Hacettepe Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Sosyal Hizmet Anabilim Dalı YAŞLI BİREYLERİN DİJİTAL EŞİTSİZLİK DENEYİMLERİ: AYRIMCILIK KARŞITI SOSYAL HİZMET BAĞLAMINDA NİTEL BİR ANALİZ Beyza KAPTAN Yüksek Lisans Tezi Ankara, 2024 YAŞLI BİREYLERİN DİJİTAL EŞİTSİZLİK DENEYİMLERİ: AYRIMCILIK KARŞITI SOSYAL HİZMET BAĞLAMINDA NİTEL BİR ANALİZ Beyza KAPTAN Hacettepe Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Sosyal Hizmet Anabilim Dalı Yüksek Lisans Tezi Ankara, 2024 KABUL VE ONAY Beyza KAPTAN tarafından hazırlanan “Yaşlı Bireylerin Dijital Eşitsizlik Deneyimleri: Ayrımcılık Karşıtı Sosyal Hizmet Bağlamında Nitel Bir Analiz” başlıklı bu çalışma, 11.01.2024 tarihinde yapılan savunma sınavı sonucunda başarılı bulunarak jürimiz tarafından Yüksek Lisans Tezi olarak kabul edilmiştir. Doç. Dr. Gonca POLAT (Başkan) Doç. Dr. Aslıhan AYKARA (Danışman) Doç. Dr. Türken ÇAĞLAR (Üye) Yukarıdaki imzaların adı geçen öğretim üyelerine ait olduğunu onaylarım. Prof.Dr. Uğur ÖMÜRGÖNÜLŞEN Enstitü Müdürü YAYIMLAMA VE FİKRİ MÜLKİYET HAKKI BEYANI Enstitü tarafından onaylanan lisansüstü tezimin tamamını veya herhangi bir kısmını, basılı (kağıt) ve elektronik formatta arşivleme ve aşağıda verilen koşullarla kullanıma açma iznini Hacettepe Üniversitesine verdiğimi bildiririm. Bu izinle Üniversiteye verilen kullanım hakları dışındaki tüm fikri mülkiyet haklarım bende kalacak, tezimin tamamının ya da bir bölümünün gelecekteki çalışmalarda (makale, kitap, lisans ve patent vb.) kullanım hakları bana ait olacaktır. Tezin kendi orijinal çalışmam olduğunu, başkalarının haklarını ihlal etmediğimi ve tezimin tek yetkili sahibi olduğumu beyan ve taahhüt ederim. Tezimde yer alan telif hakkı bulunan ve sahiplerinden yazılı izin alınarak kullanılması zorunlu metinleri yazılı izin alınarak kullandığımı ve istenildiğinde suretlerini Üniversiteye teslim etmeyi taahhüt ederim. Yükseköğretim Kurulu tarafından yayınlanan “Lisansüstü Tezlerin Elektronik Ortamda Toplanması, Düzenlenmesi ve Erişime Açılmasına İlişkin Yönerge” kapsamında tezim aşağıda belirtilen koşullar haricince YÖK Ulusal Tez Merkezi / H.Ü. Kütüphaneleri Açık Erişim Sisteminde erişime açılır. o Enstitü / Fakülte yönetim kurulu kararı ile tezimin erişime açılması mezuniyet tarihimden itibaren 2 yıl ertelenmiştir. (1) o Enstitü / Fakülte yönetim kurulunun gerekçeli kararı ile tezimin erişime açılması mezuniyet tarihimden itibaren ….. ay ertelenmiştir. (2) o Tezimle ilgili gizlilik kararı verilmiştir. (3) 11/01/2024 Beyza KAPTAN 1“Lisansüstü Tezlerin Elektronik Ortamda Toplanması, Düzenlenmesi ve Erişime Açılmasına İlişkin Yönerge” (1) Madde 6. 1. Lisansüstü tezle ilgili patent başvurusu yapılması veya patent alma sürecinin devam etmesi durumunda, tez danışmanının önerisi ve enstitü anabilim dalının uygun görüşü üzerine enstitü veya fakülte yönetim kurulu iki yıl süre ile tezin erişime açılmasının ertelenmesine karar verebilir. (2) Madde 6. 2. Yeni teknik, materyal ve metotların kullanıldığı, henüz makaleye dönüşmemiş veya patent gibi yöntemlerle korunmamış ve internetten paylaşılması durumunda 3. şahıslara veya kurumlara haksız kazanç imkanı oluşturabilecek bilgi ve bulguları içeren tezler hakkında tez danışmanının önerisi ve enstitü anabilim dalının uygun görüşü üzerine enstitü veya fakülte yönetim kurulunun gerekçeli kararı ile altı ayı aşmamak üzere tezin erişime açılması engellenebilir. (3) Madde 7. 1. Ulusal çıkarları veya güvenliği ilgilendiren, emniyet, istihbarat, savunma ve güvenlik, sağlık vb. konulara ilişkin lisansüstü tezlerle ilgili gizlilik kararı, tezin yapıldığı kurum tarafından verilir *. Kurum ve kuruluşlarla yapılan işbirliği protokolü çerçevesinde hazırlanan lisansüstü tezlere ilişkin gizlilik kararı ise, ilgili kurum ve kuruluşun önerisi ile enstitü veya fakültenin uygun görüşü üzerine üniversite yönetim kurulu tarafından verilir. Gizlilik kararı verilen tezler Yükseköğretim Kuruluna bildirilir. Madde 7.2. Gizlilik kararı verilen tezler gizlilik süresince enstitü veya fakülte tarafından gizlilik kuralları çerçevesinde muhafaza edilir, gizlilik kararının kaldırılması halinde Tez Otomasyon Sistemine yüklenir. * Tez danışmanının önerisi ve enstitü anabilim dalının uygun görüşü üzerine enstitü veya fakülte yönetim kurulu tarafından karar verilir. ETİK BEYAN Bu çalışmadaki bütün bilgi ve belgeleri akademik kurallar çerçevesinde elde ettiğimi, görsel, işitsel ve yazılı tüm bilgi ve sonuçları bilimsel ahlak kurallarına uygun olarak sunduğumu, kullandığım verilerde herhangi bir tahrifat yapmadığımı, yararlandığım kaynaklara bilimsel normlara uygun olarak atıfta bulunduğumu, tezimin kaynak gösterilen durumlar dışında özgün olduğunu, Doç. Dr. Aslıhan AYKARA danışmanlığında tarafımdan üretildiğini ve Hacettepe Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Tez Yazım Yönergesine göre yazıldığını beyan ederim. Beyza KAPTAN “Beyza’nın Kitaplığı”nda izi olan tüm kahramanlara… v TEŞEKKÜR Yıllar önce kurduğum bir hayalin gerçekleşmesiyle ortaya çıkan bu araştırmanın konusu; yüksek lisans eğitimime başladıktan sonra Orta Doğu Teknik Üniversitesi’nin Sosyoloji Günlerinde ilk bildiri sunumumu gerçekleştirmeme dayanmaktadır. Bu nedenle ilk özel teşekkürümü; bugün kadınların bilim kürsülerinde olmalarını sağlayan başöğretmenim Mustafa Kemal ATATÜRK’e ve o günlerde yaptığım araştırmalar sırasında zihnimde canlanan “dijital eşitsizliğin sosyal hizmet açısından ele alınması” fikrinin niteliksel bir araştırma halini almasını sağlayan, deneyimlerini paylaşarak araştırmaya değerli katkılarda bulunan bu araştırmanın öznelerine sunmak isterim. Çocukluk hayallerimden biri olan, ikinci evim gibi gördüğüm okulum Hacettepe Üniversitesi’nde, lisans ve yüksek lisans eğitimimde aldığım dersleriyle ve tez sürecimde engin bilgileri, sabrı ve yaklaşımıyla bana araştırmanın nasılını öğreten, kendimle ilgili yapıcı öz eleştiri geliştirmemi sağlayan, bana her zaman destek olan ve yol gösteren değerli danışmanım Doç. Dr. Aslıhan AYKARA’ya çok teşekkür ederim. Ayrıca tezimin savunma sınavına jüri üyesi olarak katılmayı kabul eden Doç. Dr. Gonca POLAT ve Doç. Dr. Türken ÇAĞLAR’a da ilgi ve desteklerinden ötürü teşekkürlerimi sunarım. Bir teşekkürü de en büyük desteği gördüğüm, beni bin bir incelikle büyütüp yetiştiren canım aileme etmek isterim. Beni erken çocukluk yıllarımda bilimle ve sanatla tanıştıran, bana her zaman destek olan ve ömrümün sonuna dek kızı olmaktan gurur duyacağım canım babam Abdullah KAPTAN’a; hayatım boyunca karşılaştığım her zorlukta bana kolları her zaman açık olan, eğitim hayatım ve geleceğim için onca fedakârlığın sabrın ve sevginin eş mimarı, azminden ve çalışkanlığından ilham aldığım ince ruhlu canım annem Fadime KAPTAN’a; zor zamanlarda sevgisi anlayışı ve desteğiyle beni kendime getiren, duruşuyla örnek olan, hayatı birlikte keşfettiğimiz ve yaşam boyu düşlerimizi gerçeğe dönüştürmek için yürüdüğümüz yollarda ona kardeşçe eşlik etmekten mutluluk duyacağım canım ablam Nur Setenay KAPTAN’a çok teşekkür ederim. Değeriniz ve bana kattıklarınız paha biçilemez. Bir diğer teşekkürümü sevgisini ve desteğini her zaman yanı başımda hissettiğim, neşe ve motivasyon kaynağım, canım dostum İrem AVŞAR YAR’a; birlikte hayaller kurup vi birlikte yol aldığımız, her konuda fikir alışverişinde bulunabildiğim ve içtenliğini hep hissettiğim canım dostum Seda NAS’a ve ilkokuldaki sıra arkadaşlığından bugünlere gelen eşsiz dostluğuyla hep yanımda olan, yoğun çalışma temposuna rağmen bana zaman ayıran çocukluk arkadaşım, çok sevdiğim biricik kardeşim Merve GÜNEY’e etmek isterim. Bu araştırma sürecinde zorlandığım noktalarda bana yardımcı olduğunuz için ve yaşamımın her alanında yanımda olduğunuz için çok teşekkür ederim. İyi ki varsınız. Başka bir teşekkürümü ise öznelere ulaşma sürecimde imkanlarımı geliştiren ve sürece yakından eşlik eden Güngör KAPTAN’a ve bana referans olarak benimle uzun yollar aşan, veri toplama sürecime eşlik eden Hatice-Hasan GÜMÜŞ’e sunmak isterim. İlgi ve desteğinizle bu süreci kolaylaştırdığınız için çok teşekkür ederim. Son olarak; son teşekkürümü hikâyesinin bir parçasına eşlik ettiğim ve benim yaşam öykümde izi olan herkese etmek isterim. Bazen birkaç cümleyle bile olsa bana iyi bir şeyler öğreten herkes, bugünkü benim ben olmamda payınız var, her şey için teşekkür ederim. vii ÖZET Kaptan Beyza. Yaşlı Bireylerin Dijital Eşitsizlik Deneyimleri: Ayrımcılık Karşıtı Sosyal Hizmet Bağlamında Nitel Bir Analiz, Yüksek Lisans Tezi, Ankara, 2024. Dijitalleşme sürecinde yaşanan toplumsal değişimler, teknolojik ürünlerin kullanımı bağlamında yaş ayrımcılığının derinleşmesine neden olmuştur. Literatürde bu durum, dijital eşitsizlik olarak tanımlanmıştır. Bu araştırma ikinci düzey dijital eşitsizlik olarak tanımlanan kullanım eşitsizliğine odaklanmaktadır. Bu araştırmada yaşlı bireylerin dijital eşitsizlik deneyimleri, ayrımcılık karşıtı sosyal hizmet perspektifinden ele alınmıştır. Yaşlı bireylerin dijital eşitsizlik ve ayrımcılık deneyimleri açığa çıkarılarak, bu sorunlara ayrımcılık karşıtı sosyal hizmet perspektifinden çözüm önerileri sunmak amaçlanmıştır. Araştırmanın öznelerini yalnız yaşayan 60 yaş üstü yaşlı bireyler oluşturmaktadır. Nitel araştırma deseniyle tasarlanan bu çalışmada öznelere, amaçlı örnekleme yöntemiyle ulaşılmıştır. Bu kapsamda veriler, Ankara’da ikamet eden 20 özneyle, yarı yapılandırılmış derinlemesine görüşmeler aracılığıyla elde edilmiştir. Elde edilen veriler MAXQDA 2020 programıyla tematik olarak analiz edilmiştir. Araştırmanın bulguları; “Yaşlanmanın Teknolojiyle İlişkisine Yönelik Düşünceler”, “Dijital Eşitsizlik ve Ayrımcılık Deneyimleri” ve “Dijital Becerilerin Geliştirilmesiyle İlgili Düşünceler” başlıklı temalarla sunulmuştur. Bulgular referans alınarak dijital eşitsizlik deneyimlerinin; ayrımcılık içeren olumsuz söylemlere maruz kalma, unutkanlık, tehlikeli durumlarla karşılaşma ve zarar görme korkusu, yetiştirilme tarzı ve güvenlik gereksinimi gibi kategoriler çerçevesinde şekillendiği sonuçlarına ulaşılmıştır. Ayrıca dijital becerilerin geliştirilmesi ve yapabilirliklerle ilgili düşüncelerin olumlu yönde olduğu, yaşlı bireylerin dijital okuryazarlık eğitimleri konusunda istekli oldukları görülmüştür. Araştırma sonucunda, farklı gereksinimleri karşılayacak şekilde ve dijital uçurumun kapanması amacıyla tasarlanan eğitsel faaliyetler yoluyla, yaşlı bireylerin sosyalizasyonlarının sürdürülmesine ve demokratik katılımın sağlanmasına yardımcı olacak öneriler geliştirilmiştir. Anahtar Kelimeler Dijital Eşitsizlik, Ayrımcılık Karşıtı Sosyal Hizmet, Yaşlılık, Yaşlanma, Teknoloji viii ABSTRACT Kaptan Beyza. Digital Inequality Experiences of Elderly People: A Qualitative Analysis in The Context of Anti Discrimination Social Work, Master’s Thesis, Ankara, 2024. Social changes experienced during the digitalization process have caused age discrimination to deepen in the context of the use of technological products. In the literature, this situation is defined as digital inequality. This research focuses on usage inequality, defined as second-level digital inequality. In this research, elderly individuals' experiences of digital inequality are discussed from the perspective of anti- discrimination social work. The aim is to reveal the digital inequality and discrimination experiences of elderly individuals and to offer solutions to these problems from the perspective of anti-discrimination social work. The subjects of the research are elderly individuals over the age of 60 who live alone. In this study designed with a qualitative research design, the subjects were reached by purposeful sampling method. In this context, data was obtained through semi-structured in-depth interviews with 20 subjects residing in Ankara. The data obtained was analyzed thematically with the MAXQDA 2020 program. Findings of the research are presented under these themes titled; "Thoughts on the Relationship of Aging with Technology", "Experiences of Digital Inequality and Discrimination" and "Thoughts on the Development of Digital Skills". Based on the findings of the digital inequality experiences, it was concluded that the results were shaped within the framework of categories such as exposure to negative discourses containing discrimination, forgetfulness, fear of encountering dangerous situations and being harmed, upbringing style and security needs. In addition, it has been observed that the opinions about the development of digital skills and capabilities are positive and older individuals are willing to receive digital literacy training. As a result of the research, suggestions have been developed to help elderly individuals continue their socialization and ensure democratic participation through educational activities designed to meet different needs and to close the digital divide. Key Words Digital İnequality, Anti Discrimination Social Work, Old Age, Aging, Technology ix İÇİNDEKİLER KABUL VE ONAY……………………………………………………….