T.C. HACETTEPE ÜNİVERSİTESİ SAĞLIK BİLİMLERİ ENSTİTÜSÜ KANSER HASTALARININ BÜTÜNCÜL İYİLİK HALLERİNİN VE ETKİLEYEN FAKTÖRLERİN BELİRLENMESİ Uzm. Hem. Sevcan TOPTAŞ KILIÇ Psikiyatri Hemşireliği Programı DOKTORA TEZİ ANKARA 2019 T.C. HACETTEPE ÜNİVERSİTESİ SAĞLIK BİLİMLERİ ENSTİTÜSÜ KANSER HASTALARININ BÜTÜNCÜL İYİLİK HALLERİNİN VE ETKİLEYEN FAKTÖRLERİN BELİRLENMESİ Uzm. Hem. Sevcan TOPTAŞ KILIÇ TEZ DANIŞMANI Prof. Dr. Fatma ÖZ Psikiyatri Hemşireliği Programı DOKTORA TEZİ ANKARA 2019 iii ONAY SAYFASI iv YAYIMLAMA VE FİKRİ MÜLKİYET HAKLARI BEYANI v ETİK BEYAN vi TEŞEKKÜR Tez danışmanım olarak çalışmanın planlanması ve yürütülmesinde sabır ve özveriyle yol gösterici katkılarda bulunan Sayın Prof. Dr. Fatma Öz’e, Tez izleme komitesinde yer alarak çalışmaya değerli katkılar Sayın Doç. Dr. Duygu Hiçdurmaz ve Doç. Dr. Ebru Akgün Çıtak’a, Çalışmanın dil ve kapsam geçerliği aşamasında çok değerli katkılar sağlayan psikiyatri hemşireliği alanında çalışan hocalarıma, Psikiyatri hemşireliği eğitimimin her aşamasında bana katkı sağlayan hocalarıma Çalışmanın uygulamasına izin veren tüm hastanelere ve uygulama aşamasında sağladıkları değerli katkılardan dolayı hemşireler ve sekreterlere, Çalışmaya gönüllü olarak katılan çok değerli hastalarımıza, Manevi destekleriyle yanımda olan tüm arkadaşlarıma, Her zaman yanımda olan, beni her konuda destekleyen ve yalnız bırakmayan sevgili eşim Musa Kılıç’a, aileme, Çok teşekkür ederim. vii ÖZET Toptaş Kılıç S., Kanser Hastalarının Bütüncül İyilik Hallerinin ve Etkileyen Faktörlerin Belirlenmesi, Hacettepe Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü Psikiyatri Hemşireliği Programı Doktora Tezi, Ankara, 2019. Bu araştırma kanser hastalarının bütüncül iyilik halinin incelenmesi amacıyla metadolojik ve tanımlayıcı olarak üç aşamada gerçekleştirilmiştir. Araştırmanın birinci aşaması, “Holistic Well-Being Scale” adlı ölçeğin Türkçe’ye uyarlanması, geçerlik ve güvenirlik çalışması olup gündüz tedavi ünitesine gelen ve onkoloji kliniklerinde yatan 230 hasta ile gerçekleştirilmiştir. Araştırmanın ikinci aşamasında, geçerliği ve güvenilirliği kanıtlanan “Bütüncül İyilik Hali Ölçeği” ve “ Kısa Semptom Envanteri”nin yeni bir örneklem grubunda (203 hasta) hastaların tanıtıcı özelliklerine, bütüncül iyilik hali ile ilgili değerlendirmelerine göre dağılımı incelenmiştir. Araştırmanın üçüncü aşamasında, hastaların bütüncül iyilik hali değerlendirmelerine ilişkin deneyimlerini belirlemek amacıyla 18 hasta ile bireysel görüşmeler gerçekleştirilmiştir. Veriler, tanıtıcı bilgiler formu, Bütüncül İyilik Hali Ölçeği, Kısa Semptom Envanteri ve yarı yapılandırılmış soru formu kullanılarak toplanmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde yüzde, ortalama, Mann Whitney U Testi ve Kruskal Wallis H analizi, pearson korelasyon kat sayısı, doğrulayıcı faktör analizi, Kendal-W analizi, güvenirlik aşamasında ise ölçeğin iki yarıya bölünmesi analizi ve cronbach alfa katsayısı kullanılmıştır. Nitel aşamada ise içerik analizi kullanılmıştır. Araştırmadan elde edilen bulgulara göre Bütüncül İyilik Hali Ölçeği’nin Türkçe formunun, özgün formundan farklı olarak 6 boyut 26 madde ile Türk kültürüne uygun olduğu, hastaların bütüncül iyilik hallerinin değerlendirilmesinde geçerli ve güvenilir bir ölçüm aracı olduğu belirlenmiştir. Yaş, çocuk durumu, yaşadığı yer, geldiği yer, yaşadığı kişiler, hastalık türü ve destek alma durumu Bütüncül İyilik Hali ölçeğinin alt boyutlarında istatistiksel açıdan anlamlı bir fark bulunmamıştır. Yapılan bireysel görüşmeler sonucunda hastalar bütüncül iyilik hallerini nasıl değerlendirdiklerine yönelik fiziksel boyut, psikolojik boyut, sosyal boyut, spritüel boyut, ekonomik boyut ve sağlık ekibi üyelerinden beklentiler olmak üzere altı kategori oluşmuştur. Bu sonuçlar doğrultusunda; Bütüncül İyilik Hali Ölçeği’nin ülkemizde yapılacak çalışmalarda kullanılması, hastaların fiziksel ve psikososyal alanlarda sorun yaşadıkları gözönüne alındığında hastalara bu sorunlara yönelik psikoeğitim programlarının geliştirilmesi önerilir. Anahtar Kelimeler: Psikometrik özellikler, bütüncüllük, iyilik hali, hemşirelik, kanser viii ABSTRACT Toptaş Kılıç S., Determination of Holistic Well-Being and the Factors that Affects Holistic Well-Being In Cancer Patients, Hacettepe University Graduate School of Health Sciences, Programme of Psychiatric Nursing, Doctorate Thesis, Ankara, 2019. This research was conducted in order to analyse the Holistic Well-Being of Cancer Patients in three parts containing methodological and descriptive analysis. The first part of the research is the validation of “Holistic Well-Being Scale” in Turkey. This was conducted with 230 patients who were either coming to the day care or staying in the oncology clinics. In the second part of the research, a new sample of 203 patients were examined according to their assesments of Holistic Well-Being Scale, Brief Symptom Scale and their descriptive characteristics. In the third part of the research, individual interviews were conducted with 18 patients in order to identify the experiences of the patients related to the evaluation of the Holistic Well-Being of them. Data was collected by using the forms of Descriptive Characteristics Form, Holistic Well-Being Scale and Semi-Structured Questionnaire Form. In the evaluation part of the analysis Frequencies, Mean/Median, Mann Whitney U Test, Kruskal Wallis H Test, Pearson Correlation Coefficient, Confirmatory Factor Analysis, Kendal-W analysis and in the reliability part Split-Half and Cronbach Alfa were calculated and used. In the qualitative part, content analysis was used. According to the findings, Holistic Well-Being Scale can be applicable to the Turkish culture with 6 dimension and 26 items, not same with the original form. It was identified that Turkish Form of Holistic Well-Being Scale as a reliable and validated scale. It is found in the descriptive analysis that the Holistic Well-Being Scale dimensions did not show any statistical difference according to age, having child, place in living, place coming from, people living together, type of cancer and taking any support. According to the individual interviews, six categories were obtained by means of how they evaluate the holistic well-being of them. The categories are: pyschical dimension, psychological dimension, social dimension, spiritual dimension, economic dimension and the expectations from the health staff. In accordance with the results, it is reccommended that Holistic Well-Being Scale to be used in Turkey. When taking into consideration of the situation of the patients with pyschical and psychological problems, it is reccommended to new psychoeducation programs to be enhanced. Key Words: Psychometry specialities, holistic, well-being, nursing, cancer ix İÇİNDEKİLER ONAY SAYFASI iii YAYIMLAMA VE FİKRİ MÜLKİYET HAKLARI BEYANI iv ETİK BEYAN v TEŞEKKÜR vi ÖZET vii ABSTRACT vii İÇİNDEKİLER viii SİMGELER VE KISALTMALAR xii ŞEKİLLER xiii TABLOLAR xiv 1. GİRİŞ 1 1.1. Problem Tanımı ve Önemi 1 1.2. Araştırmanın Amaç ve Hipotezleri 3 2. GENEL BİLGİLER 4 2.1. Kanser ve Epidemiyolojisi 4 2.2. Biyopsikososyal Açıdan Hastalık 4 2.3. İyilik Hali ve Kanser 5 2.4. Tıbbi Alanda Geliştirilen İyilik Hali Modelleri 6 2.5. Kanserde İyilik Halini Olumsuz Etkileyen Psikiyatrik Sorunlar 7 2.6. Kanserde Bütüncül İyilik Halini Artırmada KLP Hemşiresinin Rolü 12 3. GEREÇ VE YÖNTEM 16 3.1. Araştırmanın Şekli 16 3.2. Araştırmanın Yapıldığı Yer ve Özellikleri 16 3.3. Araştırmanın Evreni ve Örneklemi 16 3.4. Araştırmanın Etik Boyutu 18 3.5. Verilerin Toplanması 19 3.5.1.Veri Toplama Araçları 19 3.5.2. Araştırmanın Uygulanması 21 3.6. Verilerin Analizi 25 x 3.7. Araştırmanın Sınırlılıkları 26 4. BULGULAR 27 4.1. Araştırmanın Birinci Aşama Bulguları 27 4.1.1. BİH Ölçeği’nin Dil ve Kapsam Geçerliği Bulguları 27 4.1.2. BİH Ölçeği’nin Yapı Geçerliği Bulguları 28 4.1.3. BİH Ölçeği’nin Güvenirlik Bulguları 32 4.2. Araştırmanın İkinci Aşama Bulguları 34 4.2.1. Hastaların Bütüncül İyilik Hali Düzeylerinin Tanıtıcı ve Hastalık Özelliklerine Göre Dağılımı 36 4.2.2. Hastaların BİH ve KSE Arasındaki İlişki 43 4.3. Hastaların Hastalık Sürecinde Bütüncül İyilik Hallerini Nasıl Değerlendirdiklerine İlişkin Bulgular 46 4.3.1. Fiziksel Boyut Kategorisi 48 4.3.2. Psikolojik Boyut Kategorisi 51 4.3.3. Spritüel Boyut Kategorisi 59 4.3.4. Ekonomik Boyut Kategorisi 62 4.3.5. Sosyal