazonun 28 günlük mortalite üzerine etkisi araştırılmıştır. 2104 hastanın günlük 6 mg dozda 10 gün boyunca deksametazon ve 4321 hastanın yalnızca standart medikal tedavi gruplarında olduğu çalışmada invaziv mekanik ventilasyon ya da oksijen desteği alan hastalarda 28 günlük mortalitenin deksametazon kolunda daha düşük olduğu gösterilmiş fakat solunum desteği ihtiyacı olmayan grupta anlamlı bir fark saptanmamıştır (93). COVID-19 enfeksiyonunda trombozlara yol açabilecek koagülopati tablosunun gelişebileceği çeşitli çalışmalarda gösterilmiş olup mevcut yaklaşımda antikoagülan kullanımı önerilmektedir (11, 94). Bu prokoagülan durumun nedeni olarak virüsün endotelden girişine bağlı inflamasyon ve mononükleer hücre aktivasyonu sonucu oluşan sitokin salınımı mekanizmaları öne sürülmüştür (95, 96). 49 çalışmanın dahil edildiği bir meta analizde hastane yatışı gereken COVID-19 hastalarında venöz tromboembolizm %17, pulmoner embolizm ise %7,1 olarak bulunmuştur (97). Ülkemizdeki mevcut güncel COVID-19 rehberinde trombositopeni ya da aktif kanama olmaması halinde hastaneye yatırılan hastalara 11 tromboz profilaksisi önerilmektedir. İlaç seçimi olarak oral antikoagülanların tercih edilmemesi, parenteral seçeneklerden ise daha seyrek uygulama gerektirmesi ve trombositopeni riskinin daha az olması nedeni ile düşük molekül ağırlıklı heparinin standart heparine tercih edilmesi önerilmektedir. Tedavi dozundan antikoagülasyon ise tromboembolik bir komplikasyon saptanması ya da yüksek şüphe oluşturan bir durumda görüntüleme yapılamadığı için tanı netleştirilemediğinde veya standart antikoagülasyona rağmen yineleyen kateter veya vücut dışı dolaşım yollarının trombozu durumunda önerilmektedir (13). Aspirin tedavisinin etkinliğini göstermeye yönelik yapılmış olan 14892 hastanın dahil edildiği geniş ölçekli bir randomize kontrollü çalışmada ise aspirin tedavisinin mekanik ventilasyon ihtiyacı gelişmesine bir katkısı olmadığı, tromboz insidansında minimal bir azalma ve kanama insidansında minimal bir artışa neden olduğu gösterilmiştir (98). Favipiravir, lopinavir/ritonavir, remdesivir, molnupiravir SARS CoV 2 virüsüne karşı denenmiş bazı antiviral ilaçlardır. Favipiravir bir guanin analoğu olup RNA bağımlı RNA polimerazı inhibe eder ve bazı viral kökenli hastalıkların tedavisinde kullanılmaktadır. Viral klerens ve radyolojik iyileşmeye katkıda bulunduğunu gösteren çalışmalar olmasına karşın hem ülkemiz hem de dünyada yapılmış başka çalışmalarda mortalite ve mekanik ventilatör ihtiyacına bir katkısı olmadığı fakat semptom süresini kısaltabileceği gösterilmiştir (99, 100, 101). Lopinavir/Ritonavir bir proteaz inhibitör kombinasyonu olup İnsan İmmünyetmezlik Virüsü (HIV)’ne karşı kullanılmaktadır. Daha önce SARS ve MERS’te kullanımının klinik sonuçlar üzerine olumlu etkileri olduğunu gösteren çalışmalar olması nedeni ile COVID-19 tedavisinde gündeme gelmiş olsa da Haziran 2021’de yayınlanmış bir sistematik derlemede mortalite, radyolojik iyileşme veya viral klerens üzerine bir etkisi olmadığı gösterilmiştir (102). Remdesivir bir nükleotid analoğu olup daha önce SARS ve MERS’te potansiyel etkinliği gösterilmiş, SARS CoV 2 virüsüne karşı da in vitro etkinliği olduğu gösterilmiştir (103). Randomize kontrollü çalışmaların dahil edildiği Mayıs 2022’de yayınlanan bir sistematik derlemede COVID-19 nedeni ile hospitalize edilmiş erişkinlerde remdesivir kullanımının mortalite üzerine belirgin bir etkisi olmadığı fakat iyileşen hasta oranında bir artış sağladığı gösterilmiştir (104). ABD ve Avrupa’da ağır hastalarda kullanımı devam etmektedir. Molnupiravir SARS CoV 2 virüsünün replikasyonunu engelleyen bir nükleotid analoğudur. Aşısız ve 12 hospitalize olmayan 1433 hastanın dahil edildiği bir uluslararsı randomize kontrollü çalışmada hastalığın ilk 5 günü içerisinde ciddi hastalık açısından en az bir risk faktörü olan hastalarda hospitalizasyon ve ölüm oranlarını azalttığı gösterilmiş fakat istatiksel anlamlı bir fark ortaya konamamıştır (105). Ülkemizdeki güncel rehberde ağır hastalığa ilerleme açısından yüksek riskli grupta molnupiravir kullanımı önerilmektedir (106). Yine ülkemizdeki güncel rehberde glukokortikoidlerin yetersiz kaldığı durumlarda antisitokin tedavi olarak tosilizumab ve anakinra kullanımı önerilmektedir (107). D-dimer ve ferritin gibi inflamatuar belirteçlerin ve IL-6 gibi proinflamatuar sitokinlerde belirgin artış olması kritik ve ölümcül COVID-19 enfeksiyonu ile ilişkilendirilmiş olup, IL-6 yolağını hedefleyen tosilizumabın hastalık seyrinde olumlu etkileri olabileceği düşünülmüştür (47). İngiltere’de yürütülen 4116 hastanın dahil edildiği bir çalışmada hipoksemi ve yüksek CRP değeri olan COVID- 19 hastalarında hasta kilosuna göre standart tedaviye eklenen bir ya da iki doz tosilizumab tedavisinin 28 günlük mortalitede azalma sağladığı ve başlangıçta solunum desteği ihtiyacı olmayan hastalarda mekanik ventilasyon ihtiyacı gelişimin azalttığı gösterilmiştir. Yine bu çalışmada hastaların büyük çoğunluğu halihazırda glukokortikoid tedavisi altında olup bu tedaviye ek olarak tosilizumab tedavisi alanların fayda görme ihtimalinin daha yüksek olduğu bulunmuştur (108). Ülkemizdeki güncel rehberde ise MAS bulguları gelişmiş ve glukokortikoid tedaviye yanıt alınamayan ya da hızlı ilerleyen MAS bulguları olan hastalarda tosilizumab kullanımı önerilmektedir. Tedavi dozu olarak 800 mg’ı aşmayacak şekilde 8 mg/kg intravenöz olarak tek seferde uygulanması ve hastanın klinik ve laboratuvar bulgularına göre daha düşük dozda tekrarlanması önerilmektedir (107). IL-6’nın yanında proinflamatuar sitokinlerden olan IL-1’in de ciddi SARS CoV 2 enfeksiyonu ile ilişkili olduğu ve bu yolağı baskılayan anakinranın da MAS tablosu gelişen kritik COVID-19 hastalarında olumlu etkileri olabileceği düşünülmüştür (108). Ülkemizdeki güncel rehberde de anakinra kullanımının kısa yarı ömrü ve subkutan uygulama kolaylığı da göz önünde bulundurularak hastalığın şiddetine göre günlük 100 mg dozundan dirençli MAS olgularında 6 saatte bir 200 mg dozuna kadar kullanılabileceği belirtilmiştir (107). Baricitinib bir janus kinase inhibitörü olup romatoid artrit tedavisinde kullanılan bir immünmodülatör ajandır. COVID-19’da kullanımının hem bu immünmodülatör özelliğinden hem de potansiyel direk antiviral 13 etkisi nedeni ile fayda sağlayacağı düşünülmüştür. NIH kılavuzlarında deksametazon tedavisi altında oksijen ihtiyacı artan ve sistemik inflamasyon bulgularında ilerleme olan hastalarda tosilizumab veya baricitinibin tedaviye eklenmesi önerilmektedir (109). ABD’de ise hastanede yatan hastalarda oksijen ihtiyacı, invaziv ya da non invaziv mekanik ventilasyon ya da ECMO desteği gereken hastalarda FDA tarafından kullanımı onaylanmıştır (110). 1525 hasta ile yapılan uluslararası randomize plasebo kontrollü bir çalışmada kortikosteroid ve/veya antiviral tedaviye baricitinb eklenmiş ve 28 günlük mortalite incelenmiştir. Baricitinib alan grupta mortalite %8 saptanırken plasebo kolunda mortalite %13 olarak bulunmuştur (111). SARS CoV 2 virüsüne yönelik nötralizan monoklonal antikor çalışmaları devam etmekte olup bazıları ABD’de belirli kriterlerin karşılanması durumunda acil kullanım onayı ile kullanılmakta ya da hastalar gönüllü olarak çalışmalara dahil edilebilmektedir fakat şu ana kadar yapılan çalışmalarda hastanede yatan hastalarda monklonal antikorların belirgin bir yararı gösterilememiştir (112, 113). COVID-19 geçirmiş hastalardan elde edilen konvalesan plazmanın fayda sağlayabileceği düşünülmüş ve ABD’de hümoral bağışıklık sistemi bozuk olan hastalarda acil kullanım için onay verilmiştir fakat yapılan çalışmalarda standart tedavi alan hastalara kıyasla konvalesan plazma tedavisi alan hastalarda mortalite, hastane yatış süresi ya da mekanik ventilasyon ihtiyacı gelişimi açısından anlamlı bir fark saptanmamıştır (114, 115). 