Hacettepe Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Türk Dili ve Edebiyatı Anabilim Dalı Yeni Türk Edebiyatı Bilim Dalı 1880-1895 YILLARI ARASINDA YAYIMLANMIŞ ŞİİR KİTAPLARI ÜZERİNE BİR İNCELEME Taner TURAN YÜKSEK LİSANS Ankara, 2018 1880-1895 YILLARI ARASINDA YAYIMLANMIŞ ŞİİR KİTAPLARI ÜZERİNE BİR İNCELEME Taner TURAN Hacettepe Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Türk Dili ve Edebiyatı Anabilim Dalı Yeni Türk Edebiyatı Bilim Dalı Yüksek Lisans Ankara, 2018 KABUL VE ONAY Taner Turan tarafından hazırlanan “1880-1895 Yılları Arasında Yayımlanmış Şiir Kitapları Üzerine Bir İnceleme” adlı bu çalışma, 18.06.2018 tarihinde yapılan savunma sınavı sonucunda başarılı bulunarak jürimiz tarafından Yüksek Lisans Tezi olarak kabul edilmiştir. Doç. Dr. Nermin Yazıcı (Başkan) Prof. Dr. S. Dilek Yalçın Çelik (Danışman) Dr. Öğr. Üyesi Hayrunisa Topçu Dr. Öğr. Üyesi Hidayet Özcan Dr. Öğr. Üyesi Özlem Bay Gülveren Yukarıdaki imzaların adı geçen öğretim üyelerine ait olduğunu onaylarım. Prof. Dr. Musa Yaşar Sağlam Enstitü Müdürü BİLDİRİM Hazırladığım tezin/raporun tamamen kendi çalışmam olduğunu ve her alıntıya kaynak gösterdiğimi taahhüt eder, tezimin/raporumun kağıt ve elektronik kopyalarının Hacettepe Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü arşivlerinde aşağıda belirttiğim koşullarda saklanmasına izin verdiğimi onaylarım:  Tezimin/Raporumun tamamı her yerden erişime açılabilir.  Tezim/Raporum sadece Hacettepe Üniversitesi yerleşkelerinden erişime açılabilir.  Tezimin/Raporumun …… yıl süreyle erişime açılmasını istemiyorum. Bu sürenin sonunda uzatma için başvuruda bulunmadığım takdirde, tezimin/raporumun tamamı her yerden erişime açılabilir. 18.06.2018 Arş. Gör. Taner Turan YAYIMLAMA VE FİKRİ MÜLKİYET HAKLARI BEYANI Enstitü tarafından onaylanan lisansüstü tezimin/raporumun tamamını veya herhangi bir kısmını, basılı (kâğıt) ve elektronik formatta arşivleme ve aşağıda verilen koşullarla kullanıma açma iznini Hacettepe Üniversitesine verdiğimi bildiririm. Bu izinle Üniversiteye verilen kullanım hakları dışındaki tüm fikri mülkiyet haklarım bende kalacak, tezimin tamamının ya da bir bölümünün gelecekteki çalışmalarda (makale, kitap, lisans ve patent vb.) kullanım hakları bana ait olacaktır. Tezin kendi orijinal çalışmam olduğunu, başkalarının haklarını ihlal etmediğimi ve tezimin tek yetkili sahibi olduğumu beyan ve taahhüt ederim. Tezimde yer alan telif hakkı bulunan ve sahiplerinden yazılı izin alınarak kullanılması zorunlu metinlerin yazılı izin alınarak kullandığımı ve istenildiğinde suretlerini Üniversiteye teslim etmeyi taahhüt ederim. oTezimin/Raporumun tamamı dünya çapında erişime açılabilir ve bir kısmı veya tamamının fotokopisi alınabilir. (Bu seçenekle teziniz arama motorlarında indekslenebilecek, daha sonra tezinizin erişim statüsünün değiştirilmesini talep etseniz ve kütüphane bu talebinizi yerine getirse bile, teziniz arama motorlarının önbelleklerinde kalmaya devam edebilecektir) oTezimin/Raporumun ……………..tarihine kadar erişime açılmasını ve fotokopi alınmasını (İç Kapak, Özet, İçindekiler ve Kaynakça hariç) istemiyorum. (Bu sürenin sonunda uzatma için başvuruda bulunmadığım takdirde, tezimin/raporumun tamamı her yerden erişime açılabilir, kaynak gösterilmek şartıyla bir kısmı veya tamamının fotokopisi alınabilir) oTezimin/Raporumun……………..tarihine kadar erişime açılmasını istemiyorum ancak kaynak gösterilmek şartıyla bir kısmı veya tamamının fotokopisinin alınmasını onaylıyorum. o Serbest Seçenek/Yazarın Seçimi 18 /06/2018 Arş. Gör. Taner Turan ETİK BEYAN Bu çalışmadaki bütün bilgi ve belgeleri akademik kurallar çerçevesinde elde ettiğimi, görsel, işitsel ve yazılı tüm bilgi ve sonuçları bilimsel ahlak kurallarına uygun olarak sunduğumu, kullandığım verilerde herhangi bir tahrifat yapmadığımı, yararlandığım kaynaklara bilimsel normlara uygun olarak atıfta bulunduğumu, tezimin kaynak gösterilen durumlar dışında özgün olduğunu, Prof. Dr. S. Dilek Yalçın Çelik danışmanlığında tarafımdan üretildiğini ve Hacettepe Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Tez Yazım Yönergesine göre yazıldığını beyan ederim. Arş. Gör. Taner Turan v ÖZET TURAN, Taner. 1880-1895 Arasında Yayımlanmış Şiir Kitapları Üzerine Bir İnceleme, Yüksek Lisans, Ankara, 2018. Bugün dahi edebiyat tarihlerinin büyük bir çoğunluğunda kendine yer bulamayan ve kaynaklarda Ara Nesil olarak adlandırılan bir grup şair özellikle 1880-1895 yılları arasında şiir kaleme almış ve yayın hayatında da aktif olarak yer almışlardır. Araştırmalarımız sonucunca ulaştığımız 54 şair ve bunların yayımlamış olduğu 104 şiir kitabı bu durumu açıkça gösterir. Bu 54 şairlerden Ahmed Reşâd (1851-1914), Ahmed Servet (?), Ali Ruhi (1853-1890), Andelib (1873-1902), Diyarbakırlı Baki (1865-1912- 17), Erganili Mesud (?), Eyüp Sabri (1865-?), Galib Avni (1863-?), H. Razi (?), Hayrullah (?), Mahmud Kemaleddin Fenari (1863-1888), Mustafa Hayati (?), Sadık Vicdani (1864-1939), Şeyh Vasfi (1851-1910) gibi şairler daha çok eski şiir anlayışını devam ettirirken Abdullah Cevdet (1869-1932), Abdülhalim Memduh (1866-1905), Abdülkerim Hadi (1874-?), Ali Ulvi (?), İsmail Hakkı (1871-1944), İsmail Safa (1867- 1901), Mehmed Abdurrahman (1867-?), Mehmed Selahaddin (?), Menemenlizâde Mehmed Tahir (1862-1903), Nabizâde Nazım (1863-1893), Nigâr Hanım (1862-1918), Nureddin Ferruh (1876-?) gibi bir grup şair ise Abdülhak Hamid (1852-1937) ve Recaizâde Mahmud Ekrem (1847-1914)’in teşkil ettiği Tanzimat II. Nesil şairlerinin etkisinde kalarak yeni şiir arayışı içerisinde olmuşlar ve şiiri muhteva, şekil, vezin ve kafiye olarak değiştirip geliştirerek Servet-i Fünûn şiirinin hazırlayacısı olmuşlardır. İşte biz de bu çalışmada arka planda bırakılmış bu şairlerin kim oldukları ve onların yayımlamış oldukları şiir kitapları hakkında bilgi vermek, bu şiir kitaplarında kullanılan temleri, nazım şekillerini vezinleri ve kafiye anlayışını detaylı bir şekilde açıklayarak Servet-i Fünûn şiirinin hemen öncesinin nasıl teşekkül ettiğini ortaya koymaya çalıştık. Anahtar Sözcükler Ara Nesil, Tanzimat Edebiyatı, Modern Türk Şiiri, Arayış Devri Türk Şiiri. vi ABSTRACT TURAN, Taner. An Examination Of The Poetry Books That Are Published Between 1880-1895, Masters Thesis, Ankara, 2018. A group of poets, who are called the middle generation and couldnt find a place in most of the history of literature, actively wrote and published poems especially between 1880-1895. In light of our research, we evidently demonstrate this case with 54 poets and 104 poetry books they published that we found. Of those 54 poets, while poets such as Ahmed Reşâd (1851-1914), Ahmed Servet (?), Ali Ruhi (1853-1890), Andelib (1873-1902), Diyarbakırlı Baki (1865-1912-17), Erganili Mesud (?), Eyüp Sabri (1865- ?), Galib Avni (1863-?), H. Razi (?), Hayrullah (?), Mahmud Kemaleddin Fenari (1863- 1888), Mustafa Hayati (?), Sadık Vicdani (1864-1939), Şeyh Vasfi (1851-1910) pursued classical understanding of poetry, other poets such as Abdullah Cevdet (1869-1932), Abdülhalim Memduh (1866-1905), Abdülkerim Hadi (1874-?), Ali Ulvi (?), İsmail Hakkı (1871-1944), İsmail Safa Safa (1867-1901), Mehmed Abdurrahman (1867-?), Mehmed Selahaddin (?), Menemenlizâde Mehmed Tahir (1862-1903), Nabizâde Nazım (1863-1893), Nigâr Hanım (1862-1918), Nureddin Ferruh (1876-?) have been in search for a new poetry inspired by the 2nd generation Tanzimat Poets that is constituted by Abdülhak Hamid (1852-1937) and Recaizâde Mahmud Ekrem (1847-1914) and altered and improved the poetry in terms of its content, form, meter and rhyming and became the pioneers of Servet-i Funûn. In this study we tried to provide information about who these ignored poets are and the poetry books they published, and; reveal how right before serveti funun poetry was formed by explaining the themes, verse types, meters, understanding of rhyming used in these books in detail. Keywords Ara Nesil, Tanzimat Literature, Modern Turkish Poetry, Searching Era Turkish Poetry. vii İÇİNDEKİLER KABUL VE ONAY ......................................................................................................... İ BİLDİRİM ...................................................................................................................... İİ YAYIMLAMA VE FİKRİ MÜLKİYET HAKLARI BEYANI............................... İİİ ETİK BEYAN ............................................................................................................... İV ÖZET ............................................................................................................................... V ABSTRACT .................................................................................................................. Vİ İÇİNDEKİLER ........................................................................................................... Vİİ TABLOLAR LİSTESİ ............................................................................................... XİV ŞEKİL LİSTESİ ......................................................................................................... XVİ ÖNSÖZ ...................................................................................................................... XVİİ GİRİŞ ............................................................................................................................... 1 BİRİNCİ BÖLÜM ......................................................................................................... 10 YENİ TÜRK ŞİİRİNİ ARARKEN 1860-1895 YILLARI ARASI TÜRK ŞİİRİNİN GENEL ÇİZGİLERİ .................................................................................................... 10 İKİNCİ BÖLÜM ........................................................................................................... 25 1880-1895 YILLARI ARASINDA NEŞREDİLMİŞ ŞİİR KİTAPLARI VE ŞAİRLERİ ..................................................................................................................... 25 viii 2.1. ABDULLAH CEVDET (1869-1932) .................................................................... 26 2.2. ABDÜLAHAD NURİ (?) ....................................................................................... 32 2.3. ABDÜLHALİM MEMDUH (1866-1905) ............................................................. 32 2.4. ABDÜLKERİM HADİ (1874-?) ........................................................................... 36 2.5. ABDÜLKERİM SABİT (1863-1913) .................................................................... 39 2.6. ADANALI HOCA HAYRET (1848-1913) ........................................................... 40 2.7. AHMED KEMAL (?) ............................................................................................. 41 2.8. AHMED FAİK REŞAD (1851-1914) .................................................................... 42 2.9. AHMED SERVET (?) ............................................................................................ 44 2.10. AHMED MUHTAR (?) ....................................................................................... 44 2.11. ALAADDİN SABİT (?)........................................................................................ 45 2.12. ALAYBEYZÂDE NACİ (1854-1920) ................................................................. 45 2.13. ALİ FERRUH (1865-1914) .................................................................................. 46 2.14. ALİ NUSRET (1872-1913) .................................................................................. 53 2.15. ALİ RIZAZÂDE KEMAL (?) ............................................................................. 54 2.16. ALİ RUHİ (1853-1890) ........................................................................................ 55 2.17. ALİ ULVİ (?) ........................................................................................................ 56 2.18. ANDELİB (1873-1902)......................................................................................... 