Boyut Kategorisi 63 4.3.6. Sağlık Ekibinden Beklentiler Kategorisi 70 5. TARTIŞMA 76 5.1. Birinci Aşama Bulgularının Tartışılması 76 5.2. İkinci Aşama Bulgularının Tartışılması 77 5.3. Araştırmanın Üçüncü Aşama Bulgularının Tartışılması 82 6. SONUÇ VE ÖNERİLER 91 6.1. Sonuçlar 91 6.2. Öneriler 93 7. KAYNAKLAR 94 8. EKLER EK 1. Etik Kurul Onayı EK 2. Hasta Tanıtıcı Özellikler EK 3. Holistic Well-being Scale EK 4. Bütüncül İyilik Hali Ölçeği EK 5. Kısa Semptom Envanteri xi EK 6. Nitel Görüşme Soru Formu Ek 7. Aydınlatılmış Onam EK 8. Bireysel Görüşme Aydınlatılmış Onam EK 9. Kamu Hastaneler Birliği Hastane İzin EK 10. Ankara Numune Eğitim ve Araştırma Hastanesi İzin EK 11. Hacettepe Üniversitesi Onkoloji Hastanesi İzin EK 12. Ankara Üniversitesi İbni Sina Araştırma ve Uygulama Hastanesi İzin EK 13. HWS Yazar İzin EK 14. Orjinallik Ekran Çıktısı EK 15. Dijital Makbuz 9. ÖZGEÇMİŞ xii SİMGELER VE KISALTMALAR BİH : Bütüncül İyilik Hali Ölçeği DFA : Doğrulayıcı faktör analizi HWS : Holistic Well-being Scale IARC : International Agency for Research on Cancer (Uluslararası Kanser Araştırma Ajansı) KLP : Konsültasyon liyezon psikiyatrisi KSE : Kısa Semptom Envanteri TÜİK : Türkiye İstatistik Kurumu xiii ŞEKİLLER Şekil Sayfa 3.1. Araştırmanın uygulama akış çizelgesi. 22 4.1. Birinci modele ilişkin faktör yükleri. 29 4.2. İkinci modele ilişkin faktör yapısı. 32 xiv TABLOLAR Tablo Sayfa 3.1. Araştırmanın her bir aşamasında üniversite ve kamu hastanelerinden örnekleme alınan hasta sayıları. 18 4.1. Model uygunluğu için kullanılan test istatistikleri (birinci modele ait) 30 4.2. Model uygunluğu için kullanılan test istatistikleri(ikinci modele ait). 31 4.3. Bütüncül iyilik hali ölçeği’nin alt boyutlarının güvenirlik analizi değerleri 33 4.4. Hastaların tanıtıcı özellikleri. 34 4.5. Araştırmaya katılan hastaların bütüncül iyilik hali ve kısa semptom envanteri puan ortancaları. 36 4.6. Hastaların tanıtıcı özelliklerine göre bih puan ortancaları ve fark testi sonuçları. 37 4.7. Hastaların BİH ve KSE arasındaki ilişki. 44 4.8. Hastaların hastalık sürecinde bütüncül iyilik hallerini değerlendirmeleri sonucu ortaya çıkan kategori, tema ve alt temalar. 47 1 1. GİRİŞ 1.1. Problem Tanımı ve Önemi Kanser, gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerde yaygınlaşmakta olan önemli bir sağlık problemidir (1). Kanser için geliştirilen tedavi yöntemleri ile hastaların yaşam sürelerinin uzatılması ve daha nitelikli yaşamaları amaçlanmakta ve büyük ölçüde başarılmaktadır (2). Ancak literatürde bireyin, kanser tanısı aldığı andan itibaren, tedavi sürecinde, sonrasında ve terminal dönemde fiziksel (3) psiko-sosyal (4,5) ve manevi alanlarda (6,7) sorun yaşadığı belirtilmektedir (8). Seven ve ark. (3) 142 kanser hastası ile yaptıkları çalışmada en sık görülen ve en şiddetli hissedilen semptomların yorgunluk, uykusuzluk ve depresif belirtiler olduğunu rapor etmişlerdir (3). Wagland ve ark. (9) yaptığı çalışmada kemoterapi alan hastaların en çok yorgunluk / halsizlik, tat ve koku ile ilgili problemler ve günlük işleri bitirme konusunda problemler yaşama konusunda sorunlar bildirdiğini tespit etmiştir (9). Yamagishi ve ark. (10) tarafından kanser hastaları ile yapılan çalışmada hastaların yaklaşık %20’sinin ciddi düzeylerde ağrı yaşadığı saptanmıştır (10). Boonyathee ve ark. (11)’de kanser hastalarında depresyonu değerlendirdikleri sistematik derleme ve meta-analiz çalışmasında hastalarda depresyon sıklığının %29 olduğunu rapor etmişlerdir (11). Ordons ve ark. (12) yaptıkları sistematik derlemede yatan hastaların ruhsal sıkıntısının nokta prevalansının % 16-% 63 arasında değişmekte olduğunu ve hastaların % 96'sının ise ruhsal ağrı geçirmiş olduğunu bildirmişlerdir (12). Ayrıca çalışmalar spiritüel sıkıntının daha kötü fiziksel, sosyal ve duygusal rahatsızlıklar ile ilişkili olduğunu göstermiştir (7,13). Bu bağlamda düşündüğümüzde kanser tanısı alan bireyin fiziksel, sosyal, duygusal, psikolojik iyilik halinin etkilendiğini söyleyebiliriz. İyilik hali kavramı, sağlık hakkındaki görüşleri daha da genişleten ve çeşitli sağlık alanlarını bir çatı altında toplayan bir kavram olarak ortaya çıkmıştır (14). İyilik hali (well-being) bireylerin kendi hayatlarını nasıl algıladıkları ile ulaşılan öznel bir veridir. Neşeden çökkünlüğe doğru değişen duygulanıma ve yaşam doyumuna dair genel yargılarla ifade edilmektedir (15). Dünya Sağlık Örgütü kanser hastalarının gereksinimlerinin sistematik olarak ölçülmesi gerektiğini ve gereksinimleri doğrultusunda hastanelerde bu bireyler için psikoonkolojik tedavi ve bakım hizmetlerinin sunulmasını önermektedir (16). Kanser hastaların tedavi sürecinde 2 bütüncül iyilik halleri düzeylerinin belirlenmesi, düzenli aralıklarla kontrol edilmesi, sorun alanlarının belirlenmesi ve bunlara yönelik müdahalelerde bulunulması ruh sağlığında birincil koruma açısından önemli olacağı düşünülmektedir (17). Bu bilgilerden yola çıkarak kanser hastalarının bütüncül iyilik halini ölçebilecek araçlara ihtiyaç olduğu görülmektedir. Literatüre baktığımızda iyilik halinin genellikle Psikososyal iyilik hali (18), spiritüel iyilik hali (19) gibi spesifik alanlarda ölçüldüğü görülmektedir. Konu ile ilgili literatür incelendiğinde Chan ve ark. (20) tarafından Çin’de sağlıklı bireyler üzerinde geliştirilen Bütüncül İyilik Hali Ölçeği’nin (BİHÖ) [Holistic Well Being Scale (HWS)] bir bütün olarak iyilik halini değerlendirdiği görülmektedir (20). Lee ve arkadaşları (21) ise Japonya’da kanser tanısı almış bireyler ile BİHÖ’nin geçerlik güvenilirlik çalışmasını gerçekleştirmiş ve kanser hastalarının bütüncül iyilik hali düzeylerinin belirlenmesinde kullanılabileceğini belirtmiştir (21). Türkiye’de kanser tanısı almış hastaların bütüncül iyilik halini ölçmeye yönelik Türk kültürüne ya da Türkçeye uyarlanmış bir ölçme aracına ve bu alanda herhangi bir çalışmaya rastlanmamıştır. Ölçeğin 30 maddeden oluşması, ölçek maddelerinin kısa ve anlaşılır olması ve bireyin iyilik halini bir bütün olarak ölçmesi açısından, BİHÖ’nin Türk dili ve kültürüne uyarlanması uygun bulunmuştur. Bu nedenle, araştırmada, kanser tanısı almış bireylerin bütüncül iyilik halini değerlendirmesi amacıyla geliştirilmiş olan Bütüncül İyilik Hali Ölçeği’nin (HWS) Türkçe geçerlik ve güvenirlik çalışmasının yapılması uygun görülmüştür. Ayrıca Kanser hastalığı olan bireylerde fizyolojik, psikolojik ve sosyal iyilik halinin sürdürülmesi, hastalık ve tedavi nedeni ile ortaya çıkabilecek sağlık sorunlarının önlenmesi, sorunlarla etkili baş etme yollarının geliştirilmesi, olumlu sağlık davranışı kazandırılması, öz bakım gücünün arttırılması ve sosyal destek ağının kuvvetlendirilmesi için, bu hastaların bütüncül iyilik hallerinin belirlenmesi gerekmektedir (22,23). Hastalarla 24 saat kesintisiz olarak çalışan tek meslek üyesi olması nedeniyle hemşireler, iyilik halinin bütüncül olarak değerlendirilebilmesinde öncelikli konumdadır. Sonuç olarak, ülkemizde kanser tanısı almış bireylerin bütüncül iyilik hallerinin belirlenmesine, bazı değişkenlere göre incelenmesine, hastalarla derinlemesine görüşülerek bütüncül iyilik hallerinin nasıl etkilendiğinin açıklaştırılmasına ihtiyaç duyulmaktadır. 3 1.2. Araştırmanın Amaç ve Hipotezleri Çalışmanın amacı; kanser hastalarının iyilik hallerinin bütüncül olarak belirlenmesidir. Bu araştırmada öncelikle kanser hastalarının bütüncül iyilik hallerinin belirlenmesi için “Holistic Well-Being Scale” ölçeğinin Türkçeye uyarlanması, geçerlik ve güvenirliğin yapılması; daha sonra geçerli ve güvenilir olduğu saptanan ölçeğin uygulanması ile kanser hastalarının bütüncül iyilik hallerinin ve etkileyen faktörlerin belirlenmesi, Kısa Semptom Envanteri(KSE) aralarındaki ilişkinin belirlenmesi ve son olarak derinlemesine görüşme tekniği kullanılarak kanser hastalarının iyilik hallerini nasıl deneyimlediklerinin açığa çıkarılması amaçlanmaktadır. Araştırma amaçları doğrultusunda aşağıdaki sorulara yanıt aranmıştır: 1. Kanser hastalarının bütüncül iyilik hallerinin ölçümü için yurtdışında geliştirilen “Bütüncül İyilik Hali Ölçeği” Türk kültürü için geçerli ve güvenilir midir? 2. Kanser hastalarının bütüncül iyilik halleri nasıldır? 3. Kanser hastalarının bütüncül iyilik halleri ile ruhsal belirti düzeyleri arasında ilişki var mıdır? 4.Kanser hastaları hastalık sürecinde iyilik hallerini bütüncül olarak nasıl değerlendirmektedirler? 