Hacettepe Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Sosyal Hizmet Anabilim Dalı SOSYAL HİZMET ETİĞİ PERSPEKTİFİNDEN DİJİTAL FEMİNİST HAREKETLER: #METOO HAREKETİ ÖRNEĞİ Hatice Büşra CAN Yüksek Lisans Tezi Ankara, 2023 SOSYAL HİZMET ETİĞİ PERSPEKTİFİNDEN DİJİTAL FEMİNİST HAREKETLER: #METOO HAREKETİ ÖRNEĞİ Hatice Büşra CAN Hacettepe Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Sosyal Hizmet Anabilim Dalı Yüksek Lisans Tezi Ankara, 2023 KABUL VE ONAY Hatice Büşra CAN tarafından hazırlanan “Sosyal Hizmet Etiği Perspektifinden Dijital Feminist Hareketler: #MeToo Hareketi Örneği” başlıklı bu çalışma, 26.12.2022 tarihinde yapılan savunma sınavı sonucunda başarılı bulunarak jürimiz tarafından yüksek lisans tezi olarak kabul edilmiştir. Prof. Dr. Kasım KARATAŞ (Başkan) Doç. Dr. Türken ÇAĞLAR (Danışman) Dr. Öğr. Üyesi Melek İPEK (Üye) Yukarıdaki imzaların adı geçen öğretim üyelerine ait olduğunu onaylarım. Prof. Dr. Uğur ÖMÜRGÖNÜLŞEN Enstitü Müdürü YAYIMLAMA VE FİKRİ MÜLKİYET HAKLARI BEYANI Enstitü tarafından onaylanan lisansüstü tezimin tamamını veya herhangi bir kısmını, basılı (kağıt) ve elektronik formatta arşivleme ve aşağıda verilen koşullarla kullanıma açma iznini Hacettepe Üniversitesine verdiğimi bildiririm. Bu izinle Üniversiteye verilen kullanım hakları dışındaki tüm fikri mülkiyet haklarım bende kalacak, tezimin tamamının ya da bir bölümünün gelecekteki çalışmalarda (makale, kitap, lisans ve patent vb.) kullanım hakları bana ait olacaktır. Tezin kendi orijinal çalışmam olduğunu, başkalarının haklarını ihlal etmediğimi ve tezimin tek yetkili sahibi olduğumu beyan ve taahhüt ederim. Tezimde yer alan telif hakkı bulunan ve sahiplerinden yazılı izin alınarak kullanılması zorunlu metinleri yazılı izin alınarak kullandığımı ve istenildiğinde suretlerini Üniversiteye teslim etmeyi taahhüt ederim. Yükseköğretim Kurulu tarafından yayınlanan “Lisansüstü Tezlerin Elektronik Ortamda Toplanması, Düzenlenmesi ve Erişime Açılmasına İlişkin Yönerge” kapsamında tezim aşağıda belirtilen koşullar haricince YÖK Ulusal Tez Merkezi / H.Ü. Kütüphaneleri Açık Erişim Sisteminde erişime açılır. o Enstitü / Fakülte yönetim kurulu kararı ile tezimin erişime açılması mezuniyet tarihimden itibaren 2 yıl ertelenmiştir. (1) o Enstitü / Fakülte yönetim kurulunun gerekçeli kararı ile tezimin erişime açılması mezuniyet tarihimden itibaren ….. ay ertelenmiştir. (2) o Tezimle ilgili gizlilik kararı verilmiştir. (3) 10/01/2023 Hatice Büşra CAN 1“Lisansüstü Tezlerin Elektronik Ortamda Toplanması, Düzenlenmesi ve Erişime Açılmasına İlişkin Yönerge” (1) Madde 6. 1. Lisansüstü tezle ilgili patent başvurusu yapılması veya patent alma sürecinin devam etmesi durumunda, tez danışmanının önerisi ve enstitü anabilim dalının uygun görüşü üzerine enstitü veya fakülte yönetim kurulu iki yıl süre ile tezin erişime açılmasının ertelenmesine karar verebilir. (2) Madde 6. 2. Yeni teknik, materyal ve metotların kullanıldığı, henüz makaleye dönüşmemiş veya patent gibi yöntemlerle korunmamış ve internetten paylaşılması durumunda 3. şahıslara veya kurumlara haksız kazanç imkanı oluşturabilecek bilgi ve bulguları içeren tezler hakkında tez danışmanının önerisi ve enstitü anabilim dalının uygun görüşü üzerine enstitü veya fakülte yönetim kurulunun gerekçeli kararı ile altı ayı aşmamak üzere tezin erişime açılması engellenebilir. (3) Madde 7. 1. Ulusal çıkarları veya güvenliği ilgilendiren, emniyet, istihbarat, savunma ve güvenlik, sağlık vb. konulara ilişkin lisansüstü tezlerle ilgili gizlilik kararı, tezin yapıldığı kurum tarafından verilir *. Kurum ve kuruluşlarla yapılan işbirliği protokolü çerçevesinde hazırlanan lisansüstü tezlere ilişkin gizlilik kararı ise, ilgili kurum ve kuruluşun önerisi ile enstitü veya fakültenin uygun görüşü üzerine üniversite yönetim kurulu tarafından verilir. Gizlilik kararı verilen tezler Yükseköğretim Kuruluna bildirilir. Madde 7.2. Gizlilik kararı verilen tezler gizlilik süresince enstitü veya fakülte tarafından gizlilik kuralları çerçevesinde muhafaza edilir, gizlilik kararının kaldırılması halinde Tez Otomasyon Sistemine yüklenir. * Tez danışmanının önerisi ve enstitü anabilim dalının uygun görüşü üzerine enstitü veya fakülte yönetim kurulu tarafından karar verilir. ETİK BEYAN Bu çalışmadaki bütün bilgi ve belgeleri akademik kurallar çerçevesinde elde ettiğimi, görsel, işitsel ve yazılı tüm bilgi ve sonuçları bilimsel ahlak kurallarına uygun olarak sunduğumu, kullandığım verilerde herhangi bir tahrifat yapmadığımı, yararlandığım kaynaklara bilimsel normlara uygun olarak atıfta bulunduğumu, tezimin kaynak gösterilen durumlar dışında özgün olduğunu, Doç. Dr. Türken ÇAĞLAR danışmanlığında tarafımdan üretildiğini ve Hacettepe Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Tez Yazım Yönergesine göre yazıldığını beyan ederim. Arş. Gör. Hatice Büşra CAN ÖNSÖZ VE TEŞEKKÜR Sosyal bilimler alanında çalışıyor olmanın en güzel özelliğinin, günlük yaşamın her alanında karşılaştığın olayları toplumsal kuramlara ve perspektiflere göre de yorumlayabilmek olduğuna inanıyorum. Çocukluğumdan bu yana medya ve sinema alanına olan ilgi ve sevgimin, bugün son kelimelerini yazdığım tezimi karşıma çıkarması gibi… Kişisel ve mesleki değerlerim olarak benimsediğim feminizm ile medya ve sinemaya olan ilgimin ortak noktasıydı #MeToo… 2017 tarihinde ortaya çıktığı andan bugüne tüm aşamalarını takip ettiğim ancak Türkiye’deki akademik literatüre yabancı bir hareket olan #MeToo’yu çalışmak ve akademide yeni bilgiler ile yorumlamak zorlu olsa da, keyifli ve heyecan verici bir süreçti. Bu sayede Türkiye’de bu alanda çalışmalar yürüten birçok profesyonel ile çalışmanın da kapılarını araladı. Kariyerimde bir başlangıç olan bu çalışmanın gelecek çalışmalara destek olabilmesi dileğiyle…. Bu sayede tezimin başından sonuna kadar her anında bilgisini, deneyimini, özverisini eksik etmeyen, en zorlu süreçlerimi kolaylaştırmasının yanı sıra eğitim ve kariyerimi şekillendirmemde en büyük destekçilerimden olan ve bundan sonraki süreçte tüm çalışmalarımda yanımda olmasını dilediğim değerli danışmanım Doç. Dr. Türken ÇAĞLAR’ a çok teşekkür ederim. Ayrıca yüksek lisans tez savunma jürimde yer alan ve kıymetli paylaşımları ile çalışmama destek sağlayan hocalarım Prof. Dr. Kasım KARATAŞ ve Dr. Öğr. Üyesi Melek İPEK’ e, Araştırmamın tüm aşamalarında beni destekleyerek ve katkı sağlayan Dr. Öğr. Üyesi Meliha Funda AFYONOĞLU’na Araştırma konumun zenginleşmesinde önerileriyle bana destek sağlayan Dr. Arş. Gör. İlkay Başak ADIGÜZEL’e Her zaman yanımda olan ve hem akademik hem de mesleki anlamda beni destekleyen kıymetli hocalarım Doç. Dr. Ayşe ALİCAN ŞEN ve Prof. Dr. Bülent ŞEN’e, Hem akademi ve mesleki yaşamımda hem de tez sürecimde beni her zaman motivasyonel olarak destekleyen değerli meslektaşlarım ve ağlama duvarlarım Şura, Dilan, İpek, Başak, Muhammed, Emre, Mehmet, Melihşah, Ahmet, Musa, Safa, İhsan, Gizem, Burak ve Damla’ya teşekkür ederim. Bu çalışma için vakit ayıran, benimle aynı heyecanı paylaşan ve güzel yorumlarıyla çalışmaya destek sağlayan, alanlarında uzman, gizlilik koşullarıyla ismini tek tek yazamadığım tüm katılımcılarıma teşekkür ederim. Hayatımın her anında ve her alanında sevgileri, güvenleri, destekleri ile yanımda olan, hayatımın vazgeçilmez parçaları olan anneme, babama teşekkür ederim. Ve anne ve babamın hayatımdaki en güzel armağanı olan, doğumumdan itibaren en yakın arkadaşlarım, dostlarım, kız kardeşlerim ablalarıma teşekkür ederim. Maruz kalan kişinin kendini ispatlamak zorunda olduğu dünyadaki tek suç türü olan cinsel şiddet ve taciz suçlarına maruz kalanlara… #MeToo’lara gerek kalmaması dileğiyle… vii ÖZET CAN, Hatice Büşra. Sosyal Hizmet Etiği Perspektifinden Dijital Feminist Hareketler: #MeToo Hareketi Örneği, Yüksek Lisans Tezi, Ankara, 2023. Bu araştırmada, dijital feminist hareketler ve #MeToo hareketi, sosyal hizmet etiği çerçevesinden değerlendirilmiştir. Bu kapsamda, #MeToo hareketinin olumlu ve olumsuz etkisinin belirlenmesi ve toplumsal yaşama ve toplumsal cinsiyet eşitsizliğine dayalı şiddetin önlenmesi konusundaki etkisinin ortaya çıkarılması amaçlanmıştır. Araştırmada nitel araştırma tekniklerinden, derinlemesine görüşme tekniği tercih edilmiştir. Bu kapsamda yarı yapılandırılmış görüşme formu ve kişisel bilgi formu kullanılmıştır. Araştırmanın örneklemini toplumsal cinsiyet alanında teorik veya uygulama düzeyinde çalışmalar yürüten ve #MeToo hareketini yakından takip eden 20 katılımcı oluşturmuştur. Bu bağlamda katılımcıların (1) dijital toplumsal hareketlere, (2) dijital feminist hareketlere, (3) #MeToo hareketine, (4) #MeToo hareketi kapsamındaki ifşa mekanizmasına ve (5) #MeToo hareketine ilişkin etik tartışmalara ilişkin görüşlerini içeren araştırma bulguları MAXQDA 2022 programı kullanılarak çözümlenmiştir. Çözümlenen veri seti, içerik analizi çalışması ile yorumlanarak analiz edilmiştir. Araştırma sonucunda dijital toplumsal hareketlerin ve dijital feminist hareketlerin bilgi ve iletişime kolay, hızlı ve masrafsız erişim sağlama özellikleri ile örgütlenme ve farkındalık yaratma bakımından oldukça etkili eylemlilik yöntemleri olduğu ancak sosyal, politik ve yapısal değişimlerin sağlanması konusunda yetersiz olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Toplumsal cinsiyet eşitsizliğine dayalı cinsel şiddet ve tacizin toplumsal bir sorun olarak yaygınlığı ve söz konusu sorunun yasal yöntemlerle önlenememesine bağlı olarak ortaya çıkan #MeToo hareketinin cinsel şiddet ve tacizin yaygınlığını kanıtladığı ve toplumsal yaşamda tabulaştırılan cinsel şiddet konusunun kamusal alanda tartışılmasını sağlayarak önemli bir toplumsal farkındalık yaratmıştır. İfşa mekanizması ile cinsel şiddet ve taciz konusunda önleyici bir mekanizma oluştursa da hareketin düzensiz, süreksiz, kurumsallıktan uzak yapısı hareketin yeterli düzeyde önleyici güce sahip olmasını engellemektedir. İfşa mekanizmasının ise feminist eylemlilikte tek viii yöntem olarak kullanılarak yasal yöntemlerin yadsınması hareketin sosyal, politik ve yapısal değişim sağlama gücünün önündeki başka bir engeldir. Bu bağlamda hareketin cinsel şiddet ve tacizin önlenmesi konusunda dijital eylemlilik ile geleneksel örgütlülük biçimini bir araya getirerek etik ifşa mekanizması ile yasal hukuki süreçlerin birbirine eklemlendiği kurumsal bir yapıya evrilmesi önerilmektedir. Anahtar Sözcükler Dijital toplumsal hareketler, Dijital feminist hareketler, Toplumsal cinsiyete dayalı şiddet, Cinsel şiddet, #MeToo hareketi, İfşa, İptal kültürü, Linç, Masumiyet karinesi. ix ABSTRACT CAN, Hatice Busra. Digital Feminist Movements from a Social Work Ethics Perspective: The Example of #MeToo Movement, Master’s Thesis, Ankara, 2023. In this research, digital feminist movements and #MeToo movement were evaluated within the framework of social work ethics. In this context, it is aimed to determine the positive and negative effects of the #MeToo movement and to reveal its impact on social life and prevention of violence based on gender inequality. In the research, in-depth interview technique, one of the qualitative research techniques, was preferred. In this context, semi-structured interview form and personal information form were used. The sample of the research consisted of 20 participants who carried out theoretical or practical studies in the field of gender and closely followed the #MeToo movement. In this context, research findings including the views of the participants on (1) digital social movements, (2) digital feminist movements, (3) #MeToo movement, (4) the disclosure mechanism within the #MeToo movement, and (5) ethical debates regarding the #MeToo movement MAXQDA 2022 analyzed using the program. The analyzed data set was interpreted and analyzed with the content analysis study. As a result of the research, it has been concluded that digital social movements and digital feminist movements are very effective methods of action in terms of providing easy, fast and inexpensive access to information and communication, organization and awareness-raising, but