Hacettepe Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Çağdaş Türk Lehçeleri ve Edebiyatları Anabilim Dalı TRABZON ÖRNEĞİNDE RUMCA-TÜRKÇE DİL İLİŞKİSİ Tuğçe GENÇ Yüksek Lisans Tezi Ankara, 2021 TRABZON ÖRNEĞİNDE RUMCA-TÜRKÇE DİL İLİŞKİSİ Tuğçe GENÇ Hacettepe Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Çağdaş Türk Lehçeleri ve Edebiyatları Bölümü Yüksek Lisans Tezi Ankara, 2021 KABUL VE ONAY Tuğçe GENÇ tarafından hazırlanan ‘Trabzon Örneğinde Rumca- Türkçe Dil İlişkisi’ başlıklı bu çalışma, 10.06.2021 tarihinde yapılan savunma sınavı sonucunda başarılı bulunarak jürimiz tarafından yüksek lisans tezi olarak kabul edilmiştir. Doç. Dr. İsa SARI (Başkan) Doç. Dr. İbrahim Ahmet AYDEMİR (Danışman) Prof. Dr. Nurettin DEMİR (Üye) Yukarıdaki imzaların adı geçen öğretim üyelerine ait olduğunu onaylarım. [Unvanı, Adı ve Soyadı] Enstitü Müdürü [ İ m z a ] [ İ m z a ] [ İ m z a ] YAYIMLAMA VE FİKRİ MÜLKİYET HAKLARI BEYANI Enstitü tarafından onaylanan lisansüstü tezimin tamamını veya herhangi bir kısmını, basılı (kağıt) ve elektronik formatta arşivleme ve aşağıda verilen koşullarla kullanıma açma iznini Hacettepe Üniversitesine verdiğimi bildiririm. Bu izinle Üniversiteye verilen kullanım hakları dışındaki tüm fikri mülkiyet haklarım bende kalacak, tezimin tamamının ya da bir bölümünün gelecekteki çalışmalarda (makale, kitap, lisans ve patent vb.) kullanım hakları bana ait olacaktır. Tezin kendi orijinal çalışmam olduğunu, başkalarının haklarını ihlal etmediğimi ve tezimin tek yetkili sahibi olduğumu beyan ve taahhüt ederim. Tezimde yer alan telif hakkı bulunan ve sahiplerinden yazılı izin alınarak kullanılması zorunlu metinleri yazılı izin alınarak kullandığımı ve istenildiğinde suretlerini Üniversiteye teslim etmeyi taahhüt ederim. Yükseköğretim Kurulu tarafından yayınlanan “Lisansüstü Tezlerin Elektronik Ortamda Toplanması, Düzenlenmesi ve Erişime Açılmasına İlişkin Yönerge” kapsamında tezim aşağıda belirtilen koşullar haricince YÖK Ulusal Tez Merkezi / H.Ü. Kütüphaneleri Açık Erişim Sisteminde erişime açılır. o Enstitü / Fakülte yönetim kurulu kararı ile tezimin erişime açılması mezuniyet tarihimden itibaren 2 yıl ertelenmiştir. (1) o Enstitü / Fakülte yönetim kurulunun gerekçeli kararı ile tezimin erişime açılması mezuniyet tarihimden itibaren ….. ay ertelenmiştir. (2) o Tezimle ilgili gizlilik kararı verilmiştir. (3) 28/06/2021 Tuğçe GENÇ 1“Lisansüstü Tezlerin Elektronik Ortamda Toplanması, Düzenlenmesi ve Erişime Açılmasına İlişkin Yönerge” (1) Madde 6. 1. Lisansüstü tezle ilgili patent başvurusu yapılması veya patent alma sürecinin devam etmesi durumunda, tez danışmanının önerisi ve enstitü anabilim dalının uygun görüşü üzerine enstitü veya fakülte yönetim kurulu iki yıl süre ile tezin erişime açılmasının ertelenmesine karar verebilir. (2) Madde 6. 2. Yeni teknik, materyal ve metotların kullanıldığı, henüz makaleye dönüşmemiş veya patent gibi yöntemlerle korunmamış ve internetten paylaşılması durumunda 3. şahıslara veya kurumlara haksız kazanç imkanı oluşturabilecek bilgi ve bulguları içeren tezler hakkında tez danışmanının önerisi ve enstitü anabilim dalının uygun görüşü üzerine enstitü veya fakülte yönetim kurulunun gerekçeli kararı ile altı ayı aşmamak üzere tezin erişime açılması engellenebilir. (3) Madde 7. 1. Ulusal çıkarları veya güvenliği ilgilendiren, emniyet, istihbarat, savunma ve güvenlik, sağlık vb. konulara ilişk in lisansüstü tezlerle ilgili gizlilik kararı, tezin yapıldığı kurum tarafından verilir *. Kurum ve kuruluşlarla yapılan işbirliği protokolü çerçevesinde hazırlanan lisansüstü tezlere ilişkin gizlilik kararı ise, ilgili kurum ve kuruluşun önerisi ile enstitü veya fakültenin uygun görüşü üzerine üniversite yönetim kurulu tarafından verilir. Gizlilik kararı verilen tezler Yükseköğretim Kuruluna bildirilir. Madde 7.2. Gizlilik kararı verilen tezler gizlilik süresince enstitü veya fakülte tarafından gizlilik kuralları çerçevesinde muhafaza edilir, gizlilik kararının kaldırılması halinde Tez Otomasyon Sistemine yüklenir. * Tez danışmanının önerisi ve enstitü anabilim dalının uygun görüşü üzerine enstitü veya fakülte yönetim kurulu tarafından karar verilir. ETİK BEYAN Bu çalışmadaki bütün bilgi ve belgeleri akademik kurallar çerçevesinde elde ettiğimi, görsel, işitsel ve yazılı tüm bilgi ve sonuçları bilimsel ahlak kurallarına uygun olarak sunduğumu, kullandığım verilerde herhangi bir tahrifat yapmadığımı, yararlandığım kaynaklara bilimsel normlara uygun olarak atıfta bulunduğumu, tezimin kaynak gösterilen durumlar dışında özgün olduğunu, Doç.Dr. İbrahim Ahmet AYDEMİR danışmanlığında tarafımdan üretildiğini ve Hacettepe Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Tez Yazım Yönergesine göre yazıldığını beyan ederim. iv TEŞEKKÜR Bu tezin gerçekleşmesinde katkılarıyla bana yol gösteren tez danışmanım Doç.Dr. İbrahim Ahmet Aydemir’e çok teşekkür ederim. Bu konu ile karşısına ilk çıktığımda beni desekleyen Prof. Dr. Nurettin Demir hocam başa olmak üzere tüm Hacettepe ÇTLE hocalarına teşekkürü borç bilirim. Motivasyonum her düştüğünde beni dinleyen ve destekleyen Katif Çınar’a, akademik katkıları ve dostluğu için Zeynep Tözluyurt’a, dostluklarını her daim yanımda hisettiğim Şebnem’e, Emine’ye, Besra’ya, Seyhan’a, bir abla olmaktan çok daha fazlasını yaparak beni destekleyen Hülya Genç’e çok teşekkür ederim. Onlarsız çalışma motivasyonunu bulamazdım. Son olarak maddi desteklerinden ötürü Türk Dil Kurumu’na teşekkür ederim. v ÖZET GENÇ, Tuğçe. Trabzon Örneğinde Rumca-Türkçe Dil İlişkisi, Yüksek Lisans Tezi, Ankara, 2021. Hint-Avrupa dil ailesine mensup olan Rumca uzun süredir Türkiye’nin çeşitli bölgelerinde konuşulmaktadır. Doğu Karadeniz söz konusu bölgelerden biridir. Pontus Rumcası, Romeika veya Trabzon Rumcası olarak adlandırılan varyant bugün Trabzon’un Çaykara, Of, Sürmene ve Tonya ilçelerinde varlığını sürdürmektedir. Bölgede prestij dili olan Türkçe de uzun süredir konuşulmaktadır. Dolayısıyla iki farklı dili yan yana konuşan toplulukların uzun süreli etkileşimi dilsel boyutta da gözlemlenebilir bir hal almıştır. Bu çalışma Trabzon Rumcası ile Trabzon ağızları arasındaki dil ilişkileri seviyesini betimlemeyi amaçlamaktadır. Betimlemeyi yapmak için Lars Johanson’un Kod Kopyalama Modeli kullanılmıştır. Johanson’un Kod Kopyalama Modelini daha iyi anlayabilmek adına çalışmanın ilk bölümünde dil ilişkileri teorilerinin temel kavramları ele alınmış ve daha sonra Johanson’un Kod Kopyalama Modeli ayrıntılı olarak tanıtılmıştır. Çalışmanın ikinci bölümünde Trabzon ağızlarını diğer Anadolu ağızlarından ayıran özellikleri üzerinde durulmuştur. Üçüncü bölünde ise Trabzon Rumcasının temel özellikleri ve onu diğer Rumca varyantlardan ayıran özellikleri irdelenmiştir. Çalışmada iki dil arasındaki dil ilişkilerini irdeleyebilmek için Trabzon’un Çaykara, Of, Sürmene ve Tonya ilçelerinin çeşitli köylerinde ağız derlemeleri yapılmıştır. Söz konusu derlemelerin transkript edilmiş hali çalışmanın sonunda yer almaktadır. Bunun yanında Brendemoen’un 2002 yılında yayımlanan derlemeleri de dil ilişkileri çerçevesinde irdelenmiştir. Trabzon ağızlarında ses bilgisi, biçimbilgisi, sözdizimi ve söz varlığı düzeylerinde tespit edilen genel ve seçilmiş kopyaların ayrıntılı incelemesi çalışmanın son bölümünü oluşturmaktadır. Anahtar Sözcükler Trabzon ağızları, Trabzon Rumcası, dil ilişkileri, kod kopyalama vi ABSTRACT GENÇ, Tuğçe. Greek-Turkish language contact using the example of Trabzon, Master Thesis, Ankara, 2021. Pontic Greek which belongs to the Indo-European language family, for a long time, is spoken in various regions of Turkey. One of these regions is the Eastern Black Sea Region. The variant which is called Trabzon Greek, Pontic Greek and Romeika continues to exist in Çaykara, Of, Sürmene and Tonya districts of Trabzon today. Turkish which is the prestigious language in the region has also been spoken in the region for a long time. Therefore, the long-term contact of the communities which speak two different languages side by side has become observable in the linguistic dimension. This study aims to describe the level of language contact between Trabzon Greek and Trabzon dialects. The Code Copy Model of Lars Johanson was used to do the description. In order to better understand Johanson's Code Copying Model, in the first part of the study, the basic concepts of language contact theories are discussed and then Johanson's Code Copy model is introduced in detail. In the second part of the study, the features that distinguish Trabzon dialects from other Anatolian dialects are dwelt on. In the third chapter, the main features of Trabzon Greek and the features that distinguish it from other Greek variants are discussed. In the study, in order to examine the language contact between the two languages, dialects are compiled in various villages of Trabzon's Çaykara, Of, Sürmene and Tonya districts. Transcripts of the compilations are take part of at the end of the study. In addition, Brendemoen's compilations published in 2002 were also examined within the framework of language contact. The detailed analysis of the global and selective copies which is determined in phonetic, morphologic , syntactic and word levels in Trabzon dialects constitutes the last part of the study. Key Words Trabzon dialects, Pontic Greek, language contact, code copying vii İÇİNDEKİLER KABUL VE ONAY ................................................................................................... i YAYIMLAMA VE FİKRİ MÜLKİYET HAKLARI BEYANI ...................................... ii ETİK BEYAN ......................................................................................................... iii TEŞEKKÜR ........................................................................................................... iv ÖZET ...................................................................................................................... v ABSTRACT ........................................................................................................... vi İÇİNDEKİLER ....................................................................................................... vii KISALTMALAR DİZİNİ .......................................................................................... x TRANSKRİPSİYON ALFABESİ ........................................................................... xi GİRİŞ ...................................................................................................................... 1 1. BÖLÜM: TEZ HAKKINDA GENEL BİLGİLER .................................................. 3 1.1. AMAÇ ........................................................................................................... 3 1.2. YÖNTEM ...................................................................................................... 3 1.3. SINIRLILIKLAR ............................................................................................ 4 2. BÖLÜM: DİL İLİŞKİLERİ ................................................................................... 5 2.1. KOD KOPYALAMA ................................................................................... 10 2.1.1. Genel Kopya ........................................................................................ 11 2.1.2. Seçilmiş Kopya ................................................................................... 12 viii 2.1.3. Karışık Kopya ...................................................................................... 13 2.2. KARIŞMA ................................................................................................... 14 2.3.DAYANIKLILIK SKALASI .......................................................................... 15 3. BÖLÜM: TRABZON AĞIZLARI ....................................................................... 18 3.1. TRABZON AĞIZLARI ÜZERİNE YAPILAN ÇALIŞMALAR ..................... 19 3.2. TRABZON AĞIZLARININ ANADOLU AĞIZLARI ARASINDAKİ YERİ .... 