4 2. GENEL BİLGİLER 2.1. Kanser ve Epidemiyolojisi Kanser, kontrolsüz büyüyen ve vücutta yer aldığı bölgenin komşularını ele geçirerek diğer organlara da yayılabilen anormal hücrelerin hızla çoğalmasıdır (24). Önemli bir sağlık problemi olan kanser, dünyada ve ülkemizde giderek yaygınlaşmakta, hastalık tanısı alan bireylerde çeşitli alanlarda sorunlara yol açmaktadır. IARC (Uluslararası Kanser Araştırma Kurumu) 2018 raporuna göre, dünya genelinde her beş erkekten biri ve altı kadından birinin kansere yakalanacağı ve sekiz erkekten birinin ve on bir kadından birinin kanser nedeniyle öleceğini tahmin etmektedir. Bu artışın ortaya çıkmasında; özellikle büyüyen ve yaşlanan popülasyonun, sosyal ve ekonomik gelişmeye bağlı kanser risk faktörlerine maruziyette artış gibi bir dizi faktör rol oynamaktadır (25). Ülkemiz için ise Türkiye Kanser İstatistikleri incelendiğinde, TÜİK 2015 verileri her beş ölümden birinin kanserden kaynaklandığını tespit etmiştir. Bu raporda belirtilenlere göre; erkeklerde akciğer ve prostat kanserinin kadınlarda ise meme ve tiroid kanserinin yaygın olduğugörülmektedir (26). 2.2. Biyopsikososyal Açıdan Hastalık Günümüzde hastalık kavramı, medikal bakış açısının hâkimiyeti yerine artık biyopsikososyal anlayış ile tanımlanmaktadır. Bu anlayışa göre hastalık; hasta olan birey için biyolojik, psikolojik, çevresel, ailesel, sosyal, psikososyal ve spritual boyutları olan çok faktörlü bir olgudur (27). Biyopsikososyal bakış açısının hâkim olmasıyla birlikte hastalar değerlendirilirken sadece biyolojik olarak değil; aynı zamanda hastalığa neden olan faktörlerin tanımlanarak diğer bileşenlerle ilişkisinin açıklaştırılmasının gerekliliği ortaya çıkmıştır (28). Lakhan (29) aktardığına göre ‘’Biyopsikososyal modelin 1977’ de Engel tarafından oluşturulmasıyla birlikte hastaların duygusal yapılarının, yaşam amaçlarının, hastalığa verdikleri tepkilerin ve sosyal çevrelerindeki değişimin, hastalığın biyolojik yapısında değişime neden olacağını öne sürmüştür’’. Bu modelle birlikte özellikle iyilik hali kavramı gündeme gelmiştir (29). 5 2.3. İyilik Hali ve Kanser Dünya Sağlık Örgütü’nün sağlık kavramını yeniden tanımlamasının ardından (30), sosyal sağlık, zihinsel sağlık, duygusal sağlık ve manevi sağlık gibi çeşitli sağlık alanları tanımlanmaya başlanmıştır (31,32).Yapılan bu yeni tanımlamada sağlık artık iyilik hali (well-being) kavramı ile açıklanmaya başlanmıştır. İyilik hali, sağlık hakkındaki görüşleri daha da genişleten ve çeşitli sağlık alanlarını bir çatı altında toplayan bir kavram olarak ortaya çıkmıştır (33). İyilik hali bireylerin kendi hayatlarını nasıl algıladıkları ile ulaşılan öznel bir veridir. Neşeden çökkünlüğe doğru değişen duygulanıma ve yaşam doyumuna dair genel yargılarla ifade edilmektedir (34). İyilik halinin tanımı yapılırken birçok kavramdan yararlanılmaktadır. İlişkili bulunulan bu kavramlar; haz, doyum, refah, toplumsal iyi olma, öznel iyi olma ve yaşam kalitesi olarak sıralanabilir (14). İyilik hali kavramının tanımlarındaki ortak özellik ruh ve beden sağlığını bütüncül bir biçimde değerlendirmesi sonucu ulaşılan bir veri olduğu söylenebilir (35, 36). Tüm bu tanımlamalardan bireyin iyilik halinin sadece fiziksel faktörlerden değil psikososyal faktörlerden de etkilenebileceğini söyleyebiliriz. Bu bilgi ışığında iyilik halinin bireyin çabaları sonucu değiştirilebilir ve geliştirilebilir olduğu sonucu çıkarılabilir. Bireyin iyilik halini etkileyen hastalıklardan biri de artık kronik hastalık kategorisinde yer alan kanserdir (37). Kanser tanısı almak genellikle belirsizlik, stresli tedaviler ve devam eden tehditler ile kategorize edilir (38,39). Kanserle savaşan bir hasta için bu süreçte tek başına tıbbi tedavi protokolleri (kemoterapi, radyoterapi, cerrahi müdahale gibi) yeterli değildir. Tedavi sürecinde ve sonrasında hastanın psikososyal iyilik halini kazanması ve bunu sürdürebilmesi de temel tedavi ölçütleri arasındadır (40). Kanser tanısı almak ve tedavi süreci hastanın yaşamdaki amaçlarını önemli ölçüde bozabilir (41). Ayrıca, tedavi için gerekli olan süre hastanın yaşam amaçlarını sürdürme yeteneklerini olumsuz etkileyebilir (42). Yaşam amacı arayışı, pozitif iyilik hali (43) ve kronik hastalığa psikolojik uyum için önemlidir (44). Bu nedenle, kanser deneyiminin yaşam amaçlarını nasıl etkilediğini değerlendirmek, hastanın psikolojik uyumuna yönelik planlamalarda önemli olacaktır. Kanser hastalarında yaşam amacı özellikleri ayrıca psikolojik sonuçlarla da ilişkili olabilir (45). Kanser deneyimi ve kansere bağlı semptomlar, hastaların yaşam amaçlarını takip etme süreçlerini bozabilir (46). 6 2.4. Tıbbi Alanda Geliştirilen İyilik Hali Modelleri Hetler’in İyilik Hali Modeli Hetler medikal alanda biyopsikososyal bakış açısının gelişmesinden sonra bu alanda ilk iyilik hali modelini geliştirmiştir. Hetler (36) özetle iyilik halini bilinçli seçimlerin yapıldığı aktif bir süreç ve insanın biyolojik, psikolojik ve sosyal yönüyle bütün bir varlık olduğunu vurgulayan pozitif bir yaklaşım olarak açıklamaktadır. Bu yaklaşımla geliştirmiş olduğu modelde; entelektüel, duygusal, fiziksel, sosyal, mesleki ve manevi boyut olmak üzere altı boyut tanımlamıştır. Bunlar (36): Entelektüel: Bireyin yaratıcı ve uyarıcı zihinsel aktivitelerle ile ilgilenme düzeyini yansıtır. Entelektüel olarak iyi olan insan sahip olduğu kaynakları kendi bilgisini ve yeteneğini artırmak için kullanır ve sahip olduğu bilgileri başkaları ile paylaşır. Duygusal: Bireyin kendi duygularını fark etme ve kabul etme düzeyi ile ifade edilir. Kişinin kendisi ve yaşamı hakkında olumlu ve hevesli olmasını da içerir. Ayrıca bireyin duygu ve davranışlarını kontrol etmesi ve kendi sınırlarını gerçekçi olarak değerlendirme kapasitesidir. Fiziksel: Hastalıkları önleme ve erken teşhis etmeye yönelik davranışları geliştirmek için sağlıklı bir diyeti içeren beslenmesi gerekmektedir. Sosyal: Bireyin toplumsal refaha katkı sunma derecesidir. Burada vurgulanan bireyin diğer bireylerle ve doğayla dayanışma içerisinde olmasıdır. Mesleki: Bireyin mesleğinden ve yapmış olduğu işten memnun olma düzeyini yansıtır. Manevi: Bireyin varoluşunun anlam ve amacını arama düzeyidir. Evrensel düzeyde ortaya çıkan doğal güçlerin ve yaşamın derinliğini takdir etmeyi kapsar. Hetler bireyin iyilik halinin iyi olmasının bu boyutların birbiri ile ilişkisinin dengede olmasına ve bireyin kendini bu boyutlarda iyi olarak değerlendirmesine bağlamıştır. Bu bağlamda düşünüldüğünde bu altı boyuttan birinde meydana gelen her türlü bir değişimin diğer alanları da etkileyebileceğini söylemiştir. 7 Travis ve Ryan’ın İyilik Hali Modeli Travis ve Ryan tarafından geliştirilen iyilik hali modeline göre tüm insanlar doğa ile ilişkili birer enerji dönüştürücüsüdür ve bu dengeyi olumlu olarak sağlayan bireyin iyilik hali yüksek olacaktır (47). Travis ve Ryan’ın modelinde tanımladıkları iyilik hali boyutları; benlik sorumluluğu ve sevgi, nefes almak, duyumsama, yemek, hareket, duygu, düşünce, çatışma, iletişim, seks, anlam ve aşkınlık olarak belirtilmiştir. Bu modelde bireyin biyopsikososyal bir varlık olmasının yanında evrende var olan her şey ile bir enerji alışverişinde olduğu vurgulanmıştır. Dolayısıyla evrende var olan her şeyin insanların sağlığını ve iyilik halini etkileme potansiyeline sahip olduğu söylenebilir. Bu nedenle birey evrende var olan madde ve enerji ile anlamlı ilişkiler kurabilirse iyilik hali olumlu olabilir. Zimpfer’in İyilik Hali Modeli Zimpfer (48) iyilik hali modelini kanser hastalarının tedavisi için geliştirmiştir. Bu model sağlıklı olmanın doğuştan gelen bir dürtü olduğu, tedavinin etkili olacağına ilişkin tutuma sahip olma, iyileşmenin bir ihtiyaç olduğu, yaşamaya isteklilik, sağlığını geliştirmek için sorumluluk alma, terapistin sağlığı kavuşmada rehberlik edeceğine inanç ve iyileşmek için içsel kontrol sahip olma gibi ilkeler üzerinde oluşturulmuştur (48). Bu ilkeler düşünüldüğünde iyileşmenin insan doğasının bir parçası olduğu, iyileşmeyi sağlamak için kişinin hem kendine hem de tedavisini üstlenen sağlık görevlilerine güvenmesi ve tedavi için kişinin sorumluluk alması önemli görülmektedir. Bu temel ilkeler çerçevesinde geliştirilen iyilik hali tedavi modeli ise medikal tedavi, bağışıklık fonksiyonu, yaşam tarzı yönetimi, manevi boyut, inanç ve tutumlar, psikodinamikler, enerji güçleri ve kişilerarası ilişkiler olarak sekiz aşamadan oluşturulmuştur. Tedavinin bu aşamaları hastanın özelliklere göre çeşitli şekillerde uygulanmaktadır. Böylece tedavinin kişiye özgü olması sağlanarak hastanın tedaviye cevap verme hızına uygun tedavi planının uygulanması sağlanmış olmaktadır. 