they are insufficient in providing social, political and structural changes. The #MeToo movement, which emerged due to the prevalence of sexual violence and harassment based on gender inequality as a social problem and the inability to prevent this problem with legal methods, has created an important social awareness by enabling the discussion of sexual violence, which has proven the prevalence of sexual violence and harassment and has been tabooed in social life, in the public sphere. Although it creates a preventive mechanism for sexual violence and harassment with its disclosure mechanism, the irregular, discontinuous and uninstitutional structure of the movement prevents the movement from having sufficient preventive power. The denial of legal methods by using the disclosure x mechanism as the only method in feminist activism is another obstacle to the power of the movement to bring about social, political and structural change. In this context, it is suggested that the movement should evolve into an institutional structure in which the ethical disclosure mechanism and legal processes are articulated by bringing together digital activism and traditional organizational forms for the prevention of sexual violence and harassment. Keywords Digital social movements, Digital feminist movements, Gender-based violence, Sexual violence, #MeToo movement, Disclosure, Cancellation culture, Lynch, Presumption of innocence. xi İÇİNDEKİLER KABUL VE ONAY ........................................................................................................ iv YAYIMLAMA VE FİKRİ MÜLKİYET HAKLARI BEYANI.................................. ii ETİK BEYAN ................................................................................................................. vi ÖNSÖZ ........................................................................................................................... vii ÖZET .............................................................................................................................. vii ABSTRACT .................................................................................................................... ix İÇİNDEKİLER .............................................................................................................. xi ŞEKİLLER DİZİNİ ................................................................................................... xviii GİRİŞ ............................................................................................................................... 1 1. BÖLÜM .................................................................................................................... 4 GENEL BİLGİLER ........................................................................................................ 4 1.1. ARAŞTIRMANIN SORUNSALI ....................................................................... 4 1.2. ARAŞTIRMANIN AMACI ................................................................................. 6 1.3. ARAŞTIRMANIN ÖNEMİ ................................................................................. 7 1.4. ARAŞTIRMANIN TANIMLARI ....................................................................... 7 1.5. ARAŞTIRMANIN SINIRLILIKLARI .............................................................. 8 2. BÖLÜM .................................................................................................................... 9 KURAMSAL ÇERÇEVE ............................................................................................... 9 2.1. FEMİNİST PERSPEKTİF .................................................................................. 9 2.1.1. Feminizm Kavramı ........................................................................................... 9 2.1.2. Tarihsel Açıdan Feminizmin Gelişimi ........................................................... 13 2.1.2.1. Birinci Dalga Feminizm ........................................................................... 16 2.1.2.2. İkinci Dalga Feminizm ............................................................................. 21 2.1.2.3. Üçüncü Dalga Feminizm .......................................................................... 22 2.1.2.4. Dördüncü Dalga Feminizm ...................................................................... 26 xii 2.1.3. Feminist Perspektifte Kadına Yönelik Şiddet ............................................... 26 2.1.3.4. Kadına Yönelik Cinsel Şiddet ve Taciz ................................................... 28 2.2. DİJİTAL TOPLUMSAL HAREKETLER .......................................................... 37 2.2.1. Toplumsal Hareketler ..................................................................................... 37 2.2.2. Dijital Toplumsal Hareketler ve Dijital Aktivizm ........................................ 40 2.2.3. Dijital Feminist Hareketler ve Dijital Feminist Aktivizm ........................... 50 2.3. #METOO HAREKETİ .......................................................................................... 56 2.3.1. #MeToo Kavramı, Ortaya Çıkışı ve Gelişimi ............................................... 56 2.3.2. Dünyada #MeToo ............................................................................................ 63 2.3.3. Türkiye’de #MeToo ......................................................................................... 69 2.4. #METOO HAREKETİ VE SOSYAL HİZMET ................................................. 74 2.4.1. Sosyal Hizmet Etiği ve Değerleri Bağlamında #MeToo Hareketi ............... 77 2.4.2. İnsan Hakları ................................................................................................... 80 2.4.3. Masumiyet Karinesi ........................................................................................ 86 2.4.4. Linç Kültürü .................................................................................................... 88 2.4.5. İptal Kültürü .................................................................................................... 91 3. BÖLÜM ...................................................................................................................... 98 YÖNTEM ....................................................................................................................... 98 3.1. ARAŞTIRMANIN MODELİ ................................................................................ 98 3.2. ARAŞTIRMANIN ÖZNELERİ .......................................................................... 100 3.3. VERİ TOPLAMA SÜRECİ ................................................................................ 101 3.4. VERİLERİN ANALİZİ ....................................................................................... 101 4. BÖLÜM .................................................................................................................... 103 BULGULAR VE YORUM ......................................................................................... 103 4.1. DİJİTAL TOPLUMSAL HAREKETLERE YÖNELİK BULGULAR .......... 105 4.1.1. Dijitalleşme ve Teknolojik Dönüşüm ........................................................... 106 xiii 4.1.1.1. İdeolojiler Artık Hashtaglerde Görünür Hale Geliyor ....................... 107 4.1.1.2. Toplumsal Hareketlerdeki Dönüşüm: Her Şey Gibi Örgütlenme de Değişiyor. Değişim Kaçınılmaz. .......................................................................... 108 4.1.2. Dijital Toplumsal Hareketlerin Olumlu ve Olumsuz Özellikleri .............. 109 4.1.3. Dijital Toplumsal Hareketlerin Olumlu Özellikleri ................................... 110 4.1.3.1. Otoriterleşmenin Artmasıyla Dijital Hareketlerin Ortaya Çıkışı ...... 111 4.1.3.2. Sansüre Meydan Okuyan Yapıdadır .................................................... 113 4.1.3.3. Bilgiye Erişim/ Bilgi Alışverişi ............................................................... 114 4.1.3.4. Bazı Ayrıcalık Sahibi Kişilerin Değil, Herkesin Sesini Duyurabilmesini Olanak Sağlıyor.................................................................................................... 115 4.1.3.5. Kişiselin Evrensele, Yerelin Küresele Evrilmesini Sağlıyor ............... 116 4.1.3.6. Örgütlenmeyi Kolaylaştırıyor ve Farkındalık Yaratıyor.................... 118 4.1.3.7. Farkındalık Yaratıyor ............................................................................ 119 4.1.3.8. Düşük Maliyetli Yapısının Örgütlenmeye Etkisi ................................. 119 4.1.3.9. Toplumsal Hareketler Daha Fazla Kişiye Ulaşırken Bireysel Zararlara İlişkin Riskleri Azaltıyor ..................................................................................... 121 4.1.3.10. Hızlı ve Etkili Bilgi/ İletişim Akışını Sağlıyor .................................... 123 4.1.3.11. Mesafelerin Kayboluşu/Mekan Algısının Yıkılması .......................... 124 4.1.3.12. Anonim Kimliklerin Etkisi ................................................................... 124 4.1.4. Dijital Toplumsal Hareketlerin Olumsuz Özellikleri ................................. 126 4.1.4.1. Slacktivizm (Tıklama Aktivizmi) .......................................................... 127 4.1.4.2. Dijitalde Zayıf Örgütsel Bağ .................................................................. 129 4.1.4.3. Toplumsal Değişimde Etkili Olmaması ................................................ 130 4.1.4.4. Dijital Şiddet ............................................................................................ 131 4.1.4.5. Bilgi Kirliliği ............................................................................................ 133 4.1.5. Dijitalin Sokağa Taşınması: Sokak Aktivizmi ile Yeniden Tanışma ....... 133 4.2. DİJİTAL FEMİNİST HAREKETE YÖNELİK BULGULAR ....................... 134 xiv 4.3. #METOO HAREKETİ HAKKINDA BULGULAR ......................................... 138 4.3.1. Dünyada #MeToo Hareketi .......................................................................... 139 4.3.2. Türkiye’de #MeToo Hareketi ....................................................................... 141 4.3.3. #MeToo Hareketinin Ortaya Çıkma Nedenleri .......................................... 145 4.3.3.1. Toplumsal Cinsiyet Eşitsizliğine Dayalı Cinsel Şiddetin Yaygınlığı: “Dünyadaki Her Üç Kadından Birisi Hayatının Belirli Bir Bölümünde Cinsel Şiddete Maruz Kalıyor” ...................................................................................... 146 4.3.3.2. Toplumsal Cinsiyet Eşitsizliğine Dayalı Cinsel Şiddete Yönelik Toplumsal Algı ve Tutumlar: Tecavüz Kültürü ............................................... 147 4.3.3.3. Cinsel Şiddete Yönelik Hukuki Düzenlemeler ve Uygulamaları ........ 152 4.3.4. #MeToo Hareketi Kapsamında Bireylerin Paylaşımları ve Paylaşımda Bulunma Nedenleri .................................................................................................. 157 4.3.5. #MeToo Hareketine Yönelik Değerlendirmeler ......................................... 161 4.3.5.2. #MeToo Hareketine Yönelik Olumsuz Değerlendirmeler .................. 175 4.4. İFŞA EYLEMİNE YÖNELİK BULGULAR .................................................... 175 4.4.1. İfşa Eylemine Yönelik Olumsuz Değerlendirmeler .................................... 182 4.4.1.1. İfşa Eylemi, İfşa Eden Kişiye de Zarar Verebiliyor ............................ 184 4.4.2. Toplum Tarafından İfşa Eylemlerine Verilen Tepkiler............................. 187 4.4.3. İfşa Eylemlerinin Toplumsal Etkileri .......................................................... 189 4.4.3.1. İfşa Edilenin Erkeklik Tarafından Korunması ................................... 192 4.4.3.2. İfşalayan Kişinin Cinsiyetinin Toplum Tepkisine Etkisi .................... 193 4.5. #METOO HAREKETİNE YÖNELİK ETİK TARTIŞMALAR .................... 197 4.5.1. #MeToo’nun Suistimail Edilebilir Yapısı: Gerçeği Yansıtmayan İfşalar 197 4.5.2. #MeToo Hareketinin Yaptırım Gücü: İptal ve Linç Kültürü ................... 