Hacettepe Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü İşletme Anabilim Dalı Yönetim Organizasyon ve Örgütsel Davranış Bilim Dalı MAKYAVELİZM VE ETİK OLMAYAN DAVRANIŞ ARASINDAKİ İLİŞKİDE ETİK LİDERLİĞİN DÜZENLEYİCİ ETKİSİ Zeynep Vezir Yüksek Lisans Tezi Ankara, 2017 MAKYAVELİZM VE ETİK OLMAYAN DAVRANIŞ ARASINDAKİ İLİŞKİDE ETİK LİDERLİĞİN DÜZENLEYİCİ ETKİSİ Zeynep Vezir Hacettepe Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü İşletme Anabilim Dalı Yönetim Organizasyon ve Örgütsel Davranış Bilim Dalı Yüksek Lisans Tezi Ankara, 2017 KABUL VE ONAY BİLDİRİM YAYIMLAMA VE FİKRİ MÜLKİYET HAKLARI BEYANI ETİK BEYAN v Babama vi TEŞEKKÜR Bu tez çalışmamda maddi manevi desteklerini esirgemeyen, bilgi birikimleri ve tecrübeleriyle bana yol gösteren saygıdeğer hocalarım Doç. Dr. Pınar Bayhan Karapınar’a ve Prof. Dr. Azize Ergeneli’ye teşekkürlerimi sunuyorum. Tez çalışmamın başından sonuna kadar bana her türlü desteği veren aileme ve özellikle de sevgili babam Basri Vezir’e çok teşekkür ederim. Son olarak, zaman ayırıp anket sorularımı cevaplandıran tüm katılımcılara teşekkürü borç bilirim. vii ÖZET VEZİR Zeynep. Makyavelizm ile Etik Olmayan Davranış Arasındaki İlişkide Etik Liderliğin Düzenleyici Etkisi, Yüksek Lisans Tezi, Ankara, 2017 Bu çalışmanın amacı Makyavelizm ile etik olmayan davranış arasındaki ilişkiyi ve bu ilişkide etik liderliğin düzenleyici etkisini incelemektir. Bu amaçla, etik olmayan davranış boyutları kaynakların kötüye kullanılması, hırsızlık, yolsuzluk, dolandırıcılık ve sessiz kalma olacak şekilde beş boyut olarak ele alınmıştır. Çalışmada veriler Ankara, Bursa ve İstanbul’da özel sektörde çalışan 630 satış temsilcisinden anket aracılığı ile toplanmıştır. Etik olmayan davranış ölçeğine uygulanan faktör analizi neticesinde yolsuzluk boyutu çıkarılmış ve analizlere dahil edilmemiştir. Elde edilen verilere göre Makyavelizm ile toplam etik olmayan davranış eğilimi, kaynakların kötüye kullanılması, hırsızlık, dolandırıcılık ve sessiz kalma eğilimleri arasında olumlu yönde ilişki bulunmuştur. Verilerin analizi düzenleyici değişken analizi ile SPSS kullanılarak yapılmıştır. Analizlerin neticesinde etik liderliğin; Makyavelizm ile dolandırıcılık arasındaki ilişkide düzenleyici rol oynadığı belirlenmiştir. Şöyle ki; etik liderlik algısının yüksek olduğu durumda, Makyavelizm ile dolandırıcılık arasındaki pozitif ilişkinin gücü zayıflamaktadır. Diğer taraftan, etik liderliğin; Makyavelizm ile kaynakların kötüye kullanılması, hırsızlık, sessiz kalma ve etik olmayan davranış arasındaki ilişkilerde düzenleyici etkisinin olmadığı görülmektedir. Bu çalışmada, örgütlerde etik olmayan davranışları önlemeyi amaçlayan örgütlere ve yöneticilere öneriler sunulmaktadır. Etik liderlik, çalışanların etik olmayan davranışlara olan eğilimlerini azaltmak için bir çare olarak kullanılabilmektedir. Anahtar Sözcükler Makyavelizm, Etik Olmayan Davranış, Etik Liderlik, Dolandırıcılık, Kaynakların Kötüye Kullanılması, Hırsızlık, Sessiz Kalma, Yolsuzluk viii ABSTRACT VEZİR Zeynep. The Moderating Effect of Ethical Leadership on the Relationship Between Machiavellianism and Unethical Behavior, Ankara, 2017 The purpose of the study is to examine the moderating role of the ethical leadership on the relationship between Machiavellianism and unethical behavior of employees. For this purpose, unethical behavior was measured with five dimensions as abuse resources, theft, corruption, deception and not whistle blowing. In this study, the data were collected from 630 sales representatives working in private sector in Ankara, Bursa and İstanbul through a self-report questionnaire. The corruption dimension was taken out and was not included in the further analyses after factor analysis for the unethical propensity scale. According to the obtained data, there are positive and significant relationships between Machiavellianism and total unethical behavior, abuse resources, theft, deception and not whistle blowing. The hypothesized relationships was tested by using moderation analysis in SPSS. Results revealed that ethical leadership acts as a moderator on the Machiavellianism and deception. Accordingly, the higher levels of ethical leadership decrease the strength of the positive relationship between Machiavellianism and deception behavior. On the other hand, ethical leadership has no moderating effect on the relationship between Machiavellianism and abuse resources, theft, not whistle blowing and unethical behavior. This study has implications for the organizations and executives who aim to prevent unethical behaviors in organizations. Ethical leadership can be used as a remedy to alleviate the adverse effects of unethical behaviors. Keywords Machiavellianism, Unethical Behavior, Ethical Leadership, Deception, Abuse Resources, Theft, Not Whistle Blowing, Corruption ix İÇİNDEKİLER KABUL VE ONAY …………...……………………………………………………..… i BİLDİRİM …………….......……………………………………………………….…. ii YAYIMLAMA VE FİKRİ MÜLKİYET HAKLARI BEYANI ............................... iii ETİK BEYAN ............................................................................................................... iv ADAMA …...…………………………………………………………………………... v TEŞEKKÜR ………...………..………………………………………………………. vi ÖZET …...…………...……………………………………………......……………… vii ABSTRACT …...…………………………...……………………………..………… viii İÇİNDEKİLER …………………….………………………………………………… ix KISALTMALAR DİZİNİ …………………………….…………………….....……. xii TABLOLAR DİZİNİ ……………………………………….…………….....……… xiv ŞEKİLLER DİZİNİ …………………………..…………….………….…………… xvi GİRİŞ ………………………………………………………………………………..… 1 1.BÖLÜM: ETİK OLMAYAN DAVRANIŞ, MAKYAVELİZM VE ETİK LİDERLİK KAVRAMLARININ İLİŞKİLENDİRİLMESİ …..……….……...…... 4 1.1. ETİK OLMAYAN DAVRANIŞ ……….…….……………………………… 4 1.1.1. Etik Olmayan Davranışların Örgütsel ve Bireysel Sonuçları .. 8 1.1.2. İşyerinde Etik Olmayan Davranışlar ....................................... 10 1.1.2.1. Kaynakların Kötüye Kullanılması ……………..….....… 11 1.1.2.2. Hırsızlık ………………………………………………. 11 1.1.2.3. Yolsuzluk ………………………………………..….… 13 x 1.1.2.4. Dolandırıcılık ……………………………………….… 14 1.1.2.5. Sessiz Kalma ……………………………….....……… 16 1.1.3. Etik Olmayan Davranışlara Neden Olan Faktörler ………... 19 1.2. MAKYAVELİZM ……………...………...…………………………..……… 23 1.3. MAKYAVELİZM İLE ETİK OLMAYAN DAVRANIŞ ARASINDAKİ İLİŞKİ ...................................................................................................................... 32 1.4. ETİK LİDERLİK ………………………...…………...………..…...………. 35 1.5. ETİK LİDERLİĞİN DÜZENLEYİCİ ETKİSİ …………………………… 43 2. BÖLÜM: ALAN ARAŞTIRMASI …………….……………………………… 49 2.1. ARAŞTIRMANIN KONUSU, AMACI VE ÖNEMİ …………….......……. 49 2.1.1. Araştırmanın Konusu …….………....…………….....……….. 49 2.1.2. Araştırmanın Amacı ……………….…………..…………….. 49 2.1.3. Araştırmanın Önemi ……....…………………...……………. 50 2.2. ARAŞTIRMANIN MODELİ ……………………..……...…….……...……. 50 2.3. ARAŞTIRMANIN ÖRNEKLEMİ VE VARSAYIMLARI ………..……… 51 2.3.1. Demografik Değişkenlere İlişkin Bilgiler …………..…......…. 52 2.4. ARAŞTIRMADA VERİ TOPLAMA VE KULLANILAN ÖLÇME ARAÇLARI ………………………………………………………………...…...... 54 2.4.1. Etik Olmayan Davranış Ölçeği ………...…………………... 55 2.4.2. Makyavelizm Ölçeği …………………………………………. 56 2.4.3. Etik Liderlik Ölçeği ………………..……..……...…………… 57 2.5. ARAŞTIRMADA VERİLERİN ANALİZE UYGUN HALE GETİRİLMESİ ....................................................................................................... 58 xi 2.6. ARAŞTIRMA BULGULARI ………...…………………….……….…..….. 59 2.6.1. Kullanılan Ölçme Araçlarına İlişkin Faktör Analizleri ......... 59 2.6.1.1. Etik Olmayan Davranış Ölçeğine Ait Faktör Analizi ...... 60 2.6.1.2. Makyavelizm Ölçeğine Ait Faktör Analizi ……...….…. 65 2.6.1.3. Etik Liderlik Ölçeğine Ait Faktör Analizi .…………..… 66 2.6.2. Değişkenlere İlişkin Bilgiler ……………………..…..…...…... 68 2.6.3. Değişkenler Arasındaki Korelasyonlar ..………………….…. 69 2.6.4. Hipotezlerin Test Edilmesi …...……………………………… 71 SONUÇ VE GENEL DEĞERLENDİRME ……………………........……..……… 82 Yöneticiler İçin Öneriler ........................................................................................ 87 Araştırmanın Kısıtları ............................................................................................ 88 KAYNAKÇA …………………………………………..……...………..……………. 90 EK 1. ETİK KURUL İZNİ ....................................................................................... 110 EK 2. ORJİNALLİK RAPORU ............................................................................... 111 xii KISALTMALAR DİZİNİ ACFE : Association of Certified Fraud Examiners (Sertifikalı Sahtekarlık Denetçileri Derneği) AGFI : Adjustment Goodnes of Fit Index (Düzeltilmiş İyilik Uyum İndeksi) AMOS : Analysis of Moment Structures (Moment Yapılarının Analizi) BDDK : Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu CFI : Comparative Fit Index (Karşılaştırmalı Uyum İndeksi) CMIN : Minimum Discrepancy (Minimum Farklılık) DF : Degrees of Freedom (Serbestlik Derecesi) ELCENTERED : Merkezileştirilmiş Etik Liderlik ELMEAN : Etik Liderlik Ölçeğine Verilen Cevapların Ortalaması ELÖ : Etik Liderlik Ölçeği GFI : Goodness of Fit Index (İyilik Uyum İndeksi) IFI : Incremental Fit Index (Artırmalı Uyum İndeksi) KMO : Kaise Meyer Olkin KVK : Kurumlar Vergisi Kanunu MAKCENTERED : Merkezileştirilmiş Makyavelist Kişilik Özelliği MAKELCENTERED : Merkezileştirilmiş Makyavelist Kişilik Özelliği x Etik Liderlik MMEAN : Mach IV Ölçeğine Verilen Cevapların Ortalamasını xiii NFI : Normed Fit Index (Normlaştırılmış Uyum İndeksi) RMR : Root Mean Square Residual (Ortalama Hataların Karekökü) RMSEA : Root Mean Square Error of Approximation (Yaklaşık Hataların Ortalama Karekökü) SPK : Serbest Piyasa Kurulu SPSS : Statistical Package for the Social Sciences (Sosyal Bilimler için İstatistik Paketi) TTK : Türk Ticaret Kanunu VIF : Variance Inflation Factor (Varyans Artış Faktörü) xiv TABLOLAR DİZİNİ Tablo 1: Katılımcıların Cinsiyete Göre Dağılımları ……………...…..……………… 52 Tablo 2: Katılımcıların Yaşlarına Göre Dağılımları …………………………………. 52 Tablo 3: Katılımcıların Toplam Çalışma Sürelerine Göre Dağılımları ………...……. 52 Tablo 4: Doğrulayıcı Faktör Analizi Uyum İyiliği Değerleri …………..………….… 60 Tablo 5: Etik Olmayan Davranış Ölçeği için KMO ve Bartlett’s Test Sonuçları …… 61 Tablo 6: Etik Olmayan Davranış Doğrulayıcı Faktör Analizi Uyum İyiliği Değerleri 64 Tablo 7: Etik Olmayan Davranış Ölçeği Doğrulayıcı Faktör Analizlerine Ait İyileştirilmiş Değerler .................................................................................................... 65 Tablo 8: Mach IV Ölçeği için KMO ve Bartlett’s Test Sonuçları …………………… 65 Tablo 9: Makyavelizm Doğrulayıcı Faktör Analizi Uyum İyiliği Değerleri ………… 66 Tablo 10: Etik Liderlik Ölçeği için KMO ve Bartlett’s Test Sonuçları ……..….…… 66 Tablo 11: Etik Liderlik Doğrulayıcı Faktör Analizi Uyum İyiliği Değerleri ……...… 67 Tablo 12: Tüm Değişkenlere Ait İstatistiki Veriler ………………………………..… 69 Tablo 13: Değişkenler Arasındaki Korelasyonlar …………………………………… 70 Tablo 14: Düzenleyici Regresyon Analizi Sonuçları (Makyavelist Kişilik Özelliği, Etik Olmayan Davranış Eğilimi ve Etik Liderlik) ………...........……….………………… 73 xv Tablo 15: Düzenleyici Regresyon Analizi Sonuçları (Makyavelist Kişilik Özelliği, Kaynakların Kötüye Kullanılması ve Etik Liderlik) ……………………...……..…… 74 Tablo 16: Düzenleyici Regresyon Analizi Sonuçları (Makyavelist Kişilik Özelliği, Sessiz Kalma ve Etik Liderlik) …………………………………….…………………. 75 Tablo 17: Düzenleyici Regresyon Analizi Sonuçları (Makyavelist Kişilik Özelliği, Dolandırıcılık ve Etik Liderlik) ……………………….……………………………… 77 Tablo 18: Düzenleyici Regresyon Analizi Sonuçları (Makyavelist Kişilik Özelliği, Hırsızlık ve Etik Liderlik) …………..............................……………………………… 78 Tablo 19: Araştırma Hipotezlerinin Sonuçları …………………………………….… 79 xvi ŞEKİLLER DİZİNİ Şekil 1: Araştırma Modeli ……………………………………………………………. 53 Şekil 2: Etik Olmayan Davranış Ölçeği Doğrulayıcı Faktör Analizi Modeli …......…. 