2.1.5. Post COVID Sendromu Post COVID-19 sendromu tanımlaması netleşmemiş olmakla birlikte semptomların başlangıcından itibaren akut COVID 19 olarak tanımlanan ilk 4 hafta sonrasında 2 aydan daha uzun süre fiziksel ve ruhsal geniş bir yelpazede semptomların halen devam etmesi veya sekel gelişimi, bunların kişinin yaşamı üzerine belirgin etkisinin olması ve bu durumun başka bir tanı ile açıklanamaması tanımlamada ön plana çıkmaktadır (15, 116, 117). Kronik COVID, uzamış COVID gibi isimlendirmeler de mevcuttur. Tanı yaklaşımı olarak genel kabul görmüş tanısal kriterler henüz belirlenmemiştir (118). Buna rağmen Hastalık Koruma ve Kontrol Merkezi (CDC) tarafından Uluslararası Hastalık Sınıflandırması (ICD) versiyon 10 güncellemesinde U09.9 tanı kodu ile “Post Covid durumlar, tanımlanmamış” tanısı 14 getirilmiştir (119). Hastane yatışı gerektiren, ileri yaş ve komorbiditeleri olan, sekonder bakteriyel pnömoni ve venöz tromboembolizm gibi komplikasyonlar geliştiren, uzamış hastane ve veya yoğun bakım yatışı olan hastalarda daha uzun bir iyileşme dönemi beklenmekte olup bu hastalar Post COVID-19 sendromu ile ilişkili durumlar açısından riskli gruptadır (120, 121, 122, 123). Post COVID-19 Sendromu patofizyolojisinde olası etken mekanizmalar virüse spesifik patofizyolojik değişiklikler, immünolojik sapma ve akut enfeksiyona bağlı inflamatuar hasar, kritik hastalık sonrası sekel beklentisi olarak belirtilmiştir. Kritik hastalık sonrasında fiziksel, kognitif ve psikiyatrik alanlarda yeni veya kötüleşen bozuklukları ifade eden yoğun bakım sonrası sendromu literatürde tanımlanmış olup Post COVID-19 Sendromu ile benzerlikler taşımaktadır (124, 125, 126, 127, 128). Pulmoner, hematolojik, kardiyovasküler, nöropsikiyatrik, renal, endokrin, gastrointestinal, hepatobilier ve dermatolojik sekeller görülebilmektedir (129). Yapılan çalışmalarda sıklığı %7 ile %30 arasında değişmekte olup hastanede yatan hastalarda ayaktan tedavi edilenlere göre daha sık olduğu gösterilmiştir (130, 131, 132). Prevalans ile ilgili olarak CDC tarafından COVID-19 geçirmiş 63.4 milyon bireyin elektronik sağlık kayıtlarının incelendiği bir çalışmada 18 ile 64 yaş arası her 5 kişiden birinin, 65 ve üzeri yaştakilerden ise her 4 kişiden birinin geçirilmiş COVID-19 enfeksiyonuna bağlı bir sağlık sorunu olduğu gösterilmiştir (133). ABD’de yürütülmüş bir modelleme çalışmasında ise 4.3 ile 9.7 milyon arası erişkinin SARS CoV 2 enfeksiyonu sonrası yaşam aktivitelerini kısıtlayacak yeni semptomları olacağı öngörülmüştür (134). Fiziksel sorunlara ek olarak SARS CoV 2 enfeksiyonu sonucu olarak anksiyete, depresyon ve obsesif kompulsif bozukluk gibi mental sağlık sorunları da bildirilmiştir (135). Yine ABD kaynaklı verilerde anksiyete ve depresyon sıklığının 2019 verileri ile karşılaştırıldığında Temmuz 2020’den itibaren önemli derecede arttığı görülmüştür (136, 137). Ayrıca İngiltere’de aşılanmış bireylerin dahil edildiği güncel bir çalışmada omicron varyantına kıyasla delta varyantı ile enfekte olan kişilerde akut enfeksiyon sonrası semptomların devam etme riskinin daha yüksek olduğu bulunmuştur (70). COVID-19 geçiren hastaların yarısında yaşam kalitesinde kötüleşme olduğunu gösteren çalışmalar mevcuttur (138). Uzamış COVID yaşayan hastaların rehabilitasyonu ile ilgili çalışmalar şu 15 aşamada kısıtlı olsa da bir çalışmada 6 haftalık bir rehabilitasyon programının hastaların akciğer fonksiyonu, egzersiz kapasitesi ve yaşam kalitesinde iyileşme sağladığı gösterilmiştir (139). Güncel bir prospektif gözlemsel kohort çalışmada hastane yatışı gerekmeyen hastalarda aşılanma durumunun doz bağımlı olarak SARS CoV 2 enfeksiyonu sonrası sekel gelişimini azalttığı gösterilmiştir (140). Buna rağmen hastalık ciddiyetinden bağımsız olarak hastaların fiziksel ve ruhsal sağlık açısından doğru bir değerlendirmeden geçirilip kişiselleştirilmiş rehabilitasyon programları önerilmesi görüşü ön plana çıkmaktadır (141). Yine 93 uzmanın katılımı ile oluşturulan bir konsensusta hastaların post COVID-19 gelişimi açısından taburculuk öncesi ve taburculuktan 6-8 hafta sonrası taranması ve hastaların rehabilitasyonlarında multidisipliner bir ekibin gerekliliği vurgulanmıştır (142). Başka bir konsensusta ise akut dönem sonrası devam eden solunum sıkıntıları ve solunumsal sekellere dikkat çekilerek dispne, halsizlik, kas güçsüzlüğü, endurans ve denge problemi yaşayan hastalarda rehabilitasyon gerekliliği vurgulanmıştır (143). Benzer şekilde NICE kılavuzunda da etkin bir rehabilitasyon için özellikle halsizlik ve solunumsal semptomların yönetimine yönelik farklı alanlardan uzmanların dahil olacağı multidisipliner bir ekip önerilmektedir (144). 2.1.6. Aşı COVID-19 pandemisi devam ederken farklı platformlarda aşı çalışmaları da devam etmekte olup standart preklinik ve klinik aşamaları geçenlerden uygun görülenlere Dünya Sağlık Örgütü tarafından acil onay verilmiştir (14). SARS CoV ve MERS CoV virüslerine karşı üretilen aşılarla benzer olarak SARS CoV 2 virüsü için de diken proteini aşıların ana hedefi olarak belirlenmiştir (145). Şu an Amerika Birleşik Devletleri’nde kullanılmakta olan mRNA, adjuvan rekombinan protein molekülü ve adenoviral vektör temelli aşılar mevcuttur. mRNA temelli olanlar; BNT162b2 (Pfizer-BioNTech COVID-19 aşısı), mRNA-1273 (Moderna COVID-19 aşısı), adjuvan rekombinan protein temelli olan NVX-CoV2373 (Novavax COVID- 19 aşısı) ve adenoviral vektör temelli olan ise Ad26.COV2.S (Janssen/Johnson & Johnson COVID-19 aşısı) (146, 147, 148, 149). Amerika Birleşik Devletleri dışında kullanılan diğer aşılar; adenoviral vektör temelli ChAdOx1 nCoV-19/AZD1222 (University of Oxford, AstraZeneca, and the Serum Institute of India), Ad5 bazlı https://www.uptodate.com/contents/covid-19-mrna-vaccines-drug-information?search=covid+19+vaccines&topicRef=129849&source=see_link https://www.uptodate.com/contents/covid-19-mrna-vaccines-drug-information?search=covid+19+vaccines&topicRef=129849&source=see_link https://www.uptodate.com/contents/covid-19-adenovirus-vector-vaccines-united-states-and-canada-authorized-for-use-drug-information?search=covid+19+vaccines&topicRef=129849&source=see_link 16 COVID-19 aşısı (CanSino Biologics) ve Gam-COVID-Vac/Sputnik V (Gamaleya Institute), inaktive virüs aşısı olan WIV04 and HB02 (Sinopharm) ve CoronaVac (Sinovac) (150, 151, 152, 153). WHO tarafından onaylanmış aşıların uygulama yolları ve şu ana kadarki çalışmalarda farklı alanlarda etkinlikleri tablo 2.1.’de verilmiştir (154) Tablo 2.1. COVID Aşılarının Uygulama Yolları ve Etkinlikleri Aşı ve aşı türü Önerilen doz sayısı ve uygulama yolu Median aşı etkinliği Etkinlik grubu Tek doz Çift doz Pfizer/BioNtech (BNT162b2) – mRNA İki doz, intramuskuler Enfeksiyon 51% %91.15 Hospitalizasyon 74% %94.8 YBÜ gereksinimi %69.65 %97.3 Mortalite 76% %96.72 Oxford University/ AstraZeneca (ChAdOx1)-Adenoviral vektör İki doz, intramuskuler Enfeksiyon 50% %62.9 Hospitalizasyon %79.5 90% YBÜ gereksinimi 54% 93% Mortalite %86.5 93% Johnson & Johnson (Ad26.COV2.S)- Adenoviral vektör Tek doz, intramuskuler Enfeksiyon %74.2 NA Hospitalizasyon %83.1 NA YBÜ gereksinimi %81.05 NA Mortalite %69.7 NA 17 Tablo 1. Devam Aşı ve aşı türü Önerilen doz sayısı ve uygulama yolu Median aşı etkinliği Etkinlik Grubu Tek Doz Çift Doz Moderna (mRNA-1273) – mRNA İki doz, intramuskuler Enfeksiyon %81.7 %86.9 Hospitalizasyon 89% %96.2 YBÜ gereksinimi %44.5 %98.2 Mortalite %44.5 100% Sinopharm BBIBP- CorV - İnaktive virüs İki doz, intramuskuler Enfeksiyon %14.1 %56.85 Hospitalizasyon 20% 72% YBÜ gereksinimi %8.4 %92.2 Mortalite %27.9 %92.25 Sinovac-CoronaVac - İnaktive virüs İki doz, intramuskuler Enfeksiyon %46.4 %49.9 Hospitalizasyon %21.75 %72.6 YBÜ gereksinimi %45.3 %85.39 Mortalite %66.15 %61.2 Novavax – NVX- CoV2373 - Adjuvan rekombinan protein İki doz, intramuskuler Enfeksiyon NA %89.3 Hospitalizasyon NA NA YBÜ gereksinimi NA NA Mortalite NA NA 18 2.2 Yaşam Kalitesi Kavramı Yaşam kalitesi kavramını tanımlamada gündeme geldiği zamandan itibaren zorluklar olup farklı yaklaşımlar denenmiştir (155). Tamamen sübjektif görüşe dayalı bir yaklaşım veya sübjektif değerlendirmenin yanında objektif tanımlayıcılar da olması gerektiğini savunan görüşler mevcuttur (156, 157). Dünya sağlık örgütü yaşam kalitesi grubu yaşam kalitesini; “Hastanın, hem içinde yaşadığı kültürel yapı ve değerler sistemi bağlamında, hem de kendi amaçları, beklentileri, standartları ve endişeleri açısından yaşamdaki durumu ile ilgili kişisel algısı” olarak tanımlamaktadır. Sağlıkla ilgili yaşam kalitesi kavramı ise genel yaşam kalitesinin bir alt bileşeni olarak değerlendirilmekte ve kişinin kendi ile ilgili zihinsel, fiziksel ve sosyal alanlardaki sağlık algısını kapsamaktadır (158, 159). Medikal tedavi ile kimi zaman yaşam kalitesi pahasına yaşam süresinin uzayabilmesi ya da yaşam süresi uzamadan yaşam kalitesinde iyileşme olabilmesi ile birlikte yaşam kalitesi kavramı 1960’lardan itibaren giderek daha çok önem kazanmaya başlamıştır (160, 161). Genel yaşam kalitesinin bir alt grubu olan sağlıkla ilgili yaşam kalitesi ise bireyin sağlık durumunu ilgilendiren kısmıdır. Sağlıkla ilgili yaşam kalitesinin tanımlamasında da zorluklar ve farklı yaklaşımlar olmakla birlikte tanımlamalarda öne çıkan hastanın sağlık durumu ile ilgili kendi algısı ve sağlık durumu ile ilişkili deneyim ve fonksiyonel kapasitesi olmuştur (162, 163). Bireylerin hem fiziksel ve mental sağlık durumunu değerlendirilmesi hem de sağlık durumunun yaşam kalitesine olan etkisininin değerlendirilmesi açısından sağlıkla ilgili yaşam kalitesi bütüncül yaklaşım açısından öne çıkmaktadır (164, 165). Yaygın olarak kullanılan SF-36 (Short Form- 36, Kısa Form-36), SF-12, Dünya Sağlık Örgütü Sağlıkla İlgili Yaşam Kalitesi Ölçeği (WHOQOL), Nothingham Sağlık Profili (NHP), Hastalık Etki Profili bu gruptaki değerlendirme ölçeklerindendir. (166, 167) Bu ölçekler içerisinde SF-36, WHOQoL ve NHP’nin Türkçe validasyonları mevcuttur (168). Kısa Form-36 Rand Corporation tarafından 1992 yılında geliştirilmiş ve kullanıma sunulmuştur. Bireyin kendini toplam 8 boyutta 36 madde ile değerlendirdiği bir ölçektir. Bunlar; fiziksel fonksiyon, sosyal fonksiyon, rol kısıtlamaları (fiziksel ve emosyonel), mental sağlık, vitalite/enerji, ağrı ve genel sağlıktır. Tek bir toplam puan değil, her bir alt grup için ayrı ayrı puan vermektedir. 19 Puanlama sistemi 0 ile 100 arasında, 0 en kötü, 100 en iyi olacak şekilde değişir (169). Türkçe validasyonu Koçyiğit ve ark. tarafından 1999 yılında “Kısa Form 36’nın Türkçe Versiyonunun Güvenilirliği ve Geçerliliği: Romatizmal hastalığı olan bir grup hasta ile çalışma” isimli çalışma ile yapılmıştır (170). 2006 yılında ise Demiral ve ark. SF-36’nın Türkiye popülasyon normlarını derlemek üzere bir çalışma yürütmüşlerdir(171) 20 3. GEREÇ VE YÖNTEM 3.1. Araştırmanın Tipi, Yeri ve Araştırma Grubu Araştırmanın hastaların demografik özellikleri ve hastane yatışları süresince bakılan parametrelerini içeren kısmı retrospektif, sağlıkla ilgili yaşam kalitesinin değerlendirildiği kısım ise kesitsel kohort çalışmadır. Araştırmaya 01.08.2021 ile 31.05.2022 tarihleri arasında COVID 19 enfeksiyonu tanısı ile Hacettepe Üniversitesi Erişkin Hastanesi’nde hospitalize edilmiş ve taburcu olmuş, genel dahiliye bölümünce araştırma ekibi tarafından takip edilmiş, hastane yatışı süresince yoğun bakım ihtiyacı olmamış, telefon ve/veya yüzyüze görüşmede Kısa Form 36 ölçeğini doldurmayı kabul eden 80 hasta dahil edilmiştir. 3.2. Araştırmanın Etik Kurul Onayı Çalışma için Hacettepe Üniversitesi Girişimsel Olmayan Klinik Araştırmalar Etik Kurul’undan onay alınmıştır (EK-1) (Onay Tarihi: 07.09.2021, Karar No: 2021/17-33, Proje No: GO 21/936). 3.3. Araştırmanın Yöntemi ve Veri Toplama Araçları Etik kurul onayı alındıktan sonra COVID 19 enfeksiyonu nedeni ile hospitalize edilmiş ve taburcu olmuş hastaların hastane yatışlarına ait veriler veri toplama formu (EK-2) eşliğinde Hacettepe Üniversitesi otomasyon sistemi üzerinden retrospektif olarak taranmıştır. Gönüllü katılım formu (EK-3) ile araştırmaya katılmaya onam veren hastaların sağlıkla ilgili yaşam kalitesini değerlendirmek üzere Kısa Form 36 ölçeği (EK-4) kullanılmıştır. Kısa Form 36 ölçeğinin Türkçe uyarlaması, geçerlilik ve güvenilirlik çalışması 1999 yılında Koçyiğit ve ark. tarafından yapılmıştır. Ölçeğin çalışmamızda kullanımı için gerekli izin alınmıştır. (EK-5) 21 3.4. Verilerin Toplanması U07.3 tanı kodu ile hospitalize edilmiş hastaların hastane yatışı sürelerine ilişkin veriler veri toplama formu eşliğinde Hacettepe Üniversitesi Hastanesi otomasyon sistemi üzerinden toplanmıştır. Hastalara öncelikle çalışmanın kapsamı ve nasıl yürütüleceği anlatıldıktan sonra kabul eden ve onam veren hastaların sağlıkla ilgili yaşam kalitesini değerlendirmek üzere doldurulacak olan Kısa form-36 ölçeği telefon ile kişilere ulaşılarak ve/veya yüz yüze görüşme ile uygulanmıştır. Yüzyüze olan görüşmeler hastalar taburculuk sonrası kontrol için polikliniğe başvurdukları zaman yapılmıştır. Yüzyüze olan görüşmelerde hastadan gönüllü katılım formu ile onam alınmış, telefon ile olan görüşmelerde ise gönüllü katılım formunun içeriği hastaya okunarak sözlü onam alınmıştır. Telefon ile olan görüşmelerde onam alınırken hasta bilgilendirilerek onam kayıt altına alınmıştır. 3.5. Verilerin Analizi Verilerin analizinde hasta grubunun genel özelliklerinin sayı ve yüzde dağılımları incelenmiş, hastaların taburculuk sonrası Kısa Form 36 ölçeğinden aldıkları puanlara göre karşılaştırmalar yapılmıştır. Hastaların COVID 19 enfeksiyonu için aldıkları tedaviler, hastanede yatış süreleri, yatış süresince veri toplama formu eşliğinde taranmış olan laboratuvar tetkikleri ile Kısa Form 36 ölçeğinden aldıkları puanlardaki değişim incelenmiştir. Verilerin İstatistiksel analizler Statistical Package for the Social Scienses (SPSS, IBM, Armonk, NY) 25. versiyon kullanılarak yapılmıştır. Verilerin tanımlanmasında sayı, yüzde, ortalama ± standart sapma, ortanca, minumum ve maksimum değerler kullanıldı. Kategorik değişkenlerin değerlendirmesinde Pearson Ki-Kare Testi uygulanmıştır. Değişkenlerin normal dağılıma uygunluğu görsel ve analitik yöntemler kullanılarak incelenmiştir. Normal dağılıma uyduğu saptanan değişkenler için; iki bağımsız grup arasındaki istatistiksel anlamlılıklarda Student’s T Testi, normal dağılıma uymadığı saptanan değişkenler için ise; Mann-Whitney U Testi, üç bağımsız grup arasında ANOVA veya Kruskal Wallis Testi istatistiksel yöntem olarak kullanılmıştır. Değişkenler arasındaki ilişki lineer regresyon analizi ile değerlendirilmiştir. İstatistiksel anlamlılık düzeyi p<0,05 olarak kabul edilmiştir. 22 3.6. Araştırmanın Bütçesi Araştırma bütçesi için herhangi bir kişi veya kurumdan ek destek alınmamıştır. Çalışma için gereken teknik olanaklar bizzat araştırmacılarca karşılanmıştır. 