57 2.19. BERATLI MAHMUD TAHİR (?) ...................................................................... 59 2.20. CELAL SEZÂYİ (?) ............................................................................................ 59 2.21. DİYARBAKIRLI BÂKİ (1865-1912-17) ............................................................ 59 ix 2.22. ERGANİLİ MESUD (?) ...................................................................................... 60 2.23. EYÜP SABRİ (1865-?) ......................................................................................... 61 2.24. FİLİBELİZÂDE ASIM (1857-1904) .................................................................. 61 2.25. GALİB AVNİ (1863-?) ......................................................................................... 62 2.26. H. RAZİ (?) ........................................................................................................... 63 2.27. HALİL EDİP (1859-1912) ................................................................................... 64 2.28. HAYRULLAH (?) ................................................................................................ 65 2.29. HÜSEYİN HAŞİM (1860-1920) .......................................................................... 67 2.30. HÜSEYİN HÜSNÜ (?) ......................................................................................... 68 2.31. İSMAİL HAKKI (1871-1944) ............................................................................. 68 2.32. İSMAİL SAFA (1867-1901) ................................................................................. 74 2.33. MAHMUD CELALEDDİN PAŞA (1840-1899) ................................................ 77 2.34. MAHMUD KEMALEDDİN FENÂRİ (1863-1888) .......................................... 78 2.35. MEHMED ABDURRAHMAN (1867-?) ............................................................ 81 2.36. MEHMED CELÂL (1867-1912) ......................................................................... 82 2.37. MEHMED CEMÂL (?) ....................................................................................... 93 2.38. MEHMED SELAHADDİN (?)............................................................................ 95 2.39. MEHMED EMİN HÜMAYİ (1862-1884) .......................................................... 96 2.40. MENEMENLİZÂDE MEHMED TAHİR (1862-1903) .................................... 97 2.41. MUSTAFA HAYATİ (?) ................................................................................... 103 2.42. MUSTAFA REŞİD (1861-1936) ........................................................................ 103 x 2.43. MÜNİF PAŞA (1828-1910) ................................................................................ 105 2.44. MÜSTECABİZÂDE İSMET (1868-71-1917) .................................................. 106 2.45. NABİZÂDE NAZIM (1863-1893) ..................................................................... 108 2.46. NİGÂR HANIM (1862-1918) ............................................................................ 111 2.47. NUREDDİN FERRUH (1876-?) ....................................................................... 113 2.48. ÖMER FERİT KÂM (1864-1944) .................................................................... 118 2.49. SADIK VİCDÂNİ KAYIKÇIOĞLU (1864-1939) ........................................... 119 2.50. ŞEVKET GAVSİ (1873-1954) ........................................................................... 121 2.51. ŞEYH VASFİ (1851-1910) ................................................................................. 123 2.52. TEPEDELENLİZÂDE KAMİL HÜSEYİN (1865-1921) ............................... 126 2.53. TEVFİK NEVZÂD (1865-1905) ....................................................................... 127 2.54. VECDİ (?) ........................................................................................................... 129 ÜÇÜNCÜ BÖLÜM ..................................................................................................... 130 1880-1895 YILLARI ARASINDA NEŞROLUNMUŞ ŞİİR KİTAPLARINDA MUHTEVA .................................................................................................................. 130 3. AŞK .......................................................................................................................... 131 3.1. Eski Şiirin İzinde Aşk ......................................................................................... 131 3.2. Yeni Şiirin Yükselen Sesi İçerisinde Aşk .......................................................... 138 3.2.1. Sevgilinin Fiziksel Özellikleri, Güzelliği ve Aşığa Karşı Tavrı .................. 139 3.2.1.1. Sevgilinin Güzelliği ve Fiziksel Özellikleri .......................................... 139 3.2.1.2. Aşığa Karşı Tavrı .................................................................................. 144 3.2.2. Şairin Aşkı ve Ayrılık Acısı......................................................................... 145 3.2. TABİAT ................................................................................................................ 148 xi 3.2.1. Romantizmin Işığında Tabiat .......................................................................... 149 3.2.1.1. Doğaya Kaçış, Öze Dönüş ........................................................................ 150 3.2.1.2. Tabiatın Seyri ve Güzellikleri ................................................................... 154 3.2.2. Eski Şiirin Klasik Tabiat Anlayışı ................................................................... 162 3.3. ÖLÜM ................................................................................................................... 164 3.3.1. Klasik Mersiyeler ............................................................................................ 165 3.3.2. Trajik Bir Duyuş Tarzı Olarak Ölüm .............................................................. 167 3.4. DİN ........................................................................................................................ 173 3.4.1. Tevhîd, Münacât ve Na’t ................................................................................. 174 3.4.2. Tasavvufi Şiirler .............................................................................................. 176 3.4.3. Kerbelâ ............................................................................................................ 179 3.5. OSMANLI PADİŞAHLARI ................................................................................ 184 3.6. ÇALIŞMANIN ÖNEMİ ...................................................................................... 187 3.7. HAMASİ ŞİİRLER .............................................................................................. 188 3.8. ŞİİR VE ŞAİR ...................................................................................................... 190 3.9. ÇOCUK ................................................................................................................. 193 3.9.1. Çocuk Sevgisi .................................................................................................. 193 3.9.2. Yetim Çocukların Dramı ................................................................................. 194 3.10. HASTALIK ......................................................................................................... 196 DÖRDÜNCÜ BÖLÜM ............................................................................................... 200 1880-1895 YILLARI ARASINDA NEŞROLUNMUŞ ŞİİR KİTAPLARINDA KULLANILAN NAZIM ŞEKİLLERİ ...................................................................... 200 4.1. DİVAN EDEBİYATINDA KULLANILAN NAZIM ŞEKİLLERİ ................. 200 4.1.1. Beyitlerle Kurulan Nazım Şekilleri ................................................................. 201 4.1.1.1. Gazel ......................................................................................................... 201 xii 4.1.1.2. Kaside ....................................................................................................... 249 4.1.1.3. Mesnevi ..................................................................................................... 252 4.1.1.4. Kıta............................................................................................................ 256 4.1.1.5. Müstezâd ................................................................................................... 285 4.1.1.6. Müfred ve Matla ....................................................................................... 286 4.1.2. Bentlerle Kurulan Nazım Şekilleri .................................................................. 294 4.1.2.1. Dörtlüler .................................................................................................... 295 4.1.2.1.1. Rubai .................................................................................................. 295 4.1.2.1.2. Murabba ............................................................................................. 296 4.1.2.1.3. Şarkı ................................................................................................... 300 4.1.2.1.4. Terbi ................................................................................................... 305 4.1.2.2. Beşliler ...................................................................................................... 306 4.1.2.2.1. Muhammes ......................................................................................... 306 4.1.2.2.2. Tahmis ................................................................................................ 309 4.1.2.3. Altılılar ...................................................................................................... 312 4.1.2.3.1. Müseddes ........................................................................................... 312 4.1.2.3.2. Tesdis ................................................................................................. 315 4.1.2.4. Yedililer .................................................................................................... 315 4.1.2.4.1. Müsebba ............................................................................................. 315 4.1.2.5. Sekizliler ................................................................................................... 316 4.1.2.5.1. Müsemmen ......................................................................................... 316 4.1.2.6. Terkib-i Bend ve Terci-i Bend .................................................................. 317 4.1.2.6.1. Terkib-i Bend ..................................................................................... 317 4.1.2.6.2. Terci-i Bend ....................................................................................... 318 4.2. YENİ TÜRK ŞİİRİNDE KULLANILAN NAZIM ŞEKİLLERİ .................... 318 4.2.1. Çapraz Uyak .................................................................................................... 319 4.2.2. Sarma Uyak ..................................................................................................... 322 4.2.3. Düz Uyak ......................................................................................................... 325 4.2.4. İkililer .............................................................................................................. 334 4.2.5. Üçlüler ............................................................................................................. 335 4.2.6. Dörtlüler .......................................................................................................... 336 4.2.7. Beşliler ............................................................................................................. 338 4.2.8. Altılılar ............................................................................................................ 338 4.2.9. Yedililer ........................................................................................................... 