63 Şekil 3: Makyavelist Kişilik Özelliğinin Dolandırıcılığa Etkisinde Etik Liderliğin Düzenleyici Etkisinin Grafik Gösterimi ……………………………….………..……. 76 1 GİRİŞ Son zamanlarda işletmelerde çalışanların davranışları işletme üzerindeki etkileri nedeniyle oldukça önem kazanmıştır. Özellikle çalışanların iş yerindeki etik olmayan davranışları işletmelerde maddi ve manevi pek çok kayba sebep olabilmektedir. Etik olmayan davranış, toplumsal normların ihlalidir. Etik olmayan davranışlar kişilerarası ilişkilere ve sosyal sisteme de zarar vermektedir (Treviño & Weaver, 2001). Enron, Arthur Andersen, WorldCom, Banco International, Tyco Ltd., Deutsche Bank ve benzeri işletme skandallarının medyaya yansıması da işletmelerdeki etik olmayan davranışlara olan ilginin artmasına neden olmuştur. İşletmelerde görülen muhasebe tablolarını değiştirme, vergi kaçırma, entelektüel sermaye hırsızlığı gibi beyaz yaka çalışanların işlediği etik olmayan davranışlar oldukça ağır hasarlar meydana getirebilmektedir. Beyaz yaka çalışanların etik olmayan davranışları neticesinde yol açtıkları kayıp ve hasarlar işletmelerin imajlarını olduğu kadar işletmelerin hissedarlarını, işletmelerin menfaat sahiplerini, bu işletmelerde çalışan bireyleri, bu bireylerin ailelerini ve nihayetinde devletleri yakından ilgilendirmektedir. Yapılan çalışmalar bazı kişilik özelliklerine sahip olan bireylerin etik olmayan davranışlar sergileme eğilimlerinin daha fazla olduğunu göstermiştir (Hegarty & Sims, 1978; Jones & Kavanagh, 1996). Bu anlamda Makyavelizm de etik olmayan davranışları olumlu yönde etkileyen bireysel faktörlerden biri olarak karşımıza çıkmaktadır. Makyavelizm, amaca ulaşmak için etiğe aykırı da olsa her türlü yolun hoş görüldüğü bir karakter özelliğidir. Benzer şekilde, Makyavelizm, bireyin kişisel kazanç için diğer kişileri, genellikle bu kişilerin çıkarına ters olarak, manipüle ettiği bir sosyal davranış stratejisi olarak da tanımlanmaktadır (Wilson, Near, & Miller, 1996). Özellikle agresif pazarlamanın gerektiği satış departmanlarındaki işe alımlarda kişiler arası iletişimi kuvvetli, müşteriyi ikna gücü yüksek, aylık, haftalık hatta günlük hedefleri yakalayabilecek sonuç odaklı, ulaşmak istediği hedefler için pek çok davranışı sergilemekten çekinmeyecek, diğer bir ifade ile, Makyavelist bireylerin daha çok tercih edildiği söylenebilir. Makyavelizm düzeyi yüksek bireylerin amaçları doğrultusunda aksilikleri atlatmak, orta seviyedeki performanslarını gizlemek için sosyal, manipülatif stratejiler geliştirdikleri görülmektedir. Makyavelist bireylerin amaçlarına ulaşma 2 arzuları ve statü edinme kaygıları iş arkadaşlarını birer rakip ya da tehlike olarak algılamalarına sebebiyet vermektedir. Bunun yanı sıra, insanların kötü olduklarına inandıkları için sosyal normları çiğnemenin kendileri için hak olduğunu düşünmeleri (Verbeke vd., 2011) onların etik olmayan davranış eğilimlerinin yüksek olmasına neden olabilmektedir. Etik ihlaller ile işletmelerde meydana gelebilecek etik skandalların maliyetlerinin çok fazla olabilecek olmasından ötürü işletmeler çalışanlarının etik olmayan davranışlardan uzak durmaları için etik kodlar, kamera, şifreleme sistemleri gibi çeşitli kontrol mekanizmalarına başvurmaktadırlar. Bunun yanı sıra insan kaynakları departmanlarında işe alım süreçlerini uzatarak çalışanı iyice tanıyabilmek çeşitli prosedürlere başvurmaktadırlar. Yine de etik olmayan davranışa eğilimli olabilecek çalışanları işe almaktan kaçınmaya çalışmak, işletmelerin sorunlarını tam olarak çözememektedir. Çünkü işletmelerin her departmanı sınırları tanımlanmış ya da iş yerinde faaliyet gösteren yapıda bulunmamaktadır. İşletmelerin satış departmanlarında çalışan ilaç mümessilleri ya da bankadaki satış temsilcileri gibi çalışanlar müşterileriyle kısa ya da uzun vadeli ilişkiler kurabilmek için daha çok ofis dışı faaliyetler göstermektedirler. Bu durum da çalışana inisiyatif tanımakta ve çalışanın etik açıdan kontrol edilebilirliğini azaltmaktadır. Bu nedenle, yöneticilere çalışanlarının davranışlarına olumlu etki edebilmeleri için daha çok görev düşmektedir. Etik liderlik yapan yöneticilerin çalışanlarının etik davranışlarını arttırdığı, etik olmayan davranışlarını azalttığı literatürde desteklenmektedir (Mayer, Kuenzi, Greenbaum, Bardes, & (Bombie) Salvador, 2009). Bu nedenle, etik liderlik çalışanların etik olmayan davranışlarını olumsuz yönde etkileyen örgütsel bir faktör olarak değerlendirilebilmektedir. Yöneticilerin çalışanlarına karşı özenli tutumu, çalışanlarının fikirlerini önemsemeleri, etik standartlar hakkında, yöntem hakkında çalışanları ile konuşmaları, çalışanlarının davranışlarını ödül ve ceza ile kontrol altına almaları ve çalışanlarına etik birer rol model olmaları çalışanların etik liderlik algılarını arttırmaktadır (Brown, Treviño, & Harrison, 2005). Çalışmada Makyavelizm, etik olmayan davranışa ve davranışın beş boyutuna (kaynakların kötüye kullanılması, hırsızlık, yolsuzluk, dolandırıcılık ve sessiz kalmaya) 3 etki eden bağımsız değişken olarak ele alınmıştır. Bunun yanı sıra Makyavelizm ile söz konusu etik olmayan davranışlar arasındaki ilişkide etik liderliğin düzenleyici etkisi incelenmiştir. Diğer bir ifade ile çalışanların üstleri ile ilgili etik liderlik algılarının Makyavelizm düzeyleri ile etik olmayan davranış eğilimleri arasındaki ilişkinin gücünü etkileyip etkilemediği incelenmiştir. Bu kapsamda, çalışmanın birinci bölümünde etik olmayan davranış, Makyavelizm ve etik liderlik kavramlarının ilişkilendirilmesi yer alarak literatür gözden geçirilmiştir. Çalışmanın ikinci bölümünde alan araştırması yer alarak çalışmanın önemi, yöntemi belirtilmiş ve yapılan analizlere yer verilmiştir. Son olarak, sonuç bölümünde elde edilen verilerin değerlendirilmesi ve araştırmacılara, yöneticilere tavsiyeler ile araştırmanın kısıtları belirtilmiştir. 4 1. BÖLÜM ETİK OLMAYAN DAVRANIŞ, MAKYAVELİZM ve ETİK LİDERLİK KAVRAMLARININ İLİŞKİLENDİRİLMESİ 1.1. ETİK OLMAYAN DAVRANIŞ İşletmelerin faaliyetlerini ve hedeflerini gerçekleştirirken etik davranışa önem vermesi işletmelerin uzun vadede başarılarını sağlayan faktörlerden biri olarak kabul edilmektedir (Doğan, 2009). İşletmelerde etiğin işletmelerin iç ve dış çevreleri ile ilişkilerini sağlıklı yürütebilmeleri için gerekli olduğu (Sucu, 2003) ve öneminin git gide arttığı (Auger, Burke, Devinney, & Conviere, 2003) ifade edilmektedir. Argüden’e (2007) göre, etik, işletmelerin yerine getirmesi gereken dört temel sorumluluktan biridir. Bu kapsamda bireyler arasındaki ilişkilerde önem arz eden güven, sorumluluk ve dürüstlük kavramları işletmeler açısından da önemlidir. İşletmeler etik davranışlarıyla çıkar gruplarıyla aralarında karşılıklı güven sağlamakta ve aralarında işbirliğini arttırmakta ve ilişkilerinde açıklık getirmektedir. Böylece işletmelerin riski azalmakta, işletmeler zaman ve enerjilerini olumlu yönde kullanmış olmaktadırlar (Sucu, 2003). Diğer taraftan günümüzde tüketiciler de işletmelerin etik uygulamalarına daha fazla dikkat etmektedirler. Yapılan bir araştırmada tüketicilerin etik kurallara uygun olarak üretilmiş (çevreye saygılı, hayvanlar üzerinde denenmemiş) ürünlere daha fazla rağbet ettikleri bulgulanmıştır (Auger vd., 2003). İşletmeler yalnızca belirli dönemlerde değil, her zaman ideal davranmalıdırlar. Böyle bir davranış şekli benimseyen işletmeler, etik düzeyi daha yüksek müşterileri çekebilmekte, müşteri-rakip ilişkilerinin iyileştirilmesini sağlamaktadırlar (Çabuk & Şengül, 2005). Etik teriminin kendisi günlük yaşamda pek çok farklı şekillerde kullanılmakta ve anlaşılmaktadır (Gabriele, 2011). Etik, Yunanca ethos kelimesinden gelmektedir. Karakter ya da ideal anlamındadır ya da kuralları sorgulamanın ve yargılamanın değeri düşüncesinden ileri gelmektedir (Öztürk, 2010). Etik zengin bir terim olmasına rağmen 5 kolayca farklı anlamlarda kullanılması etiğin anlaşılmasına yardımcı olmamaktadır (Gabriele, 2011). Batı bilimlerinde yüzyılların öğretileri olarak etik çok sayıda akademik ve profesyonel disiplinlerle bağlantılı olmuştur (hukuk, genel felsefe, ahlak felsefesi, yasalara uygunluk ve dini etki alanlarında, ahlaki teoloji ve din gibi) (Gabriele, 2011). Etiğin bu disiplinlerle arasındaki ilişki anlaşılabilirdir, nedenselleştirilebilirdir. Ancak ne yazık ki etiği bu disiplinlerden birine ya da ikisine eş değer görme olarak halk deyişinde büyüyen indirgemeci bir eğilim bulunmaktadır. Bu eğilim dikkatlice yeniden gözden geçirildiğinde etiği yalnızca ahlaki teoloji ya da dini hukuk ya da hukukun kendisiyle eşleştirmek doğru gözükmemektedir. Bu konuda çeşitli görüşler bulunmasına karşın, kamu hukuku ya da dini hukuk yasalarla ve sosyal parametrelerle ilgilenmekte ve vatandaşların huzur ve barış içinde bir toplum için gerekli olduğuna inandığı genel sınırları belirlemektedir (Gabriele, 2011). Bu kapsamda ahlak ve etiğin iki farklı tanımı ifade edilmektedir. Ahlak; bireysel, grupsal ve toplumsal düzeyde yaşanan bir fenomen olarak ifade edilmekte ve etiğin bu fenomeni ele alan ve ahlak görüşlerini ve öğretilerini irdeleyip sınıflandıran, karşılaştırıp eleştiren bir felsefe disiplini olduğu söylenmektedir (Özlem, 2004). Benzer şekilde, ahlakın bir davranışı ifade etmekte olduğu, etiğin ise davranışla ilgili düşünceyi ortaya koyduğu ifade edilmiştir (Usta, 2012). Gabriele (2011) ahlakın dini inançlar sistemi temelinde hangi davranışın iyi hangi davranışın kötü olduğunu göstermekte olduğunu ifade etmiştir. Ahlak kavramı, doğal olarak oluşmakla birlikte, uzlaşım ile de belirlenebilen, gelenekle aktarılan karşılıklı kabullenme süreçlerinin neticesinde oluşan tüm düzen ve anlam yapılarını kapsamaktadır (Usta, 2012). Etik ise bir ahlak felsefesidir, diğer bir deyiş ile, Pehlivan (1998), tarafından, geçmiş ve gelecek, iyi ya da kötü ile ilgili olarak ya da insanların davranışları ya da düşüncelerinin açıklanması bakımından felsefenin bir kolu olarak ifade edilmektedir. Etik, ahlak hakkında düşünebilme yeteneğidir (Takış, 1998). Beauchamp ve Bowie (1983), etiğin iyi ve kötü, doğru ve yanlış ile, ne yapacağımız ne yapmayacağımız ile ilişkili olduğunu söylemektedir. Türk Dil Kurumu (TDK) etiği töre bilimi, çeşitli meslek kolları arasında 6 tarafların uyması veya kaçınması gereken davranışlar bütünü, etik bilimi, ahlaki ve ahlak ile ilgili olarak tanımlanmıştır (TDK, 2017). Etiğin kendisi daha geniş bir şemsiyedir ve diğer tüm bu disiplinler bu şemsiyenin altında daha iyi anlaşılabilmektedir (Gabriele, 2011). Mengüşoğlu’na (1992) göre, etik tüm insanlığın eylemlerinin bilgisi ile ilgili olduğundan etiğin kendisi çok geniş bir varlık alanını kapsamaktadır. Etik halk deyişinde genellikle çeşitli standartlara, kanunlara uygunluk olarak kullanılmaktadır (Gabriele, 2011). Bazı yazarlar etiği grup içerisinde ya da kişinin davranışında uymak zorunda hissettiği uygun davranışlara uyma olarak tanımlamaktadırlar (Corey, Corey, & Callanan, 1998). Etik, bir davranış standardıdır (Hill, 2004). Bu perspektifte etiğin amacı bireylerin davranışlarını, toplumu ve de toplumların ve bireylerin gereksinimlerini düzenlemektir. Bu bakış açısı sosyal ve kültürel netliği sağlamış, örgütlerde sosyal ve grup beklentilerini karşılayan etik kodlara ve tek tip davranışa ivme kazandırmıştır. Bu bakış açısına ek olarak, kültürler ve toplumlar, grubun özel etiğinden bahsetmektedirler. Etik bu ikinci anlamında belli değer ve prensipleri konu alan, bireylerin kendi kimliklerinin uyum sağlamasını gerektiren örgütlenmiş şekil ve imajdır. Örnek olarak Amerikalıların “çok çalışma” ve “adil oyun” etiği, bireyin vatandaş olarak kimliğini ifade etme yoludur. Bu anlayışta etik bir imaja, bir görüşe ya da bir işletmenin anlayışına uyum sağlamak anlamındadır (Gabriele, 2011). Bu iki görüşte de etiğin önceden kararlaştırılmış mükemmeli ya da iyiyi başarmaya uyum olduğu sonucu ortaya çıkmaktadır. Etik, bireylerin ve örgütlerin karakterleri ile ilişkilidir. Etik örgütler bireylerin ve kurumların herhangi bir zorlama olmaksızın özgürce iyiyi seçmeleri üzerine kurulabilir. Bu anlamda etik, sadece kötünün önlenmesi değil, aynı zamanda iyinin yüceltilmesidir (Gabriele, 2011). Etik olmayan davranış, toplumsal normların ihlalidir (Treviño & Weaver, 2001). Toplumsal normlar, toplumdaki bireylerin haklarını düzenlemek amacıyla oluşturulduğundan, etik olmayan davranışlar genellikle antisosyal davranışlardır. 