Hacettepe Üniversitesi Türkiyat Araştırmaları Enstitüsü Türkiyat Araştırmaları Anabilim Dalı Türkiyat Araştırmaları Doktora Programı MOĞOL DESTANCILIK GELENEĞİ VE MOĞOLCA CANGAR DESTANI Özlem ÇELEBİ Doktora Tezi Ankara, 2022 MOĞOL DESTANCILIK GELENEĞİ VE MOĞOLCA CANGAR DESTANI Özlem ÇELEBİ Hacettepe Üniversitesi Türkiyat Araştırmaları Enstitüsü Türkiyat Araştırmaları Anabilim Dalı Türkiyat Araştırmaları Doktora Programı Doktora Tezi Ankara, 2022 YAYIMLAMA VE FİKRİ MÜLKİYET HAKLARI BEYANI Enstitü tarafından onaylanan lisansüstü tezimin/raporumun tamamını veya herhangi bir kısmını, basılı (kağıt) ve elektronik formatta arşivleme ve aşağıda verilen koşullarla kullanıma açma iznini Hacettepe Üniversitesine verdiğimi bildiririm. Bu izinle Üniversiteye verilen kullanım hakları dışındaki tüm fikri mülkiyet haklarım bende kalacak, tezimin tamamının ya da bir bölümünün gelecekteki çalışmalarda (makale, kitap, lisans ve patent vb.) kullanım hakları bana ait olacaktır. Tezin kendi orijinal çalışmam olduğunu, başkalarının haklarını ihlal etmediğimi ve tezimin tek yetkili sahibi olduğumu beyan ve taahhüt ederim. Tezimde yer alan telif hakkı bulunan ve sahiplerinden yazılı izin alınarak kullanılması zorunlu metinlerin yazılı izin alınarak kullandığımı ve istenildiğinde suretlerini Üniversiteye teslim etmeyi taahhüt ederim. Yükseköğretim Kurulu tarafından yayınlanan “Lisansüstü Tezlerin Elektronik Ortamda Toplanması, Düzenlenmesi ve Erişime Açılmasına İlişkin Yönerge” kapsamında tezim aşağıda belirtilen koşullar haricince YÖK Ulusal Tez Merkezi / H.Ü. Kütüphaneleri Açık Erişim Sisteminde erişime açılır. Enstitü / Fakülte yönetim kurulu kararı ile tezimin erişime açılması mezuniyet tarihimden itibaren 2 yıl ertelenmiştir. ( l ) Enstitü / Fakülte yönetim kurulunun gerekçeli kararı ile tezimin erişime açılması mezuniyet tarihimden itibaren ... ay ertelenmiştir. (2) Tezimle ilgili gizlilik kararı verilmiştir. (3) 28/04/2022 Özlem ÇELEBİ İ"Lisansüstü Tezlerin Elektronik Ortamda Toplanması, Düzenlenmesi ve Erişime Açılmasına İlişkin Yönerge" (1) Madde 6. 1. Lisansüstü tezle ilgili patent başvurusu yapılması veya patent alma sürecinin devam etmesi durumunda, tez danışmanının önerisi ve enstitü anabilim dalının uygun görüşü üzerine enstitü veya fakülte yönetim kurulu iki yıl süre ile tezin erişime açılmasının ertelenmesine karar verebilir. (2) Madde 6. 2. Yeni teknik, materyal ve metotların kullanıldığı, henüz makaleye dönüşmemiş veya patent gibi yöntemlerle korunmamış ve internetten paylaşılması durumunda 3. şahıslara veya kurumlara haksız kazanç imkanı oluşturabilecek bilgi ve bulguları içeren tezler hakkında tez danışmanının önerisi ve enstitü anabilim dalının uygun görüşü üzerine enstitü veya fakülte yönetim kurulunun gerekçeli kararı ile altı ayı aşmamak üzere tezin erişime açılması engellenebilir. (3) Madde 7. 1. Ulusal çıkarları veya güvenliği ilgilendiren, emniyet, istihbarat, savunma ve güvenlik, sağlık vb. konulara ilişkin lisansüstü tezlerle ilgili gizlilik kararı, tezin yapıldığı kurum tarafından verilir *. Kurum ve kuruluşlarla yapılan işbirliği protokolü çerçevesinde hazırlanan lisansüstü tezlere ilişkin gizlilik kararı ise, ilgili kurum ve kuruluşun önerisi ile enstitü veya fakültenin uygun görüşü üzerine üniversite yönetim kurulu tarafından verilir. Gizlilik kararı verilen tezler Yükseköğretim Kuruluna bildirilir. Madde 7.2. Gizlilik kararı verilen tezler gizlilik süresince enstitü veya fakülte tarafından gizlilik kuralları çerçevesinde muhafaza edilir, gizlilik kararının kaldırılması halinde Tez Otomasyon Sistemine yüklenir Tez danışmanının önerisi ve enstitü anabilim dalının uygun görüşü üzerine enstitü veya fakülte yönetim kurulu tarafından karar verilir. ETİK BEYAN Bu çalışmadaki bütün bilgi ve belgeleri akademik kurallar çerçevesinde elde ettiğimi, görsel, işitsel ve yazılı tüm bilgi ve sonuçları bilimsel ahlak kurallarına uygun olarak sunduğumu, kullandığım verilerde herhangi bir tahrifat yapmadığımı, yararlandığım kaynaklara bilimsel normlara uygun olarak atıfta bulunduğumu, tezimin kaynak gösterilen durumlar dışında özgün olduğunu, P r o f . D r . B ü l e n t G Ü L danışmanlığında tarafımdan üretildiğini ve Hacettepe Üniversitesi Türkiyat Araştırmaları Enstitüsü Tez Yazım Yönergesine göre yazıldığını beyan ederim. 28/04/2022 Özlem ÇELEBİ iv TEŞEKKÜR 2014’te hayatımı değiştirmek üzere yola çıktığımda “Yumruğumu kalbimde sıktım, / Çünkü avuçlarım gerçekte çok korkaktı. / Kelimelerimi, bağırtılarımı, / Paramparça olan duygularımı da oraya gömdüm, / Uzun bir süre açılmamak üzere. / Şimdi bu gömdüklerimin üzerine yeniden başlıyorum. / Bakalım yol nereye…” demiştim. O zamandan bugüne yürüdüğüm yollarda birçok güzel insanın unutulmaz dokunuşlarıyla şekillendim. Öncelikle nereye gideceğimi bilmediğim öyle bir zamanda ışığıyla yolumu aydınlatan, lisansüstü eğitime başlama cesareti gösterebilmemin mimarı, kendilerinden her zaman feyz aldığım saygıdeğer hocam Prof. Dr. Gürer GÜLSEVİN’e, özellikle tanıştığımız günden beri iyi niyetini, yol göstericiliğini ve samimiyetini esirgemeyen ve bana her anlamda destek olan çok değerli danışmanım Prof. Dr. Bülent GÜL’e, sonrasında ise çeviride karşılaştığım sorunların çözümünde yardımını esirgemeyen Raima AUYESKHAN, Ochroo DUGER ve Ariunzul NYAMDAVAA’ya, Moğolcamı geliştirmemde derslerinden faydalandığım Ariyajav BATCHULUUN’a, yol arkadaşım Nilay ALTUNAY’a çok teşekkür ediyorum. Son olarak bu meşakkatli süreçte daima yanımda olan çok kıymetli aileme, oğullarıma ve can arkadaşlarıma teşekkürlerimi sunmayı bir borç bilirim. v ÖZET ÇELEBİ, Özlem. Moğol Destancılık Geleneği ve Moğolca Cangar Destanı, Doktora Tezi, Ankara, 2022. Destanlar, bir milletin maddi ve manevi değerleri ile hayata bakış tarzını yansıtan ve coğrafi sınır tanımayan folklor ürünleridir. Moğollar, yaratıcı düşünce ve becerilerini yansıtan ve nesiller boyunca sözlü olarak aktarılan epik gelenekleri içerisinde Cangar, Gezer, Han Harangui, Bum-Erdene gibi ünlü ve büyük pek çok destanı bugüne taşımışlardır. Yüzlerce hatta binlerce dizeden oluşan ve özel melodilerle anlatılan Moğol kahramanlık destanları, Moğol halkının kahramanlık tarihinin en iyi koleksiyonu olarak kabul görmektedir. Moğolların kültürel mirasının muhteşem ifadeleri olan bu destanlar, dünya çapında da pek çok çalışmanın konusu olmuştur. Moğolca konuşan halkların günlük yaşamını, geleneklerini, dünya görüşlerini, ahlaki ve estetik değerlerini, arkaik ritüellerini yansıtan Cangar Destanı; cangarçi olarak adlandırılan anlatıcıları vasıtasıyla asırlarca halkın arasında yaşamış ve zamanla daha fazla popülerlik kazanarak manevi kültürün önde gelen sözlü yaratımlarından biri haline gelmiştir. İçinde efsaneler (domog), masallar (ülger), iyi dilekler (yerööl), kasideler (magtaal), beddua-lanetler (haral), atasözleri (züir tsetsen ügs) şarkılar (duu) ve tarihi olaylar barındıran, insanların tarihi ve kültürel hafızasını temsil eden Cangar, bu bağlamda bir tür ansiklopedi olarak kabul edilmektedir. Cangar araştırmalarının başlangıcının üzerinden neredeyse iki yüz yıl geçmiş; bu süreçte derleme, inceleme ve yayınlama çalışmalarında önemli mesafeler kat edilmiştir. Özellikle 20. yüzyılın ikinci yarısından itibaren yoğunlaşan ilgi neticesinde anlatının detaylı analizlerini içeren karşılaştırmalı tipolojik çalışmaların da dâhil olduğu pek çok monografi, makale ve bilimsel tez hazırlanmıştır. Orta Asya ve Moğol halklarının destansı mirasında özel bir yere sahip olan Cangar Destanı’nın Kalmukya, Sincan Uygur Özerk Bölgesi ve Moğolistan olmak üzere üç büyük ulusal versiyonu bulunmaktadır. Moğol destancılık geleneği ve Moğolca Cangar Destanı üzerine hazırladığımız bu çalışmada destan metni Türkiye Türkçesine aktarılmış ve genel olarak vi Moğol destancılık geleneği, özel olaraksa Cangar Destanı, oluşum, konu, icra, araştırılma tarihi, kahramanlar vb. hususlar açısından değerlendirilmiştir. Anahtar Sözcükler: Cangar, Moğol Destancılık Geleneği, Cangarçi, Moğollar. vii ABSTRACT ÇELEBİ, Özlem. The Tradition of Mongolic Epicism and The Cangar Epic in Mongolic, Ph. D. Dissertation, Ankara, 2022. Epics are folklore products that reflect the material and spiritual values of a nation and their way of looking at life and that do not recognize geographical borders. The Mongols have carried many famous and great epics such as Cangar, Gezer, Han Harangui, Bum-Erdene, within their epic traditions that reflect their creative thinking and skills and have been transmitted orally for generations. Mongolian heroic epics, consisting of hundreds or even thousands of lines and told with special melodies, are accepted as the best collection of the heroic history of the Mongolian people. These epics, which are magnificent expressions of the cultural heritage of the Mongols, have been the subject of many studies around the world. The Cangar epic, which reflects the daily life, traditions, worldviews, moral and aesthetic values, archaic rituals of Mongolian speaking peoples, has lived among the people for centuries through its narrators called cangarçi and has become one of the leading oral creations of spiritual culture by gaining more popularity over time. By containing legends (domog), tales (ülger), good wishes (yerööl), eulogies (magtaal), oaths-curses (haral), proverbs (züir tsetsen ügs), songs (duu) and historical events, Cangar represents the historical and cultural memory of people and in this context, it's accepted as a kind of encyclopedia. Almost two hundred years have passed since the Cangar researches began; In this process, significant progress has been made in compiling, reviewing and publishing studies. As a result of the increasing interest, especially since the second half of the 20th century, many monographs, articles and scientific theses have been prepared, including comparative typological studies containing detailed analyzes of the work. The Cangar epic, which has a special place in the epic heritage of the Central Asian and Mongolian peoples, has three major national versions: Kalmykia, Xinjiang Uyghur Autonomous Region and Mongolia. In this study we prepared on the Mongolian epic tradition and the Mongolian Cangar Epic, the text was transferred to Turkey Turkish; Mongolian epic viii tradition in general, Cangar epic in particular has been evaluated in terms of formation, subject, performance, history of research, heroes, etc. Key Words: Cangar, Mongolian Epic Tradition, Cangarchi, Mongols. ix İÇİNDEKİLER YAYIMLAMA VE FİKRİ MÜLKİYET HAKLARI BEYANI ....................................... ii ETİK BEYAN .................................................................................................................. iii TEŞEKKÜR ..................................................................................................................... iv ÖZET................................................................................................................................. v ABSTRACT .................................................................................................................... vii İÇİNDEKİLER ................................................................................................................ ix KISALTMALAR DİZİNİ ................................................................................................ xi GİRİŞ ................................................................................................................................ 1 1. BÖLÜM : MOĞOL DESTANCILIK GELENEĞİ ...................................................... 5 1.1. MOĞOL TARİHİNE KISA BİR BAKIŞ ..................................................................... 5 1.2. MOĞOL DESTANCILIK GELENEĞİ ..................................................................... 12 1.3. MOĞOL DESTANININ ARAŞTIRILMA TARİHİ ............................................. 20 1.4. MOĞOL DESTANININ TARİHSEL KÖKENİ ..................................................... 