22 4. BÖLÜM: TRABZON RUMCASI ...................................................................... 28 4.1. TRABZON RUMCASI HAKKINDA YAPILAN ÇALIŞMALAR .................. 29 4.2. TRABZON RUMCASININ GENEL ÖZELLİKLERİ .................................... 31 4.2.1. Sesbilgisi Özellikleri ........................................................................... 34 4.2.2. Biçimbilgisi Özellikleri ....................................................................... 35 4.2.3. Sözdizimi Özellikleri ........................................................................... 36 5. BÖLÜM : TRABZON AĞIZLARINDA RUMCA KOPYALAR .......................... 39 5.1. GENEL KOPYALAR ................................................................................. 39 5.1.1 Sözlüksel Genel Kopyalar ................................................................... 40 5.1.1.1 Bitki-Hayvan Adları ......................................................................... 40 5.1.1.2. Araç-Gereç Adları .......................................................................... 41 5.1.1.3. Yemek Adları ................................................................................. 42 5.1.1.4. Ay Adları ........................................................................................ 43 5.1.1.5. Fiiller ............................................................................................. 44 5.1.2. Dilbilgisel Genel Kopyalar ................................................................. 45 ix 5.1.2.1. Dişil -Ga eki .................................................................................. 45 5.2. SEÇİLMİŞ KOPYALAR ............................................................................. 46 5.2.1. Sesbilgisel Seçilmiş Kopyalar .......................................................... 47 5.2.1.1. Ötümsüz, diş-yuvasıl, patlamalı-sızıcı /ts/ fonemi ......................... 48 5.2.1.2. Ötümlü, dişsel, patlamalı-sızıcı /dz/ fonemi ................................... 49 5.2.1.3. Art damak /ł/ foneminin kullanım sıklığı ......................................... 50 5.2.1.4. Ön damak /ö/ ve /ü/ fonemlerinin art damaksılaşması ................. 51 5.2.1.5. Art damak /ı/ foneminin ön damaksılaşması.................................. 52 5.2.2. Biçimbilimsel Seçilmiş Kopyalar ...................................................... 53 5.2.2.1. Zamir yinelemlerinin sık kullanılması ............................................ 53 5.2.3. Sözdizimsel Seçilmiş Kopyalar ......................................................... 56 5.2.3.1 Yönetilen-yöneten diziliminde sapmalar ......................................... 56 5.2.3.2. Durum eklerinde görev değişikliği .................................................. 59 5.2.3.3. Hacan ile kurulan belirteç yan cümleleri ........................................ 61 5.2.3.4. Ki/o ki ile kurulan belirteç yan cümleleri ......................................... 63 5.3. KARIŞMA ................................................................................................... 65 SONUÇ ................................................................................................................. 69 KAYNAKÇA ......................................................................................................... 73 DERLEME METİNLERİ ........................................................................................ 78 EK 1: ETİK KURUL İZNİ ..................................... Hata! Yer işareti tanımlanmamış. x EK 2: ORİJİNALLİK RAPORU ........................... Hata! Yer işareti tanımlanmamış. x KISALTMALAR DİZİNİ DM: Derleme Metinleri ST: Standart Türkçe TK: Teklik Trb. Ağz: Trabzon Ağzı Trab. Rum: Trabzon Rumcası xi TRANSKRİPSİYON ALFABESİ ÜNLÜLER [a]: art, açık, düz ünlü (IPA [ɑ]) [ä]: ön, orta-açık, düz ünlü (IPA [æ]) [i]: ön, kapalı, düz ünlü (IPA [i]) [ė]: ön, orta-kapalı, düz ünlü (IPA [e]) [e]: ön, orta-açık, düz ünlü (IPA [Ɛ]) [i]: ön, kapalı, düz ünlü (IPA [i]) [ɨ]: orta, kapalı, düz ünlü (IPA [ɨ] ) [ı]: art, kapalı, düz ünlü (IPA [ɯ]) [ʉ]: orta, kapalı, yuvarlak ünlü (IPA [ʉ]) [u]: art, kapalı, yuvarlak ünlü (IPA [u]) [o]: art, orta-açık, yuvarlak ünlü (IPA [ɔ]) [ȯ]: orta, orta-açık, yuvarlak ünlü(IPA [ɔ̟]) [ö]: ön, orta-açık, yuvarlak ünlü (IPA [œ]) [ü]: ön, kapalı, yuvarlak ünlü (IPA [y]) ÜNSÜZLER Patlamalı ünsüzler: [p]: soluklu, ötümsüz, dudaksıl, patlamalı ünsüz (IPA [pʽ]) [b]: soluksuz, ötümlü, dudaksıl, patlamalı ünsüz (IPA [b]) [t]: soluklu, ötümsüz, dişsel, patlamalı ünsüz (IPA [tʽ]) xii [d]: soluksuz, ötümlü, dişsel, patlamalı ünsüz (IPA [d]) [k]: soluklu, ötümsüz, damaksıl, patlamalı ünsüz (IPA [kʽ]) [g]: soluksuz, ötümlü, damaksıl, patlamalı ünsüz (IPA [g]) [ḳ]: soluklu, art-damak, patlamalı (IPA [q]) Sızıcı ünsüzler: [f]: ötümsüz, diş-dudak sızıcı, ünsüz (IPA [f]) [v]: ötümlü, diş-dudak sızıcı, ünsüz (IPA [v]) [s]: ötümsüz, dişsel, sızıcı, ünsüz (IPA [s]) [z]: ötümlü, dişsel, sızıcı, ünsüz (IPA [z]) [ş]: ötümsüz, diş-damak, sızıcı ünsüz (IPA [ʃ ]) [ʒ]: ötümlü, diş-dudak, sızıcı ünsüz (IPA [Ʒ]) [ð]: ötümlü, dişsel, sızıcı ünsüz (IPA [ð]) [θ]: ötümsüz, dişsel, sızıcı ünsüz (IPA [θ]) [x]: ötümlü, damaksıl, sızıcı ünsüz (IPA [x]) [ɣ]: ötümlü, art-damaksıl, sızıcı ünsüz (IPA [ɣ]) Patlamalı-sızıcı ünsüzler: [ç]: ötümsüz, diş-damak, patlamalı-sızıcı ünsüz (IPA [tʃ]) [ʦ]: ötümsüz, diş yuvasıl , patlamalı-sızıcı ünsüz (IPA [ʦ]) [c]: ötümlü, diş-damak, patlamalı-sızıcı ünsüz (IPA [dʒ]) [ʣ]: ötümlü, dişsel, patlamalı-sızıcı ünsüz (IPA [ʣ]) Akıcı ünsüzler: [r]: ötümlü, dişsel, çarpmalı, akıcı ünsüz (IPA [ɾ]) [l]: ötümlü, dişsel, ön-damak, akıcı ünsüz (IPA [l]) xiii [ł]: ötümlü, dişsel, art-damak, akıcı ünsüz (IPA [ɭ]) [m]: ötümlü , çift-dudak, nazal ünsüz (IPA [m]) [n]: ötümlü, dişsel, nazal, ünsüz (IPA [n]) [ŋ]: ötümlü, damaksıl, nazal (IPA [ŋ]) Diğer semboller: : uzun ünlüyü belirtir. / konuşurun kısa duraksamalarını belirtir. // konuşurun uzun duraksamalarını belirtir. ._. İki kelimenin tek kelime olarak telaffuz edildiğini belirtir. 1 GİRİŞ Bu çalışmanın konusu Trabzon’da konuşulmakta olan Trabzon Rumcası ile Türkçe arasındaki dil ilişkilerini incelemektir. Varlığını hala sürdürmekte olan ve en eski Yunanca varyantlardan biri olarak kabul edilen Trabzon Rumcası bugün Trabzon’un Çaykara, Of, Sürmene, Tonya ilçelerinin köylerinde konuşulmaktadır. Trabzon Rumcası konuşurları çoğunlukla Rumca-Türkçe iki dillilerdir. Doğu Karadeniz bölgesinde Türkçenin de uzun süredir konuşulduğu bilinmektedir. Başka bir deyişle Türkçe ve Trabzon Rumcası konuşan topluluklar oldukça uzun bir süredir yan yana yaşamakta ve dolayısıyla söz konusu iki dil etkileşim içerisinde olmaktadır. Dil ilişkileri kuramlarına göre farklı dilleri konuşan toplulukların uzun süreli temaslarının diller üzerinde çeşitli etkileri vardır. Söz gelimi diller birbirinden kelime alabilir, kelime verebilir veya temas arttıkça gramatikal özellikler alışverişe dahil edilebilmektedir. Temas durumlarında hangi dilin daha fazla etkilenebileceğini dillerin sosyal durumu belirlemektedir. Daha geniş bir ifade ile sosyal olarak baskın olan dil sosyal olarak zayıf dili etkilemektedir. Sosyal olarak zayıf dilin baskın dilden ne derece etkilenebileceğini iki dil arasındaki temas yoğunluğu belirlemektedir. Temas yoğunluğu artıkça zayıf dilin etkilenme oranı artmaktadır. Bununla birlikte zayıf dil de baskın dili etkileyebilmektedir. Zayıf dilin baskın dili etkilediği durumlar çoğunlukla dil değiştiren gruplarda tespit edilmektedir. Zayıf dilin konuşurları çeşitli sebeplerle kendi dillerini bırakarak baskın dili konuşmaya başladıklarında zayıf dile ait gramatikal özellikleri baskın dile taşınmaktadır. Böylece zayıf dil baskın dili etkilemiş olmaktadır. Araştırma alanı olarak dil ilişkilerinin inceleme alanları ve çeşitli araştırmacıların oluşturduğu kuramlar çalışmanın ilk bölümünde ayrıntılı olarak ele alınacaktır. Dil ilişkileri kuramları arasında çalışmanın teorik yapısını Lars Johanson’un Kod Kopyalama Modeli oluşturmaktadır. Türkçe dil ilişkilerinden hareketle oluşturulan bu model de çalışmanın ilk bölümünde ayrıntılı olarak açıklanacaktır. 2 Anadolu ağızları içerisinde Kuzeydoğu Ağızları grubu içerisinde yer alan Trabzon Ağızları gerek arkaik özellikleri gerek Türkçe tipolojiden ayrılan özellikleri ile dikkat çekmektedir. Alanyazında Trabzon ağızları ile ilgili çalışmalar çoğunlukla tanımlama ve belgeleme üzerinedir. Bölgedeki dil ilişkilerinin Trabzon ağızlarındaki yansımaları çeşitli çalışmalarda işaret edilmekle birlikte ayrıntılı bir çalışma bulunmamaktadır. Çalışmanın ikinci bölümünde Trabzon ağızlarının diğer Anadolu ağızlarından ayrılan özellikleri ele alınacaktır. Hint-Avrupa dil ailesinin Helenik diller alt grubunda yer alan Rumca başta Türkiye olmak üzere Gürcistan, Ukrayna ve Rusya’da konuşulduğu bilinmektedir. Türkiye’de Trabzon’un çeşitli ilçelerinde ve Nevşehir civarlarında konuşulmaktadır. Trabzon’da konuşulan Rumca varyant diğer Rumca varyantlara göre daha arkaik özelliklere sahip olması sebebiyle çalışmada Trabzon Rumcası olarak anılacaktır. Türkçeden farklı bir dil ailesinde yer alan Trabzon Rumcasının yapısı ve onu diğer varyantlardan ayıran özellikleri üçüncü bölümde ele alınacaktır. Çalışmanın son bölümünde Trabzon bölgesinde yapılan derlemelerimizin sonucunda elde edilen veriler Lars Johanson’un Kod Kopyalama Modeli çerçevesinden incelenerek Trabzon ağızlarına Trabzon Rumcasından yapılan kopyalar tespit edilebilecektir. 3 1. BÖLÜM: TEZ HAKKINDA GENEL BİLGİLER 1.1. AMAÇ Dil ilişkileri iki farklı dili veya aynı dilin farklı varyantlarını konuşan toplumların uzun süreli etkileşimlerinin sonuçlarını inceleyen dilbilimin bir alt araştırma alanıdır. Söz konusu araştırma alanı dillerin karşılıklı etkileşimi sonucunda dilbilgisel veya sözlüksel olarak nasıl etkilendiğini betimlemektedir. Kuramlara göre dillerden biri sosyal olarak baskın diğeri ise sosyal olarak zayıf bir durumdadır. Sosyal olarak baskın dil çoğu zaman zayıf dili etkilemektedir. Dolayısıyla sosyal olarak zayıf dil baskın dilden çeşitli ögeler kopyalanabilmektedir. Fakat sosyal olarak zayıf dilin baskın dili etkilediği durumlar da söz konusudur. Özellikle sosyal olarak zayıf dili konuşan grubun kendi dillerini bıraktığı veya daha sınırlı bir işlevde kullandığı durumlarda baskın dil zayıf dilden etkilenebilmektedir. Doğu Karadeniz bölgesinde Rumca ile Türkçenin uzun süredir yan yana konuşulduğu bilinmektedir. Bilhassa Trabzon’un çeşitli ilçelerinde Trabzon Rumcası bugün hala konuşulmaktadır. Standart Türkçe ise bölgenin prestij dilidir. Başka bir deyişle bölgede sosyal olarak baskın dil Türkçe sosyal olarak zayıf dil ise Trabzon Rumcasıdır. Bölgede Trabzon Rumcasının zayıf dil olmasına rağmen Trabzon Ağızlarında Trabzon Rumcasından kopyalara rastlanmaktadır. Dolasıyla bu çalışma Trabzon ağızlarında Trabzon Rumcasından yapılan kopyaları tasnif ederek iki dil arasındaki dil ilişkileri seviyesini tespit etmeyi amaçlamaktadır. Bu amaç doğrultusunda Trabzon’un Çaykara, Dernekpazarı, Sürmene ve Tonya ilçelerinde sözlü derlemeler yapılmış, transkripte edilen bu derlemeler ve Brendemoen’un 2002 yılında yayımlanan derlemeleri Lars Johanson’un Kod Kopyalama Modeli çerçevesinde incelenmiştir. 1.2. YÖNTEM Bu çalışmada nitel araştırma yöntemleri arasında görüşme tekniği kullanılarak Trabzon’un Çaykara, Dernekpazarı, Sürmene ve Tonya ilçelerinde daha önce belirlenmiş sorular çerçevesinde sesli görüşme yapılmıştır. Görüşme tekniği ile elde edilen veriler transkripsiyon alfabesi ile metin haline getirilmiştir. Görüşmelerin transkripte edilmiş hali 4 çalışmanın en sonunda yer almaktadır. Görüşme tekniği ile elde ettiğimiz veriler ve Brendemoen’un 2002 yılında yayımlanan derleme metinleri Lars Johanson’un Kod Kopyalama Modeli çerçevesinde incelenmiştir. 