7 Çünkü, etik olmayan davranışlar kişilerarası ilişkilere ve sosyal sisteme zarar vermektedir (Treviño & Weaver, 2001). Kaptein (2008) de etik olmayan davranışın sadece resmi ve belli standartların, kurallar ve kanunların ihlali ile sınırlı olmadığını, resmi olmayan ve örtülü normların ihlalini de içerdiğini belirtmiştir. İşletmelerde etik problemleri ve yönetim yaklaşımlarını değerlendiren, Goodpaster (1991), iş hayatı etiğini poker etiğine benzeterek, işletmelerde hangi yönetim yaklaşımı kullanılırsa kullanılsın etik problemin var olacağını ifade etmektedir. Bu nedenle, etiğin aynı anda hem stratejik kar maksimizasyonunu yasakladığını hem de talep ettiğini ileri sürerek, etiğin işletmelerde yönetimsel paradoksa sebep olduğunu vurgulamıştır. Friedman (1970), iş etiğini poker etiğine benzeten Carr (1968) ve Goodpaster’ın (1991) görüşleriyle paralel olarak işletmelerin etik anlayışına sosyal sorumluluk çerçevesinden bakarak farklı bir yaklaşım ortaya koymuştur. İşletmeleri sosyal sorumluluktan muaf tutarak, işletmelerin tek sorumluluğunun kendi karlarını arttırmak olduğunu ifade etmiş ve bireyin vicdanını, etik anlayışını, işletmenin işleyişinden ayrı tutmuştur. Friedman (1970), bir işletmenin sosyal sorumluluğu olamayacağını, ancak bireylerin sosyal sorumluluğu olabileceğini savunmuştur. Friedman (1970), bir işletmede genel müdürlük yapan bir kişinin durumunu ele almıştır. Çalıştığı işletmenin genel müdürü olan kişi, işletmenin sahiplerinin vekili konumunda olduğu üzere bu kişinin ilk sorumluluğunun işletmenin sahiplerine karşı olduğunu ileri sürmüştür. Öte yandan, bu kişinin bir birey olarak başka sorumluluklarının (ailesine, vicdanına, hayır işlerine, dinine, mensubu bulunduğu gruba, şehrine, ülkesine karşı ve benzeri) olabileceğini, vicdanını rahatlatmak için kendi kaynaklarını istediği yönde harcayabileceğini, istemediği işletmelerde çalışmayabileceği gibi hayatında aldığı kararlarda elbette özgür olduğunu belirtmiştir. Friedman (1970), bu davranışların sosyal sorumluluk olarak ifade edilebileceğini söylemiştir. Böyle bir durumda kişinin vekil gibi değil, vekalet veren gibi davranıyor olduğunu ileri sürmüştür. Çünkü, kişi, amaçlarına kendini adamak için sözleşme yapmış olduğu işverenlerinin parasını, zamanını ya da enerjisini değil, kendi parasını, zamanını ya da enerjisini kullanarak sosyal sorumluluklarını gerçekleştirmektedir. Bunun tam tersi olarak, genel müdürün, bir iş adamı olarak çalışma alanında sosyal sorumluluk 8 gösterdiği durumda, işletmenin yararına olacak olsa da sosyal bir amaç olarak enflasyonu önlemeye yardımcı olmak için ürün fiyatlarının arttırılmasından kaçındığı bir örnekte, genel müdürün işverenlerinin karını azaltmakta ve onların yararına davranmamakta olduğunu belirtmiştir. Öte yandan, işletmelerdeki etik dışı davranışlar, bu kapsamda birçok olumsuz sonucu doğurmaktadır. Etik dışı davranışlar, işletmelerin küresel piyasada rekabet edebilmeleri için önemli faktörlerden biri olan imajlarının zedelenmesine, çıkar gruplarıyla aralarında güven kaybına ve yüksek mali kayıplara sebep olmaktadır (Sucu, 2003). İşletmelerin etiğe bağlı bir tutumla hareket etmeleri, faaliyette bulundukları topluma, iç ve dış çevrelerine karşı duyarlı olup sorumluluklarını yerine getirmeleri işletmelerin itibarlarını ve uzun vadede başarılarını olumlu yönde etkilemektedir (Doğan, 2009). Bir sonraki bölümde etik olmayan davranışların bireysel ve örgütsel sonuçlarına değinilerek etik olmayan davranışların hangi boyutları içerdiği açıklanacaktır. 1.1.1. Etik Olmayan Davranışların Örgütsel ve Bireysel Sonuçları Hileli defter tutma, rüşvetlerin ödenmesi ve gizli bilgilerin kötü kullanımı gibi olaylar ve sonuçları işletmelerdeki etik olmayan davranışlara olan duyarlılığın ve ilginin artmasına neden olmuştur (Kaptein, 2008). Bu yönde yapılan çalışmalar etik olmayan davranışın işletmelerin itibarını, finansal performansını ve işletmelerin devamlılığını tehdit ettiğini göstermektedir (Kaptein, 2008). Diğer taraftan etik olmayan davranışların finansal sonuçlarından ötesine bakıldığında etik olmayan davranışların suçu işleyenlerde, mağdurlarda, tanıklarda ve bağlantılı kişilerde stres ve travma yoluyla onların psikolojik ve fizyolojik iyiliğinin azalmasına sebebiyet verdiği görülmektedir. Bu durum kişilerin finansal gücüyle birlikte aile hayatını da zedelemektedir (Giacalone & Promislo, 2010). Etik olmayan davranışlar sebebiyle ortaya çıkan stres, ikincil travma süreciyle diğer kişilerin refahını da olumsuz yönde etkilemektedir. Etik olmayan davranışın tüm örgütün sağlığını etkilediği ve sağlık sigortası maliyetleriyle bağlantılı olduğu ifade edilmektedir (Giacalone & Promislo, 2010). 9 Aleni ya da gizli yapılan işyerinde negatif aykırı davranışlar, işyerinin kendisinde ve bağlantılı olduğu kuruluşlarda negatif sonuçlar doğurmaktadır (Appelbaum, Iaconi, & Matousek, 2007). Hırsızlık küçük miktarlarda olsa bile hırsızlığın maliyeti örgütlere oldukça büyük olabilmektedir (Snyder & Blair, 1989). Birleşmiş Milletler ekonomisinde çalışan hırsızlığının yıllık 50 milyar dolarlık zarara yol açtığı rapor edilmiştir (Appelbaum vd., 2007). Bireysel ve kurumsal hırsızlık ise, Amerikan firmalarına toplam olarak yılda 400 milyar dolara mal olmaktadır (Wells, 1999). İşletmeler arası yerel ve uluslararası rekabetin artmasıyla, işletmeler hırsızlık gibi etiğe aykırı nedenlerden dolayı oluşan para kaybını minimize edilmesinin hayatta kalmaları için kritik olduğunu düşünmektedir. Ancak, etik olmayan davranışı işletmelerin kontrol etmesi zor olabilir (Tannenbaum, 1968). İşletmeler yıllık gelirlerinin yaklaşık %5’ini dolandırıcılık sebebiyle kaybetmektedirler. Tahmini gayri safi küresel hasılaya bakıldığında, dolandırıcılık yüzünden dünyada tahmini 3.5 trilyon dolardan daha fazla miktar kaybedilmiştir. En fazla miktardaki kaybı çoğunlukla küçük işletmeler yaşamaktadır. Genellikle, bunun sebebi, küçük işletmelerin dolandırıcılığı engellemek için alınması gereken önlemleri almamalarıdır (ACFE, 2012). Etik olmayan davranışların işletmeye ve bireylere olan olumsuz etkileri nedeniyle, Treviño, Weaver ve Reynolds (2006), hissedarların, hükümetin ve sivil toplum kuruluşlarının içinde yer aldığı paydaşlar ya da diğer bir deyişle menfaat sahiplerinin, etik olmayan davranışlarla daha iyi başa çıkmaları için işletmelerin üzerindeki baskılarının git gide artmakta olduğunu belirtmişlerdir. Örgütlerin, çalışanlarının etik ve etik olmayan davranışlarından sorumlu olduklarına dair giderek yaygınlaşan bir kanı vardır. Bu bakış açısı, işletmelerin aleyhine olan yasaların temelinde ve işletme suçlarına karşı toplumun gösterdiği tepkide açığa çıkar (Victor & Cullen, 1988). İşyerindeki etik olmayan davranışları önlemek önemli bir yönetim mücadelesidir (Kaptein, 2011). 10 1.1.2. İşyerinde Etik Olmayan Davranışlar İşyerinde görevin kötüye kullanılması için Ivancevich, Konopaske ve Matteson (2005), 23 davranış yapısı belirlemiştir. Bunları kundakçılık, şantaj, rüşvet, zorbalık, kandırma, ayrımcılık, dürüst olmama, casusluk, sahtekârlık, kaba davranış, tehdit etme, komisyon almak, yalan söyleme, yanlış bilgilendirme, hususiyetin ihlali, intikam alma, sabote etme, cinsel taciz, kaynakları kötüye kullanma, hırsızlık, tehditler, bilgiyi dışarı sızdırma, bilgiyi gizlemek olarak sıralamışlardır. Örgütsel davranış alanında yapılan araştırmalar, örgütlerdeki etik olmayan davranış yapılarını (Treviño & Youngblood, 1990), hırsızlık (Greenberg, 2002), işyerinde aykırı davranış (Robinson & Bennett, 1995), zarar verici davranış (Cohen-Charash & Spector, 2001), yolsuzluk (Anand, Ashforth, & Joshi, 2005) ve görevin kötüye kullanılması (Ivancevich vd., 2005) olarak ele almışlardır. Bu çalışmada söz konusu olan etik olmayan davranışlar bireylerin iş yerlerinde kazara, kasıt olmadan yaptığı eylemler ya da örgütsel aykırı davranışların bütün çeşitli yönlerini kapsamamaktadır. Bu kapsamda etik olmayan davranışlar, işletmelerdeki beyaz yaka çalışanların suçlarında ya da finansal çalışma alanlarının medyada rapor edilen skandalları ve yolsuzluklarıyla ilgili gözlemlenebilen, planlanmış ve kasıtlı yapılan seçilmiş birkaç etik olmayan davranışı içermektedir. Beyaz yaka suçu, genel olarak, mesleklerini icra ederken itibar ve statü sahibi kişilerin işledikleri suç olarak tanımlanmaktadır (Şentürk & Kasap, 2013). Literatürde iş yerindeki etik olmayan davranışları ele almada kullanılan modeller genellikle hırsızlık, rüşvet, kaynakların kötüye kullanımı, aldatma ve işletme normlarına aykırı davranışları ele almışlardır. Akaah ve Lund’ın (1994) etik olmayan davranış modeli; kişisel kullanım, iftira atmak, rüşvet, sahtecilik, işletmenin harcamalarını yüksek göstermek ve dolandırıcılığı kapsamaktadır. Jones ve Kavanagh’ın (1996) modelinde etik olmayan davranış; hırsızlığı, işletme normlarına aykırı davranışı, aldatmayı, rüşvet almayı ve iş arkadaşının hatalarını gizlemeyi kapsamaktadır. Vardi ve Weitz (2004) modelinde etik olmayan davranışı; içsel, kişilerarası, ürün, mülkiyet ve 11 politik kötü davranış yönleriyle ele almıştır. Ancak bu çalışmada Luna-Arocas ve Tang’in (2004) modelinden faydalanılmıştır. Luna-Arocas ve Tang (2004) 5 boyuttan oluşan etik olmayan davranış modellerini Tang ve Chiu’nun (2003) ve de Robinson ve Bennett’in (1995) çalışmalarından yararlanarak oluşturmuşlardır. Şöyle ki modele göre işyerlerindeki beyaz yaka çalışanların sıkça sergilediği etik olmayan davranışlar ele alınmıştır. Bunlar, kaynakların kötüye kullanılması, hırsızlık, yolsuzluk, dolandırıcılık ve sessiz kalmadır. 1.1.2.1. Kaynakların Kötüye Kullanılması Kaynakların, davranışlar kapsamında kurumun araç ve gereçlerinin kişisel amaçlar doğrultusunda kullanılması ele alınmaktadır. Perotin (2002) etiğe aykırı davranışların genellikle küçük eylemlerle başladığını ve her zaman yönetim müdahale edene kadar bu eylemlerin büyüdüğünü ifade etmektedir (aktaran Chen & Tang, 2006). Bu boyut altında insanların önemsiz, küçük gördükleri ama aslında etiğe aykırı olan davranışlar bulunmaktadır. Bunlar, şirketin kaynaklarını kendi şahsi işi için kullanma, iş saatlerini boşa harcama, bilgisayarda çeşitli sosyal paylaşım, oyun vb. sitelerde aylaklık yapma gibi insanların çok da etiğe aykırı davranış gibi görmediği ama günlük hayatta sıkça karşılaşılan davranışlardır (Chen & Tang, 2006). Diğer taraftan kişisel amaçlar için en yaygın olarak kullanılan araçlar, şirket telefonu, bilgisayarı, interneti ve şirkete ait kırtasiye malzemeleridir (Töre, 2006). Ivancevich vd. (2005), çalışanların %75’inin ofisteki kağıt ve kalem gibi ofis malzemelerini kişisel ihtiyaçları doğrultusunda kullanmakta olduğunu, bu davranışları pek çok çalışanın yaptığını ancak halen örgütsel aykırı davranışlar ve yanlış olarak görüldüğünü vurgulamaktadır. 1.1.2.2. Hırsızlık Ivancevich vd. (2005), yaptıkları çalışmada hırsızlığı yetkisiz alım, harcama, şirkete ait parayı, malı, veriyi, bilgiyi ve entelektüel sermayeyi transfer etme olarak tanımlamışlardır. 