24 1.5. MOĞOL DESTANCILIK GELENEĞİNİN TEMSİL EDİLDİĞİ BÖLGELER ....................................................................................................................................................... 29 1.6. MOĞOL DESTANLARINDA TEMATİK KOMPOZİSYON ........................... 33 1.7. MOĞOL DESTANINDA FORM ................................................................................ 42 1.8. MOĞOL DESTANININ İCRA GELENEĞİ ........................................................... 45 1.9. TULÇİLER ........................................................................................................................ 49 1.10. MOĞOL DESTANININ KADROSU ...................................................................... 53 1.10.1. Kahramanlar ..................................................................................................... 53 1.10.1.1. Mangus ................................................................................................ 59 1.10.1.2. At ........................................................................................................... 62 x 2. BÖLÜM : MOĞOLCA CANGAR DESTANI ........................................................... 64 2.1. CANGAR DESTANI’NIN KONUSU ....................................................................... 64 2.2.CANGAR DESTANI’NIN KARAKTERLERİ VE ÖZELLİKLERİ ................ 86 2.3. CANGARÇİLER VE DESTAN SÖYLEME GELENEĞİ ................................ 104 2.4. CANGAR DESTANININ DİL VE ÜSLUP ARAÇLARI .................................. 113 2.5. DESTANIN ARAŞTIRILMA SÜRECİ .................................................................. 131 2.6. CANGAR DESTANININ OLUŞUMU VE TARİHÎ ARKA PLANI ............. 151 3. BÖLÜM : METİN .................................................................................................... 160 3.1. MONGOL JANGAR’IN TUULİ ............................................................................... 160 3.2. TÜRKİYE TÜRKÇESİ ÇEVİRİSİ ........................................................................... 298 SONUÇ ......................................................................................................................... 441 KAYNAKÇA ................................................................................................................ 450 EK 1. ETİK KURUL İZİN MUAFİYETİ FORMU ..................................................... 473 EK 2. ORİJİNALLİK RAPORU ................................................................................ 474 EK 3. TURNİTİN BENZERLİK İNDEKSİ ................................................................. 475 xi KISALTMALAR DİZİNİ АН СССР : Akademiya nauk SSSR (SSCB Bilimler Akademisi) APP «Dzhangar» : Aktsıonernoye Polıgrafıcheskoye Predprıyatıye «Dzhangar» («Cangar» Anonim Matbaa Şirketi) KalmGU : Kalmytskiy Gosudarstvennyy Universitet (Kalmuk Devlet Üniversitesi) KIGI RAN : Kalmytskiy İnstitut Gumanitarnykh İssledovaniy Rossiyskaya Akademiya Hauk (Rusya Bilimler Akademisi Kalmuk Beşeri Bilimler Araştırma Enstitüsü) Moğ. : Moğolca RAN: Rossiyskaya Akademiya Nauk (Rusya Bilimler Akademisi) Rus. : Rusça TDK: Türk Dil Kurumu TTK : Türk Tarih Krumu TKAE : Türk Kültürünü Araştırma Enstitüsü UNESCO : United Nations Educational, Scientific and Cultural Organization 1 GİRİŞ 2006 yılında Çin’de devlet düzeyinde miras listesine alınan ayrıca UNESCO’nun Dünya Manevî Kültür Mirası Listesi’nde de yer alan Cangar Destanı, Moğolların ve daha geniş olarak Orta Asya halklarının destansı mirasında sözlü halk sanatının zirvelerinden biri olarak kabul edilmektedir. Moğolca konuşan halkların eski komşuları olan Güney Sibirya ve Orta Asya halklarının epik eserleri ile birtakım benzer özelliklere sahip olması bakımından önem taşıyan Cangar Destanı’na ait araştırmaların günümüzde oldukça gelişkin bir düzeye ulaştığını görmekteyiz. Moğolların günlük yaşamını, geleneklerini, dünya görüşlerini, ahlaki ve estetik değerlerini, arkaik ritüellerini yansıtan Cangar Destanı, cangarçi olarak adlandırılan anlatıcıları vasıtasıyla yüzyıllar boyunca halkın arasında yaşamış ve zamanla daha fazla popülerlik kazanarak manevi kültürün önde gelen sözlü yaratımlarından biri haline gelmiştir. Cangar Destanı, halkın bağımsızlığı, özgürlüğü ve mutluluğu adına mücadele eden hükümdar Cangar ve onun liderlik ettiği bahadır savaşçıların kahramanlıklarının anlatıldığı bireysel bölümlerden oluşan döngülerle temsil edilmektedir. Türk ve Moğol milletlerinin ortak geçmişlerinin izdüşümlerini, onların sözlü ve yazılı eserlerinden takip edebiliriz. Bu anlamda Cangar Destanı’nın Türkçeye kazandırılması önem arz etmektedir. Moğol Destancılık Geleneği ve Moğolca Cangar Destanı olarak adlandırılan bu çalışma, Önsöz ve Giriş bölümlerinin dışında üç bölümden oluşmaktadır. Çalışmanın birinci bölümünde, Moğol Destancılık Geleneği başlığı altında bu geleneği doğru değerlendirebilmek adına öncelikle Moğolların tarihine kısaca değinilmiştir. Ardından tarihin çeşitli dönemlerinde Hun, Kitan, Türk vb. halklar tarafından kurulan imparatorluklara ev sahipliği yapmış olan topraklara hükmeden Moğolların Gezer, Cangar, Han Harangui gibi büyük ve küçük hacimli pek çok destan tarafından temsil edilen epik gelenekleri değerlendirilmiştir. 18. yüzyıldan itibaren çeşitli verilerle varlığından haberdar olunan bu geleneğe ait materyallerin analitik amaçlarla toplanması ve yayımlanması amacıyla yürütülen çalışmaların başlangıcı, bir sonraki yüzyılın başına dayanmaktadır. Özellikle Pallas, Potanin, Bergmann gibi bilim adamlarının değerli folklor materyalleri üzerine kurulmuş olan bu çalışmalar gittikçe daha fazla sayıda 2 uzman, dilbilimci, etnograf ve araştırmacının dikkatini çekmiş ve onlar tarafından hazırlanan yeni yayınlarla bilim dünyasında Avrupa’nın o zamana kadar neredeyse hiçbir şey bilmediği Moğol kültürüne karşı büyük bir ilgi uyanmıştır. Tarafımızca gerçekleştirilen bu çalışmada bu ilginin geçmişten bugüne kadar nasıl şekillediğine ve hangi aşamaya geldiğine ışık tutulmaktadır. Moğol destanının değerlendirildiği bu bölümde birincisi Cengiz Han merkezli küçük hanlar ve halklarla ilgili, ikincisi kısmen Cengiz Han öncesi dönemden kalan eski kabile efsanelerinin yeniden yaratımları olan iki gelişim alanı üzerinde durulmuştur. Moğol destan geleneğinin temsil edildiği bölgeler, bugünkü Buryat-Moğol Özerk Cumhuriyeti’nin toprakları, İrkutsk çevresi ve Baykal’ın ötesindeki alanlar, Volga kıyılarında yaşayan Kalmuk kabilelerinin yerleşim alanları ve günümüz Moğol Halk Cumhuriyeti’nin kuzeybatı kesimleridir. Söz konusu alanlarda destan geleneği birtakım benzerliklerle ve farklılıklarla hâlâ temsil edilmektedir. Büyük ve küçük formlu destanlar, çok turlu ve tek turlu destanlar ve bunların olay örgülerinin, tematik yapılarının anlatıldığı bu bölümde ayrıca mısra başı aliterasyonlar, parelellikler, Moğol destanında yüksek tekrarlama oranına sahip formüller ve epitetler değerlendirilmiştir. Düzyazı bir formu hikâye gibi anlatmak, şiirsel bir formu bir enstrüman eşliğinde söylemek ya da enstrüman olmaksızın şarkı söylercesine icra etmek gibi çeşitli şekillerde gerçekleştirilen icra şekilleri ve tulçiler hakkında ayrıntılı bir şekilde bilgi verilmiştir. Bölüme ait ele alınan son konu ise kahramanlar (yardımcı kahramanlar olarak eşler, çobanlar…) atlar ve manguslar olmak üzere üç ana başlık halinde incelenmiştir. Çalışmanın ikinci bölümünde özel olarak Cangar Destanı’ndan bahsedilmiştir. Maloderbet, Bagatsohur, Eelyan Ovla, Mukebyun Basangov, Dava Shavaliev döngüleri ve cangarçi Nasank Baldırov ve Badma Obushinov’un repertuarında bulunan birer bölümle temsil edilen Cangar Destanı’nın özellikle Rusya’nın Orta Asya politikasının etkisiyle 19. yüzyıl sonrasında gelişen araştırılma süreci ve destanla ilgili karşılaştırmalı tipolojik çalışmaların da dâhil olduğu pek çok monografi, makale ve bilimsel tez hakkında bilgi verilmiştir. Ayrıca destanın tarihî arka planı, nerede ve ne zaman oluştuğu noktasında bölünmüş olan akademisyenlerin görüşleriyle birlikte aktarılmıştır. Destanın muhtemelen kabileler sistemi zamanlarından kalma efsaneler etrafında gelişen bireysel bölümlerinin sonradan tek bir kahraman etrafında birleştirilmesiyle 3 oluşturulduğu görüşü genel kabul görmektedir. Bu durum, Oyrat kabilelerinin gücünün artmasıyla birlikte komşu devletlerin ve halkların tarihinde gözle görülür bir iz bırakan Cungar Hanlığı’nın (1635-1758) kurulmasıyla alakalı bir zaman diliminde gerçekleşmiştir. Çalışmanın ana odağı olan Cangar Destanı’nın konusu, ikinci bölümde öncelikle ele alınan konu olmuştur. Bir bütün olarak bakıldığında destanın biri düşmanlarla savaş ve kahramanca mücadele, diğeri de kahramanca evlilik olmak üzere iki temel modeli izlediği görülmüştür. Destanın anavatanlarının ve halklarının özgürlüğü, bağımsızlığı ve refahı için hayatlarını feda etmeye hazır cesur kahramanlar olarak gördüğümüz tüm ana karakterleri ile kadınlar, mangaslar ve atlar da bu bölümde değerlendirilmiştir. Cangar Destanı’nı icra eden sanatçılara cangarçi denilmektedir. Farklı ekollerin temsilcileri olarak destanı kendi tarzlarında icra eden cangarçiler ve destanın icra geleneğinde takip edilen ritüeller ve inanışlar, bu bölümde ele alınan konulardan olmuştur. Destanın birçok tasvir tekniğini ve aracını bünyesinde barındıran ve oldukça gelişmiş bir sanatsal üsluba sahip olmasıyla dikkat çeken görsel araçlarından epitetler, hiperboller ve paralelliklerden oluşan dil ve uslüp araçlarına dair bilgi ve değerlendirmeler de aynı bölüm içerisinde ayrıntılı bir şekilde ele alınmıştır. Çalışmanın üçüncü bölümü, Moğolca Cangar Destanı’nın Kiril harfli orijinal nüshasının Latin haflerine aktarılmış şeklinin ve Türkiye Türkçesi çevirisinin verildiği bölümdür. Yapılan tez çalışmasında birincil kaynak olarak kullanılan metin, Ts. Damdinsuren’e aittir. 1963'te Ulan Batur’da Cangar Destanı’nın 550. yıldönümü sebebiyle yayımlanan 12 bölümlük Cangar metninin ilk dört bölümünü gözden geçiren akademisyen Damdinsuren, yaklaşık 2.500 mısradan oluşan eserden bazı mısraları çıkarmış ve yerine yenilerini eklemiştir. 1998’de yayımlanan eserin içerdiği bölümler şu şekildedir: “Ehlelt”, “Altan Tseej, Jangar hoyoryn baildsan büleg”, “Hongoryn gerlesen büleg”, “Buural halzan moritoi Bulingaryn hövgüün Dogshin Har Sanalyn büleg”, “Duuthulyn aç Duutyn hövgüün Alia Monhloi, Jangaryn tümen naiman myangan tsusan zeerd agtyg höösön büleg”. Tez çalışmasına başladığımızda amacımız, Moğolistan sahasına giderek Cangar Destanı ve cangarçilik geleneği ile ilgili verileri alandan da toplamaktı. Ancak o dönem tüm dünyayı etkileyen COVID-19 salgını nedeniyle gerekli fizikî imkânlar 4 sağlanamadığından saha çalışması gerçekleştirilemedi ve bu sebeple esas metnimiz olan Cangar Destanı üzerinde çalışmalara doğrudan başlandı. Metni Türkiye Türkçesine aktarırken F.D. Lessing’in Moğolca-Türkçe Sözlük, Ya. Tsevel’in Mongol Helnii Tovch Tailbar Toli ve B.H. Todayeva’nın Ya İzuchayu Dzhangar Kalmytsko- Russkiy Slovar sözlüklerinin yanında Mongol Helnii Ikh Tailbar Toli adlı çevrimiçi sözlükten de faydalanılmıştır. Aktarmada metnin anlam olarak orijinalliğine bağlı kalabilmek adına baş kâfiye ve aliterasyonlar gözardı edilmiştir. Aktarma esnasında kaynak kitaptaki sayfa numaraları olduğu hâliyle korunmuş, inceleme sırasında yapılan alıntıların sayfa numaraları da bu düzene göre yazılmıştır. İnsan zihninin ürünü bir ifade sanatı olmasının yanı sıra sosyal bir sanat oluşuyla da karakterize edilen sözlü edebiyat ve ona ait ürünler, toplumların hayatında sadece edebî bir rol oynamaz aynı zamanda geçmişin izlerini de geleceğe taşır. Bu noktada içinden çıktığı coğrafyayı her bakımdan yansıtan böylesine önemli bir destanın alan araştırmalarının geleceğine ışık tutmasının yanı sıra Moğol halklarının destanlarını inceleme sürecinde ve Türk-Moğol destanlarının karşılaştırmalı tipolojik incelenmesine yönelik yapılacak olan çalışmalarda da fayda sağlayabilmesi amaçlanmaktadır. Bu çalışmanın bilimsel yeniliği, ilk kez Moğolca bir destanın Türkçeye çevrilip analiz edilmesinden yanı sıra analiz edilen ve bilimsel anlayış alanına giren materyalin içeriğinden kaynaklanmaktadır. Tezin teorik önemi ise metnin Türkiye Türkçesine kazandırılmasıdır. Bu sayede karşılaştırmalı çalışmalar için yeni bir kaynak materyal sağlanacak, ortak bir kültürel geçmişe sahip olan Türk Moğol halklarının tarihsel gelişiminin belirli koşullarında edinilen sanatsal formlarının benzerlikleri ve farklılıkları ortaya konulacaktır. 