23 4. BULGULAR Çalışmamıza Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi’nde SARS CoV 2 enfeksiyonu nedeni ile hastane yatışı ve taburculuğu olmuş 80 hasta dahil edildi. Hastaların yaş ortalaması 50,8 (±16,8) olarak saptandı (minimum 20, maksimum 86). Hastaların %38,8’i (n=31) 45 yaşın altında, %30’u (n=24) 45 ile 60 yaş arasında, %31,3’ü (n=25) 60 yaşın üzerindeydi. Cinsiyet dağılımına bakıldığında %42,5 (n=34) erkek, %57,5 (n=46) kadın olarak saptandı. Hastaların %11,3’ü (n=9) alkol ve %31,3’ü (n=25) sigara kullanıyordu. %16,3’ü (n=13) bekar olarak saptandı. Hastaların eğitim durumu incelendiğinde %38,8 (n=31) üniversite, %32,5’i (n=26) ilkokul ve geriye kalan hastaların ise ortaokul ve lise mezunu olduğu görüldü. VKİ ortalaması 26,7 (±4,5) kg/m2 olarak saptandı (minimum 18,5 kg/m2, maksimum 40,8 kg/m2). VKİ değerlendirmesine göre hastaların %42,5’i (n=34) normal kiloda, %36,3’ü (n=29) fazla kilolu ve %21,3’ü (n=17) obez olarak saptandı. Hastaların SF- 36 ölçeğinden aldıkları değerler; fiziksel fonksiyon 81,3(±22,9), fiziksel rol kısıtlaması 70,9(±39,4), emosyonel rol kısıtlanması 75,8(±37,1), vitalite 52,9(±18,3), ruhsal sağlık 67,1(±14,8), sosyal işlev 72,9(±21,8), ağrı 71,5(±25,2) ve genel sağlık 63,6(±20,9) olarak saptandı. COVID enfeksiyonu öncesi aşı durumlarına bakıldığında hastaların %32,5’i (n=26) aşısız ve %6,3’ü (n=5) tek doz aşılı, diğer hastalar 2 veya daha fazla doz aşılı durumdaydı. Servis yatışında çekilen toraks bilgisayarlı tomografisinde hastaların %58,8’inde (n=47) pnömoni bulgusu saptandı. Ortalama servis yatış günü sayısı 8 olarak saptandı. En kısa yatış günü 1 gün iken en uzun yatış günü 27 olarak saptandı. Servis yatışındaki tedavilere bakıldığı zaman hastaların %67,5’inin (n=54) favipravir ve %10’unun (n=8) molnupiravir tedavisi aldığı görüldü. Hastaların %90’ı (n=72) heparin veya enoksaparin olarak antikoagülan tedavi aldı. Hastaların %22,5’inin (n=18) oksijen ihtiyacı olurken %30 (n=24) hasta steroid tedavisi aldı. Hastaların eşlik eden komorbiditeleri incelendiğinde %17,5’inde (n=14) diyabet, %25’inde (n=20) hipertansiyon, %10’unda (n=8) kronik böbrek hastalığı, %16,3’ünde (n=13) akciğer ilişkili hastalık ve %5’inde (n=4) romatolojik hastalık, %17,5’inde(n=14) kardiyak hastalık saptandı. 1 hastanın lenfoma nedeni ile OKİT öyküsü, 5 hastanın renal transplant öyküsü ve 8 hastanın da malignite öyküsü mevcuttu. 33 hastanın eşlik eden komorbiditesi bulunmazken, 1 hasta gebeydi. 24 Hastaların rutin ilaç kullanımlarına bakıldığında %15’i (n=12) ACEi ya da ARB grubu ilaç, %12,5’i (n=10) steroid, %12,5 (n=10) ise steroid dışı immünsüpresif tedavi almaktaydı. Çalışmada hastaların yatışları süresince bakılan en kötü laboratuvar değerleri kullanıldı. Bu değerler incelendiğinde %47,5 (n=38) hastada anemi saptandı. Hastaların %56,3’ünde (n=45) albümin düşüklüğü, %70’inde (n=56) lenfopeni, %28,8’inde (n=23) CK yüksekliği, %48,8’inde (n=39) troponin yüksekliği, %40’ında (n=32) ALT yüksekliği, %38,8’inde (n=31) AST yüksekliği, %11,3’ünde (n=9) ferritin yüksekliği, %91,3’ünde (n=73) CRP yüksekliği ve %35’inde (n=28) prokalsitonin yüksekliği saptandı. Hastaların bazal kreatinin değerleri üzerinden yapılan değerlendirmede %23,8’inde (n=19) akut böbrek hasarı tablosu saptandı. Hastaların bazal demografik özellikleri, servis yatışlarına ilişkin veriler ve SF-36 ölçeği puanlarına ilişkin veriler tablo 4.1’de verilmiştir. Tablo 4.1 Bazal Karakteristikler Yaş(Yıl) 50.8(±16.8) Cinsiyet(n,%) Erkek 34(%42.5) Kadın 46(%57.5) Alkol (n,%) Var 9(%11.3) Yok 71(%88.8) Sigara(n,%) Var 25(%31.3) Yok 55(%68.8) Medeni Hal(n,%) Evli 67(%83.8) Bekar 13(%16.3) Eğitim Durumu(n,%) İlkokul 26(%32.5) Ortaokul 6(%7.5) Lise 17(%21.3) Üniversite 31(%38.8) VKİ (kg/m2) 26.75(±4.6) Aşı Doz Sayısı(n,%) Aşısız 26(%32.5) Bir 5(%6.3) İki 30(%37.5) Üç ve fazla 19(%23.8) 25 Tablo 4.1 Devam Pnömoni(n,%) Var 47(%58.8) Yok 33(%41.3) Yatış Gün Sayısı 8.0(±5.6) Favipravir(n,%) Var 54(%67.5) Yok 26(%32.5) Antikoagülan(n,%) Var 72(%90) Yok 8(%10) Molnupravir(n,%) Var 8(%10) Yok 72(%90) Oksijen Tedavisi(n,%) Var 18(%22.5) Yok 62(%77.5) Steroid Tedavisi(n,%) Var 24(%30) Yok 56(%70) Komorbidite(n,%) Diyabet 14(%17.5) Hipertansiyon 20(%25) KBH 8(%10) Akciğer Hastalığı 13(%16.3) Malignite 8(%10) Transplant Öyküsü 6(%7.5) Romatolojik Hastalık 4(%5) Kardiyak Hastalık 14(%17.5) Rutin İlaç ACE-ARB 12(%15) Steroid 10(%12.5) İmmunsupresif 10(%12.5) Laboratuvar Değerleri Hemoglobin Düşük 38(%47,5) Normal 42(%52,5) Lenfosit Düşük 56(%70) Normal 24(%30) Albümin Düşük 45(%56,3) Normal 35(%43,8) 26 Tablo 4.1 Devam CK* Normal 46(%57,5) Yüksek 23(%28,8) LDH* Normal 34(%42,5) Yüksek 39(%48,8) Troponin* Normal 50(%62,5) Yüksek 7(%8,8) ALT Normal 48(%60) Yüksek 32(%40) AST Normal 49(%61,3) Yüksek 31(%38,8) Ferritin Normal 71(%88,8) Yüksek 9(%11,3) CRP Normal 7(%8,8) Yüksek 73(%91,3) Prokalsitonin Normal 52(%65) Yüksek 28(%35) ABH Yok 61(%76,3) Var 19(%23,8) SF-36 Fiziksel Fonksiyon 81.3(±22.9) Fiziksel Rol Kısıtlanması 70.9(±39.4) Emosyonel Rol Kısıtlanması 75.8(±37.1) Vitalite 52.9(±18.3) Ruhsal Sağlık 67.1(±14.8) Sosyal İşlev 72.9(±21.8) Ağrı 71.5(±25.2) Genel Sağlık 63.6(±20.9) ACEi: Anjiyotensin Dönüştürücü Enzim İnhibitörü, ALT: Alanin Aminotransferaz, ARB: Anjiyotensin Reseptör Blokörü, AST: Aspartat Aminotransferaz, CK: Kreatinin Kinaz, CRP: C- Reaktif Protein, KBH: Kronik Böbrek Hastalığı, LDH: Laktat Dehidrogenaz, VKİ: Vücut Kitle İndeksi *:11 hastanın CK değerine, 7 hastanın LDH değerine, 23 hastanın troponin değerine ulaşılamadı. 27 Hastaların bazal demografik özellikleri ile SF-36 puanları karşılaştırıldı. Yaş gruplarına göre yapılan karşılaştırmada 60 yaşından büyük olan hastaların fiziksel fonksiyon (p<0.001), sosyal işlev (p=0.007), ağrı (p=0.038), fiziksel rol kısıtlılığı (p=0.018), emosyonel rol kısıtlılığı (p=0.009) ve genel sağlık (p=0.046) puanları daha genç hasta grubuna göre anlamlı olarak daha düşük bulundu. Yapılan post hoc analizde fiziksel fonksiyon puanlarındaki anlamlı farkın 60 yaş üzeri gruptan kaynaklandığı, sosyal işlev ve emosyonel rol kısıtlılığı puanlarındaki anlamlı farkın 45 yaş altı gruptan kaynaklandığı, ağrı, fiziksel rol kısıtlılığı ve genel sağlık puanlarındaki farkın ise 45 yaş altı ve 60 yaş üstü grupların karşılaştırılmasından kaynaklandığı görülmüştür. Cinsiyete göre yapılan karşılaştırmada kadınların genel sağlık puanı erkeklere göre anlamlı olarak daha düşük bulundu (p=0.023). Hastaların medeni durumuna göre yapılan karşılaştırmada bekar olan hastaların emosyonel rol kısıtlılığı puanı evli olanlara göre anlamlı olarak daha yüksek saptandı (p=0.005). Eğitim durumuna göre yapılan incelemede ilkokul mezunu olanların fiziksel fonksiyon (p<0.001), sosyal işlev (p=0.017), ağrı (p=0.014), fiziksel rol kısıtlılığı (p=0.003), emosyonel rol kısıtlılığı (p=0.013) ve genel sağlık (p=0.02) puanları daha yüksek eğitim düzeyine sahip hastalara göre anlamlı olarak daha düşük bulundu. Yapılan post hoc analizde fiziksel fonksiyon ve fiziksel rol kısıtlılığı puanlarındaki anlamlı farkın ilkokul eğitim düzeyine sahip gruptan kaynaklandığı, ağrı, emosyonel rol kısıtlılığı ve genel sağlık puanlarının ilkokul ve üniversite eğitim düzeylerine sahip grupların karşılaştırılmasından kaynaklandığı, sosyal işlev puanındaki anlamlı farkın ise ilkokul ve ortaokul eğitim düzeylerine sahip grupların karşılaştırmasından kaynaklandığı görülmüştür. Alkol kullanımına göre bakıldığında alkol kullanan hastaların fiziksel fonksiyon (p=0.035) ve ağrı (p=0.01) puanları kullanmayanlara göre anlamlı olarak daha yüksek saptandı. Sigara kullanımı ve VKİ’ye göre yapılan karşılaştırmalarda ise SF-36 puanları arasında anlamlı fark bulunmadı. Hastaların bazal demografik özellikleri ve SF-36 puanlarına ilişkin bulgular tablo 4.2’de verilmiştir. 