198 4.5.3. Evrensel Hukuk İlkeleri Bağlamında #MeToo Hareketi ........................... 204 4.5.4. “Kadının Beyanı Esastır” İlkesi ve Masumiyet Karinesi İkilemi ............. 209 4.5.5. #MeToo Hareketinin Hukuk/Yargı ile İlişkisi ............................................ 213 xv 5. BÖLÜM .................................................................................................................... 217 5.1. SONUÇ .................................................................................................................. 217 5.1.1. Sosyal Hizmet Perspektifinden Toplumsal Hareketler/ Dijital Toplumsal Hareketler ................................................................................................................ 217 5.1.2. Toplumsal Hareketler- Dijital Toplumsal Hareketler İkilemi .................. 219 5.1.3. Feminist Hareketler- Dijital Feminist Hareketler Dilemması................... 223 5.1.4. Etik İkilimler Kapsamında #MeToo Hareketi ........................................... 226 5.1.5. İfşa Eylemine Yönelik Değerlendirmeler .................................................... 232 5.1.6. Kişinin Dokunulmazlık Hakkına Karşı Masumiyet Karinesi/ Suç Mağduru Kişinin Adalet Talep Etme Hakkına Karşı Kirlenmeme Hakkı ......................... 235 5.1.7. Modernizm ve Postmodernizm İkilemi Çerçevesinde #MeToo’nun Etiği238 5.2. ÖNERİLER ......................................................................................................... 241 KAYNAKÇA ............................................................................................................... 244 EK 1. YARI YAPILANDIRILMIŞ GÖRÜŞME FORMU ...................................... 258 EK 2. GÖNÜLLÜ KATILIM FORMU .................................................................... 260 EK 3. ETİK KURUL İZNİ ......................................................................................... 261 EK 4. ORİJİNALLİK RAPORU ............................................................................... 262 EK 5. ÖZGEÇMİŞ ....................................................... Hata! Yer işareti tanımlanmamış. xvi KISALTMALAR DİZİNİ ABD: Amerika Birleşik Devletleri BM: Birleşmiş Milletler IFSW: Uluslararası Sosyal Hizmet Çalışanları Federasyonu NASW: Uluslararası Sosyal Hizmet Derneği STK: Sivil Toplum Kuruluşu UN Women: Birleşmiş Milletler Toplumsal Cinsiyet Eşitliği ve Kadının Güçlendirilmesi Birimi xvii TABLOLAR DİZİNİ Tablo 1. Araştırma Öznelerinin Sosyo Demografik Bilgileri ............................... 103 xviii ŞEKİLLER DİZİNİ Şekil 1. Bulgulara Dair Kelime Bulutu ..................................................................... 105 1 GİRİŞ Küreselleşmenin tüm dünyayı etkisi altına aldığı günümüz toplumlarında iletişimin en etkili araçlarında birisi de medyadır. Özellikle sosyal medya, hak arayışı ve kamuoyu oluşturmak gibi konuları içinde barındıran aktivizmin alanını genişleterek dijital ortamlarda yaygınlaşmasına sebep olmuştur. Bu kapsamda incelendiğinde dünya genelinde geniş yankı uyandıran ve kitlelere ulaşan dijital aktivist hareketlerden birisi de #metoo hareketidir. "If you've been sexually harassed or assaulted write 'me too' as a reply to this tweet." (Eğer sen de cinsel tacize maruz kaldıysan bu tweete “bende” diye cevap ver) Alyssa Milano 85 karakter olan bu tweet, atıldığı andan itibaren büyük bir hızla yayılarak küresel çapta toplumsal cinsiyet eşitsizliğine dayalı şiddet konusunda inanılmaz bir etki yaratmıştır. Ülkeden ülkeye, kültürden kültüre yayılan bu tweet #MeToo hareketinin “kıvılcım anını” oluşturan bir etmendir. Toplumsal hareketleri derinlemesine inceleyen Malcolm Gladwell (2022) tarafından kıvılcım anı olarak adlandırılan Milano’nun tweetine benzer küçük olaylar tıpkı küçük bir kıvılcımın büyük bir yangına sebep olması gibi bir etkiye sahiptir. Küçük bir etkinin devasa bir tepkiye dönüşebilmesi ise uzun süre biriken toplumsal sorunun önemli bir yansımasını gözler önüne sermektedir. Kadınların tarihsel süreçte feminist mücadele ile yasal düzeyde kazanmış oldukları eşitliği toplumsal düzeyde kullanamamaları yaratmış olduğu sorunlar #MeToo hareketinin “kıvılcım anı” ile alevlenmesinin önemli etmenlerdendir. Toplumsal temelde sağlanamayan toplumsal cinsiyet eşitliği, sıklıkla kendisini kadına yönelik baskı, şiddet ve taciz şeklinde göstermektedir. Bu bağlamda toplumsal cinsiyet eşitsizliğine dayalı şiddetin küresel çaptaki yaygınlığı ve yaygın olan söz konusu sorunun yasal ve hukuki yollarla önlenememesinin kadınlarda biriktirdiği öfke, acı ve travmanın adeta patlayarak gün yüzüne çıkışı olarak değerlendirilmektedir #MeToo. #MeToo bu bağlamda kimileri için bir kurtuluş, özgürlük mücadelesi iken kimileri için yıkım ve felakettir. Uzun süredir büyük hak kayıplarına maruz kalan kadınların başlatmış oldukları hak arama mücadelesi bazı gruplar tarafından desteklenirken bazı gruplar tarafından başka hakları ihlal ettiği gerekçeleri ile eleştirilmektedir. Destekleyen 2 gruplarında eleştiren gruplarında haklı gerekçeleri bulunmakta hareket, birtakım etik tartışmaları beraberinde getirmektedir. Bu bağlamda hareketin baskı altındaki savunmasız grupların insan hakları ve sosyal adalet değerleri temelinde hak kayıplarının önlenmesi konusunda çalışmalar yürüten sosyal hizmet disiplinin etik ve değerleri perspektifinde konu ele alınarak derinlemesine incelenmiştir. #MeToo hareketi, dijital feminist bir hareket olması nedeniyle dijital toplumsal hareketlerin de bileşenleri içermesi bağlamında araştırmada dijital toplumsal hareketler ve dijital feminist hareketlerde ele alınmıştır. Bu bağlamda #MeToo hareketinin kendi özgü olan özellikleri ile dijital toplumsal hareketler bağlamında ortaya çıkan özelliklerine dikkat çekmek istenmiştir. Bu araştırma kapsamında ele alınan konu çerçevesinde, araştırmanın literatür kısmını dijital toplumsal hareketler, dijital feminist hareketler ve bu hareketlerin önemli bir örneği #metoo hareketinin gelişiminin yanı sıra, hareketin değerlendirme noktalarını oluşturan feminizm, postmodernizm ve sosyal hizmet perspektifinde #Metoo hareketinin etik tartışmaları hareketin temel eleştiri noktaları olan insan hakları bağlamında masumiyet karinesi ve hareketin yaptırım gücünü oluşturan ifşa mekanizması, sanal linç ve iptal kültürü oluşturmaktadır. Araştırma çerçevesinde amaçlı örneklem ve kartopu örneklem yoluyla ulaşılan Türkiye’ de akademik düzeyde veya uygulama alanında toplumsal cinsiyet veya kadın çalışmaları alanında çalışmalar yürüten bireylerden oluşan 20 profesyonel ile nitel araştırma yöntemi ile oluşturulmuş yarı yapılandırılmış formlar ile görüşmeler gerçekleştirilmiştir. Çalışma kapsamında araştırmanın bulguları 5 temel başlık çerçevesinde incelenmiştir. İlk olarak dijital toplumsal hareketler, bu hareketler bağlamda yaşanan dönüşümler olumlu ve olumsuz özellikleri çerçevesinde ele alınmıştır. İkinci aşamada dijital toplumsal hareketler değerlendirilmiştir. Üçüncü olarak #Metoo hareketi, hareketin ortaya çıkma nedenler, bu hareket çerçevesinde bireylerin paylaşımda bulunma motivasyonları ve bu harekete yönelik olumlu- olumsuz değerlendirmeler ele alınmıştır. Dördüncü başlığın konusunu #metoo hareketi çerçevesinde gelişen ifşaların sebepleri, sonuçları ve toplumsal etkileri bağlamında irdelenmiştir. Son başlıkta ise #metoo hareketine dair etik tartışmalar linç ve iptal kültürü, masumiyet karinesi ve insan hakları çerçevesinde ele alınmıştır. 3 Araştırmanın sonuç bölümü ile feminizm ve sosyal hizmet perspektifinde #metoo hareketine dair değerlendirmeler içermektedir. Ayrıca postmodern özellikler göstererek modernizmin aygıtlarına meydan okuyan #MeToo hareketine yönelik, modern devletin temel aygıtlarından olan insan hakları bağlamında düzenlenen hakları ihlal ettiği eleştirisi ise araştırmanın diğer dikotomik bakış açısı olan modernizm-postmodernizm tartışmasını ortaya çıkarmaktadır. Araştırma dijital toplumsal hareketlerin ve #MeToo hareketinin hem güçlü yanları hem de zayıf yönleri belirtilerek olumlu özelliklerinin ön plana çıkarılmasına ve olumsuz özelliklerinin bertaraf edilmesi bağlamında oldukça önemlidir. Bu kapsamda araştırma sonucunda, genelde dijital toplumsal hareketlerin sosyal değişime yönelik hedeflerinin sağlanması bağlamında özelde ise #MeToo hareketinin toplumsal cinsiyet eşitsizliğine dayalı cinsel şiddet ve tacizin önlenmesine yönelik yapısal öneriler sunulmuştur 4 1. BÖLÜM GENEL BİLGİLER 1.1. ARAŞTIRMANIN SORUNSALI Küresel teknoloji çağında bireyler arasındaki iletişimi sağlayan internet ve sosyal medya platformları aynı zamanda toplumsal hareketlerin oluşmasında da önemli birer unsur haline gelmiştir. Özellikle 2011 yılındaki Arap ülkelerinde meydana gelen toplumsal olayların gelişiminde ve yaygınlaşmasında başat role sahip olan dijital aktivizm, devamında farklı farklı zaman dilimlerinde farklı şekillerde sıklıkla karşımıza çıkmıştır. Kolay, hızlı iletişim ve bilgi akışı imkanı sağlayan internet ve sosyal medya platformları postmodern toplumda kişilerin duygu ve düşüncelerini geniş kitlelere aktarabilecekleri, anonimlik özelliği ile kişisel veri ve kimliklerini koruyabilecekleri, hem birçok farklı bakış açısı ve fikrin hem de ortak fikir birliği olarak bir kamuoyu konsensusun oluşturulmasına zemin hazırlamaktadır. Bu nedenle kişilerin ifade özgürlüğü adı altında fikirlerini özgürce paylaşabilecekleri internet ve sosyal medya mecraları toplumsal eylemlerin ortaya çıkması, gelişimi ve yaygınlaşması aşamalarında oldukça önemlidir. Dijital toplumsal hareketlerin en önemlilerinden birisini oluşturan dijital feminist hareketler, kadın hareketleri konusunda toplumsal farkındalığı arttırmak ve çeşitli aktivizm ve savunuculuk hareketlerinin ortaya çıkarılması için oluşturulan hareketlerdir. Dijital feminist hareketlerden en popüler ve yaygın olan #MeToo Hareketi ise, 2006 yılında aktivist Tarana Burke tarafından siyahi bir genç kızın yaşadığı cinsel şiddet ve istismar öyküsünü kendisi ile paylaşmış olması sonucu kendi yaşamı ile özdeşleştirmesi ile başlatılmış bir harekettir. Özellikle siyahi kadınlar gibi marjinalleşmiş gruplara yönelik cinsel şiddet ile mücadele konusunda başlatılmış yerel bir hareket olan Me Too Hareketi’nin amacı, cinsel şiddet mağduru olan kadınların paylaşamadıkları acı ve deneyimlerini “kız kardeşlik” teması altında paylaşarak travmalarıyla başa çıkmalarına ve "empati yoluyla güçlenme"lerine olanak tanımasıdır.1 Twitter üzerinden 2017 yılında tekrardan gündeme getirilen #MeToo hareketi ise kar amacı gütmeyen feminist savunuculuk yapan The New Agenda'nın başkanı Amy Siskind tarafından kadınların cinsel şiddetle mücadelede seslerini yükseltmeleri için başlatılmıştır (Mitchell, 2017). 