5 1. BÖLÜM MOĞOL DESTANCILIK GELENEĞİ 1.1. MOĞOL TARİHİNE KISA BİR BAKIŞ Moğol destan geleneği üzerinde çalışmaya başlamadan önce bu geleneği doğru değerlendirebilmek adına Moğolların tarihine göz atmak gerekir. Bu suretle geleneğin ortaya çıkış nedenleri ve gelişimi, tarih boyunca oluşan birikim göz önüne alınarak yorumlanabilir. Dünyanın en büyük imparatorluklarından birini kuran Moğollar, Asya ve Doğu Avrupa’nın büyük bir kısmında bıraktıkları derin izlerin yanı sıra büyük hanları Cengiz’in, askeri ve siyasi alandaki üstün başarılarla dolu hayatıyla bozkır devlet geleneğinde önemli bir rol oynamış, bu nedenle de tarihçilerin ve araştırmacıların her zaman ilgi odağı olmuşlardır. Orta Asya’da, Volga kıyılarından Japon Denizi’ne kadar uzanan geniş bir bölgede Türklerle birlikte yaşayan Moğolların ana yurdunun Mançurya ve Baykal Gölü civarı olduğu düşünülmektedir (Ağaldağ, 2002, s. 265; D’ohsson, 2008, s. 30). Kaynaklarda “Moğol” adına ilk kez VII. yüzyılda rastlanmaktadır. T’ang sülâlesinin resmî tarihleri olan Chiu T’angshu ve Hsin T’angshu’da “Mêng-wu” ve “Mêngwa” şeklinde Proto- Moğol Shih-wei kabile grupları arasında önemsiz küçük bir kabile ismi olarak geçen Moğol adı, Cengiz Han zamanında devlet adı olarak kullanılmaya başlanmıştır (Özgüdenli, 2005, s. 225). Bu adın Moğol halkının kendisi tarafından kullanılması daha sonraları olmuştur. Barthold, Yüan sülalesinin resmî kaynaklarında Moğollara Çin’de Moğol, Moğolistan’da Tata (Tatar) denildiğini belirtmektedir (2017, s. 396). Araştırmalar, Moğolların tüm bu verilerden çok daha önce, MÖ. II. binyıldan itibaren Tula Nehri’nin kaynaklarından Mançurya’nın batı ve güneybatısına kadar yayıldıklarını göstermektedir (Özgüdenli, 2005, s. 225). 12. yüzyılın başlarında bugünkü Moğolistan’ın kuzeydoğusunda Onon ve Kerülen nehirleri arasında dağınık bir halde yaşayan Merkit, Kereit, Tatar, Nayman, Kongrat, Borçigin, Öngüt gibi pek çok Moğol kabilesi arasından Curcen Hanedanlığı olarak da 6 bilinen Kin Hanedanlığı’yla yaptığı mücadelelerle adından söz ettiren Borgiçin kabilesi, ön plana çıkmıştır. Cengiz Han’dan önce Moğol kavimlerini bir araya getirmeye çalışan Kabul Han Borgiçin kabilesindendir (Grousset, 1980, s. 194). Daha sonra Tingiz (deniz) unvanını alacak olan Timuçin’in de bu kabileye mensup olduğu düşünülmektedir. 12 yaşında yetim kalan Timuçin, kendisine han unvanının verildiği 1206’ya kadar gösterdiği üstün çabayla Moğolistan’daki tüm kavimlerin mutlak hâkimi olmuştur. 1206’da yapılan kurultayda «Şutu Bogdo Çingis Han» (Tanrısal Cengiz Han) unvanını alarak bozkır kavimlerinin en büyük hükümdarı haline gelen Cengiz, kurultaydan hemen sonra Oyrat, Kırgız ve Naymanları bastırmış; Çin’in kuzeyine yaptığı seferle (1209) Tangutları vergiye bağlayarak Moğolistan’ın birliğini temin etmiştir. Başlangıçta sadece bozkır asilzadelerinden müteşekkil küçük bir grubun takip ettiği Cengiz’in Moğol kavimlerini birleştirmesi, Moğolların yükselişinin başlangıcıdır. İçteki birliği sağlayan Cengiz Han, ardından Moğolistan dışına seferlere başlamıştır. Kin devletiyle girilen mücadeleler sonrası 1215’te Pekin ele geçirilmiş, 1218’de Karahıtay Devleti’ne son verilmiştir. 1219’da Harzemşahlar Devleti üzerine başlattığı seferlerle Harezm ve Maveraünnehir’i ele geçirmesinin ardından Kafkasya’ya ulaşan ve imparatorluğunun sınırları Kuzey Çin, Çungaristan, Doğu-Türkistan, Orta-Asya, İran, Kafkasya ve bütün Güney Rusya’yı içine alacak şekilde Pasifik’ten Hazar Denizi’ne kadar genişleten Cengiz Han, Çin’e yapmayı planladığı son harekâtı gerçekleştiremeden 1227’de ölmüştür (Alinge, 1967, ss. 5-6; Grousset, 1980, s. 212). İleri görüşlü bir kağan olan Cengiz Han, kendisinden sonra çıkabilecek taht kavgalarının önüne geçebilmek adına imparatorluk topraklarını daha hayatta iken bozkır geleneklerine uygun olarak oğulları Cuci, Çağatay, Ögeday ve Tuluy arasında paylaştırmıştır. Buna göre en büyük oğlu Cuci’ye Selenga ırmağının batısındaki “Moğol atlarının tırnaklarının vardığı hudutlara kadar” olan tüm topraklar; ikinci oğlu Çağatay’a eski Kara-Kıtay İmparatorluğu'nun doğuda Uygur ülkesinden batıda Buhara ve Semerkant’a kadar uzanan bozkırları; üçüncü oğlu Ögedey’e, Balkaş’ın doğu ve kuzey-doğusunda, Imıl ve Tarbagatay, Karairtiş ve Urungu bölgeleri; en küçük oğlu 7 Tuluy’a ise Tula, yukarı Onon ve yukarı Kerülen arasındaki topraklar kalmıştır1 (Barthold, 2017, s.180; Grousset, 1980, ss. 247-250). XIII. yüzyıl ortalarına gelindiğinde imparatorluk topraklarının tek bir merkezden yönetilemeyecek kadar büyümesi ve hanedan içindeki anlaşmazlıkların artması gibi sebepler, merkezi Moğol hâkimiyetinin zamanla birbirinden bağımsız parçalara ayrılması için uygun olan zemini hazırlamıştır (Özgüdenli, 2005, s. 226). İmparatorluk, Türkistan’ı idare eden Çağatay Hanlığı, Cuci’nin ardgelenlerinin idare ettiği Altın Ordu Hanlığı, Hülagü ailesinin hâkim olduğu İlhanlı Hanlığı ve Kubilay’ın önderliğinde kurulan ve Merkezi Moğolistan’ın da bağlı olduğu Çin Yüan Hanedanlığı olarak dört bölüme ayrılmıştır (Temir, 1992, s. 389). Cengiz Han, imparatorluk topraklarını oğulları arasında paylaştırırken ardgeleni olarak Ögedey’i seçmiş ancak Ögedey’in hanlığının tasdik edildiği 1229 kurultayına kadar devleti, Tuluy idare etmiştir. Gözünü batıya çeviren Ögedey zamanında Azerbaycan, Ermenistan ve Gürcistan fethedilmiş, Anadolu ve Irak’taki yönetim, vergi ödemeye zorlanmış ve Volga Nehri’nden Macaristan’a kadar uzanan batı bozkırlarının kontrolü ele geçirilmiştir. Avrupa’ya doğru genişleyebilmek adına Macaristan’da kalmaya hazır olan Moğollar’ın planları, 1241’in sonlarına doğru Öğedey’in ölümüyle değişmiştir. Onun ölümünden sonra yeni han seçilinceye kadar tahta Töregene Hatun naiplik etmiştir. İmparatorluğun merkezini Karakurum’a taşıyan Ögedey’in ardgelenleri Güyük (1246-48) ve Mengü (1251-59) zamanında seferler devam etmiş; Kuzey Çin, İran ve Güney Rusya’nın fethi tamamlanmıştır (Alinge, 1967, s. 7; Grousset, 1980, s. 251). Güneybatı Asya’da Moğol hâkimiyetini güçlendirip kardeşi Kubilay’ı Song Hanedanlığı’yla savaşmak üzere Çin’e gönderen Mengü Han’ın ölümünden sonra kardeşleri Arık Böge ve Kubilay arasında Kubilay’ın Büyük Han olarak tahta geçtiği 1261’e kadar dört yıl sürecek bir iktidar mücadelesi yaşanmıştır (Temir, 1989, s.118). Çin’e ait toprakların tümünü hâkimiyet altına alan (1279) Kubilay, başkenti Karakurum’dan Pekin’e taşımış ve Song Hanedanlığı’na son vererek Yüan Hanedanlığı’nı kurmuştur (Alinge, 1967, s. 7; Grousset, 1980, ss. 277-279; Temir, 1989, s.118). Yüan Hanedanlığı’nın Güney Çin’deki varlığı, son imparator Togan 1 Cengiz Han’ın imparatorluk topraklarını annesi, oğulları ve kardeşleri arasında taksim edişine dair bk. Temir, 2016, ss. 161-162. 8 Timur’un Moğolistan’a kaçmak zorunda kaldığı 1368’lere kadar sürmüştür (Alinge, 1967, s. 9). Cengiz Han’ın, Moğol yasalarının uygulanmasıyla görevlendirdiği ve Kaşgar civarı ile Maveraünnehir’in büyük bölümünden oluşan Türkistan’ın idaresini verdiği oğlu Çağatay’dır. Çağatay’ın adıyla anılan devletin teşekkülü, onun ölümünden sonra gerçekleşmiştir. Çağatay’ın idaresinde olan Türkistan, bir dönem Mahmut Yalavaç ve sonrasında Yalavaç’ın oğlu Mesut Bey tarafından büyük han adına yönetilmiştir. Çağatay Hanlığı’nın Cengiz sülalesinden ilk hanı, Kara Hülagü olmuştur. Çağatay’ın torunu Algu’yla birlikte Doğu ve Batı Türkistan, Harezm ülkesinin bir bölümü ile Afganistan’ın da içinde bulunduğu bölge, Çağatay oğulları tarafından idare edilen bir birlik haline gelmiştir. İslamiyet her ne kadar daha önce Mübarekşah ve sonrasında Gıyasettin Barak tarafından kabul edilmiş olsa da hanedan üyelerinin tamamının İslamiyet’e geçişi, Tarmaşirin Han zamanında gerçekleşmiştir. Bu durum, imparatorluğun Maveraünnehir’deki diğer İslam memleketleri ile olan iktisadi ilişkilerini kuvvetlendirmiş olsa da devletin doğu kısmında bulunan ve İslam dininin Cengiz yasalarını bozduğunu düşünen kabileler tarafından iyi karşılanmamıştır (Temir, 1992, s. 390). Tarmaşirin’in ölümünden sonra artan huzursuzluk ve yaşanan iç karışıklıklar, 1340’a kadar sürmüştür. 1340 sonrası hanlık, geleneğe uygun olarak Pamir dağlarının doğusunu yöneten Doğu Çağatay Hanlığı ile Müslüman halkın çoğunlukta olduğu Maveraünnehir’e hâkim olan Batı Çağatay Hanlığı olmak üzere iki bölüme ayrılmıştır (Yuvalı, 1993, s. 178). 1253 yılında yapılan kurultayda Büyük Han Mengü’nün İran, Irak, Suriye Mısır, Kafkasya ve Anadolu’yu ele geçirmek üzere görevlendirdiği kardeşi Hülagü; 1256’da İran’da başşehri Tebriz olmak üzere İlhanlı Devleti’ni kurmuştur. Bağdat’a girerek Abbasi hilafetine son veren, Anadolu Selçuklu Devleti’ni ve Küçük Ermenistan Hanlığı’nı bağımlı hâle getirip devletin sınırları Amuderya’dan Fırat’a, Kafkasya’dan Belucistan’a kadar genişleten Hülagi Han; Berke Han’ın başa geçmesinden sonra Altınordu Devleti’ne karşı yükümlülüklerini yerine getirmemiş; bu yüzden ilişkileri bozulan iki kardeş ulus, karşı karşıya gelmiştir. Hülagü Han 1265’te öldükten sonra yerine sırasıyla Abaka, Teküder, Argun, Geyhatu ve Baytu Hanlar geçmiştir (Yuvalı, 2012, s. 103). Sonrasında İlhanlılara en parlak dönemini yaşatan ve İslamiyet’i devletin resmî dini hâline getiren Gazan Han, tahta çıkmıştır. Gazan Han’ın ölümüyle yerine 9 geçen kardeşi Olcaytu’nun zamanında -eski parlak dönemlerdeki kadar olmasa da- huzur ve güven ortamı hâkim olmuştur. XIV. yüzyılın ortalarına doğru zayıflayan İlhanlı yönetimi, Ebu Said Bahadır Han zamanında başlayan ve onun ölümünden sonra artarak devam eden taht kavgaları sebebiyle iki aile arasında bölünmüş ve bu durum, pek çok yerli beyin bağımsızlığını kazanmasına ve İlhanlılar sülâlesinin 1344’te ortadan kalkmasına sebep olmuştur (Alinge, 1967, s. 9; Temir, 1992, s. 391). Cengiz Han’ın sağlığında yaptığı toprak paylaşımından sonra ortaya çıkan dört büyük ulustan biri olan Altınordu Devleti, Cengiz’in büyük oğlu Cuci’ye düşen topraklar üzerinde kurulmuştur. Ancak Cuci’nin babasından altı ay önce vefat etmesi üzerine ona ait toprakların yönetimi, geleneğe uygun olarak oğulları arasında taksim edilmiştir. Büyük oğul Orda, ülkenin doğu kısmına; Batu, asıl Kıpçak sahasına; Tok Timur, İdil nehrinin orta ve kuzey bölgesine; Şiban (Şeyban), Ural’dan başlayarak Güney Sibirya ve civar bölgelere hükmetmişlerdir. Cuci’nin oğulları arasında paylaştırılan Altınordu Devleti’nde hâkimiyet, merkezin kuvvetli olduğu dönemlerde Batu’da olmuştur (Temir, 1992, s. 391). 