28 Tablo 4.2 Bazal Demografik Özellikler ve SF-36 Puanları Karşılaştırması Fiziksel Fonksiyon (Ortalama,Ss) p Sosyal İşlev (Ortalama,Ss) p Ağrı (Ortalama, Ss) p Vitalite (Ortalama, Ss) p Rol Kısıtlılığı- Fiziksel (Ortalama,Ss) p Rol Kısıtlılığı- Emosyonel (Ortalama, Ss) p Ruhsal Sağlık (Ortalama, Ss) p Genel Sağlık (Ortalama, Ss) p Yaş <45(n=31) 91.1(±15.4) <0.001θ 82.0(±18.6) 0.007θ 77.8(±26.8) 0.038θ 56.1(±17.3) 0.146γ 81.4(±37.1) 0.018θ 90.3(±27.5) 0.009θ 69.3(±13.9) 0.411γ 66.1(±21.9) 0.046θ 45-60(n=24) 86.0(±12.7) 66.2(±23.0) 70.2(±24.7) 55.0(±22.0) 71.9(±37.1) 65.3(±41.1) 67.7(±17.1) 69.1(±19.6) >60(n=25) 64.8(±29.0) 68.0(±21.3) 64.9(±22.5) 47.0(±14.9) 57.0(±41.8) 68.0(±39.1) 64.0(±13.3) 55.0(±18.7) Cinsiyet Erkek(n=34) 83.5(±21.3) 0.507β 77.4(±21.6) 0.065β 74.6(±23.8) 0.341β 55.9(±20.5) 0.220α 72.8(±38.6) 0.682β 82.4(±33.1) 0.157β 68.7(±15.3) 0.426α 69.4(±20.7) 0.023β Kadın(n=46) 79.8(±24.1) 69.6(±21.7) 69.2(±26.1) 50.8(±16.5) 69.6(±40.6) 71.1(±39.5) 66.0(±14.3) 59.2(±20.1) Medeni Hal Evli(n=67) 79.3(±24.2) 0.074β 71.7(±21.9) 0.200β 69.5(±25.1) 0.076β 52.1(±18.5) 0.352α 69.0(±40.0) 0.165β 71.1(±38.9) 0.005β 66.2(±15.4) 0.226α 63.4(±21.8) 0.723β Bekar(n=13) 92.3(±8.6) 79.0(±21.4) 81.7(±23.7) 57.3(±17.4) 80.8(±37.0) 100.0(±0.0) 71.7(±10.5) 63.4(±15.9) Eğitim Durumu İlkokul(n=26) 61.9(±27.4) <0.001θ 67.8(±20.7) 0.017θ 61.4(±24.4) 0.014θ 47.3(±14.7) 0.208γ 52.9(±40.8) 0.003θ 61.5(±38.5) 0.013θ 62.9(±12.4) 0.212γ 53.2(±18.1) 0.020θ Ortaokul(n=6) 93.3(±6.1) 94.1(±6.5) 75.0(17.0) 62.5(±10.4) 100.0(±0.0) 100.0(±0.0) 75.1(±12.6) 66.7(±11.7) Lise(n=17) 88.8(±15.3) 70.7(±20.9) 69.4(±26.6) 54.7(±21.9) 73.5(±40.0) 74.5(±43.4) 69.9(±18.9) 67.9(±18.3) Üniversite(n=31) 91.3(±11.5) 74.3(±23.3) 80.4(±23.9) 54.8(±19.6) 79.0(±36.6) 83.8(±32.0) 67.6(±13.9) 69.2(±23.1) Alkol Var(n=9) 94.4(±5.8) 0.035β 79.2(±16.5) 0.474β 89.2(±18.3) 0.010β 60.0(±17.3) 0.223α 86.1(±33.3) 0.182β 85.2(±33.8) 0.399β 73.3(±13.2) 0.183α 63.3(±20.5) 0.976β Yok(n=71) 79.1(±23.7) 72.1(±22.4) 69.3(±25.1) 52.0(±18.4) 69.0(±40.0) 74.6(±37.6) 66.3(±14.8) 63.6(±21.0) Sigara Var(n=25) 83.8(±20.6) 0.665β 73.1(22.6) 0.996β 71.2(±25.8) 0.916β 54.4(±19.5) 0.634α 67.0(±43.7) 0.726β 76.0(±35.4) 0.760β 68.4(±14.2) 0.598α 64.2(±19.2) 0.933β Yok(n=55) 80.3(±23.9) 72.8(±21.9) 71.6(±25.1) 52.2(±17.9) 72.7(±37.7) 75.8(±38.2) 66.5(±15.1) 63.2(±21.7) VKİ Normal(n=34) 86.8(±18.0) 0.129θ 72.5(±21.8) 0.447θ 73.7(±26.0) 0.522θ 49.8(±15.2) 0.413γ 76.4(±35.3) 0.554θ 73.5(±40.0) 0.952θ 66.4(±14.5) 0.751γ 66.7(±17.4) 0.403θ Fazla Kilolu(n=29) 80.8(±22.4) 76.4(±21.3) 71.1(±25.8) 54.3(±21.8) 66.4(±43.4) 78.1(±34.8) 68.8(±15.5) 58.9(±22.3) Obez(n=17) 71.4(±29.4) 67.8(±23.1) 67.6(±23.2) 56.5(±17.7) 67.6(±41.2) 76.4(±36.8) 65.9(±14.6) 65.0(±24.2) α:T-test, γ:ANOVA, θ:Kruskal-Wallis, β:Mann Whitney U, Ss: Standart Sapma VKİ: Vücut Kitle İndeksi 29 Aşı türüne bakılmaksızın COVID enfeksiyonu öncesi doz sayısına göre yapılan karşılaştırmada 3 ve daha fazla doz aşı yapılmış hastaların fiziksel fonksiyon (p=0.003) ve ağrı (p=0.011) puanları daha az sayıda doz aşısı olanlara göre anlamlı olarak daha düşük saptandı. Etkin aşı dozunun genel olarak 2 kabul edilmesi üzerine 2 ve daha fazla doz aşısı olanlar ile 2’den daha az doz aşısı olanlar arasında yapılan karşılaştırmada SF-36 puanları arasında anlamlı bir fark bulunmadı. SARS CoV 2 enfeksiyonuna bağlı pnömonisi olanlar ve olmayanlar arasında yapılan karşılaştırmada SF-36 puanları arasında anlamlı fark saptanmadı. Hastaların servis yatışlarında aldıkları tedavilere göre yapılan karşılaştırmada favipiravir, antikoagülan veya steroid kullanımı ile taburculuk sonrası SF-36 puanları arasında anlamlı ilişki saptanmadı. Molnupiravir kullanımına bakıldığında molnupiravir alan hastaların almayanlara göre fiziksel fonksiyon (p=0.005), ağrı (p=0.022) ve fiziksel rol kısıtlılığı (p=0.005) puanları anlamlı olarak daha düşük bulundu. Oksijen tedavisi açısından bakıldığında ise servis yatışında oksijen ihtiyacı olan hastaların olmayanlara göre fiziksel fonksiyon puanları anlamlı olarak daha düşük bulundu (p=0.009). Hastaların COVID aşı durumları ve yatış süresinde aldıkları tedavilere ilişkin veriler tablo 4.3’te verilmiştir. 30 Tablo 4.3: COVID aşı durumları ve aldıkları tedaviler ile SF-36 Puanları Karşılaştırması Fiziksel Fonksiyon (Ortalama,Ss) p Sosyal İşlev (Ortalama,Ss) p Ağrı (Ortalama, Ss) p Vitalite (Ortalama, Ss) p Rol Kısıtlılığı- Fiziksel (Ortalama,Ss) p Rol Kısıtlılığı- Emosyonel (Ortalama,Ss) p Ruhsal Sağlık (Ortalama, Ss) p Genel Sağlık (Ortalama, Ss) p Covid öncesi doz sayısı 0(n=26) 84.4(±18.1) 0.003θ 74.0(±21.2) 0.427θ 69.3(±25.1) 0.011θ 55.5(±19.3) 0.341γ 74.0(±39.0) 0.086θ 73.1(±40.0) 0.893θ 66.1(±16.2) 0.737γ 62.3(±19.4) 0.414θ 1(n=5) 95.0(±7.1) 83.0(±7.4) 94.0(±5.5) 60(±7.1) 95.0(±11.2) 80.0(±44.7) 71.0(±7.0) 73.0(±18.9) 2(n=30) 86.7(±18.4) 74.6(±21.9) 76.1(±27.2) 53.3(±19.6) 75.0(±38.8) 76.6(±38.3) 68.8(±14.9) 66.3(±22.7) 3+(n=19) 65.3(±30.0) 65.9(±24.4) 61.3(±20.4) 46.8(±16.4) 53.9(±41.9) 77.1(±31.6) 64.8(±14.2) 58.4(±20.3) Pnömoni Yok(n=33) 83.0(±22.2) 0.418β 74.3(±22.6) 0.562β 74.9(±26.0) 0.221β 54.2(±18.5) 0.597α 74.2(±40.2) 0.377β 79.8(±35.3) 0.427β 68.9(±16.2) 0.355α 64.5(±20.2) 0.720β Var(n=47) 80.2(±23.5) 71.9(±21.5) 69.1(±24.6) 52.0(±18.4) 68.6(±39.2) 73.0(±38.4) 65.8(±13.6) 62.8(±21.5) Favipravir Yok(n=26) 78.3(±24.5) 0.339β 76.1(±21.5) 0.326β 63.7(±27.2) 0.078β 51.3(±17.3) 0.594α 62.5(±45.4) 0.248β 79.5(±37.8) 0.394β 67.8(±16.1) 0.768α 66.7(±20.7) 0.386β Var(n=54) 82.9(±22.2) 71.4(±22.0) 75.3(±23.5) 53.7(±17.2) 75.0(±36.0) 74.1(±37.0) 66.8(±14.2) 62.0(±20.9) Antikoagülan Yok(n=8) 81.9(±17.7) 0.744β 81.3(±16.4) 0.298β 67.2(±20.9) 0.411β 54.4(±19.7) 0.628β 75.0(±26.7) 0.722β 75.0(±29.6) 0.623β 66.5(±17.4) 0.898α 68.8(±17.7) 0.551β Var(n=72) 81.3(±23.5) 72.0(±22.3) 72.0(±25.7) 52.8(±18.3) 70.4(±40.8) 75.9(±38.0) 67.2(±14.6) 62.9(±21.2) Molnupiravir Yok(n=72) 83.1(±22.2) 0.005β 73.5(±21.6) 0.465β 73.5(±24.9) 0.022β 54.0(±18.2) 0.122β 75.0(±37.3) 0.005β 75.0(±38.3) 0.813β 66.7(±14.8) 0.584β 64.7(±21.1) 0.105β Var(n=8) 65.7(±24.1) 67.2(±25.0) 53.1(±21.1) 43.1(±17.5) 34.4(±42.1) 83.3(±25.2) 70.5(±15.3) 53.1(±16.2) Oksijen Yok(n=62) 85.4(±18.4) 0.009β 73.6(±21.5) 0.637β 74.0(±24.6) 0.080β 54.0(±18.9) 0.325α 75.0(±35.9) 0.193β 78.5(±35.2) 0.278β 67.5(±15.6) 0.647α 64.8(±20.8) 0.314β Var(n=18) 67.5(±30.9) 70.4(±23.3) 62.9(±25.9) 49.1(±16.5) 56.9(±48.3) 66.7(±42.8) 65.7(±11.4) 59.4(±21.0) Steroid Yok(n=56) 84.8(±18.2) 0.221β 72.8(±36.4) 0.889β 73.1(±24.4) 0.337β 53.4(±18.1) 0.737α 73.7(±36.4) 0.662β 79.1(±33.4) 0.440β 67.5(±15.4) 0.739α 63.8(±20.9) 0.883β Var(n=24) 73.3(±30.1) 73.1(±22.5) 67.7(±27.1) 51.9(±19.4) 64.5(±46.0) 68.1(±44.5) 66.3(±13.3) 62.9(±21.3) Doz sayısı_2 0-1 doz(n=31) 86.1(±17.2) 0.181β 75.5(±19.8) 0.511β 73.3(±24.8) 0.638β 56.2(±17.9) 0.196α 77.4(±36.7) 0.220β 74.2(±40.1) 0.839β 66.9(±15.2) 0.923α 64.0(±19.4) 0.984β 2+doz(n=49) 78.3(±25.5) 71.2(±23.1) 70.3(±25.6) 50.8(±18.5) 66.8(±40.9) 76.8(±35.5) 67.3(±14.6) 63.2(±21.9) γ:ANOVA, α:T-test,θ:Kruskal-Wallis, β:Mann-Whitney U, Ss: Standart Sapma 31 Komorbiditesi olanlar ve olmayanlar arasında yapılan karşılaştırmada en az bir komorbiditesi olan hastaların olmayanlara göre fiziksel fonksiyon (p<0.001), sosyal işlev (p=0.029), ağrı (p=0.001), fiziksel rol kısıtlılığı (p=0.002) ve genel sağlık (p=0.037) puanları anlamlı olarak daha düşük saptandı. Komorbiditeler ayrı ayrı incelendiğinde hipertansiyonu olan hastaların fiziksel fonksiyon (p<0.001), vitalite (p=0.025) ve fiziksel rol kısıtlılığı (p=0.004) puanları anlamlı olarak daha düşük bulundu. Malignitesi olanlar ve olmayanlar karşılaştırıldığında malignitesi olanların fiziksel fonksiyon (p=0.007), sosyal işlev (p=0.024), ağrı (p=0.013) ve fiziksel rol kısıtlılığı (p<0.001) puanları olmayanlara göre anlamlı olarak daha düşük bulundu. Akciğer ilişkili hastalığı olanlara bakıldığında ise fiziksel fonksiyon (p=0.033), sosyal işlev (p=0.039) ve ağrı (p=0.019) puanları olmayanlara göre anlamlı olarak daha düşük saptandı. Kardiyak hastalığı olanlara bakıldığında ise ruhsal sağlık dışındaki tüm alanlarda kardiyak hastalığı olmayanlar ile yapılan karşılaştırmada SF-36 puanları anlamlı olarak daha düşük puanlar bulundu. Diyabet, transplant öyküsü ve romatolojik hastalığı olanlar ve olmayanlar arasında yapılan karşılaştırmada ise anlamlı fark saptanmadı. Hastaların rutin ilaç kullanımlarına bakıldığında ise ACEi veya ARB grubu ilaç kullananların fiziksel fonksiyon (p=0.005) ve fiziksel rol kısıtlılığı (p=0.023) puanları anlamlı olarak daha düşük bulundu. Steroid ve steroid dışı immünsüpresif tedavi alanlar ve almayanlar arasında yapılan karşılaştırmada ise anlamlı bir fark saptanmadı. Hastaların eşlik eden komorbiditeleri ve rutin kullandıkları ilaçlara ilişkin veriler tablo 4.4’te verilmiştir. 32 Tablo 4.4: Komorbiditeler, rutin ilaçlar ve SF 36 Puanları karşılaştırması Fiziksel Fonksiyon (Ortalama,Ss) p Sosyal İşlev (Ortalama,Ss) p Ağrı (Ortalama, Ss) p Vitalite (Ortalama, Ss) p Rol Kısıtlılığı- Fiziksel (Ortalama,Ss) p Rol Kısıtlılığı- Emosyonel (Ortalama, Ss) p Ruhsal Sağlık (Ortalama, Ss) p Genel Sağlık (Ortalama, Ss) p Komorbidite varlığı Yok(=33) 92.0(±14.4) <0.001β 80.0(±16.0) 0.029β 82.0(±22.0) 0.001β 57.2(±16.1) 0.077α 84.8(±33.6) 0.002β 77.8(±38.9) 0.397β 70.7(±13.4) 0.066α 69.3(±20.3) 0.037β Enaz1(n=47) 73.9(±24.8) 67.9(±24.1) 64.1(±24.8) 49.9(±19.4) 61.2(±75.0) 74.4(±36.3) 64.6(±15.3) 59.4(±20.5) Diyabet Yok(n=66) 83.9(±20.4) 0.052β 73.6(±22.0) 0.472β 73.1(±24.9) 0.161β 54.2(±18.0) 0.169α 74.2(±37.7) 0.075β 76.7(±37.4) 0.359β 67.6(±14.6) 0.528α 64.8(±20.4) 0.397β Var(n=14) 69.2(±30.2) 69.9(±21.4) 63.6(±25.9) 46.8(±19.6) 55.3(±45.1) 71.4(±36.6) 64.8(±15.9) 57.9(±22.8) Hipertansiyon Yok(n=60) 87.5(±16.0) <0.001β 74.2(±21.3) 0.375β 74.3(±24.9) 0.061β 55.6(±18.1) 0.025α 77.9(±35.4) 0.004β 78.3(±35.7) 0.280β 68.1(±14.7) 0.275α 66.0(±19.9) 0.123β Var(n=20) 63.0(±30.1) 68.9(±23.6) 63.3(±24.9) 45.0(±17.2) 50.0(±44.4) 68.3(±41.1) 64.0(±14.8) 56.0(±22.3) KBH Yok(n=72) 81.9(±22.4) 0.327β 71.9(±22.3) 0.290β 65.4(±25.4) 0.974β 53.2(±18.6) 0.987β 69.8(±40.0) 0.551β 74.1(±38.4) 0.335β 66.9(±15.2) 0.765β 63.6(±20.5) 0.955β Var(n=8) 76.3(±28.1) 81.6(±15.1) 72.8(±24.4) 50.6(±17.2) 81.2(±34.7) 91.7(±15.4) 69.0(±10.8) 62.5(±25.4) Malignite Yok(n=72) 83.5(±21.7) 0.007β 74.8(±21.3) 0.024β 73.9(±24.1) 0.013β 54.0(±18.8) 0.053β 76.4(±37.0) <0.001β 76.4(±36.5) 0.770β 67.5(±15.0) 0.529α 64.7(±20.5) 0.118β Var(n=8) 61.9(±25.2) 56.2(±21.2) 50.1(±25.7) 43.1(±10.3) 21.9(±24.8) 70.8(±45.2) 64.0(±13.1) 53.1(±22.5) Akciğer Hastalığı Yok(n=67) 83.5(±20.8) 0.033β 74.9(±21.6) 0.039β 74.0(±25.4) 0.019β 53.6(±17.6) 0.430α 74.3(±37.7) 0.107β 76.6(±38.1) 0.314β 68.2(±15.1) 0.136α 65.0(±20.8) 0.169β Var(n=13) 70.4(±30.1) 62.5(±21.0) 58.8(±20.5) 49.2(±22.5) 53.8(±45.5) 71.8(±32.9) 61.5(±11.6) 56.1(±20.3) Transplant Yok(n=74) 81.1(±23.6) 0.802β 71.7(±21.9) 0.059β 71.2(±24.7) 0.523β 52.4(±17.9) 0.391α 70.3(±39.6) 0.592β 73.9(±37.9) 0.071β 66.5(±14.6) 0.158α 62.6(±21.0) 0.189β Var(n=6) 85.0(±12.6) 87.9(±15.8) 74.5(±32.8) 59.2(±24.2) 79.1(±40.0) 100.0(±0.0) 75.3(±15.9) 75.9(±15.9) Romatolojik Hastalık Yok(n=76) 80.7(±23.2) 0.239β 72.8(±21.3) 0.587β 70.8(±25.1) 0.230β 52.4(±18.0) 0.288α 70.7(±39.9) 0.975β 67.3(±37.6) 0.725β 66.8(±14.5) 0.725β 63.6(±20.9) 0.958β Var(n=4) 93.7(±9.4) 75.0(±35.4) 83.8(±26.3) 62.5(±26.3) 75.0(±35.4) 74.9(±32.0) 73.0(±21.3) 63.8(±23.9) Kardiyak Hastalık Yok(n=66) 86.0(±19.3) <0.001β 76.2(±19.2) 0.012β 74.9(±24.4) 0.006β 55.0(±17.1) 0.028α 77.3(±36.1) 0.002β 80.3(±35.6) 0.005β 68.6(±13.9) 0.055α 66.4(±20.0) 0.016β Var(n=14) 59.6(±26.4) 57.1(±27.1) 55.7(±23.3) 43.2(±21.5) 41.1(±42.3) 54.8(±38.4) 60.3(±17.1) 50.0(±20.0) ACEi-ARB Yok(n=68) 83.7(±22.0) 0.005β 73.5(±21.3) 0.684β 73.3(±25.3) 0.076β 53.6(±18.5) 0.307α 74.6(±38.0) 0.023β 77.9(±36.7) 0.122β 66.9(±14.9) 0.763α 64.9(±20.5) 0.233β Var(n=12) 68.3(±24.5) 68.9(±25.4) 61.5(±22.5) 47.9(±17.5) 50.0(±42.6) 63.9(±38.8) 68.3(±14.3) 55.8(±21.8) Steroid Yok(n=70) 80.6(±24.0) 0.947β 72.6(±21.6) 0.623β 70.7(±24.8) 0.288β 52.9(±18.1) 0.991α 72.4(±39.3) 0.717β 75.2(±37.5) 0.751β 66.4(±14.8) 0.364β 63.2(±21.2) 0.832β Var(n=10) 86.5(±11.3) 75.3(±24.5) 77.2(±28.4) 53.0(±20.7) 67.5(±42.6) 80.0(±35.9) 72.0(±13.9) 66.0(±18.8) İmmünsüpresif Yok(n=70) 81.2(±23.8) 0.529β 73.1(±21.2) 0.976β 72.2(±24.3) 0.745β 53.4(±18.0) 0.420β 73.2(±38.6) 0.223β 74.8(±37.4) 0.401β 66.7(±14.9) 0.450β 63.1(±21.0) 0.742β Var(n=10) 82.5(±15.3) 71.4(±27.3) 67.0(±31.5) 50.0(±21.7) 55.0(±43.8) 83.3(±36.1) 70.0(±14.0) 67.0(±20.4) α:T-test,β:Mann-Whitney U, ACEi: Anjiyotensin Dönüştürücü Enzim İnhibitörü,ARB: Anjiyotensin Reseptör Blokörü, KBH: Kronik Böbrek Hastalığı, Ss: Standart Sapma 33 Hastaların servis yatışlarındaki en kötü laboratuvar değerleri ile taburculuk sonrası SF-36 puanları karşılaştırıldı. Laboratuvar eşik değerleri olarak hastane referans değerleri kullanıldı. Hemoglobin değeri düşük olanların yüksek olanlara göre fiziksel fonksiyon (p=0.002), ağrı (p=0.01) ve fiziksel rol kısıtlılığı (p=0.005) puanları anlamlı olarak daha düşük saptandı. Hastaların lenfosit sayısı ve SF-36 puanları arasında anlamlı bir ilişki saptanmadı. Albümin değeri referans aralıktan düşük olan hastaların fiziksel fonksiyon (p<0.001), fiziksel rol kısıtlılığı (p=0.024) ve ruhsal sağlık (p=0.047) puanları albümin değerleri referans aralıkta olanlara göre anlamlı olarak daha düşük saptandı. ALT, AST, CK, LDH, CRP, prokalsitonin değerleri ile SF-36 puanları arasında anlamlı bir ilişki bulunamadı. Ferritin değeri yüksek olan hastaların fiziksel fonksiyon (p=0.042) ve fiziksel rol kısıtlılığı (p=0.027) puanları normal olanlara göre daha düşük saptandı. Troponin değeri yüksek olanların fiziksel fonksiyon (p=0.036), fiziksel rol kısıtlılığı (p=0.01) ve emosyonel rol kısıtlılığı (p=0.046) puanları troponin değeri normal olanlara göre anlamlı olarak daha düşük saptandı. Hastalar ABH varlığına göre karşılaştırıldığında ise yatışları süresince ABH tablosuna girenlerin fiziksel fonksiyon puanı diğer gruba göre anlamlı olarak daha düşük saptandı (p=0.025). Hastaların laboratuvar değerlerine ilişkin veriler tablo 4.5’te verilmiştir. 