12 McClurg ve Butler (2006) hırsızlığın bireysel ve durumsal faktörleri olduğunu belirtmişlerdir. Bireysel faktörler, çalışanların karakter özelliği, ahlaki gelişim seviyeleri gibi hırsızlığa yönelen çalışanların büyük ölçüde kontrol edemediği değişkenlerdir. Durumsal faktörler ise hırsızlığa karşı güçlü politikalar ve güvenlik sistemleri gibi hırsızlığa yönelen çalışanların daha çok kontrolü altında olan değişkenlerdir. Çalışanın hırsızlığa karşı eğilim düzeyini, bireyin ihtiyacı, fırsatı, yetenekleri ve yasa dışı bir davranışta bulunmaya karşı tutumu belirlemektedir (Murphy, 1993). Latham (2001), ise bazı çalışanların sadece heyecanlandırdığı için hırsızlık yaptığını öne sürmektedir. Greenberg (2002), 270 müşteri servisi temsilcisi üzerinde yaptığı çalışmada, çalışanları hırsızlığa yönlendiren bireysel ve durumsal faktörleri incelemiştir. Elde ettiği sonuçlara göre hırsızlığın mağdurunun örgütün kendisinin olduğuna inanıldığı koşulda, ahlaki gelişim seviyesi geleneksel seviyede olan ve de ofislerinde etik program uygulanan hariç, hırsızlık göreli olarak daha fazla ortaya çıkabilmektedir. Öte yandan hırsızlığın mağduru, çalışma arkadaşlarından biri olabileceği inancı, çalışanların hırsızlık yapma eğilimini oldukça düşürmektedir. Benzer şekilde, McClurg ve Butler (2006), iş yeri ile çok fazla şeyin paylaşılmadığı, yarı zamanlı çalışan olmak gibi, durumlarda çalışanın hırsızlık yapma olasılığının arttığını göstermişlerdir. Bu konuya paralel olarak işletme öğrencileri ile psikoloji öğrencilerinin etik olmayan davranışlara yönelimleri ölçülmüştür. İşletme öğrencilerinin hırsızlığa psikoloji öğrencilerinden daha yatkın oldukları ortaya çıkmıştır (Tang & Chen, 2008). Araştırmacılar, bunun sebebini, işletme öğrencilerinin yarı zamanlı işlerde daha fazla bulunmalarına ve psikoloji öğrencilerine göre hırsızlıkla daha çok karşı karşıya gelmelerine bağlamıştır. Ancak, araştırmanın devamında her iki bölümün de öğrencilerine etik eğitimi verilmiştir. Bu etik çalışması sonucunda işletme öğrencilerinin hırsızlığa olan eğilimlerinde gözle görülür bir azalma olduğu tespit edilmiştir (Tang & Chen, 2008). 13 1.1.2.3. Yolsuzluk Yolsuzluk, kişisel ya da kolektif (grup, örgüt ya da sektör olarak) kazanç sağlamak için gücün, pozisyonun ya da yetkinin kötüye kullanılmasıdır (Anand vd., 2005). Mishra (2006), toplumlarda yolsuzluğun git gide sosyal bir norm olmakta olduğunu ifade etmiştir. Çeşitli kurumsal, sosyal ve politik skandallar, devletlerdeki yolsuzluk ve dolandırıcılık ve politikadaki, finansal kurumlardaki, işletmelerdeki, sivil toplum kuruluşlarındaki ve dini kurumlardaki sahtekar uygulamalar bu kurumların meşruluğunu derinden etkilemektedir. Yolsuzluk, ayrıca, ekonomik, politik ve sosyal hayatın nasıl organize edildiğini ve yeniliklere, girişimciliğe ve kural ve kanunlara uymaya karşı tutum ve politikaları derinden etkilemektedir (Snider, 2000). Rosenblatt (2012), işletmelerdeki yolsuzluğun bireysel ve kurumsal eğilimlerle ilişkili olduğunu belirtmektedir. İşyerlerinde yolsuzluğun ortaya çıkmasında bireylerdeki dürüstlük erdeminin eksikliği önem arz etmektedir. Mishra (2006), çalışmasında yöneticilerin yolsuzluktaki önemine değinmiştir. Şöyle ki; dürüst olmadığı bilinen bir üst tarafından denetlenen bir grup içerisindeki dürüst çalışanlar, yolsuzluk yaptıklarında cezalandırılacaklarını düşünmektedir. Diğer taraftan bu grup içerisindeki dürüst olmayan çalışanlar üstüne rüşvet vererek cezadan kaçabileceklerini düşünmektedirler. Bireylerin yolsuzluk farkındalıklarının düşük olmasının sebeplerini araştıran Rosenblatt (2012), sosyal baskınlık eğilimi yüksek bireylerin yolsuzluk farkındalıklarının düşük olduğunu ifade etmiştir. Sosyal baskınlık teorisine göre, (Sidanius & Pratto, 1999) bazı grupların diğer gruplardan daha çok güç, sosyal statü ve yetkiye sahip olmaktan keyif aldığı grup temelli sosyal hiyerarşiler bulunmakta ve bu hiyerarşilerde bireyler ortak girişimler kurmaya daha fazla eğilimli olmaktadırlar. Grup temelli hiyerarşilerde bireyin sahip olduğu güç ve etki bireyin yeteneğinden değil, mensubu olduğu gruptan ileri gelmektedir (Rosenblatt, 2012). Sosyal olarak baskın olma eğilimi yüksek bireylerin grup temelli hiyerarşileri, kayırmacılığı, güç eşitsizliklerini ve (yaş, cinsiyet, sosyal sınıf, mevki, etnik, örgütsel fonksiyon, meslek ve benzeri) ayrımcılığı destekleme eğilimleri göreli olarak daha fazladır (Pratto, Sidanius, Stallworth, & Malle, 1994). Diğer bir ifade ile, sosyal baskınlık eğilimi yüksek olan 14 bireyler, grup üyeleri ve farklı gruplar arasındaki sosyal statüyü korumayı ve arttırmayı isterler (Levin, Federico, Sidanius, & Rabinowitz, 2002). Bunlarla paralel olarak Rosenblatt (2012) sosyal baskınlık eğilimi yüksek olan bireylerin, kendilerinin üstün gruplara ait olduklarına inanmakta olan ve yolsuzluk farkındalıklarının nispeten düşük kişiler olduklarını bulgulamıştır. Çünkü, bu bireyler daha fazla güce sahip olma haklarının bulunduğunu düşünmekte ve başkalarını istismar etmek gerekse bile baskınlıklarını devam ettirebilmek için büyük bir arzu hissetmektedirler. Bunun yanı sıra, küçük gruplarda kendi değerlerini arttırmak ya da sahip oldukları konumlarını korumak isteyen grup üyelerinin de yolsuzluk farkındalıklarının düşük olduğu tespit edilmiştir. Çünkü bu grup üyeleri baskın grup üyelerine karşı kayırmacı bir tutum içerisindedirler (Rosenblatt, 2012). Rosenblatt (2012) çalışmasında yolsuzluğun örgütsel nedenleri de olabildiğini ifade etmektedir. Kurumlar, bilgi belirsizliğini destekleyen, terfi edilmeye odaklayan yapılar, kurallar ve uygulamalar geliştirerek ve yürüterek çalışanlarının yolsuzluk farkındalıklarının düşmesine ve işyerinde yolsuzluklara eğilimin artmasına sebep olmaktadırlar. Bu anlamda bireyler ve kurumlar arasındaki sosyal hiyerarşiler ve güç eşitsizliği örgütsel yolsuzluğun başlamasına ve sürdürülmesine yardımcı olmaktadır (Rosenblatt, 2012). 1.1.2.4. Dolandırıcılık Dolandırıcılık, aldatmayı, kasten niyeti, yakalanma riskini, güvenin ihlalini ve ussallaştırmayı içeren bir insan uğraşısıdır (Ramamoorti, 2008). Fleming ve Zyglidopoulos’a (2008) göre dolandırıcılık, sadece bir yalan olarak başlamakta ancak bu yalan tespit edilmediği takdirde, belli faktörler yalan söylemeyi daha kolay hale getirmekte ve zamanla dolandırıcılığın şiddetle yayılarak artmasına neden olmaktadır. Dünya çapında bir araştırmaya göre, 2008’de işletmelerin %30’u bir ekonomik suç olan dolandırıcılığın kurbanı olmuşlardır (PricewaterhouseCoopers, 2009). 15 Dolandırıcılık, niyetli davranışları içermektedir. Aldatmaca, kandırmaca ve kurnazlık kullanılarak yapıldığı ifade edilmektedir (Ramamoorti, 2008). Genel olarak iki tür yalan beyanı içermektedir: Bunlar yalanın önerilmesi ve gerçeğin gizlenmesidir (Grazioli, Jamal, & Johnson, 2006). Bireylerin neden dolandırıcılık yaptığı ilk olarak 1950’de kriminolog Donald Cressey tarafından araştırılmıştır. Cressey (1950), araştırmasını nelerin bireyleri güveni ihlal etmeye ittiği üzerine yapmıştır. Araştırmasının sonucunda, güvenin ihlal edilmesine sebebiyet veren üç ana faktör olduğunu belirlemiştir. Bunlar, paylaşılamaz finansal problem, fırsat ve ussallaştırmadır. Cressey (1950), paylaşılamaz finansal problemi, bireylerin sosyal çevreleri tarafından onaylanmayan finansal zorunluluklar olarak tanımlamıştır. Bireylerin çevreleri tarafından onaylanmayan, kabul görmeyen finansal problemlerinin olduğu durumlarda bu problemlerini hususi ve gizli yollarla çözmeye çalıştığı ve dolandırıcılığa başvurdukları belirtilmiştir. Fırsat, dolandırıcının finansal problemini çözmek için güveni kullanabileceği bir yol bulması ve de yakalanmasının düşük olduğunu düşünmesiyle doğmaktadır. Dolandırıcılığın ussallaştırılması ise çoğunlukla suç geçmişi olmayan, ilk kez suç işleyen kişiler tarafından yapılmaktadır. Bu bireyler kendilerini kötü bir duruma düşmüş normal, dürüst kişiler olarak görmekte ve böylece kendi suçlarının kabul edilebilir olduğu düşüncesine kapılmaktadırlar (Cressey, 1950). Daha sonraki yıllarda, Cressey’in hipotezi literatürde “dolandırıcılık üçgeni” olarak adlandırılmıştır. Bu üçgende, birinci kenar baskıyı ya da kişiyi dolandırıcılık yapmaya iten dürtüyü, ikinci kenar algılanan fırsatı, üçüncü kenar ise ussallaştırmayı temsil etmektedir (Kassem & Higson, 2012). Albrecht, Albrecht ve Albrecht (2008), dolandırıcılığa sebep olan baskının sadece finansal ihtiyaçlardan kaynaklanmayabileceğini belirtmişlerdir. Sonuçları olduğundan daha iyi raporlamanın gerekmesi, işte engellenme ve bireylerin sistemi kendi çıkarına kullanma dürtüsü gibi finansal olmayan baskıların da dolandırıcılık eğilimini arttırabileceği ifade edilmiştir. Murphy ve Dacin (2011) “Psychological Pathways to Fraud: Understanding and Preventing Fraud in Organizations” adlı çalışmalarında dolandırıcılık üçgeninden 16 (Cressey, 1950) yola çıkarak işletmelerdeki dolandırıcılığı daha iyi anlamak ve önlemek için dolandırıcılığa sebep olan ayırıcı psikolojik yollar olduğunu ileri sürmüşlerdir. Bu ayrımlar dolandırıcılığın önlenmesi açısından önem arz etmektedir. Çünkü her bir yol farklı bir psikolojik mekanizma ile sürdürülmektedir. Bu ayrıcı psikolojik yollar şunlardır: (1) Farkındalık eksikliği, (2) sezgiye bağlı ussallaştırma ve (3) muhakeme (Murphy & Dacin, 2011). Birinci yol, farkındalık eksikliği, bireylerin karar aldığı koşulların önemini ön plana çıkartmaktadır. Bireylerin yoğun stres ve bunaltıcı koşullar altında karar aldığı durumlarda, dolandırıcılığa karşı farkındalık eksikliklerinin olabileceği ifade edilmektedir (Murphy & Dacin, 2011). İkinci yol olan sezgiye bağlı ussallaştırma bireylerin herhangi bir eylemin dolandırıcılık kapsamına girdiğinin farkında olduğu durumlarda söz konusudur. Birey bir karar aşamasına geldiğinde içgüdüsel seviyede etkiye dayalı hızlı karar alma sürecine girmektedir. Birey söz konusu durumda sonucun olumsuz etkilerinden korunmak için dolandırıcılıktan kaçınmakta ya da dolandırıcılığı ussallaştırarak dolandırıcılığı gerçekleştirmeye karar vererek neticesinde meydana gelecek olumsuz etkilerinden kaçınmaktadır (Murphy & Dacin, 2011). Dolandırıcılığa sebep olan üçüncü yol, muhakeme, bireyin eylemin dolandırıcılık kapsamına girdiğini bildiği ve bireyin sezgisinin net olmadığı durumlarda ortaya çıkmaktadır. Bu durumda birey muhakemeye başvurmakta, bir tür kar zarar analizi yapmaktadır. Eğer dolandırıcılığın neticesinde bireyin karı zararından daha fazla olacaksa birey dolandırıcılığa başvurmaktadır. Eğer dolandırıcılığın neticesinde bireyin zararı karından daha fazla olacaksa birey dolandırıcılığa başvurmamaktadır (Murphy & Dacin, 2011). 1.1.2.5. Sessiz Kalma İrlandalı-İngiliz siyaset kuramcısı ve filozof Edmund Burke’ün (1729-1797) düşünceleriyle aynı doğrultuda olup ona atfedilen ‘kötülüğün zaferi için gereken tek şey, iyi kişilerin hiçbir şey yapmamasıdır’ sözü, bir kötülüğün gerçekleştirildiğini görüp bunu engellemek için hiçbir faaliyette bulunmamanın yapılan kötülüğe ortak olma anlamına geldiği düşüncesiyle bağdaşmaktadır. 17 Benzer şekilde, Albert Einstein (1879-1955) kötülüğü gerçekleştirenlerden çok, kötülüğe tolerans gösterenler ve kötülüğü cesaretlendirenler sebebiyle dünyanın büyük bir tehlikede olduğunu vurgulamıştır (Corredor, 1957). Bireyin çevresinde gerçekleşen ve farkında olduğu bir etik dışı davranışa karşı sessiz kalması bu yönde yaklaşımlarla ortaya koyulmuş bir etik dışı davranıştır. Başka bir bakış açısıyla, çalışanların, algılanan yanlış davranışı bu davranışı durdurabilecek taraflara bildirmeleri sessiz kalmamadır (Near & Miceli, 1985). Sessiz kalmama davranışı, örgütsel davranış üzerine yapılan yabancı çalışmalarda ‘whistleblowing’ olarak adlandırılmıştır. Sessiz kalmama, örgüt çalışanlarının, etik olmayan ve yasa dışı davranışları üst yönetime veya işletme dışına bildirmeleridir. Bir sivil erdem davranışıdır, çalışanların bu davranışı sergilemesindeki sebep kamu yararını düşünmeleridir. Örgüt içindeki yanlış davranışları açığa çıkartan çalışanlar ahlaki değerleri yüksek olan vicdanlı kişilerdir (Sayğan, 2011). Çalışanların, şirketteki etiğe aykırı davranışları yönetime, yönetim yeterli duyarlılığı göstermediği takdirde gerekli kamu kurumlarına, o da yeterli olmazsa medyaya bildirmeleri gerekmektedir (Sayğan, 2011). İşletmelerde meydana gelen etiğe aykırı işlere tanık olup bunları kamuoyuna açıklayanlar, bu şirketlerin kanunsuz fiillerinin kanıtlanmasında çok büyük önem taşımaktadırlar (Chen & Tang, 2006). Etiğe aykırı davranışları ihbar edenler sayesinde kurumlardaki etik olmayan faaliyetler, hileler, savurganlıklar ve suiistimaller ortaya çıkarılmakta ve kişi ve kurumların bu etiğe aykırı davranışlar yüzünden zarar görmesi baştan engellenmektedir. Amerika’da 1986 senesinden 1994 senesine kadar etiğe aykırı davranışları ihbar edenler sayesinde 1,8 milyar A.B.D. Doları, A.B.D. Hazinesi’ne geri dönmüştür (Yüksel, 2005). Robinson, Robertson ve Curtis (2012), araştırmalarında çalışanların üst yönetime finansal tablo dolandırıcılıklarını hırsızlıklardan daha az rapor ettiklerini ve önemli finansal tablo dolandırıcılıklarını önemsiz olanlardan daha az rapor ettiklerini belirlemişlerdir. Ayrıca, dolandırıcının kendisini kimin ifşa edebileceğinin farkında olduğu durumlarda, diğer çalışanların yanı sıra etik dışı davranışta bulunanın da 18 dolandırıcılıktan habersiz olduğu durumlarda, çalışanların etiğe aykırı davranışı üst yönetime daha az bildirmekte olduğunu belirtmişlerdir. Association of Certified Fraud Examiners (ACFE) yaptığı araştırmada (2010), sessiz kalmamanın dolandırıcılığın ortaya çıkartılmasında en yaygın kullanılan metot olduğunu bulmuştur (ACFE, 2010). Çalışanların işyerlerindeki etik olmayan davranışlara suskun kalmalarının en önemli sebeplerinden biri işlerini kaybetme korkularıdır. Devletler, işletmelerindeki etik olmayan davranışlara sessiz kalmayan, kamu yararını güden vatandaşlarına işlerini kaybetmeme güvencesi sağlamalıdır. Chen ve Tang (2006), tarihte şirketlerindeki yolsuzlukları kamuoyuna duyuran kişilerin %60’ının işlerini kaybetmiş olduğunu belirtmiştir. Bu sebeple bu kişileri korumak için 2002’de Amerika Birleşik Devletleri’nde ‘Sarbanes-Oxley Yasası’ imzalanmıştır. 