1256’da Altınordu Devleti’nin resmî kurucusu olarak da kabul edilen Batu Han öldüğünde devletin sınırları Deşt-i Kıpçak, Aral Gölü civarı ve Kafkaslar’ın Azerbaycan’a kadar olan bölümünü içine almaktadır. Onun yerine geçen ve İslam dinini benimsemiş olan Berke Han, Cengiz Han’ın torunu Hülagü Han tarafından kurulan (1256) İlhanlı Devletiyle savaşmış; kendisinden sonra yerine geçen Mengü Timur Han, Özbek Han ve Canıbek Han zamanlarında devletin gücü korunmuştur. Daha sonra başlayan taht kavgaları, Toktamış Han zamanına kadar devam etmiştir. Toktamış Han zamanında bir süreliğine de olsa biten taht kavgaları, Aksak Timur’un Altınordu topraklarına girmesiyle yeniden başlamıştır. İç çekişmelerle zayıflayan devlet, Timur ile Toktamış arasında 1391 ve 1395’lerde gerçekleşen savaşlar neticesinde iyice güçsüz düşmüş; ardından Kazan, Kırım, Astrahan, Sibir Hanlığı adları altında daha küçük birimlere bölünmüştür. Bunların arasından varlığı en uzun süren, Kırım Hanlığı olmuştur. Kırım Hanlığı’nın hâkimiyetine giren Altınordu Devleti, 1502’de tarih sahnesinden silinmiştir (Grousset, 1980, s. 438; Temir, 1992, s. 409). Moğol İmparatorluğu, Cengiz Han’ın ölümünden sonra da topraklarını genişletmeye devam etmiş; Çin, Batı Avrupa, İran, Türkistan coğrafyası Moğolların hâkimiyetine girmiştir. Bu geniş coğrafyadaki Moğol hâkimiyeti, başlangıçta merkeze bağlı olan ancak daha sonra iç çekişmelerle merkezden uzaklaşan hanlıkların birer birer 10 yıkılmasıyla yok olma sürecine girmiştir. Bunda, Moğollar’ın hükmettikleri coğrafyalardaki baskın yerleşik kültürlerin etkisine girmelerinin de payı vardır. XV. yüzyılın ortalarında Batı Asya, Ortadoğu ve Doğu Avrupa’daki Moğollar, Türkleşme sürecine girerken Uzakdoğu’da olanlar, Çin kültürünün etkisiyle Çinlileşmeye başlamıştır (Özgüdenli, 2005, s. 228). Yüan Hanedanlığı’nın düşüşünün Moğollar için yerleşik ülkelerle ticaretin tamamen durması, büyük pazarların Moğollara kapanması, Moğolistan’daki kentsel yaşamın gerilemesi gibi büyük sonuçları olmuştur. Bu dönem; merkezi hükümetin tüm otoritesini kaybetmesi, iç çekişmeler yüzünden hanların öldürülmesi, bazı büyük feodal beylerin diğerleriyle hızla yer değiştirmesi, ülkeyi tamamen mahveden uzun savaşlar vb. ile karakterize edilir (Poppe, 1937, ss. 26-31). Yüan İmparatoru Togan Timur’un Moğolistan’a gidişinin sonrasında ardgelenleri arasında cereyan eden taht kavgaları yüzünden Moğollar, 15. yüzyılın başlarında Doğu Moğolları ve Batı Moğolları olarak ikiye ayrılmıştır. Daha öncesinde (14. yüzyılda) Çungaristan’da ayrı bir birlik kuran Batı Moğollarından Oyratlar, hükümdarları Esen zamanında tüm Moğollar arasında hâkimiyet üstünlüğünü elde etmişseler de onun ölümünden sonra üstünlük, Doğu Moğollarına geçmiştir. Doğu Moğollarının hanı Dayan zamanında eskisi gibi bir Moğol birliği kurulmuştur ancak 1543’te Dayan Han’ın ölümünün ardından çocukları ve torunları arasında taksim edilen imparatorluk, bir daha tek bir hanın yönetimi altında birleşmemek üzere parçalanmıştır (Alinge, 1967, ss. 9-10; Grousset, 1980, s. 470). Kuzey ve güney olarak ikiye ayrılan Moğolistan'ın kuzey kısmı yani Halha, Dayan Han'ın en küçük oğlu Geresenze’ye, güney kısmı ise Dayan Han’ın en büyük oğlunun yönetimine verilmiştir. Dayan’ın torunu Bodi-han, kağan unvanı alarak Çakar aşiretlerini kendi etrafında toplamıştır. O ve ardgelenleri, Kalgan ve Dolon-nor bölgesinde 1634’e yani Mançulara tabi oluncaya kadar Güney Moğol Kağanlığı’nı (İç Moğolistan) hâkim kılmışlardır (Grousset, 1980, s. 469). Kuzeydeki Halha aşiretlerinin başına geçen Geresenze, Oyratları Kobdo’ya kadar sürüklemiş; Kerülen ile Kangay dağları arasını işgal ederek Obsa-nor’a kadar ilerlemiştir (Grousset, 1980, s. 471). Geresenze’nin ölümüyle prensliklere ayrılan Kuzey Moğol Devleti, 1638’e kadar Güney Moğolları gibi Mançulara tabi olmuştur. 17. yüzyıl başlarında Çungaristan’daki Batı Moğollarından bir kısım aşiretler, Tibet’e giderek Dalai Lama’yla birlikte hareket etmiş, diğer bir kısmı da Volga taraflarına yerleşerek Kalmuk adıyla tanınmıştır (Alinge, 1967, 11 ss. 10-11). İçte bitmek bilmeyen taht kavgaları ve dışta gittikçe daha da güçlü hâle gelen Mançu tehlikesi, Kuzey Moğolistan’daki Halha ve Batı Moğolistan’daki Oyrat prenslerini birlikte hareket etmeye yöneltmiştir. 1640’ta Çungaristan’da Kuzey ve Batı Moğolistan’dan 44 Moğol aşiret başkanı ile Kuku-Nor ve Volga Kalmukları, Oyratların prensi Batur’un başkanlığında ittifak yapmak üzere bir araya gelmişlerdir. Taraflar, ülkelerinde yürürlüğe girecek kanun normlarının yazılması noktasında anlaşmaya varmış olsalar da bu anlaşma uzun süre bağlayıcı olmamıştır (Alinge, 1967, ss. 10-11). Doğu Türkistan’ı fetheden Galdan ve ondan sonra gelen hanlar zamanında Oyratlarla Halha Moğollarının koruyuculuğu rolünü üstlenen Mançular arasındaki mücadeleler, Oyrat aşiretlerinin korkunç bir şekilde yenildiği 1758’e kadar sürmüştür. Oyratların boşalttığı alanlara Kırgızlar ve Volga’dan dönen Kalmuklar yerleşmiş, 1911’e kadar tüm Moğolistan ve Çungaristan Çin hâkimiyetine girmiştir (Alinge, 1967, ss.11-12). Türklerin ana yurdu olan bölgede, Rusya Federasyonu ve Çin arasında yer alan Moğolistan; bugünkü bağımsız Moğolistan Halk Cumhuriyeti, Çin’e bağlı İç Moğolistan ve Rusya’ya bağlı Buryat Özerk Bölgesi olarak üç parçaya ayrılmıştır. Hunlar, Göktürkler ve Uygurlardan sonra bozkırın mirasını devralan Moğollar, 13. yüzyıldan sonra çok kısa bir süre olsa da Kore’den Doğu Avrupa’ya kadar uzanan oldukça geniş bir bölgeye hükmetmişlerdir. Cengiz Han’ın yükselişinden önce Orta Asya bozkırlarında yaşayan birçok konargöçer kabileden sadece biri olan Moğollar, hızlı bir şekilde Asya’nın en büyük gücü haline gelmiş ancak tek bir yönetici aile tarafından kontrol edilen bu büyük coğrafya üzerinde Moğol İmparatorluğu’nun kurucusu Cengiz Han’ın oğulları ve torunlarının hâkimiyeti çok kısa sürmüştür. Cengiz Han’ın temellerini attığı imparatorluk, Türklerin çoğunlukta olduğu bir coğrafyaya hükmettiği için Moğolların Türk kültüründen etkilenmesi kaçınılmaz olmuştur. Aynı zamanda Çinlilerin de etkilediği Moğol kabileleri, bazen bir Türk-Moğol kültürü yaratarak Türklerle birleşmiştir. İlk zamanlarda imparatorluğun hâkim unsuru Moğollarken zamanla sınırların da genişlemesiyle beraber halkın ve askerlerin büyük bir kısmını Türkler oluşturmuştur. Bu nedenle Cengiz Han, birbiriyle savaşan Türk ve Moğol bütün kabileleri Moğol adı altında bir araya getirdiğinde sadece Moğolların değil Türklerin de Büyük Han’ı olmuş; onun kurduğu devlet ise Türk Moğol Hakanlığı olarak da anılmıştır (Temir, 1992, s. 385). Moğol devlet ve ordu teşkilatının Türk mirası üzerine inşa edilmiş olması, öteden beri tarihî, iktisadi ve kültürel bakımdan birbirine 12 uzak olmayan bu iki milletin birbirine karışarak birinin diğerinin içinde erimesi, imparatorluğun adının bu şekilde anılmasına vesile olmuştur. Bu sayede çok kısa sürede Türkistan, Altınordu, İran ve Anadolu’daki Moğollar Türkleşmiştir. 1.2. MOĞOL DESTANCILIK GELENEĞİ Sözlü edebiyat, bir milletin entelektüel kültürü ve pratik faaliyet şekilleridir. O, insan zihninin ürünü bir ifade sanatı olmasının yanı sıra sosyal bir sanat oluşuyla da karakterize edilir. Amacı sadece eğlendirici bir belagat olmanın ötesinde hayata katkı sağlamaktır. Hayata katkısı ise yalnız edebî bir rol oynamaktan ibaret değildir. Tüm toplumun hayatı, tarihi, gelenek-göreneği gibi farklı içerikli şeylerden oluşan sözlü edebiyat; çok eski zamanlarda yaşamış olan insanların kolektif çalışması, yaşam biçimi, ritüelleri ve gelenekleriyle ayrılmaz bir şekilde bağlantılıdır. Hayatın, çalışmanın ve mücadelenin bir yansıması olan sözlü edebiyatın yaratılmasının nedeni, kişinin duygularını doğrudan ifade etme ve sosyal yaşam deneyimini özetleme ihtiyacıdır. Sosyal bir fenomen olan sözlü edebiyat, başlangıçta kabile toplumunun ruhsal bir yaratımı olarak ortaya çıkmış ardından ezilen, sömürülen sınıfların ve çeşitli sosyal grupların entelektüel gelişimiyle şekillenmeye devam etmiştir.2 Tarihin her döneminde aynı olmayan sözlü edebiyatın konumu ve içeriği; toplumun yapısına, tarihsel gelişimlerinin özelliklerine, kabilelerin ve etnik grupların kültüründeki yerine bağlı olarak çarpıcı bir biçimde değişmiştir (20.06.2020 tarihinde https://www.e- nom.mn/book?bid=MTMxMQ==enomMTMxMQ== adresinden erişilmiştir.). Her millet, kendi tarihsel gelişim sürecinde menşei, tarihi ve yaşam tarzı açısından diğer milletlerle belirli ilişkiler geliştirmiştir. Bu ilişkiler dâhilinde edebiyat, din, felsefe ve sanat anlayışı ödünç alınmış, verilmiştir. Bu bakış açısına göre “saf” folklor-sözlü 2 Moğol feodal toplumunun çoğunluğu çobanlardan oluştuğu için Moğolların sözlü edebiyatına ait yaratımların çoğunluğunun çobanlara ait olduğu düşünülse de Moğol toplumu içinde hizmetkârlar, serfler, müritler ve havariler gibi birçok farklı grup da bulunmaktaydı. Bu nedenle sözlü edebiyat, çobanların yaratımlarına ek olarak göçebelerin masallarından ve rahiplerin dini okumalarına kadar çeşitli sınıfları oluşturan bir grup insan tarafından yaratılmıştır. Bunların Moğol sözlü edebiyatına katkıları ise değişiklik gösterir (20.06.2020 tarihinde https://www.e-nom.mn/book?bid=MTMxMQ==enomMTMxMQ== adresinden erişilmiştir.). Akademisyen Damdinsuren, sınıf mücadelesinin karmaşık koşullarında feodal sınıf ve halk sınıfına ait kültür ve sanatın karşılıklı bağımlılığını vurgulayarak her iki sınıfın birbirinin çalışmalarını etkilediği ve bunların niteliğini değiştirdiği zamanlar olduğunu belirtir (1959, s. 23). 13 edebiyat diye bir şey yoktur.3 Sözlü kültür ortamında doğup sözlü edebiyatın en eski ve en hacimli türlerinden biri hâline gelen, daha sonraki zamanlarda yazıyla birlikte yayılmaya devam eden destanı gerçek veya kurmaca olağan üstü ve mitolojik kahramanların maceralarını şiir veya şarkı diliyle ve çoğu zaman bir müzik aleti eşliğinde anlatan, anonim olan veya unutulmuş bir şair tarafından yaratılan fakat şairin maceranın içinde duygu veya eylem olarak yer almadığı “edebiyat eseri” olarak tanımlayabiliriz (Oğuz, 2004, s. 6). Destan bir ulusun bağımsız bir dile ve edebiyata sahip olmasının temel kriterlerinden biridir. Dünyanın kökeni mitinden başlayarak toplumun sanatsal düşüncesinin embriyolarını içeren antik destanlar aracılığıyla bir 3 Moğol sözlü edebiyatı Hint Pancatantra, Tibet biyografik romanları ve mitlerinden etkilenmiştir. Moğol folklorunda kökenleri belirlenemeyen birçok hikâye ve karakter bulunmaktadır. Nereden gelirse gelsin bu hikâye veya görüntüler, yayıldığı ulusun yaşamının ve tarihinin özelliklerini yansıtan bireysel bir versiyona dönüşerek ulus folklorunun özel niteliklerini edinmiştir. Bu uzun bir tarihsel sürecin sonucunda oluşan gelişiminin bir tezahürüdür. Örneğin Gezer destanı, Buryat ve Tibet halkları tarafından sahiplenilmektedir. Destanın analizi belgelemiştir ki her versiyon, karakteristik olarak kendine özgüdür ve içinden çıktığı ulusun benzersizliğini yansıtır. Buryat Gezer destanının Tibet’in tarihsel gerçekliğiyle hiçbir ilgisi yoktur. Bazı folklor örneklerinin bir ulusa gelmesi ve belirli bir ulusal karaktere sahip olması, folklorun enternasyonalist köklerini doğrulamakla kalmaz aynı zamanda onu inkâr eder (23.06.2020 tarihinde https://www.e-nom.mn/book?bid=MTMxMQ==enomMTMxMQ== adresinden erişilmiştir.). Moğolistan ve Hindistan, uzun bir ortak kültürel geçmiş ile ilişkilendirilmiştir. Sözlü edebiyat, kültürel iletişim bağlamında özel bir yere sahiptir. Hint Budizmi Moğolistan’da yayılırken kendi felsefi kavramlarını getirerek Moğol sözlü edebiyat ürünlerine sirayet etmiştir. Yani Hint kültürünün etkisi, Budizm aracılığıyla Moğolistan’a girmiştir. On altıncı yüzyılın sonlarından itibaren, Tibet Budizminin manevi rehberliği altında Moğollar arasında edebiyat yeniden canlanmış ve Budizm, Moğol edebiyatını her yönüyle etkilemiştir. Ancak bu edebiyat öncelikle Budist kilisesine hizmet etmiş; Budist dogmatiklerinin, görüşlerinin, efsanelerinin yayıcısı haline gelmiştir. Tibet ve Hint kültürünün yaratımları olan Budist masallar, efsaneler, hikâye ve şiirler; Moğol sözlü edebiyatını doldurmuş ve bu yaratımlar, yanlarında getirdikleri Hint poetikasının birçok tekniğini doğal olarak Moğol destanına da sokmuştur. Hint poetikasının etkisi, esas olarak mecazlarda ve figüratif ifadelerde kendini göstermektedir. Budizm, destanın yayılması ve korunmasında aktif rol oynamıştır. Kuzey-Batı Moğolistan Oyratlarının Budist rahipleri çoğu zaman ünlü tuulçileri destanları icra etmek üzere manastırlara davet etmiş hatta keşişlerin kendilerinin, özellikle de düşük derecelilerin, kahramanlık destanlarının icracısı hatta profesyonel icracısı olduğu görülmüştür (Vladimirtsov, 2003, ss. 329-352). Moğol destanında zamanın başlangıcını ve destan kahramanının gücünü anlatan kısımlarda Budist sembolizmine ait birçok ifade ve kavram yer almaktadır. Sumber Dağı, Suun Denizi, Zamba Kıtası, Ganj Nehri, gibi yerlerin, Hurmast, Dapampara, Shagjamuni, Maidar, Ochirdari gibi tanrıların ve Dalai Lama ve Daivan Han gibi dinî şahsiyetlerin isimleri, destanın yaratılış ve ortaya çıkış zamanını ifade etmede kullanılmıştır. Bütün bunlar, Budist edebiyatı aracılığıyla eski Hint ve Tibet mitolojisinin izlerini içerir. Moğol destanında Budizm’den etkilenen bir diğer öge, kutsal yazıları anlamayan siyah cahil bir kişi için destanın kutsal kitap, destan kahramanının ise bir tanrı olarak kabul görmesidir. Örneğin Dainy Hürel destanında kahraman, Tanrı Jamsran’a benzetilir. Jangar’ın kahramanları da Budist tanrılara benzetilir. Ayrıca dağların ve suyun övgüsünde bir tanrının görüntüsüne benzeyen bir dağa dair birçok açıklama vardır (Sampildendev, 2004, ss. 74-82; Hurelbaatar, 1998, ss. 244-247). 