……………..i YAYIMLAMA VE FİKRİ MÜLKİYET HAKLARI BEYANI……….…..……….………ii ETİK BEYAN………………………………………………………..………......……………iii ADAMA SAYFASI……………………………………………...……………………..iv TEŞEKKÜR …………………..………………………………………………………..v ÖZET………………………………………..………………………………………….vi ABSTRACT…………………………………………………………………………...vii İÇİNDEKİLER…………………………………………………………………..…...viii KISALTMALAR DİZİNİ ………..………………………………………………….xiii TABLOLAR DİZİNİ………………………...……………………………….………xiv ŞEKİLLER DİZİNİ ……………………..…………………………………….……...xv GİRİŞ……………………………………………………………………………………1 1. BÖLÜM: ARAŞTIRMAYLA İLGİLİ GENEL BİLGİLER ................................. 3 1.1. ARAŞTIRMANIN PROBLEMİ ...................................................................... 3 1.2. ARAŞTIRMANIN AMACI ............................................................................. 5 1.3. ARAŞTIRMANIN ÖNEMİ ............................................................................. 6 1.4. ARAŞTIRMANIN SINIRLILIKLARI............................................................ 6 1.5. ARAŞTIRMAYA İLİŞKİN TANIMLAR ....................................................... 7 2. BÖLÜM: KURAMSAL ÇERÇEVE ...................................................................... 8 2.1. DİJİTALLEŞEN DÜNYADA BİLGİ VE İLETİŞİM ..................................... 8 2.1.1. Bilgi Toplumunun Oluşumu ve Dijitalleşme ................................................ 8 2.1.2. Dijital Dönüşüm Sürecinde Bireylerin Bilgi ve İletişim Teknolojisi (BIT) Ürünleri ile İlişkisi .............................................................................................. 11 2.2. TOPLUMSAL EŞİTSİZLİKLERİN YENİ GÖRÜNÜMÜ: DİJİTAL EŞİTSİZLİK ......................................................................................................... 14 x 2.2.1. Dijital Eşitsizliğin Tanımlanmasında Farklı Yaklaşımlar ve Dijital Eşitsizlik Düzeyleri ............................................................................................................ 17 2.2.1.1. Birinci Düzey Dijital Eşitsizlik………………………………………….18 2.2.1.2. İkinci Düzey Dijital Eşitsizlik……………………………………...……19 2.2.1.3. Üçüncü Düzey Dijital Eşitsizlik…………………………………………22 2.3. DİJİTAL EŞİTSİZLİĞİN SOSYAL HİZMET VE YAŞLILIKLA İLİŞKİSİ ............................................................................................................................... 24 2.3.1. Yeni Dezavantajlı Dijital Sınıfların Oluşmasında Belirleyici Faktörler....... 26 2.3.1.1. Sosyoekonomik Durum………………………………………………….27 2.3.1.2. Cinsiyet………………………………………………………………….28 2.3.1.3. Mekan……………………………………………………………………29 2.3.1.4. Yaş……………………………………………………………………….30 2.3.2. Yaşa Dayalı Dijital Bölünmede Üç Grup: Dijital Yerliler Dijital Göçmenler Ve Dijital Melezler .............................................................................................. 33 2.4. AYRIMCILIK KARŞITI SOSYAL HİZMET PERSPEKTİFİNDEN DİJİTAL EŞİTSİZLİK ......................................................................................... 35 2.4.1. Ayrımcılık Karşıtı Sosyal Hizmet .............................................................. 35 2.4.1.1. Sosyal Hizmet Açısından Ayrımcılık……………………………………35 2.4.1.2. Ayrımcılık Karşıtı Sosyal Hizmetin Kuramsal Temelleri……………….37 2.4.1.3. Ayrımcılık Karşıtı Sosyal Hizmet Uygulaması………………………….39 2.4.2. Yaş Ayrımcılığı ......................................................................................... 41 2.4.3. Yalnız Yaşayan Yaşlı Bireyler Açısından Ayrımcılık ve Dijital Eşitsizlik .. 43 3. BÖLÜM: ARAŞTIRMANIN YÖNTEMİ ............................................................ 46 3.1. ARAŞTIRMANIN MODELİ ......................................................................... 46 3.2. ARAŞTIRMANIN ÖZNELERİ ..................................................................... 47 3.3. VERİ TOPLAMA SÜRECİ ........................................................................... 50 3.3.1. Veri Toplama Araçları ............................................................................... 50 3.3.2. Araştırmanın Özneleriyle Görüşme Süreci ................................................. 51 3.4. VERİLERİN ANALİZ SÜRECİ ................................................................... 52 3.5. ETİK KONULAR .......................................................................................... 54 xi 4. BÖLÜM: ANALİZ ................................................................................................ 57 4.1. YAŞLANMANIN TEKNOLOJİYLE İLİŞKİSİNE YÖNELİK DÜŞÜNCELERİ ................................................................................................... 58 4.1.1. Yaşlanmayı Tanımlama Biçimleri .............................................................. 58 4.1.2. "Belli Bir Yaştan Sonra..." Söylemine Yaklaşımları ................................... 60 4.1.3. Teknolojik Ürünleri Kullanmaya Gereksinim Duyulan Alanlar .................. 62 4.2. DİJİTAL EŞİTSİZLİK VE AYRIMCILIK DENEYİMLERİ ..................... 63 4.2.1. Teknoloji Kullanımında Yaşadıkları Sorunlar ............................................ 63 4.2.2. Dijital İşlemleri ......................................................................................... 66 4.2.2.1. E-Devlet Uygulamaları………………………………………………….66 4.2.2.2. E-Ticaret: Gıda ve Giyim Alışverişi Uygulamaları……………………..68 4.2.2.3. Sosyal Medya Uygulamaları…………………………………………….69 4.2.2.4. Dijital Bankacılık ve Bankamatik (ATM) İşlemleri…………………….71 4.2.3. Kaçınma Davranışları: Biyopsikososyal ve Kültürel Temeller ................... 73 4.2.3.1. Biyolojik Temeller………………………………………………………74 4.2.3.2. Psikolojik Temeller……………………………………………………...75 4.2.3.3. Sosyal Temeller………………………………………………………….76 4.2.3.4. Kültürel Temeller……………………………………………………......78 4.2.4. Ayrımcılık Deneyimleri ............................................................................. 80 4.2.4.1. Yaş Ayrımcılığı İçeren Tutum ve Davranışlar…………………………..81 4.2.4.2. Tehlikelere Yönelik Yorumlar: Tembih mi Kısıtlama mı?.......................83 4.3. DİJİTAL BECERİLERİN GELİŞTİRİLMESİYLE İLGİLİ DÜŞÜNCELERİ ................................................................................................... 84 4.3.1. Dijital Okuryazarlık Eğitimlerine Bakış Açıları ......................................... 85 4.3.2. Yapabilirliklerine İlişkin Özdüşünümsel Yorumları ................................... 87 5. BÖLÜM: SONUÇ VE ÖNERİLER ..................................................................... 89 5.1. YAŞLANMANIN TEKNOLOJİYLE İLİŞKİSİNE YÖNELİK DÜŞÜNCELER BAĞLAMINDA SONUÇ VE ÖNERİLER............................... 90 5.2. YAŞLI BİREYLERİN DİJİTAL EŞİTSİZLİK VE AYRIMCILIK DENEYİMLERİ BAĞLAMINDA SONUÇ VE ÖNERİLER ............................. 92 xii 5.3. DİJİTAL BECERİLERİN GELİŞTİRİLMESİYLE İLGİLİ DÜŞÜNCELER BAĞLAMINDA SONUÇ VE ÖNERİLER............................... 94 KAYNAKÇA ............................................................................................................. 97 EKLER .................................................................................................................... 111 EK 1. HACETTEPE ÜNİVERSİTESİ ETİK KURUL/KOMİSYON İZNİ ..... 111 EK 2. ARAŞTIRMAYA GÖNÜLLÜ KATILIM FORMU ............................... 112 EK 3. YARI YAPILANDIRILMIŞ DERİNLEMESİNE GÖRÜŞME FORMU ............................................................................................................................. 114 EK 4. ORİJİNALLİK RAPORU ........................................................................ 117 xiii KISALTMALAR DİZİNİ BİLGEM: Bilişim ve Bilgi Güvenliği İleri Teknolojiler Araştırma Merkezi BİT: Bilgi ve İletişim Teknolojisi BM: Birleşmiş Milletler DSÖ: Dünya Sağlık Örgütü HES: Hayat Eve Sığar MHRS: Merkezi Hekim Randevu Sistemi OECD: İktisadi İşbirliği ve Kalkınma Örgütü TDK: Türk Dil Kurumu TÜBİTAK: Türkiye Bilimsel ve Teknik Araştırma Kurumu TÜİK: Türkiye İstatistik Kurumu UNDP: Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı xiv TABLOLAR DİZİNİ Tablo 1. Bireylerin Kullanmaya Gereksinim Duyabilecekleri BİT Ürünleri…….....…12 Tablo 2. Dijital Bölünme Türleri…………………………………………………....…16 Tablo 3. Dijital Eşitsizlik Düzeyleri…………………………………………………...18 Tablo 4. Özneleri Tanıtıcı Bilgiler……………………………………………………..48 xv ŞEKİLLER DİZİNİ Şekil 1. Van Dijk’e Göre Dijital Eşitsizliğe Yol Açan Bazı Erişim Engelleri…………20 Şekil 2. Dijital Teknolojileri Kullanmak İsteyen Yaşlı Bireylerin Önündeki Engeller..32 Şekil 3. Praksis…………………………………………………………………………39 Şekil 4. Dalrymple ve Burke’nin Ayrımcılık Karşıtı İşbirliği Analizi…………………40 Şekil 5. Thompson’un Ayrımcılık Karşıtı Uygulama Modeli………………………….41 Şekil 6. Temalar ve Alt Temalar……………………………………………………….57 Şekil 7. Dijital İşlemler………………………………………………………………...66 Şekil 8. Yaşlı Bireylerin Teknoloji Kullanmaktan Kaçınmalarının Temelleri…….…...74 1 GİRİŞ Bir istiridyenin içine gizlenmiş inci tanesi gibi “bilginin içine gizlenmiş anlam”, insanın doğal ve daimi bir gereksinimidir. İnsan, fiziksel ve bilişsel gelişimi belli bir döneme kadar sürse de sosyal gelişimi yaşam boyu devam eden bir varlıktır. Erikson’un psikososyal gelişim kuramında bahsettiği belli yaş dönemlerinin krizleri olmakla birlikte insanın yaşam seyrine bilgi ve anlam arayışı eşlik eder. Bu yolculuğun sonlarına yaklaşıldıkça özellikle sosyal yaşamın içinde aranan bilgi ve anlam, Erikson’un da ifade ettiği gibi yaşamın son dönemindeki psikososyal krizi içinde gerçekleşir. Bu bağlamda günümüzde yaşlı bireylerin bilgiye erişimi ve sosyal sistemlere katılımında yaşanan eşitsizlik ve ayrımcılıklar; yaşlı bireylerin benlik bütünlüğü sağlamaları beklenen yaşamlarının son dönemlerinde, istiridyelerin içindeki inciyi bulmalarına engel olmaktadır. Dünya tarihinde 1950’li yıllardan 2000’li yıllara kadar farklı yaş gruplarından herkes; endüstri devriminden sonra gerçekleşen üretim, ulaşım, enerji ve ticaretteki değişimlere paralel olarak, ülkelerdeki toplumsal dinamiklerin de değişmesine tanıklık etmiştir. Makinalaşmayla başlayan bu serüven, bilgi teknolojilerindeki yeniliklere kapı aralamıştır ve bilişim devrimini hızlandırmıştır. Teknolojik gelişmeler, yalnızca iletişim alanında telefon, televizyon, bilgisayar ve internet gibi yeniliklerle sınırlı kalmamıştır. Günlük yaşamı kolaylaştıran aletlerden kamusal hizmetlerin dijitalleşmesine kadar geniş bir yelpazede gerçekleşmiştir. Bilgi, dijitalleşmeyle beraber ekran ardına taşınmıştır. Bilgi ve iletişim teknolojisi (BİT) ürünleri hızla artmış ve yaşamın önemli bir parçası haline gelmiştir. Böylece, yaklaşık son elli yılda her yaştan insanın gereksinimleri ve rutinleri değişmiştir. Modern dünyada insan, zamanla yarışmakta ve teknolojik ürünler bu esnada yaşamı kolaylaştırmaktadır. Kamu hizmetleri dijitalleşmekte, sosyal ağlar ve ilişkiler yeni sanal mekanlarda kurulmakta, giyim ve gıda alışverişleri internet tabanlı uygulamalardan yürütülmekte, sağlık ve bakım takibi elektronik cihazlar aracılığıyla dijital bilgiler işlenerek sağlanmaktadır. Nihayetinde gerçek ve sanal mekanlar arası diyalektikte bilginin ve gerçeğin sosyal inşası yeniden yapılanmıştır. Bu yapılanma ise kültürel normlardan bağımsız gerçekleşmemiştir. 