1 https://metoomvmt.org/get-to-know-us/history-inception/ Erişim Tarihi: 03.01.2021 https://metoomvmt.org/get-to-know-us/history-inception/ 5 İlk kez yerel bir siyahi kadın hareketi olarak ortaya çıkan Me Too Hareketi, 2017 yılında Twitter platformu üzerinden #MeToo hashtagi ile dünya çapında yaygın, küresel bir hareket haline gelmiştir.2 Ortaya çıktığı ve en fazla yankı uyandırdığı ABD dışında dünyanın her yerinde yaygınlık gösteren Me Too hareketi ülkemizde ise 2020 yılının Aralık ayına kadar #MeToo hashtagi altında kendisine yer bulamamıştır. #MeToo Türkiye hareketinin başlangıcı, yazar Hasan Ali Toptaş’ın geçmişte fail olduğu taciz vakalarının kadınlar tarafından ortaya çıkarılması ile gerçekleşmiştir. Sonrasında yazar İbrahim Çolak #MeToo hareketi kapsamında sosyal medya üzerinden ifşalanmasının ardından Twitter üzerinden özür dilemiş ve intihar etmiştir. Yaşananlar üzerine kamuoyu #MeToo tarafları ve anti #MeToo tarafları olmak üzere ikiye bölünmüştür. Dolayısıyla bu hareketi destekleyenler, #MeToo’yu ataerkil düzen ile mücadele için gerekli olan feminist bir hareket olarak değerlendirmektedir. Bu kapsamda #MeToo kadınların cinsiyetleri nedeniyle uğradıkları ayrımcılık, taciz ve cinsel şiddet ile mücadele konularında birlikte “kızkardeşlik” teması altında birleşmesi, seslerini duyurmalarına ve güçlenmelerine etki eden bir hareket olarak değerlendirilmektedir. Anti #MeToo tarafları ise bu hareketi ifşa ve linç kültürünü içinde barındıran bir hareket olarak değerlendirmektedir. Fail iddiası ile hukuksal yargıya başvurulmadan kişilerin sosyal medya üzerinden ifşalanmasının, bu kişilerin yakınlarının da mahremiyetinin göz ardı edilmesine yol açtığı ifade edilmektedir. Dolayısıyla bu hareket, kişilerin hukuksal yargılama süreci olmaksızın “sosyal medya” üzerinden yargılanmasına ve kamuoyu tarafından itibarsızlaştırılmasına neden olan bir hareket olarak değerlendirilmektedir. Kamuoyunda #MeToo hareketine yönelik farklı bakış açıları bulunsa da genel tartışma sıklıkla dikotomik bir çerçevede ele alınmaktadır. Sosyal hizmet, insan haklarına ve sosyal adalet ilkelerine dayalı, insan değeri ve onuruna saygılı bir disiplin olarak bireylerin güçlendirilmesi, özgürleştirilmesi ve topluma kazandırılmasında, toplumda var olan eşitsizliklerin ve engellerin ortadan kaldırılarak toplumsal kalkınma ve refahın sağlanmasında birey, aile, grup, örgüt, topluluk ve toplumlarla iş birliği halinde mikro, mezzo ve makro düzeyde çalışmalar yapan bir meslektir. Bu bağlamda kadınların cinsiyetleri nedeniyle maruz kaldıkları şiddete karşı olan sosyal hizmet, kadına yönelik şiddetin önlenerek toplumsal cinsiyet eşitliğinin sağlanmasında da birey-grup ve toplum düzeyinde çalışmalar yürütmektedir. Mesleki değerleri ve etik ilkeleri ışığında 2 https://metoomvmt.org/get-to-know-us/tarana-burke-founder/ Erişim Tarihi: 03.01.2021 https://metoomvmt.org/get-to-know-us/tarana-burke-founder/ 6 profesyonel çalışmalar yürüten sosyal hizmet disiplini, hizmet sağlama, sosyal adaleti gerçekleştirme, bireyin onuru ve değerine saygı gösterme, insan ilişkilerinin öneminin farkında olma, hizmet sunumunda dürüst güvenilir bir mesleki tarzda ve kişilerin mahremiyetine saygı duyma, alanında yetkin olma gibi mesleki değerlere sahiptir. İnsan doğasının ve ilişkilerinin amorf ve farklılıklarla donatılmış yapısı ile sürekli temas halindeki bir meslek olarak sosyal hizmet, çalışmalarında etik sorunlar ve etik ikilemler ile sıklıkla karşılaşmaktadır. Karşılaştığı etik sorunlar ve ikilemleri sosyal hizmet değerleri ve etik ilkeler hiyerarşisi çerçevesinde çözümlemektedir. Kişilerin, insani yaşam gereksinimleri karşılanarak yaşama hakkına, adil ve eşit muamele görme hakkına, özgür iradeleri ile seçim yapma hakkına, hiç zarar görmeme veya en az zarara uğrayarak varlığını sürdürme hakkına, yaşam standartlarına yükseltebilme hakkına, kişilerin mahremiyetlerini ve özel hayatlarının gizliliğini koruma hakkı ile doğru bilgiyi edinebilme hakkına sahip olma gibi etik ilkeler dahilinde çalışmalar yürüten sosyal hizmet perspektifinden özellikle toplumsal alanda farklı söylemlere sahip dijital bir feminist hareket olan #MeToo hareketinin ele alınarak mesleğin temel değerleri ve etik ilkeleri çerçevesinden değerlendirilmesi ile hareketin olumsuz ve olumlu özelliklerinin ortaya koyulması araştırmanın konusunu oluşturmaktadır. 1.2. ARAŞTIRMANIN AMACI Bu araştırmada, dijital feminist hareketlerden olan #MeToo hareketinin sosyal hizmet etik ve değerleri çerçevesinden değerlendirilmesi, hareketin olumlu ve olumsuz özelliklerinin etkisi belirlenmesi ve feminist perspektifte hareketin toplumsal yaşama ve kadına yönelik şiddetin önlenmesi konusundaki etkisinin ortaya çıkarılması amaçlanmaktadır. Araştırmada bu amaç çerçevesinde ayrıca aşağıdaki alt amaçlara yanıt aranacaktır. 1. Dijital feminist hareketlerinden #MeToo’nun ortaya çıkışında etkili etmenler nelerdir? 2. #MeToo hareketinin olumlu ve olumsuz özellikleri nelerdir? 3. #MeToo hareketinin feminist hareketler üzerindeki etkisi nedir? 7 4. #MeToo hareketinin toplumsal yapıya olan etkileri nelerdir? 5. #MeToo hareketinin kadına yönelik cinsel şiddete yönelik hukuksal süreçlere etkisi nelerdir? 6. #MeToo ve ifşa kültürü arasındaki ilişki nasıl şekillenmiştir? 7. Sosyal medya ifşalarının kadına yönelik cinsel şiddeti önlemedeki etkisi nedir? 8. “Kız kardeşlik” kavramından hareketle kadına yönelik şiddeti önlemek için yapılan kadın dayanışmasının kadına yönelik şiddeti önlemedeki etkisi nedir? 9. Sosyal hizmet mesleği çerçevesinden #MeToo akımı nasıl şekillendirilebilir? 1.3. ARAŞTIRMANIN ÖNEMİ Konu ile ilgili literatür incelendiğinde, dijital feminist hareketler, #MeToo akımı, kitle psikolojisi açısından toplumsal eylemler, “kızkardeşlik” dayanışması, ifşa, linç kültürü vb. gibi araştırmada altı çizilerek incelenecek olan birçok kavram hakkında hem ulusal hem de uluslararası düzeyde çalışmalar bulunmaktadır. Ancak söz konusu kavramların tümünü bir araya getirerek sosyal hizmet mesleğinin etik ilke ve değerleri doğrultusunda değerlendiren bir araştırmaya rastlanmamıştır. Bu yönüyle araştırmanın sosyal hizmet literatürüne katkı sunacağı düşünülmektedir. 1.4. ARAŞTIRMANIN TANIMLARI Geleneksel Toplumsal Hareketler: Araştırmada “geleneksel” olarak belirtilen alışılagelen, herkes tarafından bilinen anlamında olup dijital olmayan hareketleri tanımlamaktadır. #MeToo Hareketi: Araştırmada #MeToo hareketi kavramı, 2017’de ABD’de Twitter üzerinden başlatılarak küresel düzeyde farklı zamanlarda farklı kültürlerde farklı isimlerde parçalı biçimde ortaya çıkan ve #MeToo ile aynı temaya sahip olan tüm hareketler anlatılmaktadır. 8 Toplumsal Cinsiyet Eşitsizliğine Dayalı Cinsel Şiddet ve Taciz: Araştırmada, toplumsal cinsiyet eşitsizliğine dayalı güç ve baskı ilişkileri bağlamında ortaya çıkan cinsel şiddet ve tacize referans vermek için kullanılmaktadır. Linç: Araştırmada, linç kavramı geleneksel olarak tanımlanan “kitlelerin sosyal adaleti sağlayabilmek kişi veya gruplara yönelik uyguladığı fiziksel şiddet ve saldırı içeren infaz eylemi” yerine aynı amaç ve güdülerden hareketle sanal mecralardan kişilere ve gruplara yönelik yapılan psikolojik ve sözel şiddeti tanımlamak için kullanılmıştır. 1.5. ARAŞTIRMANIN SINIRLILIKLARI Bu çalışmanın konusunu oluşturan #MeToo hareketine yönelik Türkiye’deki akademik literatürde sınırlı sayıda çalışmanın yer alması ve örneklem çerçevesinde ulaşılan birçok kişinin bu harekete dair sınırlı bilgiye sahip olması araştırmanın sınırlılıklarını oluşturmuştur. Araştırmanın veri toplama sürecinin Covid-19 pandemisi kısıtlamaları dönemine denk gelmesi nedeniyle araştırmada katılımcılarla yapılan görüşmelerdeki online iletişim araçları kullanılmıştır. 9 2. BÖLÜM KURAMSAL ÇERÇEVE 2.1. FEMİNİST PERSPEKTİF 2.1.1. Feminizm Kavramı Johnson (2017), feminizmi araştırmak için öncelikle feminizmin ne anlama geldiğini tanımlamamız gerektiğini belirtmiştir. Kimilerinin medya tanımları sayesinde kimilerinin ise kendi deneyimleri doğrultusunda herkesin ayrı bir feminizm tanımı olduğuna değinerek her zaman diliminin kendine has feminizm tanımı olduğunu belirterek, feminizmin tanımlanmasının güç olduğunu çünkü feminizmin anlamının akışkan ve değişken olduğunun altını çizmiştir. Hooks (2012) ise yaşam tarzı feminizmi denilen yenilikçi kavram dünyada yaşayan ne kadar kadın varsa o kadar çeşit feminizm çeşidi olabileceği fikrini gündeme getirmiştir. Bu yeni anlayış ile feminizmin politik altyapısında çözülmeler meydana gelmeye başlamıştır. Politik olarak her görüşten insanın feminizmi kendi yaşayış biçimine ve politik görüşlerine uyarlayabileceği anlayışı yaygınlaşarak feminizmin toplumsal kabulünü kolaylaştırmıştır. Feminizmin toplumsal kabulünün kolaylaşmasının temel nedenlerinden biri ise kişilerin kendi kültür, inanç, yaşam görüşlerini değiştirmeden feminizmi uyarlayabilmelerinin mümkün olduğu inancıdır. Dolayısıyla herkesin kabul ettiği farklı bir feminizm tanımlaması vardır. Feminizm tanımlarına bakıldığında feminizm temelde kadınların yalnızca kadın olmaları nedeniyle karşılaştıkları engelleri ve sorunları, ırk, etnik köken, dil, din ve sınıf gibi farklı perspektiflerden değerlendirerek ortaya koymalarıdır (Alikılıç ve Baş, 2019, s.90). Feminizm kavramının kökeni Latince kadın anlamındaki femine kelimesine dayanmaktadır. Feme (kadın) kelimesinden “kadıncılık” olarak 1837’lerden sonra Fransızca, 1890’larda ise İngilizce literatüre girmiştir (Sevim, 2014, s. 7). Feminizm tarihsel çizgide ilk var olmaya başladığı zamandan beri “kadınların çalışma hakkı, eşit işe eşit ücret hakkı, seçme ve seçilme hakkı gibi toplumsal cinsiyet eşitliğini sağlamaya yönelik hukuki ve hak temelli düzenlemelerle aile içi şiddet, kadına yönelik şiddet ve cinsel istismar gibi toplumsal sorunları temel alan çalışmalar yürüten bir hareket 10 olagelmiştir. Feminizmin yıllar süren yorucu mücadelesinin ardından günümüzde toplumsal cinsiyet eşitliği insan haklarından birisi olarak kabul görmektedir. Kadınların insan haklarını ihlal eden toplumsal cinsiyet eşitsizliği günümüzde kadınların maruz bırakıldığı en yaygın şiddet türü olarak da tanımlanmaktadır (Şen ve Kök, 2017, s.76). Feminizm hakkında toplumda gerçeği yansıtmayan kalıp yargılar mevcuttur. Feministler çoğu zaman erkek düşmanı olan veya erkeklerden nefret eden; kadınların erkeklerden üstün olduğunu savunan; doğanın normal düzenine veya din, tanrı gibi kutsal ve yüce güce karşı gelen; erkekler gibi olma arzusuna sahip, kızgın lezbiyen kadınlar olarak görülmektedir. Genellikle feminizm hakkında kalıplaşmış varsayımlara sahip olan insanların kulaktan dolma bilgilerle bu varsayımlara sahip olduğu, feminizm konusunda ciddi şekilde bilgi eksiklikleri olduğu görülmektedir (Hooks, 2012, s. 7-8). Feminizm kavramı Bell Hooks (2000, s. 1) tarafından “Feminism is for Everybody: Passionate Politics” (Herkes için Feminizm: Tutkulu Politika) adlı kitabında, cinsiyetçiliği ve cinsiyetçiliğe dair yapılan her türlü baskı, zorlama ve tahakküme son verme hedefini taşıyan bir hareket olarak tanımlanmıştır. Yani feminizm, toplumsal cinsiyet eşitsizliğini, bu eşitsizliğe dayalı olan ataerkil tahakküm ve sömürüyü ortadan kaldırmayı amaçlayan toplumsal bir harekettir. Hooks’un tanımından da açıkça anlaşılacağı üzere feminizm erkeklere karşı oluşturulmuş bir kadın hareketi değildir. Hooks, feminizm tanımlamasında feminizmin asıl davasının cinisyetçilikle olduğunu vurgulayarak feminizmin tüm mücadelesinin cinsiyetçiliği ortadan kaldırmak üzerine olduğunu belirtmiştir. Toplumsal cinsiyet anlayışına göre kadın-erkek fark etmeksizin toplumu oluşturan her birey, cinsiyetçi tutum ve davranışlarını içinde bulunduğu kültür ve toplumdan öğrenmektedir. Bu nedenle cinsiyetçi tutum ve davranış yalnızca erkekler ile ilgili değildir aksine kadın ve erkeği yani temelde herhangi bir cinsiyet ayrımı olmadan toplumu ilgilendiren bir meseledir. Bu nedenle Hooks’un feminizm tanımı, feminizmin erkeklere karşı olduğu kalıp yargısını basitçe ortadan kaldıran bir unsurdur (Hooks, 2012, s. 9). Ataerkillik kavramı, ilk kez Max Weber tarafından aile içindeki ekonomi ve güç ilişkilerini tanımlamak üzere kullanılmıştır. Bu tanıma göre baba rolü üstlenen aile 11 üyesi ailenin diğer üyeleri üzerinde tahakküm kurmaktadır ve ailenin ekonomik üretiminin denetimini yapmaktadır. Ataerkillik kavramının feminizm içinde ele alınması ise radikal feminizm ile birlikte toplumsal düzendeki erkek egemenliğine atıfta bulunularak ataerkillik kuramı olarak kullanılmaya başlanmıştır (Barret, 1995, s. 16). Ataerkil düzenin faydasını en çok erkekler görmektedir ancak ataerkil düzenin erkekler için faydası olduğu kadar bu faydanın sürdürülmesi için erkeklerin de bu sisteme ödemesi gereken bir bedel vardır. Bu bedel ise erkeklerin sürekli olarak erkek olmak zorunda olmaları, yaşamlarının her döneminde erkek olduklarını kanıtlamak zorunda olmaları yani kısaca erkek gibi davranmak zorunda kalmalarıdır. Aksi durumda olan, yani yeterince maskülen olmayan erkek kadınların paylaştığı kaderi paylaşmak zorunda kalmaktadır (Hooks, 2012, s. 10). Maskülenlik kavramı ise sıklıkla erkeklikle bağdaştırılan kavramlar olan fiziksel güç ve duygulardan çok rasyonelliğe atıfta bulunan bir cinsiyet ifadesi formudur. Maskülenliğin uç noktaları genellikle saldırganlık ve şiddet ile ilişkilendirilmektedir. Maskülenlik kavramı genellikle cinsiyet streotiplerinin toplumsal olarak inşa edilmesi anlayışına yani