14 ulusun dilinin ve kültürünün hangi oranda eski ve güçlü olduğu gözlemlenebilir. Özellikle kahramanlık destanları, kültürel mirasın en değerli parçası ve halkların ulusal gururunun nesnesidir. Milli edebiyat tarihi destanla başlar ve genel olarak kahramanlık destanının kökeni ve erken biçimlerinin incelenmesi, ulusal edebiyatın oluşum yollarını anlamak için son derece önemlidir (Meletinskiy, 2004, s. 5). Halk yaratımı olan destanlar; yerel özellikleri özümseyen, bir anlatıcının melodisine dönüşen müthiş bir sanat ve edebiyat ürünüdür. Anlatıcı, destanı yeteneği, çalışkanlığı ve tutkusuyla öğrenen ya da atalarından miras alan kişidir. Geniş bir folklor türü olan destanlar, içlerinde efsane, atasözü, dinsel telaffuzlar vb. içermesi bakımından geleneksel kültürün farklı tür ve biçimlerinin birleşimidir. Sıradan insanların sanatsal ve estetik ihtiyaçları tarafından koşullandırılan görünüşü ve gelişimiyle destanlar, bir halkın tarihi, gündelik yaşamı, psikolojik durumu ve dünya görüşünün yanı sıra ahlaki anlayışı ve hayallerini en iyi şekilde yansıtır. Destanların içerik ve biçimleri, toplumun sahip olduğu ve yüzyıllar içinde geliştirdiği geleneklere dayanmaktadır. Ancak destanlar sadece içinden çıktıkları topluluğun bir grubu olarak adlandıracağımız belli bir zümrenin değil bütün ulusun fikir ve ideallerinin genel görünümünün sanatsal ifadeleridir. Ulusal bilinç yaratabilme adına geçmişin idealleştirilmesi ilkesine dayanan destanlar aynı zamanda belirli bir kuşağın yaratıcı bilincinin öznel içeriğidir. İlk olarak kabile toplumundaki eski insan bilincinin oluşturduğu gelenekle var olan destanlar, sonraki süreçte başka ruhsal gelişim aşamalarının eseridir (20. 06. 2020 tarihinde https://www.e-nom.mn/book?bid=MTMxMQ==enomMTMxMQ== adresinden erişilmiştir.). Büyük otlakları, ünlü dağları, konargöçer yaşam tarzı, ortak tarih ve gelenekleriyle birleşik bir kültür alanı oluşturan Orta Asya özellikle Doğu’nun ve Batı’nın kültürel ilişkilerinde sosyal ve ekonomik olarak hizmet vermiş bir bölgedir. Somut olmayan kültürel mirasının bir parçası olarak bu bölgenin topraklarına yayılan destan, çok kültürlü bir fenomendir. Coğrafi yerleşime göre her biri kendi müzikal ve şiirsel dil stiline sahip destanlar, Orta Asya halklarının kadim ulusal tarihinden gelişmiş ve onların kültürel gelenekleri, tarihi ve manevi dünyası, ahlaki ve estetik idealleri de dâhil olmak üzere ait olduğu topluluğun oluşumu hakkındaki bilgileri gözler önüne sermiştir. Meletinskiy, Orta ve Kuzey Asya’daki Türk-Moğol halklarının destansı yaratıcılığının pek çok ortak noktası olduğunu belirtmiştir. Araştırmacı, geçmişte benzer sosyo- 15 ekonomik koşulları paylaşmış olan bu halkların uzun bir etnik kökene sahip olmaları ve özellikle Altay ve Sayan bölgelerinde sürekli yer değiştirmelerinin ve en yakın tarihsel bağlarının yanı sıra Kuzey ve Uzak Doğu’daki avcılık, balıkçılık yaşam tarzının ve yerleşik tarımın aksine yüzyıllar boyunca konargöçer bir sığırcılık ekonomisi yaşadıklarını belirtmiştir. Şüphesiz ataerkil klanları hayatta kalan, feodal askeri-kabile ittifakları kuran Altay, Hakas, Şor, Tuva, Yakut, Buryat, Oyrat ve Halhalardan bahsetmektedir (2004, ss. 5, 247). Aynı koşulları paylaşan bu halkların geleneksel kültürlerinin önemli unsurlarından birini oluşturan destan, en eski çağlardan bugüne kadar Orta Asya’nın bozkır koşulları altında birçok yerde var olmaya ve işlev görmeye devam etmektedir. Tarihin çeşitli dönemlerinde benzer bir kültürel kökene sahip olan Hun, Kitan, Türk, Moğol vb. halklar tarafından kurulan imparatorluklara ev sahipliği yapmış olan Moğolistan, Orta Asya halklarına özgü kültür, yaşam tarzı, ritüeller, inanç ve ibadetler, gelenek ve görenekler, halk sanatları vb. unsurlarla ayırt edilmekte ve Moğolların epik gelenekleri Gezer4, Cangar, Han Harangui5 gibi büyük ve küçük hacimli pek çok destan sayesinde bugün de varlığını sürdürmektedir. Moğolcada destan tuul6, destanı icra etmek (okuma sanatı) ise tuul hailah olarak adlandırılır. Hailah, şiirin ritmik bir şekilde söylenmesidir. Müziğin eşlik ettiği veya 4 Gezer Destanı için bk. Heissig 1983; Kozin 1935; Neklyudov 1984, ss. 199-223; 2019, ss. 247-436. 5 Han Harangui için bk. Sanjeev, 1937. 6 Moğol halkının pek çok sözlü edebiyat türünün her birine (efsaneler, destanlar, masallar, şarkılar, bilmece ve atasözü…) Moğolca konuşan etnik gruplar birbirinden farklı isimler vermiştir. Sözgelimi destan için Halhalar tuuli, Buryatlar üliger (peri masalı), Kalmuklar ut ya da urt tuuli (uzun destan) gibi isimler kullanır (Balzhin- Bicheev, 2020, ss. 531-532; 30.06.2020 tarihinde https://www.e- nom.mn/book?bid=MTMxMQ==enomMTMxMQ== adresinden erişilmiştir.). Bununla birlikte Moğolların kahramanlık yaratımlarını destan olarak adlandırmayan bakış açıları da mevcuttur. Lörincz Laszlo, klasik anlamda destanların gereklerini karşılamadıkları için bu eserlere destan denilmesinin doğru olmadığı kanaatindedir. Destandaki sosyal çatışmaların oldukça başlangıç aşamasında, kısmen feodal öncesi sosyal biçimlerin derecesinde tasvir edildiğini, bu çatışmaların sosyal ölçekte çok önemli olmadığını söyleyen araştırmacı, çatışan unsurların devletler ve ülkeler değil ülke hayatında önemli bir rol oynamayan ayrı ayrı aileler ve aile reisleri olduğunu ekler. Laszlo, gelişmiş geleneksel terminolojiye dayanarak destanları kahramanlık şarkıları olarak isimlendirir (1968, s. 9). Neklyudov, Moğol destanındaki kahramanlık ve nihayetinde sosyal dokunuşların varlığından şüphe duymadan onu farklı şekillerde (arkaik veya devlet öncesi destan, epik oluşum, kahramanlık masalı, kahramanlık şarkısı) adlandıran yazarların varlığına işaret ederek bu yazarların “destan” kavramının yorumlanması noktasında (dar bir şekilde veya tam tersine geniş anlamda) çok farklı bakış açılarına sahip olduklarını belirtir. Moğol bilim adamlarının çoğunun “kahramanlık masalı” terimini genellikle ritmik epik anlatıların bozulmasının bir sonucu olarak ortaya çıkan küçük şiirsel ekler ile bir destanın kısa nesir biçimini belirtmek için kullandıklarını ekler (1984, s. 82). Destanlarla yakın ilişki içinde olan kahramanlık masallarının çoğu, geçmiş dönemlere ilişkin arkaik özellikler taşır. Bazı destanlar, yayılırken kahramanlık masalına dönüşmüşlerdir. Bunun yanı sıra arkaik kahramanlık masalı, kahramanlık destanının en eski biçimlerinin 16 basit anlatım şeklinde gerçekleşen iki tür hailah vardır. Düzyazı bir masal ya da bir destanın okunması ile şiirsel bir formun bir enstrüman eşlikli veya eşliksiz okunması arasında olduğu gibi şarkı söylemek duu duulah ve destan söylemek tuul hailah arasında da büyük bir fark vardır. Tuul hailah, daha güçlü daha kalın bir sesle olması bakımından melodik bir sesle şarkı söylemekten farklıdır7 (Bawden, 1979, ss. 40-4; Horloo, 1987, s. 99; Sampildendev, 2004, ss. 31-32). Moğol edebiyatı ve destanı alanında çok sayıda çalışması olan Rinchindorj, döngüselleşmiş “Cangar” ve “Geser”e ek olarak 550’den fazla Moğol destanı ve bunların küçük ve orta boyutta pek çok varyantının bulunduğunu bildirmiştir.8 Orta hacimli destanların her biri binlerce mısraya sahiptir. Moğolistan ve Rusya’da kaydedilen -yaklaşık 200.000 mısraya ulaşan- 200 bölümlük Cangar destanı, Çin’de Oyratlar arasında kaydedilen 12 ciltlik bir koleksiyona sahiptir (2012, ss. 221-222). Moğolların yüzyıllardır geliştirdiği en zengin miraslardan biri olan kahramanlık destanları, Moğolların kadim zamanlardaki yaşam tarzının temel kavramlarını, sosyal ilişkilerini, dünya görüşlerini, davranış kalıplarını, dini anlayışlarını ve tarihini edebî bir şekilde özetlemektedir. Destanlar; peri masalı, efsane, dua, övgü, atasözü, gibi birçok sözlü edebiyat türünü (ülger, domog, yerööl, magtaal, züir tsetsen üg …) içlerinde barındırmalarının yanı sıra Moğol lehçelerinin özelliklerini içermeleri bakımından da Moğol halk bilgeliğinin eşsiz bir yaratımıdır. Şamanizm, Budizm, mitoloji ve sanatsal öncüsüdür ve onlara o kadar yakındır ki bazen bu iki tür arasında bir çizgi çizmek zordur. Öte yandan, eğer arkaik kahramanlık masalı, kahramanlık destanının kökeninde duruyorsa o zaman daha sonraki destansı kahramanlık masalı, onun evriminin son aşamalarından biri olarak kabul edilebilir. Aynı kökenden gelen farklı iki tür oldukları düşünülen kahramanlık destanları ve kahramanlık masallarının en eski kısa kahramanlık masallarından evrimleştikleri düşünülmektedir (2015, s. 13; Rinchindorj, 2012, s. 231). 7 Bir destanı anlatmakla (tuul heleh) ezgili bir şekilde terennüm etmek (tuul hailah) birbirinden farklıdır. Tuul heleh, bir müzik aleti eşliğinde olsun veya olmasın basit bir seslendirme anlamına gelirken tuul hailah, destanı bazen “argil hooloi” adı verilen gırtlak müziğiyle kalın bir sesle süslemektir. Argil hooloinin başlangıçta tuul hailah sanatının bir parçası olarak doğduğu ve sonrasında bağımsız olarak geliştiği düşünülmektedir. Argil hooloi sanatında ustalaşılmadan icra edilen bir performans, tuul hailah olarak kabul edilmez. Batı Moğol destancılarının icra geleneğine göre destan, bir müzik aleti eşliğinde söylense bile argil hooloi yoksa bu sadece tuul heleh olur. Tuul hailah, argil hooloi ile icra edileceği için icracının alkol içmemesi, baharatlı ve yağlı yiyecekler yememesi vb. katı kurallar ve düzenlemeler bulunmaktadır (Dulam ve Nandinbilig, 2007, ss. 233-236). 8 Ünlü Mongolist Heissig, Ulanbatur’daki Moğol Bilimler Akademisi’nin folklor metinleri arşivinde 72 destanın 273 farklı versiyonunun bulunduğu bilgisini vermiştir. Bu koleksiyondaki Bujin Dava Han, Gunan Ulaan Baatar gibi bazı küçük destanlar sadece dört varyanta sahipken, Again Ulaan Baatar gibi daha popüler olanlar 28 varyant içermektedir. Ayrıca Kuzey Moğolistan’da Cangar’ın 12 varyantı kaydedimiştir (1996, s. 90). 17 düşüncenin birçok katmanını gözlemleyebileceğimiz9 Moğol destanları arasında bir gecede icra edilebilen küçükler hariç ancak birkaç gecede icra edilebilen ve binlerce satırdan oluşan birçok büyük eser vardır. Bugüne kadar korunan destan geleneği 20. yüzyılın başlarından itibaren (Cangar, Geseriin Tuuj, Han Harangui, Bum-Erdene, Ergil Turgil, Dan Hurel gibi destanlar merkezinde) dünya çapında birçok araştırmanın konusu haline gelmiştir. Alman bilim adamı B. Bergmann’ın 1804’te Kalmuklar arasından derlediği destan parçalarının yayınlanmasından bu yana iki yüz yılı aşkın bir süredir bağımsız bir bilim dalı olarak birçok bilim adamı tarafından incelenen Moğol destanları, kabile topluluğunun yenilmez gücünü, iyi niteliklerini ve hayallerini sembolize eden büyük bir kahramanın başarılarını ve zaferlerini dile getiren hacimli bir şiir olarak tanımlanmış; Moğolca konuşan topluluğun öz bilincinin nahif tezahürü olarak kabul edilmiştir (20. 07. 