1.3. SINIRLILIKLAR Çalışmanın teorik arka planını oluşturan dil ilişkileri sınırlılıkları belirlemede temel oluşturmaktadır. Trabzon bölgesinde Rumca ile Türkçe arasındaki etkileşimi ortaya koymak amacıyla yapılan derlemeler dil ilişkileri teorileri göz önünde bulundurularak sınırlandırılmıştır. Bu doğrultuda Rumcanın konuşulduğu bilinen Çaykara, Dernekpazarı, Sürmene, Tonya ilçelerinde derleme yapılmış; Vakfıkebir, Akçaabat, Ortahisar gibi Rumcanın aktif olarak kullanılmadığı ilçelerde derleme yapılmamıştır. Derlemenin kaynak kişilerinin 50 yaş üstü çoğunlukla bulundukları bölgeden çok uzaklaşmamış başka bir deyişle standart varyanttan daha az etkilenmiş kişiler olması gözetilmiştir. Kaynak kişilere yöneltilen sorular daha çok kültürel konuları içerecek şekilde hazırlanmıştır. Trabzon ağızları hakkında bilgilerin yer aldığı ikinci bölüm yalnızca Trabzon ağızlarını diğer Anadolu ağızlarından ayıran özellikleri ele alınacak şekilde sınırlandırılmıştır. Trabzon Rumcası ile ilgili bilgilerin yer aldığı bölüm dil ilişkileri çerçevesi gözetilerek oluşturulmuştur. Başka bir deyişle Trabzon Rumcası ile ayrıntı bilgiler değil yalnızca onu diğer Rumca varyantlardan ayıran özellikleri ve dördüncü bölümde yer alan kopyaları açıklamada kaynaklık edecek özelliklere yer verilmiştir. 5 2. BÖLÜM: DİL İLİŞKİLERİ Toplumlar çeşitli sebeplerle birbiriyle temas kurmaktadır. Özellikle farklı dilleri veya aynı dilin farklı varyantlarını konuşan toplumların uzun süreli temaslarının sosyal sonuçlarından biri dillerin birbirini etkilemesidir. Dillerin aynı yerde aktif kullanımına dayanan bu temasının iki dil üzerindeki etkilerinin araştırıldığı alan dil ilişkileri (language contact) olarak adlandırılmaktadır. Dil ilişkisinin ortaya çıkabilmesi için bireyler birden fazla dili aktif olarak kullanıyor olmalıdır (Thomason 2001: 1). Başka bir deyişle dillerin dilbilimsel özelliklerini alıp verebilmesi için toplumların iki dili de biliyor olması gerekmektedir. Bu durum iki dillilikle ilgili soruları beraberinde getirmektedir. İki dilliliğin tanımlanması ve ölçütlerinin belirlenmesi ile ilgili çeşitli yaklaşımlar bulunmaktadır. Kavramla ilgili ilk çalışmalarından birini yapmış olan Bloomfield’e göre iki dillilik kişinin iki dili anadil seviyesinde kontrol edebilmesidir (1935: 56). Bloomfield’in tanımı her iki dilde de eşit kullanımı içermektedir. Bireyler her dil için okuma, yazma, dinleme ve konuşma seviyelerinde eşit bilgiye sahip olmalıdır. Mükemmel iki dilliliğe dayanan bu görüş çeşitli eleştiriler almıştır. Örneğin Haugen’a göre kişi ikinci dilde anlamlı ifadeler kullanabildiği zaman iki dillilik söz konusudur (1953: 7). Bloomfield’in aksine Haugen mükemmel iki dilliliği savunmamaktadır. Dilin belli becerilerinde yeterliliğinin iki dillilik olabileceğini belirtmektedir. Nitekim Macnamara da dört temel beceriden en az birinde yeterliliğe sahip kişileri iki dilli olarak tanımlamaktadır (1967: 59). Alanyazında mükemmel iki dillilik görüşünden uzaklaşıldığı gözlemlenmektedir. Konuşurların dilin belli bir seviyesinde iletişim sağlabiliyor olmasının iki dillilik için yeterli olduğu görüşü öne çıkmaktadır. Dil ilişkileri ve iki dilliliği beraber ele alan ve tanımlayan ilk çalışmalardan biri olarak Weinreich’ın 1953’te yayınlanan Language in Contact adlı eseri kabul edilmektedir. Weinreich çalışmasında, iki dillilikten bahsedilebilmesi için konuşurların iki dili dönüşümlü olarak kullanması gerektiğini vurgulamaktadır. İki dili dönüşümlü olarak kullanan bireyi iki dilli (bilingual) bu durumu ise iki dillilik (bilingualism) olarak tanımlamakta ve iki dilli bireylerin yabancı ögeleri ses bilgisi, biçim bilgisi veya kelime düzeyinde kendi dillerine 6 almalarını karışma (interference) olarak adlandırmaktadır (1963: 1). Weinreich ’in iki dillilik tanımı dil kullanımını vurgulamaktadır. Kişi anadili ile başka bir dili aktif olarak kullanıyorsa kullandığı dile ait bilgi seviyesinden çok bu dili ne kadar kullandığı önem kazanmaktadır. Grosjean, iki dillilik tanımlarında önemli faktörlerden birinin dilin akıcılığı olduğuna dikkat çekmektedir (2013: 7). Söz gelimi Bloomfield’in tanımı iki dilde de akıcılığa işaret etmektedir fakat iki dilli bireylerin çoğunluğu kendi ana dillerinde sahip oldukları akıcılığa ikinci dilde her zaman sahip olamamaktadır. Bloomfield’in tanımının eleştirildiği noktalardan biri de burasıdır. Her birey iki dili eşit akıcılıkta konuşmamaktadır. İki dilli bireylerin dillerinden birini aksanlı konuştuğuna dair örnekler oldukça fazladır. Birey çoğunlukla ikinci dilin fonolojik özelliklerini öğrenmeye ihtiyaç duymamaktadır. Grosjean (2013) de bireylerin dildeki akıcılığının gereksinimleriyle doğru orantılı olduğunu belirtmektedir. Başka bir ifadeyle mükemmel seviyeye ulaşmadan yalnızca ihtiyacı olan iletişimi sağlayacak kadar dili kullanan birey iki dilli kabul edilmektedir. İki dilliliğin türleri hakkında da çeşitli yaklaşımlar bulunmaktadır. Appel & Muysken çalışmalarında iki dilliliği iki türe ayırmaktadır: bireysel iki dillilik (individual bilingualism) ve toplumsal iki dillilik (societal bilingualism)dir (2005: 1). Appel & Muysken, toplumsal iki dilliliğin en genel tanımıyla bir toplumun iki veya daha fazla dili kullandığında ortaya çıktığını ve kendi içerisinde çeşitlilik gösterebildiğine dikkat çeker. Örneğin toplumda iki farklı dili konuşan, iki dilli olmayan gruplar bulunabilmekte ve bir grup iki dilli bireyler gruplar arasındaki iletişimi sağlayabilmektedir. Başka bir toplumda tüm bireyler iki dilli olabilmektedir veya toplumda bir grup tek dilli diğer gruplar iki dilli olabilmektedir (2005: 1). Toplumsal iki dillikle ilgili ihtimaller her toplumun kendine has çeşitliliklere sahip olduğunu göstermektedir. Bu çeşitlilik toplumların tarihi, sosyal ve ekonomik yapılarıyla ilişkilidir. Daha önce değinildiği gibi dilin en az bir seviyesinde iletişim sağlanabildiğinde birey iki dilli kabul edilmektedir. Toplumların iki dili aktif olarak kullanmasının bir sonucu da dil ilişkilerinin ortaya çıkmasıdır. Thomason, dil ilişkilerinde küreselleşen dünyanın etkisiyle bazı istisnaların olmasıyla birlikte çoğu zaman konuşmacı gruplar arasında yüz yüze bir temasın gerekliliğini vurgulamaktadır (2001: 3). Başka bir deyişle dil ilişkilerinin ortaya çıkabilmesi 7 için bireysel değil toplumsal iki dillilik olmalı bunun gerçekleşebilmesi için toplumların bir süre yan yana yaşaması gerekmektedir. Her toplumda iki dilliliğin dağılımı ve türleri çeşitlilik göstermektedir. Dolayısıyla dillerin birbirilerini etkileme dereceleri de farklılık göstermektedir. Bu farklılık dil temasının sonuçlarının da değişmesine neden olmaktadır. Başka bir deyişle dil ilişkisinin yoğunluğu arttıkça dillerin birbirlerini daha derinden etkileme ihtimali de artmaktadır. Thomason, dil etkileşiminin yoğunluğu arttıkça dil karışımı (pidgin, coreole), dil değişimi ve dil ölümü gibi sonuçlar doğrulabileceğini belirtmektedir (2001: 6). Temasın daha az olması durumunda yalnızca dilin belli bir seviyesinde ögeler alınması gibi sonuçlar ortaya çıkmaktadır. Araştırma alanı olarak dil ilişkilerinin temel konusu etkileşim sürecinde ve sonucunda meydana gelenleri tanımlamaya çalışmaktır. Johanson dil ilişkileri alanının şu sorulara cevap aradığını belirtmektedir ; İki dil karşı karşıya geldiğinde neler değişebilir? Dilin hangi yapıları direnç gösterir? İlişkinin süresi dile dahil edilen yapıları etkiler mi? Sosyal etkenler dil ilişkilerinde teşvik edici midir? (2014: 23) Bu soruları birçok dilbilimci tartışmıştır (Hickey 2010; Johanson 2014; Matras 2009; Thomason ve Kaufman 1988). Diller birbirini ses bilgisi, biçim bilgisi, sözdizimi ve söz varlığı seviyesinde etkileyebilmektedir. Söz konusu etkilerin araştırıldığı dil ilişkileri alanında temel çalışmalardan biri Thomason & Kaufman’ın 1988’de yayınladıkları Language contact, creolization and genetic linguistic adlı eseridir. Çalışmada öge alan dil ve kaynak dil arasında iki türlü dilsel girişim gerçekleştiği belirtilmektedir. Söz konusu girişimlerden ilki ödünçleme (borrowing) diğeri değişim yoluyla karışma (shift induced interference)dir. Thomason & Kaufman’a göre ödünçleme yabancı özelliklerin bir grubun anadiline bu dilin konuşmacıları tarafından dahil edilmesidir (1988: 37). Tipik olarak anadilin devam ettirildiği fakat dahil edilen yeni özellikler ile alıcı dilin değişime uğradığı belirtilmektedir. Çalışmaya göre değişim yoluyla karışma ise dil değişimi sürecinde eksik grup öğrenmesinden kaynaklanmaktadır. Belirli bir hedef dile geçen bir grup konuşmacı hedef dili mükemmel bir şekilde öğrenemez ve yeni dili öğrenirken yapılan hatalar kaynak dilin tüm konuşmacılarına yayılmasıyla altkatman karışma gerçekleşir (Thomason & Kaufman 1988: 39). 8 Alanyazında altkatman karışma (substratum interference) olarak bilinen değişim yoluyla karışma, yapısal girişimlerin kayda değer çoklukta olduğu fakat ödünçlemeye göre kelime karışmalarının daha az olduğu bir türdür (Thomason 2001: 80). Thomason & Kaufman’a göre eksik öğrenme yoluyla gerçekleşen karışmada bir dil değişimi söz konusu olduğu için dilleri değişen grubun hedef dilde ilk öğrenecekleri şey günlük iletişimi sağlayan söz varlığı olmaktadır (1988: 39). Altkatman karışmada anadilden kelime kopyalarının daha az olmasının bir nedeni de dil değiştiren grubun ilk ve en çok öğrendiği dil seviyesinin söz varlığı olmasıdır. Dil değiştiren grup yalnızca hedef dilin ihtiyacı karşılaşamadığı noktada kendi dillerine başvurmaktadır. Thomason & Kaufman da konuşurların anadillerindeki kelimeleri; yörelerine ait yiyecekler, bitkiler ve hayvan adlarında koruma eğilimi gösterdiğini belirtmektedir (1998: 42). Konuşurların orijinal dillerinden izler taşıyan tek seviye söz varlığı değildir. Thomason & Kaufman, değişen grup konuşurlarının hedef dili öğrenemediklerinde kendi dillerinin bürünsel (prosodic) kalıplarını koruma eğilimi gösterdiğini belirtir (1988: 42). Hedef dilde iletişim sağlayabilecek sözvarlığına sahip olan grup, iletişim aksaklığına neden olmadığı için anadillerinin sesbilgisel özelliklerini korumaktadır. Benzer durum orijinal dilin sahip olduğu sözdizimsel özellikler için de geçerli olmaktadır. Değişim yoluyla karışmanın aksine ödünçleme kelimelerle başlamaktadır. Etkileşim süresi ve yoğunluğu arttıkça sesbilgisi, biçimbilgisi ve sözdizimi seviyelerinde ödünçlemeler gerçekleşmektedir (Thomason & Kaufman 1988: 37). İki karışma türü arasındaki en temel farklar karışmanın başladığı, başka bir deyişle kendini yoğun olarak gösterdiği dilsel seviyelerde ortaya çıkmaktadır. Ödünçleme kelimelerde, değişim yoluyla karışma yapısal özelliklerde başlamaktadır. Ödünçlemede dil devam ettirilmekte değişim yoluyla karışmada orijinal dil bırakılmaktadır. Ödünçleme ile ilgili önemli sorulardan biri her şeyin ödünçlenip ödünçlenemeyeceği ile ilgilidir. Thomason & Kaufman’a göre ödünçlemenin iki önemli parametresi vardır: zaman ve iki dillilik (1988: 67). Dillerin temas süresi arttıkça ödünçlemelerin yoğunluğu artmakta ve ödünçlemenin gerçekleştiği dilsel seviye farklılık göstermektedir. Temas süresinin yanında toplumun geneline yayılan iki dillilik olduğunda kapsamlı ödünçlemelerin de arttığı 9 gözlemlenmektedir. Söz konusu iki parametreyi göz önünde bulundurarak Thomason & Kaufman ödünçleme skalası (borrowing scale) oluşturmuşlardır (1988: 74). Bu skala aşağıdaki gibidir; 1. Geçici etkileşim: Yalnızca sözcük ödünçlemeleri gerçekleşmektedir. 2. Daha yoğun etkileşim: Sözcükler dışında bağlaçlar ve zarf ögeleri gibi yapısal ödünçlemeler yapılmaktadır. 3. Yoğun etkileşim: Edatlar, yapım ekleri gibi yapısal ödünçlemeler bu basamakta yoğunlaşmaktadır. 4. Güçlü kültürel baskı: Küçük tipolojik değişikliklere yol açabilecek yapısal kopyalar gerçekleşmektedir. Sesbilgisel ve sözdizimsel ödünçlemeler çoğunlukla bu aşamada olmaktadır. 