342 4.2.10. Sekizliler ........................................................................................................ 342 xiii 4.2.11. Dokuzlular ..................................................................................................... 343 4.2.12. Onlular ........................................................................................................... 344 4.2.13. Mısra Sayıları ve Yapıları Farklı Olanlar ...................................................... 345 BEŞİNCİ BÖLÜM ...................................................................................................... 350 1880-1895 YILLARI ARASINDA NEŞROLUNMUŞ ŞİİR KİTAPLARINDA VEZİN VE KAFİYE ................................................................................................... 350 5.1. VEZİN ................................................................................................................... 350 5.2. KAFİYE ................................................................................................................ 353 SONUÇ ......................................................................................................................... 356 KAYNAKÇA ............................................................................................................... 360 EK 1. ORİJİNALLİK RAPORU ............................................................................... 374 EK 2. ETİK KURUL YA DA MUAFİYET İZNİ .................................................... 375 ÖZGEÇMİŞ ................................................................................................................. 376 xiv TABLOLAR LİSTESİ Tablo 1: Gazeller ........................................................................................................... 202 Tablo 2: Kasideler ......................................................................................................... 249 Tablo 3: Mesneviler ...................................................................................................... 252 Tablo 4: Kıtalar ............................................................................................................. 256 Tablo 5: Kıta-i Kebireler ............................................................................................... 275 Tablo 6: Müstezâdlar..................................................................................................... 285 Tablo 7: Müfredler ........................................................................................................ 286 Tablo 8 Matlalar ............................................................................................................ 292 Tablo 9: Rubailer........................................................................................................... 295 Tablo 10: Murabbalar .................................................................................................... 296 Tablo 11: Değişiklik Gösteren Murabbalar................................................................... 299 Tablo 12: Şarkılar .......................................................................................................... 300 Tablo 13: Terbiler ......................................................................................................... 305 Tablo 14: Muhammes-i Müzdeviçler ............................................................................ 306 Tablo 15: Muhammes-i Mütekerrirler .......................................................................... 308 Tablo 16: Tahmisler ...................................................................................................... 310 Tablo 17: Müseddes-i Mütekerrirler ............................................................................. 312 Tablo 18: Müseddes-i Müzdeviçler .............................................................................. 314 Tablo 19: Tesdisler ........................................................................................................ 315 Tablo 20: Müsebbalar ................................................................................................... 315 Tablo 21: Müsemmenler ............................................................................................... 316 Tablo 22: Terkib-i Bendler ........................................................................................... 317 Tablo 23: Terci-i Bendler .............................................................................................. 318 Tablo 24: Çapraz Uyak Şeklindeki Şiirler .................................................................... 319 xv Tablo 25: Sarma Uyak Şeklindeki Şiirler ..................................................................... 322 Tablo 26: Düz Uyak Şeklindeki Şiirler ......................................................................... 326 Tablo 27: İkililer ........................................................................................................... 334 Tablo 28: Üçlüler .......................................................................................................... 336 Tablo 29: Dörtlüler ........................................................................................................ 336 Tablo 30: Rubai ya da Kıta Şekillerinin Dışındaki Tek Dörtlükler .............................. 337 Tablo 31: Beşliler .......................................................................................................... 338 Tablo 32: Altılılar .......................................................................................................... 339 Tablo 33: Yedililer ........................................................................................................ 342 Tablo 34: Sekizliler ....................................................................................................... 342 Tablo 35: Dokuzlular .................................................................................................... 343 Tablo 36: Onlular .......................................................................................................... 344 Tablo 37: Mısra Sayıları ve Yapıları Farklı Olanlar ..................................................... 345 Tablo 38: Yeni Türk Şiiri ve Divan Şiirinde Kullanılan Aruz Vezinlerinin Karşılaştırılması ............................................................................................................ 351 xvi ŞEKİL LİSTESİ Şekil 1: Vezinler ............................................................................................................ 350 xvii ÖNSÖZ Şiir, yüzyıllardır bütün ilgileri üstünde toplayan, insanların düşünce yapısını değiştiren, geliştiren ve okurundan entelektüel birikim bekleyen bir edebi türdür. Bu yüzden hem okurların hem de araştırmacıların şiire karşı ilgisi hiçbir zaman azalmamış ve artarak devam etmiştir. Bugün dahi araştırmalar ve incelemeler farklı yöntemler kullanılarak devam etmekte ve Türk şiiri pek çok açıdan ele alınmaya devam edilmektedir. Bilindiği üzere 1839 yılında Tanzimat Fermanı’nın ilanından sonra yüzyıllardır saltanatını sürdüren divan şiiri yavaşça etkisini kaybetmeye başlamış ve özellikle Servet-i Fünûn şiirinin teşekkül etmesiyle beraber yeni Türk şiirinin yükselen sesi karşısında tutunacak bir dalı kalmamıştır. Ancak Servet-i Fünûn şiirinin teşekkül etmesinden önce de Türk şiiri, yenileşme adına ciddi adımlar atıyordu. Şinasi (1826- 1871), Namık Kemal (1840-1888) ve Ziya Paşa (1829-1880)’nın bıraktığı yerden Recaizâde Mahmud Ekrem (1847-1914) ve Abdülhak Hamid (1852-1937) şiiri değiştirmeye ve yenileştirmeye çalışıyor ve Servet-i Fünûn şiirinin alt yapısını oluşturuyorlardı. Bu saydıklarımızla beraber Recaizâde Mahmud Ekrem ve Abdülhak Hamid’in etkili olduğu yıllarda hatta sonrasında da eser veren ve kaynaklarda Ara Nesil adlandırmasına haiz 50-55 kişilik bir şair grubu olduğunu da unutmamak gerekir. Nitekim bu bahsettiğimiz şair grubu hem muhteva hem de şekilde bir arayış içinde olmuşlar ve Servet-i Fünûn şiirinin oluşumuna ciddi katkıda bulunmuşlardır ki bu tezin de asıl amacı bu katkının ne boyutta olduğunu göstermek ve kaybolup gitmeye yüz tutmuş şairlerin bir nebze de olsa edebiyat sahasındaki varoluş mücadelelerini göstermektir. Bu amaç doğrultusunda hazırlamış olduğum tezde lisans eğitimimden bu yana yanımda olan, her şeyden vazgeçmeye karar verdiğim anda beni düştüğüm çukurdan çekmiş, adaletine sonuna kadar güvendiğim ve her zaman benim hayatımda bir rol model olarak özel bir yere sahip olan danışman hocam Prof. Dr. S. Dilek Yalçın Çelik’e sonsuz teşekkürler. O olmasaydı ne ben yüksek lisans yapmayı isterdim ne de bu tez meydana gelebilirdi. xviii Kibarlığı ve zarafetiyle hem benim hem de lisans ve yüksek lisanstan arkadaşlarımın gönlünü kazanan, elinden gelen yardımı asla ama asla esirgemeyen ve bilgisi ve birikimiyle beni kendisine hayran bırakan sayın hocam Prof. Dr. Abide Doğan’a, Hem lisans eğitimim de hem de yüksek lisans eğitimim sırasında derslerini keyifle dinlediğim, hem yüz yüzeyken hem de sosyal medya aracılığıyla sorduğum soruları bıkmadan, sıkılmadan yanıtlayarak beni aydınlatan sayın hocam Prof. Dr. Gonca Gökalp Alpaslan’a, 2011 yılında lisans eğitimime başladığım Hacettepe Üniversitesi’nde, ilk günden beri yeni Türk edebiyatı alanında danıştığım ve sonuna kadar bana destek olan sayın hocam Dr. Öğr. Üyesi Serdar Odacı’ya da teşekkürü bir borç bilirim. Son olarak hayatımın her alanında beni destekleyen, hayatımı sanki bir acı düşler bulvarının kaldırımları arasında sürdürdüğüm ve bu ıslak, kirli kaldırımlarda yere kapaklandığımda elimden tutup kaldıran, maddi ve manevi bana destek olan ve hala da olmaya devam eden anneme, babama ve ablalarım Nilüfer Turan ve Neslihan Turan’a sonsuz teşekkürler. İyi ki varsınız. 1 GİRİŞ Edebiyatımızda bugün dahi çalışmaların devam ettiği ve şair ve şiir anlayışının tam olarak ortaya koyulamadığı bir dönem mevcuttur. Bizim de buradaki amacımız sonrasında daha da detaylandıracağımız ve kaynaklarda “Ara Nesil” adlandırmasına sahip dönemin şair ve şiir anlayışının ne olduğuna dair katkıda bulunmaktır. Bunu yaparken özellikle 1880-1895 yılları arasında yayımlanmış şiir kitaplarını seçtik. Çünkü bu dönemde şiir yazan şairlerin büyük bir çoğunluğu şiirlerini toplu olarak yayımlama gayreti içinde bulunmuşlar ve büyük oranda başarılı da olmuşlardır. Biz de onların bu yayın hayatındaki aktifliğinden yola çıkarak çok sayıda katalog taradık. Bu yolda özellikle Seyfettin Özege Kataloğu, Milli Kütüphane Arşivleri, Marmara Nadir Eserler Kataloğu, Atatürk Kitaplığı bizim en önemli yoldaşlarımız oldu. Recaizâde Mahmud Ekrem, Abdülhak Hamid ve Muallim Naci gibi dönemin zirve şahsiyetlerinin şiir kitaplarını dışarıda tutarak 1880-1895 yılları arasında yayımlanmış tam 104 şiir kitabı ve bunları yayımlayan 54 şaire ulaşmayı başardık. Bu 104 şiir kitabından yalnızca ikisi latin harflerine aktarılmıştı ve bu yüzden kalan 102 tanesini biz incelemeye geçmeden önce latin harflerine aktardık. Bununla beraber bu 54 şair ve ciddi bir çoğunluğunu latin harflerine aktardığımız şiir kitaplarının üzerinde durmadan önce -sonrasında detaylandırmak kaydıyla- Tanzimat I. Nesil ve II. Nesil sanatçılarının ve hemen ardından “Ara Nesil” kavramı ve sanatçılarının üzerinde durmak ve bu kavramın nasıl ortaya çıkıp geliştiğine dair bilgi verme gereği duyuyoruz. Bilindiği üzere Tanzimat’tan önce başlayan yenileşme hareketi, 1839 yılında Tanzimat Fermanı’nın ilanıyla beraber hayatın pek çok alanına sirayet etmeye başlamıştır. Edebiyat da bu alanların başında gelir. Tanpınar’ın deyimiyle sokağın anahtarını bize hediye eden Şinasi (1826-1871)’yle başlayan Türk edebiyatının yenileşme serüveni Namık Kemal (1840-1888) ve Ziya Paşa (1829-1880) ile birlikte bilhassa eskinin karşısında cephe alarak önemli bir ivme kazanmıştır. Edebiyat tarihlerine göre “Tanzimat Edebiyatı I. Nesil” olarak adlandırılan bu devrede edebiyat, Mehmet