2002 Sarbanex-Oxley Yasası, paragraf 806, çeşitli suçların şüphelenilen ihlallerini raporlayan, halka açık şirketlerin çalışanlarına yasal koruma sağlamaktadır. Ayrıca, sessiz kalmayıp işletmede vuku bulan suç ihlallerini açığa çıkartan birey, kendisine sessiz kalmadığı için ayrımcılık yapıldığını düşündüğü takdirde, ayrımcılık yaptığını düşündüğü işletmeden, çalışanlarından ve temsilcilerinden, bu yasa sayesinde, önceden sahip olduğu haklarının iadesi, işten çıkarılma tazminatı ve ücret veya maaşın ödenmesi gecikmiş kısmını talep etmek için dava açma hakkına kavuşmuştur (Casey, 2004). “Halka Açık Şirketler Muhasebe Reformu ve Yatırımcıyı Koruma Yasası” diğer adıyla Sarbanes-Oxley yasası sonrası ülkemizde Serbest Piyasa Kurulu (SPK), Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu (BDDK), Türk Ticaret Kanunu (TTK), Kurumlar Vergisi Kanunu (KVK) ve ilgili diğer düzenlemeler aracılığı ile kurumsal yönetim uygulamaları hayata geçirilmeye çalışılmaktadır (Demircan, 2007). 19 1.1.3. Etik Olmayan Davranışlara Neden Olan Faktörler Etik dışı davranışlar üzerine çalışan araştırmacılar, işyerindeki etik olmayan davranışlara birtakım bireysel ve örgütsel faktörlerin yol açabileceğini belirtmişlerdir (Kahn, 1990). Mayer (1970), dürüstlüğe aykırı davranışı teşvik eden üç koşul olduğunu ortaya koymuştur: a) Bireyin dürüstlüğe aykırı davranışa eğilimli olması, b) dürüstlüğe aykırı davranışta bulunma fırsatının olması, c) beklenen getirilerin cezalardan daha fazla olması olarak ifade edilmiştir. Hitt (1990) ise işyerindeki etik davranışları etkileyen beş önemli faktör olduğunu belirtmiştir. Bunlar; işletmedeki bireylerin davranışları, üstlerin davranışları, örgütsel politika, endüstrideki veya meslekteki etik uygulamalar ve toplumun ahlaki iklimi. Kişilerin etik olmayan davranışta bulunmasının nedenlerini Fraedrich (1992) ise çevresel, örgütsel ve bireysel olmak üzere üç ana faktöre ayırmıştır. Etik olmayan davranış, sadece işletmecilerin değil, sosyologlardan, psikologlara, siyaset bilimcilerine, kriminologlara kadar pek çok farklı alanda çalışan araştırmacıların dikkatini çekmiştir. Örneğin, eğitim bilimciler okullardaki kopya çekme, kurallara uymama gibi davranışları ve suç teşkil eden davranışların sebeplerini araştırmışlar ve okullardaki etik olmayan davranışlara sebebiyet veren çeşitli çevresel, örgütsel ve bireysel nedenler bulunduğunu saptamışlardır. Mühendislik öğrencilerinin kopya çekmeleri üzerine Todd-Mancillas ve Sisson (1987) tarafından yapılan araştırmada, çevresel bir faktör olan kazanma baskısının, örgütsel bir faktör olan öğretim görevlisinin kayıtsızlığının, ve bireysel bir faktör olan öğrencinin bilgi eksikliğinin mühendislik öğrencilerini kopya çekmeye iten ana faktörler olduğu tespit edilmiştir. Etik olmayan davranışı inceleyen birkaç nedensel modelde etik olmayan davranış kişi- koşul etkileşiminden etkilenen bağımlı bir değişken olarak kabul edilmiştir (Jones & Kavanagh, 1996). Carr (1968), bireylerin iş hayatındaki ve evdeki etik anlayışının birbirinden farklı olduğunu, bireylerin iki ayrı etik anlayışa sahip olduğunu öne sürmüştür. Carr (1968), iş etiğinin bir poker oyunundaki etiğe benzediğini, normal 20 hayatlarında dürüstlük, sadıklık gibi iyi erdemleri benimsemiş bireylerin de iş hayatlarına geldiğinde ister istemez oyunu kuralına göre oynamak zorunda olduklarını söylemiştir. İşinde devamlı olmak isteyen bir çalışanın üstünün bir konuda yanlış olduğunu bildiği halde üstünü bu konuda desteklemesi ya da piyasadaki ürünlerinin satışını düşürmemek için daha kalifiye bir ürünü piyasaya sürmeyip bekletmek, iş dünyasının doğasında bulunan, doğal olarak uyulması beklenen ve bireylerin normal hayatlarında tasvip etmeyebilecekleri oyun kurallarına örnek verilebilmektedir (Carr, 1968). Bu görüşe paralel olarak, etik olmayan davranış, davranışı çevreleyen çevresel faktörlerle güçlenebilir ve zayıflayabilir (Hegarty & Sims, 1979). Fraedrich’e (1992) göre, işin sürdürülebilmesinin tehdit altında olduğu ve rekabetin yoğun olduğu ortamlarda çalışanlar kabul edilmeyecek seçenekleri kabul edilebilir görebilmektedirler. Bu durum, işletmeyi kurtarabilmek için çalışanların etik dışı davranışta bulunmasına neden olabilmektedir. Rekabetin yüksek olduğu ortamlar etik olmayan davranışın görülme sıklığını arttırabilmektedir (Hegarty & Sims, 1978). İstikrarsız ekonomik koşullar, kaynakların kıtlığı ve paydaşlardan kaynaklanan baskılar da işletmelerdeki etik davranışları zayıflatabilmektedir (Stead, Worrell, & Stead, 1990). Diğer taraftan, ikinci önemli faktör olan örgütsel faktörde, çalışanın etik olmayan davranışta bulunmasının temel sebebi işletmenin kendisidir. İşletmelerdeki kurum kültürü, kişinin amiri ve fırsat, örgütsel faktörün en önemli üç boyutunu oluşturmaktadır (Fraedrich, 1992). Kurum kültürü, çalışanın başarılı olması için takip edeceği davranışları belirleyen şekiller, kurallar, paylaşılan değerler ve inançlardır (Fraedrich, 1992). Etik olmayan davranış sadece davranışın sonuçlarıyla ilgili olmayabilir, ayırt edici dürtünün varlığı davranışa sebebiyet verebilir. Resmi ya da resmi olmayan işletme politikaları ve hedefleri, etik olmayan davranışa sebebiyet verecek faktörler olarak değerlendirilmektedirler (Hegarty & Sims, 1978). Örneğin, amirler tarafından aldatıcı satış sunumlarının ve rüşvet teklif etmenin kabul edildiği durumlarda, buna göz yuman kurum kültürü devam ettirilmektedir. Alt düzey çalışanlar üst düzey çalışanlardan, üst düzey çalışanlar işletmenin değer sisteminden etkilenmektedir (Fraedrich, 1992). 21 Benzer şekilde, örgütte lider tarafından verilen dışsal ödüller etik olmayan davranışın ortaya çıkmasında baskın rol oynamaktadır. Etik olmayan davranış için verilen ödül arttıkça etik olmayan davranışın görülme sıklığı artmaktadır. Ancak, suçun cezalandırılması söz konusu olduğunda ise bu durum, etik olmayan davranışın üzerinde dengeleyici bir etki oluşturmakta etik olmayan davranışın daha az görülmesi sağlamaktadır (Hegarty & Sims, 1978). Fırsat da kurum kültürü ve amirlerin tutumu kadar etik olmayan davranışa neden olan bir örgütsel faktör olarak önem arz etmektedir. Tamamen doğru olmayan finansal tabloları işletmenin talebi üzerine hazırladığı için maaş artırımı alan bir muhasebeci, ileride fırsat doğduğunda bu işi yapmaktan büyük ihtimalle kaçınmayacaktır (Fraedrich, 1992). Robert Merton, 1938 yılında sosyal yapı ve anomi (normsuzluk) teorisini ortaya koymuştur. Takip eden yıllar içerisinde Merton’un modeli toplumun çeşitli sektörlerindeki suçlu davranışını açıklamada en etkili kavramsal çerçevelerden biri olarak kabul edilmiştir. Yarım yüzyıl boyunca alt sınıfın suçlu davranışlarını açıklamak için kullanılan bu model, özellikle 1980’li yıllardan itibaren daha yüksek sınıflarda ve özellikle ticari işletmelerdeki etik olmayan davranış ve suçlu davranışı analizlerinde kullanılmıştır (aktaran Cohen, 1993). Merton’a (1938) göre, yüksek seviyelerdeki etik olmayan, yasa dışı ve antisosyal davranışlar, belirli hedeflere ulaşılması gerektiğini şiddetli bir şekilde dikte eden ve bu hedeflere ulaşma sürecinde ilgili yasal prosedürlerin üzerinde durulmadığı toplum sistemlerinde oluşmaktadır. Bu toplum sistemlerinde, istenilen hedef elde edilememişse etik ya da yasal davranış çoğu kez reddedilmektedir (Merton, 1938). Literatürde, bazı işletme türlerinde normsuzluktan asla kaçınılamayacağı savunulmaktadır. İşletmelerin hedef ve kar odaklı doğaları, etik olmayan davranışların kurumsal ve bireysel seviyede ortaya çıkmasına yardımcı olmaktadır. İşletmelerde çalışanın değeri çoğunlukla ulaştığı kar hedeflerine dayanılarak ölçülmektedir. Böyle durumlarda, çalışanların sürekli maruz kaldığı hedeflere ulaşma baskısı, onların örgütün hedeflerini gerçekleştirebilmek için etik olmayan davranışlarda bulunmaları gerektiği şeklinde hissetmelerine yol açabilmektedir (Cohen, 1993). 22 Benzer şekilde, Hegarty ve Sims (1979), kar hedefli çalışma koşulunun işletmelerde etik olmayan davranışı arttırdığını ifade etmektedir. Carroll (1975), üst yönetimin çalışanlarına ilk olarak iyi performansı şart koşmakta olduğunu, etik davranışın ise ikincil koşul olarak görüldüğünü ve daha az önemli bir hedef olarak kabul edildiğini ifade etmektedir. Bisel, Kelley, Ploeger ve Messersmith (2011), üstünden, çalışma arkadaşından ya da altındaki çalışandan etik olmayan bir talep alan yetişkin çalışan bireyler üzerine yaptıkları araştırmalarında, etik olmayan taleple karşılaşan çoğu çalışanın, talebi, etik dışı olarak tanımlamaktan kaçındıklarını bulgulamışlardır. Bu sonuç kişinin iletişimsel performansının o kişinin günlük ekmeği ile bağlantılı olduğu durumlarda özellikle doğrudur (Bisel vd., 2011). Feiner (2004) ise işletmelerde meydana gelen etik olmayan davranışlarda lider davranışına atıfta bulunarak, lider davranışının önemli bir örgütsel faktör olduğunu vurgulamıştır. Yöneticilerin kişisel ilgileri, bilgelik ve erdem eksikliği (Feiner, 2004), karakterleri ya da dürüstlük eksikliği (Becker, 1998; Tang & Chen, 2008) nedeniyle çalışanların etik dışı davranmaya eğilimlerinin fazla olabileceği ifade edilmektedir. Jones ve Kavanagh (1996), ise kişilerin etik olmayan davranışlarda bulunmasında, koşulların özelliklerinin ve örgütsel faktörlerin etkisi olduğu kadar bireysel özelliklerinin de etkisinin bulunmakta olduğunu belirtmişlerdir. Fraedrich (1992), etiğin bireysel boyutunun, bireylerin kişilik özellikleri, ahlaki değerleri ve felsefeleri ile ilgili olduğunu ifade etmiştir. Bu ahlaki değerler, aileden, dinden, okuldan ve iş deneyiminden öğrenilen tutumlar ve inançlardan oluşmaktadır. Diğer bir ifade ile, karakter özelliği ve geçmiş, bireylerin etik felsefeleri ve davranış modelleri üzerinde etkili olmaktadır (Stead vd., 1990). Cinsiyete bağlı rol farklılıkları, dini inançlar, yaş, iş deneyimi ve uyruk bireylerin etik davranışlarında etkili olan bireysel faktörler arasında bulunmaktadır (Hegarty & Sims, 1978). Paraya ve maddi ödüllere önem veren kişilerin pek çok zarar verici arzuları ve istekleri olmaktadır, bu nedenle bu bireyler maddi ödülleri kazanmak için kolayca harekete geçebilen (Tang, Kim, & Tang, 2000) ve etik olmayan davranış eğilimi yüksek bireyler olarak kabul edilmektedirler (Tang & Chiu, 2003). Bir başka çalışmaya (Cojuharenco, 23 Shteynberg, Gelfand, & Schminke, 2012) göre, kişiler kendilerini ne kadar çok bağımsız olarak tanımlıyorlarsa etik olmayan davranışta bulunma olasılıkları o kadar artmaktadır. Jones ve Kavanagh (1996), bireylerin dışsal denetimliliğinin ve Makyavelizm düzeyinin yüksek olması gibi kişilik özelliklerinin bireylerin etik olmayan davranışta bulunmasıyla ilişkili olduğunu ileri sürmüşlerdir. Benzer şekilde, Hegarty ve Sims (1978) de Makyavelizm ve denetim odağının etik davranışı etkileyen önemli kişilik özellikleri arasında yer aldığını belirtmişlerdir. Alan yazınında yer alan çalışmalar göz önünde bulundurulduğunda bireylerin kişilik özelliklerinin, etik dışı davranmaya olan eğilimlerini etkilediği görülmektedir (Jones & Kavanagh, 1996). Bu nedenle bu çalışmada Makyavelizm, bireylerin kişilik özelliği olarak ele alınmış ve etik olmayan davranışlarla olan ilişkisi incelenmiştir. Çalışmanın bir sonraki bölümünde Makyavelist kişilik özelliğine ve Makyavelizm’in etik dışı davranışlara olan etkisinin incelendiği çalışmalara yer verilmektedir. 