5. Çok güçlü kültürel baskı: Büyük tipolojik değişmeler bu aşamada başlamaktadır. Biçimbilgisi değişmeleri ve morfem kopyaları, sesbilgisel ve morfosentaktik değişmeler gerçekleşmektedir. Ödünçleme skalasında birinci basamaktan beşinci basamağa doğru temas yoğunluğu artış göstermektedir. Fakat her dil ilişkisinde skalanın geçerli olup olmadığı tartışmaya açıktır. Matras, ödünçlemeye ilişkin kabaca bir gösterge sunsa da dilbilimsel kategorilerin ödünçlenebilirliği açısından skalanın tartışmalı olduğunu belirtmektedir (2009: 157). Dilbilimsel kategorilerin ödünçleme skalasında farklılık gösterme ihtimali dillerin sahip olduğu yapıların dayanıklılığıyla ilgili görüşe dayanmaktadır. Dillerin yapısal özellikleri temas durumunda aynı dayanıklılığı göstermemektedir. İleride bu konuya daha ayrıntılı değinilecektir. Dil ilişkileri alanında yapılmış önemli çalışmalardan biri de Lars Johanson’ un Strukturelle Faktoren in türkischen Sprachkontakten (1992) adlı çalışmasıdır; bu çalışma Nurettin Demir tarafından Türkçe Dil İlişkilerinde Yapısal Etkenler (2007) adıyla Türkçeye çevrilmiştir. Aynı eser 2002 yılında Vanessa Karam tarafından Structural Factors in Turkic Language Contacts adıyla tekrar yayınlanmıştır. Johanson çalışmasında Türk dillerinden hareketle kod kopyalama (code copying) modeli oluşturmuştur. Johanson çalışmasında 10 Türkçe-Türkçe ve Türkçe-Türkçe olmayan etkileşimleri ayrıntılı olarak ele alarak kod kopyalama modelini ortaya koymuştur. Bu model tezin Türkçe-Türkçe olmayan etkileşimi ele alması nedeniyle teorik çerçevesini oluşturmaktadır. Dolasıyla Trabzon Rumcası ile Türkçe arasındaki etkileşimi ele almadan önce Johanson’un kod kopyalama modelini yakından incelemek yerinde olacaktır. 2.1. KOD KOPYALAMA Johanson’un Kod Kopyalama Modelini (code copying model) diğer çalışmalardan ayıran en önemli özelliklerinden biri ödünçleme terimini eleştirmesi ve bu terimin yerine kopyalama (copying) terimini önermesidir. Johanson, çalışmasında ödünçleme terimini ‘dil ilişkilerinde hiçbir şey gerçekten ödünç alınmış olmaz: verici dilin hiçbir şeyi elinden alınmaz ve alıcı dil verici dildekiyle aynı olabilecek hiçbir şeyi almaz (2014: 28)’ şeklinde eleştirmiştir. Johanson transfer ve interferenz terimlerini de kötü çağrışımları nedeniyle eleştirir ve bunların yerine yabancı bir ögenin alıcı dile kopyalanması benzetmesini kullanır (2014: 29). Özetle bir dilden diğerine alınan öge kopyalamayı yapan dilin çerçevesine uyum sağlamakta ve bu uyum sağlandığında alındığı dildeki formundan farklılık göstermektedir. Ögenin süreç içerisinde farklılaşması ‘ödünçleme’ benzetmesinde yeterince hissedilmemekte bu sebeple kopyalama terimi kullanılmaktadır. Johanson’ un kod kopyalama teorisine göre belirli bir seviye iki dillilik ön koşuldur. Teoriye göre etkileşim içerisinde olan iki dil sosyal olarak baskınlıklarına göre ikiye ayrılmaktadır. Sosyal olarak zayıf dil için A, baskın dil için ise B isimlendirilmesi kullanılmaktadır. Trabzon Rumcası ve Türkçe arasındaki dil ilişkisi üzerinden örneklendirilecek olursa Trabzon Rumcası zayıf dil (A) Türkçe ise baskın dil (B) olarak değerlendirilir. Johanson’a göre zayıf dil A ile baskın dil B arasında A konuşurlarının etkilendiği iki türlü etki tipi söz konusudur (2014: 24); 1. B, A’sını etkileyebilir 2. A, B’sini etkileyebilir 11 Johanson sosyal olarak baskın dilin zayıf dili etkilediği birinci temas tipinin sonucunun ödünçleme, zayıf dilin baskın dili etkilediği temasın sonucunun karışma olduğunu belirtmektedir (2014: 24). Johanson’a göre B dilinden kopyalanan kodun benzerlik derecesi B yetisini yansıtmamaktadır (2014: 29). Diğer bir ifadeyle B diline ait bilgiler daha fazla olduğunda kopya B dilindeki haline daha fazla benzememektedir. Dolayısıyla kopyadaki değişiklikler B dili bilgisi eksikliğinden değil kopyanın A diline uyum sürecinden kaynaklanmaktadır. Teoriye göre kopyalar üç türde gerçekleşmektedir; genel kopya (global copy), seçilmiş (selective copy) kopya, karışık kopya (mixed copy). 2.1.1. Genel Kopya Genel kopyalama B diline ait bir ögenin sahip olduğu sesbilgisi, biçimbilgisi, sözdizimi ve anlamsal özellikleriyle birlikle A yapısına kopyalanmasıdır. Kopyalanan B ögesi biçimbilgisel açıdan basit veya karmaşık, bağımsız veya bağımlı olabilmekte; bir veya daha fazla kelimeden oluşabilmektedir (Johanson 2014: 31). Teoriye göre B dilinden genel kopyalanan karmaşık bir öge A dilinde basit birlikler olarak işlem görmektedir. Tipik olarak kopyalanan ögeler A dilinde kök olarak kabul edilmekte ve buna uygun ekler almaktadır (Johanson 2014: 31). Başka bir deyişle kopyalanan öge B dilinde çeşitli ekler halinde bulunuyor olabilmekte; fakat A diline geçerken aynı öge bütün olarak algılanabilmektedir. Johanson bu noktada Türkiye Türkçesinde Arapçadan kopyalanan fukara kelimesini örnek vermektedir. Fukara kelimesi Arapçada çoğul bir anlam taşırken Türkçede kök halinde algılanmış, içerisinde bulunan çoğul haliyle kopyalanmıştır. Daha sonra isim kategorisine ait eklerle kullanılagelmiştir. A diline genel kopyalanan ögelerin B dilindeki formlarıyla aralarında çeşitli farklılıklar bulunduğu belirtilmişti. Kopyalanan ögenin orijinalinden farklılaştığı dilbilgisel seviyelerden biri sesbilgisidir. Johanson’a göre kopyalanan öge A dilinin sesbilgisi kurallarına uyum sağlayabilmesi için değişime uğramaktadır (2014: 31). Örneğin Altay Türkçesindeki ostolmo ‘direk’ kelimesi Rusça stolb kelimesinden genel kopyadır. Kelime Altay Türkçesinin sesbilgisi yapısına uygun değişimler geçirmiştir (Johanson 2014: 32). 12 Genel kopyalanan ögenin değişime uğradığı diğer seviye biçimbilgisi seviyesidir. A diline kopyalanan öge biçimbilgisine uyum sağlayabilmesi için yeniden biçimlendirilmektedir. Ayrıca A dili ne kadar biçimbilgisel sınıflara sahipse kopyanın işlenmesi de o kadar genişlemektedir (Johanson 2014: 32). Kopyalar A dilinin sahip olduğu morfosentaktik pozisyonlara uyum sağlayabilmesi için çeşitli ekler getirilerek değişime uğramaktadır. Örneğin B dili eril ve dişil ayrımına sahip olmayan, A dili ise bu ayrıma sahip bir dil olduğunda B den alınan kopyaların A ya uyum sağlayabilmesi için eril veya dişil ekler alması gerekecektir. Gereken ekleri aldığında kopya A dilinin sahip olduğu morfosentaktik konumlarda işlem görebilecek hale gelmiş olacaktır. Dolayısıyla A dilinin sahip olduğu biçimbilgisi özellikleri B dilinden farklılaştıkça kopya daha fazla değişime uğrayacaktır. 2.1.2. Seçilmiş Kopya Seçilmiş kopyaları genel kopyalardan ayıran en temel özellik B dilinden kopyalanan ögenin yalnızca belli özelliklerinin A birliklerine kopyalanmasıdır. B ögesinin sesbilgisi, biçimbilgisi, sözdizimi veya anlamsal özelliklerinden birinin kopyalanmasıyla kopyalamanın gerçekleştiği seviyede A dili üzerinde etkiler ortaya çıkmaktadır (Johanson 2014: 33). Teoriye göre genel kopyaların sıklığı sesbilgisel seviyede seçilmiş kopyaların oluşmasında etkili olmaktadır (Johanson 2014: 33). Başka bir ifadeyle A dili konuşurları B diline ait sesbilgisel bilgileri genel kopyalama yoluyla daha fazla tanır hale gelmektedir. Tanınırlık artıkça B diline ait sesbilgisel bir özelliği kopyalama ihtimali de artmaktadır. Fakat bu durum her temasta gerçekleşmemektedir. A konuşurlarının B diline ait sesbilgisel özellikleri tanıyabilmeleri için B dilini işitiyor olması gerekmektedir. Başka bir ifadeyle A ve B dili konuşurları yan yana konuşuluyor olmalıdır. Dolasıyla sesbilgisi seviyesinde seçilmiş kopyalar B dili yalnızca yazılı olarak bilindiğinde gerçekleşmemektedir. Johanson sesbilgisi seviyesinde seçilmiş kopyalar ile ilgili olarak Osmanlı Türkçesi döneminde genel kopyaların etkisiyle Bulgarca /c/ sesinin fonemleşmesini örnek göstermektedir (2014: 33). Seçilmiş kopyalar anlamsal seviyede de gerçekleşebilmektedir. Johanson B ögesinin yalnızca anlam özelliklerinin A eşdeğerine kopyalanabileceğini belirtmekte ve bu tür 13 kopyaları anlam ödünçlemesi olarak değerlendirmektedir (2014: 33). Anlam ödünçlemesinde B formunun sahip olduğu x veya y anlamından biri seçilerek A dilindeki benzer formuna kopyalanmaktadır. B dilinin sahip olduğu form sabit kalmakta, anlamı A formuna taşınmaktadır. Johanson anlam ödünçlemelerine; Türkiye Türkçesi yıldız kelimesinin İngilizce star kelimesinin etkisiyle ‘eğlence yıldızı’ anlamını kazanmasını örnek vermektedir (2014: 34). Örnekte de görülebileceği gibi star kelimesi Türkçeye kopyalanmamış, bünyesinde bulunan ‘eğlence yıldızı’ anlamı Türkçede star kelimesinin karşılığı olan yıldız kelimesine kopyalanmıştır. Seçilmiş kopyaların başka bir türü A birliklerine B’nin birleşme özelliklerinin kopyalanmasıdır. Birleşme kopyaları B’ye ait olan ögenin sahip olduğu cümle hiyerarşisi, istem, söz dizimi kalıpları, eklerin düzeni gibi yapısal düzen kopyalamaları içermektedir (Johanson 2014: 34). Johanson’un ‘sentaksı ödünçlenmiş kopyalar’ olarak değerlendirdiği bu tür kopyalarda B birliğinin formu ve anlamı B dilinde kalmakta yalnızca formun sözdizimsel bir düzen içerisindeyken sergilediği özellikler A dilindeki forma kopyalanmaktadır. B ögesinden A birliğine seçilerek kopyalanan başka bir özellik de sıklıktır. Johanson sıklık kopyalarını ilişki dillerinde ‘ortak’ olanın tercih edilmesi olarak değerlendirmektedir (2014: 36). A konuşurları B dilinde sıklıkla karşılaştıkları veya duydukları özellikleri, ögeleri kendi dillerine kopyalama eğilimi göstermektedir. Örneğin B dilinde sık kullanılan bir bağlacın A dilindeki karşılığının kullanımı, B dilinin etkisiyle artış göstermektedir. Sıklık etkisi bir bağlaçta olabileceği gibi dilin sahip olduğu diğer ögelerde de gerçekleşebilmektedir. B dilinin etkisi ögenin daha az kullanılmasına da neden olabilmektedir. 2.1.3. Karışık Kopya Karışık kopyalar, içlerinde seçilmiş kopyalar barındıran genel kopyalardan oluşmaktadır (Johanson 2014: 36). Karışık kopyalar da seçilmiş ve genel kopyalar gibi çeşitli seviyelerde gerçekleşebilmektedir. Söz gelimi, sözcük seviyesinde olabileceği gibi biçimbilgisel seviyede de olabilmektedir. Johanson biçimsel karışık kopyalara örnek olarak Türkiye Türkçesi Anladım ki gelmez cümlesini örnek göstermektedir (2014: 37). Cümlede Türkçe olmayan bir yan cümle tipi kopyalanmıştır. Bu kopya aynı zamanda 14 kopyalanmış bir bağlacı da içermektedir. Diğer kopya türlerinde olduğu gibi karışık kopya da orijinalinden çeşitli açılardan farklılaşabilmektedir. Artzamanlı bakış açısıyla karışık kopyalar, genel kopyalar ile basit bir birleşme kopyasının arasında değerlendirilmektedir. 2.2. KARIŞMA Sosyal açıdan zayıf dil A’nın baskın dil B’yi etkilediği süreci Johanson karışma olarak adlandırır (2014: 24). Karışma durumu için alanyazında çoğunlukla altkatman etki (substratum interference) terimi kullanılmaktadır. Thomason & Kaufman’ın altkatman etki terimi yerine değişim kaynaklı karışma terimini kullandıkları belirtilmişti. Thomason, başka bir çalışmasında altkatman etki terimini yalnızca tarihsel olarak konuşurları ölen veya başka bir grubun diline geçen topluluğa işaret etmekle kalmayıp aynı zamanda sosyoekonomik olarak bağımlı bir topluluğa da işaret ettiği için eleştirmektedir (2009: 319). Başka bir deyişle terim ifade etmesi beklenen ‘çeşitli sebeplerle dil değiştiren grup’ anlamının ötesinde olumsuz çağrışımlara neden olmaktadır. Dil değiştiren grubun bunu nasıl veya neden yaptığını tespit etmek mümkünken topluluğun sosyopolitik veya ekonomik durumunu tespit etmek her zaman mümkün olmamaktadır. Dolayısıyla bu olumsuz çağrışımı en aza indirmek amacıyla Thomason değişim kaynaklı karışma terimini kullanmaktadır. A dili konuşurlarının güçlü B baskınlığı karşısında A dilini bırakıp B diline geçtikleri süreçte iki dil arasındaki etkileşim ödünçleme sürecinden farklı gelişmektedir. Johanson B diline geçen A dili konuşurlarının dil değiştirme süreçleri tamamlandıktan sonra, başka bir ifadeyle A dili tamamen bırakıldıktan sonra, A dilinin B varyantını altkatmanda etkiyebileceği fikrini desteklemektedir (2014: 71). Özetle A dili bırakılsa da A diline ait bilgiler devam ettirilmektedir. Karışma durumunun sorularından biri karışmanın nasıl oluştuğuyla ilgilidir. Sözgelimi ödünçleme ile dili devam ettirme sonucunda mı yoksa karışmayla birlikte dil değiştirme ile mi ortaya çıkmaktadır? Johanson her iki durumda da yapı farklılıklarının aynı olduğunu her iki durumda da sonucun A grubunun B dili bilgisine ve ilişki süresine bağlı olduğunu belirtmektedir. AB karışması, B’ye geçen A grubunun uzun süredir iki dilli olmasından ortaya çıkabileceği gibi B dili bilgisinin eksikliğinden de kaynaklanabilmektedir (2014: 71). 