2.5. Kanserde İyilik Halini Olumsuz Etkileyen Psikiyatrik Sorunlar Kanser, bedensel bir hastalık olmasının yanı sıra ruhsal ve psikososyal açıdan birçok sorunu da beraberinde taşıyan kronik bir hastalıktır (49). Kanser tanısı almak 8 ve/veya tedavi sürecinde yapılanlar psikiyatrik bozukluklara yol açabilmektedir. Hastalığın ortaya çıkmasına neden olan patolojik süreçler beyin işlevlerinin bozulmasına yol açabilmektedir. Bu durumda bireyde psikiyatrik sorunları beraberinde getirebilmektedir. Bunların yanında hastalığın birey için nasıl anlamlandırıldığına bağlı olarak bireyde psikolojik tepkilerin oluşmasına da neden olabilmektedir. Kanser tanısı alan birey; fiziksel, ekonomik, sosyal, spiritüel, psikolojik alanlarda sorunlarla karşı karşıya kalmaktadır. Bireyin yaşadığı bu sorunlar onların yaşam kalitesini dolayısıyla iyilik halini olumsuz etkileyebilmektedir (50). Kanser hastalığı olan bireylerde karşılaşılan psikiyatrik sorunlar ve sıklıkları, kanserin türüne, hastalığın doğasına, kullanılan tedavi ve yan etkilerine bağlı olarak değişebilmektedir (51). Kanser hastalığı olan bireylerin psikiyatrik komorbiditeye sahip olup olmadıklarıyla ilgili ulusal ve uluslararası literatürde hastaların yüksek oranda psikiyatrik komorbiditeye sahip oldukları belirtilmiştir. Bunların genellikle uyum bozuklukları, depresyon ve anksiyete olduğu raporlanmıştır (52).
Çalışmalar, kanser hastalığı olan bireylerde psikiyatrik bozuklukların görülmesinin kanser prognozunda önemli bir rol oynadığını göstermektedir (53, 54, 55). Kanser tanısını alındığından itibaren tüm süreçlerde yaşanan anksiyete ve depresyonun, fiziksel ve diğer psikolojik semptomları arttırarak, kanser hastalarının yaşam kalitesini olumsuz etkilediği ve tedaviye uyumu azalttığı belirtilmektedir (56). Dolayısıyla bu süreçte yalnızca kemoterapi, radyoterapi, cerrahi müdahale gibi tedavi seçenekleri yeterli olmamakta hastanın psikososyal iyilik halini kazanması ve bunu sürdürebilmesi için psikososyal tedavi yöntemleri de beraberinde yürütülmelidir (57). Hastalığın fiziksel şiddeti, seyri ve tedaviye yanıtını etkileyebilecek ruhsal durumların bilinmesi hastanın yaşam kalitesini, bakımını, tedaviye uyumunu dolayısıyla iyilik halini etkiler (58,59). Duygusal zorluklar gibi kanser komplikasyonları hala net bir şekilde tespit edilip tedavi edilememektedir (60). Bunun sonucu olarak hastalar kansere ek olarak bir de psikiyatrik sorunlarla başa çıkmaya çalışmakta bu durumda olumsuz yaşam kalitesi ve iyilik hali ile sonuçlanmaktadır. Bu bilgiden yola çıkarak psikiyatrik bozuklukların teşhisi ve tedavisi, hastaların tedaviye uyumunu sağlayarak iyilik halini arttırabilecektir (61). Bu anlamda hastayı anlayabilmek, yeni duruma uyumunu kolaylaştırmak ve uygun yaklaşımı planlamak amacıyla ruhsal sorunların ve bu ruhsal sorunları etkileyen etmenlerin saptanması önemlidir. 9 Kanser ve Anksiyete Bozukluğu Anksiyete, kanser tanı ve tedavi sürecinde gelişebilen ve fark edilmediğinde tedavisiz kalabilen bir durumdur (62). Kanser hastalığı olan bireylerde anksiyetenin görülme sıklığı yapılan çalışmalara, anksiyetenin varlığını değerlendirmek için kullanılan ölçeklere, kanserin evresine, hastanın kaç yıldır tanı aldığına göre değişebilmektedir. Yapılan bir metaanaliz çalışmasında hastaların % 10.3'ü anksiyete bozukluğu için klinik kriterleri karşılamakta ve % 19.4'ü uyum bozukluğu yaşamaktadır (63). Yapılan bir çalışmada ise, anksiyete bozukluklarının yaygınlığı, iki yıldan uzun bir süredir kanserle yaşayan hastalarda % 17.9, strese neden olan faktörlerin de etkisiyle ve / veya genel durumun kötüleşmesiyle daha da yüksek olduğu saptanmıştır (64). Kanser hastalığı olan bireylerde anksiyete belirtileri uyarılmışlık halinin artması, müdahaleci düşünce ve kaçınma şeklinde sıralanabilir. Bunların dışında bireyin baş etme yeteneklerinin etkisiz kaldığı bir durumda yaşanan ve anksiyete bozukluğu başlığı altında incelenen akut stres bozukluğu da görülebilmektedir (65). Kanser hastalarının anksiyete yaşamalarının nedenleri literatürde çeşitli araştırma sonuçları ile açıklanmaya çalışılmıştır. Yapılan bir araştırma sonucuna göre kanser teşhisinin, aynı zamanda, ölüm tehdidin geçtiğini gösteren “güvenlik sinyali” bulunmadığı için, sık sık uyum sağlamaya çalıştıkları gerçek ve devam eden bir tehdit oluşturduğu söylenmektedir (66). Anksiyetenin görülmesine neden olan başka bir faktör de, ileri evre kanser hastalarının genellikle ölüm ile ilgili endişelerini tartışmak için bir istek dile getirmeleri, ancak genellikle sağlık çalışanları veya aile bireylerinde ölümle ilgili tartışmalarda bulunma konusundaki algılanan isteksizlikten dolayı bunu yapma fırsatlarının olmamasıdır (67). Ayrıca, prognozu kötü olan kişilerin, daha sonra anksiyete ile ilişkili olan, karşılanmamış varoluşsal ihtiyaçlara sahip olma olasılıkları daha yüksek bulunmuştur (68). Hastalarda anksiyete düzeyi, hastaların kansere verdikleri anlama göre değişebilmektedir. Düşük düzeyde anksiyete hastalarda öğrenmeye ve eyleme geçmeye, hastanın tıbbi yardım almasına ve tedavi ekibinin önerilerine uymasına yardım ederken (69) yüksek düzeyde olması ve uzun sürmesi bireyin işlevselliğinibozmasına neden olmaktadır (70). Bu bilgilerden yola çıkarak kanser 10 hastalarında anksiyete düzeyini belirleyip azaltmanın tedaviye uyumu ve yaşam kalitesini olumlu yönde etkilemesi dolayısıyla bireyin iyilik halini artırması beklenir. Kanser ve Depresyon Kanser tanısına genel olarak uyum dönemleri ile yanıt verildiği, zamanla fiziksel sağlığın bozulmasına duyulan üzüntü ve ölüme ilişkin kaygı gibi nedenlerle klinik düzeyde depresyon gelişebileceği bildirilmiştir. Kanser insidansı dünya çapında artmaktadır (71). Yapılan araştırma sonuçlarına göre farklı insidanslar elde edilmiştir. Bu farklılıkların oluşmasında depresyonun değerlendirilmesinde kullanılan araçların çeşitliliği etkili olabilir. Literatürde bu konuda çeşitli araştırma sonuçları bulunmaktadır. Ateşci ve ark. (59)’nın çalışmalarında kanser hastalarında psikiyatrik bozukluk oranını %28.7 olarak bildirilmiştir. Depresif duygudurum ile giden uyum bozukluğu ve majör depresyon tanıları en sık saptanan iki tanı grubu olmuştur (59). 211 çalışmanın değerlendirildiği bir meta-analiz çalışmasında, depresyon prevalansının %8'den %24'e kadar geniş yelpazede olduğu sonucuna varılmıştır (72). Kutlu ve ark. (51)’ı kanser hastalığı olan bireylerle (n=102) Beck Depresyon Envanterini kullanarak gerçekleştirdiği araştırmada, bireylerin %12,7’sinde şiddetli depresyon olduğu bildirilmiştir (56). Çalışmalar ortalama olarak, kanserde genel popülasyondaki oranın 2 ila 3 katı daha yüksek olan majör depresif bozukluk prevalansını % 5-10 olarak bildirmektedir. Mitchell ve ark.(64) tarafından yapılan 70 çalışmanın (n = 10,071) meta analizinde (64), tüm kanser tiplerinde (ICD, DSM ölçütleri) depresyon prevalansı % 16.3 olarak ve majör depresif bozukluk prevalansını ise % 6 olarak tespit etmişlerdir. Kanserde anksiyete ve depresyonun görülme nedenlerine bakıldığında kanser ve /veya tedavisinin sonucu olarak mı yoksa yaşanan psikososyal sorunlar sonucu mu geliştiği hala karmaşıklığını korumaktadır (73). Kanserde depresyon açısından başlıca risk faktörleri psikiyatrik hastalık öyküsü, benlik saygısının düşüklüğü, tanı sırasında duygusal stres ve yetersiz sosyal destek, fonksiyonel kapasite düşüklüğü, kötü fiziksel şartlar, eş ve yakın akraba kaybı olarak sıralanabilir (74). Kanser türünün, evresinin depresyonla ilişkisine bakılan çalışma sonuçları ise şu şekildedir: Yapılan bir çalışmada, kanser evresinin depresyonla ilişkisinin belirsiz olduğu, net bir sonuç olmadığı rapor edilmiştir (75). Bu çalışmanın 11 aksine kanser tanısı konan kişilerde, özellikle erken tanı aşamasında depresyon ve anksiyete yaygın olduğunu belirten çalışmalar bulunmaktadır (72, 76, 77). Ciaramella ve Poli (77)’nin yaptığı çalışmada terminal dönemde olan kanser hastasında ağrının artması ile beraber kişinin performansının azaldığı dolayısıyla depresyon görülmesinin arttığını belirtmişlerdir. Yani terminal dönem hastalarında depresyon görülme olasılığının artması dönemden ziyade hastanın yaşadığı semptomlarla ilgili olduğu düşünülmektedir (77). Kanser tanısı alanlarda depresyonun görülmesinde bir diğer risk faktörü