Kaplan’ın da belirttiği gibi “genellikle politik ve sosyal konular etrafında döner”. (Kaplan, 2014, s. 18.). Özellikle nesir alanında eser veren bu nesil gazeteyi bir ifade aracına dönüştürür. Nitekim Hilmi Ziya Ülken de bu meseleyi şöyle vurgular: 2 “Tanzimat’ta sokağın rol oynamaya başlaması, gazetenin, tenkidin halk sesinin yeni zihniyeti savunması ile doğmuştur. İlk defa Takvim’-i Vakayi’nin (1831-1843) hükümeti temsil ederek ortaya attığı gazetecilik, Tasvir-i Efkar’da (1861-1869) Şinasi’nin, Basiret’te 1869) Âli, Hayreddin ve daha sonra İbret’te Namık Kemal’in ateşli yayınları ile halkın sesini ifade yoluna girdi.” (Ülken, 2014, s. 35). Başta Şinasi (1826-1871) ile birlikte yeni bir dil yaratma konusunda önemli adımlar atan bu nesil, şiir, roman, tiyatro, tenkit gibi hemen hemen her türde eser vermiş ve Türk edebiyatının yenileşmesinde büyük pay sahibi olmuşlardır. Yine edebiyat tarihlerine göre “Tanzimat Edebiyatı II. Nesil” olarak adlandırılan ve kahramanları Recaizâde Mahmud Ekrem (1847-1914) ve Abdülhak Hamid (1852- 1937)’in olduğu nesilden de söz etmek gerekir. Bu devrede Şinasi, Namık Kemal ve Ziya Paşa ile birlikte daha çok sosyal faydayı ön plana çıkaran anlayış geri planda bırakılmış, Recaizâde Mahmud Ekrem (1847-1914) ve Abdülhak Hamid (1852-1937) ile birlikte yine Mehmet Kaplan’ın da belirttiği gibi ferdi ihtiras ve ıstıraplar ön plana çıkarılarak nesir yerine nazım tercih edilmiştir. (Kaplan, 2014, s. 20-21). Yukarıdaki iki neslin arkasından gelerek bizim çalışmamızın temelini oluşturan ve ilk isimlendirmesi Mehmet Kaplan tarafından yapılan ve edebiyat tarihlerinin büyük bir çoğunluğunda ihmal edilen, bilhassa 1880-1895 yılları arasında eser veren ve Ara Nesil olarak adlandırılan bir nesil daha vardır. Bugün hala Ara Nesil edebiyatının hem teşekkül ettiği yıllar hususunda hem de bu edebiyata mensup olan isimler hususunda bir mutabakata varılamamıştır. Mehmet Kaplan 1946 yılında yayımladığı Tevfik Fikret ve Şiiri adlı çalışmasında Tanzimat ve Servet-i Fünun edebiyatlarının arasına konumlandırdığı ve “Küçük ve Günlük Hassasiyetler Devri: Ara Nesil” başlığıyla bu devreden ilk defa bahseden isim olmuştur: “… bizim “ara nesil” dediğimiz 25-30 kişilik bir muharrir ve şairler grubunun, gerek hassasiyet, gerek üslûp sahasında âdeta edebiyatımızın çehresini değiştirecek, faaliyetlerine sahne olur. Bu devrenin karakteristiği mecmuacılıktır. Evvelki devirlerin, gazete, tiyatro ve müstakil eser neşrine mukabil, 1300’den 1314’e kadar, yarısından fazlası edebiyatla yakından ilgili, 50’den çok mecmua çıkar ki, bunların sathi bir surette tetkiki dahi yeni bir his ve üslûp cereyanının hazırlanmakta olduğunu açıkça gösterir.” (Kaplan, 1946, s. 9-10). 3 Ancak Ersin Özarslan’ın da dile getirdiği gibi Mehmet Kaplan, eserin ikinci baskısında hem içindekiler kısmından hem de metin içerisindeki başlıktan “Ara Nesil” ibaresini kaldırmıştır. (Özarslan, 1994, s. 4). Bununla birlikte Mehmet Kaplan, öğrencileriyle yayımlamış olduğu Yeni Türk Edebiyatı Antoloji’si adlı çalışmada bu nesil mensubu yazarların eserlerine yer vermiştir. Yine Ersin Özarslan’a göre Mehmet Kaplan, “Devirler ve Nesirler” adlı dersinde Ara Nesil’in üzerinde durmuştur. (Özarslan, 1994, s.5). Mehmet Kaplan’dan sonra da bu devre, özellikle Mehmet Kaplan’ın öğrencileri tarafından çalışılmıştır. Bu bağlamda Birol Emil de Mehmet Kaplan’ınkine oldukça yakın fikirler beyan etmiş ve bu neslin 1877-1895 yılları arasına tekabül ettiğini dile getirmiştir. (Emil, 2009, s. XXXIII). Hasan Akay ise Servet-i Fünun öncesi dönemin boş geçmediğini belirtmiş ve 1873-1877 yıllarından 1895 yılına kadar geçen yirmi yıllık bir süre olduğunu belirterek bu devre için Mehmet Kaplan’ın söylemini biraz daha geliştirerek “günlük, küçük hassasiyetler devri, realizm devri (Fenâ-fi’l-hiss devri)” yakıştırmasını yapmıştır (Akay, 1998, s. 139). Necat Birinci ise Nabizâde Nazım üzerine yaptığı çalışmada bu nesli 1880-1896 yılları arasına yerleştirir. (Birinci, 1987, s.1). Ancak Birinci, daha sonra fikrini değiştirir: “Ara neslin başlama tarihini daha önce biz de 1880 olarak belirtmiştik. Ancak bu başlangıcı açıklayan çok sağlam deliller ileri sürememiştik. Bugün Ara nesle yeniden bir başlangıç tarihi ararken, bu nesil mensuplarının önde gelenlerinin en az iki yıl birlikte yazdıkları Haver, Güneş, Berk gibi dergilerin çıkış tarihi 1884, 1885 yıllarını bu neslin edebiyat dünyasına doğuş tarihi olarak kabul edebiliriz.” (Birinci, 2006, s. 90). Ersin Özarslan ise Mustafa Reşid üzerine yaptığı yüksek lisans tezinde 1887-1896 tarihlerinin esas alınması gerektiğini dile getirmiştir. (Özarslan, 1994, s. 7). Orhan Okay Batılılaşma Devri Türk Edebiyatı isimli çalışmasında kısaca ele aldığı Ara Nesil başlıklı kısımda bu devrenin 1885-1896 yılları arasına denk geldiğini dile getirir. (Okay, 2014, s. 137). Ara Nesil’in önde gelen isimlerinden biri olan Mehmed Celâl üzerine yaptığı çalışmanın önsözünde Fatih Andı, Ara Nesil’i, 1880’li yılların başından Servet-i Fünun topluluğun şekillendiği yıl olan 1896 yılları arasına konumlandırır. (Andı, 1995, s. VI). Cafer Gariper ise bu neslin yoğun faaliyet göstermiş olduğu döneme dikkati çeker ve Necat Birinci’nin görüşüne katılır. (Gariper, 2013, s. 115). 4 Ara Nesil söz konusu olduğunda tek tartışma konusu sadece bu neslin hangi yıllar arasında teşekkül ettiği değildir. Bu devrenin mensupları da tam olarak belirlenmemiştir. Konuyu ilk defa ele alan Mehmet Kaplan, 25-30 kişilik bir gruptan bahsetmiştir ve bu grubun ileri gelenleri olarak Nabizâde Nazım, Mehmet Ziver, Fazlı Necip, Mehmet Celal ve Mustafa Reşid isimlerini zikretmiştir. Sonrasında ise Receb Vahyi’yi eklemiş ve onun Rusçadan tercüme ettiği Kazlar isimli şiirini örnek olarak vermiştir. (Kaplan, 1946, s.10-12). Burada sayılan isimlere Yeni Türk Edebiyatı Antolojisi adlı çalışmada Menemenlizâde Mehmed Tahir, Nigâr Binti Osman, Mihrünnisa Abdülhak Hâmid, Abdülkerim Sâbit, Abdülhalim Memduh, A. Nâzım, Ali Ulvi, Câzım, Fâik Reşâd, Ali Galib, Baki ve Said gibi yeni isimler eklenmiştir. Çalışmanın V. cildinde ise bu isimlere Ahmed Rasim, Hüseyin Rahmi, Ebubekir Hâzım, Ali Kemâl, Şeyh Vasfi, Elhâc İbrahim ve M. Nuri dahil edilir. (Özarslan, 1994, s. 7-8). Ancak burada söylenen isimler Ara Nesil mensuplarını göstermekten oldukça uzaktır. Mahmut Babacan tarafından yapılan “Ara Nesil’de Tenkit” adlı doktora tezinde ise daha geniş bir kadrodan bahsedilir: “Abdülgani Seni, Abdülhalim Memduh, Abdülkerim Hadi, Abdülkerim Sabit, Abdürrahim Rüşdü, Ahmed İhsan, Ahmed Vefa, Alaybeyzâde Naci, Ali Ferruh, Ali Kemal, Ali Nihad, Ali Suad, Andelib, Avanzade Mehmed Süleyman, Cerrahîzâde Ali Sâcid, E(lif) Nâzım Bey, Faik Hilmi, Fehmi Efendi, Ferâizcizâde Osman Fâiz, H. Kemâl, Hâlid Safâ, Hasan Tahsin, Hocazâde E.(lif) Cevdet, Hüseyin Avni, Hâzım, İbn-i Fikri Lütfi, İbnü’-Rif’at Sâmih, İsmail Hakkı, M. Nâşid, Mahmud Sâdık, Mehmed Abdurrahman, Mehmed Atâ, Mehmed Celâl, Mehmed Münci, Mehmed Ref’et, Mehmed Rif’at, Mehmed Salâhî, Mehmed Zîver, Menemenlizâde M. Tâhir, Mustafa Reşid, Münci Fikri, Müstecâbizâde İsmet, Nâbizâde Nâzım, Nureddin Ferruh, Nüzhet Fikri, Osman Fahri, Receb Vahyî, Reşad Bey, Rusûhî, Sâbit Necmi, Selânikli Tevfik, Selânikli Fazlı Necib, Süleyman Subhi, Tâkizâde Ziyâeddin, Tâlib, Fâik, Tahir Rüşdü, Tepedelenlizâde Kâmil, Vecihî, Zâimzâde Hasan Fehmi” (Babacan, 1993, s. V-VI). Ancak Ersin Özarslan’a göre buradaki isimler de Ara Nesil kadrosunun tamamını vermez. Çünkü daha önce dile getirilen isimler burada gösterilmemiştir. (Özarslan, 1994, s. 8). Necat Birinci ise buradaki isimlere Adanalı Ziya, Ali Feyzi, Ali Nizami, Ali Nusret, Ali Ulvi, Ayın Nadir, Besim, Besim Ömer, Halil Edip, Hasan Asaf, Hayret Efendi, Hüseyin Daniş, Muallim Feyzi, Muhyiddin gibi isimleri ekler. Birinci, kendi yaptığı listenin de tam olmadığını, fakat bu listeye başka isimler eklemenin zor 5 olduğunu da belirtir. (Birinci, 2006, s. 90). Bütün bu isimlerin yanında listeye bir de İnci Enginün’ün Makbule Lemân ismini eklediği görülür. (Enginün, 2010, s. 528). Cafer Gariper ise hepsinden farklı olarak Şerif Aktaş’tan hareketle Ara Nesil mensuplarının anlayışlarını tasnif etmeyi tercih eder ve onları üç sınıfta toplar: Klasik Zevki ve Üslubu Sürdürmek İsteyenler, Eski ile Yeni Arasında Yer Alan Ilımlılar ve Yenilikçiler. Gariper, ilk grubu “klasik kültürün, zevkin, zihniyetin zayıf bir temsilcisi” olarak niteler ve Şeyh Vasfi, Elhac İbrahim, Ali Ruhi gibi örnekler verir. İkinci grupta ise Muallim Naci etkisinde olan isimlere yer verir. Bu isimler eskiyi dışlamamakla beraber, Batı’dan gelen etkiye de açıktırlar1. Ahmed Rasim, Ali Kemal ve Receb Vahyi gibi isimler bu grupta sayılabilir. Üçüncü grup ise kendisinden sonra gelen Türk edebiyatının Tevfik Fikret ve Cenap Şehabettin gibi iki büyük şairini bünyesinde barındıran Servet-i Fünûn neslinin şekillenmesinde etkili olmuştur. Bu gurup içerisinde Mehmed Celâl, Menemenlizâde Mehmed Tahir gibi isimler sayılabilir. (Gariper, 2015b, s.108-114) 1880-1895 yılları arası yayımlanmış olan şiir kitaplarına baktığımızda, yukarıda sıraladığımız görüşlerle hemen hemen aynı sonuçlara varıyoruz. Her ne kadar yukarıda adı geçen pek çok isim bir şiir kitabı neşretmediyse de bu isimlerin şiirleri yalnızca dergi ya da gazete sayfaları arasında kalmış olsa da ele aldığımız şiir kitapları, dönemin şiir üzerindeki eğilimlerini büyük ölçüde ortaya koyar. Bununla birlikte 1880-1895 yılları arasında hatırı sayılır seviyede şiir kitaplarının yayımlandığı ve yayımlanan bu şiir kitaplarının büyük bir çoğunluğunda divan şeklinde bir tertibin bulunmadığı, aksine çok daha Batılı bir anlayışa haiz oldukları görülür. Bu şiir kitaplarını şairlerin adlarına göre liste halinde verecek olursak: 1- Abdullah Cevdet (1869-1932)-Hiç (1307/1890), Masumiyyet (1311/1894), Tuluat (1308/1891), Türbe-i Masumiyyet (1308/1891). 2- Abdülahad Nuri (?)-Ölen Kızım (1307/1890). 1 Şerif Aktaş, makalesinde bu meseleye değinmiş ve 19. yüzyılın sonların İstanbul’da üç ayrı insan tipinin yaşadığını belirtmiş ve “hayat tarzında olduğu gibi sanat faaliyetlerinde de Doğu ve Batı’dan aldıkları muhtelif unsurları birleştirmek ve yeni bir sentez yapmak” düşüncesindeki yazarları ele almış ve bu isimleri “mutavassıtîn olarak nitelendirmiştir. (Aktaş, 1980, s. 73). 6 3- Abdülhalim Memduh (1866-1905)-Bürhân (1303/1885), Tasvir-i Vicdân (1301- 1884), Tasvir-i Hissiyât (1303/1885). 4- Abdülklerim Hadi (1874-?)-Bir Müteverrimenin Meyusânesi (1309/1891), Aheng-i Sürûr (1310/1892), Gözyaşlarım (1313/1895). 5- Abdülkerim Sabit (1863-1913)-Sabah-ı İnşirâh (1302/1884). 6- Adanalı Hoca Hayret (1848-1913)-Şehrâyin ü Sihr-i Beyân (1302/1885). 7- Ahmed Kemal (?)-Melek (1311/1894). 8- Ahmed Muhtar (?)-İstimdad ve İntibâh-ı Kalb (1312/1895). 9- Ahmed Reşâd (1851-1914)-Güldeste (1304/1887). 10- Ahmed Servet (?)-Nevha-i Dil (1311/1894). 11- Alaaddin Sabit (?)-Zafernâme-i Sâbit (1299/1882). 12- Alaybeyzade Naci (1854-1920): Neşîde (1312/1894). 13- Ali Ferruh (1865-1914)-Devlet (1302/1884), Laklakiyât-ı Edebiyye (1301/1883) Şâyân (1303/1885), Ussü’l-esâs (1304/1886). 14- Ali Nusret (1872-1913)-Şihâb (1306/1889). 15- Ali Ruhi (1853-1890)-Lemeât (1302/1885). 16- Ali Ulvi (?)-Gelişi Güzel (1304/1887). 17- Ali Rızazâde Kemal (?)-Musavvirât-ı Şevk (1307/1890). 18- Andelib (1873-1902)-Bahar Çiçekleri (1310/1892). 19- Beratlı Mahmud Tahir (?)-Terennüm (1305/1888). 20- Celal Sezayi (?)-Münakaşa-i Aşıkâne Yahud Bergüzâr-ı Mazi (1309/1892). 21- Diyarbakırlı Baki (1865-1912-17)-Nâle (1311/1894). 22- Erganili Mesud (?)-Fersude (1308/1891). 23- Eyüp Sabri (1865-?)-Nevzâd (1307/1890). 24- Filibelizâde Asım (1857-1904)-Nâle-i Uşşâk (1301/1884). 25- Galib Avni (1863-?)-Bahâr-ı Efkâr (1298/1881). 26- H. Razi (?)-Peymâne (1312/1895). 27- Halil Edib (1859-1912): Terkib-i Bend (1303/1885). 28- Hayrullah (?)-Hatıra-i Ahd-i Şebâb (1302/1885). 29- Hüseyin Haşim (1860-1920)-Şihâb (1305/1888). 30- Hüseyin Hüsnü (?)-Mecmua-i Edebiyye (1310/1893). 31- İsmail Hakkı (1871-1944)-Tahassür (1308/1891). 7 32- İsmail Safa (1867-1901)-Huz Ma Safâ (1308/1891), Mevlid-i Pederi Ziyaret (1312/1894), Sünûhât (1306/1889). 