2020 tarihinde https://www.e-nom.mn/book?bid=MTMxOQ==enomMTMxOQ== adresinden erişilmiştir.). Akademisyen Rinçen’e göre Moğol destanı, nesillerdir kendi tarihini yaratan insanların mutlu bir yaşam arzusunu, özlemlerini dile getiren, iyinin peşinden koşarak zorlukların üstesinden gelmeleri için dinleyicilere ilham vermede pedagojik bir rol oynayan, sözcükler açısından çok zengin ve anlam dolu geniş bir edebî formdur (2012, s. 58). L. Laszlo, Moğol halklarının destanlarının bir yandan etnik avcıların ve balıkçıların (Buryatlar), diğer yandan bozkır çobanlarının (Moğollar) geleneklerine dayanan sosyo- 9 Moğol kahramanlık destanlarında kahramana ait özellikler yüz taneyse bu sayının yerine Lamaist Budizm’de kutsal bir sayı olan 108; “uzun zaman önce güzel bir zamanda” gibi tanımlamalar yerine ise “Bhadrakalpa zamanında” veya “Dipankara Buddha zamanında” şeklinde Budist terminolojiye ait ifadeler kullanılmıştır (Hangin, 1989, s. 9). Bu destanlarda aynı zamanda Şamanizm’in etkileri de görülmektedir. Şamanik manevi kökenle derinden bağlantılı olduğu düşünülen Moğol destanlarının icrasına başlamadan önce tuulçiler, Altay dağ ruhlarını överler. Bu övgüyle şaman çağrıları arasında bağlantılar kurulmuştur. Çünkü şamanların onları çağırmadan önce köken ruhları için övgüde bulundukları bilinmektedir. Altay Dağı’na övgü, Toprak Ana için övgü olarak kabul edilir ve şamanik doğaya tapınma kavramından türetilmiştir. Hem tuulçilerin hem de şamanların aynı bilinç dışı coşkuyu yaşadıkları düşüncesinin yanında destan icrasının ve şaman seanslarının aynı kutsama, iyileştirme, arındırma amaçlarına sahip oldukları görüşü yaygındır. Ayrıca okyanusları 7 kez aşıp geri dönme, Hangay Dağları’nı 13 ve 24 kez dolaşma ifadesi, dünyevi zaman ve mekânla uyuşmayan olağandışı gerçekliğiyle şamanik manevi yolculuk yeteneğini ifade eder. 16. yüzyılda Budizm’in Moğolistan’da yayıldığı zamanlarda şamanlar yargılanmış ve pek çoğu, idam ya da sürgün edilmiştir. Ancak Şamanizm; Budist Lamaizmin -Sarı Şamanizm olarak adlandırılan- sarı şalının altında kamufle edilmiştir. Moğol destanları, şamanizmin manevi kökenleri aracılığıyla varlığını sürdürmüş, şamanizmin özünde var olduğu şekliyle kötülüğe karşı savaşan ve insanlığı kurtaran güçlü hanları veya kahramanları, siyasi ve dinî dış çatışmalardan bağımsız olarak tasvir etmiştir. Destan motifleri, imgeleri, karakterleri ve klişelerinin büyük bir kısmı; şamanların insanüstü dünyalardaki yolculuklarını ve maceralarını aktaran anlatılardan ödünç alınmış olmaları bakımından önemlidir (Eliade, 1972, s. 510). 18 ekonomik yapıların bölünmesinden ileri geldiğini belirtir (1981, s. 44). Moğol destanını incelerken onun yüzyıllarca süren savaşlardan, göçebe ve yarı göçebe hayvancılıktan ve yoğun kervan ticaretinden kaynaklanan hareketliliğe sahip bir toplumun edebî belgeleri olduğunu bilmek gerekir (Heissig, 1996, s. 90). Destanlar, Moğolların şanlı geçmişini, ideal kahramanlarını (en cesur avcılar ve çobanlar) ve ideal dünyalarını (zengin otlaklar, açık bozkırlar, süslü yurtlar ve saraylar, güzel bakireler ve hızlı atlar) anlatır. Orada kahramanlar, sahip oldukları zenginlikleri korur, mülklerini savunmak daha da önemlisi yeni sürüler ve yeni topraklar için mücadele ederler (Gejin, 1997, s. 322). Moğol destanlarında doğal afetler ve insan hayatına aykırı her türlü faktörle mücadelenin, zaferin ve aşiret-kabile birliğinin simgesi hâline gelen büyük bir kahramanın büyük erdemleri, unutulmaz işleri anlatılır. Bu yüzden destan kahramanları, olağanüstü bir güce ve sonsuz bir cesarete sahip olmak gibi tüm nitelikleri abartılmış kişiler olarak karşımıza çıkarlar. Destanda indirgeme, çoğaltma, abartma, karşılaştırma, benzetme, ironi, sembolizm gibi uslup araçları ve cümle yapısının tüm incelikleri kullanılır. Moğol kahramanlık destanının özünü, toplumun doğa ile mücadelesinin bir yansıması olan kahraman bir adamın eylemleri, içeriğini ise yabancı bir kabileye ruh eşini bulmak için giden, çok başlı (on beş ya da doksan) manguslara karşı savaşan, boynu ve omurgası olan sıradan bir adamdan daha fazlasını ifade eden, olağanüstü güç ve cesarete sahip adil bir atlının kıymetli işleri olarak tanımlayan Gaadamba, onların yabancı bir kabileden eş alma, bu tür evliliklerdeki zorluklar, farklı kabileden birçok damat arasındaki rekabet, yabancı ve akraba kabileler arasındaki ekonomik ve siyasi bağlar gibi toplumsal ilişkileri ve gelenekleri de yansıttığını söyler. Destanın sürekli tekrarlanan çeşitli genel parçalarla göçebe yaşamının tüm yönlerini tasvir etmesi ve abartılı bir örneksel hayal gücüne sahip olması bakımından efsane, peri masalı, sıradan masallar, kutsamalar, atasözleri ve bilmecelerden farklı olduğunu ekleyen yazar, bozkır halkının özlemlerine dair tanımlayıcı geçekleri anlatan imgelere dikkat çekerek destan kahramanının hayatının bir atlı olarak yüceltilmiş sıradan bir göçebe çobanın yaşam tarzı olduğunu belirtir (25. 06. 2020 tarihinde https://www.e- nom.mn/book?bid=MTMxOQ==enomMTMxOQ== adresinden erişilmiştir.). 19 Moğol destanlarında çobanların, hayvanların, kara ve suların görünümünün yanında halk giyimi, yemek, atlar, seyislik, kıyafetler, silah taşıma, binicilik, buluşma, konuşma, tartışma, kavga, güreş, yarış, okçuluk, şölen, evlilik, liderlik gibi Moğolların hayatına dair her şey örneklendirilir. Tayga avcılarının kabile destanından bozkır çobanlarının ideal hanlığını yücelten döngüsel bir askeri destana dönüşen Moğol destanının tür aralığı oldukça geniştir. Destanlar, etnik konsolidasyonun ve etnik bilincin oluşumunun eski aşamalarını yansıtmasının yanı sıra eski mitlerin ve ataerkil ilişkilerin unsurlarını da içerir (Neklyudov, 1982, s. 266). Vladimirtsov, Oyrat kahramanlık destanları üzerine hazırladığı ayrıntılı çalışmasında destanlarda tasvir edilen yaşamın, göçebelerin yaşamıyla aynı olduğunu ancak bu tanıdık yaşamın Moğol halk idealleri, özlemleriyle daha iyi ve daha parlak bir şekilde ifade edildiğini belirttikten sonra özel bir aşkla, sanat ve resimsellikle tüm küçük detayların olağanüstü bir şekilde anlatıldığı bu destanların dinleyicileri olan bozkır sakinlerinin orada kendi yaşamlarındakine benzer vakaların şiirsel tanımlarını bulmaktan nasıl zevk aldığını ve güçlü bir kahramanın sıkıntılı durumlardan çıkış hikâyesini büyük bir kalp atışıyla nasıl dinlediğini ekler (2003, s. 364). Resimsel araçlar (çeşitli destan formülleri, sabit sıfatlar, hiperboller vb.), genel olarak kahramanlık destanının karakteristiğidir. Tarz tipik olarak mitolojinin “cephanesinden” abartılı imgelerle aşırı yüklenmiştir ancak bunlar mitolojik anlamlarını yitirmiştir ve sadece kahramanlığı idealize etmenin bir aracı olarak kullanılır (Meletinskiy, 2004, s. 256). Moğol destanlarında abartı, gerçek bir karakter yaratma aracı olarak kullanılır: Kahramanın kalkanı o kadar büyüktür ki onu ancak kırk kişi taşıyabilir. Atın eyerinin sıkılabilmesi için altmış yıl boyunca çekilmesi gerekir. Bir olay veya bir durum karşısında insanların altmış yıl mutlu olup seksen yıl şölen yapmaları gibi abartılarla çok sık karşılaşılabilir (Hangin, 1989, s. 9). Kahramanın kıyafetleri, silahları, atları vb. alışılmadık özelliklere sahiptir. Sözgelimi, kahramanın konutunun etrafını dolaşmak uzun yıllar alır. Sarayların sayısız penceresi ve sütunu vardır. At muazzamdır, hızlı koşmasının yanı sıra çok bilgedir, efendisine hikmetli öğütler verir. Kahramanın büyük koyun ve at sürüleri, çok sayıda tebaası vardır. Alışılmadık miktarlarda yiyecek ve içecek tüketen kahramanın eylemleri de büyük sonuçlar, boyutlar veya uzun sürede gerçekleşme gibi özel abartılarla karakterize edilir. Sıradan insanların uyuması sadece birkaç saat sürerken destan kahramanları, yıllarca uyur. Aynı şey tütün ve çay içme 20 süresi, kavga vb. diğer tüm eylemler, faaliyetler veya koşullar için de söylenebilir. Seyahat mesafeleri, hedefler vb. ayları veya yılları kapsayabilen uzun bir zaman dilimiyle anlatılır. En yaygın ifadelerden biri “şu kadar yıllık bir mesafe”dir (Poppe, 1962, ss. 118-131). Moğol destanında olaylar, genellikle “iyi bir zamanın başlangıcı ve kötü bir zamanın sonu” olarak tanımlanan bir zaman diliminde geçer. Büyük kaos yok olacak, kötü düzen geçecek ve böyle bir sınıra iyi günler başlamadan kritik bir zamanda ulaşılacaktır. Bu, Sümber Dağı10 bir tepe olduğunda, güneş Süt Denizi’11nin etrafında ilk kez doğduğunda vb. ifadelerle peri masalları çağını ifade ederek destanın antik çağına tanıklık eder, eskiliğini kanıtlar (Meletinskiy, 2004, s. 294; 25. 06. 2020 tarihinde https://www.e-nom.mn/book?bid=MTMxOQ==enomMTMxOQ== adresinden erişilmiştir.). 1.3. MOĞOL DESTANININ ARAŞTIRILMA TARİHİ Moğol sözlü edebiyatı, heterojenliği ve etnik versiyonlarının çeşitliliği bakımından zengindir. Bunların arasında yer alan destan, diğer tüm sözlü edebiyat ürünlerini içeren büyük bir türdür. Bu sebepten Moğol destanı üzerine yapılan çalışmalar, Mongolistik alanının en önemli konularından biridir. Başta Marco Polo, Plano Carpini ve Rubruck olmak üzere çeşitli keşiş ve seyyahların eserlerindeki tasvirlerin yanı sıra Moğol dilindeki orijinal materyaller, Moğol kabilelerinin eski maddi ve manevi kültürü hakkında ilk bilgileri barındırması bakımından önemlidir. Bunlardan biri, bir vakayiname olmasına rağmen benzerlerinin kuru gerçekliğinden sıyrılarak Moğol sözlü edebiyatının destan, efsane gibi çeşitli türleriyle harmanlanmış olan Moğolların Gizli Tarihi adlı eserdir. Bu materyallere Moğol atasözleri ve peri masallarını bulabileğimiz Tarih-i Cihan Güşa’yı ve Moğol kahramanlık şiirine ilişkin bilgi ve örneklere rastlyabileceğimiz Camiu’t Tevarih’i de ekleyebiliriz. Ancak hem keşiş ve seyyahlar hem de Arapça, Farsça kaynaklar (kronikler); Moğolların günlük yaşamını, zengin 10 Sümber Uul, yedi altın dağ ve on iki kıta ile çevrili, dünyanın merkezi olarak kabul edilen efsanevi dağın adıdır (01. 08. 2021 tarihinde https://mn.wiktionary.org/wiki/сүмбэр adresinden erişilmiştir.). 11 Süün Dalay: Budist öğretilerine göre Süt Denizi, Sümber Dağı’nı çevreleyen yedi denizden (tuz, votka, su, süt, yoğurt, yağ, bal) birinin adı (21. 10. 2020 tarihinde https://mongoltoli.mn/dictionary/detail/30827 adresinden erişilmiştir.). https://mn.wiktionary.org/wiki/сүмбэр 21 ruhani kültürlerini canlı bir şekilde tasvir etmelerine ve masalları, destanları hakkında bilgi vermelerine rağmen bu ürünleri tam anlamıyla kaydetmemiş olmaları bakımından eksik görülmektedir. Moğol destanına dair ilk bilgiler, 18. yüzyılda Pallas’la birlikte netleşmeye başlamıştır. 1768-1774 yılları arasında Rusya’nın Ural, Sibirya bölgelerinde ve Avrupa kıtasında yer alan topraklarında incelemeler yapan ünlü Rus gezgin Pallas’ın Kalmuklar hakkında verdiği bilgiler arasında onların tovshuur, tsuur, ekil, biv, morin huur gibi müzik aletleri eşliğinde peri masalları ve “Cangar” destanını seslendirdikleri yer almıştır (1801, ss. 150–151). Ancak Moğol destanını analitik amaçlarla toplama ve yayımlama çalışmalarının başlangıcı on dokuzuncu yüzyılın başına, Avrupalı bilim adamları tarafından yürütülen -esasen Kalmuklar üzerine yapılan- çalışmalara dayandırılır. 1803- 1804 yıllarında Kalmukları ziyaret ederek çeşitli materyaller toplayan Alman bilim adamı B. Bergman (1804, ss. 205-221; 1805, ss.181-214), içlerinde Cangar Destanı’na ait iki bölümün de yer aldığı notlarını yayımlar. Bu çalışma, Cangar Destanı’yla ilgili ilk yayın olması sebebiyle de önemlidir. Moğol destanının materyallerini toplama ve yayımlama çalışmalarında Hangalov (1958- 1960), Pozdneev (1880) ve Potanin (1881-1883) gibi Mongolistler ön sıralarda yer almaktadır. Moğolistan seyahatleri sırasında farklı etnik grupların sözlü geleneklerini inceleyip çok sayıda edebî malzeme toplayan Potanin ve Hangalov, Buryat destanlarını toplamada büyük katkı sağlamışlardır. Potanin ve meslektaşlarının çalışmaları, Orta Asya ve Sibirya’nın Moğol ve Türk halklarının zengin folklor geleneklerinin varlığının en eski kanıtları olması ve bu geleneği Rus ve daha geniş anlamda Avrupa bilimine açmaları bakımından önemlidir. Ancak ilk defa amaçlı ve yeterince sistematik kayıtlar üretilmeye başlanmış olsa da bu çalışmalar, eserlerin orijinal metinlerinin yerine çevirilerini vermeleri nedeniyle eksik görülmüştür (Neklyudov, 1984, s.11). Pallas, Potanin, Bergmann gibi bilim adamlarının değerli folklor materyalleri üzerine kurulmuş çalışmalarından sonra giderek daha fazla uzman, profesyonel -dilbilimci, etnograf- araştırmacı sayesinde Avrupa’nın o zamana kadar neredeyse hiçbir şey bilmediği Moğol kültürüne karşı büyük bir ilgi uyanmıştır. Böylece 19. yüzyılın başlarında Ramstedt, Zhamtsarano ve Vladimirtsov gibi araştırmacılar, Moğolistan’ın birçok bölgesine ulaşmış ve bir dizi değerli destanı kaydetmişlerdir. 22 Yirminci yüzyılın başlarında Moğol destanlarının ilk koleksiyonu, Altay’ın Halha bölgesine ve Batı Moğol destanı Cangar’ın Kalmuk versiyonlarına adanmıştır. O zamandan itibaren sadece Halha ve Kalmuklardan değil, İç Moğolistan ve Sincan Moğollarından da çok sayıda destan kaydedilmiştir. Bu araştırmaların çoğu Batılı, özellikle de Rus bilim adamları tarafından yürütülmüştür (Heissig, 1996, ss. 86). Moğol destanı üzerine ilk çalışmalardan bir kısmı, çeşitli bölgelerdeki Moğollar arasına (1898, 1909 ve 1912’de Moğolistan’a, 1902’de Rusya’da Kalmuk bölgesine, 1903’te Babürlerin bulunduğu Afganistan’a, 1905’te Oyratların bulunduğu Sincan’a) seyahat eden Ramstedt’e (1900-1902) aittir. 