15 Karışma, kopyalama sürecinden farklı işlediği için sonuçları da farklılık göstermektedir. Johanson, karışmanın sonuçlarının ödünçlemenin aksine ses ve sözdiziminde aranması gerektiğine dikkat çekmektedir (2014: 71). Ona göre altkatman etkide A’dan kapsamlı genel kopyalar gerçekleşmemektedir. Daha önce de değinildiği gibi A dili konuşurlarının B dilinde öğrendikleri ilk dilsel aşama söz varlığı olduğu için karışmada A diline ait izlere söz varlığında çok az rastlanılmaktadır. İletişimde aksaklığa neden olabilecek özellikler dışında ise A dili bilgileri ses ve sözdizimi seviyesinde korunmaktadır. Karışmanın sonuçlarından biri B diline geçtikten sonra gelişen varyantla ilgilidir. Johanson dil değiştiren grubun B dilini öğrendiği şeklinin B’nin diğer varyantlarına kıyasla daha uzun süre koruduğunu belirtir (2014: 72). Özellikle dil değiştiren grup B dili konuşurlarından izole yaşadıklarında ilk öğrendikleri varyantı koruma eğilimi göstermektedir. Dil değiştiren grubun konuştuğu varyant diğer B varyantlarının gelişimini gösterememekte dolayısıyla zamanla daha arkaik bir görüntü sergilemektedir. Bu durumun Trabzon Rumcası ile karışma ihtimali taşıyan Trabzon ağızlarında gözlemlenmektedir. 2.3.DAYANIKLILIK SKALASI Dillerin sahip oldukları yapısal seviyeler dil ilişkisinde aynı derecede değişim göstermemektedir. Temas yoğunluğuna bağlı olarak ses bilgisi, biçimbilgisi, sözdizimi seviyelerinde farklı etkilenmeler gerçekleşmektedir. Dillerin kolay ve zor ödünçlediği ögeler hakkında ilk çalışmalardan biri olan Thomason & Kaufman’ın ödünçleme skalasına daha önce değinilmişti. Dilsel bir ögenin dayanıklı olmasına neden olan özellikler alanyazında tartışılmıştır. Bu bağlamda bir ögenin dayanıklılık seviyesini belirleyen özelliklerinden birinin kullanım sıklığı olduğu öne sürülmüştür. Fakat Johanson az kullanılan A ögesinin aktif olarak kullanılan B eşdeğeri ile değiştirildiği görüşünü desteklemekle birlikte sık kullanılmamanın mutlaka değişime neden olamayacağını da belirtmektedir (2014: 50). Ögenin kullanım sıklığı bazı işaretlerde bulunsa da her zaman güvenilir olmamaktadır. Kopyalama söz konusu olduğunda dayanıklılık skalasının en üstünde kolay kopyalanan ögeler yer almaktadır. Genel olarak söz varlığının ilk öğrenilen bölüm olduğundan 16 bahsedilmişti. Dolayısıyla söz varlığının dayanıklılık skalasının yukarılarında yer aldığı kabul edilmektedir. Johanson söz varlığıyla birlikte bağımsız birlikler olarak isimler ve diğer anlamsal türlerin kolay kopyalandığı belirtmektedir. Bunlara ek olarak ünlem ve deyimleşmiş ifadeler de kolay kopyalanan ögeler arasında yer almaktadır (2014: 51). Skalada aşağılara doğru inildikçe kopyalanması zor ögelerle karşılaşılmaktadır. Gramatikal olarak da skalanın üstlerinde yer alan ögeler bulunmaktadır. Bağımsız, gramatik işlevlere sahip bağlaçlar, zarflar, öntakılar, edatlar vb. erken kopyalanan ögeler olduğu belirtilmektedir. Skalanın daha aşağılarında bulunan yapılar ise aspekt zaman, tasarlama kipleri gibi dilbilgisel yapılardır. Ses ve sözdizimine dair özellikler morfosentaktik kopyalar skalanın aşağılarında yer almaktadır (Johanson 2014: 51). Kelime kopyalarını takiben gerçekleşen gramatikal kopyaların daha çok bağımsız başka bir deyişle fark edilmesi kolay olan ögeler olduğu dikkat çekmektedir. Gramatikal ögeler incelendiğinde bağımsız birliklere göre aspekt-zaman ve tasarlama kipleri gibi ögelerin fark edilmesi daha zor ve dolayısıyla kopyalanması daha zor ögeler olarak değerlendirilmektedir. Sesbilgisi ve sözdizimi özellikleri için de benzer bir durum söz konusudur. Sözgelimi morfosentaktik bir ögenin kopyalanması için bu özelliğin öğrenilmesi gerekmektedir. Kelimelerin kopyalanmasıyla karşılaştırıldığında fark edilmesinin zor olduğu açık olan bu ögelerin kopyalanması için daha yoğun bir etkileşime ihtiyaç duyulmaktadır. Dolayısıyla bahsi geçen özellikler dayanıklılık skalasının aşağılarında yer almaktadır. Kopyalamalar için geçerli olan skalalar karışma söz konusu olduğunda tam tersi şekilde gelişmektedir. Johanson A dili konuşurlarının A’daki dayanıklı ögeleri koruma ve bunları B diline karıştırma eğilimleri gösterdiklerini belirtir (2014: 50). Başka bir deyişle kolay karışan unsurlar çoğu zaman geç kopyalanan ögeler arasında yer almaktadır. Örneğin sesbilgisi özellikleri karışma söz konusu olduğunda B diline karışan ilk özelliklerdendir. Kopyalama söz konusu olduğunda dayanıklı olan ses bilgisel özellikler karışmada da dayanıklılığını koruyan ve dolayısıyla karışma durumunda B diline aktarılan ilk özellikler arasında yer almaktadır. Sözdizimsel özellikler de sesbilgisel özellikler gibi karışma durumunda skalanın üstlerinde yer almaktadır. Kelime bilgisi ise B diline en az karışan özellikler olarak skalanın aşağılarında yer almaktadır. 17 Dil ilişkilerinin bir yönü, kopyalamada dillerin sahip olduğu çeşitli unsurların çekici olup olmadığıyla ilgilidir. Söz gelimi bir öge diğerine göre daha çekici olabilir ve böylece kopyalama kolaylaşabilir mi? Johanson çekici özelliklerin göreceli olduğunu belirtmekle birlikte bazı özelliklerin çekici olduğunu kabul etmektedir (2014: 54). Daha önce de değinildiği gibi bir ögenin kolay anlaşılabilir olmasının kopyalamayı kolaylaştırdığı gözlemlenmiştir. Johanson’a göre analitik birlikler genel kopyalamada çekici kabul edilmektedir (2014: 54). Analitik birliklerin bitişken yapılara göre daha kolay fark ediliyor olmasının çekiciliğini etkilediği açıktır. Benzer bir durum biçimbilgisi yapıları için de gözlemlenmiştir. Morfolojik olarak birbirinden net olarak ayrılmış yapıların algılanması daha kolay olduğu için çekici kabul edilmektedir. Johanson bu konuda Türkçe hal eklerini örnek göstermektedir. Birbirinden şeffaf olarak ayrılmış olan Türkçe hal ekleri ilişki içerisinde olduğu dillerde sık kopyalanan yapılar olarak karşımıza çıkmaktadır. Dilin ses özelliklerinden bazıları da daha çekici olabilmektedir. Johanson’ a göre /a/, /i/, /u/ ünlüleri /ö/, /ü/, /ı/ ünlülerine göre daha fazla tercih edilmektedir (2014: 57). Bunun dışında kısa ünlüler uzun ünlülere; ağız ünlüler, geniz ünlülerine; tek ünlüler, ikiz ünlülere; kelime başında patlamalılar, sızıcılara göre daha çekici kabul edilmektedir (Johanson 2014: 58). Örneğin /ts/ sesi /t/ sesine göre daha az çekici olmaktadır. Dilin ögelerinin dayanıklı olup olmamasıyla ilgili son önemli nokta tipolojik mesafe ile ilgidir. Thomason & Kaufman özellikle hafif ve orta derecede gerçekleşen kopyalamalarda öge alan dilin tipolojik özelliklerine uyan kaynak dil özelliklerini daha önce kopyalama eğiliminde olduğunu belirtmektedir (1988: 72). Tipolojik uyuma dayanan bu görüşe göre dilbilgisel olarak az yapılandırılmış bir sistemin hedef dilde bu yapıların karşılığını bulma ve bulduğu parçayı kopyalama ihtimali artmaktadır. Alıcı dil karmaşık alt sistemlere sahip olduğunda hedef dilde tipolojik eşleştirme gerçekleştiremeyecek ve böylece kopyalama zorlaşacaktır. Johanson ise tipolojik yakınlığın kopyalamada belirleyici olmadığını belirtmektedir. Ona göre tipolojik yakınlık belirleyici olsaydı Türkçenin dil ilişkilerinde kendinden tipolojik olarak farklı olan komşu dillerden hiçbir şey kopyalanmaması gerekirdi. Dolayısıyla Johanson yalnızca yapısal örtüşmenin göreceli olarak kopyalamayı kolaylaştırabileceğini belirtmektedir (2014: 63-64). 18 3. BÖLÜM: TRABZON AĞIZLARI Trabzon ağızlarının tanımlanmasına geçmeden önce ağız ve bu terimle ilişkili olarak standart ağız terimlerini açıklamak yerinde olacaktır. Türkçe yayınlarda çeşitli ağız ve standart ağız tanımları yapılmıştır. Örneğin Dilbilim Terimler Sözlüğünde ağız, bir dil alanı içinde görülen konuşma biçimlerini, söyleyiş türlerini, kimi durumda da toplumsal özellikleri yansıtan kullanımların her biri olarak tanımlanmaktadır (Vardar 2002: 14). Demir, Vardar’ın tanımı ve alanyazında halihazırda kullanılan ağız terimlerini eleştirerek ayrıntılı bir ağız tanımı yapmaktadır (2002: 154); “Ağız, aynı kökten geldiği üst sistem durumundaki bir standart dile bağlı doğal olarak ortaya çıkmış; aile ve dost çevresinde, iş yerlerinde; okur yazarlığı az, bulunduğu bölgeden uzun süre ayrı kalmamış insanlarca sözlü iletişimde dilin başka türleriyle karşı karşıya gelme oranına göre değişen biçimde kullanılan, resmi ortamlarda kullanılmasından kaçılan, yazılı bir gelenek oluşturmamış iletişim alanı sınırlı, bağlı olduğu üst sistemden dilin her alanında karşılıklı anlaşmanın korunacağı oranda ayrılabilen, prestiji standart dile göre daha az yerel konuşma biçimleridir.” Demir’in tanımını Trabzon ağızları ile örneklendirmek mümkündür. Trabzon ağızları yalnızca Doğu Karadeniz bölgesinde konuşulmakta; sesbilimsel, biçimbilimsel ve söz varlığı seviyelerinde diğer ağızlardan ayrılan çeşitli özellikler sergilemektedir. Herhangi bir yazılı formu bulunmamaktadır. Bölgesel sınırlılığı ve diğer tüm özellikleri ile Trabzon’da konuşulmakta olan Türkçe varyant ağız kategorisinde değerlendirilmektedir. Ağızlar genel çerçevesinin ardından standart ağzın tanımını incelemek yerinde olacaktır. Demir çalışmasında standart ağzı şu şekilde tanımlamaktadır; unsurları yerel ve sosyal tabakalara has izler taşımayan ağızlar üstü, norm oluşturucu; yani varyasyonu azaltıcı bir prestij varyantı, dilin kullanıldığı sahada iletişim alanı en geniş varyanttır (2002: 150). Standart ağız diğer ağızların aksine toplumun her kesiminin kullandığı, kuralları belirlenmiş bir varyanttır. Eğitim, idari yazışmalar, televizyon kanalları gibi pek çok sosyal kademede kullanılmaktadır. Türkiye Türkçe özelinde düşünüldüğünde standart ağız olan 19 İstanbul ağzı Trabzon ağzı gibi yerel bir ağzın aksine kullanım alanı oldukça geniş ve belli normlara sahip bir varyanttır. Trabzon ağızları, içerisine Trabzon’un tüm ilçelerini ve Rize’nin Merkez, İkizdere, Gündoğdu, Büyükköy ilçelerini barındıran ağız grubunu oluşturmaktadır. Anadolu ağızları içerisinde ise Rize, Hopa, Arhavi, Borçka ağızlarıyla birlikte Kuzeydoğu Grubu Ağızları içerisinde yer almaktadır (Karahan 2017: 97). Trabzon Ağızlarının konuşulduğu Doğu Karadeniz bölgesi yüksek dağlarla çevrili sık ormanların bulunduğu bir bölge olması nedeniyle coğrafi bakımdan Anadolu’nun diğer bölgelerine oranla daha izole bir görüntü sergilemektedir. Dışarı kapalı olan bu bölgede tarihsel süreç içerisinde Rumca, Lazca, Gürcüce gibi çeşitli diller konuşulmuştur. Trabzon ağızları da böylesine izole bir bölgede Türkçe ile aynı dil ailesinde olmayan dillerle temas içerisinde gelişimini sürdürmüştür. 3.1. TRABZON AĞIZLARI ÜZERİNE YAPILAN ÇALIŞMALAR Anadolu Ağızları ile ilgili öncü çalışmalar 19. yüzyılın başlarına denk düşmektedir. Anadolu Ağızları üzerine ilk çalışma Kúnos’un 1896 yılında Macarca kaleme aldığı Kisázsia török dialektusairól adlı eseridir. Kúnos, bu eserde Anadolu ağızlarının sınıflandırmasını yapmıştır. Kunos’un çalışması ağız araştırmalarının öncü çalışmalarından biri olarak kabul edilmekle birlikte yalnızca tarihi değer taşımaktadır. Ağızlar hakkında müstakil çalışmalar ise 20. yüzyılın başında hız kazanmıştır. Dolayısıyla Trabzon Ağızları üzerine yapılan çalışmalar da bu tarihlere rastlamaktadır. Trabzon Ağızları hakkında yapılmış ilk çalışmalardan biri Caferoğlu’nun 1946 yılında yayınlanan Kuzey-Doğu illerimiz ağızlarından toplamalar: Ordu, Giresun, Trabzon, Rize ve yöresi ağızları adlı eseridir. Caferoğlu bu eserde Kuzeydoğu Ağızlarını üçe ayırmaktadır; Rize ve Trabzon yöresi, Akçaabat ve Vakfıkebir yöresi, Giresun ve Ordu yöresi. Fakat Caferoğlu bu gruplar arasındaki farklara değinmemektedir. Söz gelimi Trabzon’ a bağlı bir ilçe olan Vakfıkebir ve Akçaabat’ın niçin ayrı bir grup oluşturduğu hakkında ayrıntılı bilgi bu eserde yer almamaktadır. Caferoğlu’nun derlediği veriler ise daha çok türkü ve maniler gibi folklorik ögelerden oluşan metinlerdir. Dolayısıyla günlük dile dair metin sayısı oldukça azdır. 