33- Mahmud Celaleddin Paşa (1840-1899)-Asar-ı Manzume (1311/1894). 34- Mahmud Kemaleddin Fenari(1863-1888)-Terâne-i Tıflâne (1304/1886), Nevâ-yı Şebâb (1304/1886), Mektubât-ı Manzume (1304/1886). 35- Mehmed Abdurrahman (1867-?)/Ali Nihad (?)-Şükûfedân (1305-1885). 36- Mehmed Celâl (1867-1912)-Ada’da Söylediklerim (1303/1885), Âsâr-ı Celâl (1312/1894), Çelebi Sultan Mehmed Yahud Müceddid-i Devlet (1309/1891), Elvâh-ı Şâirâne (1312/1894), Fâtih Sultân Mehmed-i Sâni Yahud İstanbul’un Fethi (1308/1890), Gazellerim (1310/1892), Hüdâvendigâr Gâzi Yahud Fetihler ve Kosova Sahrâsı (1308/1890), Kânuni Sultân Süleymân Yahud Fütûhât (1308/1890), Sultân Bayezid-i Sâni Yahud Elvâh-ı Zafer (1308/1890), Orhan Gâzi Yahud Bir Kahraman (1308/1890) Osman Gazi Yahud Bir Sayyad-ı Hümâyun Baht (1308/1890), Sultân Selim-i Sâni Yahud Fâtih-i Şehr (1308- 1890), Sürûd (1312/1894) Şîr-i Gaza (1312/1894), Sultan Selim-i Evvel Yahud Afitab-ı Satvet (1308-1890), Zâde-i Şâir (1311/1893). 37- Mehmed Cemal (?)-İnşirah (1305/1888). 38- Mehmed Emin Hümayi (1862-1884)-Nevbaharım (1301/1884). 39- Mehmed Selahaddin (?)-Gonca-i Hayatım (1311/1894). 40- Menemenlizâde Mehmed Tahir (1862-1903)-Âsâr-ı Perişân (1311/1893), Elhân (1303/1885), Terâne-i Zafer (1313/1895), Yâd-ı Mâzi (1304/1886). 41- Mustafa Hayati (?)-Hikaye-i Ferah-bahş (1299/1882). 42- Mustafa Reşid (1861-1936)-Şükûfe-i İstiğrak (1310/1892), Muzaffariyet İçinde Mürüvvet (1310/1892). 43- Münif Paşa (1828-1910)-Dâstân-ı Âl-i Osman (1299/1882). 44- Müstecabizâde İsmet (1868-71-1917)-Terâne (1311/1894). 45- Nabizâde Nazım (1863-1893)-Hatıra-i Şebâb (1298/1881), Heves Ettim (1302/1884), Mini Mini Yahud Yine Heves (1303/1885). 46- Nigâr Hanım (1862-1918)-Efsus (1309/1892), Efsus II(1308/1891). 47- Nureddin Ferruh (1876-?)-Şafak Sadâları (1312/1894). 48- Ömer Ferit Kam (1864-1944)-Türrehat (1303/1886). 8 49- Sadık Vicdani (1864-1939)-Nagâmât-ı Vicdâniyye (1312/1894), Perişan (1308/1891). 50- Şevket Gavsi (1873-1954)-Bahar-ı Hevesim (1308/1891), Gülzâr-ı Şebâb (1312/1895) 51- Şeyh Vasfi (1851-1910)-Cezebat (1302/1884), Feyz-abad (1308/1890) 52- Tepedelenlizâde Hüseyin Kâmil (1865-1921)-Bir Müteverrimennin Hissiyâtı (1304/1886). Nümûne-i Şecâat (1305/1887). 53- Tevfik Nevzâd (1862-1905)-Aheng-i Şebâb (1306/1889) 54- Vecdi (?)-Divânçe-i Vecdi (1308/1891) Bu listedeki isimlerden Menemenlizâde Mehmed Tahir, İsmail Safa, Mustafa Reşid, Mehmed Celâl gibi bazı isimler Servet-i Fünûn ve sonrasında dahi aktif olmaya devam etmişlerdir; ancak zirve şahsiyet olmayı başaramadıkları ve yenilik namına edebiyat sahasına büyük bir soluk getiremedikleri için isimleri ve eserleri bir süre sonra bir kenara itilmiştir. Gariper de bu mesele üzerinde durur ve bu dönem şairlerinin Ara Nesil olmaktan ziyade Arka Nesil olarak kaldıklarını belirtir. “Çünkü, dönemin güçlü sanatkarlarının gerisinde kalmış, edebi devrenin öne çıkan, belirleyici nesli olmaktan ziyade yeniliği destekleyen, geliştiren ve taşıyan bir kimlik kazanmışlardır.” (Gariper, 2015b, s 105-106). Bizim çalışmamızdan önce bilinen isimlerin dışında da isimler olduğunu yukarıdaki listeden hareketle söyleyebiliriz. Bizim listemizde olup da daha önce adı diğer listelerde geçmeyen 26 şairi şöyle sıralayabiliriz: Abdülahad Nuri (?), Adanalı Hoca Hayret (1848-1913), Ahmed Kemal (?), Ahmed Muhtar (?), Ahmed Servet (?), Alaaddin Sabit (?), Ali Rızazâde Kemal (?), Beratlı Mahmud Tahir (?), Celal Sezâyi (?), Diyarbakırlı Baki (1865-1912-17), Erganili Mesud (?), Eyüp Sabri (?), Filibelizâde Asım (1856-57-1904), Galib Avni (1863-?), H. Razi (?), Hayrullah (?), Hüseyin Haşim (1860-1920), Hüseyin Hüsnü (?), Mehmed. Cemal (?), Mehmed Selahaddin (?), Mustafa Hayati (?), Ömer Ferit Kam (1864-1944), Sadık Vicdani (1864-1839), Şevket Gavsi (1873-74-1954), Tevfik Nevzâd (1865-1905) ve Vecdi(?). 9 Bu isimlerin büyük bir çoğunluğu divan şiiri teşrifatına bağlı kaldıkları için dönem içinde görmezden gelinmiş ve bu yüzden edebiyat tarihlerinin sayfalarında kendilerine pek bir yer edinememişlerdir. Ancak bütün bu şairler her ne kadar eski, köhne olarak nitelendirilse de 1880-1895 yılları arasında aktif olarak yayın hayatının içerisinde yer almışlar ve kimi zaman yeni Türk şiirinin etkisi dahilinde şiirler de söylemişlerdir. Bu durum 1880-1895 yılları arasında şiir yazan hemen hemen bütün şairlerin bir arayış içerisinde olduklarını gösterir ki zaten bu durum Ara Nesil şiirinin en önemli özelliklerinden biridir. 10 BİRİNCİ BÖLÜM YENİ TÜRK ŞİİRİNİ ARARKEN 1860-1895 YILLARI ARASI TÜRK ŞİİRİNİN GENEL ÇİZGİLERİ Kenan Akyüz’ün de belirttiği gibi “Tanzimat Edebiyatı’nda -nesirden sonra- yenileştirilen ilk tür, şiirdir.” (Akyüz, 2010, s. 41). Bilindiği üzere yeni Türk şiiri asıl mesafeyi 1851-1885 yılları arasında kaydeder. Ancak bu tarihlerden önce özellikle Encümen-i Şuara şairleri -her ne kadar onlar da divan şiiri teşrifatına bağlı kalmış olsalar da- yeni şiirin kuruluşunda önemli bir basamak olurlar. Kayahan Özgül de bu mesele üzerinde durur ve Şerif Aktaş’ın Muallim Naci (1850-1893), Ahmet Mithat Efendi (1844-1913) ve Ahmed Rasim (1864-1932) üzerinden açıkladığı mutavassıtın anlayışı içerisine Encümen-i Şuara şairlerini de dahil eder. Çünkü ona göre mutavassıtının asıl ortaya çıkışı 1890’lı yıllar olsa da daha eskiye götürülebilir: “Bu anlayıştaki ediblerin mutavassıtın adıyla anılmaları 1890’lı yılları bulsa da ortaya çıkışları çok daha öncedir. Muasırlaşma kararı her ne zaman alınmışsa, mutavassıtların ortaya çıkışı da onun hemen akabindedir. Bu bakımdan mutavassıt sıfatının Muallim Naci ve omuzdaşları için kullanılması yanlış değilse de eksik olur. Yapılması gereken, önceki nesillerden zıpırca ve köksüz bir batılılaşmanın taraftarı olmadan yenileşmeye çalışan isimlerin de mutavassıt olduğunu fark etmektir. O zaman, Yenişehirli Avni Bey de dahil olmak üzere, hayli edibin bu yoldaki gayretlerini hakkıyla değerlendirmek mümkün olabilecektir.” (Özgül, 2015, s. 69 Yenişehirli Avni Bey (1826-1883), Leskofçalı Galip (1828-1867), Osman Nevres Efendi (1820-1876), Hersekli Arif Hikmet Bey (1839-1903) gibi şairler 19. yüzyılın başlarında daha çok divan şiiri geleneğini devam ettirerek ancak Muallim Naci ve etrafındakilerinin şiir anlayışlarının oluşmasına katkıda bulunabildiler. Bildiğimiz anlamda yeni şiirin ortaya çıkması için ise divan ve halk şiiri geleneklerinin yanında hem muhteva hem de şekil olarak bizim edebiyatımıza çok yabancı olan Batı, özellikle Fransız edebiyatının etkisini beklemek gerekecektir. İşte bu bağlamda Şinasi (1826- 1871)2 önem kazanır. Çünkü o, Batı şairlerinden yaptığı çevirileri ilk defa kitap olarak yayımlamıştır: Tercüme-i Manzume (1859). (Enginün, 2010, s. 459). 2 Şinasi hakkında ayrıntılı bilgi için bakınız: Parlatır, İsmail. (2004). Şinasi. Ankara: Akçağ Yayınları. 11 Şinasi’yle birlikte yeni şiirin görünür hale getirilmesinde diğer büyük girişim Edhem Pertev Paşa (1824-1873)’ya aittir. 1870 yılında Hakâyıkü’l-vekâyî’de çıkan Tıfl-ı Naim tercümesi şekil itibariyle oldukça yenidir. Edhem Pertev Paşa ile aynı tarihlerde Sadullah Paşa (1838-1891), Lamartine’den Göl şiirini manzum olarak çevirmiştir. İnci Enginün’e göre bu yapılan çevirilerin sevilmesinde belli başlı sebepler vardır. Bunlardan ilki Lafontaine’in fablelarının gelenekteki hayvan hikayeleriyle büyük benzerlikler göstermesidir. Diğeri ise Lamartine ve Victor Hugo gibi romantik edebiyatın önde gelen şahıslarının aşk, ölüm, merhamet gibi evrensel temaları toplumla paylaşmasıdır. Ayrıca bu şairler, siyasi hüviyetleri sayesinde şiirleri dışında da tanınmışlardır. (Enginün, 2010, s. 461). Zaten Şinasi (1826-1871), Namık Kemal (1840- 1888) ve Ziya Paşa (1829-1880)’nın içinde bulunduğu Tanzimat I. Nesil şairlerinin şiirlerinde sosyal ve siyasal temalar rahatlıkla görülebilir. Bu da gösteriyor ki 1860’tan sonra şairler hem şekil hem de içerik olarak yeni arayışlara yönelmişler ve bunu yaparken Batı, özellikle Fransız şiirini esas almışlardır. Yukarıda da belirttiğimiz gibi bildiğimiz anlamda yeni Türk şiirinin doğuşunda Şinasi (1826-1871)’nin payı büyüktür. Şinasi, her ne kadar tercümelerinde yeni şiirin izinde olsa da ancak muhteva olarak yenilikçi olduğu söylenebilir. Bu durum yalnızca Şinasi için değil, Tanzimat dönemi I. Nesil sanatçılarının tamamı için geçerlidir. Nitekim Orhan Okay’a göre “Tanzimat’ın ilk üç büyük şahsiyetinde, özellikle Şinasi ve Namık Kemal’in ilk şiirlerinde eski form ve mazmunlar tekrarlanmaktadır.” (Okay, 2014, s. 66). Bu bağlamda şairin Münacat ve Reşid Paşa için söylemiş olduğu dört kaside (1849, 1856, 1857, 1858) oldukça önemlidir. Çünkü Şinasi, Reşid Paşa için söylediği kasidelerde Reşid Paşa şahsında Tanzimat yeniliklerini över. Ancak bunu yaparken klasik kasidenin kafiye sistemine uymaz ve artık “eski kasidelerin hayal ve mazmunları ile acemâne mübalağalar bırakılarak, övmede klişe özelliklere değil, övülenin şahsiyetini belirten gerçek özelliklere yer verilmiştir.” (Akyüz, 2010, s. 43). Münacat’ta ise Şinasi, Tanrı’yı ispat için objektif bir delil olarak kainatı gösterir ve bu durum eskilerden ayrı bir davranış tarzını ifade eder. (Kaplan, 1998, s. 35). Görülüyor ki Şinasi, yalnızca muhtevada yenilik yapmamıştır. O her ne kadar divan şiiri nazım şekillerini kullansa da bu şekilleri değiştirme yoluna gitmiştir. Tanpınar, Ahmet Hamdi. (2010). XIX. Asır Türk Edebiyatı Tarihi (s. 173-201). İstanbul: Yapı Kredi Yayınları. 12 Tanpınar’ın tasnifine göre Şinasi’den sonra Namık Kemal (1840-1888)3 gelir. Nitekim Tanpınar, Namık Kemal’i Şinasi’den önce ve sonra olmak üzere ikiye ayırmıştır. Namık Kemal, Şinasi (1826-1871)’nin Münacat’ıyla tanışmadan evvel Encümen-i Şuara şairleriyle bir arada bulunmakta ve onların toplantılarına iştirak etmekteydi; ancak Şinasi onun hayatında öyle bir dönüm noktası olur ki şair, yeni Türk şiirinin en büyük savunucusu hatta yaratıcılarından biri haline gelir.4 Bu bağlamda Tanpınar’ın onun için söylediği şu sözü hatırlamakta fayda vardır: “Namık Kemal 48 yaşında, tam olgunluk devresinde, belki de yeni bir çalışma hamlesine gireceği sırada öldü. Fakat bu erken ölüme ve hele huzur içinde çalışmaya hiç imkan bulamamasına rağmen iki büyük iş yapmıştı. O öldüğü zaman memlekette iki şey vardı: Bir efkâr-ı umumiyye ve bir edebiyat. Bunlardan birincisinde hissesi büyüktür; fakat ikincisi sadece onun himmettiyle olan bir şeydi. O, yaşadığı cemiyete kendi meseleleriyle meşgul olmayı öğretmişti.” (Tanpınar, 2010, s. 333). Yeni edebiyatın kurulmasında ciddi bir pay sahibi olan Namık Kemal, hem nesirde hem de şiirde yeni bir söyleyiş geliştirme gayreti içinde bulunmuştur. Bu söyleyişin şiirde en spesifik örneklerinden biri Hürriyet Kasidesi (1876)’sidir. Çünkü Namık Kemal burada romantiklere yaklaşarak hürriyetin peşine düşer. Böylece Namık Kemal’in şiirlerinde hürriyet, vatan, hak, kanun gibi temaların ön plana çıkmaya başladığı görülür. Bununla birlikte Namık Kemal, şekil olarak da yenilikçi olmaya çalışmıştır. Özellikle şairin Vaveyla ve Hilal-i Osmani şiirleri bunun en büyük örnekleridir. Ancak çoğu zaman Namık Kemal de Şinasi gibi eski şiir geleneğini tamamen bırakmaz ve böylece eskiyle yeniyi birlikte var etmeye çalışan bir anlayışa yaklaşmış olur. 3 Namık Kemal hakkında ayrıntılı bilgi için bakınız: Akün, Ömer Faruk. (2006). Namık Kemal. İslam Ansiklopedisi (c. 32, s. 361. 378). Erişim Tarihi: 21.03. 2018 http://www.islamansiklopedisi.info/dia/pdf/c32/c320260.pdf Bilgegil, Kaya. (2014). Harâbât Karşısında Nâmık Kemâl. Erzurum: Salkımsöğüt Yayınları. Göçgün, Önder. (1999). Namık Kemâl’in Şairliği ve Bütün Şiirleri. Ankara: Atatürk Kültür Merkezi Başkanlığı Yayınları Göçgün, Önder. (2014). Namık Kemal. Ankara: Akçağ Yayınları. Özgül. M. Kayahan. (2014). Kemâl’le İhtimâl Nâmık Kemâl’in Şiirine Tersten Bakmak. İstanbul: Dergah Yayınları. Tanpınar, Ahmet Hamdi. (2010). XIX. Asır Türk Edebiyatı Tarihi (s. 312-399). İstanbul: Yapı Kredi Yayınları. Yetiş, Kazım. (1996). Namık Kemal’in Türk Dili ve Edebiyatı Üzerine Görüşleri ve Yazıları. İstanbul: Alfa Yayınları. 