34 Tablo 4.5 Laboratuvar Değerleri ve SF-36 Puanları Karşılaştırması Fiziksel Fonksiyon (Ortalama,Ss) p Sosyal İşlev (Ortalama,Ss) p Ağrı (Ortalama, Ss) p Vitalite (Ortalama, Ss) p Rol Kısıtlılığı- Fiziksel (Ortalama, Ss) p Rol Kısıtlılığı- Emosyonel (Ortalama, Ss) p Ruhsal Sağlık (Ortalama, Ss) p Genel Sağlık (Ortalama, Ss) p Hemoglobin Düşük(n=38) 74,3(±25,1) 0.002β 71.5(±23.0) 0.741β 64.6(±25.0) 0.010β 51.2(±18.3) 0.420α 61.1(±40.1) 0.005β 74.5(±37.5) 0.777β 67.1(±12.9) 0.997α 61.3(±22.2) 0.444β Normal(n=42) 87,7(±18,8) 74.1(±20.9) 77.7(±23.8) 54.5(±18.5) 79.7(±37.1) 76.9(±37.1) 67.1(±16.3) 65.6(±19.5) Lenfosit Düşük(n=56) 78.9(±25.7) 0.396β 75.0(±21.6) 0.273β 71.5(±25.2) 0.837β 54.1(±16.5) 0.427α 72.3(±38.6) 0.533β 77.9(±36.6) 0.446β 68.1(±12.6) 0.991β 63.0(±19.7) 0.860β Normal(n=23) 87.8(±12.6) 67.1(±22.1) 71.7(±26.1) 50.0(±22.6) 69.6(±41.9) 71.0(±39.3) 65.3(±19.2) 64.8(±24.2) Albümin Düşük(n=45) 73.4(±26.6) <0.001β 70.9(±20.2) 0.189β 68.6(±24.4) 0.104β 51.3(±17.1) 0.379α 65.0(±39.3) 0.024β 70.3(±39.1) 0.075β 64.0(±11.4) 0.047α 59.6(±21.6) 0.055β Normal(n=35) 91.6(±10.4) 75.4(±23.8) 75.2(±26.0) 55.0(±19.9) 78.6(±38.9) 82.8(±33.8) 71.1(±17.5) 68.7(±19.0) ALT Normal(n=48) 83.0(±18.4) 0.944β 73.5(±23.4) 0.533β 74.1(±24.2) 0.286β 53.7(±17.4) 0.631α 75.0(±36.4) 0.384β 79.9(±33.5) 0.418β 68.4(±14.8) 0.154β 65.3(±20.9) 0.316β Yüksek(n=32) 78.9(±28.2) 71.9(±19.6) 67.6(±26.5) 51.7(±19.8) 64.8(±43.5) 69.8(±41.8) 65.2(±14.8) 60.9(±20.9) AST Normal(n=49) 82.4(±21.1) 0.841β 73.6(±24.2) 0.399β 73.2(±25.4) 0.300β 53.1(±19.1) 0.891α 74.5(±37.0) 0.352β 76.2(±36.0) 0.861β 68.0(±14.8) 0.514α 64.1(±22.4) 0.616β Yüksek(n=31) 79.7(±25.7) 71.8(±17.7) 68.7(±24.8) 52.5(±17.3) 65.3(±43.1) 75.3(±39.4) 65.7(±14.6) 62.7(±18.4) Ferritin Normal(n=71) 82.6(±22.6) 0.042β 74.2(±22.1) 0.061β 73.1(±23.3) 0.117β 53.4(±18.5) 0.260β 74.3(±36.6) 0.027β 76.1(±36.6) 0.979β 67.4(±15.0) 0.564α 64.6(±21.2) 0.140β Yüksek(n=9) 71.1(±24.0) 62.4(±16.6) 59.1(±29.8) 48.9(±18.0) 44.4(±42.9) 74.1(±43.4) 64.4(±12.4) 55.6(±17.0) CK Normal(n=46) 82.2(±23.7) 0.277β 74.1(±20.2) 0.435β 75.1(±23.2) 0.569β 52.8 (±15.3) 0.631α 73.3(±38.8) 0.497β 75.4(±36.1) 0.953β 68.3(±12.5) 0.139α 62.0(±19.7) 0.705α Yüksek(n=23) 75.2(±24.7) 69.5(±23.2) 70.1(±27.9) 50.6 (±21.6) 65.2(±42.4) 71.0(±43.0) 62.9(±16.7) 64.1(±24) LDH Normal(n=34) 82.9(±24.4) 0.230β 74.7(±23.6) 0.343β 75.8(±22.8) 0.246β 50.6(±16.9) 0.429α 77.2(±39.6) 0.088β 76.4(±38.1) 0.683β 65.6(±16.9) 0.506α 65.4(±21.5) 0.493α Yüksek(n=39) 78.7(±23.1) 72.2(±18.6) 68.8(±26.5) 53.9(±19.1) 65.3(±40.4) 74.3(±37.8) 67.8(±12.9) 62.0(±20.5) Troponin Normal(n=50) 79.9(±22.3) 0.036β 71.4(±22.3) 0.410β 72.3(±23.8) 0.137β 54.7(±19.2) 0.091α 69.5(±39.8) 0.010β 76.0(±37.5) 0.046β 66.5(±15.4) 0.678α 63.3(±20.4) 0.079α Yüksek(n=7) 53.6(±33.5) 66.1(±18.7) 54.3(±30.9) 41.4(±17.7) 28.5(±36.5) 47.6(±37.8) 64.0(±12.2) 48.5(±20.1) CRP Normal(n=7) 85.0(±14.4) 0.986β 71.4(±33.6) 0.747β 75.0(±36.1) 0.338β 45.0(±23.3) 0.208β 75.0(±43.3) 0.552β 85.7(±37.8) 0.321β 65.1(±23.5) 0.804β 57.8(±21.0) 0.397β Yüksek(n=73) 81.0(±23.6) 73.0(±23.7) 71.2(±24.2) 53.7(±17.8) 70.5(±39.4) 74.9(±37.2) 67.3(±13.9) 64.1(±20.9) PCT Normal(n=51) 80.4(±26.6) 0.267β 73.5(±21.7) 0.802β 71.2(±25.4) 0.897β 52.2(±18.3) 0.975β 72.5(±38.8) 0.497β 73.8(±21.8) 0.580β 65.7(±14.9) 0.188α 62.8(±21.0) 0.632β Yüksek(n=28) 82.9(±14.7) 71.6(±22.7) 71.1(±25.0) 54.8(±18.9) 67.0(±41.4) 78.6(±34.2) 70.2(±14.1) 65.6(±20.9) ABH Var(n=19) 69.5(±30.1) 0.025β 71.2(±24.4) 0.826β 68.5(±25.5) 0.517β 51.5(±19.9) 0.714α 67.1(±41.2) 0.643β 70.2(±39.0) 0.456β 67.3(±16.9) 0.938α 63.9(±22.1) 0.820β Yok(n=61) 85.1(±18.9) 73.4(±21.2) 72.4(±25.1) 53.3(±17.9) 72.1(±39.0) 77.6(±36.4) 67.0(±14.1) 63.4(±20.6) α:T-test, β:Mann Whitney U, ABH:Akut Böbrek Hasarı, ALT: Alanin Aminotransferaz, AST: Aspartat Aminotransferaz, CK: Kreatinin Kinaz, CRP: C-Reaktif Protein, LDH: Laktat Dehidrogenaz, PCT: Prokalsitonin 35 SF-36 ölçeğinin her bir alt biriminin bağımsız değişkenlerden nasıl etkilendiğini belirlemek üzere lineer regresyon analizi kullanıldı. İleri yaş (p<0.001, B:-0.615, CI:-0.906,-0.324), yatış günü sayısında artış (p=0.023, B:-0.892, CI:-1.660, -0.125), eşlik eden malignite (p=0.003, B:-19.938, CI:-32.976, -6.9) ve eşlik eden kardiyak hastalık (p=0.011, B:-14.097, CI:-24.857, -3.338) ile fiziksel fonksiyon puanı arasında negatif yönde anlamlı bir ilişki saptandı. Favipiravir kullanımı (p=0.049, B:7.508, CI:0.001, 15.015) ile fiziksel fonksiyon puanı arasında pozitif yönde anlamlı bir ilişki saptandı. Yatış günü sayısında artış (p=0.003, B:-2.01, CI:- 3.322, -0.698), eşlik eden malignite (p<0.001, B:-45.5, CI:-69.533, -21.467), eşlik eden akciğer hastalığı (p=0.047, B:-19.473, CI:-38.644, -0.302) ve eşlik eden kardiyak hastalık (p=0.004, B:-27.772, CI:-46.640, -8.904) ile fiziksel rol kısıtlılığı puanı arasında negatif yönde anlamlı bir ilişki saptandı. İleri yaş (p=0.016, B:-0.433, CI:-0.784, -0.082), kadın cinsiyet (p=0.024, B:-10.276, CI:-19.171, -1.382), düşük eğitim seviyesi (p=0.025, B:-5.136, CI:-9.597, -0.675), eşlik eden malignite (p=0.007, B:-20.226, CI:-34.734, -5.717) ve eşlik eden kardiyak hastalık (p=0.018, B:-15.434, CI:-28.117, -2.750) ile sosyal işlev puanı arasında negatif yönde anlamlı bir ilişki saptandı. Kadın cinsiyet (p=0.021, B:-12.438, CI:-22.977, -1.898), rutin immünsüpresif ilaç kullanımı (p=0.008, B:-33.791, CI:-58.506, -9.076) ve eşlik eden akciğer hastalığı olması (p=0.007, B:-19.087, CI:-32.684, -5.490) ile ağrı puanı arasında negatif yönde anlamlı bir ilişki saptandı. Yatış süresince favipiravir kullanımı (p=0.035, B:11.521, CI:0.830, 22.213) ve yatış öncesi dönemde COVID dışı endikasyon ile rutin steroid kullanımı (p=0.013, B:30.071, CI:6.411, 53.732) ile ağrı puanı arasında pozitif yönde anlamlı bir ilişki saptandı. Kadın cinsiyet (p=0.023, B:-10.215, CI:-18.985, -1.445) ve eşlik eden kardiyak hastalık (p=0.005, B:-16.484, CI:-27.893, -5.074) ile genel sağlık puanı arasında negatif yönde anlamlı bir ilişki saptandı. İleri yaş ile hem emsoyonel rol kısıtlanması puanı (p=0.009, B:-0.645, CI:- 1.121, -0.169) hem de vitalite puanı arasında negatif yönde anlamlı bir ilişki saptandı (p=0.021, B:-0.283, CI:-0.520, -0.045). Regresyon analizinde ruhsal sağlık ile ilişkili bir faktör gösterilemedi. Lineer regresyon analizine ilişkin veriler tablo 4.6’da verilmiştir. 36 Tablo 4.6 Lineer Regresyon Analizi Bağımlı Değişken Bağımsız Değişken p değeri B değeri %95CI Fiziksel Fonksiyon Yaş <0.001 -0.615 -0.906, -0.324 Yatış Gün Sayısı 0.023 -0.892 -1.660, -0.125 Favipiravir 0.049 7.508 0.001, 15.015 Malignite 0.003 -19.938 -32.976, -6.900 Kardiyak Hastalık 0.011 -14.097 -24.857, -3.338 Fiziksel Rol Kısıtlılığı Yatış Gün Sayısı 0.003 -2.010 -3.322, -0.698 Malignite <0.001 -45.500 -69.533, -21.467 Akciğer Hastalığı 0.047 -19.473 -38.644, -0.302 Kardiyak Hastalık 0.004 -27.772 -46.640, -8.904 Emosyonel Rol Kısıtlılığı Yaş 0.009 -0.645 -1.121, -0.169 Vitalite Yaş 0.021 -0.283 -0.520, -0.045 Ruhsal Sağlık NA NA NA NA Sosyal İşlev Yaş 0.016 -0.433 -0.784, -0.082 Kadın Cinsiyet 0.024 -10.276 -19.171, -1.382 Eğitim 0.025 -5.136 -9.597, -0.675 Malignite 0.007 -20.226 -34.734, -5.717 Kardiyak Hastalık 0.018 -15.434 -28.117, -2.750 Ağrı Kadın Cinsiyet 0.021 -12.438 -22.977, -1.898 Favipravir 0.035 11.521 0.830, 22.213 Steroid-Rutin 0.013 30.071 6.411, 53.732 İmmunsupresif 0.008 -33.791 -58.506, -9.076 Akciğer Hastalığı 0.007 -19.087 -32.684, -5.490 Genel Sağlık Kadın Cinsiyet 0.023 -10.215 -18.985, -1.445 Kardiyak Hastalık 0.005 -16.484 -27.893, -5.074 37 5. TARTIŞMA Çalışmamızda COVID-19 nedeni ile hastaneye yatırılan ve tedavi sonrası taburculukları yapılan hastaların taburculuk sonrası ilk 6 ay içerisindeki sağlıkla ilgili yaşam kalitesi SF-36 aracılığı ile değerlendirilmiştir. Hastaların demografik özellikleri, eşlik eden komorbiditeleri, aldıkları tedaviler, aşı geçmişleri ve laboratuvar değerleri incelenerek bu parametrelerin taburculuk sonrası sağlıkla ilgili yaşam kalitesi ile ilişkileri belirlenmeye çalışılmıştır. Şu an dünyadaki güncel durumda SARS CoV 2 enfeksiyonu insidansi ve enfeksiyon ilişkili mortalite sıklığı azalmakla birlikte akut enfeksiyon sonrası dönemde hastaların hem fiziksel hem de ruhsal açıdan uzun dönemde negatif yönde etkilenimlerinin olabileceği gösterilmiş olup bu durum uzamış COVID, post COVID sendromu ya da kronik COVID gibi farklı isimlendirmelerle tanımlanmış ve CDC tarafından da U09.9 tanı kodu ile “Post Covid durumlar, tanımlanmamış” tanısı getirilmiştir (118, 