2 Sosyokültürel sermayeyle de ilişkili olarak bireyler, dijitalleşmenin sosyal ve kişisel etkilerini farklı şekillerde deneyimlemektedir. Sosyokültürel, sosyoekonomik ve psikososyal bağlamlara etki eden dijitalleşme, doğrudan ya da dolaylı olarak, kişiler arasında yaşanan bir ayrımcılığı daha da görünür hale getirmiştir: yaş ayrımcılığı. Buna bağlı olarak, var olan ayrımcılığın yeni görünümü “yaşa dayalı dijital eşitsizlik” olarak karşımıza çıkmıştır. Dijital eşitsizlik, literatürde üç düzeyde incelenmektedir. Sosyal sorunların pek çoğunun da temelinde var olan bir sosyal sorun olarak sosyoekonomik sorunlar en başta erişim sorunu yaratmaktadır. Bu konuda genellikle gelişmiş ülkeler ile gelişmekte olan ülkeler arasında bir farklılaşmadan söz edilmektedir. Ancak 2000’li yıllardan sonra dijital eşitsizlik araştırmaları, BİT ürünlerinin kullanımı bağlamında da yaşlı bireyler arasında dikkat çeken bir uçurum olduğunu gözlemlemiştir. Erişim sorunu yaşamayan yaşlı bireylerin de kullanımda sorun yaşadıkları ifade edilmektedir. Bu bağlamda bu araştırma, yaşlı bireylerin ikinci düzey dijital eşitsizliğin nasıl gerçekleştiği ve perde arkasında nelerin yaşlı bireyler arasında kullanım farklılıklarına neden olmuş olabileceği sorularından hareketle tasarlanmıştır. Eşitsizlik ve sosyal adaletsizliğin çekirdeğinde olumsuz ön yargılar ve “ayrım” bulunduğundan dijital eşitsizlik, konuyla bağlantılı pek çok sosyal hizmet yaklaşımlarından biri olan ayrımcılık karşıtı sosyal hizmet açısından ele alınmıştır. Çalışma; araştırmayla ilgili genel bilgiler, dijital eşitsizlik ve yaşlanmanın ilişkisini betimleyen kuramsal çerçeve, araştırmanın saha sürecinin ve kullanılan araçların ifade edildiği yöntem, elde edilen verilerin nitel araştırma desenine uygun olarak incelendiği analiz ve nihayetinde dijital eşitsizlik ve ayrımcılıkla ilgili bulgulardan elde edilen sonuçları içermektedir. Yaşlı bireylerin teknolojiye bakış açıları, teknoloji kullanımları ve yapabilirlikleriyle ilgili düşüncelerini yansıtan sonuçlara; yaşlıların insan haklarını korumaya ve gereksinimlerin karşılanmasının kolaylaştırılmasına yönelik; eğitim, erişilebilirlik ve psikososyal destek odaklı öneriler eklenerek çalışma sonlandırılmıştır. 3 1. BÖLÜM: ARAŞTIRMAYLA İLGİLİ GENEL BİLGİLER 1.1. ARAŞTIRMANIN PROBLEMİ Yaşadığımız yüzyılın en önemli gelişmelerinden biri dijitalleşmedir. Dijitalleşme sayesinde geliştirilen teknolojik ürünler ve internet tabanlı uygulamalar, günümüzde her yaştan bireyin fiziksel veya sosyal gereksinimlerini karşılama araçları haline gelmiştir. Ancak yıllardır toplumların dil, kültür, hukuk, norm, yapısal sistemler ve insan ilişkilerine kadar işlemiş olan sosyal eşitsizlikler; dezavantajlı bireylerin bilgi ve iletişim teknolojisi ürünlerini kullanmalarının önünde engel yaratmaktadır. Bu bağlamda dezavantajlı bireylerin maruz kaldıkları ayrımcılık ve eşitsizlik, dijital mekanlarda teknolojik ürünleri kullananlar ve kullanmayanlar (veya kullanamadığını ifade edenler) arasında bir uçurum oluşturmaktadır. Bu uçurum ise “dijital uçurum, dijital bölünme ve dijital eşitsizlik” kavramlarıyla literatürde yer almaktadır. Konuyla ilgili yapılan literatür taraması sonucunda, 1990’lü yıllarda bir şemsiye terim olarak ortaya çıkan dijital eşitsizlik kavramının, sosyal dışlanma ve ayrımcılık odağında şekillenerek yeni teknolojilerin eşitsiz dağılımına odaklandığı ifade edilmektedir (Tuncer, 2021). Bu bağlamda dijital eşitsizlik üç düzeyde ele alınmaktadır. 2000’li yıllara kadar bilgi ve iletişim teknolojilerine fiziksel erişimi olanlar ve olmayanlar arasındaki bölünme birinci düzey dijital bölünme olarak ele alınmıştır. 2000’lerden sonra ise Pippa Norris’in dijital eşitsizliği yeniden tanımlaması, ikinci düzey bir bölünme daha olduğunun anlaşılmasını sağlamıştır. Bu yeni tanım ile Norris; bireyler teknolojiye fiziksel olarak erişim sağlasalar dahi, bireyler arasında “teknolojiyi kullananlar ve kullanamayanlar” şeklinde kutuplaşmış bir eşitsizliğin var olduğunun altını çizmiş, bu durumu “demokratik eşitsizlik” olarak ifade etmiştir (Özutku, 2014). Böylece, bireylerin sosyoekonomik durumlarının, dijital eşitsizlik konusunda yeterince belirleyici olmadığının görülmesiyle, kullanım farklılıklarını ifade eden ikinci düzey dijital bölünme tanımı yapılmıştır. Üçüncü düzey dijital bölünme ise teknolojiden edinilen faydanın farklılaşması konusunda gündeme getirilmiş olup, dijital teknolojileri kullanabilenler arasında teknolojik faydanın dengesizliğini yansıtan bir farklılaşmayı ifade ettiği söylenebilir. Bu çalışmada ele alınan dijital eşitsizlik kavramı, ikinci düzey dijital bölünmedeki (kullanımdaki) eşitsizlikleri ifade eder. 4 Dijital mekanlarda oluşan yeni eşitsizlik türleri (yaşa dayalı dijital eşitsizlik, cinsiyete dayalı dijital eşitsizlik gibi) yeni dijital alt sınıfların oluşmasına neden olmuştur (Ragnedda, 2020). Bu sınıflar, gerçek mekanlarda dijitalleşmeden de önce var olan dezavantajlı birey ve gruplardır. İkinci düzey dijital eşitsizliklere doğrudan ve dolaylı ayrımcılıkla maruz kalan dezavantajlı gruplardan biri de yaşlı bireylerdir. Geçmişten günümüze toplumların yaşlılık algısının değişmesiyle modern toplumlarda yaşlılığa bakış açısı geleneksel toplumdaki bilge niteliğinden farklı bir anlayışa dönüşmüştür (Bulduk, 2014; akt.: Ağır, 2019). Modern toplumda yaşlı bireyler genellikle güçsüz, yapabilirlikleri kısıtlı, edilgen olması beklenen veya başkasına bağımlı kimseler olarak algılanmaktadır. Sınırlarını kimin koyduğu ve hangi yaş olduğu tam olarak belli olmayan “belli bir yaştan sonra”, kişilerin kendileri ve toplum tarafından yaşlı bireylerle ilgili genellemeler yapılarak, yaşlı bireylerin öznel potansiyelleri yok sayılmaktadır. Ancak yaşlı bireylerin bağımsız ve aktif yaşlanmalarına engel olabilecek bir sağlık sorunları olmadığı sürece, yaşlı bireylerin yapabilirlikleri sanılanın aksine daha geniş bir yelpazeye sahiptir. Her yaşta olduğu gibi yaşlılık döneminde de sergilenen bireysel tutumlar, belirli bir zaman ve kültürde gelişen davranışlar içinde oluşmaktadır (Ersözlü & Aydemir, 2021). Bu bağlamda bir kültür içinde oluşan, doğrudan veya dolaylı yollarla süregelen yaş ayrımcılığı; hem bir başkasından yardım almadan bilgi ve iletişim teknolojilerini kullanmaları konusunda yaşlı bireylerin olumsuz tutumlar geliştirmelerine hem de yaşlı bireylere yönelik olumsuz tutum söylem ve davranışların artmasına neden olmaktadır. Konuya ilişkin kaynaklar incelendiğinde sosyal olarak inşa edilen yaşlılık tanımlamasının maruz kalınan ayrımcılıklar üzerinden yaşlı bireylerin sosyal izolasyon yaşamalarında etkili olduğu görülmektedir (Çilingiroğlu ve Demirel, 2004; akt.; Işık, 2020). Bu bağlamda; kişisel ve sosyal gereksinimlerin karşılanması ve temel insan haklarının korunması için yalnız yaşayan yaşlı bireylerin dijital eşitsizlik deneyimlerinin açığa çıkarılarak ayrımcılıkla mücadele edilmesi gerekmektedir. Sosyal hizmet açısından dijital eşitsizlik karşıtı duruş; ayrımcılık karşıtı sosyal hizmet perspektifinden, var olan eşitsizliklerin hangi alanlarda nasıl deneyimlendiğinin ve ne tür ayrımcı tutum ve davranışların eşitsizliğe zemin hazırladığının anlaşılmasını içermektedir. 5 Yaşa dayalı dijital eşitsizlik konusu daha ayrıntılı biçimde ele alındığında; bilgi ve iletişim teknolojisi ürünlerinin, günümüzde kişisel ve sosyal sistemlerin sağlıklı şekilde devamlılığını sağlayıcı araçlar olduğu görülmektedir. Bu teknolojik araçlar mikro bağlamda çevresi içinde bireyin psikososyal iyilik halini etkilemekte; makro bağlamda ise eğitim, sağlık, e-devlet, bankacılık, giyim ve gıda alışverişi gibi hizmet sunumlarında kullanılan bir araç olarak toplumsal düzeni etkilemektedir. Hizmet sunumlarında dijital eşitsizlik, yaşlılık dönemi özelinde ele alındığında yaşlı bireylerin modern dünyaya uyum sağlamaları teknolojik gelişmelerden bağımsız düşünülemez. Örneğin mobil bankacılık hizmetleri ve telekomünikasyon hizmetleri bağlamında bir yaşlının hızlı ve kolay biçimde fatura ödemek için internet bağlantısı olan bir akıllı telefon sahibi olması gerektiği kadar akıllı telefonu kullanabiliyor olması da gerekmektedir. Diğer yandan internetin yetişkinler ve yaşlı bireyler için yeni bir toplumsallaşma aracı olarak kullanılması, bireylerin sosyal yaşamına önemli bir fayda sağlamaktadır (Tuncer, 2021). Bireylerin sosyal yaşamla uyum içinde yaşamlarını sürdürmeleri temel bir insan hakkıdır. Bu nedenle yalnız yaşayan yaşlı bireylerin yaşamlarını idame ettirmeleri için gereken elektronik hizmetlerden yararlanma ve sosyalizasyon sürecinde, bilgi ve iletişim teknolojisi ürünlerini kullanım durumlarını, teknolojiye entegrasyon sürecinde ne tür zorluklar yaşadıklarını ve dijital eşitsizliği nasıl deneyimlediklerini ayrımcılık karşıtı perspektiften gündeme getirilmesi ve dijitalleşen dünyada yaşlı bireylerin insan haklarını korunması, günümüzde sosyal hizmetin önemli çalışma alanlarından biri haline gelmiştir. Sonuç olarak bu araştırmanın problemi dijital eşitsizliklerin; yalnız yaşayan yaşlı bireylerin teknoloji kullanımı bağlamında ayrımcılık karşıtı sosyal hizmet teori ve uygulamaları perspektifinden ele alınmamış olması ve ayrımcılık temelli sürdürülmeye devam etmesidir. 1.2. ARAŞTIRMANIN AMACI Bu araştırmanın amacı; yalnız yaşayan yaşlı bireylerin dijital eşitsizlik deneyimlerini yaşlı bireylerin bilgi ve iletişim teknolojisi ürünlerini kullanımları bağlamında ortaya koyarak, dijital eşitsizlik ve ayrımcılık sorunlarına ayrımcılık karşıtı sosyal hizmet 6 kuram ve uygulamaları çerçevesinde çözüm önerileri geliştirmektir. Araştırmanın temel amacı doğrultusunda oluşturulan araştırma soruları şunlardır: Yalnız yaşayan yaşlı bireylerin;  Sosyo-demografik özellikleri nelerdir?  Teknolojiyi kullandıkları/ kullanmaya gereksinim duydukları alanlar nelerdir?  Bilgi ve iletişim teknolojisi ürünlerini kullanımları nasıldır?  Teknoloji kullanmaya gereksinim duyduklarında/ kullanmak istediklerinde uğradıkları eşitsizlikler nelerdir?  Dijital eşitsizliğe ilişkin deneyimleri nasıldır?  Dijital becerilerini geliştirilmesiyle ilgili düşünceleri nelerdir? 1.3. ARAŞTIRMANIN ÖNEMİ Bu çalışma; yalnız yaşayan yaşlı bireylerin dijital eşitsizlik deneyimlerini dijitalleşme, yaş ayrımcılığı ve yaşlı bireylerin BİT kullanımı çerçevesinde ayrımcılık karşıtı sosyal hizmet perspektifinden ele alacak olması ile diğer çalışmalardan ayrılmaktadır. Bu araştırma kapsamında ortaya çıkan bulguların sosyal hizmet bilgisi ışığında değerlendirilmesinin; gelecek yıllarda yeni bir alan olması öngörülen “dijital sosyal hizmetin” çalışma alanlarına katkı sunacak olması bakımından önemli görülmektedir. Bunun yanı sıra bu çalışmanın yaşlılık alanında sosyal politikalar geliştirilmesine, yeni hizmetler sunulmasına ve var olan hizmetlerin geliştirilmesine de katkı sağlayabilecek olması bakımından bu araştırmanın önemli olduğu düşünülmektedir. Bir başka açıdan bu çalışmanın yaşlı bireylerin dijital okuryazarlığa teşvik edilmesi konusunda hâlihazırda yürütülen ve gelecekte yürütülmek üzere tasarlanacak olan projelere bilimsel bir kaynak oluşturacak olması bu araştırmanın bir başka önemini oluşturmaktadır. 1.4. ARAŞTIRMANIN SINIRLILIKLARI Bu araştırma kapsamında öznelerle görüşmelerin cinsiyet bağlamında sayıca dengesi gözetilerek gerçekleştirilmesi planlanmıştır. Ancak son TÜİK verileri incelendiğinde Türkiye’de yalnız yaşayan yaşlı bireylerden erkeklerin %25,3 ile azınlık durumunda 7 olduğu görülmüş, buna bağlı olarak veri toplama sürecinde yeterince erkek özneye ulaşılamamıştır. 1.5. ARAŞTIRMAYA İLİŞKİN TANIMLAR  Yaşlı Birey: Türkiye’deki yalnız yaşamakta olan 60 yaş üstü kadın ve erkek bireylerdir.  Dijital Eşitsizlik: Türkiye’deki yalnız yaşamakta olan yaşlı bireylerin, bilgi ve iletişim teknolojisi ürünlerini kullanmaları konusunda ve dijital becerilerini geliştirmeleri bağlamında karşılaştıkları toplumsal ve yapısal engellerdir.  