4 “Şinasi’nin Namık Kemal için çok yönlü bir ‘mürşid’ yol gösterici, rehber olduğu muhakkaktır. Şinasi’nin prensipler halinde ortaya koyduğu Batılılaşma yolundaki yeni fikirlerinin, Namık Kemal’in kişiliğinde ve kaleminde en sadık, en heyecanlı bir temsilcisini ve takipçisini bulduğu şüphe götürmez bir gerçektir.” (Göçgün, 2014, s. 41) 13 Ziya Paşa (1829-1880)5 ise Şinasi ve Namık Kemal’e nazaran yenilik söz konusu olduğunda bir adım geride gibi görünmektedir. O, “1860’tan sonra Batılı Türk edebiyatının yaratılmasında şiirlerinden çok, düşünceleri ile hizmet etmiştir”6 (Akyüz, 2010, s. 44). Şairin Şiir ve İnşa (1868) makalesi bu bağlamda oldukça önemlidir. Ziya Paşa bu makalede divan edebiyatını, milli bir edebiyat olarak kabul etmez ve asıl milli edebiyatın halk edebiyatı olduğunu savunur; ancak şair, Harabat (1875)’ın mukaddimesinde ise bu durumun tam tersini savunur ki bu da Tanzimat edebiyatının en büyük sorunsallarından biri olan eski ve yeninin birlikte var olma çabasını bir kez daha gözler önüne serer. Bizim asıl konumuz olan 1880-1895 yılları arası şiirde de bu durum açıkça görülür. Yeni Türk şiirinin hem şekil hem de içerik olarak değişmesinde bir diğer büyük adım Tanzimat II. Nesil sanatçıları tarafından atılır. Bunlar Abdülhak Hamid (1852-1937)7 ve Recâizâde Ekrem (1847-1914)’dir8 ki 1880-1895 yılları arasında yeni şiir tamamen bu iki şahsiyet çevresinde şekillenir. Recaizâde Mahmud Ekrem Bey, 1880-1895 hatta Servet-i Fünun şiirinin şekillenmesinde son derece önemli bir yere sahiptir. Çünkü “Ekrem ile edebiyat sosyal hizmetten çıkarılarak kendi kendisinin hizmetine girer ve böylece sanat için sanat formülü rağbet görmeye başlar.” (Akyüz, 2010, s. 49). Aslında Recaizâde Ekrem’in şiirleri için pek çok bakımdan eski şiirin devamı olduğu söylenebilir; ancak Ekrem Bey, yeni Türk şiirini Batılı anlamda bir kuramsal çerçeve içinde ele alır ve böylece yapılmamış olanı yapar. Ona göre “şiir mutlak ahlaka, mantığa uymak zorunda değildir. Güzellik amacı dışında, fikirler, ahlak telkıni veya öğretme amacı şiirde aranmaz. Şiirde fikirler bulunmalı ama, açıkça savunulmamalıdır.” (Enginün, 2010, s. 490). Ekrem’in şiir anlayışı güzelliğe dayanır ve şair şiirin konusunu “şümustan zerrata” kadar genişletir. Şairin Takdir-i Elhan (1883)’da savunduğu ve şiir 5 Ziya Paşa hakkında ayrıntılı bilgi için bakınız: Ercilasun, Bilge. (2007). Ziya Paşa. Ankara: Akçağ Yayınları. 6 Ancak unutmamak gerekir ki Ziya Paşa, “1859’da yazdığı Terci-i Bend ile haklı bir şöhret kazanır. Ziya Paşa Avrupa’ya gitmeden önce çağının getirdiği değişimi ve çağdaş özellikleri yakalar ve Terci-i Bend’i yazar. Bunda onun zekası, kabiliyeti ve güçlü sanatkarlık sezgisinin rolü vardır.” (Ercilasun, 2007, s. 70) 7 Abdülhak Hamit hakkında detaylı bilgi için bakınız: Parlatır, İsmail. (2014). Abdülhak Hamit Tarhan. Ankara: Akçağ Yayınları. Tanpınar, Ahmet Hamdi. (2010). XIX. Asır Türk Edebiyatı Tarihi (s. 449-528). İstanbul: Yapı Kredi Yayınları. 8 Recaizâde Mahmud Ekrem hakkında detaylı bilgi için bakınız: Parlatır, İsmail. (2012). Recaizâde Mahmud Ekrem. Ankara: Akçağ Yayınları. Tanpınar, Ahmet Hamdi. (2010). XIX. Asır Türk Edebiyatı Tarihi (s. 427-448). İstanbul: Yapı Kredi Yayınları. Yetiş, Kazım. (1996). Talîm-i Edebiyat’ın Retorik ve Edebiyat Nazariyâtı Sâhasında Getirdiği Yenilikler. Ankara: Atatürk Kültür Merkezi Yayını. 14 ve şairi tanımladığı bu görüş 1880-1895 yılları arası şiirini derinden etkilemiş ve bu minvalde pek çok mukaddime ve şiir yazılmıştır: “(Hepimiz) tabiri içinde -şiir ile şairiyyet gibi bizzat ve bi’l-izâfe kâinâtı muhit olan iki büyük tecellî-i kudreti kâffe-i alâyık-ı ulviyyesinden tecrid ile mâhiyyât-ı tenâhî-nâ-pezîrini birkaç kelime ile tarif ve tahdide muktedir olan esâtize-i a’zâm elbette dahil değildir! Bu tabir yalnız elvâh-ı hayâliyyesinin elvânını meselâ bir şafak bulutundan, ziyasını bir seher yıldızından, gölgesini bir şâm-ı garîbâneden iktibasa terennümât-ı muzaribânesini bir cûybârın çağıltısından, nevehât-ı şâ’ikânesini bir derenin iniltisinden ahza çalışan bir gece kuşunun kanadı altına iltica veyahut bir kır çiçeğinin reng-i inkisârı içinde ihtifâ arzu edecek kadar sükûn ve mahviyete maik iken güneşi matla’-ı feyzinde durdurmak.. cenneti rûy-ı arza getir gibi hıred-güdâz.. ruh-fersâ birtakım emellerle daima zâr u bî-karâr olan bed- bahtlarla racidir ki onlaraca şiir had kabul etmez. Zerrattan şümusa kadar her güzel şey şiirdir: Şaşaalara müstağrak bir nevrûz-ı kâmrâninin sükûnu âsâyiş-fermâsıyla zulemata bürünmüş bir fırtına gecesinin heyecân-ı dehşet-efzâsı beyninde şiiriyetçe evvelkinin rengin ve latif ve nazik. İkincisinin mağmum ve şedid ve bülend olmaktan başka bir farkı yoktur.” (Recaizâde Mahmud Ekrem, 1883, s. 8-9). Şiirde güzelliği savunan ve şiirin konusunu genişleten Ekrem Bey’le beraber ferdi duygular tekrardan şiirde önem kazanır ki Mehmet Kaplan da Abdülhak Hamid ve Recaizâde Mahmud Ekrem’in içinde bulunduğu bu devri “ferdiyetçilik ve büyük ıstıraplar devri” olarak niteler. (Kaplan, 2014, s. 20). Recaizâde Mahmud Ekrem (1847-1914)’le birlikte Tanzimat II. Nesil sanatçılarının diğer büyük ismi Abdülhak Hamid (1852-1937)’dir. Tanpınar, Hamid’in şiirini ortaya koyarken önce onun tiyatrolarına yönelir, özellikle Duhter-i Hindu (1875) ve onun içerisindeki manzumeleri ele alır. Bu manzumeler içinde Tenaggum manzumesi dikkate değerdir. Çünkü Abdülhak Hamid bu manzumesinde Ekrem Bey’in daha evvel kullandığı çapraz kafiyeli kıtalara yer verir. Bununla birlikte içerik olarak da yeni ve Makber (1885)’in habercisi niteliğindedir. (Tanpınar, 2010, s. 246). Abdülhak Hamid’in yeni Türk şiirine yön veren diğer bir önemli eseri ise 1879 yılında yayımlanan Sahra’dır. Hamid burada Rousseau-vari bir havada şehir ve kır tezadı üzerinde durur. Kır hayatını mutluluk ve güzelliğin kaynağı olarak nitelerken, şehir hayatının karşısında cephe alır ki bu durum Fransız Romantik şiirinin, yeni Türk şiirinin teşekkül etmesinde açıkça etkili olduğunu gösterir. 1880-1895 yılında şiir kaleme alan pek çok şair adeta Sahra (1879)’ya referans yapar gibidir ve Hamid’in ve Fransız şairlerin gözünden tabiatı seyre dalarlar. 15 1880-1895 yılları arasında şiir kaleme alan şairleri ve onların şiirlerinin teşekkül etmesinde büyük rol oynayan bir şahsiyet daha vardır: Muallim Naci (1850-1893)9. Kimilerine göre yenileşmenin karşı cephesinde yer alarak eskiyi desteklediği söylenen Muallim Naci’nin bu dönemde şairler üzerinde ne kadar etkili olduğu rahatlıkla görülebilir. Nitekim ele aldığımız pek çok şiir kitabında Muallim Naci’nin gazellerine söylenmiş onlarca nazireyi görmek mümkündür. Genellikle bu şiirler daha çok divan şiiri sınırları içerisinde kalmakla beraber, Muallim Naci ve onun etkisindeki şairlerin tamamen eski şiirin izinde olduklarını söylemek doğru değildir. Nitekim Tanpınar, Muallim Naci için “iyi okunursa, mutlak eski taraftarlığının bir masal olduğu görülür. Hakikatte o, iyi ve güzel manalarında şark ile garbın arasında bir fark olabileceğine inanmıyor ve milliyetperverliği bir nevi gelenek fikriyle tefsir ediyordu” (Tanpınar, 2010, s. 534) diyerek bu duruma dikkati çekmiştir. Kayahan Özgül de bu mesele üzerinde durmuş ve Muallim Naci’yi arafta bir şair olarak nitelendirdiği çalışmasında, aslında hem Recaizâde Mahmud Ekrem’in hem de Muallim Naci’nin pek çok şiirinin eski edebiyat izinde olduğunu belirtmiştir10. Çünkü Özgül’e göre Ekrem ile Naci arasında nesil ve yetişme farkı yoktur: “Birisi uzaktan, diğeri yakından ama her ikisi de Kemal’in şiir anlayışının etkisinde yetişmiştir. Batı’dan faydalanma konusunda benzer şeyler düşünür; aralarındaki tek fark, nereye kadar faydalanacakları noktasındadır.” (Özgül, 2016, s. 71). Ancak Recaizâde Mahmud Ekrem (1847-1914) ve onun taraftarları yeniliğin savunucusu olarak kendilerini kabul ettirdikleri için Muallim Naci ve arkadaşları cephenin diğer tarafına itilmişlerdir. Mesud-i Harabati mahlasını kullanan Muallim Naci’nin şiiri “meyhanesi, meygedesi, muğbeçesi, peykesi, koltuk altına alınmış şişesi, güvercin, kuzu, uçurtma merakı ile bu laubaliliğn arasında eskinin ta kendisi” 9 Muallim Naci hakkında ayrıntılı bilgi için bakınız: Özgül, M. Kayahan. (2016). Muallim Naci Efendi. İstanbul: Kitabevi. Tarakçı, Celal. (1994). Muallim Nâcî Efendi Hayatı ve Eserlerinin Tedkîki. Samsun. 10 Kayahan Özgül, Muallim Naci Efendi isimli çalışmasında Naci ve Ekrem’in yenilik anlayışlarını karşılaştırır ve Naci’nin kendi görüşlerine yer verir: “Naci’nin şiirden beklediği yenilik ile Ekrem’in yaptığını düşündüğü yenilik arasında büyük farklar yoktur. Ayrıldıkları nokta, bu yeniliğe ulaşmak için kültürel benliğimizi terk etmemiz gerekip gerekmediği noktasındadır ve bu bahis, Naci’nin fedakarlık edemeyeceği kadar hassastır. Şu satırları kim yazmış olabilir? ‘(…) bir sözün ‘şiir’ nâmını alabilmesi edebiyatın ma’dûd olmasına tevakkuf eder, manzum olmasına değil.(…) Bir söz mensur olur da şiir olur. Bir söz manzum olur da şiir olmaz. Hâsılı, şiir hem nesir, hem nazım kisvesinde tecelli edebilir.(…) Öyle mevzun ve mukaffa sözler var ki, şiir olmak şöyle dursun, bayağı edebiyattan dahi ma’dûd olamıyor. Bilâkis öyle mensur sözler var ki, nice manzûmâta fâik bulunuyor.’” (Özgül, 2016, s. 70). 16 (Tanpınar, 2010, s. 537) olmakla beraber tamamen romantik bir duyuş tarzıyla söylediği Kuzu (1881) şiiriyle bir yandan yeniliğin peşinde koştuğunu da unutmamak gerekir. Bu üzerinde durduğumuz ikiliği, Recaizâde Ekrem’in şiirleri için de söylemek mümkündür. İşte bu üç isim -Recaizâde Mahmud Ekrem (1847-1914), Abdülhak Hamid (1852-1937) ve Muallim Naci (1850-1893) Ara Nesil olarak adlandırılan ve daha çok 1880-1895 yılları arasında şiir yazan şairleri derinden etkilemiş ve Servet-i Fünun şiirinin şekillenmesinde de büyük pay sahibi olmuşlardır. Yukarıda kısaca özetlemeye çalıştığımız 1851-1885 yılları arasında yeni Türk şiiri hem şekil hem de içerik olarak bir arayış içerisindedir. Öncelikle Şinasi (1826-1871), Namık Kemal (1840-1888) ve Ziya Paşa (1829-1880) ile birlikte yeni Türk şiiri sosyal bir çizgide ilerler; ancak şekil olarak -her ne kadar şekillerin formları değiştirilse de- eskiye bağlılık söz konusudur. Sonrasında ise Abdülhak Hamid (1852-1937) ve Recaizâde Mahmud Ekrem (1847-1914) ile şekil olarak ciddi denemelere girişilir ve içerikte ferdiyetçi bir çizgi takip edilir. Bu ferdiyetçi çizgi doğrultusunda şiirin temleri adeta tekrardan yaratılır. Özellikle aşk, tabiat ve ölüm temleri başka bir çizgide yollarına devam ederler ve onların bıraktığı 1885’ten 1895’e kadar olan süre içerisinde pek bir değişiklik görülmez hatta küçük hassasiyetler çok daha fazla önem kazanır. Asıl konumuz olan 1880-1895 yılları arası şiirini ele aldığımız vakit, bu dönem şiirinin önceki temayüller çevresinde teşekkül ettiği rahatlıkla söylenebilir. Eğer bir tasnife gitmemiz gerekirse bu dönemde şiir, iki koldan11 gelişmeye devam eder: Muallim Naci’nin çizgisinde daha çok divan şiiri geleneğine bağlı olanlar: Ahmed Reşâd (1851-1914), Alaybeyzade Naci (1854-1920), Ali Nusret (1872-1913), Ali Ruhi (1853-1890), Ali Rızazâde Kemal (?), Andelib (1873-1902), Beratlı Mahmud Tahir (?) Celal Sezâyi (?), Diyarbakırlı Baki (1865-1912-17), Erganili Mesud (?), Eyüp Sabri (1865-?), Filibelizâde Asım (1857-1904), Galib Avni (1863-?), H. Razi (?), Hayrullah (?), Hüseyin Haşim (1860-1920), Hüseyin Hüsnü (?), Mahmud Celaleddin Paşa (1840- 11 İki kola ayırmamızdaki sebep bu dönem şiirinde çok açık şekilde eski ve yeninin bir arada var olmaya çalışma gayretidir. Ancak bu dönemde divan şiiri geleneği devam ettirilmekle beraber pek çok açıdan yenilik söz konusudur. Bununla beraber “Muallim Naci’nin çizgisinde daha çok divan şiiri geleneğine bağlı olanlar” başlığı altında zikrettiğimiz pek çok şairin -tıpkı Muallim Naci’de olduğu gibi- yeni addedebileceğimiz pek çok şiiri olduğunu da unutmamak gerekir. 