119). Mevcut prevalans çalışmalarında geçirilmiş COVID enfeksiyonuna bağlı olarak her 4 ya da 5 kişiden birinin yeni bir sağlık sorunu olduğu gösterilmesi ve geleceğe yönelik modelleme çalışmalarında da bu sayının artacağının gösterilmiş olması bu durumun önem arz ettiğini ortaya koymaktadır (133, 134). Uzamış COVID sıklığı ve etkilenen kişilerin rehabilitasyonları ile ilgili çalışmaların da devam ettiği göz önünde bulundurulduğunda riskli hastaların erken belirlenmesi ve gerekli rehabilitasyon programlarına dahil edilmesi önem kazanmaktadır. Yapılan çalışmalarda COVID enfeksiyonu sonrası hem öksürük, nefes darlığı, halsizlik, göğüs ağrısı gibi fiziksel semptomların, hem de psikolojik ve kognitif yakınmaların uzun dönemde devam edebileceği gösterilmiştir (120). Devam eden semptomların yanında hastaların yaklaşık yarısında yaşam kalitesinde düşüş olduğu da bildirilmiştir (138). Özellikle hastane yatışı gereken hastalarda taburculuk sonrası 2 aydan 12 aya kadar değişen sürelerde semptomların devam edebileceği gösterilmiştir (138). Literatürdeki COVID sonrası yaşam kalitesini değerlendiren çalışmalara bakıldığında sağlıkla ilgili yaşam kalitesini değerlendirmede hem EQ-5D hem de SF- 36 ölçeğini kullanan çalışmalar mevcut olmakla birlikte her iki ölçeğin de hem yatan 38 hem ayaktan hastalarda ve farklı medikal durumlarda benzer öngörü değerinde olduğu gösterilmiştir (172). Literatürde COVID enfeksiyonu sonrası SF-36 ölçeği ile yaşam kalitesi değerlendirmesi yapan çalışmalar en çok ve en az etkilenen SF-36 alanı açısından incelendi. Chen ve arkadaşlarının yaptığı çalışmada (173) en fazla sosyal fonksiyonun, en az ise fiziksel fonksiyonun etkilendiği gösterilmiş. Hem Temperoni ve arkadaşlarının yaptığı çalışmada (174) hem de Strumiliene ve arkadaşlarının yaptığı çalışmada (175) en çok etkilenen alan fiziksel rol kısıtlanması olarak bulunurken en az etkilenen alan fiziksel fonksiyon olarak bulunmuş. Schandl ve arkadaşlarının yaptığı çalışmada (176) yine fiziksel rol kısıtlanması en fazla etkilenen alan olarak bulunurken ruhsal sağlık en az etkilenen alan olarak bulunmuş. Qu ve arkadaşlarının yaptığı çalışmada (177) ise ruhsal sağlık en çok etkilenen alan iken fiziksel fonksiyon en az etkilenen alan olarak değerlendirilmiş. Garratt ve arkadaşlarının yaptığı çalışmada (178) ise vitalite en fazla etkilenen alan olarak bulunurken fiziksel fonksiyon en az etkilenen alan olarak bulunmuş. Bizim çalışmamızda da SF-36 alanlarına bakıldığında bahsedilen çalışmaların çoğunluğunda olduğu gibi en yüksek puanı fiziksel fonksiyonda iken en düşük puanlı alan ise Garratt ve arkadaşlarının çalışmasına benzer şekilde vitalite olarak saptandı. Buna rağmen ülkemizde toplum normal değerleri üzerine yakın zamanlı bir çalışma olmaması nedeni ile bu açıdan bir karşılaştırma yapmak mümkün olmamaktadır. Çalışmamızda tek değişkenli analizde ileri yaşın fiziksel fonksiyon (p<0.001), sosyal işlev (p=0.007), ağrı (p=0.038), fiziksel rol kısıtlılığı (p=0.018), emosyonel rol kısıtlılığı (p=0.009) ve genel sağlık(p=0.046) puanlarında düşüşle ilişkili olduğu gösterildi. Yapılan regresyon analizinde ise ileri yaş ile fiziksel fonksiyon, vitalite, sosyal işlev ve emosyonel rol kısıtlılığı puanlarının negatif yönde ilişkili olduğu gösterilmiştir. Önceki çalışmalarda da ileri yaşın hem daha ciddi SARS CoV 2 enfeksiyonu ile, hem de Post COVID sendromu gelişimi ile ilişkili olduğu gösterilmiştir (73, 120, 121). Literatürdeki diğer çalışmalara da bakıldığında ileri yaşın sağlıkla ilgili yaşam kalitesinin fiziksel komponentlerinde azalma açısından risk faktörü olduğu gösterilmiş olup (173, 177, 179, 180) çalışmamızda bunlara ek olarak ileri yaşın sosyal işlev ve emosyonel rol kısıtlılığı alanlarında azalma açısından da risk faktörü olduğu gösterilmiştir. Bu bulgunun hem pandemi 39 dönemindeki yasal düzenlemeler nedeni ile hem de kişilerin hastalık korkusu nedeni ile olan bireysel kısıtlamaların etkisi ile sosyal hayatlarındaki azalmanın bir sonucu olabileceği düşünülmüştür. Cinsiyet farklılıklarıyla ilgili olarak tek değişkenli analizde kadın cinsiyetin daha düşük genel sağlık puanı ile ilişkili olduğu gösterilmiş, regresyon analizinde ise kadın cinsiyetin sosyal işlev, ağrı ve genel sağlık puanları ile negatif bir ilişkide olduğu gösterilmiş olup bu bulgu literatürdeki diğer çalışmalar ile paraleldir (173, 177, 179, 180). Erkek cinsiyetin kritik hastalık gelişimi için risk faktörü olduğu gösterilmiş olsa da kadınların semptom süresinin daha uzun olabileceği gösterilmiş olup (181) bu durumun genel sağlık puanındaki düşüşü açıklayabileceği düşünülmüştür. Yine pandemi döneminde kadınların erkeklere göre daha yüksek post travmatik stres seviyelerinin olmasının (182) sosyal işlev ve ağrı puanlarındaki düşüş ile ilişkilendirilebileceği düşünülmüştür. Hastaların medeni durumlarına bakıldığında bekar olan hastaların emosyonel rol kısıtlılığı puanının evli olanlara göre anlamlı olarak daha yüksek saptanmasının nedeninin evli bireylerin aile ile ilişkili sorumlulukları nedeni ile olabileceği düşünülmüştür. Buna rağmen regresyon analizinde bekar olmak sağlıkla ilişkili yaşam kalitesinde düşüş açısından bağımsız bir risk faktörü olarak gösterilememiştir. Hastaların eğitim durumuna ilişkin yapılan tek değişkenli analizde daha düşük eğitim düzeyinin fiziksel fonksiyon (p<0.001), sosyal işlev (p=0.017), ağrı (p=0.014), fiziksel rol kısıtlılığı (p=0.003), emosyonel rol kısıtlılığı (p=0.013) ve genel sağlık (p=0.02) puanlarında düşüş ile ilişkili olduğu gösterilmiştir. Ayrıca regresyon analizinde düşük eğitim düzeyi sosyal işlevde azalma ile ilişkili bulunmuştur. Çalışmamızda daha düşük eğitim düzeyine sahip olan hastaların genel olarak daha ileri yaşta olmasının tek değişkenli analizdeki bulguları açıklayabileceği düşünülmüştür. Düşük eğitim düzeyinin sosyal işlevdeki azalma açısından bir risk faktörü olarak saptanmasında ise pandemi döneminde daha düşük eğitim düzeyine sahip bireylerin gelirlerinin daha fazla kısıtlanması ve bu grupta işsizliğin artmasının etkisi olabilir. Çalışmamızda alkol kullanımı ile daha yüksek fiziksel fonksiyon (p=0.035) ve ağrı (p=0.01) puanı arasında tek değişkenli analizde anlamlı ilişki saptanmasına rağmen regresyon analizinde anlamlı bir bulgu bulunamadı. Bu durumun nedeni 40 olarak çalışmamızda alkol kullanan hastaların daha genç yaş grubundan olmasının etkili olduğu düşünüldü. Sigara kullanımı ve VKİ’ye göre yapılan analizlerde ise anlamlı bir fark saptanmadı. Literatüre bakıldığında da sigara kullanımı ve VKİ ile COVID sonrası yaşam kalitesi ile anlamlı bir ilişki gösterebilen bir çalışmaya rastlanmadı. Çalışmamızda hastaların aşı durumlarına göre yapılan karşılaştırmada SARS CoV 2 enfeksiyonu öncesi 3 ve daha fazla doz aşı yapılmış hastaların fiziksel fonksiyon (p=0.003) ve ağrı (p=0.011) puanları daha az sayıda doz aşısı olanlara göre anlamlı olarak daha düşük saptandı. Etkin aşı dozunun genel olarak 2 kabul edilmesi üzerine 2 ve daha fazla doz aşısı olanlar ile 2’den daha az doz aşısı olanlar arasında yapılan karşılaştırmada SF-36 puanları arasında anlamlı bir fark bulunmadı. Azzolini ve arkadaşlarının yürüttüğü 2560 hastalık prospektif kohort çalışmada aşısız bireylere göre aşı olan bireylerin doz bağımlı olarak Post COVID sendromu prevalansını azalttığı gösterilmiş olsa da bizim çalışmamızdan farklı olarak bu çalışma grubu hospitalize olmayan hafif COVID enfeksiyonu geçiren bireylerden oluşturulmuş ve aşı türü olarak sadece BNT162b2 kullanılmıştır (140). Çalışmamızın yapıldığı dönemde aşılı kabul edilen hastaların ülkemizde daha yaygın ol