20 Karadeniz ağızlarının sınıflandırılması hakkında yapılmış önemli çalışmalardan biri Hayashi’nin 1984 yılında yayınladığı Dialects on the Eastren Turkish Coast of Black Sea adlı makalesidir. Hayashi makalesinde patates, yengeç, tepsi, şeftali, köprü kelimelerinin sesbilgisel değişimini inceleyerek Karadeniz ağızlarını sınıflandırmıştır. Ölçütler neticesinde Doğu Karadeniz ağızlarını; a) Samsun, Ordu, Giresun’un bir kısmı, b) Giresun, Erzurum, Gümüşhane, c) Trabzon, Rize olarak üçe ayırmaktadır. Hayashi’nin sınıflandırma denemesi kullandığı ölçütlerle diğer sınıflandırmalardan ayrılmaktadır. Trabzon Ağzıyla ilgili ilk sözlük çalışmalarından biri Emiroğlu’nun 1989 yılında yayınlanan Trabzon-Maçka Etimolojik Sözlüğü adlı çalışmasıdır. Yalnızca Maçka ilçesinde kullanılan kelimeleri içerdiği için küçük bir çalışma olmakla birlikte bölgenin söz varlığını gösteren erken çalışmalar arasında yer almaktadır. Eserde Trabzon Rumcasından kopyalanan pek çok kelime de yer almaktadır. Anadolu Ağızlarının sınıflandırılmasıyla ilgili geniş çaplı çalışmalardan biri Karahan’ın ilk baskısı 1996 yılında yapılan Anadolu Ağızlarının Sınıflandırılması adlı eseridir. Karahan çalışmasında daha önce yapılmış sınıflandırma çalışmalarını da göz önünde bulundurarak ve bunlara yeni özellikler ekleyerek Anadolu ağızlarını sınıflandırmıştır. Trabzon Ağızlarını Caferoğlu’nun sınıflandırmasını takip ederek Kuzeydoğu Ağızları içerisinde ele almıştır. Kuzeydoğu ağızlarını da çeşitli fonolojik değişimleri göz önünde bulundurarak üç alt grubu ayırmıştır. Böylece Kuzeydoğu bölgesi ağızlarının kendi içerisinde sergilediği farklılıkları da ortaya koymuştur. Eserde bölgede konuşulan diğer diller ile Trabzon ağızları arasındaki dil ilişkilerine değinilmemiştir. Trabzon Ağızları üzerine yaptığı çalışmalarla tanınan Brendemoen’ un ilk çalışmalarından biri 1992 yılında yayınlanan Trabzon Ağızlarında Şimdiki Zaman Bağlantı Ünlüsü adlı makalesidir. Brendemoen bu makalesinde Trabzon Ağızlarını şimdiki zaman bağlantı ünlüsünün değişimine göre üç grubu ayırmakta ve farklılaşan ünlüleri değerlendirmektedir. Brendemoen, Trabzon ağızları hakkında pek çok makale yayınlamış olmakla birlikte konu hakkında en geniş çalışması 2002 yılında yayınlanan ve daha önce bölgede yaptığı derlemelere dayanan The Turkish Dialect of Trabzon Ⅰ-Ⅱ’ adlı iki ciltlik eseridir. Çalışmanın ilk cildi Trabzon Ağızlarının gramatikal analizini içermektedir. Özellikle sesbilgisi incelemesi eserde geniş yer tutmaktadır. Çalışmanın ikinci cildi 21 Brendemoen’un farklı zamanlarda Trabzon’un çeşitli bölgelerinde yaptığı derlemeleri içeren 134 metinden oluşmaktadır. Brendemoen’un çalışmasının önemli bir boyutu da bölgedeki iki dilliliğe ve dil ilişkilerine de değinmiş olmasıdır. Çalışmanın birinci cildinde Türkçe ve Trabzon Rumcası arasındaki dil ilişkilerini değerlendiren Brendemoen Trabzon Rumcasının altkatman etkide bulunduğunu ve Trabzon Ağızlarının sergilediği bazı özelliklerin bu etkileşimle açıklanabileceğini ileri sürmektedir. Çalışmanın ikinci cildinde çeşitli dipnotlarda da Trabzon Rumcasından kopyalanan kelimeleri değerlendirmiştir. Brendemoen’un bu yaklaşımı çeşitli eleştiriler almıştır. Örneğin Korkmaz 2002 yılında yayınlanan Trabzon Ağızları Üzerine Yapılmış Değerli Bir Araştırma ve Düşündürdükleri adlı makalesinde Brendemoen’ un Trabzon ağızlarını şekillendiren ilk tabakanın Trabzon Rumcası olduğuna dair görüşünü eleştirmekte, bölge ağzını şekillendiren ilk tabakanının Kuman-Kıpçak unsurlar olduğunu belirtmektedir. Korkmaz, Brendemoen’un Trabzon ağızlarında bulunan önce sesteki k-, t- seslerinin Trabzon Rumcası etkisinden kaynaklandığı tezini eleştirerek bu özelliğin Kıpçak etkisiyle ilişkilendirilebileceğini belirtmektedir. Brendemoen, bölgede Türkçe unsurların onüçüncü yüzyılda görünür olduğunu savunurken Korkmaz daha eskiye gidilebileceğini belirtmektedir. Türkiye’de yapılan pek çok çalışmada yaygın görüş Trabzon ağızlarındaki Anadolu ağızlarından farklılaşan özelliklerinin Kıpçak etkisiyle ortaya çıkmış olduğu yönündedir. Örneğin Trabzon Ağızları üzerine çeşitli makaleler yayınlamış isimlerden biri olan Coşar, 2008 yılında yayınlanan Trabzon Ağızlarında Ek Fiilin Kullanımı adlı makalesinde Trabzon Ağızlarında eklenmeden ve devrik kullanılan ek fiili arkaik olarak değerlendirmektedir. 2015 yılında yayınlanan makalesinde Trabzon Ağızlarında bulunan arkaik özellikleri Kıpçakca etkisiyle ilişkilendirmektedir. Dil ilişkileri çerçevesinden bakıldığında ikinci bir dili öğrenen grup, öğrendikleri dilin ilk halini uzun süre koruyabilmekte ve bu durum öğrendikleri dilin diğer ağızlarına göre daha arkaik bir görüntü sergilemesine neden olabilmektedir. Trabzon ağızlarındaki Anadolu ağızlarından farklılaşan arkaik durumu dil değiştirmeyle de ilişkilendirmek mümkündür. Bununla birlikte Trabzon Ağızlarındaki dil ilişkilerini ele alan ayrıntılı bir çalışma bulunmamaktadır. 22 3.2. TRABZON AĞIZLARININ ANADOLU AĞIZLARI ARASINDAKİ YERİ Trabzon ağızları alanyazında Doğu Karadeniz Ağızları, Kuzeydoğu Ağızları yahut yalnızca Trabzon ağızları gibi çeşitli isimlerle karşımıza çıkmaktadır. Doğu Karadeniz Ağızları (Eastern Black Sea Dialects) adlandırması daha çok İngilizce alanyazında kullanılmaktadır. Türkiye’de yapılan araştırmalarda Kuzeydoğu Ağızları adlandırması daha sık tercih edilmektedir. Caferoğlu’nun çalışmalarında yaygınlık kazanan bu kullanım halihazırda devam etmektedir. Kuzeydoğu ağızlarını ayrıntılı olarak açıklamadan önce Anadolu ağızları arasındaki yerini görmek faydalı olacaktır. Karahan, çeşitli sesbilgisel değişimleri göz önünde bulundurarak Anadolu ağızlarını üç ana gruba ayırmaktadır (2017: 1): 1. Doğu Grubu Ağızları: Ağrı, Artvin merkez, Ardanuç ve Yusufeli, Bingöl, Bitlis, Diyarbakır, Elazığ, Erzincan, Erzurum, Gümüşhane, Hakkari, Kars, Mardin, Muş, Siirt, Tunceli, Urfa ve Van ağızları 2. Kuzeydoğu Grubu Ağızları: Hopa, Borçka, Arhavi, Rize ve Trabzon Ağızları 3. Batı Grubu Ağızları: Adana, Adıyaman, Afyon, Amasya, Ankara, Antalya, Aydın, Balıkesir, Bartın, Bilecik, Bolu, Burdur, Bursa, Çanakkale, Çorum Denizli, Eskişehir, Sakarya, Samsun, Kastamonu, Kayseri, Konya, Ordu, Niğde, Sivas, Yozgat, Zonguldak, Hatay, Muğla, Giresun, Isparta, İzmir ağızları. Trabzon ağızlarının da içinde bulunduğu Kuzeydoğu Grubu ağızlarını diğer iki ana gruptan ayıran başlıca ses özelliklerinden ilki kök ve ek ünlülerinde meydana gelen kalınlaşmalardır. Kuzeydoğu ağızlarının tamamında gözlemlenen kalınlaşma bu ağızları diğer gruplardan ayırmaktadır (Karahan 2017: 8). Özellikle ilk hecesinde /ö/ ve /ü/ bulunduran kelimelerde daha sık rastlanmaktadır. Örneğin standart ağızda böyle kelimesi Kuzeydoğu ağızlarında boyle şeklinde telaffuz edilmektedir. Kuzeydoğu ağızlarının karakteristik özelliklerinden biri de belli seslerde meydana gelen incelmelerdir. Karahan, Kuzeydoğu ağızlarında /ı/ sesinin çoğunlukla /i/ sesine dönüştüğünü ve bu incelmenin Kuzeydoğu ağızlarını Doğu ve Batı grubu ağızlarından 23 ayırdığını belirtmektedir (2017: 11). Örneğin Kuzeydoğu ağızlarında çoğunlukla qiz şeklinde telaffuza rastlamak mümkündür. Kuzeydoğu ağızlarında /i/, /u/, /ü/ ünlüleri de çoğunlukla /i/ ünlüsü ile karşılanmaktadır. Karahan, Kuzeydoğu ağızlarında 3. şahıs iyelik eki /-i, -si/, yükleme hali eki /-i/, soru eki /-mi/, görülen geçmiş zaman kipinin teklik 3. şahıs eki /-di/ eklerinin daima düz, dar, ince ünlülü şekillerinin kullanıldığını belirtmektedir (2017: 12). Trabzon ağızlarında kaldu mi? örneğine rastlamak mümkündür. Sözü geçen ekler Eski Anadolu Türkçesinde de tek biçimli olarak gözlemlenmektedir. Dolayısıyla Trabzon ağızları özelinde tek biçimli ekler arkaik özellikler arasında değerlendirilmektedir. Kuzeydoğu ağızlarının tek arkaik özellikleri eklerde rastlanan incelmeler değildir. Karahan, bölgenin tamamına hakim düzenli ve kurallı bir yuvarlaklaşma olduğunu ve buna bağlı olarak düzlük-yuvarlaklık uyumsuzluğu olduğunu belirtmektedir (2017: 17). Söz konusu yuvarlaklaşmanın Eski Anadolu Türkçesinin de oldukça karakteristik özelliklerinden biri olduğu bilinmektedir. Dolayısıyla diğer ağızlarda bulunmayan bu yuvarlaklaşma Kuzeydoğu ağızlarının arkaik özelliklerinden biri olarak kabul edilmektedir. Söz konusu özelliği Trabzon ağızları üzerinden örneklendirmek mümkündür. Örneğin; yeduk, evumuz, gelduk şekillerine Trabzon ağızlarında sıklıkla rastlanmaktadır. Bahsi geçen pek çok özellik Kuzeydoğu ağızlarında ünlü ve ünsüz uyumsuzluğu olduğuna işaret etmektedir. Nitekim Korkmaz da özellikle /k/, /g/, /l/, /t/, /d/, /n/ ünsüzlerinin bulunduğu kelimelerde uyumun bozulduğunu ve bu özelliğin Kuzeydoğu ağızlarını Batı ve Doğu ağızlarından ayırdığını belirtmektedir (2017: 18). Trabzon ağızlarında sıklıkla rastlanabilecek qizil, qiz, baluk, kitluk örneklerinde de ünlü ve ünsüz uyumsuzluğu açıkça görülmektedir. Kuzeydoğu ağızlarını Batı grubu ağızlarından ayıran önemli özelliklerinden biri Türkçenin en eski dönemlerinden beri mevcut olan /ñ/ ünsüzünün korunmuyor oluşudur (Karahan 2017: 19). Bu özellik aynı zamanda Kuzeydoğu ağızları ile Doğu Ağızlarının ortak özelliğidir. Karahan Trabzon bölgesinde /ñ/ sesinin /ɣ/ sesine dönüştüğünü veya bu sesin tamamen düştüğünü belirtmektedir (2017: 28). Örneğin Batı Grubu ağızlarında yalıñız olan kelime Trabzon ağızlarında yalaɣuz şeklinde telaffuz edilmektedir. 24 Anadolu ağızlarının ayırt edilmesinde kullanılan bir başka ölçüt şimdiki zaman ekinde meydana gelen ses değişmeleridir. Standart ağızda /-yor/ olan şimdiki zaman eki Doğu ve Kuzeydoğu ağızlarında çeşitli değişimlere uğrayarak bu ağızları Batı ağızlarından ayırmaktadır. Karahan, Kuzeydoğu ağızlarında söz konusu ekin / -y, -i, -yi, -yur, -yür, -yır, -yir, -yer/ gibi çeşitli bir yapı sergilediklerini özellikle yuvarlak ünlü ile biten şekillerin Kuzeydoğu ağızlarını Doğu ağızlarından ayırdığını belirtmektedir (2017: 45). Örneğin Trabzon ağızlarından kaçay, görmeyi, keliyur şekillerine rastlanmaktadır. Şimdiki zaman ünlüsündeki bu farklılaşma Trabzon ağızları özelinde çeşitlilik göstermektedir. Öyle ki Brendemoen de Trabzon ağızlarını şimdiki zaman ekinde meydana gelen değişimleri ölçüt olarak kullanarak sınıflandırmıştır. Söz konusu sınıflandırmaya ileride değinilecektir. Kuzeydoğu ağızlarının da dikkat çeken biçimsel özelliklerden biri evidensiyel ekinin tek biçimli olmasıdır. Nitekim Karahan da yalnızca /miş/ şeklini düzenli bir şekilde korumasıyla Kuzeydoğu ağızlarının diğer ağız gruplarından ayrıldığını belirtmektedir (2017: 47). Söz konusu ek standart ağızda çok biçimlidir. Trabzon ağızlarında rastlanan almişum, olmiş, okumiş, kelmiş örneklerinde olduğu gibi evidensiyel eki yalnızca tek biçimli kullanılmaktadır. Kuzeydoğu ağızlarını diğer Anadolu ağızlarından ayıran önemli bir özellik de hal eklerinde rastlanan görev değişikliğidir. Karahan hal eklerindeki bu değişimin diğer Anadolu ağızlarına göre daha belirgin olduğunu belirtmektedir (2017: 99). Söz konusu değişim çoğunlukla belirtme durum eki ile yönelme durum eki arasında gerçekleşmektedir. Örneğin ben oni şaşayirum cümlesine Trabzon ağızlarında rastlanmaktadır. Karahan büyük grupları belirli ölçütler kullanarak alt gruplara ayırmaktadır. Trabzon Ağızlarının da içerisinde bulunduğu Kuzeydoğu Grubu alt grupları şöyledir (2017: 113): I. Grup: Trabzon, Rize merkez, Kalkandere, İkizdere, Gündoğdu, Büyükköy Ağızları 1. Vakfıkebir, Akçaabat, Tonya, Maçka, Of, Çaykara ağızları. 