Ayrımcılık: Türkiye’deki yalnız yaşamakta olan yaşlı bireylerin doğrudan ya da dolaylı olarak deneyimledikleri tutum, davranış, politika ve uygulamalardır. Ayrımcılık karşıtı sosyal hizmet kuram ve uygulamalarıyla açıklanır.  Ayrımcılık Karşıtı Sosyal Hizmet: Türkiye’deki yalnız yaşamakta olan yaşlı bireylerin dijital eşitsizlik deneyimlerinin ele alınacağı kuram ve uygulamaları ifade eder.  Bilgi ve İletişim Teknolojisi Ürünleri: Türkiye’deki yalnız yaşamakta olan yaşlı bireylerin fiziksel ve sosyal yaşam alanlarında kullandıkları veya kullanmaya gereksinim duydukları; akıllı telefonlar ve mobil uygulamalar (internet, görüntülü görüşme sağlayan uygulamalar, telekomünikasyon hizmetleri, sosyal ağlara erişim sağlayan mobil uygulamalar, mobil bankacılık hizmetleri, e-devlet uygulamaları ile çevrimiçi gıda ve giyim alışverişini sağlayan uygulamalar), bankamatik cihazları, günlük yaşamı kolaylaştıran mutfak ve banyolardaki dijital ekranlı ev aletleri, televizyon ve radyo gibi kitle iletişim araçları ve bilgisayarları ifade eder. 8 2. BÖLÜM: KURAMSAL ÇERÇEVE 2.1. DİJİTALLEŞEN DÜNYADA BİLGİ VE İLETİŞİM 2.1.1. Bilgi Toplumunun Oluşumu ve Dijitalleşme İnsanlık tarihi boyunca farklı toplumsal gelişim süreçlerinden geçen toplumlar, yaşam biçimlerini daima yaşanılan dönemin ihtiyaç ve koşullarına göre şekillendirmiştir. Örneğin; “toplum 1.0” olarak ifade edilen avcı ve toplayıcı toplum düzeninde temel amaç, doğayla mücadele ederek insanın hayatta kalmasıdır ve dolayısıyla o dönemde insan-insan veya insan-doğa etkileşimlerinden elde edilen bilgi, bu amacı gerçekleştirmeye yönelik olarak kullanılmıştır. İnsanlığın yerleşik yaşam düzenine geçmesi ve tarımın başlaması ile birlikte başlayan süreci ifade eden yeni toplum düzeninde (toplum 2.0) ise tarımsal faaliyetlerin sürdürülmesi için gereksinim duyulan bilginin elde edilmesi ve kullanılması önemli hale gelmiştir. Öyle ki, insan bu süreçte bilginin ne denli bir güç olduğunu anladıkça elde ettiği bilgiyi yalnızca toprağı işlemek ve ürün elde etmek için kullanmakla kalmamış, aynı zamanda feodal bir düzen kurarak toplumsal sınıfların oluşmasına yol açmıştır. Böylece bilginin kullanımı; hayatta kalmak, beslenmek veya barınmak gibi temel ihtiyaçların karşılanması ekseninden çıkarak birey ve grupların farklılıklarını etkileyen bir boyuta ulaşmıştır. Bir başka deyişle bilgiye erişimin ve bilginin kullanımının yarattığı toplumsal gelişmeler; cinsiyet, yaş, din, sosyal statü ve mülkiyet gibi kavramlarla bağlantılı olarak toplumsal kesimlere yayılmıştır. Böylece bilginin elde edilmesi ve kullanımı daha geniş bir anlam kazanmıştır. 17. ve 18. yüzyıllara gelindiğinde Aydınlanma Çağı, Rönesans, reform hareketleri ve sonrasında gerçekleşen sanayi devrimini kapsayan dönemde öne çıkan aklın ve bilginin gücü, pek çok alanda bilimsel çalışmaların zeminini hazırlamıştır. Aklın ve bilginin kullanımındaki özgürleşme sayesinde sosyal bilimlerde yeni perspektifler oluşmaya başlamıştır. Elde edilen sosyolojik ve felsefi bilgi birikiminin de katkısıyla bu özgürleşme, feodaliteyi yıkarak yeni bir toplumsal düzeni (toplum 3.0) ortaya çıkarmıştır. Ancak feodal sistemdeki sınıflı yapı, sanayi devrimi sonrasında da var olmaya devam etmiştir. 9 Sanayileşme, kişisel veya sosyal farklılıkların ve eşitsizliklerin daha görünür hale geldiği yeni bir toplumsal yapı sunmuştur. Yaşanılan bölgelerde yer alan sanayi merkezlerinin giderek cazibe merkezi haline gelmesi, kırdan kente göçlerin artmasına yol açarak kentleşme sürecini hızlandırmıştır. Bu süreçte özellikle kadınlar ve çocukların, insanlık dışı olumsuz koşulları bulunan yeni çalışma hayatındaki varlığı söz konusu olmuş ve aile yapısı değişmeye başlamıştır. İstihdam fırsatı bulunan sanayi şehirlerinde yaşayan ailelerdeki yaşlı bireyler ise sosyal işlevselliği bulunmayan birer “bakım yükü öznesi” olarak görülmeye başlanmıştır. Dolayısıyla zorlu çalışma koşullarına bağlı olarak değişen birey, aile ve toplumun yeni yaşam düzeninde yeni sosyal sorunlar oluşmuştur. Bu bağlamda 20. yüzyıla kadar bilgi ve teknoloji; doğa bilimlerinden sosyal bilimlere kadar her alanda sorunların çözümüne ve her türlü gereksinimi karşılamaya yönelik olarak, dünyayı ve insanı tanıma yolunda sürekli değişen ve hızla gelişen bir hale gelmiştir. 20. yüzyılın son çeyreğine gelindiğinde ise yaşanan teknolojik ve toplumsal gelişmeler; bilgi üretimi, bilgi paylaşımı ve bilgiye erişim gibi kavramların önemini açığa çıkararak “bilgi toplumunu (toplum 4.0)” yaratmıştır. Küresel ölçekte, bilgi ve iletişimin yaşamın her alanında önemli olduğu anlaşılmıştır ve beyin gücünün değeri artmıştır. Bilginin geniş alanlara yayılmasının geçmişe nazaran daha kolay hale gelmesiyle bilgi toplumu; sosyal etkileşim sistemlerinde yeni alt sistemlerin oluşumu, teknolojik yapabilirliklerin gelişmesi, küreselleşmenin hızlanması, modernleşme, bireyselleşme, rekabet ve niteliksel farklılaşma gibi gelişmeler ile karakterize olmuştur. Günümüzde bilgi toplumu; bilginin önemli bir güç kaynağı ve rekabet aracı haline geldiği, öğrenme pratiklerine daha fazla önem verildiği, teknolojik değişimlerin sıkça yaşandığı, sosyoekonomik ve sosyo-kültürel faaliyetleri de bünyesine dahil eden bir toplumsal yapılanma olarak görülmektedir (Ercan, 2021). 1950’li yıllarda başladığı kabul edilen ve zamanla daha fazla etkileşimli hale gelen sosyo-ekonomik faaliyetlere sayısal iletişim ağlarının (dijital ağların) katılımıyla ve bu ağların yoğun kullanımıyla her türlü teknolojinin üretildiği bu çağa “bilgi toplumu çağı” adı verilmiştir (Türkiye Bilimsel ve Teknik Araştırma Kurumu, 2002; akt.: Ünal, 2009). Dolayısıyla bilgi toplumunun gelişimi dijital ağlar, dijitalleşme ve dijital dönüşüm ile paralel ilerlemiştir. 10 Dijitalleşme, teknik ve genel bir tabirle “bilginin dijital ortama aktarılması” olarak tanımlanabilir. Söz konusu kavramın daha açık bir şekilde anlaşılması bakımından temelleri incelendiğinde dijitalleşmenin “analog bilgilerin sıfır ve bir sayılarıyla kodlanarak sayısallaştırılması ve bilgisayarlara aktarılması” anlamına geldiği ve bu nedenle alanyazında “sayısallaştırma” kavramına dayandığı görülmüştür (Gencer & Aktan, 2021). Davidson ve arkadaşları (2016; akt.: Göçoğlu, 2020), söz konusu dijitalleşme sürecinin dört farklı dalga halinde yayıldığının altını çizerek bu dalgaları; 80’li yıllarda bilgisayarların toplumla tanıştırılması, 90’lı yıllarda internet ve bilgisayar kullanımının yaygınlaşması ve bilgiye erişimin kolaylaşması, daha sonra mobil internet kullanımının yayılması ile internete bağlanmanın mekânsal sınırlarının kaldırılması ve son olarak internetin insan harici araçlar, akıllı cihazlar ve nesneler tarafından kullanılmaya başlanması şeklinde sıralamışlardır (Davidson vd., 2016; akt.: Göçoğlu, 2020). Dijital dönüşüm ise; TÜBİTAK-BİLGEM tarafından oluşturulmuş olan Dijital Akademi adlı portalda “Hızla gelişen bilgi ve iletişim teknolojilerinin sunduğu imkânlar ve değişen toplumsal ihtiyaçlar doğrultusunda organizasyonların, daha etkin hizmet vermek ve faydalanıcı memnuniyeti sağlamak üzere; insan, iş süreçleri ve teknoloji unsurlarında gerçekleştirdiği bütüncül dönüşüm” olarak tanımlanmaktadır (Arı, 2021). Bunun yanı sıra Frankiewicz ve Chamorro-Premuzic’in (2020) dijital dönüşüm kavramını tanımlarken, dijital dönüşümün salt bir teknolojik dönüşümden ziyade beceri ve kapasite odağında olduğunu ifade ederek dijital dönüşüm sürecinde insan öncelikli düşünmeye ve sosyal becerilerin dikkate alınmasına vurgu yaptıkları görülmüştür (akt.: Arı, 2021). Bu nedenle bilginin elde edilmesi, işlenmesi, paylaşılması ve pratikte kullanılmasını kapsayan dijital dönüşüm süreci; mikro (birey), mezzo (grup) ve makro (toplum) etkileşim ağlarına yayılan çok boyutlu ve multidisipliner bir sürece karşılık gelmektedir. Sonuç olarak bilginin geçmişten günümüze gelen yolculuğunda gelişen ve insanların hayatında giderek daha fazla yer edinen bilgi ve iletişim teknolojileri; sağlık, eğitim, tarım, sanayi, günlük hayat ve ticaret gibi pek çok alanda yaşamın kaçınılmaz bir parçası olmuştur (Ercan, 2021). 11 2.1.2. Dijital Dönüşüm Sürecinde Bireylerin Bilgi ve İletişim Teknolojisi (BIT) Ürünleri ile İlişkisi Enformatik, bir diğer adıyla bilişim, “bir bilimsel dayanağı olan ve herhangi bir alanda kullanılan bilginin elektronik makineler aracılığıyla işlenmesi bilimi” anlamına gelmektedir (Türk Dil Kurumu, 2022). Ezcümle “sayısallaşma” anlamına gelen “dijital” kavramı ise toplumların teknolojik ve sosyoekonomik çalışma alanları başta olmak üzere günlük yaşam aktivitelerinin sürdürüldüğü çoğu alanda fiziksel ve ilişkisel değişimlere karşılık gelen bir terimdir. Bu terim, son zamanlarda bireylerin biyopsikososyal ve kültürel değer sistemlerinde önemli değişimlerin yaşanmasına neden olan bir sürecin ifadesi olarak da gündeme gelmektedir. Süreci tarihsel açıdan ele alan Çöklü ve Güngör (2021); sayılar ve harflerin, ikili sistemde kodlanmasıyla iletişim dilinin ikili sisteme dönüştüğünü (iletişimin dijitalleştiğini) ve dijital çağa bu şekilde girildiğini ifade etmektedir (Çöklü & Güngör, 2021). Öyleyse dijital enformatik, bilgi ve iletişim teknolojisi ürünleri (elektronik aletler) aracılığıyla bilginin işlenmesi, farklı ortamlara aktarılması ve bir dizi yaşamsal bağlamın (kişisel, sosyal, kültürel, ekonomik, psikolojik vb.) temeli olan iletişimin sağlanması süreçlerini kapsamaktadır. Gencer ve Aktan (2021) bu durumu; ”Bilgilerin sayısallaştırılması, kâğıtlardaki ve diğer ortamlardaki bilgilerin dijital ortama aktarılması yanında rollerin, ilişkilerin, stratejilerin ve süreçlerin dijitalleşmesi ile ortaya çıkan durum, dijital dönüşümdür” ifadesiyle tanımlamaktadır (Gencer & Aktan, 2021). Dijital dönüşüm sürecinde her aşamada bir çok geleneksel mekanizmanın dönüştüğünü ifade eden Lupton’un (2017) bu görüşüne ek olarak Özcan ve Keskin (2020); içinde internet, yapay zeka ve robotların yer aldığı sayısallaşma dinamiğini yansıtan dijital dönüşümün; birey ve toplum öznelerinin kendini yeniden inşa etme araçlarını farklılaştırması yönüyle, yaşamı köklü bir şekilde etkilediğini ifade etmektedir (Özcan & Keskin, 2020). Castells’e göre (2008); ”Bu süreçte telekomünikasyon sistemleri, bilgisayar teknolojileri, yazılım alanları (yapay zeka vb.), kamuda uygulama ve hizmet kullanımı alanları, elektronik ticaret, sosyal ağlar, bloglar, portallar ve kütüphaneler gibi birçok alanda dönüşüm gerçekleşmiştir.” (Castells, 2008). Dolayısıyla bireylerin kendilerini yeniden inşa etme araçları, kamusal hizmet ve uygulamalarla eşgüdümlü bir biçimde farklılaşmıştır. Benzer şekilde, bu farklılaşmadan etkilenen birey ve toplumlar 12 da değişimi çeşitli düzeylerde deneyimlemiştir. Örneğin yeni toplumsal düzende bireyler kişisel, ilişkisel ve kamusal varoluşlarını yeniden inşa ederken, sosyal adaletin gelişmeye açık olduğu toplumlarda dezavantajlı bireyler ile dezavantajlı olmayan bireyler arasındaki makas daha fazla açılmıştır. Buna rağmen; her mevsim doğanın kendini yeniden var etmesi gibi; her yaştan birey, yaşadığı günün gereksinimlerini değişen dünyayla uyum içerisinde ve öznesi olduğu toplumun koşulları çerçevesinde, yaşadığı günün araçları ile karşılamaktadır. Bu araçlar dijitalleşen bilgi toplumlarında BİT ürünleri olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu ürünler kısaca kamusal hizmetlerde kullanılan uygulamalar ve araçlar, kitle iletişim araçları ve günlük yaşamı kolaylaştıran araçlar olmak üzere üç bağlamda Tablo 1.’de ifade edildiği şekilde sınıflandırılabilir. Tablo 1. Bireylerin Kullanmaya Gereksinim Duyabilecekleri BİT Ürünleri Temel Kamusal Hizmetlerin Dijitalleşmesi Bağlamında  E-devlet, e-nabız, merkezi hekim randevu sistemi (MHRS) ve mobil bankacılık uygulamaları gibi internet kullanımı gerektiren uygulamalar,  Bankamatikler (ATM’ler) veya şehir içi ulaşım kartlarına dolum yapılmasını sağlayan smart banko/mini banko gibi kamusal elektronik aletler. Kitle İletişim Araçları ve Sosyal Etkileşim Ağları Bağlamında  İnternet erişimi olan cihazlar, sosyal medya uygulamaları, akıllı telefon, televizyon, tablet veya bilgisayarlar. Günlük Yaşamı