1923’te yayımlanan “Oyrat Moğollarının Kahramanlık Destanları” adlı çalışmasında Moğol destanı üzerine ayrıntılı bir giriş yaptıktan sonra “Bum Erdene”, “Dayni Hürel”, “Eril Mergen”, “Shara Bodon” da dâhil olmak üzere Moğollara ait en ünlü altı destanın Rusça çevirilerini veren; 1926 yılında yayınlanan “Moğol Halk Edebiyatı Örnekleri” adlı eseriyle Kuzeybatı Moğolistan Oyratları (Bait ve Derbetler) arasına yaptığı geziler (1911, 1913-1915) sırasında topladığı materyalleri paylaşan Vladimirtsov da Moğol destanlarının araştırılmasına büyük katkılar sağlamıştır. Zhamtsarano ve Rudnev’in canlı performanslarını yansıtan transkripleri içermesi ve o zamanlarda az bilinen Halha destan geleneğini tanıtması bakımından önem arz eden “Moğol Halk Edebiyatından Örnekler” adlı eseri, 1908’de yayımlanmıştır. Bu eser, daha sonra Moğol destanının incelenmesi için değerli bir araç haline gelmiştir. Zhamtsarano’nun derleme çalışmaları arasında İç Moğolistan halkları dâhil (Çaharlar, Abagasyalılar) Buryatlar ve Moğolların çok önemli epik eserleri bulunmaktadır. Güney Moğol destanının ilk bilimsel kayıtları onun tarafından yapılmıştır (Neklyudov, 1984, s. 13). Vladimirtsov’un öğrencisi G. D. Sanjeev, bu alanda pek çok çalışması olmasının yanı sıra daha önce bilinmeyen Han Harangui (1937) destanının çok yönlü ve ayrıntılı bir analizini vererek çalışmayı bilimsel kullanıma sokmuştur. 1930’lu yıllarda Rus bilim adamı ve akademisyen Kozin’in Cangar (1940) destanı üzerine yaptığı çalışma, Moğol kahramanlık destanı araştırmalarında önemli bir kilometre taşıdır. 1920’lerden 90’lara kadar Moğol destan geleneği üzerine pek çok çalışmaya (1962, 1972) imza atmış olan 23 Poppe’nin “Halha-Moğol Kahramanlık Destanı” (1937) adlı ayrıntılı monografisi önemlidir. 1920’lerde toplama faaliyetlerine başlayan Moğol bilim adamı Rinchen’in çeşitli yıllara ait materyallerin kayıtlarını içeren beş ciltlik antolojisi, 1960-1972 yılları arasında yayımlanmıştır. 1960 yılında “Moğol Halkının Kahramanlık Destanı” adlı eseri yayımlanan G. Rinchinsambuu, Moğol halklarının destanının gelişim sürecini ayırt etmesi bakımından bu alana katkı sağlamıştır. Yine bu yıllarda Kotvich ve Ochirov’un toplama faaliyetleri sayesinde Kalmuk Cangar Destanı’nın en kapsamlı döngüsü tanınmıştır (1967). Tsoloo ve Zagdsuren’in Batı Moğollarına ait destan kayıtlarından oluşan eseri, 1966’da yayımlanmıştır. Zagdsuren’in (1968) Cangar Destanı’nın metinlerini içeren antolojileri de bulunmaktadır. Moğol bilim adamları Gaadamba ve Tserensodnom’un (1967) antolojisi de Moğol destanlarına ait metinlere yer veren önemli çalışmalardan biridir. İç Moğolistandaki çalışmalarda Rinchendorj (1980) önde gelen isimlerdendir. 1978’den sonra Sincan’da yaptığı saha araştırmalarıyla Cangar ve diğer Oyrat destanlarını toplamış, Güney ve Doğu Moğol destan geleneğini değerlendirdiği eserler yayınlamıştır. 1950’lerden sonra Sincan Oyratlarının halk edebiyatı koleksiyonunu araştırma, derleme ve yayımlanma işinde Todaeva’nın önemli katkıları vardır (1960, 1973). Todaeva’nın saha araştırmalarına dayanarak hazırladığı birçok makalesi ve kitabı bulunmaktadır. 1950’lerden sonra Sharakshinova (1969), Geser hakkındaki Buryat destanının birkaç farklı varyantını kaydederek Buryat kahramanlık destanını incelemeye yönelmiştir. Araştırmacının ayrıca Cangar destanı üzerine çalışmaları da bulunmaktadır. Neredeyse sadece Cangar araştırmalarının sorunlarıyla ilgilenen Kichikov (1976,1994) ve Cangar Destanı’nın en popüler bölümlerini bilim dünyasına tanıtan Eelyan Ovalov, bu alanda çalışmış diğer önemli isimlerdir. Cangar için daha fazla çalışma Kozin (1940) tarafından yapılmıştır. 60’lardan sonra Moğol halklarının destanının tarihsel evrimi üzerine odaklanan Mihaylov (1976, 1978, 1980) ve Dugersuren de (1963) Cangar’a adanmış bir dizi eseri kaleme almıştır. Moğol destanları üzerine çalışan L. Laszlo (1968), Neklyudov ve Tumurceren (1982), Damdinsüren (1957, 1959); özellikle Buryat destan geleneği üzerine yoğunlaşan Ulanov (1963, 1974); destanlardaki sembolizm üzerine yaptığı 24 çalışmalarla tanınan Sagaster (1981); bensen üliger12e adanmış eserleriyle bilinen Riftin (1981, 1982) ve bunların dışında modern araştırmacılardan B. Katuu (2006, 2011, 2015) M. Ganbold, Buyankişig, D. Taya, B. Damrinjabu, Cao Gejin (1997, 2001), Ja. Batunasan da alana hizmet etmiş araştırmacılardır. Moğol destanını araştırma çalışmalarında bahsedilmesi gereken bir diğer husus da İç Moğolistan’da Oyrat sözlü edebiyatını toplamak ve Cangar, Geser destanlarının yanı sıra Oyratların diğer sözlü ürünlerini yayınlamak üzere kurulan araştırma kurumlarının çalışmalarıdır (Cangar, Gezer Ofis ve Araştırma Kurumu). Bu kurumların çalışmaları sayesinde Cangar ve Geser’in birçok metni ve diğer sözlü materyaller, Çince ve Moğolca olarak yayınlanmıştır (Baljin, 2017, s. 145; Gejin, 1997, s. 323). 1.4. MOĞOL DESTANININ TARİHSEL KÖKENİ Destanların nasıl ve ne zaman ortaya çıktığı gibi sorular, pek çok araştırmanın konusu olmuştur. Rus kahramanlık destanını inceleyen Propp, destanların kabile sisteminin parçalanması sırasında devletlerin ortaya çıkışından önceki bir zamanda oluşmaya başladığını belirtir (1958, s. 57). Epik dünya esasen gerçek tarihsel özdeşleşmeye uygun değildir, herhangi bir tarihsel döneme kadar izlenemez (Putilov, 1988, s. 8). Moğol destanlarıyla temasa geçen herkes, onların Moğolların tarihini doğrudan yansıtmadığı görüşünde hemfikirdir (Neklyudov, 1984, s. 80). Moğol destanlarının onların atalarının cesur eylemlerinden ve geçmişteki cesur savaşçılardan bahseden masallar olarak milattan sonraki ilk yüzyıllardan itibaren oluşmaya başladığı, uyum içinde yaşamaya çalışan eski insanların hırsları ve barış arayışının bu eserlerin eylemlerine yansıdığı görüşü yaygındır.13 Neklyudov, Moğol destanının Türk halklarının destanıyla olan yakınsaması (Özbekler, Kırgızlar, Kazaklar, 12 Bensen üliger: 18. yüzyılda Çin kahramanlık romanlarındaki konuların (Çin tarihi ve macera hikâyeleri) ve motiflerin düzyazı ve kafiyeli şiir şeklinde birleştirilmesi sonucunda oluşturulan Moğolca dönüşümlerdir. Bu tür, Huuriin üliger olarak da bilinmektedir. Huuriin üliger, icracının yani bir hikâye anlatıcısının eski ve çağdaş hikâyeleri anlattığı ve söylediği kapsamlı bir performans sanatı türüdür. Bu çalışmalar, konuları nedeniyle yerel bir fenomen olarak kalmıştır. Doğu Moğolistan’da baskın olan bu türe ait araştırmalar, B. Rinçen ve D. Cerensodnom’un varlıklarını kanıtlamalarından kısa bir süre sonra başlamıştır (Heissig, 1996, s. 89; Neklyudov, 1984, s. 265; Sarına Ch. ve Birtalan, A. ,2020, s. 86). 13 Bu konuda aynı düşünce etrafında birleştiğini saptadığımız diğer bilim adamlarının görüşlerine yer vermedik. Bunlar için ayrıca bk. Laszlo, 1968, s. 10; Мeletiskiy, 2004, ss. 316, 359-364; Poppe, 193, ss. 50-60; Vladimirtsov, 2003, s. 326. 25 özellikle Yakutlar) sebebiyle tamamıyla Cengiz Han döneminden çok önce oluştuğunu belirtir. Ona göre Moğol destan geleneği, kabile konsolidasyonunun ve etnik bilincin oluşumunun ilk aşamalarını yansıtmaktadır. Bu, dünün avcıları olan bozkır çobanlarının ataerkil-klan ilişkilerinin bir yansımasını ve arkaik mitolojinin unsurlarını muhafaza etmesi sebebiyle devlet öncesi döneme aittir. Arkaik mitolojinin unsurlarından anaerkil görüntüler ve eski Moğol avcılarının folklorik kalıntıları, Moğolların destansı anlatılarında özellikle uzak kökene en yakın olan Batı Buryatların (Ehirit-Bulagat) destanlarında gözlemlenebilir (1984, ss. 81, 264-266). Moğol destan geleneği, aile-klan ve iblislerle olan çatışmaların arkaik14 görüntülerinin ana planlarını önemli ölçüde değiştirmeden feodal-sivil çekişme çağındaki (özellikle 16.-17. yüzyıllarda) destanın yapısına yansıtarak nihai biçimini almıştır. Kahramanlık destanı, aşiret konsolidasyonu ve erken devlet oluşumlarının ortaya çıkması sürecinde oluşan etnik öz farkındalıkla ilişkilidir ve “eş merkezli” döngüselleşme bu tür süreçleri doğrudan yansıtır. Destan onların bir tür kültürel izdüşümü olarak ortaya çıkar (Neklyudov, 2015, s.10). Moğol destanlarının oluşum zamanını 13. yüzyıldan sonrasıyla ilişkilendiren görüşler de bulunmaktadır. Sözgelimi Montgomery, Moğol destanlarının genişleyen Rus ve Çin İmparatorluğu’nun Moğol halkları arasındaki kültürel alışverişi kısıtlamasından önce - on yedinci yüzyılın sonlarından önce- oluşturulduğunu düşünür (1970, s. 31). Moğol destanının - çoğunu yansıtmasa da- mitlerin, kroniklerin içeriğini koruması sebebiyle anaerkillikten ataerkilliğe geçişte çok eski bir zamanda ortaya çıktığını söyleyen 14 Destanın ilki arkaik ve ikincisi klasik olmak üzere en az iki farklı tipolojik oluşumu vardır. Arkaik destan, kültürel bir kahraman tarafından toprağın canavarlardan arındırılmasıyla ilgili mitler ve efsaneler temelinde kabileler arası çatışmalar üzerine oluşturulmuştur. Mitolojik veya yarı-tarihsel geçmişin olağanüstü eylemlerini ve olaylarını anlatan sözlü ve yazılı edebiyat türünü kahramanlık destanı olarak tanımlayan Neklyudov, onun kabile birliklerinin ortaya çıkması ve ardından erken devlet oluşumları döneminde oluşmasına rağmen aktif varlığının devam ettiğini belirtir. Bu çağın çok ötesinde, önceden kurulmuş formların genellikle popüler vatanseverlik ruhu gibi yeni anlayışlarla yoğrulduğunu söyleyen araştırmacı arkaik destan ve klasik destanı birbirinden ayırır. Arkaik destan, anlatılan olayların mitolojik yorumuna sadık kalır. Arkaik destanın konusu, arkaik kahramanlık masalının biyografik hatlarını izler. Klasik destanda, destan kahramanlarının ve karşıtlarının imgeleri mitolojiden arındırılır, şeytani rakiplerin yerini tarihsel düşmanların genelleştirilmiş figürleri alır ve gerçek tarihî olayların anıları, destansı bir çatışmada kırılır. Aynı zamanda destan, tarihsel olayların ilkel bir sabitlenmesi değil, kişinin kendi dünyasının ve kendi tarih modelinin tarihsel anılarından inşa edilmiştir. Arkaik destan kahramanının faaliyetinin nedenleri, nesnel olarak ortak kabile çıkarları, dünya düzenini uyumlu hale getirme arzusu, yer altı tanrıları ve şeytani güçlerin bastırılması, bir dizi sosyal kurumun organizasyonu vb.dir. Kahramanın destansı mekândaki hareketleri ve rakipleriyle yaptığı mücadeleler genellikle şamanik bir karaktere sahiptir. Bu, mitolojik kozmosun farklı alanları arasındaki sınırları aşma yollarının dışında karşıt taraflar ve harika yardımcılar tarafından çeşitli doğaüstü güçlerin kullanımında ifade edilir. Sihirli araçlar ve bu tür kullanımın ölçüsü, doğrudan kahramanın rakibinin kim olduğuna, daha doğrusu hangi özelliklere sahip olduğuna bağlıdır (Neklyudov, 2015, ss. 7,11). 26 Gaadamba, 13. yüzyılda merkezi bir Moğol devletinin kurulmasından sonra bozkır aristokrasi tarafından oluşturulmuş ve 15. ve 17. yüzyıllarda gelişmiştir şeklindeki görüşe katılmaz. Moğol destan kahramanlarının genellikle doğal afetleri ve felaketleri simgeleyen canavarlarla savaştığını ve destanların peri masalları (üliger tuli) temelinde oluşturulduğunu söyleyen araştırmacı, destanlarda uzak bir yerden (99 yıllık mesafe) eş alma şeklinde gerçekleştirilen dış evlilik ve bu evliliğin gerçekleşebilmesi için kahramanın birçok kabileye mensup rakiplerle mücadele etmesi gibi bazı anaerkil biçimlerin varlığına dikkat çeker (10. 10. 