ise hastada anksiyetenin olmasıdır (78). Ayrıca ağrı (79) ve yorgunluk (80) gibi semptomların kanser hastalarında görülmesi depresyon için risk faktörü oluşturduğu belirtilmektedir (81, 82, 83). Yapılan sistematik derleme ve meta-analiz çalışmasının sonucuna göre depresyonun tüm kanser türlerinde zayıf ve pozitif yönde bir ilişki olduğu tespit edilmiştir (84). Tedavi sürecinde depresif bozuklukların ortaya çıkma biçimi, uzunlamasına çalışmaların eksikliği nedeniyle hala yeterince anlaşılmamıştır. Depresyon sadece yaygın olmakla kalmayıp kanser hastalarında çeşitli sorunlara yol açabilmektedir (85): ağrıya karşı hassasiyetin artırmasına (86), cinsel disfonksiyon yaşamalarına (87), hastaların yaşam kalitesinin kötüleştirmesine (88), tedaviye uyumun azalmasına (89), intihar riskinin artmasına (84), bakımverenlerle, arkadaşlarla ve aile ile iletişimde zorluklar yaşanmasına (90), aileye psikolojik bir yük olmakta (91) ve hastanede kalış süresinin uzatılmasına neden olmaktadır (92). Kanser hastalarında görülen depresyon aynı zamanda daha zayıf sağkalım ile de ilişkili bulunmuştur (93). Ayrıca depresyonun sağlık sistemine maaliyeti de vardır (94). Örneğin, tedavi edilmemiş depresyon olan hastalarda tedaviye uyumsuzluk ve aile ya da diğer sosyal destek sistemlerinden geri çekilme gibi olumsuz baş etme davranışlarını benimsememe riskini artırmaktadır (95). Kanserde depresyon belirtilerinin görülmesine rağmen hekimler tarafından hastalara tanı konulamamakta dolayısıyla tedavi edilememektedir. Bu durumun nedeni, hekimler tarafından belirtilerin yetersiz değerlendirilmesi, kanserde görülmesinin normalleştirilmesi, hekimlerin duygusal belirtileri açıklaştırmalarında yaşadığı güçlükler olarak sıralanabilir (96, 97). Kanser hastalarında depresyonun tanınması ve tedavi edilmesi hastaların yaşam kalitesinin olumlu yönde etkilenerek iyilik hallerinin artırılması açısından önemli bulunmaktadır. Bu bilgiler ışığında kanserde depresyon tedavisindeki yaklaşımların neler olduğu literatür bilgileriyle 12 sunulmuştur. Bu yaklaşımlar, psikososyal müdahele, psikoterapi, farmakolojik tedavi ve alternatif tedavileri içerir. Onkolojide psikososyal müdahelelerin hastaların psikolojik sıkıntılar ile başa çıkabilmesine yardımcı olduğu belirtilmiştir. Son on yılda, çeşitli sistematik derlemeler ve meta-analizler, kanser hastalarında depresyon için psikoterapinin etkinliğini araştırmışlardır (98). Faller ve ark. (99) erişkin kanser hastalarında psiko-onkolojik müdahalelerin duygusal sıkıntı ve yaşam kalitesi üzerine etkilerini çalışmışlardır. Hem bireysel psikoterapi hem de grup terapisinin hafif ila orta düzeyde etkilere sahip olduğunu bulmuşlardır (99). Yapılan diğer çalışmalarda genel olarak kanser hastalığı olan bireylerde davranışsal ve eğitim odaklı girişimlerin, ağrı, uyku sorunları, yorgunluk ve depresyonu azalttığı bulunmuştur fakat bunların zaman alması ve enerji gerektirmesi nedeniyle uzun süre hastaların devam edememesine yol açtığı da belirtilmiştir (100,101,102, 103). Yapılan psikososyal müdahalelerden biri de Cranial electrotherapy stimulation (CES) dir. Bu müdahale girişimsel olmayan bir uygulamadır fakat kanser hastalarında henüz kullanımı yaygın değildir. Bu konuyla ilgili yapılmış ön çalışmada, CES kullanımının ilerlemiş kanser hastalığı olan bireylerde güvenli ve uygulanabilir olduğunu ve CES kullanımının depresyon, anksiyete, ağrı ve uyku skorlarında anlamlı iyileşme ile ilişkili bulunmuştur (104). Yukarıda belirtilen çalışmaların aksine, Okuyamama ve ark. (105)’nın 2017 yılında yaptığı sistematik derleme ve meta-analiz çalışmasında ise, klinik olarak depresyon tanısı konan hastalarda psikoterapinin etkinliğini destekleyen yüksek kaliteli kanıtların bulunmadığı ifade edilmiştir (105). 2.6. Kanserde Bütüncül İyilik Halini Artırmada KLP Hemşiresinin Rolü Hastalar kanser tanısı aldığı an, tedavi süreci ve tedavi sonrası dönemde uyumu bozmaya yönelik birçok problemle karşılaşmaktadır. Literatürde hastaların tanı döneminde öfke, kayıp beklentisi, tedavi seçenekleri, doktor seçimi gibi süreçlerle ilgili karar vermede çatışma, ölüm anksiyetesi, ilişkilerde değişimler, rol performansında değişim, ekonomik sorunlar yaşadığı belirtilmiştir. Tedavi döneminde uyum sağlamaya çalıştıkları güçlükler tedavi yan etkileri, bilgiye erişimde güçlük, beden imajında değişim, anksiyete ve uyum sorunu, hastalığın ilerleyeceği kaygısı, aileye yük olacağı algısından dolayı suçluluk, rol kaybı, cinsel problemler, çalışma hayatına dönmekle ilgili problemlerdir. Tedavi sonrası dönemde ise nüks korkusu, 13 stres veren olaylar gibi kanser tehdidini hatırlatıcılar, ailenin endişesi, ekonomik sorunlar uyumu ve hastanın iyilik halini bozabilen faktörlerdir (106). Hastaların iyilik halini bozmaya yönelik olan bu problemlerin uygun hemşirelik yaklaşımları ile değerlendirilip iyilik haline kavuşmaları için psikososyal desteğin önemi büyüktür (107). Bu noktada, kanser hastalarının fiziksel, sosyal, psikolojik, duygusal, spritüel boyutları ile hastayı bir bütün olarak ele alma felsefesi ile ortaya çıkan konsültasyon- liyazon-psikiyatrisi (KLP) kapsamında değerlendirilmesine ihtiyaç duyulmaktadır. Bu yaklaşım kanserden etkilenen bireylerin yaşam kalitesini dolayısıyla iyilik halini artırabilecek bireyin gereksinimlerini ele alan bütüncül bir yaklaşımıdır (108). Bu yaklaşımla hastaları değerlendirmesi beklenen psikiyatri hemşireliğinin bir üst uzmanlık dalı olan konsültasyon liyazon psikiyatri hemşireleridir. KLP hemşireliği “gerçek veya potansiyel fiziksel fonksiyon bozukluğu nedeniyle sağlık bakım sistemine giren hasta ve yakınlarının, primer koruma, tedavi, bakım ve rehabilitasyona kadar uzanan yelpazede ortaya çıkan emosyonel, gelişimsel, bilişsel ve davranışsal tepkilerini, ruhsal ve psikososyal sorunlarını tanımlayan, tedavi ve bakımında rol alan, izleyen ve hemşirelerin psikiyatrik tıp alnında eğitimlerini sağlayan ve bu alanda araştırmalar yapan psikiyatri hemşireliğinin bir üst uzmanlık alanıdır” şeklinde tanımlanmaktadır (108). Kocaman’ın (109) aktardığına göre Tunmore dört düzeyden oluşan Psikolojik bakım modelini geliştirmiştir. Bu model kapsamında psikolojik bakım sunan sağlık profesyonellerinden biri de KLP hemşiresidir. KLP hemşiresi Tunmore’nin geliştirdiği psikososyal bakım modelinin I. ve II. düzeyinde kanser tanısını almış bireyin ve ailenin gereksinimlerini belirlemeye yönelik veri toplayarak psikososyal tanılama yapar. Bu süreçte, elde ettiği veriler ile hemşirelik tanısı koyar, psikososyal girişimlerde bulunur ve sonuçlarını değerlendirir. Hasta ve aile üyelerinin gereksinimleri bireysel farklılık göstermektedir (109). Bu bağlamda hasta ve aile üyelerinin iyilik hallerini bozmaya yönelik hastalık ve hastanede yatmakla ilgili duygu ve düşüncelerini, krize verdikleri tepkileri, baş etme biçimlerini ve uyum düzeylerini her hasta ve ailesine özgü değerlendirilmesi gerekir (110). Değerlendirme sonucunda bireylerle beraber bu alanlarda çıkan problemleri çözme, hasta ve ailesinin gereksinimine göre, başetme stratejilerini kuvvetlendirme, maddi-manevi destek sistemlerini harekete geçirme, duyguların ifade edilmesini kolaylaştırma, krize müdahale yöntemlerini öğretme gibi bir dizi psikoeğitim ve danışmanlık gibi 14 özelleşmiş müdahaleler ise III.düzey kapsamındaki psikolojik müdahaleleri oluşturur (111, 112). IV. düzey müdahaleler ise KLP hemşiresi tarafından psikoterapi eğitimi alındığı taktirde uygulanan psikoterapilerdir. Bu bağlamda KLP hemşiresinin bakımı altındaki hastaların tanı aldığı an, tedavi süreci ve tedavi sonrası dönemde geliştirdiği psikolojik tepkiler hakkında bilgili olması beklenmektedir. Bu noktada tepkilerin adaptif sınırlarda olup olmadığını değerlendirebilme becerisine sahip olmalıdır. Daha sonra ki adım ise yine aynı dönemleri dikkate alarak psikosoyal güçlüklerin, fiziksel (hastalığa ve tedaviye bağlı yorgunluk, halsizlik, ağrı vb., öz bakım aktivitelerinde yardım, uyku gibi) psikolojik(yeni durumu kabullenme ve uyum, belirsizlikleri tolere edebilme, benlik saygısı, stresle baş etme, diğerleri ile iletişim, hastalığın yayılması, tekrarlaması korkusunu yönetme, psikolojik distress ile baş etme, anlaşılma ve acınmadığını hissetme gibi) cinsel (cinsel ilişkiyi sürüdürebilme hakkında bilgi ihtiyacı, cinsel ilişkide değişimle baş edebilme, üreme fonksiyonları ile ilgili sorunlar gibi), sağlık sistemi hakkında bilgi (hastane, tedavi, tanı süreçlerinde