1.2. MAKYAVELİZM Makyavelizm, Floransa’lı bir siyaset kuramcısı, yazar ve devlet adamı olan Niccolò Machiavelli’nin (1469-1527) düşüncelerine dayanan, amaca ulaşmak için her yolun kullanılmasını meşru kabul etme temelli bir yaklaşımdır. Makyavelizm’i literatüre kazandıran Niccolò Machiavelli, diplomatik görüşmeleri de içeren görevleri dolayısıyla, kaleme aldığı siyasal değerlendirmelerin ve raporların yanı sıra, siyaset bilimi, tarih ve edebiyat alanlarında yapıtlar vermiş ve gerçekçi siyaset kuramının öncüleri arasında sayılmıştır. 1513’te kaleme aldığı, ancak ölümünden sonra 1532’de yayımlanan Prens adlı eserinde prensliklerin yönetimini işlemiş, siyasette devlet çıkarlarının belirleyici olması gerektiğini savunmuştur (Machiavelli, 2011). Machiavelli, Prens (2011) adlı eserinde, prensliklerin doğasını, ne tür prensliklerin olduğunu, nasıl ele geçirileceklerini, nasıl elde tutulacaklarını ve nasıl yitirileceklerini 24 işlemiştir. Şanın, gücün ve zenginliğin övüldüğü bir dönemde, devletin esenliğini nihai amaç olarak gören Machiavelli’nin bu eseri yöneticiye ulaşmak istediği hedefler için sergilemesi gereken davranışlar üzerine bir rehber niteliğindedir. Machiavelli, Prens (2011) kitabında yöneticinin amacının halkın esenliği olmadığını vurgulayarak, yöneticinin asıl amacının devletin istikrarı ve kurulu düzeninin sürdürülmesi olarak belirlemiştir. Machiavelli, kitabında yer yer yöneticinin halkının desteğini alması gerektiğini vurgulamış olsa da bu durum sadece yöneticinin amacına ulaşması için halkın desteğini alması gerektiği zamanlarda söz konusu olmuştur. Machiavelli’nin Prens (2011) eseri incelendiğinde, Machiavelli’nin bir devlet yöneticisinin, devletin çıkarlarına uygun olan her davranışını geçerli olarak gördüğü göze çarpmaktadır. Geçerli olarak görülen davranışlara hile, yalancılık gibi dürüst olmayan manipülatif taktikler ve gücün kullanımı da dahildir. Machiavelli, hile, yalanın ve gücün gerekiyorsa kullanılması gerektiğini eserinde pek çok kez belirtmiştir. Bu görüşünü, yöneticinin bir aslanın gücüne ve bir tilkinin kurnazlığına sahip olması gerektiğini ifade ederek de vurgulamıştır. Eserin yayınlanmasının ardından geçen zamanda, Makyavelizm’le özdeş olarak kabul gören amaca giden her araç ve yolun geçerli olduğu görüşü, kaynağını Prens’in (2011) 18. bölümünde yer alan şu sözlerden almaktadır: “İnsanların eylemlerinde, özellikle de başvurulacak bir üst mahkemenin olmadığı prenslerin eylemlerinde, sonuca bakılır. Bu yüzden, bir prens devleti ele geçirecek ve elinde tutacak şekilde hareket etsin; araçları her zaman saygıdeğer bulunacak ve herkesçe övülecektir.”(Machiavelli, 2011, s.103) Machiavelli, istenilen sonucu elde etmenin yöntemden daha önce geldiğini savunarak, etikten muaf bir devlet yönetimi anlayışı ortaya koymuştur. Bununla birlikte, devletin yararına olduğu takdirde yöneticinin acımasızlığa ve dürüst olmayan davranışlara başvurabileceğini savunsa da, sadece gücü kullanan bir yöneticinin iktidar kazanabileceğini ama şan kazanamayacağını ifade etmiştir. Yazar, tek amaçları güç olan, halkına zulüm yapan ve dostlarına ihanet eden yöneticileri eleştirerek gücü amaç edinen yöneticilerin övgüye değer olmadığı ayrımını yapmıştır. Ona göre, güç şan 25 getirmemekte, güçlü olmak doğru olmakla aynı anlama gelmemektedir (Machiavelli, 2011). Machiavelli’nin erdem tanımı, ahlak ve dinden bağımsızdır. Erdem, bireyin amacına ulaşmak için uygun araçları kullanabilme yetisidir. Bireyin önüne çıkan fırsatları değerlendirerek talihin olumsuz etkilerini yenmesi yazar için erdem anlamına gelmektedir. Diğer bir ifade ile, erdem kavramı, güç, beceri, cesaret ve kararlılık gibi anlamları içermektedir. Öte yandan, zayıflık ve korkaklık yöneticinin asla sahip olmaması gereken özelliklerdir (Machiavelli, 2011). Machiavelli’ye göre, yönetici merhamet ve cömertlik gibi iyi özelliklere sahip olmamalıdır. Çünkü, Machiavelli, insanların iyi olmadığını, kötülüğe eğilimli olduğunu düşünmektedir. İnsanların genellikle, nankör, gelgeç gönüllü, sahtekar ve hilebaz olduğunu, tehlikeden kaçtığını ve çıkar peşinde koştuğunu savunmaktadır. Öte yandan, devletin yararına olduğunda yöneticinin iyi erdemlere sahipmiş gibi görünmesinin faydalı olacağını, aşağıdaki sözleriyle de ifade etmiştir (Machiavelli, 2011). “Çünkü her zaman iyi bir insan olmak isteyen kişi, iyi olmayan onca insan arasında kesinlikle yıkıma uğrayacaktır. Dolayısıyla, konumunu korumak isteyen bir prensin iyi olmamayı öğrenmesi ve bunu (iyi olmamayı) duruma göre kullanması ya da kullanmaması gerekir.” (Machiavelli, 2011, s.93) Literatürde Niccolò Machiavelli’nin görüşleri Christie ve Geis’in (1970) çalışmaları ile ele alınmaya başlanmıştır. Christie ve Geis (1970), Makyavelizm kavramını insan davranışlarının önemli bir ekseni olarak incelemişler ve Niccolò Machiavelli’nin görüşlerini kabul eden bireylerle kabul etmeyenler arasında davranışsal açıdan farklılık bulunduğunu ifade etmişlerdir. Bu kapsamda ilk kez Christie ve Geis (1970) tarafından, Makyavelizm, bireyin diğer bireylerle olan ilişkilerinde, ne derece manipüle edici taktikleri kullanabileceğini içeren bir kişilik özelliği olarak ele alınmıştır. Christie ve Geis (1970), Machiavelli’nin Prens ve Söylevler adlı eserlerini inceleyerek Makyavelist kişilik özelliğini oluşturmak için üç ana tema belirlemişlerdir:  Bu temalardan ilki, Machiavelli’nin kişilerarası ilişkilerde kurnazlık ve aldatma gibi manipüle edici taktikleri savunmasıdır. 26  İkincisi, Machiavelli’nin insanların zayıf, korkak ve kolayca başkalarının etkisi altında kalabilen kişiler olduklarına olan inancıdır.  Christie ve Geis (1970) son olarak, Machiavelli’nin insanların etikten yoksun olduğunu düşündüğünü belirlemişlerdir. Christie ve Geis’in (1970) Makyavelizm ile ilgili çalışmasının ardından, Hegarty ve Sims (1978), Makyavelizmi etik olmayan davranışla ilgili dört kişilik özelliğinden biri olarak bulgulayarak Makyavelizmin etik dışı bir kişilik özelliği olduğunu ifade etmişlerdir. Araştırmacılar literatürde Makyavelizm üzerine çeşitli tanımlar ve araştırmalar yapmışlardır. Geis ve Moon (1981), normal konuşma dilinde Makyavelizm’in hilekarlık ve dolandırıcılığın kullanımı ile eşanlamlı olduğu belirtmişlerdir. Wilson vd. (1996), Makyavelizm’i bireyin kişisel kazanç için diğer kişileri, genellikle bu kişilerin çıkarına ters olarak, manipüle ettiği bir sosyal davranış stratejisi olarak tanımlamışlardır. Araştırmacılar, Makyavelizm’in bir kişilik özelliği olduğunu kabul ederek, bu kişilik özelliğinin yüksek ve göreli olarak düşük bulunduğu kişilerde ne gibi kişisel farklılıklar oluşturduğunu incelemişlerdir. Cherulnik, Way, Ames ve Hutto (1981) tarafından yapılan araştırmaya göre zekilik, cesurluk, hırs, baskınlık, ikna edicilik, kendine güvenme, rahatlık, başarılı olma isteği gibi özelliklerin Makyavelizm düzeyi göreli yüksek bireyleri daha iyi tanımladığı görülmektedir. Buna karşın, korkaklık, kararsızlık, kolay aldanma, güvensizlik, duygusallık ve idraksizlik gibi vasıfların Makyavelizm düzeyi göreli düşük bireyleri tanımladığı ifade edilmektedir (Cherulnik vd., 1981). Harrell ve Hartnagel (1976), göreli yüksek Makyavelistlerin düşük Makyavelistlere göre başka insanlara karşı daha güvensiz olduklarını ifade etmişlerdir. Benzer şekilde, Makyavelist bireylerin duygularına kapılmadıkları ve hissiyattan yoksun (Ang, 2000), sadakatle ve arkadaşlıklarla kolayca ikna olmayan kişiler (Christie & Geis, 1970) oldukları belirtilmiştir. Ergeneli (2006), Makyavelizm’e örgütsel davranışı etkileyen temel kişilik özellikleri arasında yer vermiştir ve Makyavelizm’i, bireyin bir amaca ulaşması için yapılması gereken neyse onun yapılmasına ilişkin inancı olarak tanımlamıştır. 27 Ang’e (2000) göre, Makyavelizm bir kişinin kendi başarısı için başkalarını kullanmasını ve manipüle etmesini içeren etik dışı bir kişilik özelliğidir. Paulhus ve Williams (2002) Makyavelizm’i, kısaca, çıkarcı kişilik özelliği olarak ifade etmişlerdir. McHoskey, Worzel ve Szyarto, (1998), Makyavelizm ile antisosyal kişilik bozukluğunun aslında aynı şey olduğunu, farklı alandaki araştırmacıların aslında aynı kişilik özelliklerini ölçtüklerini söylemişlerdir ve Makyavelizm ölçeğinin sosyopatik tutumları ölçmede devam eden araştırmalarda taban olarak hizmet edebileceğini öne sürmüşlerdir. Antisosyal kişilik bozukluğu, çocukluk veya ilk ergenlik çağında başlayıp yetişkinlik çağında da devam eden, diğer insanların hakları ile ilgili daimî bir umursamazlık ve ihlâl seyridir. Benzer şekilde, Paulhus ve Martin (1987) de Makyavelist bireylerin soğukluk, geçimsizlik, çıkarcılık vb. antisosyal kabiliyetlere sahip hırslı bireyler olduklarını belirlemişlerdir. Verbeke vd. (2011), Makyavelizm’i iyi performans göstermek ve güç, statü ya da maddi zenginlik kazanmak amacıyla aldatma ve manipülasyon gibi taktiklerin kullanılmasını içeren bir kişilik tarzı olarak tanımlamışlardır. Gunnthorsdottir, McCabe ve Smith (2002) Makyavelistleri grubun ya da örgütün sosyal sermayesini düşüren manipülatörler ve hilekarlar olarak tanımlamışlardır. Makyavelizm üzerine yapılan araştırmaların büyük bir çoğunluğu psikologlar ve yönetim bilimciler tarafından yapılmıştır ve elde edilen bulgular ampirik sonuçlara dayanmaktadır. Ancak, Verbeke vd. (2011) Makyavelizm düzeyinin yüksek ya da düşük olmasını nörolojik açıdan yapısal MR analizi ile incelemişlerdir. Beynin merkezinde bulunan gri yapının kişinin yüksek Makyavelist olmasına bağlı olarak düşük Makyavelistlere göre değişiklik gösterdiği ifade edilmiştir. Yüksek Makyavelistler düşük Makyavelistlerle karşılaştırıldığında beynin Makyavelist eğilimlerle ilişkili kısımlarında önemli farklılıklar tespit edilmiştir. Bu kısımlar şunlardır: Beynin ödül merkezi kısmı (bazal gangliya), insanları kandırmak için plan yapıldığı ve negatif duyguların düzenlendiği kısım (sol prefrontal korteks), nefret deneyimlerinin ve negatif duyguların önlenmesi ihtiyacının karıştırıldığı kısımlar (iki 28 taraflı insula), öğrenme ve bağlamsal bilgi işlemeyi içeren kısımlar (sağ hipokampüs ve sol parahipokampal jirus) (Verbeke vd., 2011). Machiavelli (2011), Prens adlı eserinde, prenslerin çeşitli koşullarda, koşullara uyum sağlayarak prensliklerini ustaca elinde tutmaları için gerekli davranışları belirlemiş ve bu davranışları etikten muaf tutmuştur. Ona göre, prens prensliğini koruduğu sürece prensin kullandığı yöntemler diğerlerince makul görülecek ve prens herkesçe övülecektir (Machiavelli, 2011). Machiavelli’nin yukarıda belirtilen görüşleriyle aynı doğrultuda, Christie ve Geis, (1970), Makyavelizm düzeyi göreli yüksek olan bireylerin iş arkadaşı olarak daha fazla tercih edildiklerini, lider olarak seçildiklerini, ikna edici olarak değerlendirildiklerini belirtmişlerdir. Bu bireylerin doğrudan iletişim kullandıkları ve bu sayede genellikle istediklerini elde ettikleri ifade edilmektedir. Diğer taraftan, Wilson vd. (1996), Makyavelizmin karmaşık sosyal bir beceri olduğunu ancak genel zeka ölçümleri ile ilişkili olmadığını ve sürekli olarak başarıya götürmediğini belirtmişlerdir. Makyavelizm sosyal davranış açısından manipüle edici stratejiler için bir sembol haline gelmiştir (Wilson vd., 1996). Makyavelistler kendi amaçları doğrultusunda diğer kişileri manipüle etmek için gerekli olan istek ve yeteneğe sahiptirler (Paulhus & Martin, 1987). Makyavelizm düzeyi göreli yüksek olan bireyler, manipüle edici stratejilerin uygulayıcıları olarak görülse de Shepperd