toplumsal cinsiyet kavramına dayanmaktadır ve maskülen olma özelliklerinin erkeklerde doğuştan hazır olarak bulunmadığını, sosyalizasyon süreci ile birlikte sosyal ve kültürel olarak inşa edildiğini belirtilmektedir. Toplumsal cinsiyet teorisyenleri genellikle tek bir maskülenlik formu olmadığını, oldukça çeşitli toplumsal cinsiyet ifadesi formlarının mevcut olması nedeniyle genellikle maskülenlik kavramı yerine maskülenlikler kavramını kullanmayı tercih etmektedirler (Phipps ve Young, 2013, s. 9). Erkeklerin devamlı maskülen bir erkek olma, maskülenliklerini devamlı olarak sürdürmeye mecbur bırakılmaları ise erkeklerde çoğu zaman problem yaratan bir durumdur. Ancak erkekler genellikle ataerkil düzenin nimetlerinden yararlanmaya devam edebilmek için bu bedeli ödemek zorunda kalırlar. Hatta bu sistemi desteklemeyen erkekler bile cinslerini üstün kılan ataerkil düzenin yok olma ihtimalini veya ona kafa tutarak asırlarca mükemmel bir şekilde işlemiş ve halen işlemekte olan bu sistemden dışlanmaktan korkmaktadırlar. Bu nedenle pasif olarak da olsa ataerkil düzeni desteklemeye devam ederler. Halbuki özellikle erkekler tarafından özü ilan edilen feminizm yalnızca kadınların değil erkeklerin de mahkumu oldukları patriyarka 12 düzeninden kurtulmalarının yegane yöntemini içinde bulunduran bir harekettir (Hooks, 2012, s. 10). Feminizm konusundaki yanlış bilgiler ve kalıp yargıların nedeni olarak toplumun çoğunluğunun asıl feminizmin ne olduğu konusunda bilgi eksikliklerini işaret eden Hooks, feminizmin erkek düşmanlığı olarak algılanmasının nedeni olarak “ataerkil kitle medyasını” işaret eder. Feminizm kavramını savunan kişiler, ataerkil medyada, kendilerini toplumsal cinsiyet eşitliğine adamış olan beyaz ve üst sınıfa mensup kadınlar olarak sunulması nedeniyle toplumsal ön yargılara maruz kalan bir kavramdır. Feminizmin savunduğu konu temelde cinsiyetçilik olması nedeniyle savunduğu alt başlık konuları da temelde hep cinsiyetçilik ile alakalı olan meselelerdir. Ancak bu konulardan bazıları toplum tarafından fazlaca destek alırken bazı konular ne yazık ki uzun tartışmaların malzemesi olmaktan öteye gidememektedir. Örneğin eşit işe eşit ücret hakkı genellikle toplum tarafından kabul görürken; kürtaj hakkı, lezbiyen olarak özgürce yaşayabilme, kadına yönelik şiddet ve her türlü istismarın ortadan kaldırılması gibi konular genellikle fazlaca tartışmalara gebe olan, fikir ayrılıklarının birbirini izlediği konulardır (Hooks, 2012). Hooks, bu konuyu kürtaj sorununu ele alarak örneklendirir. Feminizm kadınların cinsiyete bağlı herhangi bir baskı olmadan özgürce yaşayabilmelerini hedefleyen bir hareket olarak kadınların çocuk doğurma ve çocuk sahibi olma hakları konusunda herhangi bir baskıya maruz kalmadan özgür olmalarını savunur. Dolayısıyla Hooks, bir kadın kendisi asla kürtaj olmayacağını belirterek kürtaj hakkına saygı duyuyorsa hala kendisini feminist olarak adlandırabilir ancak kürtaj karşıtı bir insanın feminizmin temel mantığı ile çelişmesi nedeniyle asla feminist olamayacağını dile getirmektedir. Bu örnekten hareketle reformist feminizme atıfta bulunan Hooks, başka kadınların tahakküm altına alınmasına ve sömürülmesine göz yuman bir iktidar feminizminin de asla olamayacağını ifade etmektedir (Hooks, 2012). İlk dönem feministler erkek tahakkümünden en fazla etkilenen kadınlar olarak oldukça öfkelenmişlerdir. Bu nedenle erken dönem feminizm fitilini ateşleyen feministler arasında gerçekten de erkek karşıtlığı oldukça yaygın olarak bulunmaktadır. Kadın- erkek arasındaki bu adaletsiz düzen karşısındaki öfkeleri kadınların özgürlük hareketinin temelini oluşturan ona ivme kazandıran bir unsurdur. Bu nedenle erken 13 dönem feminist hareketin savunucularının neden öfkeli birer erkek karşıtı oldukları anlaşılabilir. Ancak günümüzde ataerkil düzenin sürdürülmesinde erkekler kadar kadınların da rolleri olduğu ortaya çıkarılmıştır. Bu nedenle erkek karşıtı bir hareket olmaktan uzaklaşmıştır. Hooks, feminist hareketin cinsiyetçiliği sona erdirmek için öncelikli olarak kadınların kendileri ile yüzleşmeleri gerektiğini ortaya koymaktadır. Erken dönem kadın hareketinin güçlü olmasının nedeni olan her kadının bir şekilde erkekler tarafından mağdur edildiği ütopik “kızkardeşlik” teması sınıf ve ırk tartışmaları nedeniyle zamanla parçalanarak güç kaybetmeye başlamıştır (Hooks, 2012, s. 13-14). 2.1.2. Tarihsel Açıdan Feminizmin Gelişimi Tarihsel olarak feminizmin gelişimi toplumsal açıdan kadınların erkekler tarafından tahakküm altına alınmalarına tepki olarak ortaya çıkmıştır. Kadınlar yalnızca birbirinden farklı birçok alt grubu oluşturmaları bakımından değil aynı zamanda insanlık olarak bir bütünlüğün yarısını oluşturan bir grup olarak diğer toplumsal gruplardan ayrılmaktadır. Kadınların oluşturduğu insanlığın yarısını oluşturan bu devasa büyüklükte grubun ikamesiz olması nedeniyle diğer gruplardan farklı olarak baskıya uğramakta ve sömürülmektedir. Varlıkları insan türü için oldukça önemli ve yerleri asla doldurulamayan bir grup olmasına rağmen iktisadi, siyasi ve toplumsal açıdan geri plana itilmiş olmaları nedeniyle oldukça çelişkili oksimoron bir konuma sahiptirler. Özellikle gelişmiş sanayi toplumlarında kadınların çalışmaları iktisadi açıdan oldukça önemli olmasına rağmen toplumu inşa eden kişiler olarak erkekler görülmektedir. Kadınlara özgü evren olarak ise ev ve aile sunulmuştur. Kadınlığın kültürel olarak sonradan oluşturulması gibi aile de kültürel olarak oluşturulan bir kurumdur ancak tıpkı kadınlık rollerinin doğal olarak sunulması gibi aileye de doğallık atfedilerek sunulmaktadır. Ailenin oluşumunda kadına doğallık atfedilerek verilen rol kadın ile doğa arasında benzerlik kurularak paradoksal bir şekilde hem yüceltilmekte hem de değersizleştirilmektedir. Ailenin içindeki kadına kutsal rolü verilmekte ancak kadının şiddete ve istismara uğradığı yer yine aile olagelmektedir (Mitchell, 2006, s. 1-2). Feminizm kavramının tarih sahnesindenki ilk ortaya çıkışı olarak Mary Wollstonecratf’ın “A Vindication of the Rights of Women” (Kadın Haklarının Gerekçelendirilmesi) olarak gösterilir (Alikılıç ve Baş, 2019, s.90). 14 Feminizm farklı tanımları, türleri ve tarihsel süreçleri, içerisinde barındıran girift bir kavramdır. Bu nedenle hem tanımlanması hem de sınıflandırılması itibari ile farklılıkları da bünyesinde barındırmaktadır. Varol (2014, s. 221), feminizmin bütün ve tek olmaktan ziyade çeşitli kuramsal yaklaşım ve bakış açılarını içeren amorf bir yapıda olduğunu dile getirmektedir. Dolayısıyla feminizm belirli tanımlara indirgenemeyecek, belirli kalıplara sığdırılamayacak bir kavramdır. Pektaş (2017), bu konuda radikal, liberal, Marksist, sosyalist, postmodern, anarko, bolşevik, ekofeminizm gibi çeşitli türlerde pek çok feminizmin nasıl tasnif edileceğinin büyük bir sorun olduğunu belirtmektedir. Aynı zamanda feminizm türlerinin tarihsel bağlamda da farklılaşacağına dikkat çeken Pektaş (2017), feminizmin erken dönemini tanımlarken kalın bir çizginin içinde çeşitli oluşumların birbiri ile iç içe geçtiğini dile getirmektedir. Başka bir deyişle feminizm hem bir kavram olarak, hem içerik olarak hem de tarihsel bağlamda tanımlanması, sınıflandırılması ve kategorilendirilmesi oldukça zor bir ideolojidir. Bu nedenle feminizm kavramını ele alırken tek bir feminizmden ziyade feminizmlerden bahsetmek daha doğru olacaktır. Feminizm kavramı 1960 tarihinden günümüze kadarki tarihsel süreçte epistemolojik olarak değişime uğramıştır. 1960’lı tarihlerde itibaren küresel konjonktürel değişimlerden feminizm de üstüne düşen payı almıştır. Bu değişimler 3 ana başlık altında sınıflandırıldığından birinci değişim olarak feminizmin ulusal veya uluslararası alanda gençleri de akımın içine dahil edecek şekilde kapsam genişliğine uğramasıdır. Feminist grubun genişlemesine paralel olarak birbirinden farklı alt grupların da birbirleri ile tanışması ve yakınlaşması sağlanmıştır. İkinci değişim olarak ise feminizmin kendisine yönelik öz-eleştiri yapmaya başlaması gelmektedir. Bu kapsamda feminizm, homojen bir feminist tutum yerine toplumsal cinsiyet, etnisite, ırk, dil, din gibi farklı sorunların da dahil olduğu farklı feminist yaklaşımlar geliştirmeye başlamıştır. Üçüncü değişim olarak ise feminist düşünce paradoksal süreçler geçirerek dönüşüme uğramıştır. Bu üç temel değişim ile birlikte feminizm hem bir yaşam düşüncesi hem de politik bir hareket olarak daha karmaşık, kendi içinde çelişkileri olan, kompleks bir durum haline gelmiştir (Taş, 2016, s. 164). Feminist hareket temelde farklı aşamalardan geçmiştir. Akademik literatürde “dalga” olarak tanımlanan bu aşamaların hepsinin kendi öz tarihi ve kendi dönemini tanımlayan 15 eşsiz nitelikleri bulunmaktadır. Feminizm hali hazırda oldukça tartışılan bir kavramken feminizm terminolojisindeki dalga kavramı da oldukça tartışmalı ve farklı açılardan yorumlanabilir bir kavram olarak karşımıza çıkmaktadır. İlk kez 1968 tarihinde Martha Weinman Lear tarafından kaleme alınarak New York Times makalesi "İkinci Feminist Dalga" ile birlikte feminizm literatürüne giren dalga kavramı (Grady, 2018), tarihsel düzlemde farklı dönemlerde farklı feminist bakış açıları, uygulamaları ve politikalara yönelik eğilimlerin artması veya azalmasına (Varol, 2014, 221-222) bağlı olarak bir sınıflandırma yöntemi olarak ortaya çıkmıştır. Başka bir deyişle dalga kavramı feminizmi dönemsel olarak sınıflandırmak ve farklı zaman dilimlerinde farklılaşan feminizm temalarını ayırt etmek için kullanılan bir yöntemdir. Dalga metaforunun 1968’de yayınlanan "İkinci Feminist Dalga" makalesinden günümüze kadar zamanla yaygınlaşarak farklı feminizm dönemlerini sınıflandırmak için kullanılan bir yöntem olduğunu belirten Grady (2018), dalga metaforunun mükemmel bir metafor olmadığını feminizmi belirli kalıplara indirgediğini belirtmektedir. Ayrıca her bir dalganın belirli kalıpyargılar ve klişelerle tanımlandığını ancak her bir dalganın monolit olmadığını kendinden önceki feminist dalganın eylemlerine dayandığını ve aralarında oldukça güçlü bağların bulunduğunu da ifade etmektedir. Dalga metaforu ile birlikte ana akım bir feminizm oluşmuştur ancak her bir dalga farklı tema ve endişe taşımaktadır. Feminizm tarihi ve konusu gereği içinde bir çok gündemi taşıyan komlike bir harekettir. Bu nedenle feminizmin dalga metaforu ile keskin hatlar ile dönemsel olarak birbirinden ayrılması da oldukça zor olmaktadır. Bu nedenle feminizmin tarihsel açıdan değişiminin ve gelişiminin incelenmesinde literatürde farklı görüşler bulunmaktadır. Bazı yazarlara göre feminizm yalnızca iki dalgadan oluşurken bazılarına göre üç veya dört feminist dalgadan oluşan bir toplumsal harekettir (Taş, 2016, s. 166). Grady (2018) ise, hangi dalgada olduğumuzun dahi belli olmadığını, dalga metaforunun kesinlikle belirli bir dönemsel ayrım olmadığını belirterek, dalgaların neye göre tanımlandığının değişken olduğunu ancak dalga metaforunun feminizm tarihini anlayabilmek için de elzem olduğunu belirtmektedir. Ancak dalga metaforuna bağlı olarak feminizm dalgaları arasında belirli keskin hatlar çizmenin de doğru olmadığını dile getiren Grady (2018), feminizmin kesişimsel ve birbiri içine giren girift yapısı olduğunu ifade etmektedir. 