2. Trabzon Merkez, Yomra, Sürmene, Araklı merkez, Kalkandere, İkizdere, Gündoğdu, Büyükköy ağızları II. Çayeli, Çamlıhemşin, Pazar, Ardeşen, Fındıklı Ağızları 25 III. Arhavi, Hopa, Borçka, Kemalpaşa, Muratlı, Ortacalar, Göktaş, Camili, Meydancık, Ortaköy ağızları. Tüm alt grupları ele almak tezin sınırlarını aşacağı için yalnızca Trabzon ağızlarının yer aldığı ilk alt grup ve onun ikinci dereceden alt gruplarının özellikleri incelenecektir. Birincil dereceden ilk alt grup Trabzon ağızları ve Rize’nin Merkez, Kalkandere, İkizdere ilçeleri ağızlarıyla aynı grupta olduğu başka bir deyişle aynı özellikleri sergilediği dikkat çeker. Trabzon’un Of ilçesi ile Rize Merkez, Kalkandere ve İkizdere ilçeleri coğrafi olarak oldukça yakın ilçelerdir. Bu ağızlar arasındaki benzerliğin coğrafi yakınlıktan kaynaklanması muhtemel görünmektedir. Karahan’a göre Trabzon ve Rize ağızlarının bulunduğu birincil dereceden ilk alt grup ağızlarını diğer gruptan ayıran özelliklerden ilki /y/ ünsüzü önündeki geniş ünlülerin uzamasıdır (2017: 99). Örneğin Trabzon ve Rize ağızlarında yolla:yler, ara:ysın, ede:yrım telaffuzlarına rastlamak mümkündür. Bu tür uzunluklar Artvin ağızlarında bulunmamaktadır. Standart ağızda bulunan /c/, /ç/, /g/, /k/ patlayıcı ünsüzleri Trabzon ve Rize ağızlarında sızıcılaşmaktadır (Karahan 2017: 100). Trabzon ve Rize ağızlarında çecuk, ciderum örneklerine rastlanmaktadır. Trabzon ve Rize ağızlarının karakteristik özelliklerinden biri de /r/ ünsüzünün orta damağa doğru kayıp titrekliğini kaybederek telaffuz edilmesidir (Karahan 2017: 101). Özellikle Rize ağızlarında bu sese daha sık rastlanmaktadır. Örneğin; vaɽduɽ, aɽayɽem, vuɽuyur. Kuzeydoğu ağızlarının karakteristik özelliklerinden birinin yuvarlaklaşma olduğu belirtilmişti. Karahan, birinci dereceden alt gruplar arasındaki ayırt edici özelliklerden biri olarak zamir kökenli teklik ve çokluk 1. ve 2. şahıs bildirme eklerinin genellikle dar, yuvarlak ve kalın olmasını göstermektedir. Kuzeydoğu ağızlarının birincil dereceden alt grupları olan Trabzon ve Rize ağızlarında kireceğum, bakarsun, gezersun örneklerine sıklıkla rastlamak mümkündür. Karahan, Kuzeydoğu ağızlarının birincil dereceden ilk alt grubu olan Trabzon ve Rize ağızlarının ikincil dereceden iki alt gruba ayırmaktadır. İkincil dereceden ilk alt grup 26 Trabzon’un Vakfıkebir, Tonya, Maçka, Of, Çaykara ağızlarıdır. İkincil dereceden ikinci alt grup ise Trabzon Merkez, Yomra, Sürmene, Araklı merkez, Kalkandere, İkizdere, Gündoğdu, Büyükköy ağızları oluşturmaktadır (2017: 104). İkinci dereceden alt gruplardan ilki olan Vakfıkebir, Tonya, Yomra, Of, Çaykara ağızları ön seste ve iç seste bulunan /t/, /k/ ünsüzleri tonlulaşmayıp korunmaktadır (Karahan 2017: 104). Tonlulaşma terimini biraz açmak gerekirse sözü geçen ilçelerde ön seste soluklu- patlamalı diş ünsüzü /t/ ve soluklu-patlamalı damaksıl ünsüzü /k/ bulunmaktadır. Aynı sesler standart ağızda soluksuz-patlamalı diş ünsüzü /d/, ikincisi ise soluksuz-patlamalı damaksıl ünsüz /g/ olarak karşımıza çıkmaktadır. Karahan’ın bu sesleri korunan sesler olarak değerlendirmesinin sebebi Eski Anadolu Türkçesinde de bu seslerin ön seste soluklu olarak bulunmasıdır. Örneğin Eski Anadolu Türkçesi ta:ɣ kelimesi standart ağızda daɣ iken Trabzon’un çeşitli ağızlarında taɣ şeklindedir. Bu sesler diğer ağızlarda bu denli korunmamaktadır. Soluklu iki sesin korunmasıyla ilgili olarak şu örnekler verilebilir; Standart ağızda gireceğim, gibi, dedi kelimeleri ikincil dereceden ilk alt grup ağızlarında kireceğum, kibi, tedi şeklindedir. Şimdiki zaman bağlantı ünlüsünün Anadolu ağızlarının sınıflandırılmasında kullanıldığına daha önce değinilmişti. Karahan, şimdiki zaman bağlantı ünlüsündeki değişimleri ikincil dereceden alt grupların sınıflandırılmasında da kullanmıştır. Trabzon ağızlarını şimdiki zaman bağlantı ünlüsüyle sınıflandıran ilk isimlerden biri olan Brendemoen’un çalışmasını yakından incelemek yerinde olacaktır. Brendemoen Trabzon Ağızlarını şimdiki zaman bağlantı ünlüsünün durumuna göre üç gruba ayırmaktadır (1992: 33); 1. -A- / -U- yöresi: Çaykara, Of, Tonya 2. -a-/ -i- yöresi: Sürmene, Araklı, Arsin, Yomra 3. -X-/ -i- yöresi: Akçaabat köyleri ve Vakfıkebir Yazar bu kullanımların yalnızca bir eğilim olduğunu dolayısıyla net bir yöre ayrımının yapılamayacağını eklemektedir. Brendemoen, ilk grubu oluşturan Çaykara, Of, Tonya ağızlarında kullanılan -A-, -U- bağlantı ünlüsünün Eski Anadolu Türkçesi ile benzerlik gösterdiğini dolayısıyla bu özelliğin arkaik bir özellik olduğunu belirtmektedir (1992: 22). Standart ağızdan farklılaşan bu özelliği örneklendirmek gerekirse; ilk yöre ağızlarında 27 şimdiki zaman eki; tutayrum, kalduruy, vuruy örneklerinde olduğu gibidir. İkinci grup olan -A-, -i- yöresi ağızlarında şimdiki zaman eki; kaçay, uyuyir şeklindedir. Üçüncü grubu oluşturan -X-, -i- yöresi ilk iki grup arasında bir tür geçiş oluşturmaktadır. Brendemoen, ilk iki yöre arasında kalan çeşitli yerlerde ek seçiminin karışık olduğunu belirtmektedir (1992: 31). Üçüncü grup yöre ağızlarında şimdiki zaman eki; sarmiyur, içiyu, yolliyu örneklerinde olduğu şekildedir. Özetle Trabzon ağızları Kuzeydoğu grubu içerisinde yer almakta, bu ağız grubu gerek Eski Anadolu Türkçesi ile ilişkilendirilebilecek özellikleri gerekse Standart Türkçeden farklılaşan fonetik özellikleri ile diğer Anadolu ağızlarından ayrılmaktadır. 28 4. BÖLÜM: TRABZON RUMCASI Hint-Avrupa dil ailesinin Helenik diller alt grubu içerisinde yer alan Rumca başta Türkiye’nin çeşitli bölgeleri olmak üzere Gürcistan, Ukrayna ve Rusya’da konuşulmaktadır (Mackridge 1991: 335). Türkiye’de konuşulan Rumca bölgesel farklılıklar sergilemekte ve bu farklılıklar varyantların isimlendirilmesine yansımaktadır. Örneğin Dawkins Sille, Kayseri civarlarında konuşulan varyantı Kapadokya Yunancası olarak adlandırmaktadır (1910: 109). Trabzon bölgesinde konuşulan varyant ise arkaik özellikleri ile Kapadokya Yunancasından ayrılmakta ve alanyazında Trabzon Rumcası, Pontus Rumcası, Romeika gibi çeşitli isimlerle yer almaktadır. Bugün Trabzon bölgesinde konuşulan Rumca varyantı ile ilgili önemli sorulardan biri nasıl isimlendirileceği ile ilgidir. Dawkins (1937) Pontus/ca (Pontic) olarak adlandırırken Mackridge (1987) Trabzon’da konuşulan varyantı Müslüman Pontus Rumcası/Yunancası (Muslim Pontic Greek) olarak adlandırmaktadır. Mackridge’in Müslüman adlandırmasını kullanmasının temel sebebi Lozan Antlaşması neticesinde Yunanistan’a göç eden Hristiyan grubun konuştuğu varyant ile Trabzon’da Müslümanların konuştuğu varyantın tarihsel gelişim içerisinde birbirinden farklılaşmış olmasıdır. Müslümanların konuştuğu varyant daha arkaik özellikler taşırken Hristiyanların konuştuğu varyant bu özellikleri koruyamamıştır. Alanyazında karşılaşılan diğer bir terim ise Romeyka / Romeika’dır. Bu terim dilin konuşurlarının çoğu zaman kendi dillerini tanımlamak için kullandıkları terimdir. Sitaridou (2013) çalışmasında Romeyka terimini kullanmakta, bölgesel farklılıkları ifade etmek için ise terimin başına bölgenin ismini eklemektedir. Sözgelimi Tonya bölgesinde konuşulan Romeyka’yı belirtmek için Tonya Romeykası terimini kullanmaktadır. Romeyka terimi dışında kalan terimler tarihsel bir ‘Pontus’ vurgusu yapmasıyla da dikkat çekmektedir. Türkiye’de ise daha çok Rumca terimi kullanılmaktadır. Rumca teriminde bölgesel farklılıkları belirtmek için ise terimin başına bölge ismi eklenmektedir. Bu çalışmada Trabzon Rumcası terimi kullanılacaktır. Trabzon Rumcası bugün Trabzon’un Tonya, Sürmene, Çaykara, Dernekpazarı ve Of ilçelerinin köylerinde konuşulmaktadır. Farklı ilçelerde konuşulan varyantlar arasında küçük farklılıklar bulunmaktadır. Bu sebeple Mackridge Of, Çaykara, Dernekpazarı ve 29 Uzungöl’de konuşulan Rumca varyantı diğer varyantlardan ayırarak Of diyalekti [Ophitic] olarak adlandırmakta ve Uzungöl [Saracho] varyantını bu grubun bir alt diyalekti olarak değerlendirmektedir (1987: 115). Mackridge’e göre Of diyalekti iki sebepten ötürü ilginçtir. İlki Of vadisi Yunancanın iki bin yıldan fazladır konuşulduğu en doğudaki bölgede yer almasıdır. Yunanca bir varyantın bu denli uzun süredir konuşulduğu başka bir yer bulunmamaktadır. İkincisi Of diyalektinin orta çağa kadar götürülebilecek arkaik özelliklere sahip olmasıdır (1987: 117). Of diyalektinin sahip olduğu bu arkaik özellikler onu diğer Rumca varyantlardan ayırmaktadır. 4.1. TRABZON RUMCASI HAKKINDA YAPILAN ÇALIŞMALAR Trabzon Rumcası hakkında yapılan öncü çalışmalardan ilki Parcharidis’in 1880 yılında Yunanca olarak hazırlanan Γραμματικὴ τῆς διαλέκτου Τραπεζοῦντος: Περὶ ἐπιθέτων, ἀντωνυμιῶν και βαρυτόνων ρημάτων (Grammetiki tis dialektou Trapezountos: Peri Epitheton, antoymion kai varytonon rimaton/ Trabzon Diyalektinin Grameri: Sıfatlar Zamirler ve Fiiller Hakkında) adlı çalışmasıdır. Bu çalışma alanda yapılan derlemeler sonucunda Trabzon Rumcasının gramerini ele alan ilk eserdir. İkinci öncü çalışma ise Deffner’in 1937’de yayınlanan Die Infinitive in den pontischen Dialekten und die zusammengesetzten Zeiten im Neugriechischen (Pontus Ağızlarında Mastarlar ve Modern Yunancada Bileşik Zamanlar) adlı çalışmasıdır. Türkiye’de konuşulmakta olan Rumca varyantlar hakkında yapılmış çalışmalardan biri de Dawkins’ in 1937’de yayınlanan The Pontic Dialect of Modern Greek in Asia Minor and Russia adlı makalesidir. Daha çok Kapadokya’da konuşulan varyant üzerine yaptığı çalışmalarla tanınan Dawkins bu çalışmasında Trabzon Rumcasının arkaik özelliklerini ele almaktadır. Dolayısıyla adı geçen makale dilin bütününü ele alan bir çalışma değildir. Trabzon Rumcası hakkında temel araştırmalardan biri Mackridge’e aittir. Mackridge’in 1987 yılında yayınlanan Greek-Speaking Moslems of North-East Turkey: Prolegomena to a Study of the Ophitic Sub-Dialect of Pontic adlı makalesi Rumcanın yerel bir varyantını ele alan ilk çalışmalardan biridir. Mackridge çalışmasında Trabzon Rumcasının sınıflandırmasını yapmış ve Of ilçesinde konuşulmakta olan Rumcanın diğer varyantlardan ayrılan özelliklerini incelemiştir. Mackridge Trabzon varyantı için “Müslüman 30 Pontusca” tabirini bu eserinde kullanmaktadır. Sözü geçen terim daha sonra yapılacak çalışmalarda da takip edilmiştir. Mackridge’in Trabzon Rumcası hakkında tartışmaları ele aldığı çeşitli makaleleri de bulunmaktadır. 2000’li yılların başı itibariyle eski Yunanca ve dolayısıyla Trabzon Rumcası hakkında yapılan çalışmalar artış göstermiştir. Bu bağlamda Bortone’nin 2009 yılında yayınlanan Greek with no models, History or standart: Muslim Pontic Greek adlı makalesi dikkat çekmektedir. Bortone, Trabzon Rumcasının adlandırılması konusunda Mackridge’i takip etmektedir. Çalışmasında Trabzon Rumcasının diğer varyantlara göre nasıl daha arkaik kaldığı sorusunu irdelemekte ve daha sonra sesbilgisi, biçimbilgisi ve sözdizimi seviyelerinde diğer varyantlardan ayrılan özelliklerini ele almaktadır. Son yıllarda yapılan önemli çalışmalardan biri Sitaridou’un Cambridge Üniversitesi ile gerçekleştirdiği alan araştırması sonucunda yazdığı çeşitli makalelerdir. Araştırmacının 2013 yılında Greek Speaking enclaves in Pontus today: The documentation and revilization of Romeyka adıyla yayımlanan makalesi bölgenin dilsel durumunu incelemektedir. Başka bir deyişle bugün Trabzon’da Trabzon Rumcasına karşı toplumsal tutum, bölgenin iki dilliliği makalede ele alınmaktadır. Sitaridou’nun diğer çalışmaları daha çok Trabzon Rumcasının sentaktik özellikleri ve bu özelliklerin Türkçe ile dil ilişkilerinde sergiledikleri değişimler üzerinedir. Bu bağlamda 2014 yılında The Romeyka infinitive continuity, contact and change in Hellenic varieties of Pontus adlı makalesi Türkçenin Trabzon Rumcası üzerindeki etkisini ele aldığı için önemlidir. Sitaridou’nu çalışmalarında alanyazının aksine Trabzon Rumcası konuşurlarının kullandığı isim olan Romeyka adlandırması kullanılmaktadır. Trabzon Rumcasının Of varyantı dışında kalan varyantlarını ele almış olması nedeniyle Özkan’ın 2013 yılında yayınlanan The Pontic Greek spoken by Muslims in the villages of Beşköy in the province of present-day Trabzon adlı çalışması önemlidir. Özkan bu çalışmasında Sürmene’nin Beşköy ilçesinde konuşulmakta olan Rumca varyantı tanımlamakta ve Of varyantı ile karşılaştırmaktadır. Türkiye’de Trabzon Rumcası üzerine yapılan önemli çalışmalardan biri Tursun’un 2019 yılında Heyamola yayınlarından çıkan Romeika-Türkçe Sözlük çalışmasıdır. Tursun’un 31 çalışması alanda yapılan derlemeler sonucunda hazırlanmıştır. Eser Türkiye’de yayınlanan ilk Romeika-Türkçe sözlüktür. 