ve Socherman (1997), çalışmalarında düşük makyavelistlerin de manipüle edici davranışlarda bulunabildiklerini göstermişlerdir. Farklı bir bakış açısıyla, rakibe olduğunuzdan daha vasat görünerek karşı tarafın daha düşük bir performansla sizi alt edebileceğine inandırmak yüksek Makyavelistlerin uygulayacağı türden manipüle edici bir strateji olarak gözükmekle birlikte bulgular, bu davranışların Makyavelizm düzeyi göreli düşük bireyler tarafından da yapılabildiğini göstermektedir. Makyavelizm düzeyi yüksek olan bireyler baskın olmaya daha fazla eğilimlidirler (Paulhus & Martin, 1987). Yüksek Makyavelistler, baskın kişilik özelliğine sahip kişiler oldukları üzere, hangi koşullarda olursa olsunlar kendilerini olduklarından daha iyi gösterme eğilimindedirler. Diğer taraftan, göreli düşük Makyavelistler belirsiz koşullarda kendi durumlarını olduklarından daha kötü göstererek karşı tarafın gardını 29 düşürüp daha düşük bir performans sergilemesini sağlamaktadırlar (Shepperd & Socherman, 1997). Manipüle edici davranışta bulunan bireylerin ahlak dışı mı yoksa ahlaka aykırı mı davrandığı tartışmalı bir problem olarak görülmektedir. Ancak Christie ve Geis’e (1970) göre bu konudaki esas önerme manipüle edici davranışta bulunan bireylerin diğer insanlarla olan etkileşimlerinde ahlakiden ziyade faydacı bir görüşe sahip olmalarıdır. Çoğu yazara göre Makyavelizm etiğe oldukça aykırıdır (Hegarty & Sims, 1979; Hunt & Chonko, 1984). Makyavelist bireyler hakkındaki genel kanı, etiğe aykırı olmaları, kişisel amaçlarını gerçekleştirebilmek uğruna hile ve yalana başvurabilecekleri ve insanları manipüle edebilecekleri hususudur (Aziz, 2004). “Prensin talihin rüzgarlarının ve olayların seyrindeki değişimin ona dikte ettirdiğine göre yön değiştirmeye hazır bir zihin yapısına sahip olması ve elinden geliyorsa iyilikten uzaklaşmaması, ama gerektiğinde kötülükten içeri adımını atabilmesi gerekir.” (Machiavelli, 2011, s.103) Machiavelli’nin Prens adlı eserindeki yukarıda belirtilen satırlarına bakılarak Makyavelizm’in geleneksel etik değerlere ilgisizliği içermekte olduğu anlaşılmaktadır. Makyavelistler, belli bir durumda, etik ya da etik olmayan davranışlardan hangisi kişisel amaçlarına hizmet ediyorsa onu kullanmaktadırlar. Makyavelizmde odak noktası hile ya da yalan değil, kişisel amacı gerçekleştirmektir (Aziz, 2004). Bu nedenle, Makyavelizm’in amaca uygunluğa, manipülasyona, suiistimal etmeye ve dürüst olmamaya; aynı zamanda, güven, onur, ahlaklılık gibi geleneksel erdemlerden yoksunluğa dayandığı ifade edilmektedir (Tang & Chen, 2008). Makyavelist kişilik özelliğine sahip bireylerin daha kolay yalan söyleyebilmesi beklenilmektedir (Geis & Moon, 1981). DePaulo ve Rosenthal (1979) da çalışmalarında Makyavelizm düzeyi yüksek olan kişilerin yalan söyleme konusunda daha başarılı olduğunu ifade etmişlerdir. Machiavelli, yalan söylemeyi tercih edilmesi gereken bir politika olarak savunmasa da, yalan söylemenin bazı durumlarda gerekli olduğunu belirtmektedir. Bununla birlikte, bireyin amaçlarına ulaşmak için her ne gerekiyorsa onu yaparken başkalarının onun hakkında sahip olduğu erdemli izlenimini koruması gerektiğinin üzerini vurgulamaktadır (Geis & Moon, 1981). 30 “Bir prensin belirttiğim niteliklerin (merhamet, sözüne sadıklık, insancıllık, dürüstlük, dindarlık) hepsine sahip olması gerekli değildir, ama bunlara sahipmiş gibi görünmesi son derecede gereklidir. Hatta daha da öteye gidip şunu belirteceğim: Bu niteliklere sahip olmak ve her zaman uymak zararlı, sahipmiş gibi görünmek ise yararlıdır.” (Machiavelli, 2011, s.102-103) Machiavelli’nin sözünden de anlaşılacağı gibi, doğru, bireyin amacına hizmet etmediği takdirde, yalan doğrunun yerini almaktadır (Geis & Moon, 1981). Geis ve Moon (1981), Makyavelizm düzeyi yüksek olan bireylerin yalan söylediklerinde inandırıcılıklarının yüksek olduğunu, ancak Makyavelizm düzeyi düşük olan bireylerin yalan söylediklerinde inandırıcılıklarının düşük olduğunu belirtmişlerdir. Geis ve Moon (1981), Makyavelizm ve aldatma üzerine yaptıkları deneysel araştırmada, ‘doğru görünmenin’ en önemli olduğuna inanan yüksek Makyavelizm düzeyine sahip bireylerin, ‘doğru olmanın’ en önemli olduğuna inanan düşük Makyavelizm düzeyine sahip bireylere göre daha dürüst görülmekte olduğu sonucuna ulaşmışlardır. Kashy ve DePaulo (1996), Makyavelist bireylerin günlük yaşamda diğer insanlara göre daha fazla yalan söylemelerinin ve bu yalanların daha çok kendilerine hizmet eden yalanlar olmasının sebebini araştırmışlardır. Elde edilen bulgulara göre, Makyavelist bireylerin dürüst bir birey olarak görünmeye ve başkalarının kendileri hakkındaki izlenimlerini koruyabilmeye daha fazla önem verdikleri görülmüştür. Benzer şekilde, DePaulo ve Rosenthal (1979), Makyavelizm düzeyi yüksek olan bireylerin özellikle olumlu bir fikre karşılarındakini inandırmada neredeyse usta tiyatro oyuncuları gibi performanslar sergilediklerini belirtmişlerdir. McHoskey (1999), yüksek derecede Makyavelist bireylerin içsel faktörlerdense finansal ödüller gibi dışsal ödüller ile daha fazla motive olduklarını ifade etmiştir. Yapılan çalışmada sosyal ilgi ve Makyavelizm arasında olumsuz bir ilişki bulunmuştur. Makyavelistlerin istediklerini gerçekleştirebilmesi için yardımcı olan faktörlerden biri doğaçlama serbestliğidir (Sparks, 1994). Doğaçlama serbestliği, içeriği ve zamanlaması özel olarak önceden belirlenmiş bir sosyal etkileşim yapısını değil, açık uçlu bir sosyal etkileşim yapısını göstermektedir (Christie & Geis, 1970). Makyavelistler, belirsiz çevreleri tercih etmektedir (Becker & O’Hair, 2007). Çünkü, iletişimlerini sınırlayan normların ve kuralların az olduğu yapılar, Makyavelistlerin becerilerini kolaylıkla 31 sergileyebilmelerine imkan tanımaktadır (Becker & O’Hair, 2007). Doğaçlama serbestliği, örgütteki yapısal unsurlarla yakından ilişkilidir (Sparks, 1994). Yüksek seviyede yapılandırılmış ortamlarda görevler ve hedeflerin nasıl gerçekleştirileceği nettir, her hedefle ilgili ödül açıklanmıştır, doğaçlama serbestliği minimum düzeydedir. Diğer taraftan, kuralların daha az olduğu, belirsizlik düzeyi yüksek örgüt yapılarında çalışanların rolleri, görevlerini nasıl başaracakları ve ödüllendirilme bakımından belirsizdir ve doğaçlama serbestliği maksimum düzeydedir. Resmi kuralların olmadığı örgütler, değişik türlerde yapıların sunulmasına ve yapının yokluğunun fırsat bilinmesine imkan tanımaktadır (Christie & Geis, 1970). Sparks (1994), araştırmasında doğaçlama serbestliğinin düşük olduğu ortamlarda Makyavelizm ile kişisel başarı arasında negatif bir ilişki bulunduğunu, ancak doğaçlama serbestliğinin yüksek olduğu ortamlarda Makyavelizm ile kişisel başarı arasında ilişki bulunmadığını ifade etmektedir. Hunt ve Chonko (1984) da pazarlama bölümünde çalışan kişilerin mutlaka Makyavelist eğilimler göstermesi gibi bir durum söz konusu olmadığını, pazarlama bölümünde başarılı olmak için Makyavelist olmak gerekmediğini belirtmişlerdir. Diğer taraftan, Gable ve Dangello’nun (1994), perakende mağaza yöneticileri üzerinde iş performansı, işe bağlılık ve Makyavelizm arasındaki ilişkiyi incelediği çalışmalarının sonucunda işe bağlılığın düzenleyici etkisi olduğu bulunmuştur. Şöyle ki, işe bağlılığı yüksek olan Makyavelistlerin iş performanslarının da yüksek olduğu görülmüştür. Özellikle yüz yüze etkileşime, kendilerinin kontrol edebileceği perakende kısmında yüksek işe bağlılığa sahip Makyavelist yöneticilerin üstün performansa yönelimli oldukları sonucuna varılmıştır (Gable & Dangello, 1994). Ergeneli (2006) ise, Makyavelizm düzeyi yüksek bireylerin pragmatik, duygusal mesafeyi koruyabilen, manipülasyona yatkın, ikna edilmesi zor, ancak başkalarını ikna edebilen bireyler olduğunu belirtmiştir. Makyavelist bireylerin hedefe ulaşmak için her yolun mubah olduğu inancını taşımaları nedeniyle belirsiz durumlarda ve pazarlık gerektiren durumlarda daha başarılı olabileceklerini ifade etmiştir. 32 1.3. MAKYAVELİZM İLE ETİK OLMAYAN DAVRANIŞ ARASINDAKİ İLİŞKİ Machiavelli, Prens adlı eserinde insanları güvenilmez, bencil, zayıf ve acımasız gibi olumsuz bir yaklaşımla betimlemiştir. Yöneticilere istedikleri amaçlara ulaşabilmeleri için kurnazlık, aldatma gibi sömürücü yöntemleri stratejik olarak kullanmalarını önermiştir (Becker & O’Hair, 2007). Makyavelistler statü ve zenginlik peşindedirler. Bu yolda, aksilikleri atlatmak, orta seviyedeki performanslarını gizlemek ve amaçlarına ulaşmak için sosyal stratejiler geliştirirler. Statü edinme arzusu içinde olduklarından iş arkadaşlarını birer rakip ya da tehlike olarak görmektedirler. İnsanların kötü olduklarına inanmaları nedeniyle amaçlarına ulaşabilmek için sosyal normları çiğnemeyi kendileri için bir hak olarak görürler. Bununla birlikte kendilerini cezadan muaf hissederler (Verbeke vd., 2011). Makyavelizm üzerine yapılan bazı çalışmalara göre yüksek Makyavelistler geleneksel normlara daha az bağlı ve sosyal kabul ile daha az ilgilidirler (Harrell & Hartnagel, 1976). Yapılan bir çalışmada, bireyin belli norm ve standartlara inancının yüksek olması, bireyin etik dışı davranışta bulunma niyeti ile arasında bir ilişki olmadığı belirtilmiştir (Tang & Tang, 2010). Ancak, eğer birey yüksek Makyavelizm düzeyine sahipse bireyin etik dışı davranışta bulunma niyeti artmaktadır (Tang & Tang, 2010). Makyavelistler, doğası gereği rekabetçi ve maddi açıdan başarılı olmakla ilgilenen bireyler olarak betimlenmişlerdir. O halde, Makyavelizm düzeyi yüksek bir bireyin daha fazla para kazanma şansı elde edebilmek ve rekabetçi avantajından yararlanabilmek için üstünün onayından vazgeçmesi beklenebilmektedir (Harrell & Hartnagel, 1976). Hegarty ve Sims (1978, 1979) Makyavelist kişilik özelliği ile etik olmayan davranış arasında pozitif bir ilişki olduğunu ifade etmişlerdir (Hegarty & Sims, 1978; 1979). Örneğin, Lee-Chai ve Bargh (2001), Makyavelizm’i kanuna aykırı davranışlarla ilişkilendirmişlerdir. Makyavelizm düzeyi yüksek olan bireyler, Makyavelizm düzeyi göreli olarak düşük olan bireylere göre daha fazla etik kurallara aykırı davranmaktadırlar (Jones & Kavanagh, 1996; Tang & Liu, 2012). 33 Tang, Chen ve Sutarso (2008) da çalışmalarında işletme ve psikoloji öğrencilerinin etik dışı davranışta bulunma eğilimini, maddi kazanca olan düşkünlüklerini, Makyavelizm düzeyini ve risk toleranslarını ölçmüşlerdir. Çalışmada, maddi kazanca olan düşkünlüğün Makyavelizm ve risk toleransı ile arasında kuvvetli bir ilişkinin bulunduğunu ortaya koymuşlardır. Şöyle ki Makyavelizm düzeyi göreli yüksek öğrencilerin hırsızlığa ve yolsuzluğa Makyavelizm düzeyi düşük öğrencilere göre daha eğilimli olduğunu saptamışlardır. Tang vd. (2008), elde ettikleri bu sonuçları öğrencilerin bölüm tercihlerine, kişisel değerlerine, Çekim-Seçim-Ayrılma (Attraction- Selection-Attrition) (Schneider, 1987) yaklaşımlarına bağlamaktadır. Araştırmacılara göre, öğrenciler ile onları çevreleyen kültür arasındaki bağ zayıf olduğu durumlarda bölümlerini gönüllü ya da gönülsüz olarak bırakabileceklerdir. Bu nedenle, çalışmada öğrencilerin geleceğin beyaz yaka çalışanları ve iş adamları olacağı görüşünden yola çıkılarak; öğrencilerin etik dışı davranış eğilimi, maddi kazanca olan düşkünlük gibi eğilimli oldukları değerlerini iş hayatlarına taşımalarının mümkün olduğu düşünülmektedir. Bu noktadan hareketle aşağıdaki hipotez oluşturulmuştur: H1: Makyavelizm ile etik olmayan davranış eğilimi arasında olumlu yönde bir ilişki vardır. Makyavelizm ve etik olmayan davranış üzerine yapılan çalışmalarda çeşitli bulgular elde edilmiştir. Örneğin birtakım çalışmalar (Christie & Geis, 1970; Cooper & Peterson, 1980; Flynn, Reichard, & Slane, 1987) hilenin görülme sıklığı bakımından yüksek ve düşük Makyavelistler arasında ayırt edici bir fark olmadığını savunmaktadır. Elde edilen sonuçlara göre, düşük Makyavelistler, prensipte sahtekârlığa aykırı olsalar da, özellikle, başkasının isteğini yerine getirme konusunda az zamanları olduğu durumlarda, tekrarlanan güçlü teşvikler verilerek bu kişiler hile ve yalan kullanmaya ikna edilebilirler. Böyle