2020 tarihinde https://www.e- nom.mn/book?bid=MTMxOQ==enomMTMxOQ== adresinden erişilmiştir.). Moğol destanının iki gelişim alanı vardır: Birinci grup, Cengiz Han merkezli olup küçük hanlar ve halkla ilgiliyken, ikinci grup kısmen Cengiz Han öncesi dönemden kalan eski kabile efsanelerinin yeniden yaratımlarıdır. Kabile liderlerinin en başarılısı olan Cengiz Han hakkında çok sayıda efsane ve destan yaratılmıştır. Cengiz Han’ın yerli anlatıları gerçek ve fanteziyi karıştırır. Bunlar genellikle daha sonraki tarihçiler tarafından tekrarlanmış, Cengiz Han bir kültün nesnesi haline gelmiştir. Onunla ilgili anlatılar epik ve didaktik edebiyat arasında bir yerdedir (Montgomery, 1970, s. 31). Cengiz Han merkezli anlatıların başında Moğollar’ın Gizli Tarihi gelir. Üslup, tema- kompozisyon, stilistik ve dilbilimsel olarak sözlü destanlarla arasında bir dizi paralellik bulunan Gizli Tarih, gelişmiş bir destan geleneğinin 13. yüzyılda Moğollar arasındaki varlığına tanıklık eder. Moğol kahramanlık destanlarını inceleyen araştırmacıların geneli, Gizli Tarih’le onlar arasında belirgin bir korelasyon olduğunu belirtmiştir.15 Yaygın olarak paylaşılan görüş, anlatının bir yandan kahramanlık destanından izler taşıdığı, diğer yandan da bazı tarihsel kanıtlardan oluştuğu yönündedir. Bu görüşlerden bazılarını hatırlatmak istiyoruz. Viladimirtsov, Gizli Tarih’in bozkır destan yaratıcılığının bir örneği olduğunu kabul eder ancak her ne kadar epik ruh halleri ve destansı motifler barındırsa da çok tarihsel olduğu için onun gerçek bir destan olamayacağını söyler. Eseri, XII-XIV. yüzyıllarda ulusal bir tarih yaratma arzusunun sonucunda ortaya çıkmış ve bireysel kahramanların, ailelerin, savaşların vb. tezahüratından henüz ayrılamamış bir tarih olarak niteler. Gizli 15 Ayrıca bk. Kozin, 1941, ss. 29-75; Damdinsuren, 1957, ss. 57-61; Heissig, 1979, ss. 14-20. 27 Tarih’i fazla tarihsel ve hatta bazı yerlerde fazla sıradan bulan Vladimirtsov, epik bir ruh hali ve epik motiflerle dolu eserin destanı andırmasına rağmen Cengiz klanının tarihi olma eğilimiyle bozkır Moğol aristokrasisinin ideallerinin sadık bir ifadesi olduğunu belirtir. Vladimirtsov, Batı Moğolistan Oyratlarının kahramanlık destanlarında ortaya çıkana son derece yakın bir sosyal yaşam tablosunu canlı bir şekilde çizdiğini söylediği Gizli Tarih’i bu kahramanlık destanlarıyla birleştirir (2003, ss. 327, 366). Bartold, bahsedilen olaylar yıl sırasıyla anlatılmadığı için Gizli Tarih’i kroniklerden ayırır ve kahramanlık destanının mahsülü olarak kabul eder (2017, s. 66). Poppe, Halha destan geleneği üzerine hazırlamış olduğu ayrıntılı monografisinin giriş bölümünde Gizli Tarih’in ritmik parçalarıyla sözlü destanlar arasındaki ortaklıklara ve Moğolların en eski kahramanlık destanının ana figürü bozkır aristokrasisinin başı olan Cengiz Han hakkında çok kısa bir süre içinde belki de yaşamı boyunca gelişen sayısız efsane ve epik karaktere sahip çeşitli eserlerin varlığına dikkat çekmiştir (Altan Tobchi ve Sagan Setsen kronolojisi tarafından aktarılan efsaneler ve destansı bölümler). Gizli Tarih’in kahramanlık destanlarını hatırlatan şiirsel ve düzyazı pasajlar içermesinin yanında bazı tarihsel kanıtlardan oluştuğunu belirten Poppe, onu kahramanlık destanının çeşitli diğer eserlerinden birçok alıntı içeren Altan Tobchi ve Sagan Setsen kroniklerine benzetmiştir. Cengiz Han’ın önemli sayıda eserin merkezî figürü olduğunu belirten araştırmacı, Cengiz Han’ın dostları -feodal beyler- arasında ortaya çıkan eserlerin, Yüan16 sonrası karışıklıklar ve iç çekişmeler çağında yaşamaya ve gelişmeye devam ettiğini söyler. Moğolların kahramanlık destanının hayatta kalan en eski eserleri, Moğolların siyasi gücünün en yüksek olduğu dönemde oluşturulmuştur. Başlangıcı Cengiz Han’dan önce aranması gereken Moğolistan’ın feodalizasyon süreci, onun ve en yakın haleflerinin altında en büyük gücün bozkır aristokrasisine ait olduğu büyük dünya imparatorluğunun kurulması ile sona erdi. XIV-XVII. yüzyıllar arasında Moğollar’ın Çin’den sürülmelerinin ardından büyük zarar gören hanın ve diğer feodal beylerin 16 Yüan Hanedanlığı’nın sona ermesinden (1368) sonra Moğolların sosyal, ekonomik ve politik alanda gerilemesi, epik tarzda edebiyatın gelişimini etkilemiştir. Cengiz Han’ın imajı lekesiz kalsa da Büyük Han olarak haleflerinin prestiji azalmıştır. Bu sebepten Yüan sonrası eserlerde hanlar, olumsuz figürler olarak karşımıza çıkarken destanlar, hana itaati değil soyluların haklarını vurgulamaya başlamıştır. Hanlar arasındaki ölümcül çekişmeler, hanın konumuna duyulan saygıyı azaltmış; han figürü, destanlara genellikle adaletsiz ve zalim biri olarak yansımıştır (Montgomery, 1970, ss. 31-32). 28 servetindeki azalmayla birlikte yaşanan ekonomik gerileme, mülklerin sürekli parçalanması sonucunda hem hanın hem de diğer büyük feodal beylerin vasallar üzerindeki etkisini azalttı. Feodal beylerin merkezî hükümetle ve kendi aralarında aralıksız mücadelelerin yaşandığı bu dönemde, feodal dünya imparatorluğunun ve onun üst sınıfının koşullarında merkezi Cengiz Han olan yazılı anıtlarla birlikte bu tür bir kahramanlık destanı gelişti (1937, ss. 5-38). Rinchinsambuu, Moğol halklarının destanının gelişim sürecindeki dört dönemi ayırt eder. İlki, antik çağlardan 13. yüzyıla kadardır. Bu dönem, destansı bir geleneğe dayalı mitlerle ve anaerkillik çağıyla ilişkilidir. İkinci dönem, XIII-XVII. yüzyıllar arasını kapsar. Moğol devletinin yüceltilmesi amaçlı askeri tema odaklı destanlarla gelenekte yeni bir yön belirmiştir. Rinchinsambuu bu döneme Cangar, Gezer ve Boom Erdeni gibi bir dizi Batı Moğol destanıyla atıfta bulunur. XVII-XX. yüzyıllar arasındaki üçüncü dönem, destanın gelişiminin farklı Moğol kabileleri ve halkları arasında tamamen aynı şekilde olmamasıyla karakterize edilir. Gelenekte belirli bir düşüşün yaşandığı bu dönemde Çin-Mançu gücünün baskısı ile ilişkili bir dizi sosyal tema ortaya çıkmıştır. Son olarak dördüncü dönem, yeni trendlerin ve formların ortaya çıktığı XX. yüzyıldır (1964, ss. 157-166). Moğolların destansı edebiyatında tarihsel olaylar, bazı kabile liderlerinin hayatlarından olaylarla aktarılır. Kahramanlık destanları, bu liderlerin ve yoldaşlarının aslında tarihsel olan övgüleri ve monologları etrafında şekillenir. Başlangıçta düzyazı anlatıma şiirsel konuşmaların ve tasvirlerin serpiştirildiği bu karışık biçimin -prosopoetik arkaik destan- tarihsel eserler üzerindeki üslup etkisi, Gizli Tarih’ten de anlaşılabileceği üzere güçlüdür. Sözlü destanın olay örgüsü-kompozisyon ve üslubunun etkisi Gizli Tarih’te izlenebilir. Ancak bir tür bütünü olarak Gizli Tarih, bu unsurlarla tanımlanamaz. Genel olarak çalışmanın sonuna doğu kesin bir şekilde baskın hale gelen tarihselcilik, epik bilincin kırılmasında önemli ölçüde temsil edilmiştir. Kahramanca çocukluk, ilk başarı, kahramanca çöpçatanlık, bir eşin kaçırılması ve geri dönmesi, yabancı düşmanlarla yapılan savaşlar; kahramanlık destanlarının temalarını oluşturur. Cengiz’in yetimliği ve zor çocukluğu, esareti ve esaretten kaçışı, evlenmesi, eşinin kaçırılması ve geri dönüşü, iktidara giden yolda kardeşler, müttefikler ve rakiplerle ilişkileri gibi pek unsur, Gizli Tarih’i kahramanlık destanlarının olay örgüsüne benzetir. Anlatı dokusunda yer alan şiirsel eklemeler, hikmetli sözler vb. farklı türde kompozisyon düğümleri, yumruğunda 29 kan pıhtısı ile doğmak gibi motifler ve imgeler sebebiyle Gizli Tarih, Moğol destan geleneğinin ürünleriyle paralellikler arz etmektedir (Neklyudov, 1984, ss. 228-232). Cengiz Han hakkındaki efsaneler, Moğolların yazılı destan edebiyatında ilk sırada yer alır ve niceliksel olarak diğer türleri geride bırakır. Sanatsal değer açısından, Moğol kurgusunun en yüksek örneklerini temsil eden bu anlatılar diğer epik edebiyat türlerinin aksine epik ve didaktik edebiyat arasında bir kesişmeyi temsil ederler (Poppe 1937: 6). Heissig, Cengiz Han hakkında onun ölümünden sonra gelişen varsayımsal epik döngünün mevcut beş metnini “Üç Yüz Tayiciyud ile Yapılan Savaşın Hikâyesi”, “Sadık Mürit Boyurci Hakkındaki Hikâye”, “Dokuz Savaşçı ile Bir Yetim Çocuk Arasında Şarabın Yararları ve Zararları Hakkındaki Konuşma”, “Ozan Arghasun Hurtsi’nin Affı Hakkındaki Hikâye” ve “Cengiz Hanın İki Gri Atı Hakkındaki Hikâye” şeklinde listeler. Cengiz Han ve onun dokuz bahadırı etrafında şekillenen bu eserler, aliteratif dizelerden oluşmaktadır. 13-14. yüzyılların bütünleyici epik anlatılarını temsil eden bu metinler, daha sonraki Moğol destanlarından bilinen motifleri içermektedirler (1979: 14-18). Gizli Tarih’te düzyazı ve şiirsel bölümlerin oranı dengeliyken adı geçen eserlerde bu denge bozulmuş, düzyazının hacmi keskin bir şekilde azalmış, mısralarda sadece konuşmalar değil anlatı bölümleri de aktarılmıştır (Neklyudov, 1984, s. 243). 1.5. MOĞOL DESTANCILIK GELENEĞİNİN TEMSİL EDİLDİĞİ BÖLGELER Moğol destancılık geleneği her yerde aynı şekilde temsil edilmese de Halhalar, Kuzeybatı Moğolistan Oyratları, Kalmuklar, Buryatlar, Bargutlar, Udzumcinler, Jarutlar, Horcinler, Çaharlar, Abagasyalılar, Ordianlar, Dagurlar, Mongorlar, Moğolca konuşan Sarı Uygurlar, Afganistan Babürleri, Sincan ve Kuzey Tibetteki Moğollar vb. hemen hemen tüm Moğol halkları tarafından bilinmektedir. İrkutsk ve Trans-Baykal bölgesi Buryatları, Volga Kalmukları (Oyratlar), Rusya’dan Cungarya ve Tanrı Dağları bölgesine göç eden Kuzey-Batı Moğolistan Oyratlarının destanın çekirdeğini oluşturan halklar olduğuna inanılmaktadır. Bazı bölgelerde düşük görülme oranı hatta tamamen yok olma durumu varken, diğerlerinde özel bir gelişmeyle mevcudiyetini sürdüren Moğol destan geleneğinin korunmasındaki etkenler, ataerkil yaşam tarzına bağlılık (örneğin Buryat ve Oyratlar arasında), dini ve edebi etkilerin modernleştirilmesinden 30 daha az etkilenme ve olağandışı bir kültürel ve dilsel ortamda destanın öz farkındalığın en önemli ifade biçimlerinden biri hâline gelmesidir (örneğin Volga’daki Kalmuklar arasında). Bu etkenler sebebiyle Moğol destanları aynı tarihsel koşullarda farklılıklarla temsil edilse de üslup ve içerik olarak pek çok ortak noktaya sahiplerdir (Montgomery, 1970, s. 30; Neklyudov, 1984, s. 7; Rinçen, 2012, s. 55; Vladimirtsov, 2003, ss.11, 330- 331). Destanlar açısından en zengin birinci bölge, bugünkü Buryat-Moğol Özerk Cumhuriyeti’nin toprakları, İrkutsk çevresi ve Baykal’ın ötesindeki alanlardır. İkincisi, 1800’lerden itibaren destanın varlığına dair ilk raporların geldiği Volga kıyılarında yaşayan Kalmuk kabilelerinin yerleşim alanıdır. Son olarak kuzeybatı Moğolistan yani günümüz Moğol Halk Cumhuriyeti’nin kuzeybatı kesimleridir (Laszlo, 1968, s. 9). Çin’de Moğol destanlarının geliştiği üç bölge vardır: İkisi İç Moğolistan’ın kuzeydoğusundaki Bargu ve Horçin, diğeri Oyratların bulunduğu Sincan’dır. Bu bölgelerin dışında birkaç destan bulunmuş olsa da yapılan incelemelerden sonra bunların bağımsız bir epik geleneği temsil etmediği, bunun yerine söz konusu üç destan merkezinden birine ait olduğu sonucuna varılmıştır. Bargu destanı, tipik karakterleri her zaman bir avcı veya çoban, kahramanın rakibinin ise genellikle çok başlı bir mangus olduğu, tema olarak avcı ve çobanların ilkel fikirlerini, arzularını koruyan, genellikle iki bin dizeyi aşmayan -bu uzunluk, genel Moğol destan geleneğinde oldukça kısa kabul edilir- destanlardan oluşan bir gelenektir. Yarı şiirsel, yarı anlatı (düzyazı) biçimde karışık bir forma sahip olması, Bargu destanlarının en önemli özelliğidir. Bu form, sözlü sanatın dejenerasyonuna işaret eder. İcracılar, çobanlar ve onların eşlerinden oluşan amatörlerdir. Sincan’daki “Dört Oirat” ve “Çahar” halkı arasında oluşan Oyrat destan merkezi daha ziyade Cangar döngüsüyle temsil edilmektedir. Oyrat destanı, Bargu destan geleneğinde bulunan aynı ilkel motifleri ve unsurları taşımasının yanında Budist dünya görüşleri ve insanlar arasındaki yeni ilişkileri içeren daha sonraki tarihsel katmanları da barındırır. Hem tarihsel hem de şiirsel olarak oldukça gelişmiş bir gelenek olan Oyrat destanlarındaki savaşlar; kişisel mücadele, klan intikamı ve benzerlerinin bulunduğu Bargu geleneğinden farklı olarak hanlıklar arasındaki savaş gibi yeni bir mücadele türünü barındırır. Bu destan geleneğinde karmaşık konular, sabit süsleme ve epitet, düzenli motif serileri vb. formüller veya “ortak pasajlar” hâlinde kalıplanırlar. Horçin destan merkezi, diğer alanlara kıyasla kendi lehçesine ve güçlü şamanistik 31 geleneklere sahiptir. Bunun yanı sıra Güneş, Ay, yıldızların ve Buda’nın gücü altında nasıl oluştuğunun açıklanması gibi birçok formülsel tanımlamayı etkileyen Budist unsurlar da bu geleneğin karakteristik özellikleridir. Bu merkez aynı zamanda Çin tarihî kurgularını ve efsaneler