Kolaylaştıran Teknolojik Ürünler ve Uygulamalar Bağlamında  Çevrim içi gıda ve giyim alışverişi uygulamaları,  Mutfak ve banyo gibi yaşam alanlarında kullanılan makine ve robotlar. BİT ürünleri, bireylerin günlük yaşamlarında biyopsikososyal gereksinimlerini karşılamalarının bir aracı olabileceği gibi toplumsal gelişmelere de aracılık edebilir. Bu 13 açıdan BİT ürünlerinin kullanım frekansının, toplumların gelişmişlik göstergesi olduğu söylenebilir. Toplum 4.0 konusunda çalışmalar yapan K. Schwab’a göre, ülkeler için ilerlemenin başlıca ölçütü inovasyonu kucaklama derecesidir (Schwab, 2017; akt.: Altınışık, 2017). Dijital inovasyon temelli toplumsal gelişme; bilginin toplumun teknolojik, ekonomik, sosyo-kültürel, siyasal ve sosyal her sisteminde hâkim değer olarak görülmesi ile ilişkilidir. Bu tür bir toplumsal gelişme, bilginin topluma hakim kılınmasına aracılık eden başlıca unsur olarak BİT ürünlerinin kullanılmasının sağladığı değişimi anlatan çok boyutlu toplumsal bir olgudur (Yeşilorman & Koç, 2014). Ne var ki dezavantajlı bireyler dijital çağın gelişmelerinden yeterince yararlanamamakta, günlük yaşamdaki temel gereksinimleri karşılama noktasına kadar bireylerin hayatına nüfuz ederek bir insan hakkı meselesi haline gelen dijital inovasyonu eşit şekilde kucaklayamamaktadır. Örneğin sosyoekonomik açıdan yoksul bireyler, engelliler, eğitimde fırsat eşitsizliği bağlamında çocuklar, eğitimde ve istihdamdaki fırsat eşitsizlikleri ve toplumsal cinsiyet eşitsizliği bağlamında kadınlar ile doğrudan ya da dolaylı yaş ayrımcılığı bağlamında yaşlı bireyler BİT ürünlerine erişim ve bu ürünlerin kullanımı bakımından dijital eşitsizliğe maruz kalmaktadır. Öte yandan BİT’in kişisel ya da sosyal avantajları olmasının yanı sıra; internet bağımlılığı, siyasal bir tahakküm aracı olma riski, özel hayatın gizliliğinin korunamaması ve çevrim içi çocuk ihmal ve istismarına açık kapı bırakma tehlikesi de bulunmaktadır. Bu bağlamda BİT ürünlerinin kullanımı sosyal hizmet perspektifinden ele alınması gereken bir konudur. Birleşmiş Milletler’in (ACC, 1997; akt.: Öztürk, 2005) farklı ülkelerde bireylerin bilgi ve iletişim teknolojisi ürünlerine erişimi ve kullanımı bakımından giderek artan bir eşitsizliğin var olduğunu ve “bilgi yoksulluğu” olarak adlandırılan yeni bir yoksulluk türünün ortaya çıktığını saptamasının, yaşanan eşitsizliğin önemini vurguladığını ifade eden Öztürk (2005); benzer şekilde 1994 yılında Avrupa Konseyi’ne sunulan bir raporda BİT ürünlerine erişimi olanlar ve olmayanlar şeklinde iki uçlu bir toplum oluşmasının önemli bir tehlike olduğu konusuna da değinmiştir (Telekomünikasyon Kurumu, 2002; akt.: Öztürk, 2005). Bu bağlamda ekonomik, teknolojik, sosyal, kişisel veya kişiler arası her türlü enformasyon; bir güç kaynağı olarak BİT ürünlerine sahip olmakla ilişkilendirilmiştir. Bir başka deyişle bilgi zamanla metalaşmıştır ve BİT ürünlerine erişimi olan varsılların bir güç kaynağı haline gelmiştir. Diğer yandan BİT 14 ürünlerine erişimi olmayan yoksullar (bilgi yoksulları) ise bu yeni güç kaynağından mahrum kalmıştır. Varsıllar ve yoksullar arasında oluşan bu dijital uçurum 2000’li yıllara kadar sosyoekonomik temele dayandırılarak ele alınmıştır. Fakat 2000’li yılların başından günümüze kadar bilgi ve iletişim teknolojilerindeki hızlı gelişmeler, bireylerin BİT ürünleri ile ilişkisinin yalnızca sosyoekonomik bağlamda olmadığını; psikososyal ve kültürel koşullar, toplumsal normlar, diskurlar, doğrudan veya dolaylı ayrımcılık ve dezavantajlılık gibi etmenlerin de bireylerin BİT ürünleri ile ilişkisinde etkili olduğunu göstermiştir. Günümüzde bilgiye erişimde ve bilginin kullanımında yaşanan eşitsizliklerin en önemli sebeplerinden biri, bireylerin gerçek dünyada yaşadıkları dezavantajlılığın dijital veya sanal dünyada da sınırlılıklar oluşturması ve ağlara dayalı yeni dünya düzeninde geleneksel eşitsizliklerin yeniden üretilmesidir. Nitekim, Castells’in 2004 yılında öne sürdüğü “ağ toplumu” nosyonu, gerçek dünyanın BİT ürünleri aracılığıyla ağlara dayalı olarak yeniden inşa edilmesini ve yeni bir dijital dünya yaratılmasını tasvir eden bir kavramdır. Ağ toplumu düşüncesine göre, bilginin işlendiği ve paylaşıldığı ortamlar olan ağların genişliği ve kullanımı toplumların küreselleşen dünyadaki yeni konumlarının da belirleyicisi olacaktır (Castells, 1996; akt.: Bozkurt, Hamutoğlu, Kaban, Taşçı, & Aykul, 2021). Bu bağlamda toplumlarda var olan eşitsizliklerin yeni dijital dünya düzenindeki izdüşümü ve dezavantajlı bireylerin BİT ürünleri ile ilişkisi; sosyal hizmet disiplininin ayrımcılık karşıtı yaklaşımı ve dijital eşitsizlikler odağında ele alınmalıdır. Çünkü sosyal adaletin ağ toplumlarında sağlanması, günümüzün ve geleceğin en temel insan hakları meselelerinden biridir. 2.2. TOPLUMSAL EŞİTSİZLİKLERİN YENİ GÖRÜNÜMÜ: DİJİTAL EŞİTSİZLİK Günümüzde mal hizmet ve bilgi üretiminden eğitim, sağlık, istihdam, iletişim ve sosyalizasyona kadar pek çok faaliyet elektronik ağlar üzerinden yürütülmektedir. Bu ağların temel araçları ise BİT ürünleridir. Fakat gelişmekte olan toplumlarda dezavantajlı bireyler tarafından BİT ürünlerine eşit şekilde erişilememekte, erişilse dahi bu ürünlerin kullanımında dezavantajlılara yönelik ayrımcılık nedeniyle bir uçurum oluşmaktadır. Bunun yanı sıra benzer bir durum gelişmiş toplumlarda da yaşanmakta; 15 erişim bir sorun olarak görülmediğinde bile BİT ürünlerinin kullanımı ve dijitalleşmeyle sağlanan fayda bağlamında, farklılıkları yönünden ayrımcılığa maruz kalan dezavantajlı bireyler açısından bir eşitsizlik bulunmaktadır. BİT ürünlerine erişim ve kullanım bağlamında bireysel farklılaşma dijital bölünmeyi artırmaktadır (Karaman, 2021). Başka bir deyişle; gelişmiş ya da gelişmekte olan bir toplumda yer alan yaşlı, engelli, kadın, çocuk, yoksul veya göçmen gibi dezavantajlı birey ve gruplar, kendi farklılıkları yönünden ayrımcı tutum ve davranışlara maruz kalabilmektedir ve bu durum dijital etkileşim kanallarını kullanma konusunda toplumdaki mevcut bölünmeleri (var olan toplumsal eşitsizlikleri) derinleştirme tehlikesine sahiptir. Cinsiyet, yaş, eğitim, etnisite ve sosyodemografik durum gibi geleneksel eşitsizlikleri şekillendiren faktörler, dijital eşitsizliğin zeminini hazırlamakta ve yeni bir eşitsizlik biçimini doğurmaktadır (Özsoy, 2020). Üstelik dezavantajlı bireylerin sosyal, siyasal veya ekonomik her türlü temel insan haklarını gerçekleştirmek bakımından deneyimlediği eşitsizlikler, dijital dönüşüm ile beraber farklı şekillerde görünür olmaya başlamıştır. Deneyimlenen eşitsizliklerin dijital ortamlara ve araçlara yansımasıyla yeni bir kavram ortaya çıkmıştır: dijital eşitsizlik… Dijital bölünme, dijital tabakalaşma, dijital uçurum ya da en genel tabirle dijital eşitsizlik olarak adlandırılan bu yeni oluşumda temel sorun, bu uçurumun diğer eşitsizliklere göre daha derin ve daha geniş bir alanı kapsaması ve mevcut eşitsizlikleri çok daha fazla derinleştirebilmesidir. Bu yönüyle dijital eşitsizlik diğer eşitsizliklerden ayrılmaktadır (Öztürk, 2005). Dijital bölünme kavramı, telefon, bilgisayar ve internet gibi yeni teknolojiler ile BİT sahipliğinin yarattığı ekonomik sosyal ve insan haklarıyla ilgili bir kavramdır (Karslı & Gündüz, 2002). Literatürde yer alan bilgilere göre bu kavramın kullanılmaya başlanması 1990’lı yılların ortalarına dayanmaktadır. 1990’lardan 2000’lere kadar ana tartışmanın BİT sahipliği çerçevesinde gerçekleştiği söylenebilir. Ancak 2001 yılına gelindiğinde, OECD’nin dijital bölünmeyi “farklı sosyoekonomik düzeylerden bireylerin, hane halklarının, işletmelerin ve coğrafi bölgelerin BİT’e erişim imkânı ve internet kullanımına ilişkin yaşadığı eşitsizliğe yer veren geniş bir yelpazeyi kapsamaktadır.” şeklinde tanımladığı görülmektedir (OECD, Understanding Digital Divide, 2001). Buradan yola çıkılarak 2000’li yıllarda BİT’in kullanımı konusuna dikkat çekilmeye başlandığı anlaşılmaktadır. 16 Literatürde BİT ürünlerinin kullanımındaki farklılaşmaya atıf yapılması, gelecekte yaşanabilecek sosyal sorunların da altını çizmektedir. BİT ürünlerine eşit şartlarda ve eşit derecede sahip olamama durumu, hem bireyler hem de ülkeler açısından ekonomik bir eşitsizlik meydana getirmektedir. Aynı zamanda BİT ürünlerini kullanım becerisine sahip olamamak da eğitsel ve kültürel bir eşitsizliğin varlığını ortaya koymaktadır. Bilgi ve iletişim teknolojilerindeki ilerlemelerin dijital beceri ve kullanım yönünden dengesiz dağılımının, eşitsizliği artıran bir etmen olduğu düşünülmektedir (OECD, 2011). Toplumsal eşitsizliklerin neden olduğu dijital bölünme, bireylerin eşitsizliklerle ilişkisi açısından ele alındığında Massimo Ragnedda (2020); geleneksel eşitsizliklerin insan haklarını, kaynakları ve fırsatları etkilediğini, iyilik hali farklılıkları yarattığını ve modern toplumlarda toplumsal yapıya gömülü halde bulunduğunu ifade etmektedir (Ragnedda, 2020). Eşitsizlikler ülke bazında incelendiğinde ise dijital bölünme türlerinin beş gruba ayrıldığı görülmektedir: Tablo 2. Dijital Bölünme Türleri Avantajlı Dezavantajlı Zengin Yoksul Kentsel Kırsal Genç Yaşlı Erkek Kadın Etnik köken bakımından dijital bölünme. Kaynak: (Hüsnüoğlu & Öztürk, 2017). Buradan edinilen bilgiler ışığında ve bu konuda yapılan araştırmalar referans alınarak söylenebilir ki dijital eşitsizlik; sosyoekonomik durumu iyi olmayan, şehir hayatından uzak, yaşlı, kadın ve farklı etnik kökene sahip bireylerin yaşamını olumsuz etkilemektedir. BİT ürünlerine erişim bakımından bu çıkarım yapılabilir. Fakat 2000’li yılların başında gündeme gelen yeni bir tartışma konusu daha bulunmaktadır: BIT ürünlerinin kullanımı bağlamında oluşan dijital eşitsizlik. 17 Örneğin Tablo 2.’deki avantajlı ve dezavantajlı gruplar çapraz değerlendirildiğinde iyi düzeyde sosyoekonomik durumu olan bir kadının, eşit gelir seviyesine sahip bir erkek akranına kıyasla BİT kullanımında çekimser davrandığı toplumumuzda zaman zaman görünür olmaktadır. Böyle bir durum ise toplumsal cinsiyet eşitsizliğine dayalı söylemler ile ilişkilendirilebilir. Dolayısıyla dijital eşitsizlik kavramı; sosyal hizmet, yaş ayrımcılığı ve toplumsal cinsiyet gibi kavramlar ile oldukça bağlantılıdır. Dezavantajlı bireylerin günlük yaşam deneyimlerine nüfuz etmiştir. Bu nedenle bireylerin dijital eşitsizliği deneyimleme biçimleri ayrımcılık karşıtı bir bakış açısı ve “çevresi içinde birey” yaklaşımıyla bütüncül biçimde değerlendirilmelidir. Fakat konuyu derinlemesine ele almadan önce dijital eşitsizliğin tanımlanmasında farklı yaklaşımları ve dijital eşitliksizlik düzeylerinin neler olduğunu dikkate almak gerekir. 2.2.1. Dijital Eşitsizliğin Tanımlanmasında Farklı Yaklaşımlar ve Dijital Eşitsizlik Düzeyleri Dünyada bilgi ve iletişim teknolojisi ürünlerinin yaşamın bir parçası halini almaya başladığı 1970 ve 1980’li yıllarda telefon, televizyon ve radyo gibi kitle iletişim araçlarının farklı ülkelerde eşit şekilde kullanılmaması, sosyal bilimlerde yeni bir tartışma konusunun doğmasına neden olmuştur. 1990’lı yıllarda bilgisayar ve internetin günlük yaşamda yaygın hale gelmesiyle bu konudaki eşitsizliklerin kapsamlı şekilde araştırılması kısa zaman içinde zorunlu hale gelmiştir. Bu konuda yapılan araştırmalar incelendiğinde; 1990’lı yıllarda bir çatı kavram olarak ortaya çıkan dijital eşitsizliğin, dijital dışlanma ve ayrımcılık temelinde gerçekleşen yeni teknolojilerin eşitsiz yayılımını ele aldığı görülmüştür (Tuncer, 2021). Bu bağlamda dijital eşitsizlik kavramı üç düzeyde ele alınmaktadır. 