yapılan işlemler hakkında bilgi gibi), sosyal (çevrenin hastalık algısı ile ilgili baş etme, yakınları tarafından yaşadıklarının anlaşılmasının kabulü, sosyal destek kaynakları, rollleri yerine getirebilme, ait olma , sevilme, saygı görme gibi) ve spiritüel alanlardaki (gelecek hakkında belirsizlik, yaşadığı bu sürece anlam verebilme, umudu sürdürme, inançlardaki değişimi yönetebilme, iç huzuru hissetme, bulma, dini gereksinimler, yaşamın anlamı, yaşamda öncelikler konusunda konuşma gibi) gereksinimlerin, duygusal sıkıntı düzeyinin belirlenmesi ve temel düzey psikosoyal müdahalelerin uygulanmasıdır (106). Bu müdahaleleri uygulayan KLP hemşirelerinin bazı becerilere sahip olması gerekmektedir. Bu becerilerden bazıları, psikolojik tepkileri tanıma, gereksinimleri ve sorunları belirleme, terapötik iletişim tekniklerine sahip olma, adaptif-maladaptif yöntemleri ayırabilme şeklindedir (113). Psikososyal müdahalelerden sonra hastaları psikolojik sıkıntılarının geçip geçmediği yönünden değerlendirmeli, eğer müdahaleler yetersiz kalmışsa, piskopatoloji yönünden risk taşıyan hasta varsa bunu tespit edip, psikiyatri ya da psikoonkoloji ekibine yönlendirebilmelidir. Literatüre bakıldığında, meme kanseri hastalarında genel duygusal iyilik halinin iyileştirilmesi için yapılan grupla psikolojik destek çalışması kısa vadeli iyileşmelerle sonuçlanmıştır. Girişim sonrası yapılan ölçümlerle bireyin yaşam kalitesinin dolaysıyla iyilik halinin arttığı bulunmuştur ve bu müdahale kişinin 15 başetmesini güçlendirmektir (114). Araştırma sonuçları, psikoeğitimlerin psikososyal stres belirtilerini azaltması gibi, kanser hastalarının psikolojik durumu ve yaşam kalitesi dolayısıyla iyilik halleri üzerinde iyileştirici etkilerinin olduğunu ortaya çıkarmıştır (115, 116, 117, 118, 119). 16 3. GEREÇ VE YÖNTEM 3.1. Araştırmanın Şekli Araştırmada Holistic Well-being Scale’in (HWS) Türkçe geçerlik ve güvenirlik çalışması için metodolojik araştırma tasarımı, Türkçe ölçeğin ve Kısa Semptom Envanterinin (KSE) uygulanmasında nicel, son aşamasında ise nitel araştırma tasarımı kullanılarak “hastaların bütüncül iyilik hallerini nasıl değerlendirdikleri” sorusunun yanıtı aranmıştır. 3.2. Araştırmanın Yapıldığı Yer ve Özellikleri Araştırma, Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi İbn-i Sina Hastanesi, Ankara Numune Eğitim ve Araştırma Hastanesi ve Hacettepe Üniversitesi Onkoloji Hastanesinde gerçekleştirilmiştir. Aşağıda çalışmanın yapıldığı hastanelerin tıbbi onkoloji kliniği özellikleri kısaca belirtilmiştir: Hacettepe Üniversitesi Onkoloji Hastanesi Hacettepe Üniversitesi’ne bağlı hizmet veren Ankara’da bulunan bir hastanedir. Poliklinik, gündüz tedavi ve aferez ünitesi ve 162 yatak kapasiteli onkoloji servisleri ile tüm kanser hastalarına hizmet vermektedir. Hastane genelinde yıllık ortalama 11 bin hastaya hizmet verilmektedir. Ankara Numune Eğitim ve Araştırma Hastanesi yataklı servis hizmetleri, poliklinikleri ve gündüz kemoterapi ünitesiyle hizmet vermektedir. Yılda ortalama 18 bin hastaya hizmet verilmektedir. Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi İbn-i Sina Hastanesinde poliklinikler, ayaktan kemoterapi ünitesi ve yataklı servisleri bulunmaktadır. Bu hastanede, yıllık yaklaşık 10 bin hastaya hizmet verilmektedir. 3.3. Araştırmanın Evreni ve Örneklemi Araştırmanın evrenini Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi İbn-i Sina Hastanesi, Ankara Numune Eğitim ve Araştırma Hastanesi ve Hacettepe Üniversitesi Onkoloji Hastanesi’nde tedavi görmekte olan kanser hastaları oluşturmaktadır. Araştırma üç aşamada gerçekleştirilmiş ve araştırmanın her bir aşaması için farklı örneklem grubu belirlenmiştir. Örneklem kapsamına alınan hastalarda aşağıda yazılan kriterler aranmıştır. Bunlar:  Yaşları 18 ve üzeri olma 17  Türkçeyi okuma, yazma, konuşabilme ve anlayabilme becerisine sahip olma,  İletişim sürecini etkileyecek herhangi bir hastalığın bulunmamasıdır. Araştırmanın Birinci Aşaması Kanser hastalarının bütüncül iyilik halini değerlendirmesini sağlamak amacı ile “Holistic Well-being Scale”in Türkçe’ye uyarlama, geçerlik ve güvenirlik çalışması yapılmıştır. Bu aşamadaki çalışma için örnekleme seçilen hastalar diğer aşamalara dâhil edilmemiştir. Geçerlik aşaması için ölçekte yer alan madde sayısının 5-10 katı bireye ulaşılması gerektiğinden (120) madde sayısının 7.6 katına ulaşılması uygun bulunmuştur. Ölçek 30 maddeden oluştuğu için Hacettepe Üniversitesi Onkoloji Hastanesi ve Ankara Numune Eğitim ve Araştırma Hastanesinde tedavi görmekte olan toplam 230 hastaya basit rastgele örnekleme yöntemiyle ulaşılmıştır (Bkz. Tablo3.1.). Araştırmanın İkinci Aşaması: Kanser hastalarında geçerliği ve güvenilirliği test edilmiş BİH ve KSE’nin yeni bir örneklem grubuna uygulandığı aşamadır. Bu aşamanın örneklem grubu, araştırmanın 30 hasta ile ön uygulama verileri kullanılarak power analizi ile araştırmanın gücü % 92, alfa değeri 0.05, etki düzeyi orta düzey kabul edilmiş ve R power programında örnek büyüklüğü 195 hasta olarak belirlenmiş ve 203 hastaya ulaşılmıştır. Birinci aşamada örnekleme alınan hastalar bu aşamada örnekleme dâhil edilmemiştir. Hasta sayıları yine hastanelere göre tabakalanarak her bir hastaneden alınacak hasta sayısı belirlenmiştir (Bkz. Tablo3.1.). Araştırmanın Üçüncü Aşaması: Üçüncü aşama ise yeni bir hasta grubundan, gönüllü olan hastalara yarı yapılandırılmış derinlemesine görüşme formu ile kendilerinin hastalık sürecinde bütüncül iyilik hallerini nasıl değerlendirdiklerine ilişkin soruların sorulduğu derinlemesine görüşmenin yapıldığı nitel araştırmadır. Nitel araştırma için yeni bir örneklem grubunun seçilme nedeni, tanımlayıcı aşamada çalışmada yer alan hastaların ölçeği okumaları nedeniyle, nitel aşama kısmında kendi düşünme biçimlerinden çok ölçekte karşılaştıkları ifade ve yaklaşımla yanıt verecekleri kaygısıdır. Bu nedenle, 18 diğer aşamalarda hasta alınmamış olan hastaneden yeni bir örneklemle çalışma sürdürülmüş, katılımcılara bağlı bias kontrol altına alınmaya çalışılmıştır. Nitel araştırmalarda örneklem belirleme konusunda belirli bir sayı yoktur. Bunun yerine araştırmacının doygunluğu önerilmektedir (121). Temaların tekrar etmeye başlaması, durma noktası olarak belirlenmiş ve 18 hasta ile derinlemesine görüşme yapılmıştır. Her bir görüşme ortalama 40-45 dk sürmüştür. Bu görüşmelerde EK 6’da verilen sorulara yanıt aranmış, hastalardan yazılı ve sözlü onay alındıktan sonra ses kaydı yapılmıştır (Bkz. Tablo 3.1.). Tablo 3.1. Araştırmanın Her Bir Aşamasında Üniversite ve Kamu Hastanelerinden Örnekleme Alınan Hasta Sayıları Hastaneler Birinci aşama İkinci aşama Üçüncü aşama Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Onkoloji Hastanesi 126 113 - Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi İbn-i Sina Hastanesi - - 18 Ankara Numune Eğitim ve Araştırma Hastanesi 104 90 - Toplam Hasta Sayısı 230 203 18 3.4. Araştırmanın Etik Boyutu Çalışmanın uygulanabilmesi için Ankara Numune Eğitim ve Araştırma Hastanesi (EK 10), Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi İbni Sina Hastanesi (EK12) ve Hacettepe Üniversitesi Onkoloji Hastanesinden kurum izinleri alınmıştır (EK11). Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Girişimsel Olmayan Araştırmalar Etik Kurulu’nun 02.12.2015 tarih ve GO 15/685-01 Numaralı kararı ile etik kurul izni alınmıştır (EK1). Kurum hemşirelik müdürlükleri ile görüşülmüş ve çalışma ile ilgili bilgi verilmiştir. Araştırmaya katılan hastalardan, araştırmaya katılmaya gönüllü olduklarına ilişkin sözlü ve yazılı onay alınmıştır (EK7, EK8). Ayrıca BİH in 19 Türkçe’ye çevirimi ve araştırmada kullanılabilmesi için Envanteri geliştiren Chan’den mail yoluyla izin alınmıştır (EK13). 