4.2. TRABZON RUMCASININ GENEL ÖZELLİKLERİ Trabzon Rumcasını diğer varyantlardan ayıran özelliklere geçmeden önce bölgedeki iki dilliliği ve dil etkileşimini anlayabilmek adına bölgeye Türklerin ve Rumların ne zaman yerleştiğini ve bu toplumların temaslarını irdelemek yerinde olacaktır. Doğu Karadeniz bölgesinde ikamet etmiş halklar hakkında çeşitli görüşler bulunmaktadır. Sözgelimi Türk boylarının bölgeye ne zaman geldikleriyle ilgili iki farklı görüş söz konusudur. Bunlardan ilki Türkmen boylarının on birinci yüzyıl başlarında Artvin ve Trabzon’un belli bölgelerine gelmeleridir (Bryer 1975: 180). Bu görüşü destekleyenler genellikle Doğu Karadeniz bölgesinde hakim gücün Rumlar olduğunu kabul etmektedir. Diğer bir görüş ise Kimmerler ve İskitlerin Rumlardan önce bölgeye gelen Türkler olduğunu fakat daha sonra Rumların bölgeye göç ettiklerini ve hakimiyeti ele geçirdiklerini ileri sürmektedir (Tellioğlu 2005: 2). İkinci görüşü destekleyenler ise bölgede Rumların hakimiyetinin çok güçlü olmadığını kabul etmektedir. Her iki görüş de Türkmenlerin bölgeye on birinci yüzyılda geldiğini desteklemektedir. Bu bilgi Rumlar ve Türkmenlerin ne kadar süredir yan yana yaşadığını tespit etmek açısından önemlidir. Bölgede 1204 yılında Pontus Rum İmparatorluğu kurulduğu bilinmektedir. İmparatorluğun çeşitli göçebe Türkmen boyları ile çevrili olduğu kabul edilmektedir. Nitekim Bryer, Pontus İmparatorluğunun çeşitli Türk boyları – sözgelimi Samsun’a kadar gelen Çepniler ve Gümüşhane’ye gelen Türkmenler- ile karşı karşıya geldiğini fakat bölgenin en önemli özelliklerinden biri olarak Anadolu’da gerçekleşen uzun mücadelelerin dışında kalmayı başardığını gösterir (1975: 192). Bryer bölgenin bu denli izole kalmasını ise coğrafi özelliklerine bağlamaktadır. Öyle ki bölgenin sahip olduğu ormanlar ve vadiler tehlike anlarında sığınılan yerler olmuştur (1975: 185). Burada cevaplanamayan soru ise Rumlar ile Türkmenler arasında ne kadar etkileşimin olduğudur. Daha kesin olan ise Rumların Trabzon hâkimiyetinin son yıllarında Osmanlılarla karşı karşıya gelmeleridir. 1461 yılında Osmanlı Devleti Trabzon’u fethetmiş ve devletin politikası gereğince bölgeye Müslüman Türkler yerleştirilmiştir. Böylece Türkçe konuşan Müslüman gruplar ile Rumca konuşan 32 Hristiyan gruplar arasında ciddi temaslar da başlamıştır. Özetle takribi on birinci yüzyılda başlayan temaslar on beşinci yüzyılda yoğunluk kazanmıştır. Osmanlı’nın bölgeyi fethinden sonra bölgenin Müslümanlaşmasıyla ilgili olarak tahrir defterleri 16.yüzyıl itibariyle bölgede ciddi değişimlerin olduğuna işaret etmektedir (Lowry 1981: 111). Trabzon 1461’de fethedilmesine rağmen Lowry ancak 1523-1553 yıllarına gelindiğinde Hristiyanların kayıtlı olduğu bölgelerde Hristiyan nüfusunun azaldığını 1583 yılındaki son tahrir defterinde ise Trabzon nüfusunun çoğunluğunun Müslüman olan bir şehre dönüştüğünü belirtmektedir. Fakat bölgenin Türkleşmiş olduğunun ileri sürülemeyeceğini de eklemektedir (1981: 174). Lowry bu görüşünü bölgede 16. yüzyılda kullanılmaya devam edilen Rumca yer isimleriyle desteklemektedir. Başka bir ifadeyle Trabzon’un fethinden uzun bir zaman sonra bile Rumca yer adları kullanılmaya devam edilmiştir. Lozan Antlaşmasıyla birlikte 1923’te bölgedeki Hristiyan nüfus Yunanistan’a göç etmiş fakat Müslüman nüfus arasında Rumca konuşulmaya devam edilmiştir. Bugün tehlike altında olmakla birlikte Rumca belli bölgelerde hala konuşulmaktadır. Fakat Rumca bir etnik kimlik işareti olmaktan da tamamen çıkmıştır. Başka bir deyişle Trabzon’da Rumca konuşanlar kendilerini Rum olarak tanımlamamaktadır. Dil ilişkileri bağlamında ele alırsak Osmanlı’nın fethinden önce bölgede sosyal olarak baskın dil Rumca olmalıdır. Nitekim Lowry de bölgenin ortak dilinin uzun bir süre Rumca olduğunu belirtmektedir (1981: 174). Bölgedeki Türkçe konuşan gruplar ve Türkçenin Rumca üzerindeki etkisi konusunda erken dönemlerde Rumcada bazı Türkçe isimlere ve yer adlarına rastlanmaktadır. Shukurov, Büyük Komenosların hakimiyetlerinin başında Türkçe kalkan, turunci, ocak gibi kelimeleri kullandığını ve bu kelimelere dayanarak dil bakımından etkili Türkçe konuşan bir grubun bulunduğu belirtmektedir (1999: 117). Erken dönemler için hangi dilin baskın olduğuna dair ayrıntılı bir çalışma bulunmamaktadır. Osmanlının fethinden sonra ise zamanla Türkçe sosyal olarak baskın dil haline gelmiş Rumca sosyal olarak zayıf dil olarak yaşamaya devem etmiştir. Bölgede sosyal olarak baskın dilin Türkçe olmasının bir sonucu olarak Trabzon Rumcasının konuşurları çoğunlukla Türkçe – Rumca iki dilli olmuşlardır. Fakat Trabzon Rumcası konuşurlarının iki dillilik seviyesi oldukça karışık bir durum sergilemektedir. Bu durumun temel nedeni ilçeden ilçeye hatta köyden köye Rumcanın kullanımının 33 farklılaşmasıyla ilgidir. Nitekim Sitaridou da Rumcanın bazen birinci dil (first language) bazen ikinci dil (second language) olarak edinildiğini, var olan durumda yaş ve cinsiyetin önemli bir sosyo-dilsel değişken olduğunu vurgulamaktadır (2013: 104). Sitaridou, bölgenin iki dilliliğiyle ilgili olarak iki farklı durumdan bahsetmektedir. Bunlardan ilki geç birinci dil edinimi olarak Rumcanın öğrenilmesidir. İlk durumda, öğrenilen ikinci dilin özellikleri birinci dilin kusurlu bir şekilde edinilmesine yol açmaktadır. İkinci durum ise Rumcanın ikinci dil olarak erken edinimidir. Bu bağlamda yazar Rumca konuşurları dilsel olarak aşağıdaki gruplara ayırmaktadır (2013: 104); a. 60 yaş üzerindeki kadınlar ve aynı yaş grubunda daha az ölçüde erkekler Rumcayı birinci dil olarak edinmiş olarak nitelendirilir. b. 40 yaş grubu erkekler geç birinci dil edineni olarak nitelendirilirken aynı yaş grubundaki kadınlar birinci dili tamamen edinmiş olarak görülür. c. 20 yaş grubundan birden fazla eğilim bulunmaktadır. Bunlardan ilki genç kadınlarla ilgilidir. Çoğu genç kadın Romeyka’yı konuşmaktadır fakat gramerleri yaşlı kadınlara göre önemli ölçüde farklılaşmaktadır. Bazı genç kadınlar ise Romeyka’yı hiç konuşamamakta fakat anlayabilmektedir. d. Çocuklar arasındaki durum daha az kesinliğe sahiptir. Kızlar geç birinci dil edinenleri olarak kabul edilirken erkekler erken ikinci dil edineni olarak kabul edilmektedir. e. Rumca konuşurları çoğunlukla pasif bir yetkinliğe sahiptir ve son derece sınırlı üretim becerilerini sergilemektedirler. Rumca konuşurlarıyla ilgili olarak Sitaridou iki değişkeliliğin (diglossia) tüm Rumca- Türkçe iki dilli ortamlarda söz konusu olduğunu belirtmektedir (2013: 105). Diğer bir ifadeyle iki dil de kullanılmakta fakat dillerin kullanım alanları değişiklik göstermektedir. Bunun temel nedeni kamusal alanda iletişimi sağlamak için yalnızca Türkçenin kullanılmasıdır. Trabzon Rumcası konuşurları sadece evlerinde veya yakın çevrelerinde Rumca ile iletişim kurmaktadır. Alanyazında Trabzon Rumcasının en dikkat çeken özelliği diğer Rumca varyantlara kıyasla bünyesinde daha fazla arkaik özellik barındırmasıdır. Öyle ki bu özellikler başka 34 hiçbir Yunanca varyantta bulunmamaktadır. Rumca bugün Yunanistan’da da konuşulmaktadır. 1923 Lozan Antlaşmasıyla Yunanistan’a giden Hristiyan Rumca konuşurları arkaik özellikleri koruyamamışlardır. Bortone, bu durumu açıklamak için dil ilişkilerini kullanmaktadır. Ona göre Hristiyan Rumca konuşurlarının Yunanistan’la güçlü bağları vardı. Öyle ki eğitimlerinde Yunanistan’dan gelen ders kitapları ve gazeteleri kullanmışlardı. Bu sebeple Hristiyanların konuştuğu Rumca varyant Yunancanın etkisi altında gelişimini sürdürmüştür. Müslüman Rumca konuşurlar ise kendilerini hiçbir zaman Yunan olarak görmemiş Yunanistanla hiçbir temas kurmamışlardı. Dolayısıyla Müslüman Rumca konuşurları üzerinde çağdaş Yunancanın etkisi söz konusu olmamıştır (2009: 68). Başka bir ifadeyle Bortone Trabzon Rumcasının arkaik olmasının nedenini çağdaş Yunanca başta olmak üzere tüm Yunanca varyantlardan uzakta kalmış olmasıyla ilişkilendirmektedir. Trabzon Rumcası Türkçenin etkisi altında gelişimini sürdürmüştür. Sitaridou, Trabzon Rumcasının diğer Modern Yunan lehçelerinden farklı olarak Türkçe ile etkileşim içerisinde olmasının dilin gelişimi açısından önemli olduğunu belirtmektedir (2013: 99). Trabzon Rumcasının tüm özelliklerini ele almak çalışmanın sınırlarını aşacağı için bu bölümde yalnızca dilin en karakteristik, onu diğer varyantlardan ayıran özelliklerine dil ilişkileri bağlamında değinilecektir. 4.2.1. Sesbilgisi Özellikleri Rumca yirmi beş foneme sahiptir. Bunlardan on dokuzu sessiz altısı seslidir. Bu fonemler arasında Türkçede olmayan sesler de bulunmaktadır. Örneğin dudaksıl sızıcı /f/ sesi Rumcada dişsel sızıcı /θ/ olarak telaffuz edilmektedir. Örneğin fia ‘hala’ θia şeklinde telaffuz edilmektedir. Dudaksıl sızıcı seslerden diğeri /v/ ise ünlüler arasında olduğunda art damaksıl olarak telaffuz edilmektedir. Örneğin fo’vume ‘korkuyorum’ fo’ɣume olarak telaffuz edilmektedir (Özkan 2013: 11). Rumcada ötümsüz sızıcı yarı kapalı /ts/, ötümsüz diş-damak yarı kapalı /tʃ/ sesleri bulunmaktadır. Örneğin Türkçede c ile temsil edilen /ʤ/ sesinin /tʃ/ şeklinde telaffuz edilmektedir. Özkan, çalışmasında Türkçeden kopyalanmış cami kelimesinin tʃa’mɛ 35 şeklinde telaffuz edildiğini belirtmektedir (2013: 12). /tʃ/ sesi Türkçeden kopyalanan pek çok kelimede bulunmaktadır. Türkçe kopya kelimelerde dikkat çeken özelliklerden biri de /ü/ sesinin /u/ sesine dönüşmesidir. Örneğin Türkçe hükümet kelimesi Rumcaya hʊkumet şeklinde kopyalanmıştır (Özkan 2013: 13). Benzer bir duruma Trabzon ağızlarında da rastlanmaktadır. Johanson Türkçenin ikiz ünlülerden kaçındığını ve /f/, /v/, /Ʒ/, /θ/, /ts/, /ʤ/ seslerinin Türkçe için tipik olmadığını belirtmektedir (2014: 46). Ayrıca ünsüz çiftlerinin dil ilişkileri bağlamında çekici sesler olmadığı da bilinmektedir. Buna rağmen Trabzon Ağızlarında Rumca için tipik olan seslere rastlanmaktadır. Rumcasının arkaik olarak kabul edilen ses özelliklerinden biri açık bir /Ɛ/ sesine sahip olmasıdır (Bortone 2009: 83). Aynı ses Standart Yunanca’da /i/ sesine dönüşmüştür. Bortone bu özellik ile ilgili olarak şu örneği vermektedir; Rumca psɛnò ‘pişirmek’ Yunanca psinò şeklindedir (2009: 84). Trabzon Rumcası Standart Yunancanın aksine vurgusuz ilk heceyi korumaktadır. Rumca ɛksero ‘biliyorum’ kelimesi Standart Yunancada sero şeklindedir (Bortone 2009 :83). Rumcanın kayda değer arkaik özelliklerinden biri üçüncü kişi zamirinin telaffuzuyla ilgilidir. Bortone standart Yunancada aftos olarak telaffuz edilen zamirin Rumcada autos olarak telaffuz edildiğini belirmektedir. (2009:84). 4.2.2. Biçimbilgisi Özellikleri Rumca eril, dişil ve nötr olmak üzere üç tür gramatikal cinsiyete sahip dillerden biridir. Özkan çalışmasında Rumcada yalnızca isimlerin çoğul formları kurulurken eril ve dişil ayrımının kullanılmadığını belirtmektedir. Eril formda kullanılan o gomˈʃis ‘komşu’ kelimesinin çoğulu gomˈʃiðæs dişil formda kullanılan mana ‘anne’ kelimesinin çoğulu ma’naðæs şeklindedir (Özkan 2013: 14). Dil ilişkileri bağlamında gramatikal cinsiyet çekici görülmemekte, çoğu zaman kolay vazgeçilebilen özellikler arasında değerlendirilmektedir. Gramatikal cinsiyeti olmayan Türkçe ile etkileşim içerisinde bulunmasına rağmen Trabzon Rumcası cinsiyet ayrımlarını korumuştur. 36 Janse, Rumcanın biçimbilgisinin iki nedenle karmaşık olduğunu belirtir. Birincisi belirli bir kelimenin çekim paradigmasını tahmin etmenin çok zor olmasıdır. Örneğin i-ɣa’ri ‘kadın’ kelimesinin çoğulu ta-ɣaˈriðas şeklinde iken mana ‘anne’ kelimesinin çoğulu ise ma’naðæs şeklindedir. İkinci sebep ise eril ve dişil kelimelerin insana ait olmayan bir özelliğe atıfta bulunduklarında nötr çoğullara sahip olmalarıdır (2002: 216). Yazar, kişi ekleri paradigmasının incelendiğinde kelime ve ek arasında kaynaşma yaşandığını ve bu durumun Rumcanın morfolojisini karmaşıklaştırdığını belirtmektedir. Janse’nin örneği şöyledir; o-poˈpas ‘rahip’ eril formda bulunan kelimenin birinci tekil çekimi o poˈpasim ‘rahibim’ şeklindedir (2002: 217). Dil ilişkilerinde eklerin art arda sıralandığı durumlar çekici, ayrışmada sorun yaratan kaynaşma ise pek çekici değildir (Johanson 2014: 55). Dolayısıyla Trabzon Rumcasının iç içe geçen ve kaynaşma özellikleri gösteren morfolojisi dil ilişkileri bağlamında çekici bir