18 Tablo 3. Dijital Eşitsizlik Düzeyleri Birinci Düzey Dijital Eşitsizlik BİT ürünlerine erişim sorunlarını ifade eder. İkinci Düzey Dijital Eşitsizlik BİT ürünlerini kullanım öncesinde veya kullanım sırasında yaşanan sorunları ifade eder. Üçüncü Düzey Dijital Eşitsizlik BİT ürünlerinden edinilen faydanın farklılaşmasını ifade eder. 2.2.1.1.Birinci Düzey Dijital Eşitsizlik Ülkelerin bilgi ve iletişim teknolojileriyle tanıştığı ve internetin yaygın hale gelmeye başladığı 1970-2000 yılları arasındaki süreçte dijital eşitsizlik, BİT’in eşitsiz dağılımıyla bağlantılı olarak belirgin hale gelmiştir. Özellikle gelişmiş ve gelişmekte olan ülkeler arasındaki erişim farkının büyümesi, ilk olarak dijital eşitsizliğin temel nedeninin BİT’e erişim sorunları hakkında olduğunu akla getirmiştir. Bu bağlamda birinci düzey dijital bölünme BİT ürünlerini edinenler ve edinemeyenler arasında yaşanmıştır. DiMaggio ve Hargittai (2001); ilk dönemde akla gelen erişim farklılıklarının “enformasyon zengini” ve “enformasyon fakiri‟ terimleriyle açıklanmaya çalışıldığını ifade etmişlerdir (DiMaggio & Hargittai, 2001). Bu açıklamalar daha ziyade fiziksel bir erişim yoksunluğuna karşılık gelmektedir. Dijital eşitsizlik konusunda en temel aşama erişim aşamasıdır. Bu aşamanın belli başlı belirleyicileri vardır. Bunlar yönetsel olarak; teknolojik altyapı, hizmet sağlama ve gereksinimlerin karşılanabilirliğidir (Tolu, 2019). Van Dijk (2017) ise konuya başka bir açıdan yaklaşarak; fiziksel erişim sorununu belirli bir BİT ürünü satın alınarak çözülen bir sorun olarak değerlendirmemiş; fiziksel erişimden önce, fiziksel erişim elde etmenin motivasyonu olması gerektiğini ifade etmiştir (Van Dijk, Digital Divide: İmpact Of Access, 2017). Fakat sosyoekonomik durum ve teknofobi gibi bazı kişisel ve sosyal faktörler, bireylerin yeni teknolojileri benimseme konusunda motivasyon eksikliği yaşamalarına sebep olmaktadır (Karaman, 2021). Öyleyse dijital eşitsizlik konusunda asıl sorun erişim ve motivasyondan çok daha fazlasıdır. 19 Ragnedda’ya göre (2020); asıl sorun erişimi aşmaktadır. Dolayısıyla dijital uçurum karmaşık ve dinamik bir olgu olarak ele alınmalı, BİT kullanımı ve deneyim gibi unsurlar da dikkate alınmalıdır (Ragnedda, 2020). Bu konuda Hills (1990); 1990’lı yılların erişim imkanları gelişmiş olan toplumlarında da telekomünikasyon zengini ve yoksulu olduğundan bahsetmiştir (Hills, 1990). Bu bağlamda, ikinci düzey dijital eşitsizliğin gündeme gelmediği ve yalnızca birinci düzey eşitsizlik anlamına gelen erişim sorunlarının tartışıldığı yıllarda bile ikinci düzey eşitsizlikle ilgili sorunların bazı araştırmacılar tarafından gözlemlendiği anlaşılmaktadır. Kısaca; o yıllarda dijital eşitsizliğin tanımlanması konusunda fiziksel erişim sorunlarını ifade eden birinci düzey eşitsizlikle ilgili açıklamaların yetersiz kaldığı ve o dönemde yapılan çalışmaların, BİT ürünlerinin kullanımı bakımından başka bir düzeyde eşitsizliğin varlığını işaret ettiği söylenebilir. 2.2.1.2. İkinci Düzey Dijital Eşitsizlik 2000’li yıllara kadar dijital eşitsizliğin yeniden tanımlanmasına duyulan gereksinim, 2000’li yıllarda dijital bölünme düzeyleriyle ilgili yeni yaklaşımların ortaya çıkmasına neden olmuştur. Pippa Norris, 2001 yılında “küresel eşitsizlik, sosyal eşitsizlik ve demokratik eşitsizlik” kavramlarıyla dijital eşitsizlik konusuna yeni yaklaşımlar kazandırmıştır. Norris’e göre (2001); küresel eşitsizlik, gelişmiş ülkeler ve gelişmekte olan ülkeler arasındaki BİT’e erişim farklılıklarını yansıtmakta; sosyal eşitsizlik, bir toplumda yaşayan enformasyon zenginleri ve enformasyon fakirleri arasındaki uçuruma karşılık gelmekte; demokratik eşitsizlik ise çevrimiçi toplumlarda (BIT’e erişim imkanına sahip toplumlarda) kamusal hayata katılmak ve eylemde bulunmak için dijital kaynakları kullananlar ve kullanmayanlar/ kullanamayanlar arasındaki dijital bölünmeyi ifade etmektedir (Norris, 2001; akt.: Özutku, 2014). İkinci düzey dijital eşitsizlik araştırmaları BİT ürünlerinin nasıl kullanıldığına ve günlük yaşama nasıl dahil edildiğine odaklanmaktadır (Özsoy, 2020). Erken dönem ikinci düzey dijital eşitsizlik araştırmalarından Attewell’in çalışmasında (2001); “Beceri ve kullanıma ilişkin çalışmalar ikinci kuşak/düzey dijital eşitsizlik olarak adlandırılmaktadır” ifadesine yer verilmiştir (Attewell, 2001). Bu alan yaklaşık çeyrek asırlık bir süredir araştırılmasına gereksinim duyulan bir konu olmaya devam etmektedir. Bu alanla ilgili yakın dönemde yapılan çalışmalar incelendiğinde dijital 20 eşitsizliğin insan hakları ve sosyal adalet ile ilgili bir sorun olarak görülmeye başlandığı Birleşmiş Milletler’in uluslararası niteliği olan raporlarında karşımıza çıkmaktadır. Bu raporlardan Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı (UNDP)’nın 2020 yılına ait İnsani Gelişme Raporu’nda eşitsizliğin yalnızca ekonomik kaynaklı olmadığı; bunun yanı sıra siyaset, iktidar, iklim değişikliği, yükseköğretim ve teknolojiyle de etkileşimli olduğu ifade edilmiştir (UNDP, 2020). Buna göre dijital eşitsizliğin, BİT ürünleri kullanımının günlük hayata yansımalarını içeren bir dizi eşitsizlik ağı içerisinde bulunduğu anlaşılmaktadır. Örneğin bu eşitsizlik ağları içerisinde ve ikinci düzey dijital eşitsizlik kapsamında kullanım, deneyim ve dijital beceriler bakımından BİT ürünlerine erişim engelleri bulunmaktadır. Bu konuda Van Dijk’in “fiziksel erişim, psikolojik/motivasyonel erişim, beceri erişimi ve kullanım erişimi” olarak kavramsallaştırdığı dört tür erişim engeli, aynı zamanda ağ toplumu olmanın önünde bulunan engeller olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu bağlamda fiziksel erişim engeli BİT ürünleri sahipliğiyle, psikolojik/ motivasyonel erişim engeli ilgi ve deneyim eksikliği ile, beceri engeli BİT’in kullanımı konusunda verilen eğitim ve desteğin yetersizliği ile, kullanım engeli ise BİT ürünlerini kullanım fırsatlarına sahip olamamak ile ilişkilendirilmektedir (Van Dijk & Hacker, 2003). Şekil 1. Van Dijk’e Göre Dijital Eşitsizliğe Yol Açan Bazı Erişim Engelleri • Eğitim ve destek yetersizliği • BİT ürünlerini kullanım fırsatlarına sahip olamamak • İlgi ve deneyim eksikliği • BİT ürünleri sahipliği Fiziksel Erişim Engeli Psikolojik/ Motivasyonel Erişim Engeli Beceri Engeli Kullanım Engeli 21 Fiziksel erişim engeli genellikle birinci düzey dijital eşitsizlikle ilişkili olmakla beraber; en temelde sosyoekonomik gelir dağılımının sosyal adalete uygun biçimde olmamasıyla, fırsat eşitsizliğiyle ve insani yoksullukla da ilişkilidir. Bu konuda Aktan’ın (2002) insani yoksullukla ilgili ifadesi fiziksel erişim engeliyle insani yoksulluğun ilişkisine ışık tutmaktadır. Aktan (2002), insani yoksulluğu şu sözlerle ifade etmektedir: “UNDP tarafından 1997 yılında yayınlanan İnsani Gelişme Raporu’nda geliştirilen insani yoksulluk kavramı insani gelişme ve insanca yaşam için parasal olanakların yanı sıra temel gereksinimlerin karşılanabilmesi için iktisadi, sosyal ve kültürel bazı olanaklara sahip olmanın da gerekli olduğu fikrine (capabilities approach) dayanır” (Aktan, 2002). Dolayısıyla birinci düzey dijital eşitsizliğe ilişkin sorunlar, ikinci düzey dijital eşitsizlikteki insani yoksulluğun göstergeleri olabilmektedir. Böylesi bir karşılıklı sistemler ağı, sosyal hizmet disiplininin sistem kuramıyla da açıklanabilir. Çünkü kişilerin deneyimlediği her bir sosyal sorun, kişilerin kendi koşullarına göre değişen diğer sosyal sorunlarından etkilenir ve onları etkiler. Başlı başına bir sistem olan birey ve çevresindeki sosyal sorunları deneyimlediği sistemler birbiriyle etkileşimlidir. Bu nedenle “Dijital eşitsizlik sosyal eşitsizliklere paralel ilerler.” (Van Dijk, 2020). Psikolojik/ motivasyonel erişim ise bireylerin BİT’e olan ilgilerini, kullanım deneyimlerini ve dijital sermayelerini artırmak isteyip istemediklerini kapsayan bir kavramdır (Gümrükçüoğlu, 2022). Bu bağlamda bir toplumdaki dezavantajlı bireylere yönelik ayrımcı söylemler, ayrımcı tutum ve davranışlar veya dolaylı ayrımcılığa zemin hazırlayan sosyal politikalar dahi psikolojik/ motivasyonel erişim engeli oluşturabilmektedir. Dolayısıyla motivasyonel erişim engelini oluşturan faktörler, kullanım engelini de oluşturabilmektedir. Motivasyonel erişim engelinin kullanım engeliyle entegre olduğu göz önünde bulundurulduğunda ve tüm bu engeller bütüncül biçimde ele alındığında, eğitim durumunun da BİT kullanımı ile doğru orantılı olacağı düşünülmektedir. Ancak literatürde; “Eğitim düzeyinin yüksek olmasının bilgi iletişim teknolojilerin kullanımını her zaman artırmadığı, eğitim düzeyi yüksek olsa ve hatta geçmişte teknolojik sermaye bilgisi olsa bile dijital sermaye kullanımının önünde 22 motivasyonel erişim engelinin var olduğu görülmüştür” (Gümrükçüoğlu, 2022). ifadesine rastlanmaktadır. Dolayısıyla bireylerin BİT ürünlerini kullanım motivasyonunun desteklenmesinde sosyal sistemlerin, toplumsal ön yargı ve söylemlerin ve etiketlemelerin önemli ölçüde belirleyici olduğu söylenebilir. Ek olarak BİT kullanım becerileriyle ilgili Van Deursen vd. (2016) tarafından yapılan bir çalışmada dört temel kullanım becerisi tanımlanmıştır. Bunlar; temel seviyede teknik bilgileri içeren operasyonel beceriler, dijital medya özelliklerini işlemek amacıyla kullanılan resmi beceriler, dijital ortamda bilgi elde etme ve işleme ile ilgili bilgi becerileri ve dijital ortamda bulunan bilgileri bireysel bir amaca erişmek için bir araç olarak kullanılan stratejik becerilerdir (Van Deursen, Helsper, & Eynon, 2016). Tüm bunlar dijital eşitsizliğin BİT kullanımı eksenindeki beceriler olarak tanımlanırken; aynı zamanda üçüncü düzey dijital eşitsizlik araştırmalarının ele aldığı BİT ürünlerinden edinilen faydanın farklılaşmasına da neden olabilir. Bu konu üçüncü düzey dijital eşitsizlik başlığı altında ele alınacaktır. Nitekim literatürde tanımlanan tüm bu beceri türlerini ve ikinci düzey erişim engellerini, kişisel ve sosyal dinamikler dikkate alınarak, bütüncül bir yaklaşımla incelemek gerekir. Böylece ikinci düzey dijital eşitsizliği yaratan etmenler daha iyi anlaşılabilir, bu alanda yaşanan sorunların çözümüne yönelik katkı sunulabilir ve temel insan haklarının yeni dijital dünya düzenine adaptasyonu kolaylaştırılabilir. 2.2.1.3. Üçüncü Düzey Dijital Eşitsizlik Üçüncü düzey dijital eşitsizlik, BİT ürünlerinin kullanımı sayesinde elde edilen avantaj eşitsizliği anlamına gelir (Özsoy, 2020). Bir başka tanımda da benzer şekilde BİT’e erişim imkanları ve özellikleri benzer olan bireylerin BİT kullanımından sağladığı sosyo-ekonomik faydanın eşit olmadığı ifade edilmektedir (Karaman, 2021). Fakat burada BİT ürünleri kullanımından elde edilen faydanın sosyo-ekonomik fayda ile sınırlandırılması yeterli olmayacaktır. Yaşamımızda beslenme ve barınma gibi temel gereksinimlerimizden biri de belli kültürel kodlarının içine doğduğumuz sosyal çevrenin varlığını sürdürmek ve özgün yaşam deneyimlerimizle inşa ettiğimiz sosyal yaşamımızı canlı tutma 23 gereksinimimizdir. Kısacası, insan sosyal gereksinimli bir varlıktır. Bu gereksinimin bilimsel kökleri Erik Erikson’un psikososyal gelişim kuramına kadar dayanır. Bundan dolayı BİT kullanımından sağlanan fayda; bireylerin fiziksel, bilişsel veya psikososyal gereksinimlerinin karşılanabilirliğini de kapsayan eklektik bir sürece karşılık gelir. Fakat bu konu toplumlardaki dezavantajlı bireylerin özel gereksinimleri de dikkate alınarak incelenmelidir. Üçüncü düzey dijital eşitsizliği ele alan dijital kapsayıcılık araştırmalarının en karmaşık yönlerinden biri dezavantajlılığı içermesidir (Deursen & Helsper, 2015). Dijital bölünmeyi ülkelerin gelişmişlik düzeylerine göre sınıflandıran Gürcan’a göre (2015); geri kalmış ülkeler BİT’in geniş alanlara yayılmasını engelleyen sorunlarla, gelişmekte olan ülkeler BİT’e erişimde altyapı, donanım ve dijital okuryazarlığa ilişkin yetersizliklerle, gelişmiş ülkeler ise “dezavantajlı toplulukları bulundurmaları ve bilgi teknolojilerinin toplumun genelinde refah düzeyi ve sosyal anlamda yarara dönüştürülmesi konularında yetersizlik yaşanması nedeniyle” dijital eşitsizliği deneyimlemeye devam etmektedir (Gürcan, 2015). Bu durumda çıkarımsal olarak ifade edilebilir ki; dezavantajlı bireylerin yapabilirliklerinin artırılarak, deneyimledikleri sorunların çözüme ulaştırılması için yürütülen faaliyetler dijital eşitsizliğin giderilmesiyle doğru orantılıdır. Ancak BİT kullanımından sağlanan fayda bağlamında dijital eşitsizlik henüz oldukça yeni bir alandır ve konuya ilişkin çalışmalar oldukça azdır. Üçüncü düzey dijital eşitsizliğin daha derinlikli biçimde