3.5. Verilerin Toplanması 3.5.1.Veri Toplama Araçları Tanıtıcı Bilgiler Formu (EK 2) Araştırmanın geçerlik güvenilirlik aşamasında hastaların yaş, cinsiyet, medeni durum, hastanede kalma süresi, hastalık tanısı gibi tanıtıcı özelliklerini ve hastalığına ilişkin bilgileri içeren sorulardan oluşmaktadır. Ölçeğin uygulama aşamasında kullanılacak olan tanıtıcı bilgiler formunda tanıtıcı bilgilerine ilave olarak hastalığına ilişkin bilgileri de içeren soru formu oluşturulmuştur (EK 2). Holistic Well-being Scale (EK 3) Holistic Well-being Scale (HWS) Celia H. Y. Chan ve ark. (20) tarafından 2014 yılında genel insan popülasyonunda geliştirilmiş ve geçerli-güvenilir bulunmuştur (Cronbach alfa= 0.670-0.892). Ölçek, 30 madde ve 7 boyut ile bütüncül iyilik halini ölçen 10’lu Likert tipi bir ölçek olup tamamen katılmıyorum (1) den tamamen katılıyorum (10)’a doğru derecelendirilir. Ölçeğin alt boyutları: Bağlı olmama (18, 12, 24, 5, 25), üzüntü veren duygu (6, 21, 1, 28, 3), üzüntü veren algı (17, 8, 7, 29, 30), spiritüel bozulma (20, 26, 2, 4), bilişsel farkındalık (22, 13, 19, 11), genel ruh durumu (15, 10, 14, 23), spiritüel öz-bakım (9, 16, 27) şeklindedir. Ölçekte 4. Madde ters kodlanmaktadır. Ölçekte kesim noktası bulunmamaktadır. Ölçekten alınabilecek en yüksek puan 300, en düşük puan ise 30’dur. Cronbach alfa değeri 0.670–0.892 arasında değişmektedir (20). Kısa Semptom Envanteri (EK 5) Kısa Semptom Envanteri (KSE), genel bir psikopatoloji değerlendirmesi yapacak kısa ancak geçerli ve güvenilir olan ölçeklere duyulan ihtiyaç üzerine Derogotis (122) tarafından geliştirilmiş likert tipi kendini değerlendirme türü bir envanterdir. KSE toplam 53 maddeden oluşmaktadır. Şahin ve Durak (2002) tarafından yapılan Türkiye uyarlamasında KSE “Anksiyete”, “Depresyon”, “Olumsuz 20 Benlik”, “Somatizasyon” ve “Hostilite” olmak üzere beş alt bölüm olarak düzenlenmiştir. 12, 13, 28, 31, 32, 36, 38, 42, 43, 45, 46, 47 ve 49. maddeler anksiyete, 9, 14, 16, 17, 18, 19, 20, 25, 27, 35, 37 ve 39. maddeler depresyon, 15, 21, 22, 24, 26, 34, 44, 48, 50, 51, 52 ve 53. maddeler olumsuz benlik, 2, 5, 7, 8, 11, 23, 29, 30 ve 33 maddeler somatizasyon ve 1, 3, 4, 6, 10, 40 ve 41. maddeler hostilite sorularından oluşmaktadır. Envanterdeki maddeler “hiç” ve “çok fazla” ifadelerine karşılık gelen 0- 4 değerleri arasında derecelendirilmiştir. Her bir sorudan alınabilecek minimum puan (Hiç yok) “0” maksimum puan (Çok fazla var) “4”tür. KSE alt ölçeklerinden anksiyetede; minimum "0", maksimum "52", depresyonda; minimum "0", maksimum "48", olumsuz benlikte; minimum "0", maksimum "48", somatizasyonda; minimum " 0", maksimum "36" ve hostilitede; minimum "0", maksimum "28" puan alınabilmektedir. Alt ölçeklerden alınan toplam puanların yüksekliği, bireyin ruhsal belirtilerinin arttığını göstermekte ve üç ayrı çalışmada alt ölçekler için elde edilen cronbach alfa katsayıları 0,55 ile 0,86 arasında değiştiği bildirilmektedir (122) (Ek-5). Nitel Görüşme Soru Formu (EK 6) Hastaların hastalık sürecinde bütüncül iyilik hallerini nasıl değerlendirdiklerini belirlemek amacı ile “yarı yapılandırılmış bir soru formu” hazırlanarak nitel görüşme tekniği ile veri toplanmıştır. Sorular hastaların bütüncül iyilik hallerini değerlendirmeye yönelik olarak araştırmacı tarafından literatüre dayanarak hazırlanmıştır (21, 123, 124). Hastaların kendi yaşadıkları deneyimler üzerinden araştırmaya konu olan problem hakkında görüşlerini alabilmek için hazırlanan aşağıdaki sorulardan oluşmaktadır: 1. Hastalık sürecinde yaşadığınız fiziksel sorunlar nelerdir? 2. Hastalık sürecinde yaşadığınız psikolojik sorunlar nelerdir? 3. Hastalık sürecinde yaşadığınız sosyal sorunlar nelerdir? 4. Hastalık sürecinde yaşadığınız manevi sıkıntılar nelerdir? 5. Yaşadığınız bu sorunların iyilik halinizi nasıl etkilediğini düşünüyorsunuz? 21 3.5.2. Araştırmanın Uygulanması Araştırmanın ilk aşamasında BİH’in geçerlik ve güvenilirlik çalışması gerçekleştirilmiş, ikinci aşamasında hastaların tanıtıcı özelliklerine göre bütüncül iyilik hali düzeyleri belirlenmiş, BİH ve KSE arasındaki ilişkiye bakılmıştır.Üçüncü aşamasında ise nitel görüşmeler ile hastaların bütüncül iyilik hallerini hastalık sürecinde nasıl değerlendirdikleri belirlenmiştir. Araştırmanın ilk aşaması olan ölçüm aracının geçerlik güvenirliği 10 Nisan-24 Aralık 2016 tarihleri, ikinci aşama 15 Ocak- 30 Şubat 2017, üçüncü aşama 20 Nisan-16 Haziran 2017 tarihleri arasında uygulanmış ve araştırma tamamlanmıştır. Araştırmanın ayrıntılı uygulama akış çizelgesi Şekil 1’de yer almaktadır. 22 Şekil 3.1. Araştırmanın uygulama akış çizelgesi. Araştırmanın Birinci Aşaması Araştırmanın birinci aşaması; ölçüm aracının yabancı dilden Türkçe’ye uyarlanarak geçerlik güvenirlik çalışmasının yapılmasıdır. Bu süreç iki adımda gerçekleştirilmiştir: - Yapı, kavram ve dil eşdeğerliğinin sağlanması - Ölçüm aracının psikometrik özelliklerinin değerlendirilmesi 23 Bu bağlamda, Bütüncül İyilik Hali Ölçeğinin (Holistic Well-Being Scale) öncelikle dil eşdeğerliği ve geçerlik çalışması yapılmış, ardından ise güvenirlik çalışması gerçekleştirilmiştir. Dil Eşdeğerliği Çalışması Dil eşdeğerliği çalışması için ölçeğin, yazıldığı dilin uzmanı olan üç kişi tarafından, birbirinden bağımsız olarak Türkçe’ye çevirisi yapılmıştır. Daha sonra araçla ilgili alanda uzman olan bir öğretim üyesi ve bir Türk Dili ve Edebiyatı uzmanı tarafından incelenerek, her madde için uygun olan çeviri benimsenmiştir. Bir sonraki aşamada, İngilizce’yi ve Türkçe’yi iyi bilen bir başka uzman kişinin, Türkçe’ye çevrilen aracın özgün dili olan İngilizceye çevrilmesi sağlanmış, bu çeviri, özgün dildeki aslı ile karşılaştırılması amacı ile Chan tarafından değerlendirilmiş ve ölçeğin son şekli verilmiştir. İçerik (Kapsam) Geçerliği Çalışması Dil eşdeğerliği çalışması yapıldıktan sonra içerik (kapsam) geçerlik çalışması yapılmıştır. İçerik geçerliği için alanında uzman (Psikiyatri Hemşireliği) 11 kişi ve ölçme değerlendirme alanından 1 kişi olmak üzere toplamda 12 uzmanın görüşüne başvurulmuştur. Dil eşdeğerliği çalışması sonucu ölçeğe son şekli verilmiştir. Bu aşamada uzmanlardan “ölçek” ile “her maddenin ölçüm değeri için geliştirilen derecelendirme ölçütü”nü (1= Kesinlikle uygun; 2=Uygun (madde için ufak değişiklikler gerekli); 3=Biraz Uygun; 4= Uygun değil) belirlemeleri istenmiştir. Uzmanlar arasındaki uyum Kendal W analizi ile değerlendirilmiştir. Analiz sonucunda uzmanlar arasında uyum olduğu saptanmıştır. Yapı Geçerliği Çalışması Türkçe’ye uyarlanan ölçek çalışmalarında yapı geçerliği için Doğrulayıcı Faktör Analizi (DFA) kullanılmaktadır. Doğrulayıcı faktör analizi bir faktörü oluşturan maddelerin faktörle ilişkisinin yeterli olup olmadığını değerlendirmek amacı ile kullanılmaktadır (120). Ölçeğin Türkçe’ye uyarlanmasında yapı geçerliği için faktörlerin uyumunu doğrulamak amacıyla doğrulayıcı faktör analizinden yararlanılmıştır. Doğrulayıcı Faktör Analizi (DFA), pek çok gözlenebilir değişkenin 24 oluşturduğu faktörlerden (gizil değişkenlerden) oluşan faktöryel bir modelin gerçek verilerle ne derece uyum gösterdiğini değerlendirmeyi amaçlar. İncelenecek model, ampirik bir çalışmanın verileri kullanılarak belirlenmiş ya da belirli bir kurama dayandırılarak kurgulanmış bir yapıyı tanımlayabilir (125). DFA’da modelin geçerliğini değerlendirmek için çok sayıda uyum indeksi kullanılmaktadır. Bunlar içinde en sık kullanılanları (126); Ki-Kare Uyum Testi (Chi-Square Goodness, χ2), Yaklaşık Hataların Ortalama Karekökü (Root Mean Square Error of Approximation, RMSEA), Karşılaştırmalı Uyum İndeksi (Comparative Fıt Index, CFI), Normlaştırılmamış Uyum İndeksi (Non-Normed Fit Index, NNFI), Normlaştırılmış Uyum İndeksi (Normed Fit Index, NFI), İyilik Uyum İndeksi (Goodness of Fit Index, GFI) dir. Ölçek modelinde gözlenen değerlerin Χ2/d<3; 0 0.05). Bu tanıtıcı özellikler yaş, çocuk durumu, yaşadığı yer, geldiği yer, yaşadığı kişiler, hastalık türü ve destek alma durumudur. Bunun dışında yer alan özellikler için gruplar arasındaki istatistiksel açıdan anlamlı farklılıklar şu şekilde gerçekleşmiştir: BİH’in,“üzüntü veren duygu” alt ölçeği ve “BİH Genel Toplam” ile cinsiyet arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık hesaplanmıştır(p<0.05). Değerlere bakıldığında kadınların erkeklere göre daha yüksek ortanca değerlerinde sahip olduğu görülmektedir. Medeni durum için “üzüntü veren algı” ve “genel ruh durumu durumu” alt ölçekleri için gruplararası istatistiksel olarak anlamlı farklılıklar hesaplanmıştır 42 (p<0.05). Değerlere bakıldığında “üzüntü veren algı” alt ölçeğinde evlilerin, “genel ruh durumu durumu” alt ölçeğinde ise bekârların daha yüksek ortanca değerlerine sahip oldukları görülmektedir. İş durumu için “üzüntü veren algı” , “spiritüel bozulma” ve “BİH Genel Toplam” alt ölçekleri için gruplar arası istatistiksel olarak anlamlı farklılıklar hesaplanmıştır(p<0.05). Değerlere bakıldığında bütün farklılıkların çalışma durumunu diğer olarak belirten grupta yer alanlardan kaynaklandığı görülmektedir. Bu grupta yer alanlar belirtilen alt ölçekler için daha yüksek puan ortanca değerlerine sahiptirler. Eğitim