16 2.1.2.1. Birinci Dalga Feminizm Dünyadaki insan nüfusunun yarısını oluşturan kadınların da erkekler gibi insan olmaları nedeni ile erkeklerden daha düşük bir statüde olma ve erkekler ile eşit toplumsal fırsatlara sahip olma nedenleri tarihsel düzlemde farklı zaman dilimlerinde farklı coğrafyalarda elbette ki dile getirilmiştir. Örneğin kadınlar, Ortaçağ’da Katolik Kilisesine karşı ayaklanmışlar ancak kısa sürede dönemin baskıcı toplumsal düzeni tarafından bastırılmışlardır (Tekeli, 2017, s.131-132). Dolayısıyla feminizmin ortaya çıktığı ilk dalga olan birinci dalga feminizm hareketi de kadınların erkekler gibi eşit haklara sahip olması gerektiğinin ilk dile getirilişi elbette ki değildir. Ancak Grady (2018), birinci dalga feminizm hareketinin belirli kazanımlara sahip örgütlü ve düzenli ilk politik ve toplumsal hareket olmasının altını çizerek hareketin önemine vurgu yapmaktadır. Dolayısıyla Batı’daki kadınların siyasi olarak eşitlik kazanmak için oluşturdukları ilk sürekli siyasi harekete atıfta bulunan Birinci Dalga Feminizm Hareketinin 1848-1920’li dönemleri kapsadığı çoğunlukla kabul görmektedir. Feminizmin ortaya çıkabilmesi için öncelikli olarak uygun toplumsal koşulların yaratılması gerekmiştir. Bu koşullar ise modernite ile gelen aydınlanma düşüncesi, Fransız İhtilali ve yeni filizlenmeye başlayan kapitalizmin şekillendirdiği toplumsal yapıyı meydana getirmektedir (Pektaş, 2017, s.175). Bu koşullardan en önemlisi Fransız Devrimi ve aydınlanma ile birlikte ortaua çıkan insanların eşit olması fikridir. Fransız Devrimi ile birlikte yeşeren “eşit insan” fikri kadınların da eşitlik talep etmesine neden olmuştur (Tekeli, 2017, s.131-132). Ancak Fransız Devrimi sırasında bahsedilen “özgürlük, eşitlik, kardeşlik” fikirleri ne yazık ki ne kadınların özgürlüğünü, ne cinsiyet, ırk ve sınıf ayrımı gözetmeksizin tüm insanların eşitliğini içeriyordu. Yalnızca ataerkil yapı içerisindeki ayrıcalıklı konumda olan beyaz erkeklerin otokrasiye karşı geliştirdikleri ve halkın tümünün desteğini almak için ortaya attıkları asılsız vaatlerden ibaretti. Özgürlük, eşitlik ve kardeşlik ataerkil yapının devamlılığını sağlayan yalnızca bir kılıftı. Devrim ile gelen demokrasi yalnızca beyaz erkeklere siyasal olarak oy hakkı vererek kadınların toplumsal yapıda ikincil statüde yer almalarına neden olmuştur. Hooks (2012)’ye göre daha önceden sınıf ve ırkçılık karşıtı hareketlerde erkeklerle birlikte omuz omuza mücadele etmelerine rağmen vaat edilen eşitlik ve özgürlükten üstlerine düşen payı alamayan kadınların öfkesi, erken 17 dönem feminist hareketin başlamasına neden olmuştur. Sosyalizm hareketinde beyaz kadınlar, sivil haklar hareketi ve ırkçılık karşıtı hareketlerde siyah kadınlar, yerlilerin hakları konusunda ise Amerikalı kadınlar hareketin içinde yer alsalar da erkekler, bu hareketlerin liderleri olarak görülmüştür ve kadınlardan ise bu doğasında liderlik olan liderleri yani erkekleri takip etmeleri beklenmiştir. Sınıf ve ırkçılık karşıtı hareketlerde adaletten ve özgürlükten bahseden erkekler bir taraftan da kadınları sömüreye, tahakküm altına almaya ve avaz avaz bağırdıkları adaletsizliği kendileri icra ederek kadınların özgürlüklerini ellerinden almaya çalışmışlardır. Radikal hak mücadelelerinde yer alan kadınların direnişçi tarafları gelişerek baskıya karşı direnişe geçmelerine ve kadın özgürlük hareketinin başlamasına neden olmuştur (Hooks, 2012). Yani kadınlar kendi özgürlük mücadelerini kendilerinin vermesi gerektiği fikrinden hareketle kendi özgürlük hareketlerini “kızkardeşlik” teması altında oluşturmaya başlamışlardır. Ataerkil ideolojiden beslenen Fransız Devriminin fikirlerini yanlarına alarak bağımsız bir mücadele başlatan kadınlar öncelikli olarak vaat edilen ama verilmeyen siyasal hakları için mücadele vermişlerdir. İlk dalga feminizm hareketi toplum tarafından alay edilme, tutuklanma, şiddet görme vs. gibi tüm kötü muameleye rağmen 70 yıl boyunca çeşitli eylem, yürüyüş ve protestolarına devam ederek siyasi yönden oy kullanım hakkını elde etmiş bir harekettir. İlk dalganın başlamasının 1848 Seneca Falls Kadın Hakları Sözleşmesi olduğu kabul edilmektedir. Bu kongrede yaklaşık 200 kadın kadınların siyasi, dini ve toplumsal yaşamdaki haklarını değerlendirmek ve tartışmak için Newyork’taki bir kilisede bir araya gelerek, kadınların oy kullanma hakkı da olmak üzere kadınların sosyal yaşamda sahip olması gereken birçok hakkının dile getirildiği 12 karardan oluşan listeyi oluşturmuşlardır. Lucretia Mott ve Elizabeth Cady Stanton tarafından başlatılan hareketin Sojourner Truth, Maria Stewartve Frances, E.W. Harper gibi renkli kadınlardan oluşan oldukça güçlü savunucuları bulunmaktadır. Özellikle birinci dalganın renkli savunucuları yalnızca kadınların sahip olması gereken oy hakkı için değil evrensel oy hakkının elde edilmesi ve kölelik karşıtı hareket konusunda da çalışmalar yapmışlardır Ancak kadın hareketindeki renkli kadınların müthiş çalışmalarına rağmen tarihsel düzlemde hareketin önderleri olarak beyaz kadınlar olan Lucretia Mott ve Elizabeth Cady Stanton gösterilmektedir (Grady, 2018). Dolayısıyla https://www.biography.com/people/sojourner-truth-9511284 https://en.wikipedia.org/wiki/Maria_W._Stewart https://en.wikipedia.org/wiki/Frances_Harper 18 modern feminist hareketin ortaya çıkışında etkili olanlar arasında siyah kadınlar olsa da hareketin starları beyaz kadınlar olmuştur (Hooks, 2012). Modern feminist hareket içinde aktif olarak yer alan siyah kadınlar, beyaz lezbiyen kadınlar gibi genellikle devrimci feminist hareket görüşünü savunuyorlardı. Feminist hareketin tek amacını, var olan sistemde kadın-erkek eşitliğini sağlamak olarak gören reformist feministlerle görüş farklılıkları nedeniyle devrimci görüşteki siyah kadınlar ile bir kırılma yaşadılar 1870 yılında siyah erkeklere oy kullanma hakkının verilmesi ile birlikte ise özellikle beyaz kadınlar olan süfrajetleri, siyasal katılım hakları konusunda mücadele etmeye teşvik etmiştir. Bu teşvik aynı zamanda birinci dalga feminist hareket içinde ırk ayrışmasının da oluşmasına zemin hazırlamıştır. Özellikle beyaz, ayrıcaklıklı ve eğitimli olan kadınlar, siyah erkeklerin yani eğitimsiz ve yıllarca toplumsal olarak hiçbir statüleri olmayan siyah erkeklerin oy hakklarını kendilerinden önce elde etmelerine oldukça sinirlendiler. Bu durum feminist hareket içinde beyaz kadınların mücadelenin ön safhasına çıkmalarına ve siyahi kadınların mücadelenin arka planına itilmelerine neden olmuştur (Grady, 2018). Feminizm tarihindeki diğer bir kırılma noktası olan sınıf tartışmaları ise ırk tartışmalarından önce feminizmin ilk dönemlerinde tartışılmaya başlanmış bir konudur. 1970’lerin ortalarında Diana Press tarafından yayınlanan Class and Feminism (Sınıf ve Feminizm) isimli derleme çalışmada kadınlar arasındaki bölünmeye neden olan sınıfsal çatışma ile ilgili devrimsel fikirler ortaya koyulmuştur. Bu tartışmalar “kızkardeşlik” temasının gücünü azaltmamış ancak toplumsal cinsiyet eşitliğini elde edebilmek için öncelikli olarak cinsiyet, ırk ve sınıf gibi nedenlerle kadınların nasıl tahakküm altına alındığı ile yüzleşilmesi gerektiğini ortaya koymuştur (Hooks, 2012). Reformist düşünürler ile devrimciler arasındaki bu kırılma feminist hareketin en başından kutuplaşmasına neden olmuştur. Reformist feministler toplumsal cinsiyet eşitliğini vurgu noktası olarak alırlarken devrimci feministler ise kadınların ataerkil düzende biraz daha fazla hakka sahip olmasının çare olmadığuını düşünüyorlardı. Devrimci feministlerin ataerkil düzenin dönüştürmesi ile her alandaki cinsiyetçiliğin sona ermesi arzusu kitle medyası tarafından önemsenmeyen bir görüş olarak kalmıştır. Kitle medyasında afişe edilen ise genellikle kadınların erkeklerin sahip olduklarını arzuladıkları şeklinde olmuştur. Bunun nedeni ise toplumsal cinsiyet eşitliğini savunan 19 reformist görüşlerin hayata geçirilmesi devrimci görüşlere göre daha kolaydır. Ekonomik yapıdaki değişimler, ekonomik krizler ve neden olduğu işsizlik gibi ataerkil düzenin temelini kökünden sarsan değişimler nedeniyle toplumsal cinsiyet eşitliğinin kabul edilmesi kolay bir hale gelmiştir (Hooks, 2012). Oysa ki erken dönem feminist hareket yurtttaşlık ve ırk karşıtı hareketin hemen sonrasında başlamış bir harekettir. Feminist hareketin başlangıcında görünür kılınan üst sınıf beyaz kadınlar başta olmak üzere çoğu kadın mevcut sistemde ekonomik olarak özgürlük elde etmeye başladığı anda devrimci feminist fikirleri bir kenara bırakmışlardır. Öte yandan devrimci feminist düşünceyi bastırmak beyaz erkek egemenliğinin hüküm sürdüğü sistemin işine yarıyordu. İronik bir şekilde devrimci feminist görüşler çoğunlukla akademide kabul edilerek teorik olarak geliştirilmiştir. Zaman içerisinde devrimci feminist görüşler eğitimli ve maddi durumu iyi olan bireylere özgü bir söylem olagelmiştir. Günümüzde de devrimci görüşlerin hitap ettiği kesim değişmemiştir, bu nedenle devrimci feminist düşünce hüçbir zaman topluma mal edilememiştir. Dolayısıyla Hooks, tarafından reformist hareketin radikal feminist hareketi yavaşlattığı ve hareketin toplumu baştan aşağıya dönüştürmeye odaklanarak, radikal hareket esaslarına gölge düşürdüğünü belirtilmektedir (Hooks, 2012). Reformist feminizm ile erkeklerin baskısından kurtularak daha özgür bir yaşam sürme şansına sahip olan kadınlar için reformist düşünce, sınıfsal geçişin bir yolu olarak görülmektedir. Cinsiyetçiliği sona erdirmeyecek olan reformist feminist düşünce en azından içinde bulunulan ataerkil sistemde kadınların özgürlüklerini en üst düzeye çıkarabilirdi. Ayrıca reformist feminist düşünceyi kabul eden kadınların kabul ettiği başka bir düşünce de emekleri sömürülerek, kendileri de dahil olmak üzere sistemin içindeki çoğu kişinin yapmayı istemediği “kirli işleri” yapmak zorunda bırakılan sınıfsal olarak daha aşağıda olan yoksul veya işçi sınıfından kadınlar hep olacaktı. Bu düşünce yapısının kabulü ile birlikte reformist feministler de işçi ve yoksul sınıfından kadınların emeklerinin sömürülerek toplumsal olarak ikinci sınıf vatandaş muamelesi görmelerine göz yummuş hatta bunun gerçekleşmesine ortak olmuşlardır (Hooks, 2012). Birinci dalga feminist hareket, kadınların siyasal haklarının yanı sıra eğitim ve istihdamda fırsat eşitliği ile mülk sahibi olma hakkı için de mücadele vermiştir. Feminist hareketin gelişmesine bağlı olarak hareket, feminizmin ana meselelerinden 20 olan diğer sorunlara da yöneldi. 1920’de ise ABD’de kadınlar oy kullanma haklarını elde etmişlerdir. ABD’de teorik olarak kadınlara oy kullanma hakkı teoride tüm ırklara verilmiş olsa da uygulamada Güney’de siyah kadınların bu haklarını kullanabilmesi daha zordur. ABD’de kadınların oy kullanma hakkını elde etmesi birinci dalga feminizmin en büyük başarısı olmuştur. Ve bunun sonucunda bazı bireysel küçük gruplar, eğitim ve istihdamda eşitlik hakkı, üreme özgürlüğü hakkı ve siyah kadınların oy kullanma hakkı gibi konularda çalışmalar yapmaya devam etseler de hareket büyük başarısı sonrasında parçalanmaya ve dağılmaya başlamıştır. Oy kullanma hakkını elde etmiş birinci dalganın, 1960 tairihinde ikinci dalga yükselene kadar önemli ve harekete geçirici başka bir hedefi bulunmamaktaydı (Grady, 2018). 1920-1960lı yıllar birinci dalga feminizme kazandırmış olduğu oy hakkı elde etmenin hareket üzerinde sağladığı anomi ile birlikte toplumları temelden etkileyen I. Dünya Savaşı, Büyük Buhran, II. Dünya Savaşı ve Soğuk Savaşın etkileri ve sonuçlarının toplumsal etkileri nedeniyle birinci dalga feminist aktivist hareket de durgunluk noktasına gelmiştir (Lengermann ve Niebrugge, 2019, s. 442). Feminist kuram kendi kuramsal zeminin belirli sorulara yanıtlar arayarak oluşturmuştur. Bu nedenle feminist kuramın ilk sorusu Kadınlar nerededir? sorusudur. Başka bir ifadeyle herhangi toplumsal olarak kadınlar konumu nerededir? Var mıdır, varsa kadınlar neler yapıyorlar? Yoksa, neden yoktur? Kadınlar tam olarak toplumsal yapılara ve durumlara nasıl bir katkı sağlarlar? Kadınlar bu konu hakkında ne düşünürler ne hissederler? sorularıdır. Feminist araştırma bu soruların yanıtlarına şu şekilde cevap bulmuştur: Kadınlar toplumsal olarak bir çok olayda ve durumda yer almaktadırlar. Yer alamadıkları konumlarda ise herhangi bir yetenek, bilgi ve ilgi eksikliğinden değil, toplumsal olarak inşa edilmiş ataerkil düzenin kadınları çoğu toplumsal konumdan dışlanmak için vermiş olduğu kasıtlı çabadan kaynaklanmaktadır. Kadınlar birçok toplumsal durumda aktif olarak yer alsalarda toplumsal yapı tarafından kadınlar yalnızca anne ve eş olarak edilgen rollere layık görülmüştür. 