kavranabilmesi için konuyu birkaç örnek üzerinden ele aldığımızda; örneğin günümüzde gıda gereksinimini bir başkasından yardım almadan internet kanalları üzerinden sipariş vererek karşılayabilen yaşlı bir bireyin BİT ürünlerinden sağladığı fayda ile interneti yalnızca ailesiyle görüntülü görüşmek için kullanan bir yaşlı bireyin sağladığı fayda arasında farklılaşma bulunmaktadır. Birinci örnekte fiziksel ikinci örnekte sosyal bir gereksinimin karşılanmasının yanı sıra dijitalden edinilen fayda konusu faydanın türü bağlamından çok daha fazlasıdır. Burada anlatılmak istenen; toplumda yaygın olan bir eylem haline gelen bir mobil cihaz üzerinden video konferans yoluyla görüşmeyi öğrenen bir yaşlı bireyin, bir BİT ürününe atfettiği anlamın dar olabileceği ve bu durumun kullanım amacını ve dolayısıyla 24 edindiği faydanın boyutlarını etkileyebileceğidir. Öte yandan bu davranış, yaşlı bir birey için toplumsal kabul görerek sosyalizasyon süzgecinden geçmiş ve öğrenilmiş bir davranıştır. Bu örnek, ayrımcılık karşıtı ve sosyal inşacı kuramlar açısından ele alındığında; yaşlı bir bireyin BİT ürünleri ile ilişkisi, sosyal olarak inşa edilen ve yaş ayrımcılığına dayalı olumsuz sosyal öğretilerden etkilenen bir biçimde var olmaktadır. Konuyu bu örnek üzerinden ele aldığımızda yaşlı bireylerin BİT kullanımında kendine sınırlar koyup koymadığı ve (varsa) bu sınırların nereden kaynaklandığı dikkate alınmalıdır. Dolayısıyla dezavantajlı bireylerin BİT kullanımından sağladığı fayda, sosyal faktörlerle birlikte değerlendirilmesi gereken bir konudur. Bu bağlamda literatürde yer alan bir çalışmada gelişmiş ülkelerde yaşayan yaşlıların BİT’e erişim sağlansa bile BİT ürünlerinden yararlanmak bakımından dezavantajlı olabildiği ve doğru eğitimle onları, onlara fayda sağlayacak dijital içerme alanına dahil etmenin bu konuda en önemli faktör olduğu ifade edilmektedir (Mubarak & Suomi, 2022). 2.3. DİJİTAL EŞİTSİZLİĞİN SOSYAL HİZMET VE YAŞLILIKLA İLİŞKİSİ Çok eski yıllardan beri bireylerin yaşamlarını sürdürebilmeleri için gereksinim duyduğu şeyler mikro mezzo ve makro sistemler ağı içerisinde başlıca biyolojik, psikolojik ve sosyal ihtiyaçları içermektedir. Her yaşta olduğu gibi bireylerin yaşlılık döneminde de insan haklarının bir gereği olarak bu ihtiyaçların karşılanması, biyopsikososyal refahın sağlanması bakımından oldukça önemlidir. Yaşlı refahı, genellikle biyolojik sağlıkla ilgili görülmesiyle ya da yalnız sosyoekonomik göstergelerle ilişkilendirilerek bir anlam daralması yaşamaktadır. Yaşlı bireylerin iyilik halini sağlamak psikososyal sağlık, aktif ve bağımsız yaşlanma, kendini gerçekleştirme ve çevresel yaşam koşularıyla da doğrudan veya dolaylı olarak ilişkilidir. Bu bağlamda yaşlılık dönemi gereksinimlerinin karşılanması amacıyla destek mekanizmalarının geliştirilmesi, yaşlı bireylerin insan haklarını bağımsız biçimde gerçekleştirmelerinin yolunu açacaktır. Sosyal hizmet disiplini de bu çerçevede birey grup ve toplum temelli çalışmalar yürüten, dezavantajlı birey ve grupların yaşam deneyimlerinde süregelen sorunların çözüm yollarına sosyal hizmet kuram ve uygulamalarının senteziyle rehberlik eden bir disiplindir. 25 Yaşlı refahını sosyal hizmetin bütüncül perspektifi ile ele aldığımızda yaşlı bireylerin yaşam haklarının korunması ve gereksinimlerinin karşılanması konusu çok boyutlu destek mekanizmalarını, bireylerin kendini gerçekleştirme potansiyellerinin artırılmasını, kriz yönetimini, sorunlarla baş etme kapasitelerinin geliştirilmesini, güçlendirme yaklaşımı bağlamında bireyleri muktedir kılıcı hizmetleri, eğitim ve savunuculuk faaliyetlerini, baskı karşıtı sosyal hizmet uygulamalarını, ayrımcılık karşıtı sosyal hizmet teori ve pratiklerini, ekolojik perspektiften birey-çevre uyumunun güçlendirilmesini ve sosyal inşa kuramına göre yaşlılık dönemi gerçeklerinin yeniden inşasını kapsadığı söylenebilir. Sosyal hizmet, günden güne değişen yaşam standartlarının değişimine paralel olarak yaşlı refahını sağlamaya yönelik yenilikçi yaklaşımını sürdürürken; yaşlılık döneminde yaşanan temel sorunlar ele alındığında bu dönemin sosyal izolasyonla baş edilmesi gereken bir dönem olduğu görülmektedir. Bu araştırma kapsamında ilerleyen yerlerde yaşlılık döneminde yaşanan sorunlardan dijitalleşme çerçevesinde bahsedilecektir. Fakat literatür tarandığında bu konuda “yaşlılığın en önemli sorununun başkalarıyla, çevreyle, yakınlarla, toplumla kurulup sürdürülen iletişimin kaybolması” olduğu görülmüştür (Bahar, Bahar, & Savaş, 2009). Kopma teorisi bağlamında bireylerin sosyal etkileşim ağlarından kendi istekleriyle veya toplumsal baskı ve ayrımcılık yolu ile uzaklaşmaları önemli bir sorundur. Kopma teorisi, “yaşlanan bireyin kimsenin algısı ve baskısı olmadan yani kendi rızası ile sosyal yaşamdan kendini soyutladığını öne sürmektedir” şeklinde tanımlanmaktadır (Üçok, 2018). Fakat yaşlı bireylerin toplumdan veya toplumun yaşlı bireylerden kopma sürecini etkileyen pek çok unsur bulunmaktadır. Örneğin işverenlerin yaşlılardan emekli olmalarını talep etmeleri, yaşlıların kurumlarda lider konuma getirilmemesi, devletlerin gençler ve yetişkinlerden oluşan “işlevsel” gruba hizmet sunmakta yaşlılara nazaran daha istekli olması fark edilmeyen kopuş biçimleridir (Zastrow & Kirst-Ashman, 2015). Bu bağlamda kopma, ayrımcılık ve sosyal izolasyon yaşlı bireylerin psikososyal iyilik halini ve refahını olumsuz yönde etkilemektedir. Ek olarak tüm bu sorunlar, yaşamı boyunca sosyal sistemlerin içinde canlı kalma gereksinimi olan insan için; dijital dönüşümle birlikte daha da görünür hale gelmiştir. Yaşlı bireylerin deneyimledikleri sorunlar, dezavantajlılığı ve dijital eşitsizliği pekiştirmektedir. 26 Sözgelimi kamu hizmetlerinin dijitalleşmesiyle sunulan hizmetler bir toplumdaki tüm bireyler açısından erişilebilir ve kullanılabilir olmalı ve toplum nezdinde bir karşılık bulmalıdır (Erin, 2021). Ancak yaşlı bireylerin dijitalleşme kapsamında sunulan hizmetlerden yaş, cinsiyet, eğitim durumu, sosyal destek ağlarının varlığı, yaşanan bölge veya ayrımcılık nedeniyle yararlanamaması dijital eşitsizliğe yol açmaktadır. Küreselleşme ve modernleşmeyle gelen modern teknolojik değişimler, kişisel ve sosyal olanakları artırırken ortaya çıkan ağ toplumu, aynı zamanda belirsizlik korku ve endişenin arttığı ve geleneksel bağların zayıfladığı bir risk toplumunu da yaratmıştır. Bu koşullarda birey, sosyal sistemlerdeki varlığını sürdürmesini sağlayacak olan yeni bağları BİT ürünleri aracılığıyla gelişen dijital alan üzerinden kurmaktadır (Özgür H. O., 2022). Sosyal hizmetin odağında yer alan dezavantajlı birey ve gruplar da günümüzde BİT ürünlerini kullanmaktadır ve yeni bir mekan türü olarak tanımlanan siber mekanlara (dijital ortamlara) dezavantajlı bireylerle beraber dezavantajlı bireylerin gereksinimleri ve sosyal sorunlarının da taşındığı ifade edilmektedir (Gencer & Aktan, 2021). Öyleyse sosyal hizmet teori ve pratiklerinin dijitalizasyon bağlamında geliştirilmesi gerekmektedir. Bu, sosyal hizmet uygulamalarının dijitize edilmesine yönelik mücadelenin yanı sıra dijital ortamlar ve elektronik araçların kullanımıyla da ilgili bir bütünselliği ifade eder. Buna bağlı olarak; günümüzde toplumsal ve dijital eşitsizliklerin bir bütün haline gelerek birbirini güçlendirdiği ve yaşlı bireylerin BİT ürünlerinden yeterince yararlanamadıkları söylenebilir. Sosyal olarak izole olmuş yaşlı bir bireyin toplumsal yaşamdan kopması, dijital olarak da izole olmuş bir şekilde pek çok olanaktan yoksun kalmasına ve dijital deneyimin niteliğine de etki etmektedir (Ragnedda, 2020). Bu nedenle dijital eşitsizliğin sosyal hizmet, dezavantajlılık ve yaşlılık açısından; yaşlı bireylerin ayrımcılık deneyimleri dikkate alınarak ele alınması gerekmektedir. 2.3.1. Yeni Dezavantajlı Dijital Sınıfların Oluşmasında Belirleyici Faktörler Dijital eşitsizlik, bu olguyu etkileyen faktörlerin değişken olması ve dijital eşitsizlik deneyimlerinin biricik olmasına bağlı olarak canlı ve özgün bir yapıya sahiptir. DiMaggio ve diğerleri (2004) sosyoekonomik durum, eğitim, cinsiyet ve yaşanılan yer (kır/kent) gibi faktörlerin dijital eşitsizliği ve sosyal destek sistemlerini doğrudan etkilediğini ifade ederek; araç (BIT ürünleri), beceri ve sosyal destek boyutlarının da 27 kullanım amacı ve kullanım kalitesini etkilediğini öne sürmüşlerdir (DiMaggio vd., 2004). Buradan anlaşılacağı üzere yukarıda ifade edilen faktörler bakımından dezavantajlı bireyler, dijital eşitsizliği deneyimlemeye daha açıktır. Dijital çağda dezavantajlı bireyler, geleneksel eşitsizlikleri ve dijital eşitsizlikleri birlikte deneyimler. Ancak dijital eşitsizliği dezavantajlılık bağlamında analiz edebilmek için burada dikkat edilmesi gereken önemli ayrım; dijital eşitsizliğin, dijital mekanda geleneksel eşitsizliklerin artmasıyla mı yoksa kendi yarattığı iç dinamikleriyle mi gerçekleşmekte olduğudur. Bu konuda Ragnedda (2020); BİT ürünlerinin eşitsiz kullanımının ayrımcılık ve eşitsizliği derinleştirdiğini ve dijital alt sınıfların bu bağlamda oluştuğunu ifade etmektedir (Ragnedda, 2020). O halde dijital bölünmeler sosyoekonomik durum, cinsiyet, mekan ve yaş gibi faktörler çerçevesinde dijital alt sınıfları oluşturmaktadır. Öte yandan Aytun’a göre (2007); “bilişim teknolojilerinin edinilmesi ve kullanılmasıyla birlikte yoksul-zengin, eğitimli-eğitimsiz, erkek-kadın, yaşlı-genç, evli-bekâr vb. kişiler arasındaki mevcut eşitsizlikler daha da belirginleşebilmektedir.” (Aytun, 2007). Dijital uçurum, mevcut eşitsizliklere bağlı olarak derinleşmektedir. Dijital uçurum hem kişisel özellikler hem de sosyal sistemler ile ilgilidir. Fakat 2000’li yılların başından itibaren dijital uçurumun parametrelerinin ölçülmesinde genellikle BİT ürünlerinin sahipliğiyle ilgili göstergeler kullanılmaktadır (OECD, 2001). Oysaki bir hanedeki bireylerin kişisel bilgisayar sayısı, internete erişim olanağı veya televizyon sahipliği ve bunun gibi göstergelerin nüfus ile ilişkilendirilmesi elbette ki dijital eşitsizliğin boyutlarının anlaşılmasında yeterli olmayacaktır. Bundan dolayı dijital eşitsizliğin boyutlarının daha açık ve anlaşılır bir biçimde ortaya konması amacıyla dijital eşitsizlik olgusunu etkileyen sosyo-ekonomik durum, cinsiyet, mekan ve yaş faktörleri de dikkate alınmalıdır. Öyleyse bu faktörler, dijital eşitsizliğe nasıl etki etmektedir? 2.3.1.1. Sosyo-Ekonomik Durum Dijitalleşme, ekonomik sistemde değişim yaratması bakımından istihdamda, kitlelerin tüketim alışkanlıklarında ve ülkelerin gelişmişliğinin göstergesi olarak önemli bir değişimin tetikleyicisidir. Çağımızda teknolojik gelişmelerin öncüsü olan veya bu tür gelişmelere uyum sağlayan ülkeler prestijli kabul edilmektedir (Baloğlu, 2023). Fakat 28 her toplum, çağı yakalamak ve teknolojik yeniliklere uyum sağlamak konusunda faklı sosyo-ekonomik ve sosyo-kültürel koşullara sahiptir. Dijital dönüşümle birlikte yaşanan toplumsal değişim sürecinde yüksek sosyoekonomik statüye sahip bireylere kıyasla, sosyo-ekonomik durumu iyi olmayan bireylerin dijital eşitsizliği üç düzeyde de (erişim, kullanım ve fayda) deneyimlediği görülmektedir. Bu bağlamda bilgi ve iletişim teknolojilerinden en az faydayı sosyoekonomik kaynakları yeterli olmayan dezavantajlı bireyler görecektir (DiMaggio vd., 2004). Bundan dolayı söylenebilir ki; sosyo-ekonomik kaynakların varlığı ve işlevselliği, dijital eşitsizliğin kapsamlı şekilde incelenebilmesi konusunda en temel faktörlerden biridir. 