durumu için “bilişsel farkındalık” ve “BİH Genel Toplam” alt ölçekleri için gruplar arası istatistiksel olarak anlamlı farklılıklar hesaplanmıştır (p<0.05). Değerlere bakıldığında ilkokul mezunları ile üniversite üzeri mezuniyet derecesine sahip olanların belirtilen alt ölçeklerde diğer gruplara göre yüksek puan ortanca değerlerinde sahip oldukları görülmektedir. Gelir durumu için “üzüntü veren algı” alt ölçeği için gruplar arası istatistiksel olarak anlamlı farklılık hesaplanmıştır (p<0.05). Değerlere bakıldığında geliri giderinden az olanların bu alt ölçek için diğerlerine göre daha yüksek puan ortanca değerlerine sahip oldukları sonucu elde edilmiştir. Hastalığın tanısından itibaren geçen süre sorusu için “bilişsel farkındalık” alt ölçeği için gruplar arası istatistiksel olarak anlamlı farklılık hesaplanmıştır (p<0.05). Değerlere bakıldığında hastalık tanısı üzerinden 25 ay ve üzeri zaman geçmesi durumunda daha düşük puan ortanca değerlerinin gerçekleştiği görülmektedir. Hastalığın metastaz durumu için “bağlı olmama” ve “bilişsel farkındalık” alt ölçekleri için gruplar arası istatistiksel olarak anlamlı farklılıklar hesaplanmıştır (p<0.05). Değerlere bakıldığında bütün gruplarda metastaz olması durumunda daha yüksek puan ortanca değerleri ile karşılaşılmaktadır. Eşlik eden kronik hastalık için “üzüntü veren algı”, “spiritüel bozulma” ve “BİH Genel Toplam” alt ölçekleri için gruplar arası istatistiksel olarak anlamlı farklılıklar hesaplanmıştır (p<0.05). Değerlere bakıldığında kronik bir hastalığın var olan hastalığına eşlik etmesi durumunda belirtilen alt ölçekler için yüksek puan ortanca değerleri hesaplanmıştır. 43 4.2.2. Hastaların BİH ve KSE Arasındaki İlişki Bu bölümde, araştırma kapsamına alınan hastaların BİH ile KSE arasındaki ilişkiye ilişkin bulgular verilmiştir. 44 Tablo 4.7. Hastaların BİH ve KSE arasındaki ilişki. EV SD NA BI GV MA Anksiyete Depresyon Olumsuz benlik Somatizasyo n Hostilite BIH GENEL TOPLAM KSE GENEL TOPLAM EV r 1 p SD r 0,357 1 p 0,000 NA r 0,021 -0,069 1 p 0,766 0,329 BI r 0,322 0,488 -0,128 1 p 0,000 0,000 0,069 GV r 0,107 -0,093 0,526 -0,173 1 p 0,128 0,185 0,000 0,014 MA r 0,158 0,042 0,606 -0,023 0,605 1 p 0,025 0,555 0,000 0,741 0,000 ANKS r 0,216 0,212 -0,303 0,446 -0,192 -0,192 1 p 0,002 0,002 0,000 0,000 0,006 0,006 DEPR r 0,179 0,255 -0,289 0,479 -0,268 -0,206 0,785 1 p 0,011 0,000 0,000 0,000 0,000 0,003 0,000 OB r 0,238 0,207 -0,247 0,395 -0,175 -0,152 0,791 0,751 1 p 0,001 0,003 0,000 0,000 0,012 0,030 0,000 0,000 SOMAT r 0,050 0,169 -0,206 0,387 -0,207 -0,158 0,775 0,702 0,651 1 p 0,476 0,016 0,003 0,000 0,003 0,024 0,000 0,000 0,000 HOST r 0,112 0,170 -0,247 0,446 -0,146 -0,102 0,661 0,645 0,654 0,600 1 p 0,113 0,015 0,000 0,000 0,037 0,147 0,000 0,000 0,000 0,000 BIHGENEL TOPLAM r 0,542 0,435 0,630 0,422 0,597 0,713 0,051 0,041 0,087 0,017 0,075 1 p 0,000 0,000 0,000 0,000 0,000 0,000 0,473 0,560 0,216 0,809 0,288 KSEGENEL TOPLAM r 0,193 0,241 -0,300 0,493 -0,242 -0,195 0,923 0,904 0,896 0,845 0,781 0,059 1 p 0,006 0,001 0,000 0,000 0,001 0,005 0,000 0,000 0,000 0,000 0,000 0,403 Dipnot:EV:Üzüntü veren duygu, SD: spiritüel bozulma, NA:bağlı olmama, BI:üzüntü veren algı, GV: genel ruh durumu, MA: Bilişsel farkındalık 45 BİH ölçeği ile KSE’nin alt boyutları ile Genel Toplam puan değerleri arasındaki ilişki incelenmiştir. Tablo 4.7’de yer alan değerlere bakıldığında, BİH ölçeğinin Toplam Puan değerleri ile KSE’nin hem Toplam Puanı hem de alt ölçek ortalamaları arasında istatistiksel açıdan anlamlı bir ilişki bulunmamıştır(p> 0.05). KSE’nin Anksiyete alt boyutu ile BİH’in alt ölçekleri arasındaki korelasyon değerleri şu şekildedir: “üzüntü veren duygu”(EV) alt boyutu arasında (r=.216, p<0.05) ve spiritüel bozulma (SD) arasında (r=.212, p<0.05) pozitif yönde çok zayıf bir ilişki bulunmuştur. “Üzüntü veren algı” (BI) arasında ise (r=.446, p<0.05) pozitif yönde orta düzey bir ilişki bulunmuştur. “Bağlı olmama” (NA) alt ölçeği ile arasında (r=-.303, p<0.05) negatif yönde zayıf bir ilişki, Genel ruh durumu (GV) alt ölçeği puanları arasında ise (r=.192, p<0.05) negatif yönde çok zayıf bir ilişki bulunmuştur. KSE’nin Depresyon alt boyutu ile BİH’in alt boyutları arasında korelasyon değerleri; Depresyon alt boyutu ile “spiritüel bozulma” (SD) alt boyutu arasında (r=.255, p<0.05) ve pozitif yönde çok zayıf bir ilişki bulunurken, “üzüntü veren algı” (BI) arasında (r=.479, p<0.05) pozitif yönde orta düzey bir ilişki bulunmuştur. Depresyon ile “bağlı olmama” (NA) arasında (r=.289, p<0.05), “genel ruh durumu” (GV) arasında(r=-.268, p<0.05) ve “bilişsel farkındalık” (MA) arasında (r=.206, p<0.05) negatif yönde çok zayıf bir ilişki şeklinde bulunmuştur. KSE’nin Olumsuz benlik alt boyutu ile BİH’in alt boyutları arasında ilişki değerleri “üzüntü veren duygu” (EV) ile arasında (r=.238, p<0.05) “spiritüel bozulma”(SD) arasında (r=.207 p<0.05) pozitif yönde çok zayıf bir ilişki şeklinde bulunmuştur. Olumsuz benlik ile “bağlı olmama” (NA) arasında ise (r=.247, p<0.05) negatif yönde çok zayıf bir ilişki bulunurken, “üzüntü veren algı” (BI) alt ölçeği ile arasında(r=.395, p<0.05) pozitif yönde zayıf bir ilişki bulunmuştur. KSE’nin Somatizasyon alt boyutu ile BİH’in alt boyutlarından “ bağlı olmama” (NA) arasında(r=.206, p<0.05) ve “genel ruh durumu” (GV) arasında(r=.207, p<0.05)negatif yönde çok zayıf bir ilişki, “üzüntü veren algı” (BI) arasında(r=.387, p<0.05) pozitif yönde zayıf bir ilişki bulunmuştur. KSE alt boyutu olan Hostilite ile BİH’in alt boyutu “bağlı olmama” (NA) arasında (r=.247, p<0.05) negatif yönde çok zayıf düzeyde bir ilişki bulunmuştur. Hostilite ile “üzüntü veren algı” (BI) arasında (r=.446, p<0.05) pozitif yönde zayıf düzeyde bir ilişki bulunmuştur. KSE genel toplam puanı ile BİH’in alt boyutları ile korelasyon değerleri, “üzüntü veren duygu” (EV) ile (r=.193, p<0.05)ve “spiritüel bozulma” (SD) ile (r=.241, p<0.05) pozitif yönde çok zayıf, 46 “üzüntü veren algı” (BI) (r=.493, p<0.05) orta düzeyde, “bağlı olmama” (NA) (r=.300, p<0.05) zayıf düzeyde, “genel ruh durumu” (GV) (r=.242, p<0.05) ve “bilişsel farkındalık” (MA) (r=.195, p<0.05) alt ölçekleri ile ise negatif yönde çok zayıf düzeyde istatistiksel açıdan anlamlı ilişkiler bulunmuştur. 4.3. Hastaların Hastalık Sürecinde Bütüncül İyilik Hallerini Nasıl Değerlendirdiklerine İlişkin Bulgular Bu bölümde hastaların hastalık sürecinde bütüncül iyilik hallerine ilişkin deneyimlerinin ortaya çıkarılmasına yönelik yarı yapılandırılmış soru formuyla gerçekleştirilen 18 hastanın görüşmelerinin sonuçlarına yer verilmektedir. Katılımcıların yaş ortalamaları 49,22±3,35’ olup %77,8’i erkek, %88,9’u evli ve %83,3’ünün metastazı vardır. Katılımcıların %33,3’ü üniversite mezunu ve%38,9’u gelir durumunu kötü olarak belirtmiştir. Yine katılımcıların %66,7’si tedavi için, Ankara dışından gelmektedir. Yapılan analiz sonucunda elde edilen içerikten bütüncül iyilik halinin değerlendirilmesi ile ilgili kategoriler, temalar ve alt temalar oluşturulmuştur (Tablo 4.8.). Görüşmelerden elde edilen verilere göre, bu araştırmada fiziksel boyut, psikolojik boyut, spritüel boyut, ekonomik boyut, sosyal etkileşim ve sağlık ekibi üyelerinden beklentiler şeklinde kategorilere ulaşılmıştır. Bu kategorilere bağlı oluşturulan tema ve alt temalar Tablo 4.8’de sunulmuştur. 47 Tablo 4.8. Hastaların hastalık sürecinde bütüncül iyilik hallerini değerlendirmeleri sonucu ortaya çıkan kategori, tema ve alt temalar. Kategori Tema Alt Tema Fiziksel Boyut Fiziksel yan etkilerin sürekliliği - - Psikolojik Boyut Baş etme Bilgi arayışı Dine yönelme Olumlu düşünme Rol performansında değişim Ebeveyn rolünde değişim İş rolünde değişim Ölüm korkusu Olumsuz etkilenme Stigma Geride kalanlara ne olacak kaygısı İsteksizlik Kabullenme Spritüel Boyut Spritüal sıkıntı Yaşamın anlamı ya da anlamsızlığı Ölüm kaçınılmaz sadece hastalıkla olmaz Ailem için yaşamam gerek Yaşamın değeri Ekonomik Boyut Ekonomik sorunlar Sosyal Boyut Algılanan sosyal destek Pozitif enerji verenlerle etkileşim kurma diğerlerinden uzak durma Anlaşılmama Sosyal izolasyon Sosyal yaşamın kısıtlanması Sağlık Ekibi Üyelerinden Beklentiler Tedavi ekibi üyelerinden beklentiler Uygun iletişim kurması Güler yüz İyi eğitim alarak bilgi ve becerilerle donanmış olma gerekliliği Hastane yönetiminden beklentiler 48 4.3.1. Fiziksel Boyut Kategorisi Gerçekleştirilen yarı yapılandırılmış bireysel görüşmelerden elde edilen veriler doğr