21 2.1.2.2. İkinci Dalga Feminizm 19. yüzyıldaki birinci dalga feminist hareketinden farklı olarak 1960-70’li yıllarda ortaya çıkan ikinci dalga feminizm hareketi kadın-erkek ilişkisini ataerkil sistem üzerine kurulu olan ve erkeklerin çıkarlarını korumaya yönelik olan bir iktidar ilişkisi olarak ele almaktadır. Kadınların ev içi emeği yani kapitalist sistemde ücretsiz emek diye adlandırılan sömürünün üzerine kurulmuş olan ataerkil düzeni, erkeklerin bu sistem içindeki iktidarını korumak için kadınların toplumsal rollerinin düzenlenmesi biçiminde meydana gelmektedir ve kendi devamlılığını sağlamaya yönelik kültürel, toplumsal ve ideolojik araçlara sahiptir (Çakır, 2011, s. 505). Kadınlar kamusal alandan dışlandıkları için tarih sayfalarından da dışlanmışlardır. Kadınların deneyimleri uzun yıllar boyunca önemsiz olarak ele alınmamış ve kayda değer görülmemiştir. Bu nedenle tarih erkekler tarafından, erkeklerin menfaatlerini korumak amacıyla ve eril bir dil kullanılarak yazılmıştır. Taki ikinci dalga feminizmin boy göstermesine kadar (Çakır, 2011, s. 508). İkinci dalga feminist hareket, kadınların yasa üstünde teorik olarak kazanmış oldukları haklarını toplumda halihazırda mevcut olan toplumsal kurallar ve kalıpyargılar nedeniyle kullanamamaktadırlar (Kolay, 2015, s. 8). Yani yasalarla kadınlara verilen haklar teorik olarak kalmakta kadınların uygulamaya geçirmesi oldukça zor olmaktadır. Ayrıca yalnızca kamusal alanda değil özel alan olarak tanımlanan ev içinde de kadınlar kazandıkları hukuki haklara rağmen ataerkil baskı nedeniyle ev içinde de eşitsizliğe ve ayrımcılığa maruz kalmaktadırlar. Bu nedenle özel alan olarak tanımlanan ve kutsal olarak kabul edilen aile kurumunun ve ev içi alanın toplumsal cinsiyet eşitliğini yeniden üreten alanlar olduğu ikinci dalga tarafından ortaya koyulmuştur. Özellikle Carol Hanisch tarafından yazılan bir makaelnin başlığı olan “The Personal is Political” (Kişisel olan Politiktir) sloganı ikinci dalga feminizmininin ve kamusal alan-özel alan tartışmasının ana solganı haline gelmiştir (Hanisch, 2000, s. 113). İkinci dalgada özellikle kürtaj hakkı başta olmak üzere çocuk bakımı, eğitim ve sağlık gibi konularda çalışmalar konusunda bilinç arttırma çalışmaları düzenlemiştir (Gaag, 2018, s. 35; Taş, 2016, s. 169-170). Özellikle 1960’lı yıllarda yaşanan teknolojik gelişmelere bağlı olarak kadınların cinsel ve üreme haklarını özgürce kullanabilmeleri 22 konusundaki sorunlara önem verilmiştir. Kadınların doğum kontrolü yöntemlerine ulaşmalarının önündeki engelleri aşmak için verdikleri mücadele kapsamında 1967 tarihinde İngiltere’de Kürtaj Hakkı elde edilirken İngiltere’yi takiben sırası ile 1973, 1975, 1978, 1983 tarihlerinde ise ABD, Fransa ve İtalya ve Türkiye’de Kürtaj Hakkı elde edilmiştir (Kolay, 2015, s. 8; Taş, 2016, s. 169-170). Simone de Beauvoir tarafından ortaya koyulan “Kadın doğulmaz kadın olunur” sözü ile toplumsal hayatta ortaya koyulan cinsiyet kavramının doğuştan doğal olarak oluşmadığı ancak sonradan toplum tarafından atandığını belirtmektedir. Erkek ile yarım kalan erkek olarak tabir edilen kadının arasındaki farkı yaratanın toplum olduğunu vurgulayan Beauvoir, kadın ve erkeğin de eşit olarak insan yavrusu olarak bebek halinde dünyaya geldikleri ve bebklik ve çocukluk döneminde aralarında hiçbir fark bulunmamasına rağmen toplumsallaşma sürecinse her iki cinsiyete de farklı roller atfedildiği için kadının sonradan öteki varlık haline geldiğini belirtmektedir (de Beauvoir, 1993). Bu ifade özellikle cinsiyet ve toplumsal cinsiyet ayrımının dile getirilmesi açısından önemlidir. Bu kapsamda cinsiyet kelimesi İngilizce’de sex ve gender olarak tanımlanmaktadır. Sex olarak ifade edilen cinsiyet ifadesi, belirli kısımlara ayırmak anlamına gelen section kelimesinden oluşmaktadır ve biyolojik cinsiyeti ifade etmektedir. İngilizce’de gender kelimesi ise “cins”, “tür” anlamına gelen genre kelimesinden oluşmuş olup toplumsal cinsiyet kavramına yani kültürel bir oluşumu işaret etmektedir (Boyacı, 2021, s. 13). Cinsiyet kelimesi genellikle insanların erkek ve dişi olarak iki sınıfa ayrılmış olan biyolojik cinsiyetlerini yani anatomik ve fizyolojik ayrımlarını ortaya koymak için kullanılan bir kelime iken toplumsal cinsiyet kavramı toplumsal olarak inşa edilen eril ve dişillere atfedilen toplumsal roller ile bağlantılıdır (Giddens, 2008, s. 505). 2.1.2.3. Üçüncü Dalga Feminizm Üçüncü dalga özellikle 1990 ve 2000li yıllar arasında dünya üzerindeki çoğu ülkenin (Kuzeydeki ülkeler çoğunlukta) cinsiyet eşitliğinin en azından hukuki boyutunun sağlanmış olması temelinden hareketle feminizm sonrası çağ olarak yani post-feminist çağ olarak adlandırılan dönemi kapsamaktadır (Gaag, 2018, s. 36). Üçüncü dalga feminist hareket döneminde dijital teknolojilerde yaşanan gelişim ve dönüşüm ile 23 birlikte feminizm ve teknoloji arasındaki ilişki sorgulanmaya başlamıştır. Bu kapsamda teknolojideki gelişmelere paralel olarak yaşanan kültürel ve toplumsal değişimin kadınlar ve toplumsal cinsiyet anlayışları üzerinde etkisinin nasıl olacağı soruları sıkça gündeme getirilmiştir. Bu sorulara yanıt arayan alanlardan birisi de siberfeminizmdir (Varol, 2014, s. 222). Üçüncü dalga feminizmin diğer dalgalardan ayırıcı en önemli özelliklerinden birisi hareketin ikinci dalganın belirli klişeler ve kalıpyargılar çerçevesinde ortaya koyduğu anlayış ve pratiklere karşı tepki olarak ortaya çıkmış olmasıdır (Kolay, 2015, s. 8; Taş, 2016, s. 171). İkinci dalga feminist hareketin içerisinde yer alan bütüncül mücadele kapsamında tüm kadınlar kategorisi tek bir çatı altında toplanmış olup kadınların hepsinin ortak bir davası olarak toplumsal cinsiyet kalıp rollerinin ortadan kaldırılması ele alınmıştır. Geleneksel toplumsal hareketlerin oluşumunda etkili olan bu anlayışa göre kadınların hepsi toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin hakim olduğu bir dünyada ilk amaç toplumsal cinsiyet eşitsizliğini ortadan kaldırmak için kadınların hepsinin örgütlenmesini ve ortak bir amaç uğrunda hareket etmesini sağlamaktı (Kolay, 2015, s. 8; Taş, 2016, s. 172). Ancak üçüncü dalga ile birlikte en azından dünyanın belirli bir kısmında hukuken sağlanan kadın-erkek eşitliğinin de etkisi ile farklı kimliklere sahip kadınların toplumsal ve ataerkil baskıdan etkilenme şekillerinin de farklı olduğu anlayışı hakim olmaya başladı. Bu nedenle kadınların ortak mücadelesi kadar kadınlar kategorisi içindeki farklı grupların toplumsal cinsiyet eşitsizliğini ve baskısını deneyimleme şekillerinin de birbirinden farklı olduğu anlayışı ile feminizmin alt kategorileri oluşturulmaya başlandı. İkinci dalga feminizm ile birlikte gelişen, feminizmi batı kökenli, beyaz, orta sınıf kadınların hareketi olarak indirgeyen anlayışa karşı olarak evrensel bir tek tipe indirgenmiş kadın kategorisinin oluşturulmasını reddetmiştir (Taş, 2016, s. 171). Özellikle 1990ların sonunda feminizm postmodern ve çok kültürlü kuramlardan etkilenerek kadınları tek bir kadın kategorisine indirgeyen baskıcı ve geleneksel anlayışa karşı çıkarak feminizmin içindeki ırksal, sınıfsal, cinsel yönelim gibi çoğulluğa ve farklılıkları vurgulamaya başlamıştır (Donovan, 2014, 349). Örneğin postmodernist feminist olarak adlandırılan Butler, bu konuda, feminizmin asıl sorununun aktivistliğini üstlendiği “kadınlar” kategorisinin tüm kadınları kapsadığı varsayımından hareketle 24 başlatılan bir hareket olduğunu ve bu kadınlar kategorisinin de zaten hali hazırdaki ataerkil heteroseksist düzen tarafından ikili bir cinsiyet olarak inşa edilmesi nedeniyle oldukça sorunlu olduğunun altını çizmektedir. Kadınlar ifadesinin kadınları yalnızca tek bir kategoriye indirgeyen ve yeterince kapsayıcı bir terim olmadığını belirten Butler, kadınlar kategorisinin yetersiz kalmasının nedenini ise toplumsal cinsiyetin belirli bir kesin kalıp olarak kalması yerine tarihsel bağlamda ırk, sınıf, etnisite, cinsel kimlik gibi unsurlarla kesişmesine bağlı olarak bu bağlamlardan ayrı değerlendirilememesidir (Butler, 2014, s. 46). Bu bağlamda kadınların tek bir düzlemde ele alınmasına karşı olan üçüncü dalga feminizm dil, din, ırk, etnik köken, sınıf, cinsel yönelim vb. gibi farklılıkların gözetilerek feminizmin içindeki kadın kategorisinin kadınlar kategorisi olarak yeniden ele alınması için çalışmalarda bulunmuştur (Taş, 2016, s. 171). Tıpkı feminizm kavramının tek bir düzlemde ele alınması gibi ataerki kavramının da tek evrensel olarak ele alınarak kadınların hegemonik yapı içindeki baskıya maruz kalarak ezilmelerini tek bir anlayışa dayandırmak oldukça sığ bir bakış açısıdır. Kültürlerarası feminizm yaklaşımı genellikle evrensel ve tek bir ataerkil düzen içinde kadınlarınn ezilmişliğini açıklamaya çalışan görüşü de reddetmektedir (Butler, 2014, s. 46). İkinci dalga feminizmin Batılı, beyaz, orta sınıf kadınlara yönelik olan yapısı Batının özellikle Batılı olmayan dünya üzerindeki kültürlere karşı emperyalist yapısı nedneiyle eleştirilmesine neden olmuştur (Butler, 2014, s. 47). Üçüncü dalga feminizmi, ikinci dalga feminizmden ayıran bir diğer özellik ise, kadınları nesneleştirdiğini savunarak reddettiği makyaj, topuklu ayakkabı gibi klişeleri benimseyerek ikinci dalga feminist harekete karşı bir hareket ortaya koyulmuştur. Bu dalga ile birlikte kadınların akıllı, güzel ve aynı zamanda da feminist olabileceği anlayışı hakim olmaya başlamıştır. Cinsel devrimin de etkisi ile kadınların cinsel açıdan özgürleşmelerini de kabul eden üçüncü dalga feminist hareket, kadınların cinsel açıdan aktif bireyler olmasını yargılayan geleneksel düşünce anlayışındaki “sürtük” “kaltak” gibi ifadelerin olumsuz yargılayıcı özellikteki yapısını yeniden inşa ederek olumlu olarak tekrardan yapılandırmıştır. Bunun yanı sıra bu dönemde “Girl Power” (Kadın Gücü) kavramı gelişmeye başlamıştır (Gaag, 2018, s. 36). Feminizme yöneltilen olumsuz ön yargıların yavaş yavaş kırılmaya başladığı dönem olan üçüncü dalgada 25 postmodernizmin etkisi ile toplumsal cinsiyete dair daha önceden sorgulanmadan kabul edilen veya reddedilen tüm kalıp yargılar ve pratikler sorgulanmaya başlamıştır. Bu dalganın yine ilk iki feminizm dalgalarından ayrılan bir diğer özelliği ise, kadına yönelik şiddet, cinsel özgürlük ve kadınların güçlendirilmesi gibi daha önce gündeme getirilmeyen fakat kadınların gündelik hayatın her anında karşılaştıkları daha spesifik ve farklı sorun alanlarına yönelik mikro politikalar üzerine çalışmalar yürütmüş olmasıdır. Üçüncü dalga feminist hareket kadınları baskılayarak denetim altına alan farklı toplumsal sorunları çözme konusunda çalışmalar yaparak toplumsal cinsiyet eşitliğini sağlamaya yönelik toplumsal değişim ve dönüşüm için bilinç arttırma ve farkındalık yükseltme faaliyetlerine önem vermiştir (Özveri, 2009, s. 210). Dünya tarihi erkek egemen bir yapıda inşa edildiği için tarihsel sahnede kadınlara herhangi bir rol verilmemiştir. Yalnızca tarih alanında değil bilimsel temelin üstüne kurulu olan diğer disiplinler de tarih alanı ile benzer şekilde ataerkil zeminde inşa edildiği için diğer alanlar da kadın kelimesine rastlamak oldukça zordur. Örneğin Latince insan anlamına gelen human sözcüğü aynı zamanda erkekleri de kasteden bir kelime iken femina kelimesi yalnızca kadınları temsil eden bir kelimedir. Tıpta insanoğlu olarak erkek ve erkeğin sahip olduğu fizyolojik özellikler tanımlanmaktadır. Anatomi ve üreme vs. dışındaki diğer hastalıklar genellikle erkek bedeni üzerinden tanımlanmaktadır. Sosyal bilimlerde ise genellikle beyaz, orta sınıf, heteroseksüel erkeğin dünyayı algılama ve deneyimleme şekli standart olarak kabul edilmektedir ve teorileri ve düşünceleri şekillendirmektedir (Sevim, 2014, s. 7-8). Bu nedenle özellikle üçüncü dalga feminist hareketle birlikte feminizmin alt kategorilerinin yanı sıra üçüncü dalga ile birlikte toplumsal cinsiyet konusunu yanı sıra eşitlik, adalet, güvenlik, farklılıklara saygı gibi toplumsal, ekonomik ve çevre sorunları da feminist perspektiften ele alınmaya başlamıştır. Eril bir açıdan ele alınan tüm konulara kadın bakış açısının getirilmesi feminist diskur içindeki farklılıkların ve bölünmelerin artmasına neden olmuştur. Dolayısıyla üçüncü dalga feminist hareket, birçok toplumsal alan ve soruna karşı feminist perspektif eleştirisi getirme konusunda çığır açıcı çalışmaların yapılmasına olanak sağlasa da mevcut haldeki sorunlara çözüm önerileri getirme konusunda oldukça zayıf kalmıştır (Kolay, 2015, s. 10;Taş,2016,172). 