2.3.1.2. Cinsiyet Çok eski dönemlerde var olan anaerkil toplumların yerini zamanla ataerkil düzene bırakmasından sonra ortaya çıkan toplumsal cinsiyet meselesi, biyolojik farklılıklara sosyal anlamlar atfedilerek bir toplumsal cinsiyet eşitsizliği sorunu haline gelmiştir. Toplumsal cinsiyet eşitsizliği dijital ortamlarda da üretilen bir sosyal sorundur. Fakat aslında BİT ürünlerinin kullanımındaki cinsiyet farklılıkları oldukça erken yaşlarda başlar. Okul öncesi dönemde bireyler, sosyokültürel normların öğrenildiği ilk ortam olan aile kurumda dijital eşitsizliği cinsiyetlerine göre farklılaşmalarla deneyimlemeye başlar. Dijital ortamlarla ise bu olumsuz kalıp yargıları pekiştirir. Örneğin teknik alet ve mühendisliğe yönelik oyuncaklar genellikle erkek çocuklar ile ilişkilendirilirken, kız çocuklarına ev işlerini öğreten küçük ev aletleri hediye edilir. Dolayısıyla yetişkinlikte de bu süreç devam etmekte ve kız çocuklarında BİT ürünlerinin kullanımına ilişkin yetersizlik algısı yaratabilecek olumsuz yaklaşım sürdürülmektedir. Bilim ve teknolojide erkeğin egemen olmasıyla ilgili Odabaşoğlu (2020) şu açıklamayı yapmaktadır: “Feminist teorisyenlerin bir kısmına göre kadın ve erkek arasında görülen dijital bölünmelere dair problem basitçe herhangi bir değer içermeyen, tarafsız bir aracıya erişmek, kullanım yeteneğine ve fırsata sahip olmaktan ziyade bilim ve teknolojinin erkek kimliği ve gücü ile üretilip yapılandırılmış olması ile alakalıdır.” (Odabaşoğlu, 2020). Bir başka deyişle; “Cinsiyet tıpkı diğer dijital toplumsal etmenler gibi alanda halen belirleyici olmakta ve yeniden üretilmektedir.” (Kayış, 2021). Sonuç olarak dijital 29 eşitsizlik ve toplumsal cinsiyet eşitsizliği hem gerçek hem de sanal ortamlarda yeniden üretilen sorunlardır. Cinsiyete dayalı dijital eşitsizlik sorunu yalnızca erken çocuklukta üretilmekle kalmaz, kadınların yetişkinlik döneminde istihdama katılımda dezavantajlı bir konumda olmalarına ve hatta devamında diğer bakım rolleri de eklenince istihdamdan çekilmelerine ve yaşlılık döneminde sosyal güvencesizlik yaşamalarına neden olur (Buz, 2015). Bu durumda kadınların yaşam boyu dijital teknolojilere erişimi ve kullanımı ileri yaşlarda büyüyerek devam eden bir sorun olarak karşımıza çıkmaktadır. Çocukluk döneminde teknolojik oyun ve oyuncakların farklı cinsiyete sahip akranlarına bırakılarak cesaretlendirilmeyen, yetişkinlik döneminde dijital okuryazarlığını geliştirebileceği alanlara yönlendirilmeyen ve hatta “elinin hamuruyla” sosyo-dijital yaşama katılımı engellenen kadınların yaşlılık dönemlerinde de ayrımcılığa ve dijital eşitsizliğe uğraması kaçınılmazdır. Özellikle yaşlı kadınların, erkeklere kıyasla daha fazla ayrımcılığa maruz kaldığı ve toplumsal açıdan daha çok mahrumiyet yaşadığı bilinmektedir (Ersözlü & Aydemir, 2021). Buna bağlı olarak bir toplumsal eşitsizliğin dijital eşitsizliğe yol açtığı açıkça görünmektedir. Nitekim TÜİK’in 2023 yılına ait Hane Halkı Bilişim Teknolojileri Kullanım Araştırmasında cinsiyete ve yaşa göre internet kullanım oranı incelendiğinde 65-74 yaş aralığındaki yaşlı bireyler arasında erkeklerin %49,8 kadınların %32,7 oranında bilişim teknolojilerini kullandıkları görülmüştür (TÜİK, 2023). Son olarak, dijital eşitsizlikle ilgili araştırmaların önemli isimlerinden Hargittai ve Hinnant (2008) yapmış oldukları bir araştırmada; interneti az kullananların düşük düzeyde bilgi sahibi olan bireyler olmasına bağlı olarak, kadınların ve yaşlıların dijital mekan hakkında daha az bilgi sahibi olmasının onların daha az BİT kullanmasına neden olduğunu ve cinsiyet ile yaşın BİT’e erişimde ve dijitale uyum sağlamada önemli olduğunu ifade etmişlerdir (Hargittai & Hinnant, 2008). 2.3.1.3. Mekan Sanayi ve bilişim devrimlerinden sonra küreselleşme ile beraber mekan kavramı daha geniş ve soyut bir anlam kazanmıştır. Küreselleşme, yalnızca ekonomik değil aynı zamanda siyasal, kültürel ve mekansal anlamlar taşıyan bir süreçtir (Yıldız, 2011). Bilgi 30 toplumunda (toplum 4.0) zaman ve mekan kavramının yeniden inşa edilmesi bakımından önemli bir araç olmuştur. Dijital dönüşüm sayesinde teknoloji, zaman, yakınlık ve mekan kavramlarının yeni anlamlar kazandığı bir süreç yaşanmaktadır (Işık S. , 2008). Küreselleşme ve dijitalleşme, hem fiziksel hem de sanal mekanda değişime neden olmuştur. Bunun yanı sıra bu iki mekanda yaşanan değişim birbirinden bağımsız değildir. Literatürde sanal mekan ile fiziksel mekanın bir araya geldiği ortamlar “hibrit/melez mekan” olarak da tanımlanmıştır (Malekkian, 2022). Fiziksel mekana dayalı dijital bölünme ele alındığında, kır ve kentlerdeki bireylerin dijital dönüşümü farklı şekillerde deneyimlediği görülmektedir. Kırsal bölgelerde yaşayan bireylerin BİT’e erişim ve kullanım imkanları genellikle kısıtlıdır. Kırsal alanlarda uygun teknolojik altyapının bulunmaması eğitim ve istihdam fırsatlarının yetersiz olması vb. farklılıklardan dolayı yapısal sorunlar dijital bölünmenin nedenlerinden bazılarıdır ve kırsal bölgeler dezavantajlı konumdadır (Karaman, 2021). Kentlerde yaşayan bireyler bilgi ve iletişim teknolojilerindeki gelişmelere daha hızlı ve kolay erişir. Buna karşın kentlerdeki erişim kolaylığı, BİT araçlarının kullanımında sorun yaşanmadığı anlamına gelmez. Bireylerin deneyimleri doğrultusunda mekanların şekillendiğini ifade eden Çay’a göre (2021); “Kişilerin ve toplumların yaşamlarına etki eden ve yön veren özellikler barındırması bakımından mekan, fiziksel olmasının yanı sıra zihinsel ve toplumsal anlamlar barındıran bir kavramdır.” (Çay, 2021). Bu bağlamda özellikle dezavantajlı birey ve gruplar için kişisel deneyimler, mekanın evrensel tasarımı ve dijital okuryazarlık önem arz eder. 2.3.1.4. Yaş Yaşlılık; geçmişten günümüze kimi zaman değer atfedilen bir konumda olmuş kimi zaman da bir sorun olarak görülmüştür. Kronolojik, biyolojik, psikolojik ve sosyal olarak sınıflandırılan yaşlanma çok boyutlu bir süreçtir (Kalınkara, 2021). “Yaşlılık ise bir dönem olup, bireye toplum tarafından atfedilen sosyal bir pozisyondur.” (Tufan, 2016; akt. Özgür Ö., 2020). 31 İnsanlığın yaşlılığa ilişkin bakış açısı kronolojik açıdan incelendiğinde ilkel toplumlarda fiziksel güç önemli olduğundan genç nüfus değerli görülmüş, yaşlı kesim gençlere nazaran değerli görülmemiştir. Ancak yerleşik hayata geçilmesi ve tarımın başlaması ile tecrübe ve bilgi aktarımının önemi sayesinde yaşlılar, toplumlarda daha saygın bir konuma gelmiştir. Sanayi devrimi sonrası dönemde ise geleneksel geniş aile modelinden çekirdek aile modeline dönüşüm yaşanmıştır. Geleneksel toplumda yaşlılık, bilgelik olarak görülürken modern toplumda yaşlılığa bakış açısı olumsuz yönde değişmiştir (Ağır, 2019). Modern toplumda yaşlılık değer kaybetmiş ve yaşlı bireyler bir bakım yükü olarak görülmeye başlamıştır. Yirminci yüzyılın sonlarına doğru dijitalleşme, yaşamın biyopsikososyal gereksinimlerine cevap veren bir yenilik olarak doğmuştur. Ancak yaşlı bireylerin dezavantajlı bir konumda olması yeni yaşam düzenine uyum sağlamalarını zorlaştırmıştır. Cowgil ve Holmes’in 1972 yılında ileri sürdüğü yaşlanmanın modernleşmesi kuramına göre; yaşlı bireylerin rolleri ve statüleri teknolojik gelişmelerle ters orantılı olduğundan teknolojik gelişmelere uyum sağlayamayan yaşlı bireylerin deneyim ve birikimleri mevcut değerini kaybetmektedir (Tuncer, 2021). “Dijital eşitsizliğin en kesin belirleyici faktörü yaştır, bunu cinsiyet ve engelli olma hali izler.” (Van Dijk, 2008; akt.: Tuncer, 2021). Yaşa dayalı dijital eşitsizlikle ilgili araştırmalar tarandığında Özkan ve Purutçuoğlu (2010); BİT ürünleri yaşlı bireylerin yaşamlarını kolaylaştıracak olsa bile yaşlı bireylerin yeni teknolojik ürünleri benimseyen en son grup olduğunu ifade etmiştir (Özkan & Purutçuoğlu, 2010). Kontrol ve gizlilik sorunları gibi etkenler yaşlı bireylerin BİT kullanımı konusunda endişe duymalarına neden olmaktadır (Damodaran ve Olphert, 2015; akt.: Uysal, 2020). Yaşlı bireylerin teknofobi eğilimlerine ek olarak yaşlı bireyler dijital teknolojileri kullanmak istediklerinde bir takım engellerle karşılaşmaktadır. Bunlar aşağıdaki şekilde ifade edilmiştir. 32 Şekil 2. Dijital Teknolojileri Kullanmak İsteyen Yaşlı Bireylerin Önündeki Engeller Kaynak: (Uysal, 2020). Ek olarak yaşlanma sürecinde yaşlı bireylere yönelik nasıl bir tutum ve davranış gösterileceği sosyokültürel kabulün ürünüdür (Göktaş, 2019). Toplumun zihninde kültürel olarak yaşlı bireylerin bulunduğu statü, yaşlı bireylerin dijital teknolojilerle ilgili deneyimlerini etkiler. Başka bir deyişle; “Bireyler arası farklar dikkate alınmadığında yaşlıların statü ve rolleri teknolojik ilerlemelerle ters korelasyona sahiptir.” (Kulaoğlu, 2021). Öte yandan kullanıma yönelik tutum ve algının yaşlı bireylerdeki bilişsel bir döngünün eseri olduğu da ifade edilmektedir (Özsungur, 2018). Bu görüşe göre; sosyokültürel normlardan etkilenen yaşlı bireyler, sosyal olarak inşa edilmiş anlam dünyalarında kendi gerçekliklerini üretirler. Daha açık bir ifadeyle: yaşlı bireylerin teknolojik aletleri kullanma davranışları, yapabilirliklerine olan inançlarıyla da ilişkilidir. Bu konuda yaşlı bireylerin sosyal çevreleri tarafından teşvik edilmesinin internet kullanımının güçlü bir yordayıcısı olduğundan söz edilmektedir (Özsoy, 2020). Bu bağlamda özellikle yalnız yaşayan yaşlı bireyler, çevrimiçi alışveriş, mobil bankacılık, e-devlet ve sağlık hizmetlerinden yararlanamayabilir. Psikososyal iyilik halinin en temel kaynaklarından biri olan sosyal yaşamlarını gerçek mekanlardan sanal •Görme, dokunma ve anlama zorlukları gibi yaşa bağlı sağlık sorunları Yaşa Bağlı Engeller •Karmaşık ekranlar, teknik kavramlar veya elektonik sistemlerle ilgili kullanım sorunları Teknolojik Özellikler •Teknolojik aletlerin tehlikeli, karmaşık ve öğrenilmesi zor olduğuyla ilgili oluşturulan algı Tutum •Eğitim ve destek kaynaklarına erişimde yoksunluk Eğitim ve Destek •Yeni teknolojileri alım gücündeki zayıflık ile BİT ürünlerine erişim sorunları Maliyet 33 mekana taşıyamayabilir. Oysaki yaşlı bireyler açısından internetin en önemli özelliklerinden biri aynı zamanda bir sosyalizasyon aracı olmasıdır (Tuncer, 2021). Dolayısıyla yaşa dayalı dijital eşitsizlik, yaşlı bireylerin biyopsikososyal sağlığını olumsuz yönde etkileyen güncel sorun alanlarından biridir. 2.3.2. Yaşa Dayalı Dijital Bölünmede Üç Grup: Dijital Yerliler Dijital Göçmenler Ve Dijital Melezler 1950’li yıllardan sonra oluşmaya başlayan dijital dünya, teknoloji temelli yaşam düzenini beraberinde getirmiştir ve buna bağlı olarak “dijital kültür” oluşmaya başlamıştır. Dijital kültür, bilginin dijital bir dile çevrilerek teknolojik cihazlar aracılığıyla aktarılmasına dayalıdır. Koç’a göre (2022); “Dijital kültür; siber kültür, elektronik kültür, internet kültürü, sanal kültür, enformasyon kültürü gibi çok farklı isimlerle anılsa da teknolojinin bireylerin duygu ve düşüncelerini, iletişim ve etkileşim kurma biçimlerini, değer yargılarını ve tüm bunların toplamı olan kültürü önemli ölçüde şekillendirdiği fikrini tanımlayan bir kavramdır.” (Koç, 2022). Dijital kültürde etkileşim ağları sanal mekânlara taşınmıştır. Bireyler bu yeni mekana, dile ve kültüre uyum sağlama konusunda istekli veya çekimser davranabilir; dijitale adaptasyonda zorluklar yaşayabilir. Dijital kültürün bir parçası olmak yaş gruplarına göre farklılık gösterebilmektedir. Konuya ilişkin literatür tarandığında, yaşa bağlı dijital bölünme kavramını ortaya atan Prensky (2001); kuşak farklılıklarını dikkate alarak bireyleri, dijital teknolojileri kullanım durumlarına göre “dijital yerli ve dijital göçmen” olmak üzere iki gruba ayırmıştır (Prensky, 2001). Bu bağlamda dijital yerliler 1980 yılından sonra dijital dünyanın içine doğan, bilgi ve iletişim teknolojilerinin yaşamın merkezinde olduğuna inanan ve yeni teknolojilerle büyüyen kuşaktır. Dijital yerliler, teknolojiyi günlük yaşamın bir gerekliliği olarak görmektedir (Lei, 2009; akt.: Günüç, 2011; akt.: Karabulut, 2015). 1980 yılından önce doğmuş olan ve BİT ürünleriyle yetişkinlik döneminde tanışarak dijital dönüşüme uzak kalan, dijital dünyaya uyum sağlamakta zorlanan veya değişime direnç gösteren bireyler ise dijital göçmenlerdir. Dijital göçmenler, dijital okuryazarlığı dijital yerlilere kıyasla daha düşük seviyede olan bireyler olarak da tanımlanmaktadır (Prensky, 2001). 34 Herhangi bir BİT ürününü kullanmaları gerektiğinde başka bir kişiden yardım alma eğilimleri olduğu ifade edilmektedir (Prensky, 2004). Bir başka deyişle; “Dijital göçmenler, teknoloji ile geç tanışmanın getirdiği dezavantajları gidermekte zorlanmaktadır.” (Tuncer, 2021). Ek olarak literatürde yer alan ça