17 1899), Mahmud Kemaleddin Fenari (1863-1888), Mehmed Emin Hümayi (1862-1884), Müstecabizade İsmet (1868-71-1917, Ömer Ferit Kam (1864-1944), Sadık Vicdani (1864-1939), Şevket Gavsi (1873-1954), Şeyh Vasfi (1851-1910) ve Vecdi (?). Bu saydığımız şairler çoğunlukla hem muhteva hem de şekil olara divan edebiyatı geleneğine bağlı kalmayı tercih etmişlerdir. Ancak unutmamak gerekir ki 1880-1895 yılları arası Türk şiirinde yeni ve eski oldukça kuvvetli şekilde bir arada bulunmaktadır. Bu durum hemen hemen bütün şairler de görülür. Bu saydığımız şairler muhteva söz konusu olduğu vakit divan şiirinden beslenirler. Aşkı anlatma derdi hasıl olduğu vakit, divan şiirindeki aşığa dönüşürler. Tabiatı anlatmaya sıra geldiğinde ise divan şiirinin o cansız, renksiz ve belirli bir teşrifat doğrultusunda hareket eden tabiat anlayışına yönelirler. Ancak yine bu şairler 1880-1895 yılları arasında söyledikleri bazı şiirlerinde muhteva olarak divan şiiri geleneğinin çok uzağında kalırlar. Alaybeyzade Naci (1854-1920)’nin Neşide (1894)’sindeki Lisan şiiri bu duruma örnek olarak gösterilebilir. “Dönemez olsa bi-lisân ‘âlem Yaşamaz olsa bi-zebân âdem Âdemiyyet lisânla kâimdir Âdemiler lisana hâdimdir” (Alaybeyzâde Naci, 1894, s. 26-27) Alaybeyzâde Naci bu şiirinde lisan meselesi üzerinde durur ve dil üzerine övgülerde bulunur. Ona göre dünyanın temel unsurlarından biri dildir. Dil olmadığı vakit bu alem dönemez ve insan dilsiz yaşayamaz. Çünkü insanlar lisanlarıyla ayakta dururlar. Ali Nusret (1872-1913) de kimi zaman muhteva olarak yeni şiire yaklaşır. Özellikle Şihâb (1889)’daki Bir Kız isimli manzumesinde genç bir kızın ağzından aşk acısını dile getirir: Şeb-i muzlimde bî-çâre edip feryâd-ı hüzn-âver “Harabândır harâb olmuş cihân” der i’tilâ eyler Meleklerden mübârekdir bu dildâr-ı safâ-perver! Zemin ü âsmânı garka-i sevdâ eder bir kız! (Ali Nusret, 1889, s. 4) Görülüyor ki bu genç kız karanlık bir gecede çaresizce feryat etmektedir. Bununla birlikte bu kız en az melekler kadar güzeldir ve hem gökyüzünü hem de yeryüzünü sevdasıyla boğar. İşte bu durum divan şiiri geleneğinin dışındadır. 18 Ali Rızazâde Kemal (?) ise çok sayıda gazel içeren Musavvirât-ı Şevk (1890)’inde Mehtâb isimli şiire yer verir. Bu şiirde şair doğayı seyre dalar: “Sîmâda melek midir bu yâ Rabb? Sermâye-i âhdır bu şiven! Sevdâma dokundu tatlı cilven Meftun-ı nigâhın oldum ey mâh! Şevkinle yanıp yakıldım eyvah!” (Ali Rızazâde Kemal, 1890, s. 38-39) Şair bu şiirinde gece vakti tabiatın aldığı hali seyre dalmıştır. Bilindiği üzere bu tabiatı seyre dalma Romantik şiirin tipik özelliklerinden biridir. Şair, ayı bir meleğe benzetmiş ve onun bu melek gibi parlaklığına ve güzelliğine aşık olmuştur. Pek çok zaman Muallim Naci’yle birlikte hareket eden ve onun çizgisinden hemen hemen hiç ayrılmayan Nilüfer muharriri Mahmud Kemaleddin Fenari (1863-1888) de eskiyle yeniyi bir arada devam ettiren şairlerdendir. Şiirlerdeki muhtevayı ele aldığımız bölümde Yetim Çocukların Dramı alt başlığı altında yer verdiğimiz Nevha-i Masumâne isimli şiirinde yetim bir çocuğun çaresizliğini dile getirir. Ömer Ferit Kam (1864-1944) da bazı şiirlerinde yeni şiirin dilinden konuşur. Şairin Türrehât (1886)’ındaki Hakikat isimli şiirinde metafizik bir endişe içinde olduğu görülür. Çiçek’te ise tabiat unsurlarını şiire konu ettiğini ve son olarak Kabristan isimli şiirinde ise Ekrem Bey (1847-1914)’in kapısını aralayıp bizi içerisine davet ettiği mezarlık tasvirleriye karşılaşırız: “Suretteki hevl ü dehşetinle Bir manzar-ı kasvet-i intimâsın Ma’nâdaki hâl-i safvetinle Bir cây-ı safâ-yı dilgüşâsın” (Kam, 1886, s. 11-12) Şair ilk bakışta mezarlığı korkunç ve dehşet dolu bir yer olarak niteler. Ancak mezarlığın, yani ölümün o saf hali insanın içini açar, ferahlık verir. Bu yüzden de mezarlık insana hem bir rahatlama hem de garip bir mutluluk hissi verir. İşte bu romantizmin ölüme olan bakışıdır. 19 Son olarak Şevket Gavsi (1873-1954)’de de benzer bir durum görünür. Muallim Naci etkisinde olan şairin Gülzâr-ı Şebâb (1895) içerisinde yer verdiği, Kanlıca Körfezi’nde Bir Gece, Hazandide Bir Bahçede, Vapurda başlıklı şiirler yenilikçi bir çizgiyi takip eder. Örneğin Hazandide Bir Bahçede isimli şiirde: “Benim sevimli kuşlarım! Ne yerde âşiyâneniz? Niçin görünmez oldunuz, ne oldu hoş terâneniz? Cihânı kaplayan gam-ı hazân ise behâneniz, Hazândan hazindir tabiatım benim bugün” (Şevket Gavsi, 1895, s. 93) Görülüyor ki şair, yalnızca tabiata karşı değil tabiatın içerisindeki unsurlara karşı da hislenmiştir ki bu bağlamda dönem şiirinde kuşlar önemli bir yer tutar. Sonbaharın gelmesiyle hava soğumuş ve kuşların yuvası yıkılmıştır. Bu yüzden kuşlar ortalıkta görünmemekte ve o güzel seslerini kimseye duyuramamaktadır. Bunun sebebi ise bütün cihanı kaplayan ve sonbaharla gelen gamdır. Ancak şairin tabiatı o kadar hazindir ki sonbaharın gelişiyle cihanı kaplayan hüzünden bile daha büyüktür. İşte böyle bir tabiat tasviri ve şairin hislenmesi divan şiiri geleneğinin dışındadır. Yine bu saydığımız şairler şekil olarak da bir arayışa girmişlerdir. Örneğin Ahmed Reşâd (1851-1914)’ın Güldeste (1887)’sindeki Ricâ isimli şiir, her ne kadar divan şiiri sınırları içerisinde söylenmiş bir aşk şiiri gibi görünse de şekil olarak yenidir ve sarma kafiye şekliyle söylenmiştir. Ali Nusret (1872-1913)’in Şihâb (1889)’ındaki Bir Güzel Sesliye isimli şiiri ise altılı bentlerden oluşur. Az da olsa Fransızca tahsil ettiği bilinen Diyarbakırlı Baki (1865-1912-17)’nin de Nâle (1894)’sindeki İstitâf şiiri altılı bentlerle kurulmuştur. Şevket Gavsi (1873-1954)’nin yukarıda bahsettiğimiz Hakikat, Makber-i Hâher’de gibi şiirleri de şekil olarak yenidir. Görülüyor ki Muallim Naci (1850-1893) etkisinde olarak nitelendirilen ve divan şiiri geleneğini devam ettirdiği gerekçesiyle dikkate alınmayan şairlerin de yenilikçi çizgide söylemiş oldukları şiirleri mevcuttur. Bu durum divan şiiri geleneğine bağlılıklarıyla bilinen şairlerin bile yeni Türk şiirinin yükselen sesine kulak verdiklerini ve dönemin en önemli meselelerinden biri olan eski-yeni ikiliğinin önemli bir göstergesidir. 20 Hamid ve Ekrem’in açtığı yoldan yeni Türk şiirini devam ettirenler: Bir önceki başlık altında saydığımız ve Muallim Naci (1850-1893) etkisinde olduğunu zikrettiğimiz isimlerin de yeni şiir etkisinde şiir kaleme aldıklarını belirtmiştik; ancak 1880-1895 tamamen Abdülhak Hamid (1852-1937) ve Recaizâde Mahmud Ekrem (1847-1914)’in öncüsü olduğu ferdiyetçi şiiri benimseyen ve Romantizm etkisinde şiir yazan pek çok şair bulunur. İşte bu şairler yeni Türk şiirinin, özellikle Servet-i Fünun şiirinin teşekkül etmesine katkıda bulunurlar. Bu şairleri sırasıyla şöyle sıralayabiliriz: Abdullah Cevdet (1869-1932), Abdülhalim Memduh (1866-1905), Abdülkerim Hadi (1874-?), Abdülkerim Sabit (1863-1913), İsmail Hakkı (1871-1944), İsmail Safa (1867-1901), Mehmed Abdurrahman (1867-?), Mehmed Celâl (1867-1912), Mehmed Cemal (?), Mehmed Selahaddin (?), Menemenlizâde Mehmed Tahir (1862-1903), Mustafa Reşid (1861-1936), Nabizâde Nazım (1863-1893), Nigâr Hanım (1862-1918), Nureddin Ferruh (1876-?), Tepedelenlizâde Hüseyin Kamil (1865-1921) ve Tevfik Nevzâd (1865- 1905). Bu saydığımız şairlerin pek çoğu öncelikle neşretmiş oldukları şiir kitaplarının mukaddimelerinde şair ve şiir hakkındaki görüşlerini açıklarlar. Bütün bu mukaddimelerde ön plana çıkarılan bir şey vardır: “His”. Artık şiir son derece ferdiyetçi ve şairin hisleri aracılığıyla teşekkül etmesi gereken edebi bir türdür. Örneğin Abdullah Cevdet (1869-1932), Masumiyyet (1894)’in mukaddimesinde bu duruma gönderme yapar: “Hissiyât, hayâtın musikisidir, lakin benim hayâtımın musiki mecmuasında, neşât- engîz hevâlar –acı, muhrik, duzahî, ağır, müz’ic, feryâd-âmiz hevâlara nisbeten- yok denecek kadar azdır.” (Abdullah Cevdet, 1894, s. 5) Abdullah Cevdet’te gördüğümüz bu his, hastalıklı bir durum gibi yukarıda saydığımız şairlerin pek çoğunda görülür. Abdülhalim Memduh (1866-1905) Tasvir-i Vicdân (1884)’da şiirlerini “henüz fekk-i müjgân etmeğe başlayan bir sabâh-ı terakkinin şu’a’-ı hazini” (Abdülhalim Memduh, 1884, s. 4) olarak tanımlar. Abdülkerim Hadi (1874-?) ise şiiri musikiye yakın görür. Ona göre şiir kalbe, zevk, şevk, melal, ıstırap gibi duygular verir. Sonrasında ise Hadi, adeta “zerrattan şümusa kadar her güzel şey”i şiir addeden Ekrem Bey’in adımlarını izler gibidir. Yine Hadi’ye göre insanın içini titreten her şey şiirdir ve her mütehassis insan ise şairdir. Bununla 21 beraber insanlar şairlik yeteneğine sahiptir; ancak herkesin hissi bir değildir. Bir şairin ne kadar yaratıcı olacağını belirleyen etken “hissi derecesi”dir. Ali Ferruh (1865-1914) da Şâyân (1885)’ın “Eski Bir İntihâya Yeni Bir İbtidâ” başlıklı mukaddimesinde “his” meselesinin üzerinde durur. Ona göre şair vicdan sahibidir ve şiir yazarken “hiss-i vedâd” her şeyden önce gelir. Ali Ferruh için gaddarca paralanmış ve kanlar içinde ezilmiş bir kalp gören insanda ortaya çıkan merhamet ve acıma da “hiss-i vedâd”dır. Bir insanın kendi vatanını sevmesi ve korumak istemesi de “hiss-i vedâd”dır. İki kalbin birbirini çekmesi de “hiss-i vedâd”dır. İsmail Hakkı (1871-1944) da bu “his” meselesinin üzerinde durur. O da Ekrem Bey (1847-1914)’in Takdir-i Elhân (1883)’da yapmış olduğu gibi şiirin sınırlarını çizmeye çalışır. Bir mezarın üstüne kapanmış ağlayan bir kızın, sabahları yavrularına yem bulmak için yuvadan uçan bir güvercinin nazik vücudunun al kanlara boyanarak yere düşmesi, kışın gelişiyle beraber etrafı kaplayan sisin bütün dünyayı hüzne boğması şiirdir. Nitekim şair de bütün bunlar karşısında hislenir ve kalemi şiirle kıpırdanmaya başlar. Mehmed Celâl (1867-1912) ise Ada’da Söylediklerim (1885)’de “Şiir ne zaman söylenir?” lafzıyla söze girişir. Burada Mehmed Celâl his ve tabiilik üzerinde durur. Ona göre bahar vaktini anlatan bir şiir bahar vakti söylenmelidir. Başka vakit söylendiğinde o şiirin doğal olması mümkün değildir. Çünkü şiir tabiata karşı duygulanmalardan meydana gelir. Bununla beraber şair için şiir güzel bir resim, iki mavi göz, ağlamış bir kız, bir altın saç gibi şeylerden müteşekkildir.12 Menemenlizâde Mehmed Tahir (1862-1918) de his meselesi üzerinde durur. Bu bağlamda şairin 27 Nisan 1884’te, Haver’de yayımlanan Şiir ve Şair başlıklı yazısı dikkati çeker. Menemenlizâde Mehmed Tahir’e göre bir şairin kalbi “envâr-ı bedâyi’in muhabbeti ve âsârı kalbinin âyîne-i in’ikâsı olmalıdır.” (Menemenlizâde Mehmed Tahir, 1884, s. 34) Şair güzel düşünmeli ve bilhassa hissettiği gibi yazmalıdır; çünkü bir şair, okurun kalbine ancak bu şekilde tesir edebilir: 12 Mehmed Celâl bu görüşü yazılarında da savunmaya devam etmiş ve şiirin duygulara hitap etmesi gerektiğini savunmuştur: “Şiir hakkında fikr-i mahsusum pek sadedir. Okuduğum bir sözün tesiri kalbime kadar nüfuz eder. Orada ruhumu teshir edecek kadar bir his uyandırırsa ona şiir derim, söz ister manzum bulunsun, ister mensur olsun, bir kelime, bir sada kalbimi lebriz-i tesir edecek bir meziyyeti haiz olduktan sonra, o kelimeyi, o sadayı şiir addetmekten beni kimse men edemez.” (Aktaran: Uç, 1990, s. 103). 22 “Yalnız şu var ki, güneşin ziyâsı menşûr içinden geçtikçe hâsıl olan tayfı ne kadar nazar-rübâ olursa bir şairin fikri de menşûr-ı edeb denilmek lazım gelen hâmesinden geçtikçe o kadar dil-nişîn bir reng-i letâfet alarak kulûbu teshir etmelidir. Mersiyelerini okuyan ağlamalı, bahâriyelerini gören neş’e-yâb olmalı, memdûhunu herkese beğendirmeli, menfûrundan herkes tenfîr etmeli.” (Menemenlizâde Mehmed Tahir, 1884, s. 34) Görülüyor ki Memenlizâde Mehmed Tahir de his üzerinde durur ve şiirin güzelliğini okurda yaratacağı his unsurlarına bağlar. Bir şair mersiye yazdığında okuyan ağlamalı, tabiattan söz ettiği zaman adeta tabiatı seyre dalmalı ve onun güzelliğle mutlu olmalıdır. Nureddin Ferruh’un (1876-?), Şafak Sadâları (1894)’nın başına derç ettiği poetikasında da aynı mesele üzerinde durulur. Şair, eseri için üç beş aylık bir şiir heveslisinin on yedi yaşında söylemiş olduğu “mahsul-i tabiat”ı olduğunu belirttikten sonra eserini şöyle niteler: “hakikati hayal olmuş bir hazanın hatırası olmak üzere basıldı. Muhteviyatı bir sergüzeşt-i garib, tasavvuru hazin, esası teessürdür.” (Nureddin Ferruh, 1894, s. 11). Bu nitelemede de his ve maraziliğe varan bir santimantalizm göze çarpar. Görülüyor ki şiirin ne olduğunu ve nasıl olması gerektiği meselesi önce mukaddimelerde ele alınmıştır. Ancak bu durum sadece mukaddimelerde kalmamış şiirlerde de kendini göstermiştir. 