26 2.1.2.4. Dördüncü Dalga Feminizm 1986’daki Wilson Quarterly’de yazan bir yazarın feminizmin dördüncü dalgasının inşa edildiği ifadesini kullanmasından beri gelmesi beklenen ve tartışılan bir olaydır. Aslında dijital teknolojilerin etkisi ile 2014’ten beri feminizmin dördüncü dalgası inşa edilmeye çalışılıyor ancak #MeToo ve Time's Up hareketleri ile birlikte sonunda feminizmin vurucu dalgasının geldiği sıkça literatürde vurgulanmaktadır. Tıpkı üçüncü dalga gibi medyada sıkça yer alsa da feminizmin çevrimiçi dalgası olması ile üçüncü dalgadan ayrılır. Sanal alan dördüncü dalga feminizminin mekanı haline gelmiştir. Aktivistlerin bir araya gelmesi, etkinliklerin planlanması yapılarak hareket sokağa taşınırken (Kadın Yürüyüşü gibi) kimi zamanda sanal ortam dijital feminist aktivizmin meydana geldiği mekan olmaktadır (# MeToo Tweetleri gibi) (Grady, 2018). Dördüncü dalganın diğer önemli etkinlikleri ise UC Santa Barbara saldırısından ardından #YesAllWomen, kürtaj yasasına karşı gelen Wendy Davis için #StandWithWendy, kadınların uğradıkları cinsel taciz ve tecavüze uğramamak için “kaltak gibi giyinmeyi bırakmaları" söylemine karşı protesto için yapılan 2011’te başlatılan SlutWalks gibi hareketleri olarak adlandırılabilir (Grady, 2018). Diğer feminizm dalgaları gibi dördüncü dalga feminizm de monolit bir dalga olmamakla birlikte toplumsal cinsiyet eşitliği ve queer ve trans kapsayıcı, pozitif beden inşasını kapsamaktadır (Grady, 2018). 2.1.3. Feminist Perspektifte Kadına Yönelik Şiddet Radikal feminizm şiddeti toplumsal cinsiyet temelinde ele alarak şiddetin toplumsal özelliklerine vurgu yapmaktadır. Kadına yönelik uygulanan erkek şiddetini temeline alan radikal feministlerden Brownmiller (1976), kadına yönelik erkek şiddetini, erkeklerin kadınlar üzerinde güç ve otorite sağlama amaçları ile ilişkilendirmiştir (Walby, 2014). Bu yaklaşıma göre şiddet ve cinsellik toplumsal olarak şekillenmekte çocukluktan yaygın toplumsal cinsiyet rolleri temelinde maço olarak yetiştirilen erkekler sorun çözmek ve tartışmalara son vermek için şiddet kullanmaya meyilli olmaktadırlar. 27 Geleneksel ve kalıplaşmış toplumsal cinsiyet rolleri temelinde şekillenen şiddete meyilli erkeklik, medya ve popüler kültür tarafından da desteklenerek boyutları arttıırılmaktadır (Walby, 2014). Hanmer (1978) ise bu konuya farklı bir açıdan bakarak kadına yönelik uygulanan erkek şiddetinin analizinde devletin de güçlü bir etkisi bulunduğunu vurgulamaktadır. Radikal feminist bakış açısından kadına yönelik şiddete devletin iki boyutta etkisi bulunmaktadır. Bunlardan ilki olarak devletin şiddet uygulayan erkeklere karşı kadınların savunmasız olmasına neden olan ve kadının şiddet karşısında sessiz kalarak şiddet görmeye devam etmesine neden olan etkisi olarak kadınların ekonomik bağımsızlıklarını kazanmaları için devletin yeterince kaynak sağlamadığı eleştirisi hakimdir. İkinci boyutta ise devletin şiddete yönelik uyguladığı yaptırımlar gelmektedir. Devletin uygulamış olduğu cezai yaptırımlar kadına yönelik şiddetin artmasında veya azalmasında başat öneme sahip unsurlardandır (Walby, 2014). Albert Bandura'nın (1973) çalışmasına dayanan sosyal öğrenme kuramı, bireyin doğuştan sahip olduğu özellikler yerine sonradan doğadan ve sosyal çevreden birtakım davranışların erken çocuklukta öğrenilerek yetişkinliğe taşınarak geliştirdiği savına dayanmaktadır. Sosyal öğrenme teorisi, temelde modelleme ve pekiştirme ilkelerine dayanmaktadır. Taklit etme davranışını içeren modelleme kişilerin rol model olarak aldıkları kişileri özellikle erken çocukluk döneminde ebeveynlerinin davranışlarını modelleyerek taklit etmelerini ifade eder. Dolayısıyla aile içinde ebeveynlerinin şiddete meyilli ve saldırgan davranışlarına tanık olan çocukların, sorunlarını çözme biçimi olarak şiddet davranışını kullanma olasılığı oldukça yüksektir. Sosyal öğrenme kuramcıları, modelleme, taklit ve dikkat faktörlerine ek olarak, tekrarlanma olasılığı daha yüksek olan pekiştirilmiş davranışları da görürler. Bu nedenle, çevresel ipuçlarına veya stres faktörlerine yönelik saldırgan tepkiler, bu davranışlar istenen bazı sonuçlarla pekiştirilirse daha fazla tekrarlanır, ancak cezayla sonuçlanırsa tekrarlanmaları olası değildir. Bu nedenle, şiddet olumlu bir şekilde pekiştirilirse ve kabul edilen bir çatışma çözümü veya kişinin ihtiyaçlarını karşılama şekli ise, şiddet muhtemelen tekrarlanacaktır. Bu nedenle, bazı teorisyenlerin de belirttiği gibi, modelleme ve taklidin bazı işlevsel değerleri vardır. Şiddet, bireylere ve bazen de bir bütün olarak aileye işlevsel bir değer sağlar (Kurst-Swanger ve Petcosky, 2003). 28 Şiddetin öğrenilmesinde aileye büyük bir rol biçen sosyal öğrenme kuramı, öğrenmenin örnek alınan kişinin veya onun davranışlarının model alınması ve taklit edilmesi yolu ile gerçekleştiğini ortaya koymaktadır. Bireyin saldırganlığının kökeni bilişsel istekler veya engellenme duygusuna bağlayan açıklamalara karşı çıkan kuram insan ve çevrenin karşılıklı etkileşimine dikkat çekerek kişinin saldırgan tutumunun temelini saldırganlık ve şiddet davranışı karşısında çevreden aldığı onaylanma ve teşvike bağlamaktadır (Sallan Gül, 2013). Sosyal öğrenme teorisi aynı zamanda kuşaklar arası teori olarak da anılır; taciz edici davranışları bir nesilden diğerine aktarılmış olarak algılar. Kuşaklararası teori üzerine yapılan araştırma, şiddetin yalnızca evde yaşanmasının değil, aynı zamanda buna tanık olmanın etkilerini de içermektedir. Kuşaklar arası teori, şiddetli ve istismarcı yetişkinlerin bu davranışı, menşe ailede tacize tanık olmanın veya doğrudan tecrübe etmenin bir sonucu olarak öğrendiğini belirtir. Bu teori, istismarcı ebeveynlerin çocuklarını çocukken nasıl disiplin altına alındıklarına dayalı olarak fiziksel yollarla disipline ettiklerini görmektedir. Sonuç olarak, kendi çocukları da aynısını yapmak için büyüyecek ve “istismar döngüsü” devam etmektedir. Aile içi şiddetle ilgili sosyal öğrenme teorisi araştırması, büyük ölçüde evlilik içi şiddete odaklanmıştır. Özellikle, araştırmacılar, çocukken şiddete tanık olmanın veya şiddete maruz kalmanın, yetişkinlerin yakın ilişkilerinde şiddete veya şiddete maruz kalmaya daha fazla yol açtığını kanıtlamaktadır (Kurst-Swanger ve Petcosky, 2003). Çocukluk döneminde şiddete maruz kalmak veya şiddete tanıklık etmenin şiddete maruz kalma veya şiddete maruz bırakmanın “normalleştirilmesine” neden olduğunu belirten kuram, saldırganlık ve şiddetin temelinin iç güdüler veya dürtülerde aramak yerine kişinin çevreden aldığı uyarıcılara bağlamaktadır. Dolayısıyla tartışma ve çatışma yönetimi konusunda uygun yöntemleri öğrenemeyen bir kişi, sorunun çözümü için şiddete yönelmektedir. 2.1.3.4. Kadına Yönelik Cinsel Şiddet ve Taciz Taciz, bir kişiyi haklı gerekçeler ile gücendirmeye veya küçük düşürmesine sebebiyet evren her türlü uygunsuz, yakışıksız veya karşı tarafın hoş karşılamayacağı eylem veya 29 davranışlar olarak tanımlanabilmektedir. Taciz bir kişinin rahatsız olmasına, kendi tehdit altında hissetmesine, utanmasına, küçük düşmesine, gücenmesine neden olabilecek korkutucu, düşmanca veya saldırgan olan sözcükler, jestler veya davranışlar olarak karşımıza çıkabilmektedir (United Nations, 2008). BM tarafından cinsel taciz ise kişiye yönelik herhangi bir istenmeyen cinsel yaklaşım, cinsel içerikli talep, cinsel içerikli jest, cinsel içeriğe sahip sözel veya fiziksel eylem veya davranış, kişiyi aşağılayıcı veya gücendirici cinsel nitelikli herhangi bir eylem olarak tanımlanmıştır. Cinsel taciz devam eden belirli davranış veya eylem kalıbı olarak ortaya çıkabileceği gibi tek bir eylem şeklinde de ortaya çıkabilmektedir. Aynı cinsiyetten veya karşıt cinsiyetten kişiler arasında olabilen cinsel tacizden hem erkekler hem de kadınlar fail veya mağdur olabilmektedir (United Nations, 2008). Cinsel taciz toplumsal yapıdaki güç eşitsizliklerine bağlı olarak ortaya çıkan bir sorun olarak aynı zamanda da bu güç eşitsizliklerini besleyerek pekiştirmektedir. Cinsel taciz, güç sahibi kişinin istismar ettiği kişi üzerinde baskı, korku yaratma gibi düşmanca olarak meydana gelebileceği gibi herhangi bir çıkar ilişkisine de dayanabilmektedir. Toplumsal hayatta güce sahip kişi cinsel tacizin karşılığında cinsel tacize uğrayan kişiye iş, terfi veya herhangi bir başka sözde iyilik sağlayabilir. Diğer faktörlerin yanı sıra ırk, etnik köken, göçmenlik durumu, yaş, engellilik ve cinsel yönelime dayalı eşitsizlikler de güç dağılımının yapılandırılmasına ve dolayısıyla cinsel tacizin uygulanmasına katkıda bulunan unsurlar olabilmektedir. Cinsel taciz ve şiddet, toplumsal cinsiyet kimliği ve cinsel yönelime dayalı ayrımcılık ile yakından ilişkilidir. Ayrıca ırksal ve etnik mitler, inanışlar ve beklentiler de cinsel taciz ve cinsel şiddeti besleyen unsurlar arasındadır (UN Women, 2018, s. 10). Kadına yönelik cinsel şiddetin tarihi binlerce yıl eskiye dayanmasına rağmen cinsel şiddetin suç olarak kabulü ise oldukça yeni bir hadisedir. Günümüzde dahi cinsel şiddet belirli durumlarda suç olarak kabul görmemektedir (Pektaş, 2017, s. 89). Kadına yönelik cinsel şiddete feminist perspektiften bakıldığında, tecavüzün yasalarca yasaklanmadığını yalnızca düzenlendiği görülmektedir. Devlet kadına yönelik cinsel şiddeti önlemek veya faili cezanlandırmak yerine tecavüzü hafifleterek yumuşatmaktadır. Cinsel istismara mağruz kalan kadınlar hukuki süreçte de devlet, yasalar ve uygulamalar temelinde istismara uğratılarak ikinci kez mağdur edilmektedir 30 (MacKinnon, 1983, s. 651). Cinsel şiddet suçları genellikle maruz kalan mağdurun kendini ispat etmek zorunda olduğu sayılı davalardan birisidir. Cinsel şiddete maruz kalan kişilerin hukuki süreçleri genellikle toplum tarafından etiketleyici, damgalayıcı ve yargılayıcı süreçleri içermesi nedeniyle çoğu cinsel şiddet mağduru suçu bildirmemekte, dava etmemekte veya başlattıığı hukuki mücadeleden bir süre sonra geri çekilmektedir. Cinsel şiddet yalnızca hukuki olarak değil bilimsel ve akademik alanda da uzunca bir süre görmezden gelinen bir sorundur. Brownmiller (1984), akademik ve bilimsel çalışmalarda genellikle cinsel şiddet konusunun gündeme getirilmediğini, dile getirilse dahi üstün körü bir şekilde dile getirildiğini belirtmektedir. İnsan ve toplum bilimlerinin gelişimde en fazla rolü olan bilim dallarından olan psikiyatri, psikoloji ve sosyolojinin kurucuları ve önde gelen isimleri de cinsel şiddet konusuna oldukça yabancı kalmışlardır. Örneğin psikiyatrist Krafft-Ebing’in cinsel dengesizlikleri ele aldığı kitabında oldukça kısa bir bölüm olarak ele alınan cinsel şiddet failleri, toplumsal olarak yozlaşmış bireyler olarak ele alınmıştır (Brownmiller, 1984, s. 11). Krafft- Ebing’in cinsel şiddet failleri hakkında yapmış olduğu açıklama, failin psikopatolojik rahatsızlıklarına atıfta bulunulan psikopatolojik modele dayanmaktadır ve cinsel şiddetin toplumda nadir olarak görülen sapmış bir davranış olarak ele almaktadır. Cinsel şiddetin bireylerin psikopatolojik sorunlarına indirgendiği bu tür yaklaşımlar, cinsel şiddeti yaygın olan toplumsal bir sorun olarak ele almak yerine istisnai bireysel sorunlar olarak ele alınmasına ve cinsel şiddetin toplumsal önemini kaybetmesine neden olmaktadır. Yine Krafft-Ebbing gibi psikiyatri ve psikolojinin gelişimindeki önemli isimlerden olan ve erkeğin anatomik olarak üstünlüğünü savunan (penis kıskançlığı) Freud, çalışmalarında cinsel şiddet konusunu es geçmiştir. Freud’dan sonra gelerek Freud’u izleyen meslektaşları olan Alfred Adler, Helen Deutsch, Karen Horney’in de bu konuda herhangi bir çalışmaları bulunmamaktadır. Sosyolojinin gelişiminde rol oynayan sosyalist teorisyenlere bakıldığında ise her ne kadar sömürüyü kuramlarının temeline koymuş olsalar da ele aldıkları sömürü ekonomik sömürü ile sınırlı kalmakta kadınların bedenlerinin ihlaline dayanan cinsel şiddet kavramına herhangi bir açıklama getirilmemektedir. Sosyalist kuramcılardan yalnızca August Bebel, tecavüzün özel mülkiyet ve sınıf kavramının ortaya çıkmasındaki rolüne değinmiştir. Anc