durumlarda çevrelerinin düşünceleri kararlarında çok az rol oynar. Tam tersine, yüksek Makyavelistler, prensipte sahtekârlığa aykırı olmasalar da, eğer teşvikler az ya da yakalanma ihtimalleri yüksek ise daha az hile ve yalan kullanacaklardır (Christie & Geis, 1970). “Bir prensin hayvan doğasını iyi kullanabilmesi gerektiğine göre, hayvanlardan tilki ile aslanı seçmelidir; çünkü aslan kendini tuzaklardan koruyamaz, tilki de kendini kurtlardan koruyamaz. Öyleyse, tuzakları tanımak için tilki, kurtları 34 korkutmak için de aslan olmak gerekir: Yalnızca aslan olanlar bu işten anlamıyorlar demektir… Tilkiyi daha iyi kullanmayı bilen, daha başarılı olmuştur. Ama bu doğayı iyi saklayabilmek ve büyük bir sahtekar ve hilebaz olmak gerekir.” (Machiavelli, 2011, s.102) Ancak, karşılaştıkları görevlerin temel esaslarından kaçınmak için hileye başvurmada yüksek Makyavelistler, düşük makyavelistlere göre daha eğilimlidirler. Bu da, hileye başvurma olasılığının saptanmasında motive edici faktörlerin önemini göstermektedir (Flynn vd., 1987). Yüksek Makyavelizm düzeyine sahip kişiler, rasyonel taktiklerdense rasyonel olmayan ve dolaylı taktikleri daha çok tercih etmektedirler. Bu bireylerin hedeflerine istediklerini yaptırabilmek için en sık kullandıkları taktiğin hile olduğu belirtilmektedir (Grams & Rogers, 1990). Yukarıdaki açıklamalara dayanarak bu çalışmada üç hipotez oluşturulmuştur: H2: Makyavelizm ile kaynakları kötüye kullanma arasında olumlu yönde bir ilişki vardır. H3: Makyavelizm ile sessiz kalma arasında olumlu yönde bir ilişki vardır. H4: Makyavelizm ile dolandırıcılık arasında olumlu yönde bir ilişki vardır. Bilgisayar programcıları ile araştırma-gelişme çalışanları üzerinde yapılan bir başka çalışmaya göre (Winter, Stylianou, & Giacalone, 2004), Makyavelistler diğer kişilerin entelektüel sermayelerini ve özel haklarını reddetmenin kabul edilebilir olduğuna inanmaktadırlar. Programlama deneyimi olan ve ar-ge departmanında çalışmış olan Makyavelistler ise entelektüel sermayenin ihlalini çok daha kabul edilebilir görmektedirler (Winter vd., 2004). Yukarıdaki bulgulara dayanarak aşağıdaki hipotezler oluşturulmuştur: H5: Makyavelizm ile hırsızlık arasında olumlu yönde bir ilişki vardır. H6: Makyavelizm ile yolsuzluk arasında olumlu yönde bir ilişki vardır. Bireyin etik karar alma sürecini çeşitli bireysel faktörlerin yanı sıra ödül sistemi, kurallar, etik kod, örgütsel iklim gibi örgütsel faktörler de etkilemektedir (Barnett & Vaicys, 2000). Dışsal ödül, etik olmayan davranışın ortaya çıkmasında baskın rol 35 oynayan önemli faktörlerden biridir. Etik olmayan davranış için verilen ödül arttıkça etik olmayan davranışın görülme sıklığı da artmaktadır (Hegarty & Sims, 1978). Hegarty ve Sims (1978) etik olmayan davranışın ödüllendirilerek arttırılabilir, cezalandırılarak ise azaltılabilir olduğu belirterek; etik olmayan davranışın öğrenilen bir davranış olarak kabul edilebileceğini savunmuşlardır. Bununla birlikte, rekabetin yüksek olduğu ortamlarda da etik olmayan davranışın görülme sıklığı artmaktadır (Hegarty & Sims, 1978). Ancak, suçun cezalandırılması söz konusu olduğunda, bu durum etik olmayan davranışın üzerinde dengeleyici bir etki oluşturarak etik olmayan davranışın daha az görülmesini sağlamaktadır (Hegarty & Sims, 1978). Bireyler sosyal sorumluluğu, kuralları ve etik kodları vurgulayan iklimlerde, etik bakımdan sorgulanabilir satış uygulamalarında, hatta çalışanlar bu satış uygulamalarının etik dışı olduğunu düşünmedikleri durumlarda dahi, etik dışı davranışta bulunmaktan daha fazla kaçınmaktadırlar. Etik açıdan muğlak faaliyetlerde etik iklimler, bireylerin etik açıdan sorgulanabilir faaliyetlerde bulunup bulunmamalarına rehber olmaktadır (Barnett & Vaicys, 2000). İşletmelerdeki etik olmayan davranışları yönlendirebilecek faktörler üzerine yapılan çalışmalarda, etik liderlik etik dışı davranışlar üzerinde etkili olabilecek önemli faktörlerden biri olarak kabul edilmektedir (Moore, Detert, Treviño, Baker, & Mayer, 2012). Çalışanın kendi üstü ile ilgili etik liderlik algısının, diğer bir ifade ile çalışanın üstünü etik olarak algılaması, bireyin Makyavelizm düzeyi ile etik olmayan davranışı arasındaki ilişkiyi etkileyebileceği, bu ilişkide düzenleyici olarak işlev görebileceği varsayılmaktadır. 1.4. ETİK LİDERLİK Brown vd.’ne (2005) göre etik lider, bireysel tutum ve davranışlarında, beşeri ve iş ilişkilerinde ahlaki değerleri ilke edinmiş normatif bakımdan bunlara riayet eden, bu kapsamda sergilediği duruş bakımında etkin düşünme, güçlendirme, empatik ve çift 36 taraflı düşünebilme yöntemlerini kullanarak kendini izleyenlere rehberlik edebilen kişidir. Etik liderler, kararlarının etik sonuçlarını düşünen, takipçileri tarafından gözlemlenebilecek ve öykünülebilecek seçimler yapan liderler olarak tanımlanmaktadırlar (Howell & Avolio, 1992). Gini (1998)’e göre etik liderler, kararlarında ve davranışlarında sosyal güçlerini kullanan, takipçilerini etkilerken her kesimin haklarına saygı duyarak takipçilerini zarara uğratmayan ve onların yararını düşünen liderlerdir. Etik liderler, sadece etik ile ilgili konulara ilgi çekmekle kalmamakta, takipçilerine yöntemsel ve kişilerarası adil bir süreç sağlamaktadırlar (Howell & Avolio, 1992). Etik liderlik, ahlaklı insan ve ahlaklı yönetici unsurlarının bir arada olduğu liderlik şeklidir (Treviño, Hartman, & Brown, 2000). Hartog ve Belschak (2012) da etik liderliğin, değerlerin yönlendirdiği, takipçilerin anlayışlarını ve inançlarını etkileyen bir liderlik tarzı olduğunu belirtmişlerdir. Brown vd. (2005), etik liderliği, kişisel davranışlarında ve kişilerarası ilişkilerinde normatif olarak uygun davranışlar gösterme, takipçilerinin bu türden davranışlarını iki taraflı iletişim, güçlendirme ve karar alma ile destekleme olarak tanımlamışlardır. Bir kişinin etik lider olması için takipçileri tarafından davranışlarının normatif olarak uygun, diğer bir ifadeyle dürüst, güvenilir, adil ve özenli olarak algılanması gerekmektedir. Normatif olarak uygun olarak algılanması lideri yasal ve sözüne güvenilecek bir kişi yapacaktır (Brown vd., 2005). Oldukça muğlak bir terim olan ‘normatif olarak uygun’un kullanılmasındaki temel sebep kültürden kültüre toplumsal kuralların değişmesidir (Brown vd., 2005). Bir kültürde normatif olarak uygun görülmeyen bir davranış diğer bir kültürde normatif olarak uygun kabul edilebilmektedir. Brown vd. (2005) tarafından yapılan etik liderlik tanımındaki ‘güçlendirme’, etik liderin etik standartlar koymasını ve bu etik standartlara uyanları ödüllendirmesi, uymayanları ise disiplin etmesini ifade etmektedir (Gini, 1998). 37 Etik liderlik ile ilgili yapılan çalışmalarda liderin karakteri, doğruluğu, etik farkındalığı ile liderin işletme ve takım çıkarlarını bireysel çıkarların üzerinde gören ve incelik göstermeyi, kuralları dikkate almayı, başkalarının ihtiyaçlarını ve sorumluluk yönetimini destekleyen kolektif yönelimi vurgulanmaktadır (Resick vd., 2011). Benzer şekilde, Kalshoven ve Boon (2012) çalışmalarında etik liderliğin önemini vurgulayarak etik liderliğin çalışanlarla uzun dönemli ilişkiler kurmayı, çalışanların örgüte katılımlarını ve bağlılıklarını arttırarak çalışan performansını yükseltmeyi amaçladığını ifade etmişlerdir. Treviño, Brown ve Pincus (2003), etik liderlik teriminin ne olduğunu anlamak için yöneticileri yakından gözlemleme fırsatı bulunan kişiler üzerinde keşfedici bir araştırma yapmıştır. Farklı sektörlerden yirmi üst düzey yöneticiye ve yirmi çalışana yapılandırılmış görüşme ile tanıdıkları bir etik lideri düşünmeleri istenmiş ve onlara bu liderin karakter özellikleri, davranışları, nelerin bu lideri motive ettiği sorulmuştur. Yapılan görüşmelere göre etik liderler dürüst ve güvenilir kişiler olarak tanımlanmıştır. Bunun ötesinde, etik liderlerin kişisel ve profesyonel hayatlarında toplumu, kamu yararını gözeterek davrandıkları, adil kişiler oldukları ve prensipli karar vericiler oldukları görülmüştür (Treviño vd., 2003). Jordan, Brown, Treviño ve Finkelstein (2013) etik liderliğin anlaşılması için yapılan ampirik çalışmaların daha ilk aşamalarda olduğunu ifade etmişlerdir. Etik liderlik üzerine yapılan çalışmalarda, etik liderliğin eşi benzeri olmayan bir yapı mı olduğu, yoksa sadece ‘yeni kadehteki eski şarap’ mı olduğu bir tartışma konusu olmuştur (Hunter, 2012). Araştırmacılar, etik liderliğin diğer liderlik tarzları ile olan ilişkilerine de değinmişlerdir. Bu kapsamda en çok incelenen konulardan biri dönüşümcü ve etkileşimci liderliğin etik olup olmadığıdır. Brown vd. (2005) tarafından geliştirilen etik liderlik, etik ile ilişkili dönüşümcü (Burns, 1978), otantik (Luthans & Avolio, 2003) ve ruhani (Fry, 2003) liderlikten farklılaşmaktadır. Bu liderlik tarzlarının tümü bünyesinde erdemlilik, güvenilirlik, adil olma, diğerlerini düşünme, etik davranmayı içermektedir. Ancak, bu karakter özellikleri etik liderliğin yalnızca ahlaki kişi (Treviño vd., 2003; Treviño vd., 2000) yönünü oluşturmaktadır. Etik liderlerin, ahlaki yönetici yönü, diğer bir ifade ile takipçilerinin 38 etik davranışlarını etkileyebilmek amacıyla çabaları, etiğin önemini takipçilerine iletmeleri, istenilen davranışın pekiştirilmesi için ödül ve ceza kullanmaları, takipçilerine birer etik rol modeli olmaları etik liderliği bahsi geçen diğer liderlik tarzlarından farklılaştırmaktadır (Mayer vd., 2009). Toor ve Ofori (2009) ise etik liderliğin yapısı üzerine yaptıkları ampirik çalışmada etik liderliğin dönüşümcü liderlik, dönüşümcü örgüt kültürü, çalışanın işte ekstra çaba sarf etme istekliliği ve çalışanın liderden memnuniyeti ile pozitif yönlü güçlü bir ilişkiye sahip olduğunu tespit etmişlerdir. Öte yandan, etik liderlik ile çalışanları davranışlarında özgür bırakan liderlik biçimi ve etkileşimsel örgüt kültürü arasında negatif yönlü bir ilişki bulunmuştur (Toor & Ofori, 2009). Brown ve Treviño (2006) etik liderlik ile otantik liderlik, ruhani liderlik ve dönüşümcü liderlik arasındaki farklı ve benzer noktalarını tespit etmişlerdir. Başkalarının yararını düşünme (alturism), etik karar alma, dürüstlük, rol modelliği özellikleri etik liderlik ile otantik liderlik arasındaki benzerliklerdir. Ancak, otantik liderler özfarkındalığın üzerinde dururken, etik liderler yönetimin ahlaki olmasının ve diğerlerinin farkındalığının üzerinde durmaktadırlar. Diğer taraftan başkalarının yararını düşünme, dürüstlük ve de rol modelliği ruhani liderlik ile etik liderlik arasındaki benzerliklerdendir (Brown & Treviño, 2006). Ancak, Brown ve Treviño (2006) etik liderlerin etik yönetime ruhani liderlerden daha çok önem vermekte olduklarını ifade etmişlerdir. Brown ve Treviño’ya (2006) göre başkalarının yararını düşünme, etik karar alma, dürüstlük ve rol modelliği dönüşümcü liderlik tarzı ile etik liderlik arasındaki benzer noktaları oluşturmaktadır. Dönüşümcü liderlik vizyon, değerler ve entelektüel dürtü üzerinde durması ile etik liderlikten farklılaşmaktadır. Çünkü etik liderlik, etik standartlar ve ahlaki yönetim üzerinde durmaktadır (Brown & Treviño, 2006). Bu konuda yapılan bazı çalışmalar (Treviño vd., 2000; Riggio, Weichun, Reina, & Maroosis, 2010; Resick vd., 2011; Heres & Lasthuizen, 2012; Stouten, Van Dijke, & De Cremer, 2012; Zhu, Sosik, Riggio, & Yang, 2012) etik liderliğin daha iyi anlaşılabilmesini sağlayabilmek için etik liderliğin boyutlarının belirlenmesine 39 odaklanmışlardır. Resick vd. (2011), farklı kültürlerde yöneticilerin etik liderlik anlayışlarının benzer ve farklı yönlerini belirlemek amacıyla altı farklı toplumda (Çin, Hong Kong, Tayvan, Amerika Birleşik Devletleri, İrlanda ve Almanya) bir araştırma yapmışlardır. Elde edilen verilere göre Resick vd. (2011) etik liderlik ile ilgili altı temel boyut belirlemişlerdir: 1) Sorumluluk: Kurallara ve kanunlara uyma, kişisel sorumluluk alma ve çalışanlara sorumluluk verme. 2) Çalışanları Düşünme ve Çalışanlara Saygı: Çalışanlara saygılı davranmak, arkadaşça yaklaşmak ve onları anlamaya çalışmak. 3) Adil ve Eşit Davranma: Karar alırken adil ve tarafsız olmak, çalışa