1880-1895 yılları arası şiirinin kendisinden önceki ve sonrakilerden en büyük farkı bu his meselesidir. Abdülhak Hamid (1852-1937) ve Ekrem Bey (1847-1914)’in yol açtığı ferdiyetçilik bu yıllar arasında aşırı santimantalist bir duyuş tarzına bürünür. Şiirlerde sevgilinin güzelliği, kavuşamayan aşıklar, kır hayatına dair övgü, sonbahar ve kış mevsimlerinin tabiatta yarattığı tahribat karşısında gözyaşlarını durduramayan ve mehtap, çiçek, kuş gibi doğaya ait unsurların güzelliği karşısında seyre dalan şairler, mısralar arasından yükselen veremli kızların öksürükleri, hem metafizik bir endişeyle hem de insanda yarattığı derin üzüntüyle ele alınan ölüm mefhumu şiirin ta kendisi olmuştur. Kısaca özetlemek gerekirse Şinasi (1826-1871)’nin rasyonel tarafı bu dönem şiirinde yerini hisse, vicdana bırakmıştır. Abdülkerim Sabit’in Sabâh-ı İnşirâh (1884)’ındaki Vicdan şiiri sanki bütün bir dönemin özeti gibidir: “‘Akl ile beşer müşerref oldu, Ammâ ne belâlı bir teşerrüf! Bir yerde huzuru yok teessüf! Âmâl ü ümmîdlerle doldu. 23 Dâ’i-i teessür oldu vicdân, Efkâr-ı tecessümâtı mâil! Oldukça bu hâl olur mu nâil, Ârâm u huzura hissli insan? Kalbin gamâdır hep ibtilâsı; Eyvâh! Nedir bu hâl-i müdhiş? Baştanbaşa arzu kesilmiş! Gûyâ ki yetişmemiş belâsı.” (Abdülkerim Sabit, 1884, s. 10) Şerif Aktaş’ın da belirttiği gibi “İnsan tarafından meydana getirilen her eser, ortaya çıktığı zaman dilimine ait özelliklerden yararlanır ve dönemini farklı bakımlardan temsil eder. Çünkü o, döneminin ürünüdür.” (Aktaş, 2015, s. 31). Bu dönem ürünlerinin karakteristik özelliği de aklın yerini vicdan ve hissin almasıdır. Artık his ve vicdanıyla hareket eden şairin dünyaya olan bakışı tamamen değişmiştir.13 Bu yüzden bu dönem şiirinde hakim tema aşktır. Ardından tabiat ve ölüm gelir ki böylece yeni şiirin nasıl bir duyuş tarzı geliştirdiği rahatlıkla görülebilir. Görüldüğü üzere 1880-1895 yılları arası şiirin muhtevası büyük ölçüde değiştirilmiş ve yeniliğe doğru yelken açılmıştır. Ancak bu yıllar arasında belki de en ciddi yenilik şekilde yapılır. Çünkü şiir bir bütündür. Muhteva değiştikçe dil, dil değiştikçe şekil de değişir. Bunları birbirinden ayırmak bir hayli zordur. Nitekim Şerif Aktaş’a göre de “şiiri meydana getiren birimler de yalnız başına biçime ve içeriğe indirgenemez. Çünkü ses ve anlam kaynaşmasından oluşan birimler, şiirde bir düzene bağlı olarak bir araya gelirler.” (Aktaş, 2015, s. 34). Ancak bu dönemde dil konusunda çok ciddi bir değişiklik görülmediğini belirtmekte fayda vardır. Dil meselesi üzerinde yalnızca Nureddin Ferruh durmuş ve özellikle Türkçe terkiplerin kullanılması gerektiğini savunmuştur. Bunun dışında şiir dilinin nasıl olması gerektiğine dair ortak bir görüş yoktur. Ancak yeni muhtevayı ifade etmek için yeni bir şeklin gerekliliği 1880-1895 yılları arasında yayımlanmış şiir kitaplarında kendini açıkça gösterir. Nitekim 1880-1895 yıllarından önce Abülhak Hamid (1852-1937)’in Sahra (1879)’sında, Namık Kemal (1840-1888)’in Vaveyla’sında ve Hilal-i Osmani’sinde şekil olarak bir arayışın içinde olduğu görülüyordu. İşte 1880-1895 yılları arasında yayımlanan şiir kitaplarında da kendini 13 Bu his vurgusu 1895’ten sonra da devam eder. Nitekim E.M. rumuzlu bir münekkid, Malumat’takki Vezin ve Kafiye yazısında şiirin kelimeyle değil his ile olması gerektiğini savunur. (Uç, 1990, s. 106-107) 24 açıkça gösteren bu arayışı Nazım Şekilleri başlığı altında detaylı olarak ele alacağız; ancak burada da söylemekte fayda olduğunu düşünüyoruz. Bu yıllarda başta düz uyak şekliyle olmak üzere, sarma ve çapraz uyak şekliyle söylenmiş şiirlerin sayısı bir hayli fazladır. Bunlara ek olarak beşli, altılı, yedili bentlerden müteşekkil yeni şekiller hatta belli bir şekle tabi olmayan serbest şiirler söylenmeye başlamıştır.14 Bu tarz bir şiire Menemenlizâde Mehmed Tahir (1862-1903)’in Kafiyesiz Bir Şi’r başlıklı şiiri örnek olarak gösterilebilir: “Hüsnünü gördüğüm zamân güzelim Bir güzel nev-şükûfte gül sandım. Sinemi etmek istedim tezyin Sen meğer bir güzel melekmişsin Canlı bir gonca, bir periymişsin Eyledim ben de gönlümü tenvir Pertev-i cân-fezâ-yı ‘aşkınla Ki onu Hakk gidermesin benden” (Menemenlizâde Mehmed Tahir, 1885, s.60) Menemenlizâde Mehmed Tahir’in bu şiirine muhteva açısından bakıldığında çok ciddi bir yenilik görülmez. Aşk temasının yoğun olduğu bu şiirde şair, sevgilinin güzelliğini yeni açılmış bir çiçeğe benzetir. Sevgili o kadar güzeldir ki adeta bir melek, canlı bir gonca, bir peridir. Bu bakımdan çok ciddi bir farklılık görülmemektedir. Ancak bu şiiri diğer şiirlerden ayıran ve onu ayrı bir yere koymamızın en büyük sebebi -başlığından da anlaşılacağı gibi- belirli bir kafiye sisteminin dışında yazılmış olmasıdır. Bu durum artık kafiye hakimiyetinin kırıldığı ve yeni şiir arayışlarının bir sonuç verdiğini gösterir ki bu ve bunun gibi şiirlerin sayısı 1880-1895 yılları arası yayımlanmış şiir kitaplarında önemli ölçüde artmıştır.15 14 Aslında bu mesele mukaddimelerde de vurgulanır. İsmail Safa Sünûhat (1889)’ın mukaddimesinde kafiyelerin darlığından şikayet eder. Nureddin Ferruh ise Şafak Sadaları (1894)’nda serbest şiiri savunur ve uygulamaya girişir. 15 Diğer örnekler, “1880-1895 Yılları Arasında Yayımlanmış Şiir Kitaplarında Nazım Şekilleri” bölümünde bulunan “Mısra Sayıları ve Yapıları Farklı Olanlar” başlığı altında detaylı olarak gösterilmiştir. 25 İKİNCİ BÖLÜM 1880-1895 YILLARI ARASINDA NEŞREDİLMİŞ ŞİİR KİTAPLARI VE ŞAİRLERİ 1880-1895 yılları arasında şiir kitaplarını neşretmiş şairlerin bir kısmı bugün özellikle İbnülemin Mahmud Kemal İnal sayesinde bilinir hale gelmiştir. İbnülemin Mahmud Kemal İnal’dan sonra da pek çok araştırmacı, yazarlar üzerinde araştırma yapmaya devam etmişlerdir. Cumhuriyetten önce bu alanda Bursalı Mehmed Tahir’in Osmanlı Müellifleri ve Mehmed Süreyya Bey’in Sicill-i Osmani’si dikkati çeker. Cumhuriyetin ilanından sonra ise bu alanda Şükran Kurdakul’un Şairler ve Yazarlar Sözlüğü YKY tarafından yayımlanan Tanzimat’tan Bugüne Edebiyatçılar Ansiklopedisi, Diyanet tarafından yayımlanan İslam Ansiklopedisi ve Dergâh tarafından yayımlanan Türk Dili ve Edebiyatı Ansiklopedisi dikkati çeker.16 Biz de bu bölümü meydana getirirken yukarıda zikrettiğimizi kaynaklardan yararlanmakla birlikte, bu kaynaklarda hakkında hiçbir bilgiye ulaşamadığımız şairler için Atatürk Kitaplığı’ndaki evraklara ve hakkında çalışma yapılmış olan şairler için ise müstakil çalışmalara başvurduk. Tezimize konu olan 54 şairi aşığıda alfabetik olarak sıraladık. Hayatları hakkında bilgi verdikten sonra şiir ve şair anlayışlarına dahil bilgi vererek 1880-1895 yılları arasında yayımlanmış şiir kitaplarını tek tek ele aldık. Özellikle bir mukaddimeye haiz olanların üzerinde detaylı olarak durduk ve mukaddimeleri tek tek açıkladık. Şairler hakkında ulaştığımız kaynakları ise dipnotlarda detaylı olarak verdik. 16 Aslında pek çok edebiyat tarihinde de bu yazarlar ve şiirleri hakkında bilgi verilmiştir; ancak bunların çoğu Abdullah Cevdet, Mehmed Celâl, Menemenlizâde Mehmed Tahir, Nigâr Hanım, Nabizâde Nazım gibi çok bilinenlere yer vermiştir. Eski şiiri etkisiyle yazan şairlere hiçbirinde yer verilmezken yeni şiir etkisinde olan şairlerin dahi bir kısmına yer verilmemiş, yalnızca bazı tezlerde bu şairlerin adı zikredilmiştir. 26 2.1. ABDULLAH CEVDET (1869-1932)17 Abdullah Cevdet 9 Eylül 1869’da Arapkir’de doğdu. Babası Tabur İmamı Hacı Ömer Efendi’dir. Ortaöğrenimini Elâziz Rüştiyesi ve Kulesi İdâdisi’nde, yükseköğrenimini ise Askeri Tıbbıyet Okulu’nda tamamladıktan sonra Yüzbaşı rütbesiyle Gülhane Hastanesi’nde göz hastalıkları uzmanlık öğrenimine devam etti. 1895 yılında II. Abdülhamid yönetimine karşı eylemlerde bulunmaktan ötürü Trablus Merkez Hastanesi göz hekimliği göreviyle İstanbul’dan sürüldü. 1897’de ise Fizan’a sürgün edileceğini öğrenince Tunus yoluyla Avrupa’ya kaçmayı tercih etti. Cenevre’ye yerleşerek Osmanlı gazetesini çıkardı ve bu gazetede saray ve yönetim aleyhinde yazılar yazdı. Bir süre sonra Viyana Elçiliği hakimliğine atandıysa da yine muhalif yazılarından dolayı Cenevre’ye dönmek zorunda kaldı ve 1 Eylül 1904 tarihini taşıyan İçtihat dergisini çıkarmaya başladı. 1905’te Kahire’ye gitti ve burada 5 yıl kaldı. 1911’de İstanbul’a gelerek Cenevre’de çıkarmaya başladığı İçtihat dergisinin yayımını sürdürdü. 28 Kasım 1932 yılında vefat etti ve aktarılanlara göre olaylı bir cenaze töreninin sonrasında Merkezefendi Mezarlığı’na defnedildi. Doktor, düşünce adamı ve şair sıfatlarıyla karşımıza çıkan Abdullah Cevdet, çok yönlü kişiliğiyle dikkat çeker. Hiç (1890), Tuluat (1891), Türbe-i Masumiyet (1891), Masumiyyet (1893), Kahriyat (1897), Karlıdağdan Bir Ses (1931), Düşünen Musiki (1932) isimli şiir kitaplarıyla bizim asıl meselemiz olan şairliğinin ne kadar aktif ve verimli olduğu da görülmektedir. Ancak Abdullah Cevdet, her ne kadar yenilikçi şairleri kendine örnek alsa da bizim incelediğimiz dönem olan 1880-1895 arası yıllarında yayımlanan şiir kitaplarında özellikle Abdülhak Hamid (1852-1937)’in etkisinden hemen hemen hiç çıkmamıştır. 17 Ayrıntılı bilgi için bakınız: Özdemir, Kemal. (2003). Doktor Abdullah Cevdet’in Edebi Dünyası Abdullah Cevdet’in Şiirlerinin İncelenmesi. Doktora Tezi, Atatürk Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Erzurum. Kurdakul, Şükran. (1999). Şairler ve Yazarlar Sözlüğü (s. 9-10). İstanbul: İnkılap Kitabevi. Yalçın, Murat (Ed.). Tanzimat’tan Bugüne Edebiyatçılar Ansiklopedisi I (s. 6) İstanbul: Yapı Kredi Yayınları. İnal, İbnü’l-Emin Mahmud Kemal. (1999), Son Asır Türk Şairleri 1 (Kemâlü’ş-Şuarâ) (Müjgan Cumbur, Haz.) (s. 367-372). Ankara: AYK Atatürk Kültür Merkezi Yayını. 27 Abdullah Cevdet yalnızca şiir yazan bir şair değildi. Döneminin pek çok şairi gibi şiir üzerine düşünmeyi ve şiirin nasıl olması gerektiğine dair fikirleri olan şairlerdendi: “Bir menbaın gayesi var mıdır? Güneşin, tuluun, gurubun, baharın, kışın, yazın gayeleri var mıdır? Fakat: siyah ve ziyasız bir güneş, güneş midir? Isıtmayan, aydınlatmayan bir güneş güneş midir? Şiir de böyledi. Ruhları ısıtmaz, ruhları aydınlatmaz, ruhları yükseltmezse şiir değildir. Binaenaleyh; şiirin maksadı yok, şiarı vardır.” (Aktaran: Özdemir, 2003, s. 34) Abdullah Cevdet’in bu görüşlerinden şiirden ne anladığı açıkça görülüyor. Onun için şiir insanın ruhuna yani iç dünyasına, duygularına hitap etmelidir ki şiir olabilsin. Şairin bu cümleleri döneminde şiirin ne kadar ferdiyetçi bir yol takip ettiğini göstermesi bakımından önemlidir. Yukarıda da zikrettiğimiz gibi şairin 1880-1895 yılları arasında neşredilmiş beş şiir kitabı mevcuttur: Hiç (1890), Tuluat (1891), Türbe-i Masumiyyet (1891), Masumiyyet (1893). Şairin 1890 yılında yayımlanmış olan ilk şiir kitabı Hiç, Maarif Nezâreti Celilesi’nin ruhsatıyla Mahmud Bey Matbaası’nda basılmıştır. 24 sayfadan oluşur. Eserin başında İbn-i Ömer Cevdet imzalı “Bir İki Söz” başlığı altında ufak bir mukaddime vardır. Burada neden “Hiç” ismini verdiğini şöyle açıklar: “İktidârımın mertebe-i hîçîde olduğunu göstermek için değil gördüğüm için yazdığım manzumelerin heyet mecmuasına “Hiç” ismini verdim.” (Abdullah Cevdet, 1890, s. 2). Bununla birlikte Abdülhak Hâmid (1852-1937)’in Hep Yahud Hiç’inden bahseder. Bu eserin on sene önce yayımlandığını ve kendi eserinin yalnızca hiç ismine sahip olduğunu belirterek eserin çalıntı olmadığını söyler. Son olarak mütercim parçaların kendisine ait olmadığını da belirtir. 28 Eserin içindeki şiirlerin isimleri şu şekildedir: Sahrâ ‘Âlemi, Sahra, Rû-nizâr, Yâdigâr-ı Temâşâ, Akşam (Lamartin), Bülbül (Lamartin), Bir Kıt’a, Prelüd (Musse), Giryelerim, Gözlerin, İnfilâk, Yazılmış, Telâkki-gâh, Ey Timsâl-i Bî-rûh. Şiirlerin ismine dahi baktığımız vakit Abdülhak Hamid’in etkisini görmek mümkündür. Özellikle muhtevaya değindiğimiz sırada şairin Sahra ‘Âlemi ve Sahra şiirlerine değineceğiz. Ancak burada da belirtmekte fayda var. Bu